“MİT News” Trial case details »

1. Standing - June 24, 2020


Duruşmanın başlaması için 10:30 saati belirlenmişti. Ancak duruşma salonunun kapıları, 11:25’te açıldı. Duruşma salonu 25 kişilikti. Ancak, salona; “koronavirüs” pandemisi karşısında alınan önlemler nedeniyle 12 izleyici alındı. Salondaki izleyicilerden altı kişinin sanık yakını, altı kişinin de gazeteci olmasına karar verildi. Yer kalmayınca salondaki diğer gazeteciler ve milletvekilleri dışarı çıkarıldı.

Tutuklu gazetecilerin tamamı duruşma salonunda değildi. Davada tutuksuz yargılanan E. E., duruşmaya; Manisa’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada mahkeme başkanı, iddianameyi özetledi. Ardından sanık gazetecilerin savunmalarına geçildi. Sırasıyla Murat Ağırel, Aydın Keser, Ferhat Çelik, Hülya Kılınç, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve E. E. savunma yaptı.

Her gazeteci savunmasını bölünmeden, mahkeme heyeti tarafından müdahaleye uğramadan yapabildi.

Gazetecilerin savunmalarında öne çıkan kısımlar şöyleydi:

Murat Ağırel:

“Düşünün MİT’in Libya’da görev yaptığı Cumhurbaşkanı tarafından tüm dünyaya ilan ediliyor. Gemi vurulduğu haberi yapılıyor. Cumhurbaşkanı Sözcüsü yalanlıyor. 19 Şubat’ta konunun uzmanları, muhtarlar, şehitlerin arkadaşları paylaşımlar yapıp fotoğraflarını paylaşıyor, cenaze töreninde yakalara fotoğraf takılıyor, yüzlerce kişi cenazeye katılıyor, cenazeden canlı yayın yapılıyor, MİT başkanlığı çelenk gönderiyor, Cumhurbaşkanı ‘Libya’da şehitlerimiz var’ diye açıklama yapıyor, yüzlerce binlerce paylaşım yapılıyor. Bunlar ifşa olmuyor. Benim paylaşımımın, 11 gün sonra ifşa kastı olduğuna karar veriliyor. Bu hangi mantığa, hangi hukuka, hangi vicdana sığmaktadır? Amaç nedir? Bu kadar tesadüf fazla değil midir? Yoksa savcılığın asıl amacı yine kitabımda da yer alan bir kişinin daha savcı sorgusuna girmeden yazdığı gibi ‘elbet bu iftiraların hesabı sorulacaktır’ itirafı mıdır?”

(Murat Ağırel’in duruşmada yaptığı savunmanın tam metnine ulaşmak için TIKLAYINIZ. )

Aydın Keser:

“Suçlamaları kabul etmiyorum. Haber, özel bir kasıtla değil, haber verme saikiyle yapılmıştır. Açık kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilerin yer aldığı haberi başka internet sitelerinde yayınlanan haberden derleyerek yaptık. Haberde yaşamını yitiren kişinin MİT mensubu olduğu yazılmamıştır. Bu suçlamaların hukuki ve maddi dayanağı da yoktur. Dört aydır cezaevinde ve tecritteyim. Bu süreçte eşimi yalnızca bir kere gördüm, o da kapalı görüştü. Çocuğum ve eşim bu durumdan maddi ve manevi olarak etkilenmiştir. Tutuklanmadan önce kalple ilgili yarım kalan bir tedavim vardı. Doktora gittim cezaevinde. Hastaneye gitmem gerektiğini söyledi ancak pandemi nedeniyle gidemedim. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.”

Mehmet Ferhat Çelik:

“Dört aydır tecrit altında olduğumuz için konuşmayı unuttuk, dilim sürçerse affola. Gazetecilik öyle bir hale geldi ki medyanın yüzde 95’i iktidarın hakimiyeti altında. Diğer yüzde 5 de muhalif yayın yapmaya çalışıyor. Gazetecilik ters yüz edildi biraz. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, ‘Libya’da birkaç tane şehit var’ diyorsa, gazeteci merak eder. Ama istiyorlar ki Cumhurbaşkanı’nın ‘Birkaç tane şehit var’ açıklamasıyla yetin. Bu nasıl bir gazetecilik? Yeni Yaşam Gazetesi, P24 ve Yeniçağ Gazetesi’nde yazılanları derlemiştir. Onları hedef göstermiyorum, gazetecilik yapmışlardır.

Haberlerimiz iddianamede yer almamış, muğlak ifadelerle suçlama yöneltilmiştir. Bizim suçlamalara karşı yaptığımız savunma da yer almamış.

Biz, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafından önce serbest bırakıldık. Kararda haberin daha önce yayınlandığı gibi gerekçeler vardı. Sonra hakkımızda yakalama kararı çıkarıldığını öğrendik. Tutuklanacağımı biliyordum. Haberimin arkasında duruyorum.

Haber ortada. İnsan sormadan edemiyor:

Her şey ortadayken biz neden hedef alındık? Açık kaynaklardan kopyala-yapıştır şekliyle aldığım haberle nasıl casusluk yapmış olabilirim? Devletin gizli kalması gereken bir bilgiyse bu, savcılık haberden sonra neden 12 gün bekledi bizi ifadeye çağırmak için? Herkes MİT mensubu olabilir. Ben bir haberi yaparken sen MİT’çi misin diye mi sorayım? Biz vicdanlarda zaten beraat etmişiz, özgürüz. Mahkemeye düşen de bunu hukuken tasdiklemek.”

Hülya Kılınç:

“20 yıllık gazeteciyim. Daha önce de defalarca şehit cenazesi haberi yaptım. Hazırladığım haberde; şehidin kimliğini, ailesini, görevini ve diğer MİT personelini deşifre etmedim. Haberde çok özenli ve dikkatli bir üslup kullandım. Eğer deşifre amacım olmuş olsaydı, şüphesiz çok farklı bir haber hazırlardım ve çok farklı cümleler kullanırdım. Şehidin ailesinin ve akrabalarının incinmemesi için hem haber öncesi görüşmemde, hem de haberi hazırlarken çok dikkat ettim. Ben yalnızca gazetecilik yapmak, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla haberi hazırladım. Haberin amacı, ‘Şehidimizin Manisa’da defnedilmesi ve şehidimize hak ettiği resmi törenin yapılmamasıdır.’ Suç teşkil eden herhangi bir fiilim yoktur. Suç işleme niyet ve kastım bulunmamaktadır. Suç işlediğime inanmıyorum. Ben de herkes gibi, bu suçlamanın Odatv’nin ‘fincancı katırlarını ürkütmesi’ nedeniyle yapıldığını düşünüyorum. Umarım yanılırım.”

(Hülya Kılınç’ın duruşmada yaptığı savunmanın tam metnine ulaşmak için TIKLAYINIZ. )

Barış Pehlivan:

“Eğer FETÖ sanıklarını görevde tutup, bir de onlara FETÖ operasyonu yaptırıldığını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer terörle mücadele biriminin başına, terör örgütü üyeliğinden yargılanan birisinin oturtulduğunu yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ’cüleri para karşılığı tahliye eden, başka tarikatların müridi yargı mensupları olduğunu yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ şüphelisi olup; başka tarikatların hocalarından hüsnü şehadet aldığınızda dosyanızın kapandığını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ borsası sanığının çocuğunun gözü önünde öldürülmesinin perde arkasını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer bu toprakların en tehlikeli örgütü FETÖ ile mücadelenin bir rant ve sermaye değişimi aracı haline geldiğini yazmasaydım burada olmazdım. Eğer böyle giderse, yarın bir tankın içinde, devlet gömleği giydirilen başka tarikatlara mensup darbeciler görürüz, diye yazmasaydım burada olmazdım. Ama tüm yaşadıklarıma rağmen diyorum ki iyi ki yazdım, iyi ki yazıyorum, iyi ki yazacağım. Hepsi gerçekti. Yalanlayamadılar. Bunun yerine, bir bahaneyle hapse attılar. Amaç; daha önce yazdıklarımın bedelini ödetmek ve ileride de yazmamamdı.”

(Barış Pehlivan’ın duruşmada yaptığı savunmanın tam metnine ulaşmak için TIKLAYINIZ. )

Barış Terkoğlu:

“Halen görevde bulunan MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve ünvanlarıyla ifşa edildiğinin açık bir yalan olduğunu tekrar söyledikten sonra kendimden bahsedeyim. Ben savcıların bu cümlelerden ne demek istediğini anlıyorum, ancak onlar kendilerini anlatmak istiyorlar mı sahiden? İddianame hukuki bir metin ise, öznesi ve fiili açık, kanunlaştırılmış cümlelerden oluşmalı. Ne yazık ki bu cümleler böyle değil. Ben bu ifadelerde fiil gerçekleştiren bir özne olarak kendimi göremiyorum. Ancak bu cümlelerden benim anladığım bir şey var ki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göre benim suçlu olmam için bir şey yapmam gerekmiyor. Odatv Sorumlu Haber Müdürü olmak bu savcılara göre suç. Dikkat ediyor musunuz, Meclis’in Libya tezkeresinin tam metnini iddianameye koyan savcılar nedense gazetecilerin sanık olduğu iddianameye tek bir basın kanununu, bir tek internet yasasını yazmamış. Yani ortada maç var ama ortada bir top yok. Haliyle ben bir boşluğun peşinden koşuyorum. Ama olsun, Odatv Haber Müdürü olarak bu iddianameye göre ben oturan ve kalkan halihazırda tutuklu olan kendi başına bir suçum. Pantolon, gömlek, ceket giyen ve konuşan, yazan bir suçum. 1 metre 92 santim boyunda ve 85 kiloluk bir suçum. Hapisten çıkmamam için sabaha karşı özel infaz kanunu yapan Meclis, ben yolda gelirken yeni kanun yapmadıysa, hala suçlu olmak için kanunu arayan bir suçum.”

(Barış Terkoğlu’nun duruşmada yaptığı savunmanın tam metnine ulaşmak için TIKLAYINIZ. )

Tutuklu gazetecilerin ardından tutuksuz yargılanan Akhisar Belediyesi basın çalışanı E. E. savunma yaptı.
Salondaki gazetecilerden yalnızca Hülya Kılınç’ı tanıdığını beyan eden E. E. şunları söyledi:

“Bize davet gelince belediye başkanıyla birlikte cenazeye gittik. Görevim gereği fotoğraf çektim. Fotoğraf makinesi boynumdaydı, ulu orta çektim. Daha sonra fotoğraf çekilmemesi istendi. Ben de bıraktım çekmeyi. Caminin içinde ve dışında da çektim. O sırada sosyal medyadan yayın yapanlarda da vardı. Şehitliğe götürülürken oradan ayrıldık. Aradan iki hafta geçtikten sonra Hülya Hanım iletişime geçti. Buluşmak istedi. Yoğun olduğum için buluşamadık. Telefonda gazetecilik üzerine konuştuk. Belediye başkanıyla röportaj yapmak istediğini söyledi ve şehit cenazesinde çektiğim fotoğrafları sordu. MİT mensubu olduğunu bilseydim yollamazdım. Suç işleme kastım olsaydı gizli yolla yollardım, öyle de yapmadım. Tutuklamalar olduktan sonra böyle olduğunu anladım. Üstüme atılan suçlamaları kabul etmiyorum. Biz cenazenin TSK şehidine ait olduğunu sanıyorduk.”

Gazetecelerin savunmalarının ardından Yeni Yaşam Gazetesi’nden editör Semiha Alankuş ve MİT mensubunun defnedildiği köyün muhtarı C. M. tanık olarak dinlendi.

Savunmalar tamamlandıktan sonra savcı mütalaasını açıkladı.

Savcı, gazetecilerin tutukluluk halinin devam ettirilmesini ve esas hakkındaki mütalaayı hazırlamak için süre verilmesini talep etti. Savcı, soruşturmanın genişletilmesine ilişkin varsa taleplerin alınmasını istedi, esas hakkındaki mütalaasını bir sonraki duruşmadan önce de açıklayabileceğini söyledi.

Mahkeme heyeti, pandemi nedeniyle her gazetecinin bir avukatının konuşmasına karar verdi.

İlk olarak Murat Ağırel’in avukatı Ruşen Gültekin savunma yaptı. Gültekin’in savunmasında öne çıkan başlıklar şöyleydi:

“Bu yargılamanın ruhu açısından Türkiye’nin Libya’yı işgali değil, Libya’nın doğru bir yere gidebilmesi için oraya giden unsurlarla gurur duyarız. 17 yıl cumhuriyet savcısı olarak görev yapan ben, bir TV kanalından iddianame alıntı yapılıyordu. Bu işin suç olduğunu anlattım ve ben bu yayına girdikten sonra bu iddialar kesildi. Ben ülkemde adalet olduğuna inanıyorum ve bunu sağlamak için de elimden gelen mücadeleyi yapmak istiyorum. Bu mahkemenin huzurunda arz edildi. Benim müvekkilim bütün bilgileri internetten toplamıştır.

Bir kere şeklen iddianamede Murat’ın diğer sanıklarla bir bağlantısı yok. Olması gereken şudur, tevkif edilmeliydi sizin önünüze ayrı ayrı gelmeliydi. Bu iddianamede ne anlatılıyor biz anlamıyoruz. Murat bunların MİT mensubu olduğunu anladığında çok değişik bir müdahaleyle karşılaşıyor. Gökten bir el geliyor ve bunu alıp ve yok edebiliyor. Murat bunların MİT mensubu olduğunu anladığında çok değişik bir müdahaleyle karşılaşıyor. Gökten bir el geliyor ve bunu alıp ve yok edebiliyor. Olayda ifşa gerçekleşmemiştir. Müvekkilim bu suçu işlemediğine ben kalben inanıyorum. Bugün Türkiye’de tutuklama kanayan bir yara.”

Aydın Keser’in avukatı Sercan Korkmaz, “Söylenecek hiçbir şey kalmadı. Şapkadan tavşan çıkartamayacağız. İddianamenin ciddiyetsizliği ortada ama ciddiyeti olan bir durum ise salgın ortamıdır” dedi.

Ferhat Çelik’in avukatı Özcan Kılıç ise şunları kaydetti:

“Bu haber 19-20-21-22 günleri yayınlanmış haberler. Vefat eden MİT mensupları görevdeyken değil, vefat edildiği haberleri yapılıyor. 22 Şubat’ta ihale Murat Ağırel’e yıkılıyor. Mailleri hacklaniyor. Vefat etmiş, cenaze haberi yapıyorsunuz. Sanki görevdeyken ifşa ettiniz, hayatlarını tehlikeye attığı gibi gösteriliyor.

Hakikaten mantığa uygun değil. 30 yılda en rahatsız olduğum dava bu oldu. Bu tür davalarda haber olur. Asliye cezaya çıkarsanız, zaten asliye cezalıktı bir maddeyle ağır cezalık oldu. AYM’nin kararı tarifi çok ayıp bir şey. 2010’lar toplu davalar vardı, biz TV’lere gazetelere bakıldığında kim tutuklanacak kim bırakılacak bilirdik. Bu örgüt davası değil, MİT görevlilerini deşifre etmiş değil, hakaret değil. Üç savcının imza atmış olması özel karakteristik bir örnek olmuş.”

Hülya Kılınç’ın avukatı Celal Ülgen, şunları kaydetti:

“İddia makamı bir zoru başarmak istemiş; Bir tarafında Yeniçağ bir tarafında Odatv bir tarafında Yeni Yaşam almışlar, bir örgüt oluşturabilir miyiz diye iddianame yazmışlar. İddianameyi hazırlayan savcı suç olarak MİT Kanunu gösterdi. Peki iddianamede TCK 329 nerden çıktı.

Temel bir olay var; iddianamenin hukuki değerlendirme bölüm AYM’nin kararından ve Yargıtay’ın verdiği Enis Berberoğlu kararından kopyalanarak alınmıştır. İddianamedeki hukuki değerlendirme bölümü sözcük hatalarına kadar oradan alınmıştır. Bir şeyin farkındayız. Mahkemenizi suçlamıyorum. Türkiye’de uzun bir sürerdir hukuk tutulması yaşıyoruz. Buradan çıkış yolu aramamız gerekiyor. Müvekkillerimizin tahliyesini talep ediyoruz.”

Barış Pehlivan’ı avukatı Hüseyin Ersöz ise şu ifadeleri kullandı:

“Soruşturma aşamasında bir sürü hukuksuzluk yaşandı belki bunlar sizin önünüze gelmedi. Müvekkillerimiz avukatsız tutukluk incelemesine maruz kaldı. İddianamenin ortasında bu suçlarla ilgisi olmayan iki olayı da koydular. Biri Barış Pehlivan’ın darp meselesi ve Ağırel hakkında iki farklı karar verilmesi.

Sizin vicdanlarınıza, hukuk adamlığınıza yönelik savunmalar gerçekleşti. Gazeteciliği tartışacağımız yer burası olmamalı. Her akşam tartışma programlarında koca koca adamlar çıkıp Libya’da ne olacak diye konuşup cumhurbaşkanının söylediklerinin peşine düşmeyeceksiniz… Kusura bakmayın gazetecilik bu değil.

Bir de şunu hiç tartışmadık, Ankara’da Ümit Özdağ hakkında fezleke var. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı hem MİT Kanunu hem TCK 329’dan yaparken neden Ankara sadece MİT kanunundan fezleke hazırladı? Talebimiz; haksız bir şekilde tutuklanmış hayatlarından 19 ayın çalınmış olan ve üstüne 3,5 ayda eklenmiş müvekkillerimizin tahliyesini talep ediyoruz.”

Barış Terkoğlu’nun avukatı Yiğit Akalın’ın savunmasından öne çıkan başlıklar şunlardı:

“Barış Terkoğlu hala neden tutuklu? İddianamede Terkoğlu’nun isminin geçtiği yerlerde o da haberi biliyordur diye bir şey yok. Sadece sorumlu haber müdürü olması nedeniyle yazıyor. Müvekkilimin huzurda olmaması gerekiyor.

Huzurda TCK 329’dan tutuklu değiliz, esas hakkında savunma yapmıyoruz. Tahliye talebinde bulunuyorum, 27/3’ten tutuklandığım için 27/3’ten tahliye talebinde bulunuyorum. Hayatım boyunca kimse için derhal beraat talebinde bulunmadım. Bulunmam da ama Terkoğlu’nun derhal beraat etmesi gerekiyor. Başta müvekkilim olmak üzere hepsinin tahliyesini talep ediyoruz.”

Son olarak hakkında yakalama kararı çıkartılan gazeteci Erk Acarer’in avukatı Ömer Faruk Eminağoğlu savunma yaptı. Eminağaoğlu şunları söyledi:

“Bu dava bütün sanıklar yönünden derhal beraat koşulunun oluştuğu bir davadır. Müvekkillim yurt dışındadır. Suç işlediği söylendiği süreçte yurt dışındadır. Gaip konumdadır. Bu yüzden hakkında yakalama kararı verilemez.
Gaip sanık için ne yapılır? Bulunduğu ülke ile suçluların iade anlaşması uygulanır. İade talebinde bulunur, geçişi tutulmaya göre Türkiye götürülür. Her şeyden önce burada yargılananlar için derhal beraat kararı verilmelidir.”

Avukat savunmalarının ardından mahkeme, karar için duruşmaya 45 dakika ara verdi.


Karar için verilen aranın ardından heyet duruşma salonunda yerini aldı.

Mahkeme heyeti tutuklu gazeteciler Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’in tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verdi. Tutuklu gazeteciler Murat Ağırel, Hülya Kılınç ve Barış Pehlivan’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Hakkında tahliye kararı verilen üç gazeteciyle ilgili yurt dışına çıkış yasağı kararı verildi. Ayrıca Ferhat Çelik ve Aydın Keser hakkında “ikametlerinin bulunduğu, il sınırlarını terk etmemek“ şeklinde adli kontrol şartı verildi.

Erk Acarer hakkında çıkartılan yakalama kararının devamına ve yurtdışında yaşadığı için savunmasının bulunduğu yerde alınmasının iki duruşma arasında değerlendirilmesine karar verildi.

Yargılama dosyasının esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesine ve mütalaanın sunulması halinde taraflara bildirilerek savunmalarını hazırlamaları için gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verildi.

Yargılamının, 9 Eylül 2020 tarihinde görülecek ikinci duruşma ile sürmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde yapıldı.

Duruşma öncesi adliye önündeki meydanda milletvekilleri, siyasi partilerin İstanbul il başkanları, basın meslek örgütleri ve gazetecilerin katıldığı bir basın açıklaması yapıldı.

Açıklamaya katılanlar “koronavirüs” pandemisi nedeniyle taktıkları maskelerin üstüne “Susmayacağız” etiketi yapıştırdı.

Basın açıklaması sırasında çekilen bir fotoğrafta Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) milletvekilleri ve İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı temsilcileri vardı. Fotoğrafta İYİ Partililer elleriyle bozkurt işareti yaparken “Gerçekler hapsedilemez” pankartı taşıyor, önlerinde HDP’li milletvekilleri duruyordu. Bu fotoğraf akıllara Gezi Parkı eylemlerinde elinde BDP bayrağı olan birinin Atatürk posteri taşıyan bir eylemciyi polis müdahalesinden kurtarırken başka bir eylemcinin de bozkurt işareti yaptığı fotoğrafı getiriyordu. Mahkeme salonunun bulunduğu koridor da kalabalıktı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonu 25 kişilikti ancak pandemi nedeniyle 12 izleyici alındı. Salondaki izleyicilerden 6 kişinin sanık yakını, 6 kişinin de gazeteci olmasına karar verildi. Yer kalmayınca salondaki diğer gazeteciler ve milletvekilleri dışarı çıkarıldı.

Duruşma, 20.45’e kadar sürdü. Bu sürede her gazetecinin savunmasından sonra salon boşaltılarak havalandırıldı. Çünkü pandemi karşısında alınan tedbirler karşısında klimalar çalıştırılmıyordu ve salon oldukça sıcaktı. Koridorda da kalabalık olduğu için salonun kapılarının açık bırakılmasına izin verilmedi. Savunmalar 20.45’te tamamlandı. Mahkeme, ara kararını hazırlamak için 45 dakika ara verdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya katılım oldukça yoğundu. Eğer pandemi olmasaydı ve büyük salonda yapılsaydı bu duruşma hıncahınç bir kalabalık olacaktı. Duruşmayı izlemeye gelenler arasında CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP milletvekilleri Ali Şeker, Mahmut Tanal, Sera Kadıgil, Sezgin Tanrıkulu, Gamze İlgezdi, Muharrem Erkek, Murat Bakan ve Utku Çakırözer; HDP Milletvekili Hüda Kaya, Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Erkan Baş ve Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık da vardı. Öte yandan uluslararası herhangi bir gözlemcinin olmaması da dikkat çeken başka bir ayrıntıydı.

Genel Gözlemler

Karar, salonda buruk bir sevince neden oldu. Kimileri sevinçten, kimileri de üzüntüden ağlıyordu. Barış Pehlivan, arkadaşı (Barış Terkoğlu) tahliye edildiği için sevindiğini söylüyor, Murat Ağırel de “Susmayın, korkmayın, alışmayın” diye bağırıyordu.

Hakkında tahliye kararı verilen gazetecileri karşılamak için yakınları ve bir grup gazeteci Silivri’ye gitti. Cezaevinin rutin bir uygulaması haline geldiği için tahliye edilen kişiler cezaevinin yakınında bulunan bir dinlenme tesisine getirileceğinden bekleyiş burada sürdü.

Gazeteciler beklerken tesisin önündeki langırt masasında, masaj koltuğunda ve boks makinesinde gücünü deneyerek vakit geçirdi. Saat geceyarısı 2.00’ye doğru gelirken uzaktan bir araç göründü. Tesisin önünden geçerek park etti. Bu sırada aracın arkasından gazeteciler ellerinde mikrofonlar ve flaş ışıklarıyla koşturuyordu.

Gazetecilere “geçmiş olsun” dileğinde bulunanlar pandemi nedeniyle tokalaşmamaya ve sarılmamaya özen gösterirken Barış Terkoğlu “Biz henüz bu alışkanlığı bilmiyoruz” diyordu. Televizyon kameraları Barış Terkoğlu’nun çevresini sararken, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’in çevresi Terkoğlu’na göre daha tenhaydı.

Contact: pressinarrest@gmail.com

Creative Commons License

Licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.