Ali Çolak

Ali Çolak was an editor for the Zaman Newspaper, which was then shut down. Çolak worked as the arts and culture editor for the newspaper. He also wrote 14 books. In March 2016, he left the Zaman Newspaper. During the trial known as the FETÖ Media Main Case, the prosecutor demanded a sentence of up to three times aggravated life imprisonment for Çolak. However, Çolak was abroad when the investigation against him started and the indictment was completed.

FETÖ Media Main Trial

The Istanbul 5th Criminal Court of Peace ordered Colak’s detention on Aug. 5, 2016. His indictment, involving an arrest warrant for him, was finalized on April 11, 2017.

The indictment against Çolak was completed on April 11, 2017 by Can Tuncay, the Istanbul Prosecutor for the Office of Terror and Organized Crimes. In the indictment, President Tayyip Erdoğan, the Turkish Grand National Assembly and the 65th Government were mentioned as the victims of the crime. One-hundred and five pages of the 247-page indictment did not include “acts by media elements” or prosecuted journalists. Throughout these pages, the titles mentioned include:

“Major armed actions of the terrorist organization before the coup attempt”;
“Some investigations and prosecutions staged by the members of the terrorist organization”;
“Stopping MIT trucks by force”;
“The Cosmic room investigation”;
“The Sledgehammer investigation and prosecution”;
“The Ergenekon investigations and prosecutions”;
“The main evidence and findings indicating that 15th of July, 2016 coup attempt was an act by the terrorist organization”;
“The structure and the function of the FETÖ/PDY [Fethullahist Terrorist Organization/Parallel State Structure]”;
“The establishment of the organization, its purpose, the road to parallel state-building activities”;
“The socio-cultural and mental structure of the organization”;
“The one dollar bill as the motivational element of the organization”;
“Cryptographic communication systems”;
“The abstracts of old lawsuits and investigations against FETÖ.”

Notably, the indictment defines the murder of journalist Hrant Dink, the editor-in-chief of the Agos newspaper, as “the terrorist organization’s first armed action that has been the subject of a public trial.”

The indictment involves statements such as, “It is understood that the suspects, who are the media elements of the terrorist organization, participated in the discourses and propaganda, political and social chaos environment for organizational purposes, and that they are the real perpetrators and they committed the crimes regarding the coup attempt as well as being a member of the armed terrorist organization.”

In the indictment, Çolak was defined as someone who “has worked as a culture, art and literature expert for the terror organization’s newspaper, Zaman.” In addition, the indictment claimed there had been an accumulation of wealth in Çolak’s bank account with Asya Bank between December 2013 and December 2014, in line with the instructions of Fethullah Gulen.

Çolak was abroad when his indictment was prepared and when the court accepted the case file. For this reason, he has never been put on trial. During the second hearing of the trial on Sept. 19, 2017, the Istanbul 26th Criminal Court decided to separate the case files of the defendants who are abroad; including Çolak’s file.

1. Standing - Oct. 8, 2019


15 Temmuz darbe girişiminin ardından basın yayın kuruluşlarına karşı başlatılan çok parçalı operasyonlardan bir tanesi de Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a yönelik oldu.

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 10 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Suçlama, 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce, 14 Temmuz akşamı bir televizyon programında darbe girişimiyle ilgili “subliminal mesajlar” vermek oldu. Ahmet Altan ve Mehmet Altan, Can Erzincan TV’deki programda Nazlı Ilıcak ile birlikte gündemi değerlendirmişti. Daha sonra “darbenin gerçekleşeceğini önceden bilmek” olarak formüle edilecek suçlamaya ilişkin “subliminal mesaj” kavramı, Türkiye hukuk ve siyaset tarihine geçti.

Ahmet Altan, kardeşi Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak 17 kişi ile birlikte yargılandı. Bunlardan 9’u gazeteciydi. Ancak kapatılan Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gibi soruşturmaya ve yargılamaya dahil edilen pek çok isim yurtdışında oldukları için hiç yargılanmadılar.

Haklarındaki iddianamedeki suçlamalar, sadece “darbe girişimine ilişkin subliminal mesaj vermek” ile sınırlı kalmadı. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte; Abdülkerim Balcı, Ali Çolak, Bülent Keneş, Mehmet Kamış ve Şemsettin Efe’ye birden çok suçlama yöneltildi. Gazetecilerin; “Meclisi ve Hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs ettikleri”, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettikleri” iddia edildi, haklarında 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmaları talep edildi. Gazeteciler için buna ek olarak “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri” iddiası ile 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Yargılama 19 Temmuz 2016 tarihli ilk duruşma ile başladı.

19 Eylül 2016 tarihli ikinci duruşmada Ahmet Altan’ın kendisine yöneltilen suçlamalarla ile ilgili “tek bir delil gösterilmesi durumunda temyiz hakkından vazgeçeceğini” dile getirmesi dikkat çekti.

Davanın 11 Aralık 2016 tarihli dördüncü duruşmasında savcılık esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcılık, iddianame ile gazetecilere yöneltildiği suçlamayı değiştirdi. Gazetecilere sadece “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ettikleri suçlaması yöneltildi. Böylece gazeteciler hakkında istenen hapis cezası da 3 kez ağırlaştırılmış müesses hapis cezasından “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” düşürülmüş oldu. Öte yandan savcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “silahlı terör örgütü üyesi oldukları” iddiasından da vazgeçti.

12 Şubat 2018 tarihinde başlayan ve 5 gün süren duruşmanın sonunda gazeteciler hakkındaki karar açıklandı. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Gazetecilere “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi. Yurtdışındaki sanıklar açısından dosyanın ayrılmasına karar verildi.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 8 Kasım 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi’nden bir karşılık bulunamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuruldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurularla ilgili Türkiye hükümetinden savunma istedi.

Anayasa Mahkemesi, 11 Ocak 2018’de Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Ancak İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymadı ve Mehmet Altan’ın tahliyesine karar vermedi. Bu, Türkiye yargılama tarihinde belki de ilk kez yaşanıyordu.

Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara direnirken Mehmet Altan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mehmet Altan’a; Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararına karşı gösterdiği direnci uzun süre sürdürdü. Mehmet Altan, istinaf yargılamasını sürdüren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin kararı ile istinaf yargılaması başlamadan önce tahliye olabildi.

Nazlı Ilıcak da süreç içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Ancak haklarının ihlal edildiğine ilişkin başvurusu reddedildi.

AİHM daha sonra Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi.

İstinaf Süreci

Karar istinaf mahkemesine taşındı. İstinaf yargılamasını yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, yargılamaya başlamadan önce Mehmet Altan’ın tahliye edilmesine karar verdi. Mahkemenin, bu kararında, daha önce yere mahkemenin uygulamadığı Anayasa Mahkemesi kararını gerekçe göstermesi dikkat çekti

İstinaf yargılamasının ilk duruşması 21 Eylül 2018 tarihinde başladı. 2 Ekim 2018 tarihli ikinci duruşmada, yerel mahkemenin verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Yargıtay Süreci

Dosya temyiz incelemesi için Yargıtay’a taşındı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, davaya ilişkin teblignamesini 8 Ocak 2019 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Başsavcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının bozulmasını istedi. Tebliğnameye göre; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan yargılanmaları gerekiyordu. Bu talep; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen hapis cezasının azalması anlamına geliyordu. Ancak yerel mahkeme gazetecilere “silahlı terör örgütüne üye oldukları” suçlamasından vazgeçmişti.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararı bozdu. Yargıtay, başsavcılığın talebine uygun olarak Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan” yargılanmaları gerektiğine karar verdi. Daire, Mehmet Altan’ın ise beraat ettirilmesi gerektiğine hükmetti.

Yargıtay’ın kararı ile yargılama yeniden başladı. Dosya, ilk derece mahkemesini yürüten İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkemenin, gazetecileri 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılayan, Mehmet Altan hakkındaki Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına direnen mahkeme ile aynı olması dikkat çekti.

Bu dava kapsamında Ahmet Altan 23 Eylül 2016’dan, Nazlı Ilıcak ise 29 Temmuz 2016’dan bu yana tutuklu olarak yargılanıyor.

Yeniden Yargılama

Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden yargılama 8 Ekim 2019 günü başladı. Duruşmada Mehmet Altan’ın yurtdışı yasağı kaldırıldı. Ahmet Altan ile Nazlı Ilıcak’ın tahliye talepleri reddedildi. Yeniden yargılamada üç gazeteci “üye olmamakla birlikte örgüte yardım”la suçlanıyorlar.



Next Trial: Nov. 4, 2019, 10 a.m.


İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, Ahmet Altan SEGBİS ile, Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan ise salonda hazır bulundu. Duruşma kimlik tespiti ile başladı. Ardından Mahkeme heyeti duruşmada Yargıtay’ın bozma kararıyla ilgili beyanları alacağını belirtti.

Duruşmada önce savcı mütalaasını açıklayarak, mahkemenin Yargıtay’ın bozma kararına uymasını ve tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamını talep etti. Savcının ardından sırayla sanık sıfatıyla yargılananlar beyanda bulundu.

İlk olarak söz alan Nazlı Ilıcak, mahkemeden Yargıtay’ın yeniden yargılama kararına uyulmasını talep etti. Kısa bir beyanda bulunan Ilıcak, yargı reformu paketinin de göz önünde bulundurulmasını isteyerek “Üç yılı aşkın süredir tutukluyum. 75 yaşındayım. Suç vasfının değişmesine istinaden tahliyemi talep ederim” dedi.

Ilıcak’tan sonra söz alan kapatılan Zaman Gazetesi’nin Marka Pazarlama Müdürü Yakup Şimşek, hakkındaki suçlamaları reddetti. Otuz yedi aydır temelsiz gerekçelerle tutuklu olduğunu söyleyen Şimşek, mahkemenin ilk yargılama da yaptıkları savunmaları dikkate almadığını belirtti. Beyanlarında mahkemeyi eleştirmesi üzerine heyet başkanı Kemal Selçuk Yalçın, Şimşek’i, savunmasını Yargıtay’ın bozma kararıyla sınırlı tutması konusunda önce uyardı, ardından da salondan atmakla tehdit etti. Şimşek’in “Sizi Allah’a havale ediyorum” sözleri üzerine ise Yalçın, Şimşek’in dışarı çıkarılması yönünde talimat verdi ve Şimşek duruşma salonundan çıkarıldı.

Ahmet Altan da savunmasında şunları söyledi:

“Bu davanın başından beri bir imkânsızı gerçekleştirmeye, fikirleri yargılamaya uğraşıyorsunuz. Bunu başarmak mümkün değildir. Fikirlerin sınırsızlığı yargının sınırlarının içine sığmaz.

“Yargının sınırlarını hukuk belirler. Yargı bu sınırların dışına çıkıp fikirleri cezalandırmak istediğinde hukukla çatışır. Hukuksuz bir yargıyla karşılaşırız. Yargının, varlık nedeni olan hukukla çatışma, kendi can damarlarını keserek intihar etmesi anlamına gelir. Üç yıldan beri ben karşımda intihar eden, kan revan içinde bir yargı görüyorum. Acıklı bir görüntü bu. Zaten bu görüntü yüzünden ben bütün bu süreç boyunca ‘sübliminal mesaj’, ‘manevî cebir’, ‘soyut tehdit’ gibi hukukla hiçbir ilgisi olmayan tuhaf gerekçelerle karşılaşıyorum. Bunlar, hukukî gerekçe değil, bunlar bir yargının intihar mektubu. Biz savunmalarımızda sürekli olarak hukuku hatırlatarak yargının bu kanlı intiharını, bu acıklı sonunu engellemeye, onu kurtarmaya uğraşıyoruz.”

Heyet başkanı Yalçın, “Eğer bu mahkeme bizim savunmalarımızı ciddiyetle dinleseydi Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymamak gibi vahim bir hataya sürüklenmez, kendi varlık nedeniyle çatışmazdı” sözlerinin ardından Ahmet Altan’ı da beyanlarını Yargıtay’ın bozma kararıyla sınırlı tutması konusunda uyardı. Bunun üzerine Altan “Biz üç senedir sabırla bekliyoruz. Sizden de biraz sabırlı olmanızı bekliyorum. Neden sabırlı değilsiniz” dedi.

Mahkeme başkanının daha sonra kendisini ikinci kez uyarması üzerine Altan beyanatını “Bugün size tavsiyem hukuka uymanız, yargının sınırları dışına çıkmamanız, fikirleri yargılamaya kalkmamanızdır. Bu tavsiyeye uyup uymamak sizin bileceğiniz iş” diye bitirdi.

Ahmet Altan’ın ardından davadaki tek tutuksuz sanık Mehmet Altan söz aldı. Altan, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ardından Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin de hakkındaki suçlamaların yersiz olduğuna hükmettiğini söyledi. Altan ayrıca Yargıtay’ın kararında gerek AYM gerekse AİHM kararlarının bağlayıcılığını vurguladığının da altını çizdi.

Altan, “AYM ve AİHM tarafından verilen kararların ‘derece mahkemelerini ve daireyi de bağlayan kararlar’ olduğunun hükme bağlanmasının da burada defalarca altının çizilmesi gereklidir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da itiraz etmemiştir. Karar oybirliğiyle alınmıştır. Ayrıca Yargıtay 16. Ceza Dairesi benim için verilen iki kararı içtihat haline getirerek İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülmekte olan Cumhuriyet Gazetesi Davası’nın bozma gerekçesinde de kullanmıştır. Bir üst mahkemeye yaptığım itiraz bağlamında Anayasal suç işleyerek İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de beni tahliye etmediğini anımsatmak isterim. Kararımın içtihat olarak bu davada da kullanılmış olması bu açıdan da anlamlıdır.

“Bir ilk derece mahkemesinin heyeti, üstelik ağır ceza mahkemesi heyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ndan da geçmiş bir içtihada nasıl ‘yanlış anlam’ yükler? Hukuk bilgisi yetersiz olduğu için mi yanlışlık yapar, şahsen tanımadığı suçsuz insanlara görevli bir düşmanlık yapmak için mi? İki ihtimal de korkunç ama nihayetinde şahsıma da bu düşmanlık yapıldı. (…) Şimdi soruyorum, suçsuzluğum daha ilk baştan belli iken bu düşmanlık kime ne kazandırdı, elinize ne geçti?” dedi.

Mahkeme başkanının Mehmet Altan’ı da beyanatını tamamlaması için uyarması üzerine Altan, 16 Şubat’taki savunmasına atfen “Yargıladığınız gibi yargılanmak ister miydiniz? Vicdanınıza sorun ve öyle karar verin” ifadeleriyle sözlerini noktaladı ve hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını istedi.

Ardından avukat Büşra Şimşek söz aldı. Heyet başkanı Yalçın, Yakup Şimşek’in avukatı ve kızı Büşra Şimşek’i beyanlarından dolayı uyardı. Yalçın, mahkeme heyetinin değişmesini talep eden Şimşek’in tutanakta yapılan bir yanlıştan bahsetmesine sert tepki gösterdi. Mahkemeyi “yalancılıkla suçladığını” iddia eden Yalçın, Şimşek’i hakkında baroya suç duyurusunda bulunmakla ve salondan atmakla tehdit etti.

Avukat Figen Çalıkuşu ise Ahmet Altan için yaptığı savunmada, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin “üye olmamakla birlikte örgüte yardım” suçlamasını kabul etmediğini söyledi. Suçun unsurlarının oluşmadığını söyleyen Çalıkuşu “Soruyorum: Ahmet Altan örgütün terör örgütü olduğunu biliyor muydu? Örgütün darbe hazırlığı yaptığını biliyor muydu?” dedi ve 27 aydır tutukluluğu devam eden Altan’ın tahliyesini talep etti.

Avukat Çalıkuşu, Yargıtay’ın beraat edilmesi yönünde hüküm verdiği Mehmet Altan için yaptığı savunmada ise 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin daha önce Anayasa Mahkemesi’nin dosyayla ilgili verdiği ihlal kararına uymadığını hatırlattı. Çalıkuşu’nun savcının ve hâkimler heyetinin isimlerini teker teker sayması üzerine ise heyet başkanı Kemal Selçuk Yalman “isimlerimizi okumayın” diye uyardı.

Avukatların beyanlarının ardından ara karar için duruşmaya bir saat kadar ara verildi.


Aranın ardından mahkeme heyeti, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararına uymaya, tutuklu yargılanan beş sanığın da tutukluluklarının devamına hükmetti.

Tutuksuz yargılanan Mehmet Altan’ın ise yurtdışına çıkış yasağı kaldırıldı.

Heyetin dosyadan çekilmesine yönelik talebi de reddeden mahkeme, söz konusu kararla ilgili bir hafta içinde bir üst mahkeme olan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz edilebileceğini belirtti.

Soruşturmanın genişletilmesine yönelik talepler de reddedildi.

Mahkeme heyeti duruşmayı 4 Kasım 2019 saat 10:00’a bıraktı.


Duruşma Öncesi

13:30’da başlaması beklenen duruşma, 13:40’ta başladı.

Duruşmayı izlemek isteyen gazeteciler ve tutuklu yakınları isim listesine göre alındı. Her tutuklu için ailelerinden üç kişi izleyici olarak alındı. Kalan boş yerlere ise gazeteciler alındı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salon ufak bir salondu. Salonda, izleyiciler için 25 kişilik oturma yeri ayrılmıştı. Avukat ve sanıklar için de ayrı ayrı yerler hazırlanmıştı. 15 kişi tutuklu yakını ve sivil toplum örgütü temsilcisi salona alındı. Kalan beş kişilik yere de gazeteci alındı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmayı P24, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Britanya ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, MLSA, TGS, Article19, Uluslararası Af Örgütü temsilcileri izledi.

Gözlemler

Duruşma yaklaşık olarak 10 dakika geç başladı. Duruşmaya katılanlar aileler sık sık salondan çıkarak diğerlerinin katılması için yer açtı.

Mahkeme başkanı, ilk yargılamada olduğu gibi sık sık sanık savunmalarına müdahale etti. Aynı zamanda avukatların aralarında dosya üzerinde konuşmasına ve izleyicilerin aralarında konuşmasına da müdahale ederek, dışarı atmakla tehdit etti.

Sanık ve avukatların tahliye talebine karşılık mahkeme başkanının her defasında suçlamanın üst sınırını hatırlatması ve bunu kararda da belirtmesi dikkat çekti.

2. Standing - April 11, 2019


15 Temmuz darbe girişiminin ardından basın yayın kuruluşlarına karşı başlatılan çok parçalı operasyonlardan bir tanesi de Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a yönelik oldu.

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 10 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Suçlama, 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce, 14 Temmuz akşamı bir televizyon programında darbe girişimiyle ilgili “subliminal mesajlar” vermek oldu. Ahmet Altan ve Mehmet Altan, Can Erzincan TV’deki programda Nazlı Ilıcak ile birlikte gündemi değerlendirmişti. Daha sonra “darbenin gerçekleşeceğini önceden bilmek” olarak formüle edilecek suçlamaya ilişkin “subliminal mesaj” kavramı, Türkiye hukuk ve siyaset tarihine geçti.

Ahmet Altan, kardeşi Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak 17 kişi ile birlikte yargılandı. Bunlardan 9’u gazeteciydi. Ancak kapatılan Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gibi soruşturmaya ve yargılamaya dahil edilen pek çok isim yurtdışında oldukları için hiç yargılanmadılar.

Haklarındaki iddianamedeki suçlamalar, sadece “darbe girişimine ilişkin subliminal mesaj vermek” ile sınırlı kalmadı. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte; Abdülkerim Balcı, Ali Çolak, Bülent Keneş, Mehmet Kamış ve Şemsettin Efe’ye birden çok suçlama yöneltildi. Gazetecilerin; “Meclisi ve Hükümeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs ettikleri”, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettikleri” iddia edildi, haklarında 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmaları talep edildi. Gazeteciler için buna ek olarak “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri” iddiası ile 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Yargılama 19 Temmuz 2016 tarihli ilk duruşma ile başladı.

19 Eylül 2016 tarihli ikinci duruşmada Ahmet Altan’ın kendisine yöneltilen suçlamalarla ile ilgili “tek bir delil gösterilmesi durumunda temyiz hakkından vazgeçeceğini” dile getirmesi dikkat çekti.

Davanın 11 Aralık 2016 tarihli dördüncü duruşmasında savcılık esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcılık, iddianame ile gazetecilere yöneltildiği suçlamayı değiştirdi. Gazetecilere sadece “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ettikleri suçlaması yöneltildi. Böylece gazeteciler hakkında istenen hapis cezası da 3 kez ağırlaştırılmış müesses hapis cezasından “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” düşürülmüş oldu. Öte yandan savcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “silahlı terör örgütü üyesi oldukları” iddiasından da vazgeçti.

12 Şubat 2018 tarihinde başlayan ve 5 gün süren duruşmanın sonunda gazeteciler hakkındaki karar açıklandı. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Gazetecilere “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi. Yurtdışındaki sanıklar açısından dosyanın ayrılmasına karar verildi.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 8 Kasım 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi’nden bir karşılık bulunamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuruldu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurularla ilgili Türkiye hükümetinden savunma istedi.

Anayasa Mahkemesi, 11 Ocak 2018’de Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Ancak İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymadı ve Mehmet Altan’ın tahliyesine karar vermedi. Bu, Türkiye yargılama tarihinde belki de ilk kez yaşanıyordu.

Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara direnirken Mehmet Altan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mehmet Altan’a; Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararına karşı gösterdiği direnci uzun süre sürdürdü. Mehmet Altan, istinaf yargılamasını sürdüren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin kararı ile istinaf yargılaması başlamadan önce tahliye olabildi.

Nazlı Ilıcak da süreç içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Ancak haklarının ihlal edildiğine ilişkin başvurusu reddedildi.

AİHM daha sonra Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi.

İstinaf Süreci

Karar istinaf mahkemesine taşındı. İstinaf yargılamasını yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, yargılamaya başlamadan önce Mehmet Altan’ın tahliye edilmesine karar verdi. Mahkemenin, bu kararında, daha önce yere mahkemenin uygulamadığı Anayasa Mahkemesi kararını gerekçe göstermesi dikkat çekti

İstinaf yargılamasının ilk duruşması 21 Eylül 2018 tarihinde başladı. 2 Ekim 2018 tarihli ikinci duruşmada, yerel mahkemenin verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı.

Yargıtay Süreci

Dosya temyiz incelemesi için Yargıtay’a taşındı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, davaya ilişkin teblignamesini 8 Ocak 2019 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Başsavcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının bozulmasını istedi. Tebliğnameye göre; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan yargılanmaları gerekiyordu. Bu talep; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen hapis cezasının azalması anlamına geliyordu. Ancak yerel mahkeme gazetecilere “silahlı terör örgütüne üye oldukları” suçlamasından vazgeçmişti.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararı bozdu. Yargıtay, başsavcılığın talebine uygun olarak Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan” yargılanmaları gerektiğine karar verdi. Daire, Mehmet Altan’ın ise beraat ettirilmesi gerektiğine hükmetti.

Yeniden Yargılama Süreci

Yargıtay’ın kararı ile yargılama 8 Ekim 2019’da yeniden başladı.

Dosya, ilk derece mahkemesini yürüten İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkemenin, gazetecileri üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılayan, Mehmet Altan hakkındaki Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına direnen mahkeme ile aynı olması dikkat çekti.

“İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muhammed Ensar Bulutoğlu, esas hakkındaki mütalaasını, yeniden yargılamanın 4 Kasım 2019’da görülecek ikinci duruşması öncesinde 31 Ekim 2019’da tamamladı.

Mütalaada Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a “hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Altan ve Ilıcak için 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Savcı, cezasının “alt sınırdan” uzak değerlendirilmesini talep etti. Mütalaada, Mehmet Altan’ın ise beraati istendi.

Davanın karar duruşması 4 Kasım 2019’da görüldü. Duruşma sonunda mahkeme heyeti, “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan Ahmet Altan hakkında 7 yıl hapis cezası verdi. Cezayı 1/2 oranında arttırarak 10 yıl 6 ay hapis cezası veren mahkeme, tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önüne alarak Altan’ın tahliyesine hükmetti.

Nazlı Ilıcak hakkında “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan 7 yıl hapis cezası veren mahkeme, cezayı önce 1/2 oranında arttırdı. Mahkeme daha sonra, yargılama sırasında pişmanlık gösteren tutum ve davranışları sebebiyle cezayı 1/6 oranında indirerek Ilıcak’ın 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla birlikte tahliyesine hükmetti. Mahkeme ayrıca, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında yurtdışına çıkış yasağı verdi.

Mehmet Altan hakkında cezalandırılmasına yeter kesin delil bulunmaması nedeniyle beraat kararı veren mahkeme, Altan’ın adli kontrol tedbirlerinin de kaldırılmasına hükmetti.


İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen yeniden yargılamanın 2. duruşmasında mahkeme heyeti Kemal Selçuk Yalçın başkanlığında üye hakimler Mehmet Akif Yılmaz ile Recep Kurt’tan oluştu. Duruşma savcısı Can Tuncay idi.

Duruşmada, Ahmet Altan SEGBİS ile Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan ise salonda hazır bulundu. Duruşma kimlik tespiti ile başladı.

Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden yargılama kapsamında 8 Ekim 2019 tarihinde yapılan ilk duruşmada mahkeme, bozma ilamına uymuştu. Duruşma savcısı da 31 Ekim 2019 tarihli esas hakkındaki mütalaasında, Yargıtay’ın bozma kararı doğrultusunda görüş bildirdi. Savcı celse arasında sunduğu mütalaasında, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamasıyla alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasını; Tuğrul Özşengül, Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in “Örgüt üyeliği” suçlamasıyla alt sınırdan saparak cezalandırılmasına; Mehmet Altan’ın ise beraatine karar verilmesini talep etti.

Duruşmada ilk olarak söz alan Nazlı Ilıcak, “Savunma alıyor musunuz?” diye sordu. Mahkeme başkanı, “Siz bize soru sormayın ben sorayım. Mütalaa elinize gelmiş beyanda bulunacak mısınız?” diye karşılık verdi. Ilıcak bunun üzerine esasa karşı savunmasını yapmaya başladı.

Ilıcak, “Mütalaada ‘Özgür Bugün’ diye bir gazetede çalıştığım iddia edilmiş, öyle bir gazete yok. Bugün gazetesinde çalıştım. Türkiye’de çok sayıda darbe oldu, ilk defa ‘darbenin medya kolu’ diye bir icat çıkarıldı. Birbirini tanımayan insanlar ‘darbenin medya kolu’nda yer aldı. Mehmet Altan’la bana yöneltilen bazı iddialar örtüşmektedir. Onun için beraat talep edilirken, çıktığımız program benim için suçlama talebi yapılırsa eşitlik ilkesi zedelenmiş olur” dedi.

Mahkeme Başkanı Kemal Selçuk Yalçın, önce Ilıcak’ı savunmasını daha hızlı yapması için uyardı ardından da salonda ayakta izleyici bulunması halinde izleyicilerin “çoğunu salondan çıkarmak zorunda kalacağını” söyledi.

Beyanlarına devam eden Ilıcak, “Zekeriya Öz görevdeyken Oda TV davasıyla ilgili hakkında suç duyurusunda bulundum. Bu nedenle Öz hakkında yaptığım röportaj terör örgütünü desteklediğime delil oluşturamaz. ‘Kaç Saat Oldu’ ve ‘Fuat Avni’ tweetleri paylaşarak ‘propaganda’ yaptığım söyleniyor. Ama bu tweetlerin içeriği bana verilmedi. ‘Fuat Avni’ dışında diğer hesaplar FETÖ ile ilişkilendirilmedi. AYM kararında darbenin ‘FETÖ tarafından yapıldığı bilindiği bir tarihte’ bazı tweetler attığım söyleniyor. Yanlış bir varsayım, 15-16-17 Temmuz’da tam olarak bilinmiyordu. Üstelik darbe aleyhtarı tweetlerim görmezden gelindi” ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanı Nazlı Ilıcak’ı savunmasını daha hızlı yapması için bir kez daha uyardı. “Mahkememiz gece yarısına kadar çalışmayacak, savunmanızı ona göre yapın.”

Ilıcak, “Attığım tweetler bir bütünlük içerisinde değerlendirilmeli. Darbenin kurmaca olduğu tezine karşı geliyorum, kenetlenme çağrısında bulunuyorum. Oysa Yargıtay darbeye ‘tiyatro’ denmesini bile eleştiri kabul etti” dedi.

Ilıcak 1. Yargı Paketi kapsamında beraatini talep etti: “Eren Erdem’in tahliyesiyle TCK 220/7’den (Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek) tutuklu yargılanan kalmadı. Ben ‘bilerek, isteyerek’ bir yardım suçu işlemedim, dolayısıyla beraatimi talep ediyorum. Beraat kararı vermezseniz dahi tahliyemi talep ediyorum.”

Ardından söz alan Ahmet Altan, mahkeme başkanının Nazlı Ilıcak’a yönelttiği AYM’nin “ihlal olmadığı” sorusunu yanıtlayacağını söyledi. Altan, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “hak ihlali yoktur” kararının Mehmet Altan kararıyla birçok açıdan çeliştiğini ifade etti. Altan, AYM başkanı Zühtü Arslan’ın da muhalefet şerhiyle bunu açığa çıkardığını belirtti.

Altan, “Ben hayatımda ilk kez, bir savcının sanığa yönelttiği suçu bizzat kendisinin işlediğini itiraf ettiği bir mütalaa okudum. Savcı, benim 15 Temmuz’daki ‘darbenin gerçekleşeceğini beyan ettiğimi’ iddia ediyor. Bu yalan. Böyle bir beyanım yok ve bu dosyada böyle bir beyanda bulunduğumun bir belgesi de bulunmuyor. Savcıya göre, birisi darbenin olacağını biliyorsa mutlaka darbecilerle eylem birliği içindedir. Bu kadar net. Peki, sonra ne diyor? ‘Silahlı bir darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü bir dönemde’ yazılmış yazılar. Demek 15 Temmuz’dan önce kuvvetli bir darbe ihtimali varmış. Ve savcı bu darbe ihtimalini görüyor ve biliyormuş. Savcı, bir darbe ihtimalini, darbecilerle eylem birliği olmadan bilmenin mümkün olamayacağını söylediğine göre sormak istiyorum: Bir darbe ihtimali olduğunu hangi darbecilerle eylem birliği yaparak öğrendiniz? Bir darbe ihtimali olduğunu bildiğiniz halde neden bir soruşturma başlatmadınız? Bu bilgiyi neden devletin diğer yetkilileriyle paylaşmadınız? Ortada yüzlerce insanın hayatına mal olan çok ağır bir suç var. Ve biz belki de ilk kez bu darbenin devlet içinde birileri tarafından bilindiğini açıkça söyleyen bir itirafla karşı karşıyayız” diye konuştu.

Son olarak dava kapsamında tutuksuz yargılanan Mehmet Altan mütalaaya karşı beyanda bulundu. Mehmet Altan, “Savcı AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay kararıyla hukuken çöp sayılan iddianamedeki iddiaları yukardaki yargı kararları yokmuş gibi aynen tekrarlamakta beis görmemiş. Şimdi unutturulmak istense de o gözaltı ‘subliminal mesaj’ vermek gibi mizahçılara konu olan bir suçlama ile başladı. Ne oldu o ‘subliminal mesaj’ hikâyesi? O iddianameyi hazırlayan ve Perşembe gecesi İzmir’e tayini çıkan savcı Can Tuncay soruşturmanın gizliliğini yok sayarak şahsım aleyhine gerçeğe aykırı yakıştırmalarla rezil bir algı operasyonu yürüttü. Örneğin, çok eski seyahatlerden kalmış, üçte biri yırtık, tedavülden kalkmış bir doları, ahlak ve utanmayı bir kenara koyarak lekeleme aracı olarak kullandı” ifadelerini kullandı.

Mahkeme başkanı araya girerek, “Esasa dönük beyanları alıyoruz. Mütalaa çerçevesinde konuşun. Bir daha uyarmayacağım. Oturtacağım yerinize” dedi.

Mehmet Altan savunmasını şöyle sürdürdü: “Örneğin, gözaltına aldırdığı tarihten dört yıl önceki bir konferansı bahane ederek, emrindeki iki polise tutturduğu bir tutanakla delil imal etmeye kalktı. Bunlarla yetinmedi evrakta da sahtecilik yaptı. Duruşma savcısının mütalaasında tekrarladığı manasızlıklar böyle bir savcının marifetleri. Sadece bu süreçte kasıtlı bir şekilde bu zulmün parçası olan herkese sormak gerek ‘bir gün yargılanırsanız aynı hukuksuzluğun ve uyguladığınız bu zulmün muhatabı olmak ister misiniz?’ Şunu da hatırlatmak isterim, iddianame savcısıyla ilgili sıraladığım bütün bu rezaletler belgelenmiş ve HSK’ya iletilmiştir. Bu dava süreci boyunca anayasal sistemi yok saymak isteyen bir iradenin, devlet içinde fiilen çaba gösterdiğine şahit oldum.”

Sanıkların esasa karşı beyanlarını tamamlamalarının ardından sanık avukatlarının beyanlarına geçildi. Nazlı Ilıcak’ın avukatı Kemal Ertuğ Derin, müvekkilinin örgüte yardım ettiği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi. Avukat Derin, mahkumiyetin kesin bir delile dayanmak zorunda olduğunu belirterek, yargı paketinde yer alan değişiklikler gereğince müvekkilinin beraatini talep etti.

Ahmet ve Mehmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu son olarak söz aldı. Ahmet Altan’a yöneltilen suçlamalara ilişkin konuşan Çalıkuşu, “Milletin egemenlik hakkını devrettiği yargı organlarından olası bir darbenin önlenmesi beklenir. 16 Haziran 2016’da Ankara’da bir savcı iddianamesinde darbe olabileceğini yazmıştı. Ama sanki tek devlet yetkilisi Ahmet Altan’mış da önleyemediği için yargılanıyor. Suç duyurunda bulunuyorum eğer darbe biliniyorsa ve önlenmemişse sorumluluğu olanlar yargılansın” dedi.

Mahkeme başkanı araya girerek, “Sesinizi yükseltmeyin. Bir daha uyarmayacağım. Mikrofonunuzu kapatacağım. Dosya kapsamında kalarak savunmanızı yapın” dedi.

Savunmasına devam eden Çalıkuşu, “Düşüncenin nasıl suç haline getirildiğini özetlemek istiyorum. Suç da delil de sadece düşünce. AYM, Ahmet Altan başvurusuna ilişkin ‘ihlal yoktur’ dedi ama ‘suçludur’ demedi. Suça konu eylem gazetecilik faaliyetidir. Düşüncenin korunmasına dair AİHM’im ve AYM’nin Mehmet Altan kararı, Yargıtay kararı var. Bunların hepsi bağlayıcı. Bu süreçte Terörle Mücadele Kanunu (TMK) yasası değişti. Yeni çıkan yasa değişikliğinden müvekkil yararlanmalıdır çünkü gazetecilik faaliyeti dışında suç işlediğine dair delil yoktur. Hukuksal bir zulüm var” diye konuştu.
Mahkeme başkanı bir kez daha Çalıkuşu’nun sözünü keserek, “Zulüm varsa zulmeden de vardır. Kimi kastediyorsunuz?” diye sordu. Çalıkuşu ise, “Hukuksal olarak diyorum kimseyi kastetmiyorum. İki duruşma arasında dört dilekçe verdim. Duruşmaya yeni atanan savcı Ceza Muhakemeleri Kanunu’na (CMK) hakim mi, değil mi bilmiyorum” dedi.

Mahkeme başkanı yine araya girdi ve “Sözlerinizi biraz daha etiketleyerek, uyarı almayacağınız şekilde konuşmanızı rica ediyorum” dedi. Çalıkuşu, Ahmet Altan’ın 1138 günlük tutuklu süre geçirdiğini anımsatarak tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Çalıkuşu, Mehmet Altan hakkında da beyanda bulunarak, iadesi yapılmayan altı dolarlarının ve dijital materyallerin iadesi ile birlikte beraatini talep etti.

TBMM Avukatı Ali Büyüközdemir ise önceki beyanlarını tekrarlayarak katılma talebini yineledi. Öte yandan TBMM adına müdahil avukat Selçuk Akgün’ün, 31 Ekim 2019 tarihinde, mahkemeye dilekçe vererek Yargıtay’ın bozma kararına uymaktan vazgeçmesini talep ettiği öğrenildi. Akgün dilekçesinde, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nden tutuksuz sanık Mehmet Altan dahil tüm sanıklar açısından ağırlaştırılmış müebbet cezasında direnilmesini talep etti.

Savunmaların tamamlanmasının ardından sanıklardan son sözleri soruldu.

İlk olarak söz alan Nazlı Ilıcak, “220/7’den yargılanan tüm gazetecilerin ya baştan tutuksuz ya da tahliye edildiklerini hatırlatarak beraat vermeyecekseniz bile yaşım ve kaldığım süre itibariyle tahliyemi talep ediyorum” dedi.

Ahmet Altan, “Hukuka uyulmasını istiyorum” derken Mehmet Altan da “Yargıtay kararına göre beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.


Duruşmaya iki saat kadar ara veren mahkeme heyeti, kararını açıkladı. Mahkeme, “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan Ahmet Altan hakkında 7 yıl hapis cezası verdi. Cezayı 1/2 oranında arttırarak 10 yıl 6 ay hapis cezası veren mahkeme, tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önüne alarak Altan’ın tahliyesine hükmetti.

Nazlı Ilıcak hakkında “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan 7 yıl hapis cezası veren mahkeme, cezayı önce 1/2 oranında arttırdı. Mahkeme daha sonra, yargılama sırasında pişmanlık gösteren tutum ve davranışları sebebiyle cezayı 1/6 oranında indirerek Ilıcak’ın 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla birlikte tahliyesine hükmetti. Mahkeme ayrıca, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında yurtdışına çıkış yasağı verdi.

Mehmet Altan hakkında cezalandırılmasına yeter kesin delil bulunmaması nedeniyle beraat kararı veren mahkeme, Altan’ın adli kontrol tedbirlerinin de kaldırılmasına hükmetti.


Duruşma Öncesi

Adliye girişinde yurttaşlar ve gazeteciler X-Ray cihazından geçirildi. 10.00’da başlaması beklenen duruşma, 10:20’de başladı. Duruşmayı izlemek isteyen gazeteciler ve tutuklu yakınları isim listesine göre alındı. Her tutuklu için ailelerinden üç kişi izleyici olarak alındı. Kalan boş yerlere ise gazeteciler alındı. Duruşma öncesi çok sayıda kişi adliyede bir araya geldi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salon orta büyüklükte bir salondu. Salonda, izleyiciler için 25 kişilik oturma yeri ayrılmıştı. Avukat ve sanıklar için de ayrı ayrı yerler hazırlanmıştı. 15 kişi tutuklu yakını ve sivil toplum örgütü temsilcisi salona alındı. Kalan beş kişilik yere de gazeteci alındı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı P24, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Britanya ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, MLSA, TGS, Article19, Uluslararası Af Örgütü temsilcileri ve CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu izledi.

Duruşmayı izlemek isteyen çok sayıda gazeteci, salonda yer olmadığı için duruşmaya alınmadı. Gazeteciler ile güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. “Yuh”lama seslerinin duruşma salonundan duyulması üzerine, gazeteciler salona alındı. İzleyici sıralarında yer kalmaması üzerine, ayakta kalan bazı gazeteciler ve yurttaşlar mahkeme başkanının talimatı ile dışarı çıkarıldı.

Gözlemler

Duruşma yaklaşık olarak 20 dakika geç başladı. Duruşmaya katılanlar aileler sık sık salondan çıkarak diğerlerinin katılması için yer açtı. Sanık ve avukatların tahliye talebine karşılık mahkeme başkanının her defasında suçlamanın üst sınırını hatırlatması ve bunu kararda da belirtmesi dikkat çekti.

Mahkeme başkanı, her duruşma olduğu gibi bu duruşmada da sanıkların savunmalarına sık sık müdahale etti.

İzleyiciler de sürekli “dışarı atılmakla” tehdit edildi.

FETÖ Media Main Trial (Indictment)

FETÖ Media Main Trial (Verdict)

FETÖ Media Main Trial (Reasoned Judgement)

FETÖ Media Main Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

FETÖ Media Main Trial (The Court of Cassation's Judgement)