Ahmet Altan

Ahmet Altan was the editor-in-chief of the Taraf Newspaper, which was shut down by a presidential decree on July 28, 2016. Altan wrote columns for the Nokta magazine, Hürriyet, Güneş, Milliyet and Yeni Yüzyıl newspapers. He founded the Taraf newspaper in 2007 and resigned in 2012. He began to write for the “haberdar.com” news website in 2015.

Ahmet Altan has been in Silivri No:9 F Type Closed Prison since Sept. 23, 2016.

He was convicted for “attempting a coup d’etat” and sentenced to aggravated life imprisonment. The Court of Appeal confirmed the verdict, however, the Court of Cassation reversed it. The prosecution has started once again.

In addition to this, Altan was prosecuted for the Taraf newspaper’s series of reports on “Sledgehammer Coup Plan” in 2010. He is facing 20 years to 52 years and 6 months in prison. In another prosecution in 2016, Altan was accused of “defaming the President” and sentenced to 11 months and 20 days in prison. The prison sentence was converted to 7,000 TL as judicial fine.

Moreover, Altan is being prosecuted for his article titled “Büyük Savaş Başladı” (“The Great War Has Started” published in the Taraf newspaper on June 19, 2010). The article was about a dialogue of two members of the Court of Cassation on the then imprisoned former Erzincan Chief Public Prosecutor İlhan Cihaner’s release. The dialogue was published in several media outlets. The first hearing of the trial was held on May 21, 2019.

Altan is also on trial upon the allegations of “violating the secrecy of investigation” and “attempting to influence the fair trial principle” through his column titled as “Who Remains out of the Mafia”. The prosecution had started in 2009 and then postponed. It draws attention that after the decision of pecuniary penalty was announced against Altan for “insulting the president of the republic”, the former trial was restarted 10 years later. It is demanded in this trial that Altan should be sentenced from 1 to 3 years in prison.”

Ahmet Altan - Violation of Confidentiality Trial

Ahmet Altan hakkında, Taraf Gazetesi’nde 11 Temmuz 2009 tarihinde kaleme aldığı “Mafyanın Dışında Kim Kaldı” başlıklı yazı nedeniyle soruşturma başlatıldı.

Altan yazısında, Sakarya Emniyet Müdürlüğü’nün Akyazı ilçesinde düzenlediği “çete” operasyonunu konu edinmişti.

Altan yazısında, polis tarafından takibe alınan “çete” üyelerinin AKP’yi Akyazı belediye başkanının akrabaları olduğunu iddia etti. Altan, yazısında, “çete” üyelerinin haklarında operasyon başlatıldığını Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’dan öğrendiklerini öne sürdü.

Altan hakkında Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’ın şikayeti ile Temmuz 2009’da Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

Soruşturma kapsamında Altan’a “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “yargıyı etkilemeye teşebbüs” suçlamaları yöneltildi.

Sadece Altan değil, o dönem benzer iddiaları gündeme getiren aralarında Sakarya’nın yerel gazetelerinin de bulunduğu pek çok basın yayın kuruluşunda çalışan gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı.

Altan hakkındaki iddianame, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı savcılarından Ömer Faruk Alpsan tarafından 4 Eylül 2009 tarihinde tamamlandı.

Ahmet Altan hakkındaki iddianame, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı savcılarından Ömer Faruk Alpsan tarafından 4 Eylül 2009 tarihinde tamamlandı.

Yarım sayfalık iddianamenin büyük bölümünü Ahmet Altan’ın suçlanmasına konu olan “Mafyanın Dışında Kim Kaldı” başlıklı yazısından yapılan alıntı oluşturdu.

Altan köşe yazısında, Sakarya Emniyet Müdürlüğü’nün Akyazı ilçesinde düzenlediği “çete” operasyonunu konu edinmişti.

Altan yazısında, polis tarafından takibe alınan “çete” üyelerinin AKP’yi Akyazı belediye başkanının akrabaları olduğunu iddia etti. Altan, yazısında, “çete” üyelerinin haklarında operasyon başlatıldığını Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’dan öğrendiklerini öne sürdü.

Altan yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Emniyet Müdürü bu soruşturmayı yürüten polis şeflerini de görevden almış. Belediye Başkanı savcılıkta sorguya çekilince daha vahim bir başka gerçekle karşılaşıyor. Başkan, ‘çete ile ilgili bilgiyi AKP’li Sakarya milletvekiliyle birlikte polisten aldığını’ söylüyor. İktidar partisinden bir milletvekili, iktidar partisinden bir belediye başkanı, iktidar partisinin atadığı bir emniyet müdürü ve bunların ‘himayesinde’ etrafı haraca kesen bir çete…”

İddianamede, Altan’ın, Akyazı ilçesindeki soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği ve adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiği iddia edildi.

Dönemin Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal da iddianamede müşteki olarak yer aldı.

Altan hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesi uyarınca 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi. Altan hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 288. maddesi uyarınca adli para cezasına hükmedilmesi istendi.

Altan hakkındaki iddianame 4 Eylül 2019 tarihinde tamamlandı.

Ahmet Altan hakkındaki 4 Eylül 2009 tarihinde tamamlandı. İddianame, Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ancak, Altan hakkında yürütülen soruşturma ertelenmişti. Ancak Altan hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla” yürütülen yargılamada adli para cezasına hükmedildiği için bu dava tekrar açıldı.

Davanın yeniden açılması ile yargılama, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı. Yargılamanın ilk duruşması iddianamenin hazırlanmasından yaklaşık 10 yıl sonra 12 Nisan 2019 tarihinde görüldü.

Altan ilk duruşmaya, “FETÖ Medya Ana Davası” kapsamında tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS üzerinden katıldı.

İlk duruşmada Ahmet Altan, olayın üzerinden uzun bir geçtiğini belirtti. Altan dosyayı incelemek ve savunmasını hazırlamak için ek süre istedi.

Yargılamanın ikinci duruşması, 26 Nisan 2019 tarihinde görüldü. Ahmet Altan savunmasını yazılı olarak sundu.

Mahkeme Başkanı Lokman Kazan, “adli yargılamaya teşebbüs suçundan” yürütülecek yargılamanın bin 61 TL ödenmesi durumunda düşürülebileceğinin Ahmet Altan’a bildirilmesine karar verdi.

Ancak Ahmet Altan, 25 Haziran 2019 tarihli 3. duruşmada, para cezası karşılığında yargılamanın düşürülmesi kararını reddetti.

Ahmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu ise Altan hakkında aynı yazı nedeniyle dönemin Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’ın açtığı tazminat davasının reddedildiğini belirtti. Mahkeme Başkanı Lokman Kazan, sözkonusu tazminat talepli yargılamanın dosyasının Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden istenmesine karar verdi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 5 Eylül 2019 tarihinde görüldü. Ankara 1. Asliye Mahkemesi’nin talep edilen dosyayı mahkemeye göndermediği görüldü. Mahkeme Başkanı Lokman Kazan, dosyanın “çok acil” olarak gönderilmesine karar verdi.

4. Standing - Sept. 5, 2019


Ahmet Altan, Taraf Gazetesi’nde 11 Temmuz 2009 tarihinde kaleme aldığı “Mafyanın Dışında Kim Kaldı” başlıklı yazı üzerinden “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs” iddiasıyla yargılanıyor.

Altan yazısında, Sakarya Emniyet Müdürlüğü’nün Akyazı ilçesinde düzenlediği “çete” operasyonunu konu edinmişti. Polis tarafından takibe alınan “çete” üyelerinin AKP’yi Akyazı belediye başkanının akrabaları olduğunu iddia etmiş, “çete” üyelerinin haklarında operasyon başlatıldığını Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’dan öğrendiklerini öne sürmüştü.

Altan hakkında Sakarya Emniyet Müdürü Faruk Ünsal’ın şikayeti ile Temmuz 2009’da Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Altan hakkında, 4 Eylül 2019 tarihinde tamamlanan iddianameyle, “Soruşturmanın gizliliğinin ihlali” suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesi uyarınca 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi. Altan hakkında ayrıca “Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 288. maddesi uyarınca adli para cezasına hükmedilmesi istendi.

İddianame, Kadıköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ancak, Altan hakkında yürütülen soruşturma ertelenmişti. Ancak Altan hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla” yürütülen yargılamada adli para cezasına hükmedildiği için bu dava tekrar açıldı.

Davanın yeniden açılması ile yargılama, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı. Yargılamanın ilk duruşması iddianamenin hazırlanmasından yaklaşık 10 yıl sonra 12 Nisan 2019 tarihinde görüldü.

Mahkeme Başkanı Lokman Kazan, “adli yargılamaya teşebbüs suçundan” yürütülecek yargılamanın bin 61 TL ödenmesi durumunda düşürülebileceğinin Ahmet Altan’a bildirilmesine karar verdi. Ancak Altan, bunu reddetti.

Yargılama 12 Kasım 2019’da devam edecek.



Next Trial: Nov. 12, 2019, 1 p.m.


Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) sistemi bozuktu. Bu nedenle Silivri Cezaevi’nde bulunan Ahmet Altan ile bağlantı sağlanamadı.

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yazılan müzekkereye cevap gelmediği görüldü. Ahmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu, cevabın beklenmesini istedi. Söz konusu müzekkere, Ahmet Altan’a Faruk Ünsal tarafından açılan ve mahkemenin reddettiği tazminat davasına dair.


Mahkeme başkanı Lokman Kazan, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yeniden müzekkere yazılarak 2014/465 esas sayılı dosyanın tamamının gönderilmesine karar verdi.
Ahmet Altan’ın gelecek duruşmaya SEGBİS üzerinden katılabilmesi için cezaevine müzekkere yazılmasına karar verdi.

Gelecek duruşma olarak 12 Kasım 2019 saat 13:00 belirledi.


Duruşma Öncesi

Kartal’daki Anadolu Adliyesi’ne girişte kuyruk yoktu. Arama noktasından geçilerek adliyeye girildi. Duruşma salonu önünde barikat yoktu.

09.50’de başlayacağı belirtilen duruşma 10:33’te başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu küçük, seyircilere sekiz sandalyenin ayrıldığı bir salondu. Penceresizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Ahmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu ve iki yakını katıldı. Bir sonraki duruşmayı bekleyen iki avukat da salondaydı. Duruşmayı P24 ve pressinarrest’ten 2 gazeteci takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma dört dakika sürdü. SEGBİS sistemindeki sorun ve beklenen yazının dosyaya gelmemesi nedeniyle kısa sürede sona erdi.

Ahmet Altan - Violation of Confidentiality Trial (Indictment)

Ahmet Altan - Violation of Confidentiality Trial (Minutes of the Hearing)

Ahmet Altan - Violation of Confidentiality Trial (Minutes of the Hearing)

Ahmet Altan - Violation of Confidentiality Trial (Minutes of the Hearing)

Ahmet Altan - Violation of Confidentiality Trial (Minutes of the Hearing)

Ahmet Altan - Violation of Confidentiality Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Ahmet Altan - Trial for Insulting the Members of the Court of Cassation

Prosecutor Dursun Yılmaz issued an indictment with the accusation of “insulting through the written message” due to Ahmet Altan’s article titled “Büyük Savaş Başladı” (“The Great War Has Started” published in the Taraf newspaper on June 19, 2010).

The prosecutor noted the prosecutor’s office preferred to continue prosecution as a civil lawsuit without taking Altan’s testimony because the alleged crime is a press offense and subject to time limitation.

The aforementioned article was about a dialogue between two members of the Court of Cassation on the then imprisoned former Erzincan Chief Public Prosecutor İlhan Cihaner’s release. The dialogue was published in several media outlets. The dialogue was about the promotion of the judge who would release Cihaner to the Head of the Court of Cassation’s Chambre.

In the indictment, Prosecutor Dursun Yılmaz claimed that in the article, Ahmet Altan was “using expressions that were insulting the honor, dignity, and prestige of the plaintiffs, the article was humiliating and derogatory, and exceeded the limits of freedom of expression.”

In the indictment, İlhan Cihaner was listed as the plaintiff and Ersan Ülker, the then Court of Cassation’s Head of 11th Chambre was listed as the injured party. By noting the action wasn’t against him, Cihaner informed the court that he withdraw his complaint. The Istanbul Anatolia 10th Criminal Court of First Instance ruled to postpone the prosecution on April 5, 2013.

When Ahmet Altan was convicted in another crime, the prosecution continued in 2019. The first hearing of the trial was held in the Istanbul Anatolian 2nd Criminal Court of First Instance on May 21, 2019.

The indictment, which was issued by Kadıköy Public Prosecutor Dursun Yılmaz on Oct. 19, 2010, accused Ahmet Altan of “insulting through the written message.”

In the indictment, The Court of Cassation’s Head of the 11th Chamber Ersan Ülker was listed as the victim and İlhan Cihaner was listed as the plaintiff.

The two-page indictment’s subject was Ahmet Altan’s article titled “Büyük Savaş Başladı” (“The Great War Has Started”) which was published in the Taraf newspaper on June 19, 2010. The article was about a dialogue between two members of the Court of Cassation on the then imprisoned former Erzincan Chief Public Prosecutor İlhan Cihaner’s release. The dialogue was published in several media outlets. The dialogue was about the promotion of the judge who would release Cihaner to the Head of the Court of Cassation’s Chambre.

The indictment quoted the following statements from the article:

“Yesterday, an irremediable step was taken in Turkey. Cihaner, a prosecutor who has been prosecuted in the Court of Cassation was released with a one-to-one scenario of two members of the Court of Cassation’s dialogue, which was published in several media outlets.”

“The fact the release was copying the scenario that was prepared in the Court of Cassation one-to-one, even though “the game” was leaked to the press shows the judiciary doesn’t fear being seen as a part of “a scenario” or to be cast a slur upon.”

“Obviously this is ‘the last battle,’ and everything from now on is licit.”

“The judiciary getting into a battle headlong.”

“The fact that attracts my attention in this not the release - which may be lawful - of Cihaner, but merging of case files that most of the legal experts oppose, following the steps mentioned in the “captured” dialogues and not fearing to be in a shady position.”

“The Court of Cassation’s ‘punishments’ on the judges that didn’t release a defendant in the Ergenekon case was like an order to release ‘certain defendants.’”

“After all, the defendants of the Sledgehammer trial were also released after a few hours afterCihaner’s release.”

The prosecutor claimed that Ahmet Altan was “offending the plaintiffs’ honor, dignity, and prestige in the article, that the article was insulting and humiliating and exceeds the limits of the freedom of the press.”

The prosecutor noted that the prosecutor’s office preferred to continue the prosecution as a civil lawsuit without taking Altan’s testimony due to the alleged crime was a press offense and subject to the statute of limitations and recommended punishment according to related articles of the Turkish Penal Court.

Noting the action wasn’t related to him, plaintiff İlhan Cihaner dropped his charges against Ahmet Altan through his petition to the Ankara 20th Criminal Court of First Instance on Oct. 17, 2011.

The Istanbul Anatolia 10th Criminal Court of First Instance ruled to postpone the prosecution due to Article 1/b of the law no. 6352 on April 5, 2013. The court stated that if Altan didn’t commit a crime in three years, they would decide for non-prosecution, and if he did commit a crime, the prosecution would continue.

After Ahmet Altan was convicted of another crime, the prosecution continued. The hearing was held at the Istanbul Anatolia 2nd Criminal Court of First Instance on May 21, 2019. Ahmet Altan attended the hearing through a teleconference system called Audio and Video Information Systems (SEGBİS).

Altan’s lawyer Fiden Albuga Çalıkuşu reiterated that Cihaner dropped the charges. Upon the judge’s question, Çalıkuşu said that Cihaner’s name wasn’t mentioned in the aforementioned article and Cihaner didn’t attend the hearings.

Altan read his defense in the hearing and said:

“I am being prosecuted for such funny, weird accusations, it is like the prosecutors are in competition to see who will write the most absurd indictment. This trial, which is about an article that was written 10 years ago, is racing for the top place.”

“The prosecutor claimed that I ‘Altan insulted Cihaner,’ however, Cihaner said ‘There isn’t any insult’ and dropped the charges. Despite this, the prosecutor continued his claims.”

“Critiques are oxygen for the state. If they were to be cut out, the bacteria would breed. We are witnessing the problems of confusing critiques with insults and cutting the state’s oxygen. Do not allow it. Thus, the state can breath.”

Pleading not guilty, Altan asked for his acquittal. The Presiding Judge said the instruction was penned incorrectly and decided to wait.

Altan’s lawyer said the name of the Ersan Ülker, the then Head of the 11th Penal Chamber of the Court of Cassation, or the name of the chamber wasn’t mentioned in the aforementioned article. Lawyer Çalıkuşu noted that Ülker wasn’t a plaintiff in the first place but demanded to join the case after the prosecutor listed him as a victim. Saying that it was possible for the court to reverse this decision, Çalıkuşu asked to do so. Çalıkuşu emphasized that in his petition Cihaner specifically stated that the action wasn’t related to him.

In the interim decision, the court rejected Çalıkuşu’s demand to reverse the acceptance of Ersan Ülker’s demand to join the case, and decided to wait for a reply to the instructions regarding Cihaner.

2. Standing - Sept. 17, 2019


Ahmet Altan 19 Haziran 2010’da Taraf Gazetesi’ndeki köşesinde yayımlanan “Büyük Savaş Başladı” yazısı nedeniyle yargılanıyor.

Söz konusu yazı, o dönem basına yansıyan, iki Yargıtay üyesi arasında Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in tahliyesi ve tahliyeyi gerçekleştirecek hakimin Yargıtay Daire Başkanlığı’na getirilmesine dair görüşmeyi konu alıyordu. Bu iki Yargıtay üyesi 16 Şubat 2010’da daha sonra Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturlamaları kapsamında tutuklanacak olan Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın talimatıyla makamında gözaltına alınmıştı. Cihaner gözaltına alındığı sırada Fetullah Gülen Cemaati’nin faaliyetleri hakkında soruşturma yürütüyordu. Ahmet Altan’ın yazısına konu olanrak aldığı görüşme ise iki Yargıtay üyesinin Cihaner’in tahliye edilmesi “senaryosu” üzerine yaptıkları görüş alışverişiydi. Cihaner bu “senaryo”a öygun bir biçimde 18 Haziran 2010 günü tahliye edildi.

Savcı Dursun Yılmaz, 19 Ağustos 2010’da hazırladığı iddianamede Altan’ın yazısı ile “şikayetçilerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek ifadelere yer verdiği, yazının aşağılayıcı ve küçük düşürücü nitelikte olduğu, ifade özgürlüğünün sınırlarının aşıldığını” iddia ediyor.

İddianamede şikayetçi olarak İlhan Cihaner, mağdur olarak da dönemin Yargıtay 11. Daire Başkanı Ersan Ülker yer alıyor. Ahmet Altan’ın avukatı, davanın 21 Mayıs 2019’daki ilk duruşmasında İlhan Cihaner’in şikayetini çektiği dilekçeyi mahkemeye sundu. İlhan Cihaner ve Ersan Ülker davada katılan olarak yer alıyor.

Yargılama süreci içinde Cihaner duruşmalara katılmadı. 17 Eylül 2019’daki ikinci duruşmada Ahmet Altan için beraat kararı verildi.


Duruşma 14:25’te başladı. Ahmet Altan’ın bulunduğu cezaevinden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) bağlantısı açık olsa da Ahmet Altan SEGBİS odasında değildi.

Mahkeme başkanı Lokman Kazan tutanağı kısık sesle yazdırdı, salondan duymak zordu.

Avukat Figen Albuga Çalıkuşu, İlhan Cihaner’in şikayetini geri çektiğini belirtti.

Mahkeme başkanı Lokman Kazan, katılan İlhan Cihaner’in daha önce şikayetinden vazgeçmesi nedeniyle katılan sıfatının kaldırılmasına karar verdi.

Ahmet Altan 14.32’de SEGBİS odasına alındı. Mahkeme başkanı tutanağı tamamlayarak kararı duyurdu.


Mahkeme başkanı sesli olarak Ahmet Altan’a “beraatinize karar verildi, daha önceki savunmalarınız var, o nedenle daha fazla uzatmadım” dedi.

Ahmet Altan hakkında “suçun yasal unsurların oluşmadığı anlaşıldığı, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığı” gerekçesiyle beraat kararı verdi.

Duruşma 14.36’da sona erdi.


Duruşma öncesi:

İstanbul Kartal’daki Anadolu Adliyesi’ne arama noktasından geçilerek giriliyor. Adliyeye girişte sıra yoktu. Duruşma salonuna dek başka bir arama noktası ya da bariyer yer almadı.

Mahkeme salonu koşulları:

Anadolu Adliyesi’ndeki mahkeme salonu küçüktü. Seyirciler için beş sandalye vardı.

Duruşmaya katılım:

Ahmet Altan duruşmaya Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı. Duruşmaya avukatı Figen Albuga Çalıkuşu katıldı. Duruşmayı P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nden (MLSA) temsilciler izledi.

Genel Gözlemler:

Duruşma yaklaşık 10 dakika sürdü. Mahkeme başkanı tutanağı kısık sesle yazdırdı. Kararı sesli olarak duyurdu.

1. Standing - May 21, 2019


Ahmet Altan 19 Haziran 2010’da Taraf Gazetesi’ndeki köşesinde yayımlanan “Büyük Savaş Başladı” yazısı nedeniyle yargılanıyor.

Söz konusu yazı, o dönem basına yansıyan, iki Yargıtay üyesi arasında Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in tahliyesi ve tahliyeyi gerçekleştirecek hakimin Yargıtay Daire Başkanlığı’na getirilmesine dair görüşmeyi konu alıyordu. Bu iki Yargıtay üyesi 16 Şubat 2010’da daha sonra Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturlamaları kapsamında tutuklanacak olan Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın talimatıyla makamında gözaltına alınmıştı. Cihaner gözaltına alındığı sırada Fetullah Gülen Cemaati’nin faaliyetleri hakkında soruşturma yürütüyordu. Ahmet Altan’ın yazısına konu olanrak aldığı görüşme ise iki Yargıtay üyesinin Cihaner’in tahliye edilmesi “senaryosu” üzerine yaptıkları görüş alışverişiydi. Cihaner bu “senaryo”a öygun bir biçimde 18 Haziran 2010 günü tahliye edildi.

Savcı Dursun Yılmaz, 19 Ağustos 2010’da hazırladığı iddianamede Altan’ın yazısı ile “şikayetçilerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek ifadelere yer verdiği, yazının aşağılayıcı ve küçük düşürücü nitelikte olduğu, ifade özgürlüğünün sınırlarının aşıldığını” iddia ediyor.

İddianamede şikayetçi olarak İlhan Cihaner, mağdur olarak da dönemin Yargıtay 11. Daire Başkanı Ersan Ülker yer alıyor. Ahmet Altan’ın avukatı, davanın ilk duruşmasında İlhan Cihaner’in şikayetini çektiği dilekçeyi mahkemeye sundu. İlhan Cihaner ve Ersan Ülker davada katılan olarak yer alıyor.



Next Trial: Sept. 17, 2019, 2 p.m.


Hakim, katılan İlhan Cihaner ile ilgili Gölbaşı Asliye Ceza Mahkemesi’ne yazılan talimata yanıt gelmediğini söyledi.

Ahmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu, Cihaner’in katılmaktan vazgeçtiğini belirterek vazgeçme dilekçesini hakime gösterdi. Hakimin sorusu üzerine suçlama konusu yazıda Cihaner’in adının geçmediğini, katılma talebi olsa da Cihaner’in duruşmalara gelmediğini belirtti.

Ahmet Altan, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya bağlandı.

Ahmet Altan yazılı savunmasını okudu. Altan, “Öylesine tuhaf, acayip iddialarla yargılanıyorum ki savcılar sanki en saçma iddianameyi kim yazacak diye yarışıyorlar. On yıl ince yazılan yazı ile ilgili bu dava saçmalıklar liginde ilk sırada koşar” dedi.

Altan, “10 yıl önce basına yansıyan iki Yargıtay üyesi arasında İlhan Cihaner’in tahliyesi ve tahliyeyi gerçekleştirecek hakimin Yargıtay Daire Başkanlığı’na getirilmesi”ne dair görüşmeyle ilgili eleştiri hakkını kullandığını anlattı.

“Savcı, ‘Cihaner’e hakaret ettin’ diyor ancak Cihaner ‘hakaret yok’ diyerek şikayetten vazgeçiyor. Buna rağmen savcı hakaret edildiğini iddia ediyor.

“Eleştiri devletin oksijenidir. Kesilince oluşan ortamda her türlü bakteri ürer. Eleştirileri hakaretle karıştırmayıp devleti oksijensiz bırakmanın sorunlarını görüyoruz. Buna müsaade etmeyin. Devlet de yargı da nefes alsın.”

Ahmet Altan, suçlamaları kabul etmediğini yineleyerek beraat talep etti.

Mahkeme başkanı, talimatın yazılmış olduğunu söyleyerek bekleyeceklerini belirtti.

Ahmet Altan’ın avukatı, söz konusu yazıda katılma talebinde bulunan Yargıtay 11. Daire Başkanı Ersan Ülker’in adının ya da Yargıtay 11. Daire Başkanı işaretlemesinin olmadığını belirtti. Ülker’in de başta şikayetinin olmadığını, savcının mağdur göstermesi üzerine katılma talebinde bulunduğunu belirtti. Mahkemenin bu karardan dönmesinin mümkün olduğunu söyleyerek bunu talep etti. Cihaner’in de vazgeçme dilekçesinde eylemin kendine dönük olmadığını açıkça ifade ettiğini belirtti.


Mahkeme Ersan Ülker’in katılma talebinin kabulüne dönük ara karardan dönülmesi talebinin reddine, İlhan Cihaner ile ilgili yazılan talimatın cevabının beklenmesine karar verdi.

Mahkeme başkanı, Ahmet Altan’a duruşmaya gelip gelmek istemediğini sordu. Altan SEGBİS ile katılmak istediğini belirtti. Bu nedenle gelecek duruşmada SEGBİS odasında hazır olması için tutuklu olduğu cezavine müzekkere yazılmasına karar verdi.

Bir sonraki duruşma 17 Eylül 2019 saat 14:00’da.


Duruşma öncesi:

11.15’te başlayacağı bildirilen duruşma, 12.26’da başladı. Salona girişte bariyer yoktu.

Mahkeme salonu koşulları:

Anadolu Adliyesi’ndeki mahkeme salonu küçüktü. Seyirciler için beş sandalye vardı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmayı Ahmet Altan’ın avukatı, üçü gazeteci dört kişi takip etti.

Genel Gözlemler:

Duruşmada avukata ve Altan’ın sözlerine müdahale olmadı. Duruşma yaklaşık 20 dakika sürdü.

Ahmet Altan - Trial for Insulting the Members of the Court of Cassation (Indictment)

Ahmet Altan - Trial for Insulting the Members of the Court of Cassation 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Ahmet Altan - Trial for Insulting the Members of the Court of Cassation 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Altan - Trial for Insulting the President

Gazeteci, yazar Ahmet Altan, P24 adlı internet sitesinde, 8 Mayıs 2016 tarihinde, “Yeni Ergenekon” başlıklı bir yazı yayımladı.

Altan yazısında “iktidarın hırsızlık yaparken suç üstü yakalandığını, bir ‘yargı darbesi’ gerçekleştirdiğini” ifade etti. Altan yazısında şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan, anayasaya uymayacağını açıkça belirterek yasadışı bir diktatörlüğe doğru koşmaya koyuldu. (…) Hem ülkeyi yönetemeyip hem de diktatör olmak isteyenlerin silahtan başka sığınağı yoktur.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın şikayetiyle Ahmet Altan hakkında 13 Haziran 2016’da soruşturma başlatıldı. Altan’ın Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçunu işlediği iddia edildi. Yasaya göre bu suçtan dava açılması gereken Adalet Bakanlığı izni de 22 Kasım 2016’da alındı.

Ahmet Altan savcılıkta verdiği ifadede, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasını kabul etmedi. Siyasi iktidarı eleştirmenin yasak olmadığını, ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın avukatının bunu hakaret gibi göstermeye çalıştığını belirtti. Altan yazısında, 2013 yılında birçok bakanın ve ailesinin adının karıştığı ve “17/25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu” olarak bilinen soruşturmayı eleştirdiğini, Tayyip Erdoğan’ın o tarihte Cumhurbaşkanı olmadığını bu yüzden yazısının Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasının yöneltilemeyeceğini açıkladı.

Altan hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Umut Tepe tarafından 9 Ocak 2017’de tamamlandı.

Ahmet Altan’ın P24 internet sitesinde yayımlanan “Yeni Ergenekon” başlıklı yazısı ile “Cumhurbaşkanına Hakaret” suçunu işlediğinin öne sürüldüğü iddianame 9 Ocak 2017’de tamamlardı.

Toplamda 3 sayfalık iddianamede Altan’ın savcılıkta verdiği beyana yer verildi. İddianamede ayrıca Altan’ın, suçlamaya konu olan “Yeni Ergenekon” başlıklı yazısının içeriği de özetlendi.
İddianamede Altan’ın, “Tayyip Erdoğan’ın siyasi hırsları nedeniyle toplumda bir çatışma ve kaos ortamı yarattığını” yazdığı iddia edildi. Yine Altan’ın, “Erdoğan’ın SS birlikleri oluşturarak Güneydoğu Anadolu Bölgesinde savaş adı altında katliamlar yaptığını” yazdığı öne sürüldü. Altan’ın, yazısında, Erdoğan’ın silah kaçakçılığı suçunu işlediğinin yazıldığı iddia edildi.

İddianamede Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düşünce ve ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesinin değerlendirmesi de yapıldı. Sözleşmenin bu düzenlemesinin, “düşünce ve ifade özgürlüğünün sadece beğenilen ve kabul gören düşünceler için değil kırıcı, şok edici ve rahatsız edecek düşünce ve fikirler için de geçerli sayılması” gerektiğini düzenlediği anımsatıldı. İddianamede, “Her ne kadar, (…) bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmış ise de (…)” denilerek Ahmet Altan’ın yazısından dolayı “cezalandırılması gerektiği” iddia edildi.

Ahmet Altan hakkındaki iddianame İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılamanın ilk duruşması 16 Mayıs 2017’de görüldü. Ahmet Altan, duruşmaya, “FETÖ Medya Ana Dava” yargılaması kapsamında tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile bağlandı.

Altan ilk duruşmada, savunmasını hazırlamak için süre istemedi, susma hakkını da kullanmayacağını söyledi. Altan, iddianamede, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düşünce ve ifade özgürlüğünü düzenleyen maddesinin “her ne kadar” ifadesi ile aktarılmasını eleştirdi. Altan, “Bu şekilde yazmak savcının haddine değildir, ‘her ne kadar’ yazarak savcı kendisini anayasanın üstünde tanımlıyor, suç işliyor” dedi. Hakkında verilecek olası ceza hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasını (HAGB) kabul etmeyen Altan, beraatini talep etti. Hakim Muazzez Cerşit, Ahmet Altan’ın avukatları Veysel Ok ve Sinil Nuhoğlu’na yazılı savunmalarını ve delillerini sunmaları için süre verdi.

Yargılama; karar duruşmasına kadar, yazılı savunmanın hazırlanması ve dosyaya delil sunulması talepleri için ertelendi. Yargılama sürecinde iki kez hakim değişti. Ancak karar duruşması yine Hakim Muazzez Cerşit tarafından görüldü. Bu arada Altan’dan şikayetçi olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, yargılamaya katılma talebinde bulundu, talep kabul edildi.

Yargılamanın 19 Mart 2019’da görülen yedinci duruşmasında Altan hakkında karar verildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ela Ezgi Yelmen, Altan’ın Erdoğan’a yönelik “diktatör, hırsız” şeklinde söylemlerde bulunduğunu iddia etti. Yelmen, “Bizim bu ithamları eleştiri olarak kabul etmemiz mümkün değildir” dedi.

Ahmet Altan son savunmasını yaptı. Altan, daha önce de hakkında “Cumhurbaşkanı’na Hakaret” suçlamasından ceza verildiğini ancak kararın Yargıtay 18. Ceza Dairesi tarafından bozulduğunu anlattı. Yargıtay’ın bozma kararını değerlendiren Altan, bir yazının hakaret olması için kişiliğin hedef alınması, kişinin küçük düşürülmesi gerektiğinin Yargıtay kararında yer aldığını aktardı. Bu tür hakaret davalarının siyasi eleştirileri engellemek için açıldığını belirten Altan şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanı ile kişisel ilişkim yoktur, ona hakaret etmek için bir nedenim de yoktur. O bir siyasidir, benim yaptığı uyguladığı siyaseti eleştirmektir, bu da benim Anayasal hakkımdır.”

Altan, Yargıtay’ın daha önce hakkında verilen karara ilişkin bozma kararına uyularak beraatini talep etti.

Altan son sözlerinde ise şunları söyledi:

“Eğer müşteki Cumhurbaşkanı ve siyasi olmasaydı onun hakkında bir yazı yazacak mıydım, hayır. Bu yazı onun siyasi eylemi hakkında yazıldı. Yargıtay’ın ölçütüne bakarak müştekinin kişiliği değil, eylemine yönelik yazılan bir yazı vardır, bu da hakaret olmaz, eleştiri olur.”

Karar

İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Muazzez Cerşit, Altan’ın yazısı ile Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi ile düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediğine karar verdi. Hakim Cerşit, suçun alenen işlendiğini de belirterek Altan hakkında 1 yıl 2 ay hapis cezasına hükmetti. Hakim Cerşit, Altan’a verdiği cezayı duruşmadaki iyi halini dikkate alarak 11 ay 20 gün hapis cezasına indirdi. Hakim Cerşit son olarak Altan hakkında verdiği hapis cezasını 7 bin TL para cezasına çevirdi. Yargılamanın ilk duruşmasında reddettiği için Altan hakkındaki hükmün açıklanması geri bırakılmadı.

Hakim Muazzez Cerşit, daha sonra tamamladığı gerekçeli kararında, Ahmet Altan’ın yazısının “ağır ve sert eleştiriyi, düşünce açıklama ve yayma hürriyetini aştığını” iddia etti. Altan’ın savunmalarında siyasi olduğu için Erdoğan’ın ağır eleştirilere katlanmak zorunda olduğu yönündeki beyanını anımsatan Hakim Cerşit, kararında, “Davaya konu yazının bu sınırları aşan, katılanın (Erdoğan) şeref ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu anlaşıldığından cezalandırılmasına karar verilmiştir” ifadelerini kullandı.

7. Standing - March 19, 2019


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Ahmet Altan hakkında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatının şikayetiyle 13 Haziran 2016’da soruşturma başlattı. Altan’ın P24 adlı internet sitesinde 8 Mayıs 2016’da yayımlanan “Yeni Ergenekon” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanına hakaret ettiği ileri sürüldü.

Türk Ceza Kanunu’un 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçuyla ilgili dava açılması, aynı maddenin 3. fıkrasına göre Adalet Bakanlığı’nın izni şartına bağlandığından savcılık, 22 Kasım 2016’da bakanlığın “Olur”unu aldı.

2016/72084 numaralı soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Basın Suçları Bürosu Savcısı Umut Tepe tarafından 9 Ocak 2017’de 2017/162 esas ile 2017/116 numaralı iddianame hazırlandı. Ahmet Altan’ın yazısında kimseye yönelik hakaret olmadığı, şikayetçi avukatın eleştirilmesi yasalarda yasaklanmayan siyasi iktidarın eleştirisini bir hakaret göstermeye çalıştığı yönündeki ifadesine iddianamede yer verildi.

Ahmet Altan ifadesinde, şikâyete konu yazıyı kaleme aldığı dönemde “siyasi iktidarla anayasaya göre hiçbir bağı olmayan Cumhurbaşkanının”, iddia edildiği gibi eleştirinin hedefi olmadığını savundu. Hükümet ile Cumhurbaşkanının anayasaya göre ayrılmış iki yapı olduğunu, ayrıca ikisini eleştirmenin de suç olmadığını belirtti. Yazısında 17-25 Aralık dönemindeki siyasi iktidardan söz ettiğini ifade eden Altan, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o tarihte Cumhurbaşkanı olmadığına dikkat çekti. Altan, şikayetçi avukatın siyasi iktidara yönelik bütün eleştirileri, Cumhurbaşkanına hakaret gibi niteleyerek, hükümet ve Cumhurbaşkanını özdeşleştirerek aynı zamanda bir anayasa suçu işlediğini öne sürdü. Yasalarda “siyasi iktidara hakaret” diye bir suç bulunmadığını dile getiren Altan, yazısında yer alan “Erdoğan’ın anayasaya uymayacağı” şeklindeki ibaresinin hakaret değil, bir gerçeğin ifadesi olduğuna dikkat çekti. Altan yazısında mahkeme kararlarına uymayacağını beyan eden Erdoğan’ın anayasaya uymasını talep ettiği belirtti.

Yazısında yer alan Güneydoğu’daki operasyonlar ve olaylarla ilgili siyasi iktidara yönelttiği eleştirilerin, Cumhurbaşkanının avukatı tarafından şikayete konu edilmesine de itiraz eden Ahmet Altan, bunun, “Cumhurbaşkanının anayasaya aykırı bir biçimde hükümetin yetkilerini gasp ederek siyaseti tek başına oluşturduğu anlamına geldiğine” dikkat çekti.
Savcı Umut Tepe, “her ne kadar” diyerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10/2. maddesinin şu yorumuna yer verdi: “Düşünce ve ifade özgürlüğünün sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edecek olanlar için de geçerli sayılması ve bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmış…”

Ancak savcı “ise de” diyerek devam ettiği devam ettiği iddianamede gazeteci Altan’ı, AİHS’nin bu yorumunun aksine “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlemekle itham etti.
Savcı iddianamede Ahmet Altan’ın söz konusu yazısından “hırsızlık” “yargı darbesi”, “yasadışı diktatörlük”, “zorbalık”, “gayrimeşru”, “SS birlikleri”, “silah kaçakçılığı” gibi ifadelerin geçtiği pasajlara yer verdi. İddianamede Ahmet Altan’ın TCK’nın 299/1-2. İle 53. maddeleri kapsamında cezalandırılması istendi.

İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi’nin iddianameyi kabulüyle açılan davada Ahmet Altan 16 Mayıs tarihinde savunma yaptı. Duruşmaya başka bir davadan tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS (Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi) aracılığıyla katılan Altan, yazısının hakaret içermediğini, bir siyaseti ve o siyaseti uygulayanları eleştirdiğini vurguladı. Altan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da siyaset yapan herkes gibi eleştirilebileceğini kaydetti, “Siyasetten eleştiriyi çıkarırsanız geriye hukuksuz bir zorbalık kalır” dedi. Altan, iddianameyi hazırlayan savcının AİHS’nin 10/2. maddesini “her ne kadar” diyerek hatırlatmasını da savcının kendisini anayasanın üzerine konumlaması olarak değerlendirdi.

Davanın 21 Haziran 2018’de görülen beşinci duruşmasında hakim değişikliği gerçekleşmiş, mahkemeye hakim Gülseren Kaldırım atanmıştı. Ancak cezaevinde bulunan Ahmet Altan’ın SEGBİS ortamında hazır edilmemiş olması ve şikayetçi Erdoğan’ın avukatının mazeret bildirdiği duruşma, Altan’ın avukatının dosyaya yazılı sunmasıyla son bulmuştu. Hakim Kaldırım da Ahmet Altan’ın SEGBİS ortamında hazır edilmesi için cezaevine müzekkere yazılmasına karar vererek duruşmayı 20 Aralık 2018 tarihine ertelemişti.

Davanın karar duruşması ise 19 Mart 2019’a görüldü.


Önceki celsede saat 13.35’te başlaması kararlaştırılan duruşma, gecikmeyle saat 15.13’te başladı. Sebebi ise cezaevinde bulunan Ahmet Altan’ın SEGBİS ile bağlanacak olması nedeniyle, cezaevinde de yapılması gereken organizasyondu.

Duruşmanın başlangıcında hakim Muazzez Cerşit, taraflardan katılanları ve sanık Ahmet Altan’ın tutuklu bulunduğu cezaevinden SEGBİS aracılığıyla bağlandığını tespit ederek, tutanağa geçirdi. Hakim değişikliği nedeniyle eski zabıtların okunduğunu tutanağa geçiren hakim, sanık avukatlarının sunduğu yazılı savunma ve eklerinin dosyaya eklendiğini bildirdi.

Hakim ardından bu duruşmada karar vereceğini belirterek sanık Ahmet Altan’dan esas hakkındaki savunmasını sordu. Bunun ardından da “tutuklu musunuz?” diyerek Altan’ın hukuki statüsünü sordu. Ahmet Altan ise “hüküm özlü” olduğunu beyan etti ve ardından da savunmasına başladı. Ahmet Altan esas hakkındaki savunmasında şunları söyledi:

“Sayın yargıç, Yargıtay 18. Ceza Dairesi, bana daha önce Cumhurbaşkanına hakaretten verilen bir cezayı bozdu. Bozarken de içtihat oluşturması gereken bir tanım yaptı. Bu kararında Yargıtay, bir fiilin hakaret suçunu oluşturması için, doğrudan doğruya hedef alınan kişiyi küçük düşürmenin amaçlanması gerektiğinin altını çizdi. Siyasilerin yaptıklarını eleştirmenin bu suça girmediği bu kararda belirtilmiştir. Benim Cumhurbaşkanı ile kişisel bir ilişkim yoktur. Kendisini tanımam, benim rakibim değildir, dolayısıyla ona hakaret etmek için de bir nedenim yoktur. Cumhurbaşkanı siyasi bir kişidir. Ben bir yazarım. Benim yaptığım onun uyguladığı siyaseti eleştirmektir. Bu da benim Anayasal hakkımdır. Bu tür davalar siyasi eleştirinin önüne geçilmek için açılmaktadır. Mahkemenizin, Yargıtay 18. Ceza Dairesi’sinin bu kararını hükme esas almasını, hakaret suçuna ilişkin karardaki tanımı kabul etmesini ve beraatimi talep ediyorum.”

Hakim daha sonra katılan vekili Ela Ezgi Yelmen’e söz verdi. Yelmen ise, Ahmet Altan’ın yazısında, müvekkiline yönelik, “hırsız”, “diktatör” gibi sözler bulunduğunu, bu ithamların eleştiri olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını söyleyerek, savunmayı kabul etmediklerini beyan etti. Avukat Yelmen, şikayetlerinin sürdüğünü ve Ahmet Altan’ın cezalandırılmasını talep etti.

Ardından da Ahmet Altan’ın avukatlarından Figen Albuga Çalıkuşu söz alarak savunma yaptı. Yazılı dilekçelerini tekrar ettiklerini belirten Çalıkuşu, iddia makamının iddianamede, yazıda olmayan hususları, yorumlarda bulunarak yazıda varmış gibi göstermeye çalıştığını ve suç oluşturmaya çalıştığını beyan etti. Düşünce, suç haline getirilmek istenirse bunun için delile gerek olmadığını, düşünceyi suçlamaya dönük kanaat olmasının yeterli olduğunu söyleyen Avukat Çalıkuşu, iddianamede suçlamaya esas oluşturan “silah kaçakçılığı”, “SS birlikleri” ve “katliam” gibi ifadelerin, söz konusu yazıda savcının belirttiği şekilde yer almadığını bildirerek, ilgili kısımları yazıdan okudu. Avukat Çalıkuşu, savcılık makamının suç oluşturma çabası içinde olduğunu bildirdi.

Avukat Çalıkuşu, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından örnekler verdi, “Siyasetçi her türlü eleştiriye açık olmayı kabul etmiş kişidir” dedi. Avukat Çalıkuşu, Anayasa ve yasaların basın ve ifade özgürlüğünün nerede bittiği, hakaret suçunun nerede başladığı konusunda bir denge kurduğunu hatırlattı. Çalıkuşu, siyasetçilere dönük eleştirinin hakaret sayılması durumunda, bu ölçünün taraflardan biri lehine bozulacağına işaret etti. Avukat Çalıkuşu, bunun da Anayasanın ihlali olacağını vurguladı. Avukat Figen Albuga Çalıkuşu daha sonra müvekkiline atılı suçun unsurlarının oluşmadığını belirterek, Ahmet Altan’ın beraatine karar verilmesini istedi.

Daha sonra da Altan’ın avukatlarından Melike Polat Bursalı söz aldı. Avukat Polat Bursalı, ilk olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatının 3 Ağustos 2016’da bir dilekçe vererek şikayetini geri çektiğini hatırlattı ve katılan sıfatının kaldırılmasını istedi.

Ardından da isnat edilen hakaret suçunun unsurlarıyla ilgili bazı hususlara değinen Avukat Polat Bursalı, Anayasa Mahkemesi’nin hakaret suçuna ilişkin kararlarında, basın özgürlüğü ile hakareti dengelemek için hedef alınan kişilerin konumu, suçlamaya konu yazının toplumsal bir tartışmaya yönelik bir yarar sağlayıp sağlamadığı, söz konusu yazının güncel bir konuya dair olup olmadığı ölçütleri getirdiğine dikkat çekti.
Kararlardan örnekler veren Avukat Melike Polat Bursalı, Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında yargının görevinin, basının nasıl haber yapacağını ve yazı yazacağını belirlemek olmadığının altını çizdiğini hatırlattı. Avukat Polat Bursalı, bu kararlarda Anayasa Mahkemesi’nin siyasetçilerin eleştirilere katlanması gerektiğine hükmettiğini kaydetti.

Avukat Melike Polat Bursalı, Ahmet Altan’ın suçlamaya konu yazısında hakaret kastı bulunmadığını, şikayetçinin siyasetçi olması nedeniyle bu eleştirilere katlanması gerektiğini kaydetti. Söz konusu yazının, gazeteci Can Dündar’ın “MİT TIR’ları” haberleri nedeniyle adliye önünde silahlı saldırıya uğramasının ardından yazıldığına dikkat çeken Avukat Polat Bursalı, söz konusu yazının toplumsal bir tartışmaya yarar sağlayacak nitelikte olduğunu ve güncel bir konuya dair olduğunu da vurguladı. Avukat Polat Bursalı, müvekkilinin beraatine karar verilmesini istedi.

Daha sonra Hakim Muazzez Cerşit, Ahmet Altan’a son sözünü sordu. Altan ise şu beyanda bulundu: “Basit bir soruya cevap vermek gerekir. Eğer Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olmasaydı ben böyle bir yazı yazar mıydım? Hayır. Bu yazı onun siyasi eylemi hakkında yazıldı. Yargıtay’ın ölçüsüyle onun kişiliğine değil, siyasi eylemine yönelik bir yazı var. Bu da hakaret olmaz, eleştiri olur.

Ardından hakim, araştırılacak ve incelenecek başka bir husus kalmadığından yargılamaya son verdi ve kararını açıkladı.


Hakim Muazzez Cerşit, Ahmet Altan’ın “cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediği kanaatinin sabit olduğunu belirterek TCK’nın 299/1. maddesi gereğince 1 yıl 2 ay hapis cezası verdi. Ancak bu cezaya TCK’nın 62. maddesi uyarınca sanığın lehine altıda bir oranında indirim uygulayan hakim, Ahmet Altan’ı 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırdı. Hapis cezası 7 bin TL adli para cezasına çevrildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öncesinde herhangi bir basın açıklaması ya da destek gösterisi gerçekleşmedi.

Mahkeme Salonu Koşulları

İstanbul’un diğer adliyeleri gibi, Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ndeki Asliye Ceza Mahkemeleri’nin salonları da Ağır Ceza Mahkemelerine kıyasla küçük salonlar. İzleyiciler için salonda sanık kürsüsünün hemen arkasında bulunan bel hizasında ahşap bir paravanla ayrılan bölümdeki 8 kişilik koltuktan oluşuyor. Ancak davanın görülen duruşması açısından salonun koşulları yeterli durumdaydı. İzleyenler salona sığdı.

Sanık avukatları ve müşteki avukatı için ayrılan kısım da taraflar için yeterliydi. Hakimin konuşmaları, avukatların beyan ve savunmaları rahatça duyulabiliyordu. Salonun fiziki koşulları, duruşmanın seyrini rahatlıkla izlemeye ve bilgisayarla not tutmaya imkan tanır durumdaydı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, kapatılan Taraf gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar ile Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü (RSF) Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu ile 2 gazeteci ve 2 izleyiciden oluşan 6 kişi takip etti.

Genel Gözlemler

Yargılama esnasında bir ihlale rastlamadı, ceza yargılamasının şekli şartları yerine getirildi. Hakim, sanık ve müdafilerinin beyanlarını, tutanağa aynı şekilde geçirdi.

Ancak savunmanın önceki duruşmalarda da dile getirdiği bir husus, mahkemeye yeni atanan hakim tarafından da karar verildiği için dikkate alınmadı. Bu husus da şikayetçi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatının 3 Ağustos 2016 tarihinde bir dilekçeyle şikayetten vazgeçtiklerini bildirmesine rağmen, dosyada devam eden katılan sıfatının kaldırılmasına yönelik talepti.

Duruşma seyri hiçbir gerginliğe mahal olmayacak şekilde devam etti. İzleyicilere yönelik bir kısıtlama ya da engellemeyle karşılaşılmadı.

6. Standing - Dec. 20, 2018


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Ahmet Altan hakkında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatının şikayetiyle 13 Haziran 2016’da soruşturma başlattı. Altan’ın P24 adlı internet sitesinde 8 Mayıs 2016’da yayımlanan “Yeni Ergenekon” başlıklı yazısında, Cumhurbaşkanına hakaret ettiği ileri sürüldü.

Türk Ceza Kanunu’un 299. maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçuyla ilgili dava açılması, aynı maddenin 3. fıkrasına göre Adalet Bakanlığı’nın izni şartına bağlandığından savcılık, 22 Kasım 2016’da bakanlığın “Olur”unu aldı.

2016/72084 numaralı soruşturma sonucunda İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Basın Suçları Bürosu Savcısı Umut Tepe tarafından 9 Ocak 2017’de 2017/162 esas ile 2017/116 numaralı iddianame hazırlandı. Ahmet Altan’ın yazısında kimseye yönelik hakaret olmadığı, şikayetçi avukatın eleştirilmesi yasalarda yasaklanmayan siyasi iktidarın eleştirisini bir hakaret göstermeye çalıştığı yönündeki ifadesine iddianamede yer verildi.

Ahmet Altan ifadesinde, şikâyete konu yazıyı kaleme aldığı dönemde “siyasi iktidarla anayasaya göre hiçbir bağı olmayan Cumhurbaşkanının”, iddia edildiği gibi eleştirinin hedefi olmadığını savundu. Hükümet ile Cumhurbaşkanının anayasaya göre ayrılmış iki yapı olduğunu, ayrıca ikisini eleştirmenin de suç olmadığını belirtti. Yazısında 17-25 Aralık dönemindeki siyasi iktidardan söz ettiğini ifade eden Altan, şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o tarihte Cumhurbaşkanı olmadığına dikkat çekti. Altan, şikayetçi avukatın siyasi iktidara yönelik bütün eleştirileri, Cumhurbaşkanına hakaret gibi niteleyerek, hükümet ve Cumhurbaşkanını özdeşleştirerek aynı zamanda bir anayasa suçu işlediğini öne sürdü. Yasalarda “siyasi iktidara hakaret” diye bir suç bulunmadığını dile getiren Altan, yazısında yer alan “Erdoğan’ın anayasaya uymayacağı” şeklindeki ibaresinin hakaret değil, bir gerçeğin ifadesi olduğuna dikkat çekti. Altan yazısında mahkeme kararlarına uymayacağını beyan eden Erdoğan’ın anayasaya uymasını talep ettiği belirtti.

Yazısında yer alan Güneydoğu’daki operasyonlar ve olaylarla ilgili siyasi iktidara yönelttiği eleştirilerin, Cumhurbaşkanının avukatı tarafından şikayete konu edilmesine de itiraz eden Ahmet Altan, bunun, “Cumhurbaşkanının anayasaya aykırı bir biçimde hükümetin yetkilerini gasp ederek siyaseti tek başına oluşturduğu anlamına geldiğine” dikkat çekti.

Savcı Umut Tepe, “her ne kadar” diyerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10/2. maddesinin şu yorumuna yer verdi: “Düşünce ve ifade özgürlüğünün sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şokedici veya rahatsız edecek olanlar için de geçerli sayılması ve bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmış…”

Ancak savcı “ise de” diyerek devam ettiği devam ettiği iddianamede gazeteci Altan’ı, AİHS’nin bu yorumunun aksine “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlemekle itham etti.

Savcı iddianamede Ahmet Altan’ın söz konusu yazısından “hırsızlık” “yargı darbesi”, “yasadışı diktatörlük”, “zorbalık”, “gayrimeşru”, “SS birlikleri”, “silah kaçakçılığı” gibi ifadelerin geçtiği pasajlara yer verdi. İddianamede Ahmet Altan’ın TCK’nın 299/1-2. İle 53. maddeleri kapsamında cezalandırılması istendi.

İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi’nin iddianameyi kabulüyle açılan davada Ahmet Altan 16 Mayıs tarihinde savunma yaptı. Duruşmaya başka bir davadan tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS (Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi) aracılığıyla katılan Altan, yazısının hakaret içermediğini, bir siyaseti ve o siyaseti uygulayanları eleştirdiğini vurguladı. Altan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da siyaset yapan herkes gibi eleştirilebileceğini kaydetti, “Siyasetten eleştiriyi çıkarırsanız geriye hukuksuz bir zorbalık kalır” dedi. Altan, iddianameyi hazırlayan savcının AİHS’nin 10/2. maddesini “her ne kadar” diyerek hatırlatmasını da savcının kendisini anayasanın üzerine konumlaması olarak değerlendirdi.

Davanın 21 Haziran 2018’de görülen beşinci duruşmasında hakim değişikliği gerçekleşmiş, mahkemeye hakim Gülseren Kaldırım atanmıştı. Ancak cezaevinde bulunan Ahmet Altan’ın SEGBİS ortamında hazır edilmemiş olması ve şikayetçi Erdoğan’ın avukatının mazeret bildirdiği duruşma, Altan’ın avukatının dosyaya yazılı sunmasıyla son bulmuştu. Hakim Kaldırım da Ahmet Altan’ın SEGBİS ortamında hazır edilmesi için cezaevine müzekkere yazılmasına karar vererek duruşmayı 20 Aralık 2018 tarihine ertelemişti.



Next Trial: March 19, 2019, 1:35 p.m.


Davanın altıncı duruşmasında da hakim değişikliği olduğu ve Altan’ın yargılandığı 30. Asliye Ceza Mahkemesi hakimliğine Ömer Faruk Karakılıç’ın atandığı görüldü. Duruşma yeni atanan hakimin mazereti dolayısıyla görülmedi.

Duruşmaya ilişkin hazırlanan tutanakta, Erdoğan’ın avukatının ve Altan’ın avukatının mazeret dilekçesi sunduğu, yargılanan Ahmet Altan’ın cezaevinde SEGBİS ortamında hazır edilmediği belirtilerek, yeni hakim ataması nedeniyle eski zabıtların okunduğu kayıt altına alındı.


Ahmet Altan’ın sonraki duruşmada SEGBİS ortamında hazır edilmesi için cezaevine müzekkere kararı yazılmasına yeniden karar verilerek duruşma 19 Mart 2019 tarihine, saat 13.35’e ertelendi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öncesinde herhangi bir basın açıklaması ya da destek gösterisi gerçekleşmedi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonunun koşullarının yapılan yargılamaya yeterliliği, duruşma gerçekleşmediği için gözlemlenemedi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya hiçbir katılım olmadı.

Altan - Trial for Insulting the President (Indictment)

Altan - Trial for Insulting the President (Reasoned Judgement)

Altan - Trial for Insulting the President (Minutes of the Hearing)

Altan - Trial for Insulting the President 6. Standing (Minutes of the Hearing)

Altan - Trial for Insulting the President 7. Standing (Minutes of the Hearing)

FETÖ Media Main Trial

Ahmet Altan was taken into custody at September 10th, 2016. At September 22nd, 2016 he was released and pending trial with the decision of the Criminal Court of Justice. However the prosecutors office objected to the decision. Within the 24-hours of the release, he was arrested again.

Arrest warrant accused that the Taraf Newspaper “was founded in order to form public opinion for the goals of FETÖ.” And it was suggested that Balyoz Coup Attempt was made headline to serve this purpose.

He was, through Balyoz Trials against TSK(Turkish Armed Forces), accused of “partaking in the crimes of discharging of the national army through ongoing trials and promotions of FETÖ/PDY members to take control of the armed forces”.

Ahmet Altan, while he was waiting for the indictment to be prepared as a detainee, applied to the Constitutional Court at November 8th, 2016. Despite the years past, Court has not responded. Altan, also applied to European Court of Human Rights.

The indictment was completed at April 11th, 2017, by Can Tuncay, Prosecutor of Terror and Organised Crimes Bureau of Istanbul Chief Public Prosecutors Office. President Erdoğan, The Parliament and the Cabinet were identified as “affected by the crime”.

155 pages of 247-page indictment didn’t include a single word about the journalists.

Subjects such as stopping of the MIT Trucks, that have been allegedly carrying arms, Balyoz and Ergenekon investigations, July 15th Coup Attempt, structure and operation of FETÖ/PYD” were described for pages.

It was noteworthy that the Murder of Hrant Dink, Editor-in-Chief of Agos Newspaper, was described as the “first armed action of the terrorist organisation that was a subject to a civil law suit”.

In the indictment, the suspects were described as “media elements of the terrorist organisation”. Suspects were claimed to be a part in the dissemination of the expression “existence of a political and social chaos environment in order to help the purposes of the terrorist organisation.”. Indictment also stated that the suspects committed the crimes of “being a member of an armed terrorist organisation” and by doing so “attempting a coup”.

A tv program, broadcasted in Can Erzincan TV, at July 14th, 2016, a day before the attempted coup, was used as a evidence against the suspects. That day, Ahmet Altan was the guest of the program, prepared and hosted by Nazlı Ilıcak and Mehmet Altan. In that program Altan had assimilated AKP to the Ittihat ve Terakki(Union and Progress) Party, that was in power and was repressive during the final years of the Ottoman Empire.

Following statements of Altan were used as evidence:

“AKP manages come to the power but can’t manage to rule the country. This society and this stat is incredibly unresisting. A man can easily subvert the state and the society. Erdoğan, said ‘the whole juridical system is connected to me’. Said ‘I became the president’. Saying I became the president is a crime and in the future someone will remember this. If a society, a state can’t resist to an illegal, illegitimate crime, the results are never good.

“I think they are working hand in hand with the military domination. Every type of fantasy that the military domination missed but never completely achieved through its own history, is achieved by Erdoğan and his men. Kurdish cities, cities are being demolished, people are being massacred, they are burning people in the basements, they shot a 5-year-old baby in the face, but not a single Turk, objected to that.”

“I think AKP and Erdoğan are both taken into the state records. Also, I don’t know how correct this is but, numeraous of men from Ergenekon, are now wandering around in so-called Beştepe as advisors to ‘the Palace’.”

“They tell it in a manner as if Erdoğan is either going to stay here for rest of his life or will be gone in 2 years.”

“Whatever has paved the way for the past military coups in Turkey, Erdoğan today, by making the same decisions, is paving the way for the same things one by one. Also if you only allow the trials of the soldiers only by permission, they will make the arrangements for the coup much easier. “
“This ‘thief’ government can’t stay there for long. This ‘thief’ government is disobeying the law, disobeying whats right. Disobeying the ethics. They are doing things that are not politics.”

“Civilian politicians will pave the way for a coup once they start playing with the military.”

“Erdoğan doesn’t want to rule Turkey, Erdoğan wants to dominate Turkey. If anyone enrages him, he/she shall be sent to Silivri (Prison) or be burnt in wells. This desire to dominate has ruined both him and Turkey.”

“I can very clearly say that the AKP will go. They can’t rule this county. It will require a huge amount of work to clean up everything they did in this judiciary system, everything they did within the state. We have to (…) this whole constitution, whole judiciary system (…) again. As long as Turkey has a state and the nation they won’t be at ease.”

Indictment included the accusations of giving subliminal messages of a coup in advance. The indictment stated the following:

“With these statements the declared actuation of the coup, and it is impossible to not know about the coup attempt an to make such declarations to form a public opinion, without being in an ideal an actual consensus with the terrorist organisation, their aim was to legitimise the coup attempt, and they were doing disinformation activities in order to create a chaos environment…”

Articles written by Altan in “haberdar.com” and P24 were also subjects to accusations. In one of these articles Altan, used expressions such as: “When the walls of the Palace gets crumbled with cannon balls, when people holding guns start killing each other in the halls, he will understand what a “civil war” is but it will be too late. In the end Erdoğan’s Palace will fall to pieces. There will be a bloody desert left.”

Indictment also mentioned the news about the Balyoz Coup Attempt, published at Taraf Newspaper, when Altan was the Editor-in-Chief of the paper.

Alan was asked to be punished with 3 times aggravated lifetime imprisonment penalty, with the crimes of “attempting to abolish, replace or prevent the implementation of, through force and violence, the constitutional order of the republic of Turkey” according to the article 309/1 of the TPC, “attempting, by use of force and violence, to abolish the Turkish Grand National Assembly or to prevent, in part or in full, the fulfilment of the duties of the Turkish Grand National Assembly” according to the article 311/1 of the TPC. In addition to this request he was also asked to be punished for from 7.5 years to 15 years of imprisonment penalty for the crime of “committing a crime for an organisation without being a member of the organisation.”

Trial has started at June 19th, 2017, in Istanbul 26th Assize Court. In summary, Altan said the following in his first defence argument:

“We are claimed that we know people who know the people ho managed the coup. How can ‘knowing’ someone be considered a crime?”

“Since when making broadcasts against AKP is a crime? How can criticising AKP, warning a political party about its mistakes, be an evidence to attempting a coup and put to an indictment?”

“What is the crime that is the basis of this indictment? Military coup. What’s the date of the crime? July 15th, 2016. When did I quit journalism? In 2012.”

“This prosecutor has made such a habit of raping law that our indictment has turned into law porn. I published the news about Balyoz Coup Attempt. I solely take responsibility of publishing those news. I was the Editor-in-Chief of that paper. No one, except me, could have decided to publish those news.”

“Making news such as Balyoz news is one of the most important duties of a journalist. A journalist who doesn’t publish that news, is betraying himself, his job, his people. I was tried during the military domination times and I’m being tried now again because I didn’t betray myself, my job and my people. If saying ‘AKP will go’ is an ‘act of coup’ the what is ‘bombarding the parliament? Look at in what conditions this political power has left this country. They put words on par with bombs.

Altan’s words, “Judges are what make a nation ,a nation and a state, a state (…) when you take the judge out of the state, state turns into a armed gang” in the 2nd hearing at September 19th, 2017, were notable.

In the 3rd hearing at November 13th, 2017, judge Kemal Seljuk Yalçın asked the prosecutor to present his opinion as to the accusations. Attorney’s of Ahmet and Mehmet Altan requested that the investigation to be expanded. All the attorneys that objected to the denial of the request were sent out of the courthouse by the order of the judge, trial continued without the lawyers. Prosecutor declared that he couldn’t prepare an opinion as to the accusations. However requested the continuation of the pre-trial detainee status of all the suspects.

4th hearing of the case was held at December 11th, 2017. Prosecutor presented his opinion as to the accusations and asked Ahmet Altan to be punished with aggravated lifetime imprisonment penalty for committing the crime of “attempting to abolish the constitutional order” according to the article 309/1 of the Turkish Penal Code. Therefore the accusation of “committing crime for an organisation without being a member of the organisation” against Altan has dropped.

Decisive hearing of the case took place between February 12th and 16th, 2018. In his last defence as to the accusations Altan said the following:
“Criminals judging the innocent. Now the writers are attempting the coups, not the generals. Why so? Because political powers are not afraid of the generals anymore, with their policies fulfilling all the longings of the military domination generals, they have nothing to fear for. But they are afraid of the writers. Not guns but pens are frightening them.”

Decision
Ahmet Altan was sentenced to a aggravated lifetime imprisonment penalty for committing the crime of “attempting to abolish the constitutional order” according to the article 309/1 of the Turkish Penal Code. Istanbul 26th Assize Court, reached a decision after the 4-day-long hearing and on February 16th, 2018 disclosed the decision. The reasons judgement of the court stated that “Ahmet Altan had “taken part in the coup attempt” along with Mehmet Altan and Nazlı Ilıcak.

Appeal Process
Ahmet Altan appealed the decision. Appeal trial has started at September 21st, 2018 in the 2nd Criminal Chamber of Istanbul Regional Court of Justice. Altan said the following in his first defence in the appeal process:

“Constitutional Court in the decision taken about Mehmet Altan, stated that, let alone imprisonment, there was no solid evidence for an arrest, But the Assize Court that tried us, with an unprecedented strangeness denied to abide the Constitutional Court’s decision. With the case file, about which the Constitutional Court has said ‘there is no solid evidence in this’, they sentenced us to aggregated lifetime imprisonment. The decision you will make, will decide the faith of, not me, but the jurisdiction and the state.”
In the 1st hearing, office of the appeal prosecutor revealed the opinion as to the accusation. The prosecutor requested the approval of the aggravated lifetime sentence given by Istanbul 26th Assize Court.

2nd hearing of the appeal trial took place at October 2nd, 2018. Alan, in his last defence statement, said the following.
“I hope you reach a decision within the law, constitution and the justice. But I don’t mind if you don’t. Because we are used to facing unlawfulness. We will carry on with our adventure of seeking justice. We will find it one day, somewhere. Either today, or another day.”

In the 2nd hearing; 2nd Criminal Chamber of Istanbul Regional Court of Justice has approved Istanbul 26th Assize Court’s decision for the aggravated lifetime imprisonment of Ahmet Altan. Therefore, 2 years after being arrested, he was sentenced to an aggravated lifetime imprisonment penalty for “attempting to abolish the order provided by constitution of the republic of Turkey” according to the article 309/1 of TPC.

Constitutional Court Process

Altan’s individual appeal for a “violation of rights” made at November 8th, 2016 could only be concluded at May 3rd, 2019. When the decision was taken, Altan’s Court of Cassation process was underway.

Constitutional Court, rejected the individual appeal made by journalist Ahmet Altan. In other words the High Court, found Altan’s claims for; unlawful custody and arrest, and violation of personal security and freedom, inaccurate. In the other hand the Constitutional Court, also rejected his claims for “violation of press and expression freedoms by making actions; that are journalism activities and are in the scope of freedom of expression, a subject to an arrest.

High Courts denial decision stated that the reasoning of Altan’s arrest was solidly presented. Also it was ruled that the imprisonment penalty of Altan was not out of proportion.

Constitutional Court based its decision of denial on Altan’s speeches on TV, late columns and the secret witness statements regarding his status at Taraf Newspaper.

Constitutional Court found the “facts pointed out by the investigation authorities” which were later on overruled by the Court of Cassation, fit. Courts decision said the following:

“(…) accepting, the facts pointed out by the investigation authorities, as strong signs of a crime connected with FETÖ/PDY cannot be considered, insubstantially and arbitrarily.

However High Court denied Altan’s request by a large majority. It was attention-grabbing that one of the members that lodged a statement of opposition for deciding that Altan’s rights were violated, was the President of the Constitutional Court, Zühtü Arslan.

Arslan in the statement he lodged, said that columns written in various dates and the speeches made by Altan, didn’t create relating and sufficient reason to form strong signs of a crime. Arslan, stated that accusation of “making publications in line with the purposes of FETÖ/PDY in Taraf Newspaper” against Altan, was inaccurate. Arslan said the articles and news that were the subjects to the arrest were not “providing the facts that the publications were made in line with the purposes of the terrorist organisation.”

Court Cassation Process

Appeal Court’s decision against Altan was taken to the Court of Cassation.

Office of Chief Public Prosecutor of the Court of Cassation requested the decision to be overruled. It was asked that Altan and the other journalist were to be tried with the accusation of “knowingly and willingly aiding a terrorist organisation” not with “attempting to abolish the constitutional order of the state”.

Assistant Chief Public Prosecutors of the Court of Cassation Faik Ersöz and Mücahit Erdoğan, on behalf of the Office of Chief Public Prosecutor, presented their letter of notification regarding the appeal trial on January 8th, 2019. According to that Office of Chief Public Prosecutor of the Court of Cassation requested that Ahmet Altan and the other journalist were to be tried with the accusation of “knowingly and willingly aiding a terrorist organisation” not with “attempting to abolish the constitutional order of the state”.

The letter reminded that the crime of “attempting to abolish the constitutional order” was required to be based on force and violence. In the letter where the local courts decision was criticised, it was stated that it wasn’t clarified how Ahmet Altan had attempted to abolish the constitutional order by the use of force and violence.

The letter reminded that Altan was accused of “knowing about the coup attempt” in advance and and stated that “even with the consideration of them being informed, the information did not matter as to partaking in crime.”. In the letter it was stated that the accusation of attempting to abolish the constitutional order was lacking lawful and sufficient reasoning. It was also stated in the letter that there was no sufficient evidence as to the accusation of Altan and others for being members of the organisation or having a hierarchical connection with the organisation. In the light of all these reasons the letter requested that the decision against Altan and Ilıcak to be overruled and the suspects to be retried with the accusation of “knowingly and willingly aiding an organisation.”.

16th Criminal Chamber of the Court of Cassation that was in charge of the appeal trial, overruled the aggravated lifetime imprisonment sentence agains journalist Altan on July 5th, 2019. However it was attention grabbing that the decision of the Court of Cassation was made news by Anadolu Agency, before it was given to the attorneys of the suspects. The decision of the 16th Criminal Chamber, as well, stated that there was no sufficient evidence that the suspects had committed the crime of abolishing the constitutional order.

The decision stated that Turkish Penal Code conditions, being hierarchically connected to an organisation, to having “continuity, diversity, and density”. Chambers, first instance trial was not based on any evidence regarding these conditions. It was attention grabbing that the chamber’s decision also stated that Altan and Ilıcak are known by the public and it is usual that they defend their opinions.

However the Court of Cassation that the speeches and articles of Altan and Ilıcak were over the limits of criticism. In the decision, articles and speeches of the journalists were evaluated as such:

“FETÖ/PDY’s (…) in a time when the possibility of a coup was considered highly probable (…) aiming to give the process, an appearance of a usual political opposition (…) in the nature of serving this purpose (…) with the actions that are impossible to assess as journalism activities (…)
The decision of the 16th Criminal Chamber stated that Altan, Along with Ilıcak should be tried with the accusation of “aiding FETÖ/PDY armed terrorist organisation without taking part in the hierarchical structure of the organisation according to the article 314/2 of the TPC.

Chambers, however rejected Altan and Ilıcak’s request for a release.

Chambers, even though they were tried with the same accusations, has decided that Mehmet Altan was to be acquitted.

After it was overruled by the Court of Cassation, the file was sent the Istanbul 16th Assize Court, where the first instance trial was held.

Retrial Process

First hearing of the retrial took place October 8th, 2019. Ahmet Altan’s request for a release was denied.

Istanbul Chief Public Prosecutor Ensar Bulutoğlu, presented his opinion as to the accusation to the Istanbul 26th Assize Court, about Ahmet Altan, along with Mehmet Altan and Nazlı Ilıcak, before the second hearing to be held at November 4th.The opinion prepared by Bulutoğlu, was 11 pages long.
Opinion stated that he was “the founder of Taraf Newspaper, one of terrorist organisations media elements” and the paper was shut down with a State of Emergency Decree Law.

Altan’s article; published in Cumhuriyet Newspaper at March 3rd, 2015 following Taraf Correspondent Mehmet Baransu’s arrest, with the title of “I’m here, talk with me”, was included in the opinion as evidence. Altan had used the following words in the article: “If these plans were brought to me a thousand times I would publish them a thousand times.”

Altan’s articles that were accepted as evidence in the indictment, were the subjects of the accusations in the opinion as well. Altan’s words from the program in Can Erzincan TV, that he participated with Mehmet Altan and Nazlı Ilıcak, were shown as crime as they were in the first indictment.

Opinion requested Altan, along with Nazlı Ilıcak, in line to the overruling decision of the Court of Cassation, to be punished with from 6 years to 10 years of imprisonment for “organisation membership” according to the article 314/5 of the TPC, with reference to the article 220/7; “knowingly and willingly aiding and organisation without taking part in the hierarchical structure.”

Opinion described the accusation of “aiding the organisation without taking part in the hierarchical structure” as follows:

“It is self-explanatory that the legal description of ‘aiding’ is not a limit ‘aiding to commit a crime’, any type of activity helping the organisation to maintain itself is sufficient to form a crime: not only giving monetarily valuable objects or hosting the organisation members but every type of intended action to aid the organisation would help forming the crime…”

It was noteworthy that in the indictment, following statements were used about Ahmet Altan, along with Mehmet Altan and Nazlı Ilıcak, who were being accused of, knowing and informing about the July 15th, 2016 coup attempt, in a TV program, a day before the attempted coup:

“The organisation (…) in a time when the possibility of a coup was considered highly probable (…)aiming to give the process, an appearance of a usual political opposition (…) in the nature of serving this purpose (…) with the actions that are impossible to assess as journalism activities.”

Prosecutors Office stated that Altan’s penalty, should be considered “far from to lower limits”. Following words were used in the opinion:

“They need to be punished by furthering away from the lower limitations, given the density of the actions…”

1. Standing - Oct. 8, 2019


15 Temmuz darbe girişiminin ardından basın yayın kuruluşlarına karşı başlatılan çok parçalı operasyonlardan bir tanesi de Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a yönelik oldu.

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 10 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Suçlama, 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce, 14 Temmuz akşamı bir televizyon programında darbe girişimiyle ilgili “subliminal mesajlar” vermek oldu. Ahmet Altan ve Mehmet Altan, Can Erzincan TV’deki programda Nazlı Ilıcak ile birlikte gündemi değerlendirmişti. Daha sonra “darbenin gerçekleşeceğini önceden bilmek” olarak formüle edilecek suçlamaya ilişkin “subliminal mesaj” kavramı, Türkiye hukuk ve siyaset tarihine geçti.

Ahmet Altan, kardeşi Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak 17 kişi ile birlikte yargılandı. Bunlardan 9’u gazeteciydi. Ancak kapatılan Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gibi soruşturmaya ve yargılamaya dahil edilen pek çok isim yurtdışında oldukları için hiç yargılanmadılar.

Haklarındaki iddianamedeki suçlamalar, sadece “darbe girişimine ilişkin subliminal mesaj vermek” ile sınırlı kalmadı. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte; Abdülkerim Balcı, Ali Çolak, Bülent Keneş, Mehmet Kamış ve Şemsettin Efe’ye birden çok suçlama yöneltildi. Gazetecilerin; “Meclisi ve Hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs ettikleri”, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettikleri” iddia edildi, haklarında 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmaları talep edildi. Gazeteciler için buna ek olarak “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri” iddiası ile 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Yargılama 19 Temmuz 2016 tarihli ilk duruşma ile başladı.

19 Eylül 2016 tarihli ikinci duruşmada Ahmet Altan’ın kendisine yöneltilen suçlamalarla ile ilgili “tek bir delil gösterilmesi durumunda temyiz hakkından vazgeçeceğini” dile getirmesi dikkat çekti.

Davanın 11 Aralık 2016 tarihli dördüncü duruşmasında savcılık esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcılık, iddianame ile gazetecilere yöneltildiği suçlamayı değiştirdi. Gazetecilere sadece “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ettikleri suçlaması yöneltildi. Böylece gazeteciler hakkında istenen hapis cezası da 3 kez ağırlaştırılmış müesses hapis cezasından “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” düşürülmüş oldu. Öte yandan savcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “silahlı terör örgütü üyesi oldukları” iddiasından da vazgeçti.

12 Şubat 2018 tarihinde başlayan ve 5 gün süren duruşmanın sonunda gazeteciler hakkındaki karar açıklandı. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Gazetecilere “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi. Yurtdışındaki sanıklar açısından dosyanın ayrılmasına karar verildi.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 8 Kasım 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi’nden bir karşılık bulunamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuruldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurularla ilgili Türkiye hükümetinden savunma istedi.

Anayasa Mahkemesi, 11 Ocak 2018’de Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Ancak İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymadı ve Mehmet Altan’ın tahliyesine karar vermedi. Bu, Türkiye yargılama tarihinde belki de ilk kez yaşanıyordu.

Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara direnirken Mehmet Altan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mehmet Altan’a; Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararına karşı gösterdiği direnci uzun süre sürdürdü. Mehmet Altan, istinaf yargılamasını sürdüren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin kararı ile istinaf yargılaması başlamadan önce tahliye olabildi.

Nazlı Ilıcak da süreç içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Ancak haklarının ihlal edildiğine ilişkin başvurusu reddedildi.

AİHM daha sonra Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi.

İstinaf Süreci

Karar istinaf mahkemesine taşındı. İstinaf yargılamasını yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, yargılamaya başlamadan önce Mehmet Altan’ın tahliye edilmesine karar verdi. Mahkemenin, bu kararında, daha önce yere mahkemenin uygulamadığı Anayasa Mahkemesi kararını gerekçe göstermesi dikkat çekti

İstinaf yargılamasının ilk duruşması 21 Eylül 2018 tarihinde başladı. 2 Ekim 2018 tarihli ikinci duruşmada, yerel mahkemenin verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Yargıtay Süreci

Dosya temyiz incelemesi için Yargıtay’a taşındı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, davaya ilişkin teblignamesini 8 Ocak 2019 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Başsavcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının bozulmasını istedi. Tebliğnameye göre; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan yargılanmaları gerekiyordu. Bu talep; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen hapis cezasının azalması anlamına geliyordu. Ancak yerel mahkeme gazetecilere “silahlı terör örgütüne üye oldukları” suçlamasından vazgeçmişti.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararı bozdu. Yargıtay, başsavcılığın talebine uygun olarak Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan” yargılanmaları gerektiğine karar verdi. Daire, Mehmet Altan’ın ise beraat ettirilmesi gerektiğine hükmetti.

Yargıtay’ın kararı ile yargılama yeniden başladı. Dosya, ilk derece mahkemesini yürüten İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkemenin, gazetecileri 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılayan, Mehmet Altan hakkındaki Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına direnen mahkeme ile aynı olması dikkat çekti.

Bu dava kapsamında Ahmet Altan 23 Eylül 2016’dan, Nazlı Ilıcak ise 29 Temmuz 2016’dan bu yana tutuklu olarak yargılanıyor.

Yeniden Yargılama

Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden yargılama 8 Ekim 2019 günü başladı. Duruşmada Mehmet Altan’ın yurtdışı yasağı kaldırıldı. Ahmet Altan ile Nazlı Ilıcak’ın tahliye talepleri reddedildi. Yeniden yargılamada üç gazeteci “üye olmamakla birlikte örgüte yardım”la suçlanıyorlar.



Next Trial: Nov. 4, 2019, 10 a.m.


İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, Ahmet Altan SEGBİS ile, Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan ise salonda hazır bulundu. Duruşma kimlik tespiti ile başladı. Ardından Mahkeme heyeti duruşmada Yargıtay’ın bozma kararıyla ilgili beyanları alacağını belirtti.

Duruşmada önce savcı mütalaasını açıklayarak, mahkemenin Yargıtay’ın bozma kararına uymasını ve tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamını talep etti. Savcının ardından sırayla sanık sıfatıyla yargılananlar beyanda bulundu.

İlk olarak söz alan Nazlı Ilıcak, mahkemeden Yargıtay’ın yeniden yargılama kararına uyulmasını talep etti. Kısa bir beyanda bulunan Ilıcak, yargı reformu paketinin de göz önünde bulundurulmasını isteyerek “Üç yılı aşkın süredir tutukluyum. 75 yaşındayım. Suç vasfının değişmesine istinaden tahliyemi talep ederim” dedi.

Ilıcak’tan sonra söz alan kapatılan Zaman Gazetesi’nin Marka Pazarlama Müdürü Yakup Şimşek, hakkındaki suçlamaları reddetti. Otuz yedi aydır temelsiz gerekçelerle tutuklu olduğunu söyleyen Şimşek, mahkemenin ilk yargılama da yaptıkları savunmaları dikkate almadığını belirtti. Beyanlarında mahkemeyi eleştirmesi üzerine heyet başkanı Kemal Selçuk Yalçın, Şimşek’i, savunmasını Yargıtay’ın bozma kararıyla sınırlı tutması konusunda önce uyardı, ardından da salondan atmakla tehdit etti. Şimşek’in “Sizi Allah’a havale ediyorum” sözleri üzerine ise Yalçın, Şimşek’in dışarı çıkarılması yönünde talimat verdi ve Şimşek duruşma salonundan çıkarıldı.

Ahmet Altan da savunmasında şunları söyledi:

“Bu davanın başından beri bir imkânsızı gerçekleştirmeye, fikirleri yargılamaya uğraşıyorsunuz. Bunu başarmak mümkün değildir. Fikirlerin sınırsızlığı yargının sınırlarının içine sığmaz.

“Yargının sınırlarını hukuk belirler. Yargı bu sınırların dışına çıkıp fikirleri cezalandırmak istediğinde hukukla çatışır. Hukuksuz bir yargıyla karşılaşırız. Yargının, varlık nedeni olan hukukla çatışma, kendi can damarlarını keserek intihar etmesi anlamına gelir. Üç yıldan beri ben karşımda intihar eden, kan revan içinde bir yargı görüyorum. Acıklı bir görüntü bu. Zaten bu görüntü yüzünden ben bütün bu süreç boyunca ‘sübliminal mesaj’, ‘manevî cebir’, ‘soyut tehdit’ gibi hukukla hiçbir ilgisi olmayan tuhaf gerekçelerle karşılaşıyorum. Bunlar, hukukî gerekçe değil, bunlar bir yargının intihar mektubu. Biz savunmalarımızda sürekli olarak hukuku hatırlatarak yargının bu kanlı intiharını, bu acıklı sonunu engellemeye, onu kurtarmaya uğraşıyoruz.”

Heyet başkanı Yalçın, “Eğer bu mahkeme bizim savunmalarımızı ciddiyetle dinleseydi Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymamak gibi vahim bir hataya sürüklenmez, kendi varlık nedeniyle çatışmazdı” sözlerinin ardından Ahmet Altan’ı da beyanlarını Yargıtay’ın bozma kararıyla sınırlı tutması konusunda uyardı. Bunun üzerine Altan “Biz üç senedir sabırla bekliyoruz. Sizden de biraz sabırlı olmanızı bekliyorum. Neden sabırlı değilsiniz” dedi.

Mahkeme başkanının daha sonra kendisini ikinci kez uyarması üzerine Altan beyanatını “Bugün size tavsiyem hukuka uymanız, yargının sınırları dışına çıkmamanız, fikirleri yargılamaya kalkmamanızdır. Bu tavsiyeye uyup uymamak sizin bileceğiniz iş” diye bitirdi.

Ahmet Altan’ın ardından davadaki tek tutuksuz sanık Mehmet Altan söz aldı. Altan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ardından Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin de hakkındaki suçlamaların yersiz olduğuna hükmettiğini söyledi. Altan ayrıca Yargıtay’ın kararında gerek AYM gerekse AİHM kararlarının bağlayıcılığını vurguladığının da altını çizdi.

Altan, “AYM ve AİHM tarafından verilen kararların ‘derece mahkemelerini ve daireyi de bağlayan kararlar’ olduğunun hükme bağlanmasının da burada defalarca altının çizilmesi gereklidir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da itiraz etmemiştir. Karar oybirliğiyle alınmıştır. Ayrıca Yargıtay 16. Ceza Dairesi benim için verilen iki kararı içtihat haline getirerek İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülmekte olan Cumhuriyet Gazetesi Davası’nın bozma gerekçesinde de kullanmıştır. Bir üst mahkemeye yaptığım itiraz bağlamında Anayasal suç işleyerek İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de beni tahliye etmediğini anımsatmak isterim. Kararımın içtihat olarak bu davada da kullanılmış olması bu açıdan da anlamlıdır.

“Bir ilk derece mahkemesinin heyeti, üstelik ağır ceza mahkemesi heyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ndan da geçmiş bir içtihada nasıl ‘yanlış anlam’ yükler? Hukuk bilgisi yetersiz olduğu için mi yanlışlık yapar, şahsen tanımadığı suçsuz insanlara görevli bir düşmanlık yapmak için mi? İki ihtimal de korkunç ama nihayetinde şahsıma da bu düşmanlık yapıldı. (…) Şimdi soruyorum, suçsuzluğum daha ilk baştan belli iken bu düşmanlık kime ne kazandırdı, elinize ne geçti?” dedi.

Mahkeme başkanının Mehmet Altan’ı da beyanatını tamamlaması için uyarması üzerine Altan, 16 Şubat’taki savunmasına atfen “Yargıladığınız gibi yargılanmak ister miydiniz? Vicdanınıza sorun ve öyle karar verin” ifadeleriyle sözlerini noktaladı ve hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını istedi.

Ardından avukat Büşra Şimşek söz aldı. Heyet başkanı Yalçın, Yakup Şimşek’in avukatı ve kızı Büşra Şimşek’i beyanlarından dolayı uyardı. Yalçın, mahkeme heyetinin değişmesini talep eden Şimşek’in tutanakta yapılan bir yanlıştan bahsetmesine sert tepki gösterdi. Mahkemeyi “yalancılıkla suçladığını” iddia eden Yalçın, Şimşek’i hakkında baroya suç duyurusunda bulunmakla ve salondan atmakla tehdit etti.

Avukat Figen Çalıkuşu ise Ahmet Altan için yaptığı savunmada, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin “üye olmamakla birlikte örgüte yardım” suçlamasını kabul etmediğini söyledi. Suçun unsurlarının oluşmadığını söyleyen Çalıkuşu “Soruyorum: Ahmet Altan örgütün terör örgütü olduğunu biliyor muydu? Örgütün darbe hazırlığı yaptığını biliyor muydu?” dedi ve 27 aydır tutukluluğu devam eden Altan’ın tahliyesini talep etti.

Avukat Çalıkuşu, Yargıtay’ın beraat edilmesi yönünde hüküm verdiği Mehmet Altan için yaptığı savunmada ise 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin daha önce Anayasa Mahkemesi’nin dosyayla ilgili verdiği ihlal kararına uymadığını hatırlattı. Çalıkuşu’nun savcının ve hâkimler heyetinin isimlerini teker teker sayması üzerine ise heyet başkanı Kemal Selçuk Yalman “isimlerimizi okumayın” diye uyardı.

Avukatların beyanlarının ardından ara karar için duruşmaya bir saat kadar ara verildi.


Aranın ardından mahkeme heyeti, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararına uymaya, tutuklu yargılanan beş sanığın da tutukluluklarının devamına hükmetti.

Tutuksuz yargılanan Mehmet Altan’ın ise yurtdışına çıkış yasağı kaldırıldı.

Heyetin dosyadan çekilmesine yönelik talebi de reddeden mahkeme, söz konusu kararla ilgili bir hafta içinde bir üst mahkeme olan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz edilebileceğini belirtti.

Soruşturmanın genişletilmesine yönelik talepler de reddedildi.

Mahkeme heyeti duruşmayı 4 Kasım 2019 saat 10:00’a bıraktı.


Duruşma Öncesi

13:30’da başlaması beklenen duruşma, 13:40’ta başladı.

Duruşmayı izlemek isteyen gazeteciler ve tutuklu yakınları isim listesine göre alındı. Her tutuklu için ailelerinden üç kişi izleyici olarak alındı. Kalan boş yerlere ise gazeteciler alındı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salon ufak bir salondu. Salonda, izleyiciler için 25 kişilik oturma yeri ayrılmıştı. Avukat ve sanıklar için de ayrı ayrı yerler hazırlanmıştı. 15 kişi tutuklu yakını ve sivil toplum örgütü temsilcisi salona alındı. Kalan beş kişilik yere de gazeteci alındı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmayı P24, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Britanya ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, MLSA, TGS, Article19, Uluslararası Af Örgütü temsilcileri izledi.

Gözlemler

Duruşma yaklaşık olarak 10 dakika geç başladı. Duruşmaya katılanlar aileler sık sık salondan çıkarak diğerlerinin katılması için yer açtı.

Mahkeme başkanı, ilk yargılamada olduğu gibi sık sık sanık savunmalarına müdahale etti. Aynı zamanda avukatların aralarında dosya üzerinde konuşmasına ve izleyicilerin aralarında konuşmasına da müdahale ederek, dışarı atmakla tehdit etti.

Sanık ve avukatların tahliye talebine karşılık mahkeme başkanının her defasında suçlamanın üst sınırını hatırlatması ve bunu kararda da belirtmesi dikkat çekti.

2. Standing - April 11, 2019


15 Temmuz darbe girişiminin ardından basın yayın kuruluşlarına karşı başlatılan çok parçalı operasyonlardan bir tanesi de Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a yönelik oldu.

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 10 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Suçlama, 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce, 14 Temmuz akşamı bir televizyon programında darbe girişimiyle ilgili “subliminal mesajlar” vermek oldu. Ahmet Altan ve Mehmet Altan, Can Erzincan TV’deki programda Nazlı Ilıcak ile birlikte gündemi değerlendirmişti. Daha sonra “darbenin gerçekleşeceğini önceden bilmek” olarak formüle edilecek suçlamaya ilişkin “subliminal mesaj” kavramı, Türkiye hukuk ve siyaset tarihine geçti.

Ahmet Altan, kardeşi Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak 17 kişi ile birlikte yargılandı. Bunlardan 9’u gazeteciydi. Ancak kapatılan Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gibi soruşturmaya ve yargılamaya dahil edilen pek çok isim yurtdışında oldukları için hiç yargılanmadılar.

Haklarındaki iddianamedeki suçlamalar, sadece “darbe girişimine ilişkin subliminal mesaj vermek” ile sınırlı kalmadı. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte; Abdülkerim Balcı, Ali Çolak, Bülent Keneş, Mehmet Kamış ve Şemsettin Efe’ye birden çok suçlama yöneltildi. Gazetecilerin; “Meclisi ve Hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs ettikleri”, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettikleri” iddia edildi, haklarında 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmaları talep edildi. Gazeteciler için buna ek olarak “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri” iddiası ile 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Yargılama 19 Temmuz 2016 tarihli ilk duruşma ile başladı.

19 Eylül 2016 tarihli ikinci duruşmada Ahmet Altan’ın kendisine yöneltilen suçlamalarla ile ilgili “tek bir delil gösterilmesi durumunda temyiz hakkından vazgeçeceğini” dile getirmesi dikkat çekti.

Davanın 11 Aralık 2016 tarihli dördüncü duruşmasında savcılık esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcılık, iddianame ile gazetecilere yöneltildiği suçlamayı değiştirdi. Gazetecilere sadece “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ettikleri suçlaması yöneltildi. Böylece gazeteciler hakkında istenen hapis cezası da 3 kez ağırlaştırılmış müesses hapis cezasından “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” düşürülmüş oldu. Öte yandan savcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “silahlı terör örgütü üyesi oldukları” iddiasından da vazgeçti.

12 Şubat 2018 tarihinde başlayan ve 5 gün süren duruşmanın sonunda gazeteciler hakkındaki karar açıklandı. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Gazetecilere “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi. Yurtdışındaki sanıklar açısından dosyanın ayrılmasına karar verildi.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 8 Kasım 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi’nden bir karşılık bulunamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuruldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurularla ilgili Türkiye hükümetinden savunma istedi.

Anayasa Mahkemesi, 11 Ocak 2018’de Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Ancak İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymadı ve Mehmet Altan’ın tahliyesine karar vermedi. Bu, Türkiye yargılama tarihinde belki de ilk kez yaşanıyordu.

Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara direnirken Mehmet Altan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mehmet Altan’a; Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararına karşı gösterdiği direnci uzun süre sürdürdü. Mehmet Altan, istinaf yargılamasını sürdüren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin kararı ile istinaf yargılaması başlamadan önce tahliye olabildi.

Nazlı Ilıcak da süreç içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Ancak haklarının ihlal edildiğine ilişkin başvurusu reddedildi.

AİHM daha sonra Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi.

İstinaf Süreci

Karar istinaf mahkemesine taşındı. İstinaf yargılamasını yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, yargılamaya başlamadan önce Mehmet Altan’ın tahliye edilmesine karar verdi. Mahkemenin, bu kararında, daha önce yere mahkemenin uygulamadığı Anayasa Mahkemesi kararını gerekçe göstermesi dikkat çekti

İstinaf yargılamasının ilk duruşması 21 Eylül 2018 tarihinde başladı. 2 Ekim 2018 tarihli ikinci duruşmada, yerel mahkemenin verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Yargıtay Süreci

Dosya temyiz incelemesi için Yargıtay’a taşındı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, davaya ilişkin teblignamesini 8 Ocak 2019 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Başsavcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının bozulmasını istedi. Tebliğnameye göre; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan yargılanmaları gerekiyordu. Bu talep; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen hapis cezasının azalması anlamına geliyordu. Ancak yerel mahkeme gazetecilere “silahlı terör örgütüne üye oldukları” suçlamasından vazgeçmişti.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararı bozdu. Yargıtay, başsavcılığın talebine uygun olarak Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan” yargılanmaları gerektiğine karar verdi. Daire, Mehmet Altan’ın ise beraat ettirilmesi gerektiğine hükmetti.

Yeniden Yargılama Süreci

Yargıtay’ın kararı ile yargılama 8 Ekim 2019’da yeniden başladı.

Dosya, ilk derece mahkemesini yürüten İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkemenin, gazetecileri üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılayan, Mehmet Altan hakkındaki Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına direnen mahkeme ile aynı olması dikkat çekti.

“İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muhammed Ensar Bulutoğlu, esas hakkındaki mütalaasını, yeniden yargılamanın 4 Kasım 2019’da görülecek ikinci duruşması öncesinde 31 Ekim 2019’da tamamladı.

Mütalaada Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a “hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Altan ve Ilıcak için 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Savcı, cezasının “alt sınırdan” uzak değerlendirilmesini talep etti. Mütalaada, Mehmet Altan’ın ise beraati istendi.

Davanın karar duruşması 4 Kasım 2019’da görüldü. Duruşma sonunda mahkeme heyeti, “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan Ahmet Altan hakkında 7 yıl hapis cezası verdi. Cezayı 1/2 oranında arttırarak 10 yıl 6 ay hapis cezası veren mahkeme, tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önüne alarak Altan’ın tahliyesine hükmetti.

Nazlı Ilıcak hakkında “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan 7 yıl hapis cezası veren mahkeme, cezayı önce 1/2 oranında arttırdı. Mahkeme daha sonra, yargılama sırasında pişmanlık gösteren tutum ve davranışları sebebiyle cezayı 1/6 oranında indirerek Ilıcak’ın 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla birlikte tahliyesine hükmetti. Mahkeme ayrıca, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında yurtdışına çıkış yasağı verdi.

Mehmet Altan hakkında cezalandırılmasına yeter kesin delil bulunmaması nedeniyle beraat kararı veren mahkeme, Altan’ın adli kontrol tedbirlerinin de kaldırılmasına hükmetti.


İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen yeniden yargılamanın 2. duruşmasında mahkeme heyeti Kemal Selçuk Yalçın başkanlığında üye hakimler Mehmet Akif Yılmaz ile Recep Kurt’tan oluştu. Duruşma savcısı Can Tuncay idi.

Duruşmada, Ahmet Altan SEGBİS ile Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan ise salonda hazır bulundu. Duruşma kimlik tespiti ile başladı.

Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden yargılama kapsamında 8 Ekim 2019 tarihinde yapılan ilk duruşmada mahkeme, bozma ilamına uymuştu. Duruşma savcısı da 31 Ekim 2019 tarihli esas hakkındaki mütalaasında, Yargıtay’ın bozma kararı doğrultusunda görüş bildirdi. Savcı celse arasında sunduğu mütalaasında, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamasıyla alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasını; Tuğrul Özşengül, Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in “Örgüt üyeliği” suçlamasıyla alt sınırdan saparak cezalandırılmasına; Mehmet Altan’ın ise beraatine karar verilmesini talep etti.

Duruşmada ilk olarak söz alan Nazlı Ilıcak, “Savunma alıyor musunuz?” diye sordu. Mahkeme başkanı, “Siz bize soru sormayın ben sorayım. Mütalaa elinize gelmiş beyanda bulunacak mısınız?” diye karşılık verdi. Ilıcak bunun üzerine esasa karşı savunmasını yapmaya başladı.

Ilıcak, “Mütalaada ‘Özgür Bugün’ diye bir gazetede çalıştığım iddia edilmiş, öyle bir gazete yok. Bugün gazetesinde çalıştım. Türkiye’de çok sayıda darbe oldu, ilk defa ‘darbenin medya kolu’ diye bir icat çıkarıldı. Birbirini tanımayan insanlar ‘darbenin medya kolu’nda yer aldı. Mehmet Altan’la bana yöneltilen bazı iddialar örtüşmektedir. Onun için beraat talep edilirken, çıktığımız program benim için suçlama talebi yapılırsa eşitlik ilkesi zedelenmiş olur” dedi.

Mahkeme Başkanı Kemal Selçuk Yalçın, önce Ilıcak’ı savunmasını daha hızlı yapması için uyardı ardından da salonda ayakta izleyici bulunması halinde izleyicilerin “çoğunu salondan çıkarmak zorunda kalacağını” söyledi.

Beyanlarına devam eden Ilıcak, “Zekeriya Öz görevdeyken Oda TV davasıyla ilgili hakkında suç duyurusunda bulundum. Bu nedenle Öz hakkında yaptığım röportaj terör örgütünü desteklediğime delil oluşturamaz. ‘Kaç Saat Oldu’ ve ‘Fuat Avni’ tweetleri paylaşarak ‘propaganda’ yaptığım söyleniyor. Ama bu tweetlerin içeriği bana verilmedi. ‘Fuat Avni’ dışında diğer hesaplar FETÖ ile ilişkilendirilmedi. AYM kararında darbenin ‘FETÖ tarafından yapıldığı bilindiği bir tarihte’ bazı tweetler attığım söyleniyor. Yanlış bir varsayım, 15-16-17 Temmuz’da tam olarak bilinmiyordu. Üstelik darbe aleyhtarı tweetlerim görmezden gelindi” ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanı Nazlı Ilıcak’ı savunmasını daha hızlı yapması için bir kez daha uyardı. “Mahkememiz gece yarısına kadar çalışmayacak, savunmanızı ona göre yapın.”

Ilıcak, “Attığım tweetler bir bütünlük içerisinde değerlendirilmeli. Darbenin kurmaca olduğu tezine karşı geliyorum, kenetlenme çağrısında bulunuyorum. Oysa Yargıtay darbeye ‘tiyatro’ denmesini bile eleştiri kabul etti” dedi.

Ilıcak 1. Yargı Paketi kapsamında beraatini talep etti: “Eren Erdem’in tahliyesiyle TCK 220/7’den (Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek) tutuklu yargılanan kalmadı. Ben ‘bilerek, isteyerek’ bir yardım suçu işlemedim, dolayısıyla beraatimi talep ediyorum. Beraat kararı vermezseniz dahi tahliyemi talep ediyorum.”

Ardından söz alan Ahmet Altan, mahkeme başkanının Nazlı Ilıcak’a yönelttiği AYM’nin “ihlal olmadığı” sorusunu yanıtlayacağını söyledi. Altan, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “hak ihlali yoktur” kararının Mehmet Altan kararıyla birçok açıdan çeliştiğini ifade etti. Altan, AYM başkanı Zühtü Arslan’ın da muhalefet şerhiyle bunu açığa çıkardığını belirtti.

Altan, “Ben hayatımda ilk kez, bir savcının sanığa yönelttiği suçu bizzat kendisinin işlediğini itiraf ettiği bir mütalaa okudum. Savcı, benim 15 Temmuz’daki ‘darbenin gerçekleşeceğini beyan ettiğimi’ iddia ediyor. Bu yalan. Böyle bir beyanım yok ve bu dosyada böyle bir beyanda bulunduğumun bir belgesi de bulunmuyor. Savcıya göre, birisi darbenin olacağını biliyorsa mutlaka darbecilerle eylem birliği içindedir. Bu kadar net. Peki, sonra ne diyor? ‘Silahlı bir darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü bir dönemde’ yazılmış yazılar. Demek 15 Temmuz’dan önce kuvvetli bir darbe ihtimali varmış. Ve savcı bu darbe ihtimalini görüyor ve biliyormuş. Savcı, bir darbe ihtimalini, darbecilerle eylem birliği olmadan bilmenin mümkün olamayacağını söylediğine göre sormak istiyorum: Bir darbe ihtimali olduğunu hangi darbecilerle eylem birliği yaparak öğrendiniz? Bir darbe ihtimali olduğunu bildiğiniz halde neden bir soruşturma başlatmadınız? Bu bilgiyi neden devletin diğer yetkilileriyle paylaşmadınız? Ortada yüzlerce insanın hayatına mal olan çok ağır bir suç var. Ve biz belki de ilk kez bu darbenin devlet içinde birileri tarafından bilindiğini açıkça söyleyen bir itirafla karşı karşıyayız” diye konuştu.

Son olarak dava kapsamında tutuksuz yargılanan Mehmet Altan mütalaaya karşı beyanda bulundu. Mehmet Altan, “Savcı AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay kararıyla hukuken çöp sayılan iddianamedeki iddiaları yukardaki yargı kararları yokmuş gibi aynen tekrarlamakta beis görmemiş. Şimdi unutturulmak istense de o gözaltı ‘subliminal mesaj’ vermek gibi mizahçılara konu olan bir suçlama ile başladı. Ne oldu o ‘subliminal mesaj’ hikâyesi? O iddianameyi hazırlayan ve Perşembe gecesi İzmir’e tayini çıkan savcı Can Tuncay soruşturmanın gizliliğini yok sayarak şahsım aleyhine gerçeğe aykırı yakıştırmalarla rezil bir algı operasyonu yürüttü. Örneğin, çok eski seyahatlerden kalmış, üçte biri yırtık, tedavülden kalkmış bir doları, ahlak ve utanmayı bir kenara koyarak lekeleme aracı olarak kullandı” ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanı araya girerek, “Esasa dönük beyanları alıyoruz. Mütalaa çerçevesinde konuşun. Bir daha uyarmayacağım. Oturtacağım yerinize” dedi.

Mehmet Altan savunmasını şöyle sürdürdü: “Örneğin, gözaltına aldırdığı tarihten dört yıl önceki bir konferansı bahane ederek, emrindeki iki polise tutturduğu bir tutanakla delil imal etmeye kalktı. Bunlarla yetinmedi evrakta da sahtecilik yaptı. Duruşma savcısının mütalaasında tekrarladığı manasızlıklar böyle bir savcının marifetleri. Sadece bu süreçte kasıtlı bir şekilde bu zulmün parçası olan herkese sormak gerek ‘bir gün yargılanırsanız aynı hukuksuzluğun ve uyguladığınız bu zulmün muhatabı olmak ister misiniz?’ Şunu da hatırlatmak isterim, iddianame savcısıyla ilgili sıraladığım bütün bu rezaletler belgelenmiş ve HSK’ya iletilmiştir. Bu dava süreci boyunca anayasal sistemi yok saymak isteyen bir iradenin, devlet içinde fiilen çaba gösterdiğine şahit oldum.”

Sanıkların esasa karşı beyanlarını tamamlamalarının ardından sanık avukatlarının beyanlarına geçildi. Nazlı Ilıcak’ın avukatı Kemal Ertuğ Derin, müvekkilinin örgüte yardım ettiği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi. Avukat Derin, mahkumiyetin kesin bir delile dayanmak zorunda olduğunu belirterek, yargı paketinde yer alan değişiklikler gereğince müvekkilinin beraatini talep etti.

Ahmet ve Mehmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu son olarak söz aldı. Ahmet Altan’a yöneltilen suçlamalara ilişkin konuşan Çalıkuşu, “Milletin egemenlik hakkını devrettiği yargı organlarından olası bir darbenin önlenmesi beklenir. 16 Haziran 2016’da Ankara’da bir savcı iddianamesinde darbe olabileceğini yazmıştı. Ama sanki tek devlet yetkilisi Ahmet Altan’mış da önleyemediği için yargılanıyor. Suç duyurunda bulunuyorum eğer darbe biliniyorsa ve önlenmemişse sorumluluğu olanlar yargılansın” dedi.

Mahkeme başkanı araya girerek, “Sesinizi yükseltmeyin. Bir daha uyarmayacağım. Mikrofonunuzu kapatacağım. Dosya kapsamında kalarak savunmanızı yapın” dedi.

Savunmasına devam eden Çalıkuşu, “Düşüncenin nasıl suç haline getirildiğini özetlemek istiyorum. Suç da delil de sadece düşünce. AYM, Ahmet Altan başvurusuna ilişkin ‘ihlal yoktur’ dedi ama ‘suçludur’ demedi. Suça konu eylem gazetecilik faaliyetidir. Düşüncenin korunmasına dair AİHM’im ve AYM’nin Mehmet Altan kararı, Yargıtay kararı var. Bunların hepsi bağlayıcı. Bu süreçte Terörle Mücadele Kanunu (TMK) yasası değişti. Yeni çıkan yasa değişikliğinden müvekkil yararlanmalıdır çünkü gazetecilik faaliyeti dışında suç işlediğine dair delil yoktur. Hukuksal bir zulüm var” diye konuştu.
Mahkeme başkanı bir kez daha Çalıkuşu’nun sözünü keserek, “Zulüm varsa zulmeden de vardır. Kimi kastediyorsunuz?” diye sordu. Çalıkuşu ise, “Hukuksal olarak diyorum kimseyi kastetmiyorum. İki duruşma arasında dört dilekçe verdim. Duruşmaya yeni atanan savcı Ceza Muhakemeleri Kanunu’na (CMK) hakim mi, değil mi bilmiyorum” dedi.

Mahkeme başkanı yine araya girdi ve “Sözlerinizi biraz daha etiketleyerek, uyarı almayacağınız şekilde konuşmanızı rica ediyorum” dedi. Çalıkuşu, Ahmet Altan’ın 1138 günlük tutuklu süre geçirdiğini anımsatarak tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Çalıkuşu, Mehmet Altan hakkında da beyanda bulunarak, iadesi yapılmayan altı dolarlarının ve dijital materyallerin iadesi ile birlikte beraatini talep etti.

TBMM Avukatı Ali Büyüközdemir ise önceki beyanlarını tekrarlayarak katılma talebini yineledi. Öte yandan TBMM adına müdahil avukat Selçuk Akgün’ün, 31 Ekim 2019 tarihinde, mahkemeye dilekçe vererek Yargıtay’ın bozma kararına uymaktan vazgeçmesini talep ettiği öğrenildi. Akgün dilekçesinde, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nden tutuksuz sanık Mehmet Altan dahil tüm sanıklar açısından ağırlaştırılmış müebbet cezasında direnilmesini talep etti.

Savunmaların tamamlanmasının ardından sanıklardan son sözleri soruldu.

İlk olarak söz alan Nazlı Ilıcak, “220/7’den yargılanan tüm gazetecilerin ya baştan tutuksuz ya da tahliye edildiklerini hatırlatarak beraat vermeyecekseniz bile yaşım ve kaldığım süre itibariyle tahliyemi talep ediyorum” dedi.

Ahmet Altan, “Hukuka uyulmasını istiyorum” derken Mehmet Altan da “Yargıtay kararına göre beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.


Duruşmaya iki saat kadar ara veren mahkeme heyeti, kararını açıkladı. Mahkeme, “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan Ahmet Altan hakkında 7 yıl hapis cezası verdi. Cezayı 1/2 oranında arttırarak 10 yıl 6 ay hapis cezası veren mahkeme, tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önüne alarak Altan’ın tahliyesine hükmetti.

Nazlı Ilıcak hakkında “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan 7 yıl hapis cezası veren mahkeme, cezayı önce 1/2 oranında arttırdı. Mahkeme daha sonra, yargılama sırasında pişmanlık gösteren tutum ve davranışları sebebiyle cezayı 1/6 oranında indirerek Ilıcak’ın 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla birlikte tahliyesine hükmetti. Mahkeme ayrıca, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında yurtdışına çıkış yasağı verdi.

Mehmet Altan hakkında cezalandırılmasına yeter kesin delil bulunmaması nedeniyle beraat kararı veren mahkeme, Altan’ın adli kontrol tedbirlerinin de kaldırılmasına hükmetti.


Duruşma Öncesi

Adliye girişinde yurttaşlar ve gazeteciler X-Ray cihazından geçirildi. 10.00’da başlaması beklenen duruşma, 10:20’de başladı. Duruşmayı izlemek isteyen gazeteciler ve tutuklu yakınları isim listesine göre alındı. Her tutuklu için ailelerinden üç kişi izleyici olarak alındı. Kalan boş yerlere ise gazeteciler alındı. Duruşma öncesi çok sayıda kişi adliyede bir araya geldi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salon orta büyüklükte bir salondu. Salonda, izleyiciler için 25 kişilik oturma yeri ayrılmıştı. Avukat ve sanıklar için de ayrı ayrı yerler hazırlanmıştı. 15 kişi tutuklu yakını ve sivil toplum örgütü temsilcisi salona alındı. Kalan beş kişilik yere de gazeteci alındı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı P24, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Britanya ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, MLSA, TGS, Article19, Uluslararası Af Örgütü temsilcileri ve CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu izledi.

Duruşmayı izlemek isteyen çok sayıda gazeteci, salonda yer olmadığı için duruşmaya alınmadı. Gazeteciler ile güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. “Yuh”lama seslerinin duruşma salonundan duyulması üzerine, gazeteciler salona alındı. İzleyici sıralarında yer kalmaması üzerine, ayakta kalan bazı gazeteciler ve yurttaşlar mahkeme başkanının talimatı ile dışarı çıkarıldı.

Gözlemler

Duruşma yaklaşık olarak 20 dakika geç başladı. Duruşmaya katılanlar aileler sık sık salondan çıkarak diğerlerinin katılması için yer açtı. Sanık ve avukatların tahliye talebine karşılık mahkeme başkanının her defasında suçlamanın üst sınırını hatırlatması ve bunu kararda da belirtmesi dikkat çekti.

Mahkeme başkanı, her duruşma olduğu gibi bu duruşmada da sanıkların savunmalarına sık sık müdahale etti.

İzleyiciler de sürekli “dışarı atılmakla” tehdit edildi.

FETÖ Media Main Trial (Indictment)

FETÖ Media Main Trial (Verdict)

FETÖ Media Main Trial (Reasoned Judgement)

FETÖ Media Main Trial (The Constitutional Court's Judgement)

FETÖ Media Main Trial (Defense on the Merits of the Case)

FETÖ Media Main Trial (The First Defense)

FETÖ Media Main Trial (The First Defense at the Court of Appeal)

FETÖ Media Main Trial (Judgement Minutes of the Hearing)

FETÖ Media Main Trial (Judgement Minutes of the Hearing (CoA))

FETÖ Media Main Trial (The Second Defense)

FETÖ Media Main Trial (The Final Defense on the Court of Appeal)

FETÖ Media Main Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

FETÖ Media Main Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

FETÖ Media Main Trial (The Court of Cassation's Judgement)

FETÖ Media Main Trial (The Court of Cassation's Judgement)

FETÖ Media Main Trial (The Court of Appeal's Judgement)

FETÖ Media Main Trial 2. Standing (Defense)

Taraf Newspaper "Egemen Harekat Planı" Trial

Starting on Jan. 20, 2010, the Taraf newspaper reported for nine days about the military coup d’etat plans that were discussed in the Turkish Armed Forces’s (TSK) in 2003. In the reports it was stated “Fatih Camii bombalanacaktı” (“They would bomb the Fatih Mosque”), “kendi jetimizi düşürecektik” (“We were about to hit our jets”), and “1. Ordu Komutanı Çetin Doğan cuntasının 2003 yılındaki darbe planlarını Taraf ele geçirdi” (“Taraf found the coup plans of the Commander of the 1st Army Çetin Doğan dated 2003”).

The reports influenced the Turkish public. The bylines of the reports were Mehmet Baransu, Yasemin Çongar, and Yıldıray Oğur. Baransu gave the 5,000 pages of documents, CDs and DVDs that the reports were based on to Turan Çolakkadı, the then Istanbul Deputy Chief Public Prosecutor.

Afterwards, the Istanbul Public Prosecutor’s Office conducted an investigation called “Sledgehammer.” At the end of the prosecution 325 defendants, including commanders Çetin Doğan, Özden Örnek, and İbrahim Fırtına, were sentenced to aggravated life imprisonment. The prosecution was renewed in 2015 and 256 defendants were acquitted.

Later, another investigation was launched against the people who reported on the “Sledgehammer Coup Plan.” Gökalp Kökçü, a prosecutor from the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office of Terror and Organized Crime launched the investigation and claimed that there was a plot against the defendants of the “Sledgehammer Coup Plan” trial.

Ahmet Altan testified to the Istanbul Public Prosecutor’s Office on May 11, 2016. In his testimony, Altan said he resigned from the position of Editor-in-Chief at the Taraf newspaper in 2012, and since then he hasn’t been working for the Taraf newspaper but instead he was publishing articles online.

Altan said the documents regarding the “Sledgehammer Coup Plan” and the “Egemen Harekat Planı” were brought by Mehmet Baransu in CD and DVD form. He said he studies the documents along with Yasemin Çongar, Kurtuluş Tayiz, and Mehmet Baransu. Altan said he was interested in the coup plan because of his journalistic concerns, but he didn’t see any documents about a secret operation plan of the army or any other plan.

About his byline, Altan said, “He signed the report for not leaving Mehmet Baransu alone.”

Faruk Söker, a prosecutor from the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office of Terror and Organized Crime issued the 276-page indictment against Altan, Baransu, Çongar, and Oğur on June 7, 2016.

The Istanbul 13th High Criminal Court accepted the indictment.

Full General Çetin Doğan, retired Vide-Admiral Kadir Sağdıç, retired Major General Ahmet Bertan Nogaylaroğlu, Colonel Nedim Ulusan, retired colonels Ahmet Zeki Üçak and Hakan Büyük, and the Turkish General Staff were accepted as plaintiffs. The plaintiff soldiers were among the defendants of the original Sledgehammer trials.

In the indictment, Taraf newspaper journalists Mehmet Baransu, Ahmet Hüsrev Altan, Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar, and Tuncay Opçin were listed as “suspects.” The defendants were accused of securing and sharing the “Egemen Harekat Planı,” a military operation plan that was called top-secret by the Turkish General Staff.

The aforementioned plan was dated 2003 and described a possible operation plan if there would be a war between Turkey and Greece.

Forty-five pages of the indictment were about the structure of the FETÖ [Fethullahist Terrorist Organization - The followers of Fethullah Gülen, an Islamist living in self-imposed exile in the US that is accused of orchestrating a 15th of July coup attempt. The Turkish government declared FETÖ as a terrorist organization and it was approved by Turkish courts in 2016] which was already seen in several “FETÖ media” indictments. The encyclopedial definitions of terrorism and the terrorist organization were also included in the indictment. he indictment listed the state secret, the qualifications of documents were classified as ‘secret’ and ‘top-secret,’ examples of disclosing and publishing of these documents and related crimes in the international law. It was remarkable that Julian Assange, Edward Snowden, Marcus Beckdahl and Andre Meister were listed as examples.

In the indictment, it was claimed that Altan committed crimes by providing, securing, examining and sharing the “prohibited documents that should be kept confidential for the state’s security and the domestic and foreign political interest.”

It was stated that “even though not being a member of the FETÖ/PDY terrorist organization, through his crimes, Altan was serving for the aims of the FETÖ/PDY.”

Altan was accused of “destroying, misusing, swindling and stealing documents on state’s security”, “securing the prohibited documents that should be kept confidential for the state’s security and the domestic and foreign political interest” and “sharing the prohibited documents that should be kept confidential for the state’s security and the domestic and foreign political interest.” The prosecutor recommended sentencing Altan up to 52 years and 6 months in prison.

The first hearing of the trial was held on Sept. 2, 2016.

Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Yıldıray Oğur, and Mehmet Baransu attended the first hearing of the trial. Baransu was already arrested. Another defendant, who wasn’t a journalist didn’t attend the hearing because he was out of the country. In his defense, Altan said: “Plotting a coup is a crime, and revealing this crime is in the public interest and a journalistic duty.”

In the first hearing, the court decided to exempt Altan, Çongar, and Oğur from the hearings. In other words, they didn’t have to attend the next hearings. However, Ahmet Altan was arrested and detained in the scope of the “FETÖ Media Main Trial” only a week later.

The second hearing of the trial was held at the Istanbul 13th High Criminal Court on Nov. 23, 2013. Altan was represented by his lawyer.

21. Standing - Aug. 29, 2019


İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılarından Faruk Söker tarafından hazırlanan 276 sayfalık iddianamede Taraf Gazetesi’nin eski çalışanları gazeteciler Mehmet Baransu, Ahmet Hüsrev Altan, Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar ve Tuncay Opçin “şüpheli” sıfatıyla yer alıyor. Sanıklar, Genelkurmay Başkanlığı’na ait “çok gizli” olduğu ifade edilen “Egemen Harekat Planı”nı temin etmek ve yayınlamakla suçlanıyor. Sözkonusu plan 2003’te 1. Ordu tarafından hazırlanan olası Türkiye-Yunanistan savaşında uygulanacak harekat planıydı.

Taraf Gazetesi’nin yöneticilerinin ve muhabiri Mehmet Baransu’nun “Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma çalma, Devletin Güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme” (Türk Ceza Kanunu (TCK) 326/1, 43, 327/1, 329/1) suçlamalarıyla yargılandığı dava, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.



Next Trial: Dec. 10, 2018, 9:30 a.m.


Mehmet Baransu ve izleyiciler 11:25’te salona alındı.

Mahkeme Heyetinde Ali Günay (Başkan), Erol Güngör (Üye hakim), Buse Naz Büyükkalay (Üye hakim) yer aldı. Duruşma savcısı Ahmet Gündoğdu’ydu.

Duruşma başlamadan önce Mehmet Baransu’nun 28 Ağustos’taki celseye cezaevinden getirilmemesi ile ilgili diyalog yaşandı.

Heyet salona girdiğinde mahkeme başkanı bugün tanıkların dinleneceğini söyledi.

Bunun üzerine Baransu söz aldı:

“Dün beni getirmediniz, savunmamı bitirmeden tanıkları dinleyemeyiz. Heyetiniz dosyayı tam bilmediği için çok tartışmalar çıkıyor. Savunmamda heyetinize yardımcı olmaya çalışıyorum. Savunmamı bitirmeden tanıkları dinleyemezsiniz” diye yanıtladı.

Baransu önceki gün duruşmaya getirilmemesi ile ilgili cezaevinden “UYAP’a düşmemiş” yanıtı geldiğini söyledi. Mahkemeye “Eğer yokluğumda tanık dinleme girişimiyse bunu kabul etmiyorum şeklinde” dilekçe yazdığını söyledi.

Mahkeme başkanı “Duruşmanın yalnızca ilk günü bildirildiği için cezaevi hazır etmemiş. Dün sabah erkenden cezaevine söyledik ancak adliyeye geliş saatinin 15:00’i bulacağı söylendi, o saat de duruşma için geç olacaktı” yanıtı verdi.

Mahkeme önceki duruşmada Baransu’nun eski eşi, kayınpederi ve eski eşinin apartman görevlisinin tanık olarak dinlenmesine karar vermişti.

Baransu’nun avukatı Yahya Engin, salondaki tanıkların çıkarılmasını, salon önündekilerin de koridora çıkarılmasını istedi. Tanığın amcası olduğu belirtilen bir kişi salondaydı. Baransu, “Onunla ilgili bir şey anlatmayacağım, kalabilir” dedi. Mahkeme başkanı, salon önündeki tanıkların koridor başına alınmasını söyledi.

Baransu, savunmasının bugün bitmeyeceğini belirtti.
Duruşma 11:33’te Baransu’nun savunması ile başladı. Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile kayıt altına alındı.

“Tutuklanma maddesi”

Baransu, Türk Ceza Kanunu 326/1 (Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri yok etmek, üzerinde sahtecilik yapmak) ve 327/1 (Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etmek) maddelerince tutuklandığını, en üst sınırdan ceza verilse dahi tutuklu kaldığı sürenin bu cezayı karşıladığını söyledi:

“Ben ‘devletin gizli belgesini tahrip ya da çalmaktan tutuklu değilim, ‘yok etmekten’ tutukluyum. Savcı soruşturma yaparken, ifademde olmayan ‘orijinal belgeleri imha’ yalanından dolayı evimde arama kararı alıyor. 1. Sulh Ceza Hakimliği savcının kararını 27 Şubat 2015’te onaylıyor. ‘TCK’nın 326/1 maddesinde öngörülen devletin güvenliğine ilişkin belgeleri yok etme’… diyor. Orijinal belgeleri yok etme yalanından tutukladılar beni. Cezası fazla olduğu için beni o maddeden ve 327/1’den tutukladılar. Bunun (orijinal belgeleri yok etme) yalan olduğu ortaya çıktı. 327/1’den için ise fazladan sekiz ay yatırdılar beni. En üst sınırdan ceza verseniz bile fazlasını yatırdınız, suç işliyorsunuz.”

Mahkeme başkanı “Mahkeme heyetini tehdit ediyorsun. Biz yarınımızı düşünmüyoruz. Bugünü yaşıyoruz” diye tepki gösterdi.

Baransu tehdit olmadığını söyledi.

Baransu’nun avukatı Yahya Engin, suçlama konusu maddede verilebilecek ceza miktarına dikkat çekerek “Hukuki, mesleki sorumluluk durumu var” dedi.

Mahkeme başkanı “Kendimizce değerlendiririz” dedi.

“Ev araması”

Baransu, görüntü izleme şansı olup olmadığını söyledi. Evindeki polis araması kayıtlarını izlettirmek istedi. Heyet SEGBİS sistemi ile video izlenip izlenemeyeceğini konuştu.

Mahkeme başkanı, “Geçen sefer anlattınız” dediğinde Baransu “Belki yalan söylüyorum, izlettirmek için. Görüntüler var. Her konuştuğumun doğru olduğunu ispatlamak için söyledim” dedi. Mahkeme Başkanı, savunmanın devam etmesini istedi.

Baransu, “ev aramasında polislerin kaset yerleştirdiğini, görüntülerde olduğunu” söyledi.

Savunmasına devam etti:

“Evimde bulunduğu söylenen Fethullah Gülen ses kaseti var. İmajını almaları gerekiyordu, almadılar. Polis kasetin sonradan üzerine kayıt yapılarak hazırlandığına dair tutanak tutmuş. Bakınca anlaşılacak bir şey değil, nasıl anladılar?”

“[İddianamedeki suçlamaya göre] Gülen ‘yerel ve ulusal medyada mevki ve güç sahibi olmak gerektiğini’ söylemiş. Ben de bu kişilerden biriymişim. [Fethullah Gülen’in konuşmasının olduğu kasetin çözüm raporunda] Adam bir ajans kurulması gerektiğini söylüyor. Belli ki kaset 93’lerden önceki bir kaset. 94’te Akşam Gazetesi’nde mesleğe başladım, o zaman Cihan Haber Ajansı kurulmuştu. Tek tek okudum. ‘Mevki makam güç sahibi olmak’ nerede diye okudum. Hiçbir yerde, Fethullah Gülen ‘yerel ve ulusal medyada mevki ve güç sahibi olmak’ diye bir şeyden bahsetmiyor.

“İddianamede olan şeyler yok kasette. Gazeteci olduğum için bulup ses kaseti yüklemişler. Nasıl bulunduğunu anlattım. Delil hükmü yok. İmajı alınmamış, kaseti kendilerinin koyduğu net, mührü açılmış. Bunun delillikten çıkarılmasını istiyorum.”

Baransu, savunmasının bitirdiği kısımları mahkeme başkanına yazılı olarak verdi, savunmasına devam etti.

“İddianame ve gerekçeli kararlardan tek tek baktım. [Delil olan CD’lerden] Tek çıktı alınmamış, orijinal olduğu belli, peki ben neyi yok etmişim? CD’de bir şey çıkartma imkanınız yok. Savcı Gökalp Kökçü iddianamede imkansızı iddia ediyor.”

Mahkeme başkanı, Balyoz Davası iddianamesi hazırlanmadan önce yapılan aramalarda belgelerin nasıl ele geçirildiğine, bu belgelerin en olduğuna dair sorular sordu. Bu bölümde müşteki kısmında bulunan Balyoz Davası’nda yargılanan emekli albay Suat Aytın, eski deniz kurmay albay Dursun Çiçek, eski albay Cemal Temizöz söz aldı. Bu sırada Baransu ile aralarında atışmalar yaşandı. Karşılıklı konuşma sırasında Dursun Çiçek’in Mehmet Baransu’ya hitaben “Allah belasını versin diyeceğim ama…” dediği duyuldu.

Baransu, “Keşke şu anki bilgi birikimimle 10 sene öncesine gitmiş olsam. Hukuki olarak iddianameleri [kendi iddianamelerimi incelediğim gibi] aynı şekilde incelerdim. O zaman bu kadar hukuki bilgim yoktu. 114 tane davadan yargılandım” dedi.

Baransu, belgelere dair yaptığı haberlerle konuşmaya devam etti.

Dursun Çiçek “Sahte planda Dursun Çiçek’in parmak izinin olmadığı manşet oldu. Kendisi haber yaptı mı?” demesi üzerine Baransu, Dursun Çiçek’i aradığını söyledi.

Mahkeme başkanı 12:30’da duruşmaya ara verdiği söylerken Çiçek sözlerine devam etti. Baransu’ya hitaben “Suç işlemeye devam ediyorsun. Yargılamaya yardımcı ol” dediği duyuldu.

Mahkeme başkanı, “Yapmayın. Olayı anlayarak ilerlemek istiyoruz” dedi. Duruşmaya 13:45’e dek ara verildi.

14:00’te duruşma tekrar başladı. Dursun Çiçek salonda değildi.

Mehmet Baransu’nun avukatı Yahya Engin Dursun Çiçek’in ilk bölümdeki “Allah belanı versin…” şeklinde başlayan sözlerinin rahatsız edici olduğunu söyledi. Mahkeme başkanı, “Duruşma sonunda talebini iletirsin. Onlar anlaşıyorlar” dedi.

Avukat şöyle devam etti:

“İlk ifade kısmında baskı altına alma gibi durum var. Söylemden dolayı söylüyorum bunu. Müdahale edilmemesi gerekiyor. Müştekilik talepleri başta reddedildi. Ara celsede itirazlarımıza rağmen kabul edildi. Her celse itiraz ediyoruz, bu davanın Balyoz Davası ile alakası yok. Mümkünse müdahale etmeyelim. Müştekilik sıfatlarının yeniden değerlendirilmeleri gerekecek. Buradaki müşteki temel anlamda kamu hukukudur, bireysel olarak müştekisi olmaz.”

“Tutukluluğa devam gerekçeleri

Baransu, savunmasına devam etti.

“Beni anladığınızı düşünüyorum. Suçlanmadığım, iddianamede olmayan üç maddeden dolayı 2,5 yıl tutukluluğuma devam karar verildi. Bir an için koltuklarınızdan kalkın ve gelin. Karşınızda bir heyet var, 2,5 yıl suçlanmadığım, iddianamede olmayan maddeden dolayı hakkımda tutukluluk devam kararı veriyorlar. Ne düşünürsünüz?

“Karşımda leblebi yiyen başkanla oturdum, karşımda sakız çiğneyen savcı vardı. Onlara ‘Siz benim için şunlardan dolayı tutukluluk devam kararı verdiniz ama iddianamede onlarla ilgili suçlama var mı?’ dedim, şok olup gerekçeyi değiştirdiler.”

“Birinci celsede heyet iddianameyi özetleyip okudu. Heyetler çok değişti. İddianame önümde. [İddianameden okudu] ‘Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri yok etme, temin etme, açıklama, silahlı terör örgütüne üye olma’dan yargılanıyorum. Ancak Türk Ceza Kanunu (TCK) 326/1 ve TCK 327/1’den tutukluyum.

“Birinci celsedeki tutukluluğa devam kararımda ‘suç işleme amacıyla örgüt kurmak (bundan suçlanmıyorum)… , gizli kalması gelen bilgileri açıklama (Bundan tutukluluğum reddedildi), silahlı terör örgütü kurma ve yönetme (haklımda böyle bir suçlama yok)… [yazıyor].

“İddianamede olmayan bir şeyden tutukluyum. Hakaretten suçlanıyorum adam öldürmekte tutukluluğa devam kararı veriliyor gibi.”

“327’den de ceza verilemez. Bir kastım yok. “

[ Madde 326- (1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.
[
Madde 327- (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.]

“30 Eylül 2016’daki tutukluluk incelemede kopyala yapıştır şekilde, harf hataları da duruyor, aynı gerekçelerle tutukluluğa devam kararı verildi. Bu işleri Balyoz hakimlerinin yaptığını düşünün, bütün medyada manşetlerdi.

Baransu, “İkinci celsede de…” derken Mahkeme Başkanı “Bunlarla ilgili şikayetiniz varsa, şikayet yapacağın yer HSYK. Bunlar mahkemenin yaptığı hatalar, bunun değerlendirmesini yapacak olan da…” dedi. Baransu’nun avukatı şikayette bulunduklarını söyledi.

Mahkeme başkanı “Savunmanın iddianame kısmına gelirsek, buradaki hataları gördük” dedi. Baransu, “Bu [anlattığı tutukluluk devam kararları], adil yargılanmadığımı da gösterir. Sizin bağımsız karar verebileceğinize inanmam gerekiyor” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“İddianamede Yıldıray Oğur aleyhime tanıklık yapmış. Hem savcılık ifadesinde hem de ilk celsedeki savunmasında ‘Baransu’nun yönlendirmesiyle Tuncay Opçin’le görüştüm’ dedi. Bülent bey (Mahkeme başkanı) ‘Oturabilirsiniz’ dedi. ‘Benim sorum var’ dedim. ‘Gözlerimin içine bakıp söyle. Ben sana hangi tarihte ne zaman nerede ben askerdeyken Tuncay Opçin’le görüşebilirsin?’ dedim. ‘Sen söylemedin’ dedi. ‘Az önce Baransu’nun yönlendirmesiyle demişsin, neden yalan söylüyorsun Yıldıray’ diye sorulmaz mı? Çapraz sorgu bu değil mi? Ben gerçek çıksın diye soru soruyordum.
“Ben sıkıştırıyorum hakikati bulmak için. Yalan söylediğini söyledi. Soru soruyorum ama mahkeme başkanı ‘hatırlamıyor’ diye geçiştiriyor. Belki sizin mahkeme heyetiniz tarafsız ama bu insanlar bu kararları verdiği için sizlere karşı olan güvenimi de yıkıyorlar.”

Baransu, diğer celselerde de tutukluluk devam kararının aynı olduğunu anlattı.

“3 Ocak 2018’den sonra heyete ‘Şu maddelerden ne zaman tutukladınız, iddianamede nerede bu gerekçe var?’ deyince tutuklama gerekçesi değişti. ‘Savunmasının alınmamış olması, tespit ve arama tutanakları’ eklediler. Siz de ‘tanıklar’ eklediniz.”

“Suç tarihi”

Baransu savunmasına iddianame ve diğer belgelerdeki suç tarihine dikkat çekerek devam etti.

“İddianamede suç tarihi 24 Aralık 2013 ve sonrası. Tüm tutuklama kararları ve itirazlarda da bu tarih böyle. İddianamede bu tarihle ilgili hiçbir şey yok. Mahkemeler iddianamelerle sınırlı değiller mi? İddianame 2010 tarihini anlatmış, suçlamalar 2010 ile ilgili.

“24 Aralık 2013 ve sonrasında devletin hangi gizli maddesini açıkladık? Bana 24 Aralık 2013 ve sonrasıyla ilgili hiçbir suçlama yöneltilmedi.

“İddianame, tensip zaptı, kovuşturmaya başlama, aylık tutukluluk devam kararlarında 24 Aralık 2013 tarihi var. Bunlar benim evime CD’yi niçin koymaya çalıştılar, benim evimde başaramayıp E.K. [eski eşi] evinde kumpası bunun için mi kurdular? E.K. tiyatrosu bunun için mi organize edildi diye düşünüyorum. Çünkü ben gözaltındaydım, o aramaya götürmediler.”

Baransu savunmasına devam ederken 1997 tarihini örnek verince, mahkeme başkanı gülerek “Ben o zaman 7 yaşımdaydım” dedi.

“HTS kayıtları”

Baransu HTS [arayan, aranan; arama zamanı, süresi, yeri; sinyal alınan baz istasyonları bilgileri] kayıtları ilgili bölüme dair savunmasının 90 sayfa olduğunu söyledi.

Bunun üzerine mahkeme başkanı ne kadar süreceğini sordu ve savunmasının bu bölümünü yazılı alabileceklerini belirtti. Mahkeme başkanı tanıklıkların dinlenmesine geçmek istiyordu.

Baransu, HTS kayıtlarına dair detaylı savunma yapmak istediğini söyledi. Dosyada Tuncay Opçin’in HTS kaydı olmadığını söyledi. Mahkeme başkanının yanına giderek HTS kayıtlarını gösterdi.

Baransu’nun savunmasına sözlü devam etmek istemesi üzerine mahkeme başkanı, “bugün tanıkları dinleyemediklerini, Pazartesi günü dinlemek istediklerini” söyledi.

Bunun üzerine Baransu’nun avukatı, 2 Eylül Pazartesi günü Baransu’nun 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması olduğunu, duruşma için uygun olmadıklarını söyledi.

Mahkeme başkanı, Baransu’ya gelecek celse savunmasına devam etmesini söyledi. Sanık avukatlarına söz verdi.

Avukat, Yahya Engin söz aldı:

“Bu davanın Balyoz davası olmadığı ortada. Balyoz Darbe Planı gerçekse, bu bir suç, bildirmek gerekir. Müvekkil de haberlerle bildirmiş, suç işlememiş oluyor. Balyoz Darbe Planı sahteyse devletin gizli belgesinden bahsedilemez. Bu davada Egemen Harekat Planı geçiyor, bu planlara dair gizli belgeler gazete tarafından basılmamış. Müvekkil ‘Bana CD’ler geldi, aldığım gibi savcılığa teslim ettim’ diyor. Israrla orijinal belgeleri neden yok ettiği soruluyor. Böyle bir suç yok ortada.

“Burada kalan suç, Türk Ceza Kanunu 327. Madde. [Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme] Basın Kanunu’ndan değerlendirirsek suç yok, değerlendirmezseniz üst sınırdan ceza verseniz bile bu cezadan fazla süredir tutuklu. Savunmasını bitirmemiş ve tanıkların dinlenmemiş olması [tutukluluğa devam gerekçesi] kabul edilebilir ama TCK 327’den hüküm verince hüküm bitmiş olacak. Terör örgütü boyutu da Mersin’e gönderildi. Bu davada TCK 327’den bugün ceza verin çıksın, tahliye vermesine gerek yok. İnfaz hukuku rejimine göre beş ay fazladır tutuklu.

Avukat Figen Albuga Çalıkuşu, Ahmet Altan’ın “Dursun Çiçek ve Ümit” başlıklı yazısından bir bölüm okudu.

“Bu yapılan haberciliktir. Bu davanın konusu Balyoz davası değil. Anayasa Mahkemesi bunu söylüyor. Bu davadaki atılı suçlar devlete karşı işlenen cürümler bölümünde, şahısların bu davada taraf olmakta hukuki menfaatleri yok.

“Gerçeğin aranmasını istiyorsak, Egemen Harekat Planı’nı temin etmişler mi, yayımlanmışlar mı? Egemen Harekat Planı’nı o savcılar ortaya çıkarana dek bilmiyorduk. Genelkurmay 2008’de Egemen Harekat Planı’nın imha edildiğini söyledi. 2008’de imha edilmiş 2010’da çalınmış, kim çalmış, yok.”

Avukat Yahya Engin, “Davanın konusu Egemen Harekat Planı, Balyoz Davası’ndan tutuklanan tarafların kabul edilen müştekilik sıfatlarının sonlanmasını istiyoruz” dedi.

Baransu, “Bir ankesörlü telefondan arandı diye bir iddia var. O ankesörlü telefonun kayıtlarını almışlar, böyle bir arama yapılmamış. Benim HTS kayıtlarımla kim oynadı?” dedi ve ekledi:

“Yalanlarla dolu önünüze bir şey koymuşlar. İşin içinden çıkmaya çalışıyoruz. Aynı gerekçelerle İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyorum. O dava ben tutuklanmadan önce açılmıştı, kaçmadım. Orada tutuksuz yargılanıyorum aynı maddelerden. Sizin önünüzde tutuklu yargılanıyorum. Çelişkiyi anlayamıyorum. Bunu da takdirinize bırakıyorum. Mahkemenin kararlarının eşit olması gerektiğini düşünüyorum.”

Mahkeme başkanının söz verdiği Suat Aytın, “Baştan beri Baransu seminerle, Balyoz ile başladı, savunmasını buna dayandırdı. Madem gizli belge ifşası ile yargılanıyor, onun üzerinden konuşmalıydı” dedi. Baransu “İlk gün hata yapıldığı, müştekiler kabul edildiği için anlatmak zorunda kalım” dedi.

Aytın, “Balyoz’dan aklandık, sıkıntımız yok. Doğru karara gidilmesi için yardımcı olmak istiyoruz. Egemen Harekat Planı’nın öne çıkmasının nedeni, yapılan seminerde görüşüldü. Ellerinde o dosyalar vardı. Mahkemede harekat planımızın ifşa olduğunu söyledik” dedi.

“Egemen Harekat Planı afişe oldu, Taraf Gazetesi’nin de misyonu vardı” sözlerine sanık avukatları tepki gösterdi.

Söz verilen Cemal Temizöz, “Mahkemenin maddi gerçeği ortaya çıkarmasını istiyoruz, kişilerle sorunumuz yok. 21 Ocak 2010’daki tutanakta 4 DVD getirdiği tutanak. Baransu’nun ifadelerini yazmışlar. Diyor ki; ‘Bunlar orijinal belgeler taranarak oluşturulmuştur, yaklaşık 5 bin sayfa tutmakta, içinde ses kayıtları da var…’” dedi. Baransu’nun avukatı “Kaç yerde açıkladı, ‘Gözle tarama işlemi’ bahsettiği” diyerek itiraz etti. Baransu da “Ben ne deyim yani daha” diye tepki gösterdi.

Temizöz, Baransu’nun askeri savcılıktaki ifadesinden bir cümle okuyarak “İçinde çok gizli belgeler olduğu için bunları imha ettik, bunların sorumluluk doğurduğunu bildiğimiz için savcılığa teslim ettikten sonra imha ettik’ diyor” dedi.

Mahkeme başkanı Baransu’nun bu durumu açıkladığını söyledi.

Savcı “atılı suçun ve mahiyeti ile mevcut delil durumu“ gerekçesiyle tutukluluk halinin devamını talep etti.

Mahkeme heyeti saat 16:20’de ara karar için salondan ayrıldı.


Heyet, 16:26’da karar için duruşma salonuna geri döndü.

Mahkeme heyeti, ‘atılı suçun ve mahiyeti ile mevcut delil durumu, savunmasının tamamlanmamış olması’ gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Tanıkların zorla getirilmesi için müzekkere yazılmasını istedi. Baransu’ya cezaevinde savunmasına hazırlanmak için verilen sürenin arttırılması için cezaevine yazı yazılmasına karar verdi.

26 Eylül, 24 Ekim ve 21 Kasım 2019’da dosya üzerinden tutukluluk halinin incelenmesine karar verdi.

Ayrıca Baransu’nun evinde aramada ele geçirildiği belirtilen Fetullah Gülen’e ait olduğu söylenen kasete sonradan ses kaydının eklenip eklenmediğine dair bilirkişi raporunun beklenmesine karar verildi.

Yokluğunda bu davada yargılanan Tuncay Opçin hakkında yakalama kararının infazının beklenmesine de karar verildi.

Gelecek duruşma için 10-11-12 Aralık 2019’u belirlendi.

Duruşma 16:32’de sona erdi


Duruşma öncesi:

Adli tatil sona ermediği için adliye binasına girişte uzun kuyruklar yoktu. Bina girişinde x-ray cihazları vardı. Duruşmanın görüldüğü salona çıkan koridor başında bariyerler vardı. Seyirciler duruşmanın başlamasına yakın salon önüne alındı. Mehmet Baransu salona kelepçe ile getirildi, kelepçesi salonda açıldı.

Duruşma 11:34’te başladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu, İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Seyircilere 30 kişilik yer ayrılmıştı. Penceresizdi. Klima çalışıyordu, serindi.

Duruşmaya katılım:

Tutuklu sanık Mehmet Baransu beş jandarma ile salına getirildi. Avukatı Yahya Engin, tutuksuz sanıklar Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu sanık avukatları bölümündeydi. Müşteki kısmında ise Balyoz davasında yargılanan isimlerden katılan Suat Aytın, katılan Dursun Çiçek, müşteki ve müdahil talebinde bulunan Cemal Temizöz yer aldı.
Duruşmayı beş gazeteci, Baransu’nun eşi ve iki stajyer avukat takip etti. Bir tanık yakını bir süre salonda kaldı.

Genel gözlemler:

Duruşma Mehmet Baransu’nun savunmasından oluştu. Baransu hazırladığı dosyalarla savunmasını yaptı. Mahkeme başkanı, Baransu’nun savunmasını dinledi, anlamaya çalışır görünüyor, sorular soruyordu. Mahkeme başkanı dışında heyetten soru soran olmadı. Savcının da bir beyanı olmadı. Mahkeme başkanı bazı konuları anlatması için müşteki kısmındaki isimlere söz verirken kimi zaman bu isimlerin savunmaya müdahale etmesi üzerine Baransu ile aralarında atışma oldu.

20. Standing - Aug. 28, 2019


İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılarından Faruk Söker tarafından hazırlanan 276 sayfalık iddianamede Taraf Gazetesi’nin eski çalışanları Gazeteciler Mehmet Baransu, Ahmet Hüsrev Altan, Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar ve Tuncay Opçin “şüpheli” sıfatıyla yer alıyor. Sanıklar, Genelkurmay Başkanlığı’na ait “çok gizli” olduğu ifade edilen “Egemen Harekat Planı”nı temin etmek ve yayınlamakla suçlanıyor. Sözkonusu plan 2003’te 1. Ordu tarafından hazırlanan olası Türkiye-Yunanistan savaşında uygulanacak harekat planıydı.

Taraf gazetesinin yöneticilerinin ve Mehmet Baransu’nun “Balyoz Darbe Planları” haberlerinden dolayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması devam ediyor.



Next Trial: Aug. 29, 2019, 10 a.m.


Baransu’nun getirilmemesi üzerine sanık avukatları duruşmanın görülmeyeceğini belirtti. Duruşmaya katılmadılar. Ancak mahkemenin duruşma tutanağına göre celse açıldı. Mahkeme Heyetinde Ali Günay (Başkan), Erol Güngör (Üye hakim), Buse Naz Büyükkalay (Üye hakim) yer aldı. Duruşma savcısı Ahmet Gündoğdu’ydu. Duruşmaya müşteki ve müdahil olmak isteyen Cemal Temizöz duruşmaya geldi. Sanık Baransu’nun duruşmada hazır olmadığı görüldü.


Duruşmanın 29 Ağustos 2019’a bırakılmasına karar verildi.

19. Standing - Aug. 27, 2019


İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılarından Faruk Söker tarafından hazırlanan 276 sayfalık iddianamede Taraf Gazetesi’nin eski çalışanları Gazeteciler Mehmet Baransu, Ahmet Hüsrev Altan, Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar ve Tuncay Opçin “şüpheli” sıfatıyla yer alıyor. Sanıklar, Genelkurmay Başkanlığı’na ait çok gizli ifade edilen “Egemen Harekat Planı”nı temin etmek ve yayınlamakla suçlanıyor. Sözkonusu plan 2003’te 1. Ordu tarafından hazırlanan olası Türkiye-Yunanistan savaşında uygulanacak harekat planıydı.

Taraf gazetesinin yöneticilerinin ve Mehmet Baransu’nun “Balyoz Darbe Planları” haberlerinden dolayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması devam ediyor.



Next Trial: Aug. 28, 2019, 10 a.m.


Mehmet Baransu, önceki duruşmalardaki gibi savunması için hazırladığı dosyalar ile duruşma salonuna geldi. Duruşma Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGİS) ile kayıt altına alınmaya başlandı.

Mahkeme Heyetinde Ali Günay (Başkan), Erol Güngör (Üye hakim), Buse Naz Büyükkalay (Üye hakim) yer aldı. Duruşma savcısı Ahmet Gündoğdu’ydu.

Önceki duruşmada Mehmet Baransu’nun eski eşi ve kayınpederinin tanık olarak dinlenmesine karar verilmişti. Mahkeme heyeti, tanıkların Perşembe günü (29 Ağustos) getirilmesine karar vermişti. Bugün görülen duruşmada mahkeme başkanı tanıkların ilk gün dinlenmesi gerektiğini belirtti. Ancak tanıkların gelmediği görüldü.

Avukatlar, tanıklara davetin Perşembe günü için gittiğini belirtti.

Mahkeme başkanı, Baransu’nun savunmasına devam etmesini söyledi.

Baransu yazılı savunması ve dosyalar ile sanık kürsüsüne çıktı. Mahkemeye yazılı dilekçe göndererek eski eşinin evinde yapılan arama kaydının görüntülerini, 155 ihbara yapılan ses kaydını, ev aramasında çıkan 49 numaraları üzerinde “Balyoz ekler DVD” yazan DVD’nin örneğini, dosyadaki eksik olduğunu belirttiği kimi belgeleri talep ettiğini belirtti. Eski eşinin evine kendi aleyhine cd konulduğunu, kendisine yönelik ihbara dair ses kaydının eski kayınvalidesine ait olduğunu iddia etti. Bu dilekçeye binaen ek savunma süresi isteyeceğini söyledi.

Baransu, iddianameye dair önceki duruşmalarda yaptığı savunmalarını tekrarlayarak savunmasına başladı.

Ev aramasında alınan DVD’yi polisin koyduğunu, bir polisin kendisini uyardığını öne sürerek “Planı ben bozdum” dedi.

Bir CD’yi poşete koyarak bu süreci canlandırdı. Polisin ev aramasında delil olarak el konulan “Balyoz ekler 2” yazılı DVD’nin imajının alınmadığını, delil torbasında iken yazılan tutanakta içinde ne olduğunun belirtildiğini ancak torbanın daha sonra açıldığını söyledi.

Askeri savcılıkta verdiği ifadesinde “Orijinal belgeleri imha ettiği”ne yönelik sözü olmadığını ancak iddianamede böyle yer aldığını söyledi.

“Anayasa Mahkemesi’nin devletin gizli belgesi Taraf Gazetesi’nde yayımlanmadı diye kararı var. Dosyada bu var.”

Mahkeme başkanı, Baransu’nun askeri savcılığa verdiği ifadeyi okuyarak “İçinde çok gizli belgeler olduğu için bunları imha ettik” ifadesinin geçtiğini belirtti.

Baransu, belgeleri savcılığa teslim ettikten sonra kendi aldıkları çıktılarını imha ettiklerini, ifadenin sonuna da bunu eklettiğini söyledi. İddianameye cümlenin tamamının alınmadığını söyledi.

Baransu, önceki duruşmalarda iddianameye dair yaptığı uzun savunmasını özetleyip tekrarladı.

Mahkeme başkanının soruları üzerine süreci şöyle özetledi:

“Haberler çıktıktan sonra, suç duyurusunda bulunulmuş, savcı Turan Çolak DVD’leri istedi, haberin çıktığı gün öğleden sonra DVD’leri savcılığa götürdüm. 29 Ocak’ta bavul geldi. Fotoğraflarını çektik, dokunmadık.”

Müşteki kısmında Cemal Temizöz, araya girdi. Eski albay Temizöz Eylül 2012’de sona eren Balyoz Davası’nda yargılanmış ve 18 yıl hapis cezası almıştı. Balyoz Davası Baransu’nun Taraf gazetesinde yaptığı haberler sonrası başlamıştı. Temizöz 21 Mart 2015’te Balyoz Davası’nın tüm sanıklarıyla birlikte beraat etti.

Baransu ile Temizöz arasında karşılıklı diyalog şöyle geçti:

Temizöz: Kendisinin ifadesini hatırlatayım. 29 Ocak’ta Beşiktaş cumhuriyet savcılığına belgeleri götürüyorsunuz. Bunların içinde 4 tane DVD var…

Baransu: Yanlış. 4 DVD 21’inde, 29 Ocak’ta bavulu teslim ettim.

Temizöz: Teslim alma tutanağında…

Baransu: Doğru değil.

Avukat Yahya Engin: Müdahale edilmesin. Balyoz darbe planıyla alakası yok davanın. Kabul edilen müştekiler, Balyoz davasından zarar gördük diyorlar. Müştekiliklerinin kabul edilmemesi gerekiyordu.

Mahkeme başkanı Temizöz’e Baransu’nun devam etmesini söyledi.

Baransu, savunmasına devam etti.

12:05’te SEGBİS’te ses kaydı durdu, katip teknik bir sorun olduğunu söyledi. Mahkeme başkanı duruşmaya öğle arası verdi.

Salon boşaltılırken avukat Yahya Engin müşteki sıfatının tekrar değerlendirilmesini istedi. Mahkeme başkanı “Yarın değerlendirelim” yanıtını verdi.

Ara 13:40’ta sona erdi. Bir üye hakim ve Baransu’nun avukatı salonda değildi. Müşteki kısmına aradan önce olmayan Balyoz davasında yargılananlardan Ahmet Yavuz da gelmişti. Mahkeme başkanı, üye hakimin geleceğini söyledi.

Baransu, iddianame üzerinden savunmasına devam etti. Bir jandarma savunması sırasında Baransu’nun arkasında ayakta durdu.

Üye hakim 13.43’te yerini aldı.

Baransu, arama kararı, tutuklama talebi, iddianame gibi belgelerde “belgelerin orijinallerini yok ettiği, kopyalarını teslim ettiği” ifadelerinin yer aldığını, bunun “yalan olduğunu” söyledi.

Belgeleri imha etme iddiasının doğru olmadığını, ancak tutukluluğunun bu iddia nedeniyle olduğunu söyledi. Oda TV’de çıkan bir yazıda, askeri savcılığa ifade verdiği ve belgeleri savcıya teslim ettiği tarihlerin karıştırıldığını, bu nedenle “belgeleri imha ettikten sonra savcıya nasıl teslim etti” denildiğini söyledi.

“Beni tutuklayan hakimin gerekçesinde şöyle yazıyor; ‘Belgelerin kopyası olsa da ilgili mercilere teslim etmek yerine kendisi tarafından imha edildiğini ifade ettiği’ … Nerede böyle bir ifade var? Oda TV’deki yalanı alıp tutuklanmama gerekçe yaptılar.”

Mahkeme başkanı, “Tutuklanma sebebi tahrip etme değil sadece, diğer suçlamalarla da ilgili var” dedi. Baransu, tutukluluk süresinin diğer suçlara öngörülen cezayı aştığını söyledi.

Polisin ev araması sırasındaki görüntüleri mahkemede izletmek istediğini belirtti:

“Ev araması sırasında polislerden biri kitapları sayfa sayfa arıyordu. Sonra çömeliyor, bir şey çıkartıyor bacağından, kitaplar görüntüden çıkıyor, kitaplar tekrar görüntüye girdiğinde polis içine bakıp ‘a CD’ diyor.”

Baransu, savunmasının 32 sayfasını ve devam edeceği bölümün eklerini mahkeme başkanına teslim etti.

Savunmasına “Polisin evime cd koyması, mühürlü torbadaki cd’nin içeriğini bilmesi” diyerek devam etti.

“Balyoz ekler 2’ yazan CD’yi benim evimde bulmaya çalışacaklardı, ben oyunu bozunca, bir gün sonra E.K. (eskieşi) ‘Balyoz ekler 1 ve 2’ CD’si çıkıyor. Benim evdeki CD’de ‘Egemen harekat planı’ çıkmıyor, oradakinde çıkıyor.

“27 Şubat 2015’te evimle ilgili arama, el koyma kararı çıkıyor. 1. Sulh Ceza Hakimi onay veriyor. 1 Mart 2015’te evimde arama yapılıyor. Öğlene doğru iki polis geldi, imaj almak üzere geldiklerini söylediler. İmaj alma tutanağında evimde imaj alındığı söyleniyor. 18:50’de imaj alma işlemi bitiyor. Evimdeki ne kasetlerin ne CD’lerin imajının alınmadığının resmi belgesi. İki bilgisayarın imajının alındığını söylüyorlar sadece. Ev aramasında evimdeki hiçbir CD ve DVD’nin imajı alınmadı. Tüm dijital materyaller mühürlü torbaya kondu.”

“Arama tutanağının son sayfasında TEM Şube müdür yardımcısı Ö.T.’nin imzası var. Aramanın ilk bir buçuk saatinde vardı, sonrasında yoktu. Bir polis ‘müdür aramada yoktu, başında vardı ama imza attı’ dedi. İçimden ‘mesaj alınmıştır’ dedim.”

“CD’lerin imajlarını bana vermeniz gerekiyor dedim, ‘vermeyiz’ dediler. Arama tutanağının sonuna avukatım dijital örneklerin tarafımıza verilmediğini yazdı.”

“(CD’yi) Evimden aldılar, mühürlü torbaya koydular, emniyete gidecek. 1 Mart’ta gözaltına alındım, 20:30’da evimden ayrıldılar, hastaneye ve Vatan Emniyet’e götürüldüm. 2 Mart 2013’te gece yarısı fezleke düzenliyorlar. Fezlekede 49 no’lu DVD içinde ne olduğu yazıyor.

“Savcı mühürlü torbayı 31 Mart 2015’te açıyor ancak dijital materyallere bakmıyor. Torba içindeki ‘Balyoz ekler 2’ incelenmemiş daha. Savcı, tutanakta dijital materyale bakamadığını, mühürlü torbaya koyup tekrar mühürlediğini belirtiyor. Mühürlü torbanın avukat ile açılması gerektiğine dair tutanak tutuyor.”

“Mayıs ayında avukatımı çağırmadan imajlar alınıyor. Çünkü katakulli yapacaklar. 4 Mayıs 2015’ten 18 Mayıs 2015’e de imaj alma işlemi sürmüş. Raporda 49 ile numaralandırılmış ‘Balyoz ekler 2’ diye bir şey var. Evimden çıkan ‘alyoz ekler 2’ diye CD var.”

Heyete imaj alma raporunda yer alan 49 No’lu CD ve evinde el konulan CD’ye dair fotoğrafı gösterdi. Mahkeme başkanı “Ayrı CD mi bunlar” dedi.
Baransu, “İkisi de benim evden çıkan. İkisi aynı.”

Baransu, “devletin gizli belgesi, Egemen Harekat Planı diyorlar ya, avukatlara verilebilir mi?” dedi, mahkeme başkanı “konamaz” dedi.

Mahkeme başkanı “neden eklemeler var CD’de” deyince Baransu “Oyun bozuldu” dedi.

Müşteki kısmındaki Ahmet Yavuz’un müdahalesi üzerine avukat Figen Albuga Çalıkuşu “Çıkan haberler Egemen Harekat Planı ile ilgili değil” dedi. Bilirkişi raporu da olduğunu söyledi.

Baransu, “Sizin yargılandığınız yerde müşteki olmadan otursam savunmanızı bölsem ne dersiniz?” dedi.

Baransu CD’ye dair devam etti:

“Polisin evdeki CD’de ne olduğunu 22 Mayıs 2015’te bilebilir, daha önce bilemez. Polis fezlekesinin tarihi 2 Mart 2015. İmaj alınmamış CD’yi nasıl bildiğini soracaksınız.”

Baransu’nun “Balyozda olmadı böyle skandallar” demesi üzerine mahkeme başkanı ve müşteki Ahmet Yavuz’la birlikte şu diyalog yaşandı:

Mahkeme başkanı: 326 hakim tutuklandı

Baransu: Onu bana değil hakimlere, bakanlara, cumhurbaşkanına soracaksınız. Keşke empati yapabilseydim. Şu anki tecrübelerimle 10 yıl öncesine gidebilmiş olsaydım. Keşke Ahmet (Yavuz) beyleri daha fazla dinleseydim çıksam ilk ziyaret edeceğim kişi Suat (Aytın)beyin eşi olacak, kabul ederlerse Ahmet beyleri de..

Ahmet Yavuz: Ederiz, medeni insanlarız.

Baransu savunmasına devam etti.

“Savcı fezlekeyi imzalayıp tutuklamaya sevk diyor. Bunun imajının alınmadığını bilmiyor mu?”

“Ev araması ve site kameralarının görüntülerini istedik vermiyorlar. Balyoz’da da mobese görüntüleri yokmuş. Verilmiyorsa şüphe duymaya başladım artık.”

Baransu, eski eşinin evinde yapılan arama ve el konma işlemine dair konuştu. Sulh ceza hakimliğine yapılan ihbarın ardından kendisi gözaltındayken eski eşinin evinde arama kararı çıkarıldığını söyledi. Aramaya kendisinin götürülmediği gibi avukatına da haber verilmediğini anlattı.

Baransu’nun avukatı 15:20’de duruşmaya geldi.

Baransu, eski eşinin evinin kömürlüğünde ‘Balyoz ekler 1 ve 2’ yazan CD’ler ele geçirildiğini söyledi.

“Bu CD’lerin imajı 11 Mart’ta alınıyor. Egemen harekat planını benim evimde bulamadılar, onun evinde buldular. İddianame öyle diyor.”

Baransu, savunmasının tamamladığı kısmını mahkeme başkanına teslim etti. Savunmasına devam etti.

“Askeri planlarımızı Yunanistan öğrendi’ yalanı var. Tutuklama gerekçeme bu yazılmış. Savcı ‘CD’deki çok gizli bilgilerin Yunanistan devletinin eline ele geçmesinden dolayı Yunan basınında haber yapılması’ diyor. Taraf Gazetesi’nde ne zaman yayımlanmış, Yunan devletinin eline nasıl geçmiş? Taraf Gazetesi’nin yayımladığı savaş planı yok.

“Yunan basınında iki yıl önce harita yayımlanmış, biz haberi iki yıl sonra yaptık, bundan suçlanıyorum.”

“Genelkurmay Başkanlığı, cumhuriyet başsavcılığına gönderdiği raporda ‘Yunanistan basını makaledeki haritaların egemen harekat planındaki haritalar olmadığı, benzerlik taşımadığı görülmüştür’ demiş. Yunanistan internet sitelerinde yer alan haberlerin 2008’de yürürlükten kaldırılan Egemen Harekat Planı ile örtüşmemiştir’ diyor.”

Baransu’nun Genelkurmay Başkanlığı raporuna dair sözlerinin ardından karşılıklı konuşmalar şöyle yaşandı:

Ahmet Yavuz: Genelkurmay’ın açıklaması 2008’de yapılan Egemen Harekat Planı ile örtüşmemektir diyor.

Baransu: ‘İmha edilen ile örtüşmüyor’ diyor.

Mahkeme başkanı: Genelkurmay başkanı bizde yok diyerek, 1. Ordu’dan egemen harekat planını istiyor. Gelmiş, inceleme yaptık diyor. (Genelkurmay’ın raporundan bölümü okudu)

Avukat Figen Albuga Çalıkuşu: Dava dosyamızda Atina’da yayımlanan makalenin Türkçe’si var.

Ahmet Yavuz: Biz intikam davası gütmüyoruz. Yanlış bilgi sahibiysek kendimizi düzeltiriz. Biz hapis yatarken bu haberlerin bir kısmının orada yer aldığı bilgisi bize geldi.

Avukat Albuga Çalıkuşu: Bu dosyanın içindekilere vakıf olabilseniz bu kadar zorlanmazdık.

Baransu: Taraf Gazetesi’nin hangi sayısında yayımlanmış? Bir savcı onu koymaz mı?

Ahmet Yavuz: (Genelkurmay belgesini okuyor) 40 yıl orduda kaldım böyle imza görmedim. Burada başka bir şey var. Bunu tekrar soruşturmamız gerekiyor bizim.

Avukat Yahya Engin: Onun konusu burası değil.

Baransu: Taraf Gazetesi’nin hangi sayısında egemen harekat planı diye bir şey yayımladık? Yok. Daha neyle suçlanıyorum.

Ahmet Yavuz: 2003 plan seminerini dinlerseniz 22 saat sürer. 12 saati Egemen Harekat Planı’nın tartışıldığı bölümdür. Ses kayıtları yayımlandığında Egemen Harekat Planı ifşa ediliyor.

Baransu: Yapmayın.

Avukat Albuga Çalıkuşu: Yanlış bilgi veriyorsunuz.

Baransu: Hangi ses kaydı yayımlanmış, getirin. 10 yıldır bulamadılar.

Mahkeme başkanı saat 16.00 olduğunda ‘Savunmaya yarın devam edelim’ dedi. Baransu’nun savunmasını tamamlamak istemesi üzerine süre verdi.

“Sizi tenzih ederek söylüyorum. Bir proje mahkemede yargılanıyorum. Siyasi bir dava bu. Hukuki bir dava değil. Bu mahkeme bilinçli şekilde oluşturulmuş bir mahkeme. Hakim teminatı olmayan bir mahkeme bu. 30 hakim değişti.”

Baransu savunmasını toparlayarak bitirdi.


Duruşmanın 28 Ağustos 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma öncesi:

Saat 10:00’da başlayacağı belirtilen duruşma 11:25’te başladı. Duruşma salonuna girerken bir sorun yaşanmadı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu, İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Seyircilere 30 kişilik yer ayrılmıştı. Penceresizdi. Klima açıktı. Salon serindi. Seyirciler için ayrılan alanda priz yoktu.

Duruşmaya katılım:

Tutuklu sanık Mehmet Baransu duruşmaya katılan tek sanıktı. Yanında üç jandarma görevlisi vardı.

Sanık avukatları kısmında Baransu’nun avukatı Yahya Engin, tutuksuz sanıklar Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu, sanık Yıldıray Oğur’ın avukatı Gülçin Avşar sanık alanındaydı.

Müşteki kısmında Balyoz davasında yargılananlardan Cemal Temizöz ve Ahmet Yavuz yer aldı.

Mehmet Baransu’nun eşinin tek seyirci olduğu duruşmayı dört gazeteci takip etti.

Genel gözlemler:

Duruşma Mehmet Baransu’nun savunmasından oluştu. Baransu, zaman zaman Mahkeme Başkanının yanına gelerek dosyalar sundu, dosyalar üzerinden açıklamalar yaptı. Mahkeme başkanı savunmayı bölmedi. Müşteki alanında oturan Ahmet Yavuz ve Cemal Temizöz zaman zaman söze katıldı.

18. Standing - July 12, 2019


İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılarından Faruk Söker tarafından hazırlanan 276 sayfalık iddianamede Taraf Gazetesi’nin eski çalışanları Gazeteciler Mehmet Baransu, Ahmet Hüsrev Altan, Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar ve Tuncay Opçin “şüpheli” sıfatıyla yer alıyor. Sanıklar, Genelkurmay Başkanlığı’na ait çok gizli ifade edilen “Egemen Harekat Planı”nı temin etmek ve yayınlamakla suçlanıyor. Sözkonusu plan 2003’te 1. Ordu tarafından hazırlanan olası Türkiye-Yunanistan savaşında uygulanacak harekat planıydı.

Taraf gazetesinin yöneticilerinin ve Mehmet Baransu’nun “Balyoz Darbe Planları” haberlerinden dolayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması devam ediyor.



Next Trial: Aug. 27, 2019, 10 a.m.


Tutuklu sanık Mehmet Baransu ve avukatı Yahya Engin, tutuksuz sanıklar Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın vekili Figen Albuga Çalıkuşu, Yıldıray Oğur’un avukatı Gülçin Avşar ile katılan Suat Aytın salonda yer aldı.

Savcının talebi üzerine duruşma Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile kayıt altına alındı.

Baransu, savunmasına başlamadan önce mahkeme başkanı ve katılanların müdahalesine dikkat çekti, Ahmet Yavuz’un müşteki olmadığını söyledi. Hakim Ali Günay, müşteki taleplerinin yargılama sonunda değerlendireceklerini söyledi. Mahkeme başkanı bundan sonra müdahale olmayacağını, iddianame dışına çıkmamasını belirtti.

Baransu, savunmasına iddianamede yer alan polis ifadesi ile devam etti.

“Egemen Harekat planı ne bilmiyorum. Bavulda olan bir sürü şeyi İddianamelerden öğrendik. Bakamamıştık biz” dedi.

Askeri savcılıktaki ifadesinde orijinal belgeleri imha ettiğini söylediğinin öne sürülerek, 2010’un Şubat ayında olan bu ifadenin Ocak ayı gibi gösterildiği ve “belgeleri yok ettikten sonra nasıl savcılığa teslim ettin” şeklinde bir çelişkinin ortaya çıkarılmaya çalışılarak “kumpas” kurulmaya çalışıldığını, emniyet ifadesinin bu minvalde olduğunu, bu hatayı anlayıp tepki gösterdiğinde iddianameye bu bölümlerin geçirilmediğini söyledi.

2 Mart 2015’te alınan emniyet sorgusundan bahsederken sorulan bir soruyu saçma bulduğunu “savcının, polisin zeka problemi var galiba” şeklinde aktarınca Katılan Hüseyin Hançer “Dünden beri sanık huzurunuzda bu ülkenin savcısına hakimlerine hakaret ediyor. Biz çok daha karanlık dönemlerde çok karanlık savcı, hakimlerce yargılandık ağzımızdan böyle laf çıkmadı” diyerek araya girdi.

“Terör örgütü üyeliği” suçlamasının ayrılmasını talep etti.

“Egemen harekat planını imha” suçlamasını reddetti.

“Dört buçuk yıldır tutukluyum bu dosyadan. Ben fazlasıyla yattım zaten. Zaten Mersin’de örgüt üyeliğinden başka dosyadan tutukluyum. Allah soktu Allah çıkaracak beni. Ona inanıyorum. Hatalarım olmuştur. Özür de diledim. Fazlasıyla yattım. Yattım bitti, hatta alacağım var sizden” dedi.

Avukat Figen Albuga Çalıkuşu, bu davanın Taraf Gazetesi’nde yayımlanan balyoz haberleri davası olmadığın, devlete karşı suçlar suçlamasından yargılamanın yapıldığını söyledi. Müdahilliğin hukuki yararı olmadığını söyledi.

“Egemen Harekât Planı denilen belge var. Egemen Hareket Semineri Belgesi. Onun özünde ses kayıtları var, aynısı sahte olan Balyoz cd’sinde de var. Darbe var mı yok mu ayrı bir yargılama konusu. Hepimiz darbeye karşıyız. Eğmen Harekat Planı içinde gerçek ses kayıtları var. Bu Balyoz Davası değil. Egemen Harekat Planı Kozmik Oda’da saklanan plan. 2008’de zaten plan imha edilmiş. Yenisi ortada değil. Senet sahteyse ceza veremiyoruz.

“Egemen Harekat Planı’nın orijinali yok mukayese yapma imkanı yok, bu nedenle gerçek olduğu belirlenemiyor. Egemen Harekat Planı olduğunu varsayılan belgeler var ama bunlar yayınlaştırılmadı, Taraf gazetesinde haber çıkmadı. Bavul teslim edildikten sonra savcılar tarafından ve bunun üzerinden ayrı bir soruşturma olarak yürütüldü.”

Yıldıray Oğur’un avukatı da müştekilik taleplerinin reddini istedi.

Katılan emekli Albay Dursun Çiçek, “sanık doğruları söylemiyor, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyor. Balyoz ve Ergenekon’da Taraf gazesinin misyonu 15 Temmuz’un hazırlık hareketlerindir. Bizleri tasfiye ederek önünü açmıştır. Tutukluluk devamını ve cezalandırılmasın istiyoruz” dedi.

Katılan Suat Aydın, “Bu davanın konusu Balyoz olmasa da sanığın ifadeleri Balyoz davasında yargılananları ilgilendiriyor” dedi.

Savcı Bilgin Bakır, tutukluluk halinin devamını, kamu görevlerinine hakaret suçundan işlem için duruşmanın SEGBİS kayıtlarının cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesini istedi.

Baransu’nun avukatı mütalaaya karşı beyanında “terör örgütü” suçlamasıyla Mersin’de bir dava olduğunu, bu suçlamanın oradaki dava ile birleşmesi gerektiğini, bu suçlama ayrıldıktan sonra tutukluluğa gerekçe kalmayacağından tahliye talep etti.


Mahkeme, verilen aranın ardından açıkladığı kararında tutukluluk halinin devamına, Baransu’nun üzerine atılı “Silahlı terör örgütüne üye olma” suçu yönünden Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin esas sayılı dosyası ile birleştirmek üzere ayrılmasına, ev aramasında ele geçirilen FEthullah Gülen’e ait kasetle ilgili bilirkişi raporunun beklenmesine, Baransu’nun eski eşi, kaynıpederi ve apartman görevlisinin tanık olarak dinlenmesine, SEGBİS çözümlerinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma tarihini 27-28-29 Ağustos 2019 olarak belirledi.


Duruşma öncesi

Önceki gün duruşma tarihi için saat 10.00 belirlendiğinde Mehmet Baransu, cezaevinden gelme sürecinin uzun sürdüğü anlatmıştı. Mahkeme heyeti, Baransu’nun hazır olduğunda duruşmaya başlayacaklarını belirtmişti. Duruşma 11.37’de başladı. Basın mensuplarının duruşma salonu önünde beklemesinde sorun yaşanmadı. İzleyiciler Baransu salona geldikten sonra salona alındı.

Mahkeme salonu koşulları

Mahkeme salonu, İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Seyircilere 30 kişilik yer ayrılmıştı. Penceresizdi.

Duruşmaya katılım

Tutuksuz sanık Mehmet Baransu ve avukatı Yahya Engin, tutuksuz sanıklar Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın vekili Figen Albuga Çalıkuşu, Yıldıray Oğur’un avukatı Gülçin Avşar ile katılan Suat Aytın salonda yer aldı. Daha sonra katılan Dursun Çiçek ve Hüseyin Hançer de duruşmaya katıldı.

Duruşmayı dört gazeteci, Baransu’nun eşi izledi.

Genel gözlemler

Baransu, önceki güne nazaran iddianame üzerinden ilerledi. Savunmasına müdahale olmadı. Karar için verilen arada katılan Suat Aytın ile sohbet ettikleri görüldü.

17. Standing - July 11, 2019


İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılarından Faruk Söker tarafından hazırlanan 276 sayfalık iddianamede Taraf Gazetesi’nin eski çalışanları Gazeteciler Mehmet Baransu, Ahmet Hüsrev Altan, Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar ve Tuncay Opçin “şüpheli” sıfatıyla yer alıyor. Sanıklar, Genelkurmay Başkanlığı’na ait çok gizli ifade edilen “Egemen Harekat Planı”nı temin etmek ve yayınlamakla suçlanıyor. Söz konusu Plan, 1. Ordu Komutanlığı’nın Mart 2003’te düzenlenen seminerinde olası bir Türkiye-Yunanistan savaşına dair çalışılan plan.

Taraf gazetesinin yöneticilerinin ve Mehmet Baransu’nun “Balyoz Darbe Planları” haberlerinden dolayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması devam ediyor.



Next Trial: July 12, 2019, 10 a.m.


Mehmet Baransu, avukatı Yahya Engin, sanıklar Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu, sanık Yıldıray Oğur’ın avukatı Gülçin Avşar salondaydı. Katılan kısmında ise Balyoz davasında yargılanan ve beraat eden Suat Aytın, Dursun Çiçek, Hüseyin Hançer, Ahmet Yavuz ve vekili Mehmet Selim Yavuz yer aldı. Sanık Tuncay Opçin hakkında çıkarılan yakalama emri infaz edilmemişti.

Savcının talebi üzerine duruşma Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile kayıt altına alındı.

Mehmet Baransu, duruşma salonuna hazırladığı dosyalar ile gelmişti. Duruşma, Baransu’nun savunmasıyla başladı.

Baransu, önceki duruşmalarda belirttiği noktaları özetledikten sonra iddianame üzerinden savunmasına devam edeceğini anlattı.

“Orijinal belgeleri imha ettiği yalanı atıldığını”, “Evindeki balyoz cd’sini polisin koyduğunu” söyledi.

“Orijinal, gizli belgeleri imha etmediğini, Taraf Gazetesi’nde belge yayınlamadıklarını” söyledi. Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz “hikaye anlatıyorsun” diyerek araya girdi. Mahkeme başkanı Ali Günay, Ahmet Yavuz’a “sanık savunmasına devam etsin, siz de sükunetle dinleyin” dedi.

Mahkeme Başkanı, “Egemen Harekat Planı eline nasıl geçti, haberleştirmeye kimle karar verdiniz, ben buradayım” derken tutanağa da ‘sanığın 11 Temmuz2019 ve 12 Temmuz 2019 tarihlerindeki duruşmalarında yargılamanın sürüncemede kalmaması için savunmasını tamamlaması hususunda uyarıldı’ notu düştü.

Baransu, cezaevinde dosyayı inceleme için yeterli zaman verilmediğini, yargılamayı uzatmak istemediğini, kötü niyeti olmadığını söyledi.

Baransu’nun avukatı Yahya Engin, savunmayı bitirme taraftarı olduklarını, bir gün daha almaları gerekebileceğini, savunma hakkının kutsal olduğunu söyledi.
Baransu, Balyoz haberleri yayımlanmadan dokuz gün önce çocuğu olduğunu, çocuğunun tehlikeli bir doğumdan sonra yoğun bakıma alındığını ve uzun süre hastanede kaldığını anlattı. Böyle bir koşulda “kumpasın içinde olamayacağını” belirtti. Baransu, çocuğunun hastalığına dair bölümü oldukça ayrıntılı anlattı.

Duruşma verilen öğle arasından sonra devam ettiğinde de devam etti. Hakim, Balyoz belgelerinin Baransu’ya nasıl geldiği, hangi gün geldiği gibi sorular sorarak, ayrıntılardan ise bu sorulara yanıt vermesini istedi.

Çocuğunun doğumu ve yoğun bakımda kalış süresinde para sıkıntısı çektiğini anlatarak “FETÖ’nün kendisine para verdiği” iddialarının doğru olmadığını söyledi.

Taraf Gazetesi’ne para istemeye gittiği sırada gazete binasının altındaki bir kafede bir adamın geldiğini, “Çok önemli” diyerek görüşmek istediğini söyledi.
Hakimin, bu kişinin nasıl göründüğüne dair sorusu üzerine “Saçları uzundu, kendisini emekli asker olarak tanıttı, 1. Ordu’da çalıştığını, Ankara’ya tayini çıktığını, tahminen 50’ler civarı olduğunu, esmer, yüzünde iz olduğunu” belirtti.

“Elinde çok önemli darbe planı olduğunu söyledi. Valizle gelmiş. Dört tane cd gösterdi. Bunlarda 1. Ordu’daki darbe planı diye anlattı.”

Baransu, “Gazeteci olarak 1. Ordu’da darbe planı yapıldığı bilgimiz vardı. Mustafa Balbay’ın günlüklerinde var” derken katılan Ahmet Yavuz, “Irak tezkeresi sırasında 1. Ordu’dan 2. Ordu’ya astsubay ve özel malzeme gönderildiğini” belirterek bu durumun darbe hazırlığı olarak yorumlandığını ancak öyle olmadığını söyledi.

Baransu ve Yavuz arasında karşılıklı atışma olunca Mahkeme Başkanı “adam geldi, darbe planlandığını söyledi, valiz getirdi. Valizi almadan önce, elindeki cdleri aldın sonra ne yaptın?” diyerek konuya dönülmesini istedi.

Baransu “Gösterdiklerine baktım. Valizin içindekileri de hızlı hızlı tarıyordum. Tamam dedim ve aldım cd’leri. Gazeteye gittim” dedi.

Belgelere çok bakma şansı olmadığını, kendisi para istemek için gazeteye gitmese cd’lerin başkasına da verilebileceğini söyledi.

Mahkeme Başkanı “FETÖ taktiğinde kendinden gördüklerini vitrine koymama şeyi var. Deşifre etmemek amacıyla. Bunun yerine kendilerinden olmayan, çalışkan, üzerine gidecek insanları kullanmış olabiliyor. ‘Mehmet’e giderse bu işin üzerine gider, böyle haberleri de sever, onu ön plana çıkarmış oluruz’ diye altyapılanma olduğunu düşünüyor musun?” diye sordu.

Baransu “bilmiyorum” diye yanıtladı.

Mahkeme Başkanı, gazetecilerin gelen belgeleri nasıl haberleştirildiğini sordu.

Baransu, “Tek taktiği yoktur. Bazen araştırır doğrulatır haber yazarsınız. Bazen haber kaynağınıza güvenirsiniz, bazen doğrulatamazsınız. Taraf gazetesinde bir tır belge var. Doğrulatamıyoruz. Meclis komisyon kursun ve araştırsın diye anlattım defalarca” dedi.

Belgeler geldiğinde Genelkurmay’a ulaşamaz bir durumda olduklarını söyledi. CD’lere kısmen baktığını, herkesin bir şeylere baktığını, ses kayıtları ve diğer belgeleri karşılaştırdıklarını söyledi.

Baransu konuşmasında katılanlardan araya girmeler olduğu sırada Baransu’nun avukatı müşteki taleplerinin kabul edilmediğini belirterek savunmanın bölünmemesini istedi.

Baransu, Beşiktaş Adliyesi’ne habere gittiği sırada savcı Turan Bey’in ‘yayınladığınız haberlere suç duyurusunda bulunuyorlar CD’leri almamız gerekiyor demesi üzerine CD’leri teslim ettiğini söyledi.

29 Ocak’ta ise CD’leri getiren kişinin ‘Sana tüm evrakları teslim etmek istiyorum’ diyerek valizi verdiğini söyledi.

“Sana tüm evrakları teslim etmek istiyorum” diyerek valizi verdiğini söyledi.
Gazeteye gelerek savcı Turan Bey’i aradığını, başka bir savcıya bağlandığını, belgeleri teslim etmek istediğini söylediğini, isteği üzerine gönderilen polislerle belgeleri teslim ettiğini söyledi.


Mahkeme heyeti, katılan Çetin Doğan vekili Hüseyin Ersöz’ün mazeretini kabul etti. Duruşmanın 12 Temmuz 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verdi.


Duruşma öncesi

Saat 10.00’da başlayacağı duyurulan duruşma 11.38’de başladı. Duruşmayı izlemeye gelenler, salonun bulunduğu koridorun dışında bekledi.

Mahkeme salonu koşulları

Mahkeme salonu, İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Seyircilere 30 kişilik yer ayrılmıştı. Penceresizdi.

Duruşmaya katılım

Tutuklu sanık Mehmet Baransu, avukatı Yahya Engin, tutuksuz sanıklar Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu, sanık Yıldıray Oğur’ın avukatı Gülçin Avşar salondaydı. Katılan kısmında ise Balyoz davasında yargılanan Suat Aytın, Dursun Çiçek, Hüseyin Hançer, Ahmet Yavuz ve vekili Mehmet Selim Yavuz yer aldı.

Baransu’nun yanında üç jandarma vardı. Baransu’nun eşi ile katılan yakınlarının dışında dört gazeteci duruşmayı izledi.

Genel gözlemler

Mehmet Baransu’nun savunması ayrıntılı, takip etmesi zordu. Hakim çoğu zaman ayrıntılardan ise dava konusuna dair sorulara yanıt verilmesi konusunda yönlendirmeye çalıştı. Katılanlar ile Baransu arasında zaman zaman karşılıklı atışma oldu. Mahkeme başkanı Baransu’yu zaman zaman ayağa kalkarak dinledi.

16. Standing - March 22, 2019


İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılarından Faruk Söker tarafından hazırlanan 276 sayfalık iddianamede Taraf Gazetesi’nin eski çalışanları Gazeteciler Mehmet Baransu, Ahmet Hüsrev Altan, Yıldıray Oğur, Yasemin Çongar ve Tuncay Opçin “şüpheli” sıfatıyla yer alıyor. Sanıklar, Genelkurmay Başkanlığı’na ait çok gizli ifade edilen “Egemen Harekat Planı”nı temin etmek ve yayınlamakla suçlanıyor.

Sözkonusu plan 2003’te 1. Ordu tarafından hazırlanan olası Türkiye-Yunanistan savaşında uygulanacak harekat planıydı.

Taraf gazetesinin yöneticilerinin ve Mehmet Baransu’nun “Balyoz Darbe Planları” haberlerinden dolayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması devam ediyor.



Next Trial: July 10, 2019, 10 a.m.


Ali Günay başkanlığında üye hakimler Fatih Aygün ve Harun Bayram’dan oluşan heyetin yerini almasıyla 16. duruşma başladı.

Mahkeme başkanı, sanık Mehmet Baransu’yu savunmasını bitirmesi konusunda uyardı.

Bunun üzerine Baransu, yapabilecek bir şeyi olmadığını, 4 yıldır tutuklu olduğunu, yüzün üzerinde davadan yargılandığını, bu kadar sık heyet değiştirilen bir mahkemeye tanıklık etmediğini söyledi.

Başkan, yargılandığı dosyalara ilişkin soru yöneltince sanık Baransu, mahkeme başkanına “Dosyadan haberdar olmadığınızı anlıyorum. Kaçıncı heyetsiniz. Ben böyle yargılama görmedim” dedi.

Sanık Baransu savunmasında iki celse önce yaptığı savunmanın nerdeyse birebir aynısını yaptı. Heyet başkanı bu ifadeleri dikkatle dinledi fakat tekrara düştüğü yönünde uyarıda bulunmadı. Başkanın önceki savunmaları okumadığı anlaşılıyordu. Ancak Baransu sık sık konu dışına çıktığın için suçlamalarla ilgili savunma yapması yönünde defalarca uyarıldı.

Baransu, değişen heyet karşısında şunları söyledi: “Bülent Dalkıran’la başladım. Sürekli heyet değişti. Bu heyette bitireceğimi sanıyordum. Savcı da değişiyor. Ben DGM’de de yargılandım. Böyle bir şey tanık olmadım.”

Önceki celselerde savunmasında yer alan ifadeleri buraya tekrar almadığımızı belirtelim. Baransu, anlamından kopuk, bir bütünlüğü olmayan, üzerinde çalışılmamış, konudan konuya atlayan, hiç bir dediğinin tam anlaşılmadığı savunmasında çok az kayda değer şey söyledi. Sık sık “Türkiye’nin en cesur gazetecisi” olduğu için bunların başına geldiğini ifade etti. Hatta bu ifadelerine karşılık Mahkeme Başkanı’da onun önemli bir gazeteci olduğunu söyledi.

Baransu, “Balyoz bir darbe planıdır. Bugün olsa yine yazarım. Bir gazeteci olarak, bir vatandaş olarak bu suçu bildirirdim” deyip önceki savunmasında olduğu gibi Aytaç Ayman’ın kitabından alıntılar yaparak savunma yaptı. Cezaevinde yazdığı bir yazı dizisinin bu davayı çökerttiğini hemen akabinde mahkemenin gerekçeli kararını değiştirdiğini iddia etti. Bunun detaylarına daha sonra gireceğini söyledi.

Türkiye’deki en korkak kurumun Yargıtay olduğunu, kendisini Cevdat Özcan’ın tutukladığını, her şeyi bildiğini, Türkiye’nin en cesur gazetecisi olduğunu söyledi.

Mahkeme başkanı, Baransu’ya defalarca belgelerin ona niçin geldiğini sordu: “Balyoz Darbe Planı davası olarak bilinen, ‘Egemen Harekat Planı’ başlıklı savaş planları eline nasıl geçti?” Mahkeme Başkanı, Balyoz’un darbe planı olup olmadığını Yargıtay’ın karar vereceğini, Baransu’nun belgelerle ilgili savunma yapması gerektiğini hatırlattı. “Bu belgeler size nasıl ulaştı? Niçin siz seçildiniz? Bize bunu anlatın” dedi.

Baransu heyetin hiçbir sorusuna direk cevap vermedi. Konudan konuya atladı. Duruşma sürerken avukatı Yahya Engin’e yazılı metin olarak savunmasının olup olmadığını sordum. Olmadığını söyledi. Yani doğaçlama dedim. Evet, dedi.

Baransu’nun savunmasından kimi yerler:

“Belgeleri tahrip etme diyorlar. Hangi belgeyi tahrip ettiğime dair bir şey yok. Şu belgeyi tahrip etmişsin diye gösterin. Balyoz’da suçlu olan kişiler var. Suçlular, suçsuzlar ayırt edilemedi. Aytaç paşayı 99’dan beri tanıyorum. Hanefi Avcı diyor ki, ‘Baransu kim ki ona belgeler gelmiş.’ Benim askerlerle ilişkimi nereden bileceksin. Ben askeriyede kalıyordum. Ben pratik zekalıyım. Diğer gazeteciler gibi Mr. Google’a bakarak araştırma yapmam. Hafızamda vardır her şey.”

Savunması devam ederken, müşteki emekli tuğgeneral İhsan Balabanlı, mahkeme başkanına “Tek yönlü olarak demagoji devam ediyor. İtham ediyor” dedi. Bunun üzerine Baransu, “Bana her tür soruyu sorun. Hepsine yanıt veririm. Rahatsız oluyorsunuz söylediklerimden. Ben her şeyi biliyorum” şeklinde yanıtlar verdi.

Duruşma görülürken bir kaç defa müştekiler ve sanık arasında buna benzer tartışmalar yaşandı. Mehmet Baransu müdafi avukat Yahya Engin, müvekkilinin savunmasına izin verilmesi konusunda uyarılarda bulundu.

Mahkeme başkanı, sanığa “Velev ki, senin anlattığın gibi. Bu bir darbe planıysa senin eline nasıl geldi?” diye tekrarr sordu. Bu sorunun yanıtını Baransu önceki savunmalarında uzun uzun anlatmıştı oysaki.

Mahkeme Başkanı ile Baransu arasındaki bir diyalog:

Mahkeme Başkanı: Yüzlerce gazeteci var. O belgeler sana niye geldi?

Mehmet Baransu: Benim kadar cesaretli gazeteci bulsalardı ona verirlerdi. Valla ben de merak ediyorum kimdi? Mahkemeye iki adres verebilirim. Ses kayıtlarını çalan kim bilmiyoruz. Ordu karargahından sızdırılarak Başbakan Abdullah Gül’e intikal etti. Sonra da Erdoğan’a. Tanık olarak Aytaç Yalman, Abdullah Gül ve Erdoğan’ı buraya getirelim, dinleyelim. Oradan da çalana ulaşabiliriz.

Mahkeme Başkanı: Sana kim getirdi belgeyi?

Baransu: Valla, bıktım bu sorudan. Görsem söyleyeceğim. Tanısam söyleyeceğim. FETÖ’cü yüzleri önüme koysalar, tanırım. Gazeteye giderken yolda tanıştığım biri tarafından verildi. O kişiyi tanımadığı söyledim. Ben de merak ediyorum. Kimler bunlar.”

“Magazin muhabiriydim. Doğuş’la (Şarkıcı Doğuş’u kast ediyor) bir sorun yaşadık. Yaptığım her işi iyi yaparım. Keşke hakim, savcı olsaydım. Bana hazırlanılan iddianameye bakıyorum. Saçmasapan. Ben hakim olsaydım en iyi hakim olurdum. Kabataş yalanı ve Uludere’yle ilgili yaptığım haberler yüzünden Tayyip Bey bana kızdı” diye devam etti konuşma.

Baransu’nun savunması devam ederken müştekilerden biri “Anlattığı her şeye ilave yapıyor. Demagoji yapıyor. Her celse yaşanıyor bu. Sorularınıza yanıt vermiyor” dedi.

Baransu, Aytaç Yalman’ın kitabından sayda numaraları vererek savunmaya yapmaya ısrarla devam etti. Mahkeme Başkanı Yalman’ın bütün bunları bildiği halde niye müdahale etmediğini sordu ve “Bu bir görev suçudur” dedi. Baransu, başkanın bu sorusuna “Herkes Mehmet Baransu kadar cesaretli değil” diyerek yanıt verdi.

Mahkeme Başkanı “Bu belgeler gezmiş gezmiş sana kadar gelmiş” deyince Baransu şöyle yanıtladı: “Mustafa Balbay’ın günlüklerinde de vardı bunlar. Ben Amerikadaydım. Amerika’dan biliyordum. 2005’e kadar gelmedim. Başka gazeteciler gibi değilim. Mr. Google bakmıyorum. Hafızamda tutuyorum.”

12:20’de mahkemeye 14:00’e kadar ara verildi.

Öğle sonrası duruşma 14:14’te başladı. Baransu, cezaevinde gerekçeli kararı istediğini ve dikkatlice okuduğunu anlattı. “Yazı dizisinde bunu anlattım. Gerekçeli kararın okunmadığını fark ettim. Kararı irdeledim. Dava dosyasında yüzlerce ses kaydı var. Bir kaç tanesi seçilmiş. Suç unsuru yok denilip, kapatılmış. Bir sıkıyönetim planı gösterin ki, içinde isim isim verilmiş gözaltı, tutuklamalar var. Bunu bana izah edin. Ben aptal değilim. Sayın başkanım, biz aynı yaşlardayız. Anlattığım dönemleri hatırlarsınız” deyince Mahkeme Başkanı 31 yaşında olduğunu söyleyerek, “Severim gazete okumayı. Sen kadar bilmesem de” dedi.

“Balyoz’dan herkesin haberi vardı. AKP milletvekili Dengir Mir Fırat, Balyoz’dan sonra ‘Biz bunu biliyorduk’ dedi. 2004’de Hasan Cemal bununla ilgili yazılar yazdı.”

“Andıç belgesi, irtica eylem planı… Bir çok haber yaptım. Güneydoğu’da gitmediğim yer kalmadı. Herkesin korktuğu şeyleri yazıyorduk. 2007’de korkulurdu askerden. 2008’de Dağlıca haberi yaptım. Yaşar Büyükanıt çıktı beni tehdit etti. Temmuz’da askere gidecektim. Beni tehdit eden insanın birliğine gittim. Dedemin tırnağı olamazsınız dedim.”

“Bize o kadar belge geliyordu ki, toplasan bi kamyon eder. O kadar belge geliyordu. Tuncay Opçin’i ben cebinden çıkartırım. Bir çok asker tanıyorum.”

Mahkeme Başkanı, Baransu’ya “Opçin senden daha iyi olduğunu söylüyor” diyerek şaka yaptı.

Mahkeme Başkanı, “90’lı yıllarda FETÖ’nün askeri yapılanmasıyla ilgili hiç sana bilgi, ihbar gelmedi mi?” deyince Baransu şunları söyledi:

“Gelseydi atarlardı zaten. Genelkurmay Başkanlığı uyumuş bu ülkede. Hanefi Avcı’ya dedim ki, kitabının bir yerinde bu Emniyet’in içinde 3-5 FETÖ’cü olduğunu söylüyorsun. Bu isimleri bana verin, ben yayınlayacağım.”

Mahkeme başkanı bunun üzerine “Keşke FETÖ’cüleri yazsaydın. Bunlar olmazdı”dedi.

Baransu, savunmasına gerekçeli karara müdahale yapıldığı yönünde iddialarla devam etti:

“Bir gerekçeli karar yazıldıktan sonra değiştirilebilir mi? Dava dosyamıza Balyoz davasına ilişkin konan gerekçeli karar farklı. Çünkü yazı dizimi okumuşlar ve lehime olacak noktaları dosyadan çıkartmışlar. Askeri savcılığa 26 Şubat 2010’da verdiğim ifadeyi dosyalara Ocak’ta vermişim gibi aktarıp, belgeleri savcıya teslim etmeden imha ettiğim öne sürüldü. İfademde ortaya çıkınca, kısıtlama kararında elle üzerinde oynayıp düzelttiler.”


Bir sonraki duruşma 10-11 Temmuz 2019’a bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüleceği salonun önünde davaya müdahil olma talebinde bulunan müştekilerden emekli albaylar Dursun Çiçek, Suat Aydın, emekli tuğgeneral İhsan Balabanlı ve emekli amiral Kadir Sağdıç vardı. Duruşma saatine kadar sohbet ettikleri görüldü. Baransu’nun eşi de salon önündeydi. Baransu, diğer celsede olduğu gibi duruşmaya jandarma eşliğinde, elinde savunmasında kullanacağı dosyaların olduğu bir poşetle, kelepçeli bir şekilde getirildi. 10:00’da başlayacağı duyurulan duruşma 10:50’de başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkemenin görüleceği duruşma salonu katılımın da fazla olmadığı göz önüne alınırsa yeteri kadar büyüktü. İzleyenler olarak içerde 5-6 kişi vardı. Sanık Mehmet Baransu’nun sağlı sollu iki yanında cezaevi jandarma güvenlik görevlisi yerini almıştı. İzleyiciler arasında da üç jandarma olduğu görüldü. Salonda SEGBİS bağlantısı için bir adet televizyon ve izleyiciler, avukatlar, sanıklar ve gazeteciler için ayrı ayrı oturma yerleri vardı.

Duruşmaya Katılım

Sanık Yıldıray Oğur müdafi avukat Gülçin Avşar, Yasemin Çongar müdafi avukat Melike Polat, sanıklar Ahmet Hüsrev Altan ve Yasemin Çongar müdafi avukat Figen Albuga Çalıkuşu ve Mehmet Baransu müdafi avukat Yahya Engin duruşmada hazır bulunuyordu.

Duruşmaya dava kapsamında tutuklu yargılanan Mehmet Baransu dışında tutuksuz yargılanan sanıklar katılım göstermedi.

Salonda müdafi avukatları, heyet ve sanık Mehmet Baransu dışında 6 izleyici vardı. Müşteki olarak emekli albaylar Dursun Çiçek, Suat Aydın, emekli tuğgeneral İhsan Balabanlı ve emekli amiral Kadir Sağdıç salonda yerlerini aldılar. Öğleden sonra da devam eden duruşmaya emekli albay Dursun Çiçek katılmadı.

Basın mensubu olarak Bağımsız Gazetecilik Platformu (P24) davayı izledi.

Genel Gözlemler

Mahkeme Başkanı ve heyetin çok genç olduğu görüldü. Duruşma esnasında sanık Baransu, Mahkeme Başkanı’na yaşını sordu. Başkan, 31 olduğunu söyledi. Başkanın tecrübesiz olduğunu, gereksiz bir çok konuya girdiğini hatta kimi kez Baransu’yu övdüğünü duruşmada tanıklık ettik.

Mahkeme Başkanı, sanık Baransu’yu dikkatle dinledi. Önceki savunmalarının birebir aynı olduğu yerlerde uyarı almadı ve ilk defa anlatıyormuş gibi dinlendi. Baransu, suçlamalara dair savunma yapmadığı için uyarıldı.

Duruşma 6 saate yakın sürdü. Sanık diğer celselerde tecrübe edildiği gibi savunmasında dikkate değer çok az şey söyledi. Konu dışına çıktığı ve tekrara düştüğü yerler çok fazla oldu. Duruşma devam ederken müşteki olarak katılan emekli askerlerle kimi kez tartıştı fakat bu tartışmalarda ses yükselmeyip, kısa sürdü.

Taraf Newspaper "Egemen Harekat Planı" Trial (Indictment)

Taraf Newspaper "Egemen Harekat Planı" Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

Taraf Newspaper "Egemen Harekat Planı" Trial 20. Standing (Minutes of the Hearing)

Taraf Newspaper "Egemen Harekat Planı" Trial 21. Standing (Minutes of the Hearing)