Ali Çolak

Ali Çolak was an editor for the Zaman Newspaper, which was then shut down. Çolak worked as the arts and culture editor for the newspaper. He also wrote 14 books. In March 2016, he left the Zaman Newspaper. During the trial known as the FETÖ Media Main Case, the prosecutor demanded a sentence of up to three times aggravated life imprisonment for Çolak. However, Çolak was abroad when the investigation against him started and the indictment was completed.

FETÖ Media Main Trial

The Istanbul 5th Criminal Court of Peace ordered Colak’s detention on Aug. 5, 2016. His indictment, involving an arrest warrant for him, was finalized on April 11, 2017.

The indictment against Çolak was completed on April 11, 2017 by the Istanbul Prosecutor for the Office of Terror and Organized Crimes. In the indictment, President Tayyip Erdoğan, the Turkish Grand National Assembly and the 65th Government were mentioned as the victims of the crime. One-hundred and five pages of the 247-page indictment did not include “acts by media elements” or prosecuted journalists. Throughout these pages, the titles mentioned include:

“Major armed actions of the terrorist organization before the coup attempt”;
“Some investigations and prosecutions staged by the members of the terrorist organization”;
“Stopping MIT trucks by force”;
“The Cosmic room investigation”;
“The Sledgehammer investigation and prosecution”;
“The Ergenekon investigations and prosecutions”;
“The main evidence and findings indicating that 15th of July, 2016 coup attempt was an act by the terrorist organization”;
“The structure and the function of the FETÖ/PDY [Fethullahist Terrorist Organization/Parallel State Structure]”;
“The establishment of the organization, its purpose, the road to parallel state-building activities”;
“The socio-cultural and mental structure of the organization”;
“The one dollar bill as the motivational element of the organization”;
“Cryptographic communication systems”;
“The abstracts of old lawsuits and investigations against FETÖ.”

Notably, the indictment defines the murder of journalist Hrant Dink, the editor-in-chief of the Agos newspaper, as “the terrorist organization’s first armed action that has been the subject of a public trial.”

The indictment involves statements such as, “It is understood that the suspects, who are the media elements of the terrorist organization, participated in the discourses and propaganda, political and social chaos environment for organizational purposes, and that they are the real perpetrators and they committed the crimes regarding the coup attempt as well as being a member of the armed terrorist organization.”

In the indictment, Çolak was defined as someone who “has worked as a culture, art and literature expert for the terror organization’s newspaper, Zaman.” In addition, the indictment claimed there had been an accumulation of wealth in Çolak’s bank account with Asya Bank between December 2013 and December 2014, in line with the instructions of Fethullah Gulen.

Ali Çolak was abroad when his indictment was prepared and when the court accepted the case file. For this reason, he has never been put on trial. During the second hearing of the trial on Sept. 19, 2017, the Istanbul 26th Criminal Court decided to separate the case files of the defendants who are abroad; including Çolak’s file.

2. Standing - Nov. 4, 2019


15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından çok sayıda gazeteci hakkında “FETÖ’nün medya yapılanmasına dahil oldukları” iddiasıyla soruşturma açıldı. Bu soruşturmaların ardından birkaç ayrı yargılama başlatıldı. Çok sayıda gazeteci tutuklu olarak yargılandı. Bazı gazeteciler hakkındaki dosyalar ise, haklarındaki yakalama kararı yerine getirilmediği için ana dava dosyalarından ayrıldı.

Açılan soruşturmalardan biri de kapatılan Zaman Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri ile birlikte gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile ilgiliydi.

Gazeteciler Ahmet Altan ve Mehmet Altan 10 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Suçlama, 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce, 14 Temmuz akşamı bir televizyon programında darbe girişimiyle ilgili “subliminal mesajlar” vermek oldu. Ahmet Altan ve Mehmet Altan, Can Erzincan TV’deki programda Nazlı Ilıcak ile birlikte gündemi değerlendirmişti. Daha sonra “darbenin gerçekleşeceğini önceden bilmek” olarak formüle edilecek suçlamaya ilişkin “subliminal mesaj” kavramı, Türkiye hukuk ve siyaset tarihine geçti.

Ahmet Altan, kardeşi Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak; dokuzu gazeteci 17 kişi ile birlikte yargılandı. Ancak kapatılan Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gibi soruşturmaya ve yargılamaya dahil edilen pek çok isim yurtdışında oldukları için yokluklarında yargılandılar.

Gazetecilerin; cebir ve şiddetle, “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek”, “Meclisi” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek ve görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmekle” suçlandı. Gazetecilere ayrıca, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne üye olmakla” suçlandı. Ekrem Dumanlı hakkındaki suçlama ise “silahlı terör örgütüne üyelik” değil, “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek” oldu.

Gazeteciler hakkında üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Ekrem Dumanlı hakkında ise üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 15 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte dokuzu gazeteci 17 sanık hakkındaki yargılama 19 Haziran 2017’de İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı.

Yargılamanın ikinci duruşması 19 Eylül 2018’da görüldü. Ahmet Altan’ın kendisine yöneltilen suçlamalar karşısında “tek bir delil gösterilmesi durumunda temyiz hakkından vazgeçeceğini” dile getirmesi dikkat çekti.

Yargılamanın dördüncü duruşması 11 Aralık 2016 tarihinde görüldü. Savcılık, bu duruşmada; esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Mütalaada, gazetecilere sadece “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ettikleri suçlaması yöneltildi. Böylece gazeteciler hakkında istenen hapis cezası da 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” düşürülmüş oldu.

Yargılamanın beşinci ve karar duruşması 12 Şubat 2018’de başladı ve beş gün sürdü. Gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak “cebir ve şiddetle, anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 8 Kasım 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Gazeteciler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvurdu.

Anayasa Mahkemesi, 11 Ocak 2018’de Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Ancak İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymadı ve Mehmet Altan’ın tahliyesine karar vermedi. Bu, Türkiye yargılama tarihinde belki de ilk kez yaşanıyordu.

Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara direnirken Mehmet Altan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mehmet Altan’a; Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararına karşı gösterdiği direnç uzun süre sürdürdü. Mehmet Altan, istinaf yargılamasını sürdüren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin kararı ile istinaf yargılaması başlamadan önce tahliye edildi.

Nazlı Ilıcak da süreç içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Ancak haklarının ihlal edildiğine ilişkin başvurusu reddedildi.

AİHM daha sonra Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi.

İstinaf Süreci

Karar istinaf mahkemesine taşındı. İstinaf yargılamasını yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, yargılamaya başlamadan önce Mehmet Altan’ın tahliye edilmesine karar verdi. Mahkemenin, bu kararında, daha önce yere mahkemenin uygulamadığı Anayasa Mahkemesi kararını gerekçe göstermesi dikkat çekti

İstinaf yargılamasının ilk duruşması 21 Eylül 2018 tarihinde görüldü. Yargılamanın 2 Ekim 2018 tarihli ikinci duruşmada, yerel mahkemenin verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları onandı.

Yargıtay Süreci

Dosya temyiz incelemesi için Yargıtay’a taşındı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, davaya ilişkin tebliğnamesini 8 Ocak 2019 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne gönderdi.

Başsavcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının bozulmasını istedi. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan yargılanmaları gerektiğine karar verildi.

Bu talep; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen hapis cezasının azalması anlamına geliyordu.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararı bozdu. Yargıtay, başsavcılığın talebine uygun olarak Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiasıyla yargılanmaları gerektiğine karar verdi. Daire, Mehmet Altan’ın ise beraat ettirilmesi gerektiğine hükmetti.

Yeniden Yargılama Süreci

Yargıtay’ın kararı ile yargılama 8 Ekim 2019’da yeniden başladı.

Dosya, ilk derece mahkemesini yürüten İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkemenin, gazetecileri üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılayan, Mehmet Altan hakkındaki Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına direnen mahkeme ile aynı olması dikkat çekti.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı, esas hakkındaki mütalaasını, yeniden yargılamanın 4 Kasım 2019’da görülecek ikinci duruşması öncesinde 31 Ekim 2019’da tamamladı.

Mütalaada Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a “hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Altan ve Ilıcak için 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Savcı, cezasının “alt sınırdan” uzak değerlendirilmesini talep etti. Mütalaada, Mehmet Altan’ın ise beraatı istendi.

Yeniden başlayan yargılamanın karar duruşması 4 Kasım 2019’da görüldü.


Yargıtay’ın bozma kararının ardından, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden başlayan yargılamanın 2. duruşmasında, tutuklu gazeteci Ahmet Altan, duruşmaya; Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldı. Tutuklu gazeteci Nazlı Ilıcak ile tutuksuz yargılanan gazeteci Mehmet Altan ise duruşmada hazır bulundu.

Duruşma kimlik tespiti ile başladı.

Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başlayan yargılama kapsamında 8 Ekim 2019 tarihinde yapılan ilk duruşmada mahkeme, bozma kararına uymuştu.

Duruşma savcısı da 31 Ekim 2019 tarihli esas hakkındaki mütalaasında, Yargıtay’ın bozma kararı doğrultusunda görüş bildirdi.

Savcı celse arasında sunduğu mütalaasında, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamasıyla alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılmasını, Mehmet Altan’ın ise beraatine karar verilmesini talep etti.

Duruşmada ilk olarak söz alan Nazlı Ilıcak, “Savunma alıyor musunuz?” diye sordu. Mahkeme başkanı, “Siz bize soru sormayın ben sorayım. Mütalaa elinize gelmiş beyanda bulunacak mısınız?” diye karşılık verdi. Ilıcak bunun üzerine esasa karşı savunmasını yapmaya başladı.

Ilıcak, “Mütalaada ‘Özgür Bugün’ diye bir gazetede çalıştığım iddia edilmiş, öyle bir gazete yok. Bugün gazetesinde çalıştım. Türkiye’de çok sayıda darbe oldu, ilk defa ‘darbenin medya kolu’ diye bir icat çıkarıldı. Birbirini tanımayan insanlar ‘darbenin medya kolu’nda yer aldı. Mehmet Altan’la bana yöneltilen bazı iddialar örtüşmektedir. Onun için beraat talep edilirken, çıktığımız program benim için suçlama talebi yapılırsa eşitlik ilkesi zedelenmiş olur” dedi.

Mahkeme Başkanı, önce Ilıcak’ı savunmasını daha hızlı yapması için uyardı ardından da salonda ayakta izleyici bulunması halinde izleyicilerin “çoğunu salondan çıkarmak zorunda kalacağını” söyledi.

Beyanlarına devam eden Ilıcak, “Zekeriya Öz görevdeyken Oda TV davasıyla ilgili hakkında suç duyurusunda bulundum. Bu nedenle Öz hakkında yaptığım röportaj terör örgütünü desteklediğime delil oluşturamaz. ‘Kaç Saat Oldu’ ve ‘Fuat Avni’ tweetleri paylaşarak ‘propaganda’ yaptığım söyleniyor. Ama bu tweetlerin içeriği bana verilmedi. ‘Fuat Avni’ dışında diğer hesaplar FETÖ ile ilişkilendirilmedi. AYM kararında darbenin ‘FETÖ tarafından yapıldığı bilindiği bir tarihte’ bazı tweetler attığım söyleniyor. Yanlış bir varsayım, 15-16-17 Temmuz’da tam olarak bilinmiyordu. Üstelik darbe aleyhtarı tweetlerim görmezden gelindi” ifadelerini kullandı.

Mahkeme Başkanı, Nazlı Ilıcak’ı savunmasını daha hızlı yapması için bir kez daha uyardı. “Mahkememiz gece yarısına kadar çalışmayacak, savunmanızı ona göre yapın” dedi.

Ilıcak, “Attığım tweetler bir bütünlük içerisinde değerlendirilmeli. Darbenin kurmaca olduğu tezine karşı geliyorum, kenetlenme çağrısında bulunuyorum. Oysa Yargıtay darbeye ‘tiyatro’ denmesini bile eleştiri kabul etti” dedi.

Ilıcak 1. Yargı Paketi kapsamında beraatini talep etti:

“Eren Erdem’in tahliyesiyle TCK 220/7’den (Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek) tutuklu yargılanan kalmadı. Ben ‘bilerek, isteyerek’ bir yardım suçu işlemedim, dolayısıyla beraatimi talep ediyorum. Beraat kararı vermezseniz dahi tahliyemi talep ediyorum.”

Ardından söz alan Ahmet Altan, mahkeme başkanının Nazlı Ilıcak’a yönelttiği Anayasa Mahkemesi’nin “ihlal yok” yönündeki kararına yönelik sorusunu yanıtlayacağını söyledi.

Altan, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “hak ihlali yoktur” kararının Mehmet Altan kararıyla birçok açıdan çeliştiğini ifade etti. Altan, AYM başkanı Zühtü Arslan’ın da muhalefet şerhiyle bunu açığa çıkardığını belirtti.

Altan, şunları söyledi:

“Ben hayatımda ilk kez, bir savcının sanığa yönelttiği suçu bizzat kendisinin işlediğini itiraf ettiği bir mütalaa okudum. Savcı, benim 15 Temmuz’daki ‘darbenin gerçekleşeceğini beyan ettiğimi’ iddia ediyor. Bu yalan. Böyle bir beyanım yok ve bu dosyada böyle bir beyanda bulunduğumun bir belgesi de bulunmuyor. Savcıya göre, birisi darbenin olacağını biliyorsa mutlaka darbecilerle eylem birliği içindedir. Bu kadar net. Peki, sonra ne diyor? ‘Silahlı bir darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü bir dönemde’ yazılmış yazılar. Demek 15 Temmuz’dan önce kuvvetli bir darbe ihtimali varmış. Ve savcı bu darbe ihtimalini görüyor ve biliyormuş. Savcı, bir darbe ihtimalini, darbecilerle eylem birliği olmadan bilmenin mümkün olamayacağını söylediğine göre sormak istiyorum: Bir darbe ihtimali olduğunu hangi darbecilerle eylem birliği yaparak öğrendiniz? Bir darbe ihtimali olduğunu bildiğiniz halde neden bir soruşturma başlatmadınız? Bu bilgiyi neden devletin diğer yetkilileriyle paylaşmadınız? Ortada yüzlerce insanın hayatına mal olan çok ağır bir suç var. Ve biz belki de ilk kez bu darbenin devlet içinde birileri tarafından bilindiğini açıkça söyleyen bir itirafla karşı karşıyayız.”

Son olarak dava kapsamında tutuksuz yargılanan Mehmet Altan mütalaaya karşı beyanda bulundu. Mehmet Altan ise şunları söyledi:

“Savcı AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay kararıyla hukuken çöp sayılan iddianamedeki iddiaları yukardaki yargı kararları yokmuş gibi aynen tekrarlamakta beis görmemiş. Şimdi unutturulmak istense de o gözaltı ‘subliminal mesaj’ vermek gibi mizahçılara konu olan bir suçlama ile başladı. Ne oldu o ‘subliminal mesaj’ hikâyesi? O iddianameyi hazırlayan ve Perşembe gecesi İzmir’e tayini çıkan savcı soruşturmanın gizliliğini yok sayarak şahsım aleyhine gerçeğe aykırı yakıştırmalarla rezil bir algı operasyonu yürüttü. Örneğin, çok eski seyahatlerden kalmış, üçte biri yırtık, tedavülden kalkmış bir doları, ahlak ve utanmayı bir kenara koyarak lekeleme aracı olarak kullandı.”

Mahkeme başkanı araya girerek, “Esasa dönük beyanları alıyoruz. Mütalaa çerçevesinde konuşun. Bir daha uyarmayacağım. Oturtacağım yerinize” dedi.

Mehmet Altan savunmasını şöyle sürdürdü:

“Örneğin, gözaltına aldırdığı tarihten dört yıl önceki bir konferansı bahane ederek, emrindeki iki polise tutturduğu bir tutanakla delil imal etmeye kalktı. Bunlarla yetinmedi evrakta da sahtecilik yaptı. Duruşma savcısının mütalaasında tekrarladığı manasızlıklar böyle bir savcının marifetleri. Sadece bu süreçte kasıtlı bir şekilde bu zulmün parçası olan herkese sormak gerek ‘bir gün yargılanırsanız aynı hukuksuzluğun ve uyguladığınız bu zulmün muhatabı olmak ister misiniz?’ Şunu da hatırlatmak isterim, iddianame savcısıyla ilgili sıraladığım bütün bu rezaletler belgelenmiş ve HSK’ya iletilmiştir. Bu dava süreci boyunca anayasal sistemi yok saymak isteyen bir iradenin, devlet içinde fiilen çaba gösterdiğine şahit oldum.”

Sanıkların esasa karşı beyanlarını tamamlamalarının ardından sanık avukatlarının beyanlarına geçildi.

Nazlı Ilıcak’ın avukatı Kemal Ertuğ Derin, müvekkilinin örgüte yardım ettiği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyledi. Avukat Derin, mahkumiyetin kesin bir delile dayanmak zorunda olduğunu belirterek, yargı paketinde yer alan değişiklikler gereğince müvekkilinin beraatini talep etti.

Ahmet ve Mehmet Altan’ın avukatı Figen Albuga Çalıkuşu son olarak söz aldı. Ahmet Altan’a yöneltilen suçlamalara ilişkin konuşan Çalıkuşu, “Milletin egemenlik hakkını devrettiği yargı organlarından olası bir darbenin önlenmesi beklenir. 16 Haziran 2016’da Ankara’da bir savcı iddianamesinde darbe olabileceğini yazmıştı. Ama sanki tek devlet yetkilisi Ahmet Altan’mış da önleyemediği için yargılanıyor. Suç duyurunda bulunuyorum eğer darbe biliniyorsa ve önlenmemişse sorumluluğu olanlar yargılansın” dedi.

Mahkeme başkanı araya girerek, “Sesinizi yükseltmeyin. Bir daha uyarmayacağım. Mikrofonunuzu kapatacağım. Dosya kapsamında kalarak savunmanızı yapın” dedi.

Savunmasına devam eden Çalıkuşu, “Düşüncenin nasıl suç haline getirildiğini özetlemek istiyorum. Suç da delil de sadece düşünce. AYM, Ahmet Altan başvurusuna ilişkin ‘ihlal yoktur’ dedi ama ‘suçludur’ demedi. Suça konu eylem gazetecilik faaliyetidir. Düşüncenin korunmasına dair AİHM’im ve AYM’nin Mehmet Altan kararı, Yargıtay kararı var. Bunların hepsi bağlayıcı. Bu süreçte Terörle Mücadele Kanunu (TMK) yasası değişti. Yeni çıkan yasa değişikliğinden müvekkil yararlanmalıdır çünkü gazetecilik faaliyeti dışında suç işlediğine dair delil yoktur. Hukuksal bir zulüm var” diye konuştu.

Mahkeme başkanı bir kez daha Çalıkuşu’nun sözünü keserek, “Zulüm varsa zulmeden de vardır. Kimi kastediyorsunuz?” diye sordu. Çalıkuşu ise, “Hukuksal olarak diyorum kimseyi kastetmiyorum. İki duruşma arasında dört dilekçe verdim. Duruşmaya yeni atanan savcı Ceza Muhakemeleri Kanunu’na (CMK) hakim mi, değil mi bilmiyorum” dedi.

Mahkeme başkanı yine araya girdi ve “Sözlerinizi biraz daha etiketleyerek, uyarı almayacağınız şekilde konuşmanızı rica ediyorum” dedi. Çalıkuşu, Ahmet Altan’ın 1138 günlük tutuklu süre geçirdiğini anımsatarak tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Çalıkuşu, Mehmet Altan hakkında da beyanda bulunarak, iadesi yapılmayan altı dolarlarının ve dijital materyallerin iadesi ile birlikte beraatini talep etti.

TBMM Avukatı Ali Büyüközdemir ise önceki beyanlarını tekrarlayarak katılma talebini yineledi.

Öte yandan TBMM adına müdahil avukat Selçuk Akgün’ün, 31 Ekim 2019 tarihinde, mahkemeye dilekçe vererek Yargıtay’ın bozma kararına uymaktan vazgeçmesini talep ettiği öğrenildi. Akgün dilekçesinde, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nden tutuksuz sanık Mehmet Altan dahil tüm sanıklar açısından ağırlaştırılmış müebbet cezasında direnilmesini talep etti.

Savunmaların tamamlanmasının ardından sanıklardan son sözleri soruldu.

İlk olarak söz alan Nazlı Ilıcak, “220/7’den yargılanan tüm gazetecilerin ya baştan tutuksuz ya da tahliye edildiklerini hatırlatarak beraat vermeyecekseniz bile yaşım ve kaldığım süre itibariyle tahliyemi talep ediyorum” dedi.

Ahmet Altan, “Hukuka uyulmasını istiyorum” derken Mehmet Altan da “Yargıtay kararına göre beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.


Duruşmaya iki saat kadar ara veren mahkeme heyeti, kararını açıkladı.

Mahkeme, “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım” suçunu işlediği iddiasıyla Ahmet Altan hakkında 7 yıl hapis cezası verdi. Cezayı yarı oranında arttırarak 10 yıl 6 ay hapis cezası veren mahkeme, tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önüne alarak Altan’ın tahliyesine hükmetti.

Nazlı Ilıcak hakkında “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlamasıyla 7 yıl hapis cezası veren mahkeme, cezayı önce yarı oranında arttırdı. Mahkeme daha sonra, yargılama sırasında pişmanlık gösteren tutum ve davranışları sebebiyle cezayı 1/6 oranında indirerek Ilıcak’ın 8 yıl 9 ay hapis cezasıyla birlikte tahliyesine hükmetti. Mahkeme ayrıca, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında yurtdışına çıkış yasağı verdi.

Mehmet Altan hakkında cezalandırılmasına yeter kesin delil bulunmaması nedeniyle beraat kararı veren mahkeme, Altan’ın adli kontrol tedbirlerinin de kaldırılmasına hükmetti.


Duruşma Öncesi

Adliye girişinde, izleyiciler ve gazeteciler X-Ray cihazından geçirildi. 10.00’da başlaması beklenen duruşma, 10:20’de başladı. Duruşmayı izlemek isteyen gazeteciler ve tutuklu yakınları isim listesine göre alındı. Her tutuklu için ailelerinden üç kişi sınırlaması uygulandı. Kalan boş yerlere ise gazeteciler alındı. Duruşma öncesi çok sayıda kişi adliyede bir araya geldi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salon orta büyüklükteydi. Salonda, izleyiciler için 25 kişilik oturma yeri ayrılmıştı. Avukat ve sanıklar için de ayrı ayrı yerler hazırlanmıştı. 15 kişi tutuklu yakını ve sivil toplum örgütü temsilcisi salona alındı. Kalan beş kişilik yere de gazeteci alındı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı P24, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Britanya ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, MLSA, TGS, Article19, Uluslararası Af Örgütü temsilcileri ve CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu izledi.

Çok sayıda gazeteci, salonda yer olmadığı için duruşmaya alınmadı. Gazeteciler ile güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. “Yuh”lama seslerinin duruşma salonundan duyulması üzerine, gazeteciler salona alındı. İzleyici sıralarında yer kalmaması üzerine, ayakta kalan bazı gazeteciler ve yurttaşlar mahkeme başkanının talimatı ile dışarı çıkarıldı.

Gözlemler

Duruşma yaklaşık olarak 20 dakika geç başladı. Duruşmaya katılanlar aileler sık sık salondan çıkarak diğerlerinin katılması için yer açtı. Sanık ve avukatların tahliye talebine karşılık mahkeme başkanının her defasında suçlamanın üst sınırını hatırlatması ve bunu kararda da belirtmesi dikkat çekti.

Mahkeme başkanı, her duruşma olduğu gibi bu duruşmada da sanıkların savunmalarına sık sık müdahale etti.
İzleyicilere sık sık “dışarı çıkarılacakları” söylendi.

1. Standing - Oct. 8, 2019


15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından çok sayıda gazeteci hakkında “FETÖ’nün medya yapılanmasına dahil oldukları” iddiasıyla soruşturma açıldı. Bu soruşturmaların ardından birkaç ayrı yargılama başlatıldı. Çok sayıda gazeteci tutuklu olarak yargılandı. Bazı gazeteciler hakkındaki dosyalar ise, haklarındaki yakalama kararı yerine getirilmediği için ana dava dosyalarından ayrıldı.

Açılan soruşturmalardan biri de kapatılan Zaman Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri ile birlikte gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile ilgiliydi.

Gazeteciler Ahmet Altan ve Mehmet Altan 10 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Suçlama, 15 Temmuz darbe girişiminden bir gün önce, 14 Temmuz akşamı bir televizyon programında darbe girişimiyle ilgili “subliminal mesajlar” vermek oldu. Ahmet Altan ve Mehmet Altan, Can Erzincan TV’deki programda Nazlı Ilıcak ile birlikte gündemi değerlendirmişti. Daha sonra “darbenin gerçekleşeceğini önceden bilmek” olarak formüle edilecek suçlamaya ilişkin “subliminal mesaj” kavramı, Türkiye hukuk ve siyaset tarihine geçti.

Ahmet Altan, kardeşi Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak; dokuzu gazeteci 17 kişi ile birlikte yargılandı. Ancak kapatılan Zaman Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı gibi soruşturmaya ve yargılamaya dahil edilen pek çok isim yurtdışında oldukları için yokluklarında yargılandılar.

Gazetecilerin; cebir ve şiddetle, “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek”, “Meclisi” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek ve görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs etmekle” suçlandı. Gazetecilere ayrıca, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne üye olmakla” suçlandı. Ekrem Dumanlı hakkındaki suçlama ise “silahlı terör örgütüne üyelik” değil, “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek” oldu.

Gazeteciler hakkında üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Ekrem Dumanlı hakkında ise üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 15 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte dokuzu gazeteci 17 sanık hakkındaki yargılama 19 Haziran 2017’de İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı.

Yargılamanın ikinci duruşması 19 Eylül 2018’da görüldü. Ahmet Altan’ın kendisine yöneltilen suçlamalar karşısında “tek bir delil gösterilmesi durumunda temyiz hakkından vazgeçeceğini” dile getirmesi dikkat çekti.

Yargılamanın dördüncü duruşması 11 Aralık 2016 tarihinde görüldü. Savcılık, bu duruşmada; esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Mütalaada, gazetecilere sadece “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ettikleri suçlaması yöneltildi. Böylece gazeteciler hakkında istenen hapis cezası da 3 kez ağırlaştırılmış müesses hapis cezasından “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” düşürülmüş oldu.

Yargılamanın beşinci ve karar duruşması 12 Şubat 2018’de başladı ve beş gün sürdü. Gazeteciler Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak “cebir ve şiddetle, anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Ahmet Altan ve Mehmet Altan 8 Kasım 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Gazeteciler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvurdu.

Anayasa Mahkemesi, 11 Ocak 2018’de Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Ancak İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymadı ve Mehmet Altan’ın tahliyesine karar vermedi. Bu, Türkiye yargılama tarihinde belki de ilk kez yaşanıyordu.

Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara direnirken Mehmet Altan hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Mehmet Altan’a; Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak ile birlikte “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek” suçlaması yöneltildi.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararına karşı gösterdiği direnç uzun süre sürdürdü. Mehmet Altan, istinaf yargılamasını sürdüren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi’nin kararı ile istinaf yargılaması başlamadan önce tahliye edildi.

Nazlı Ilıcak da süreç içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Ancak haklarının ihlal edildiğine ilişkin başvurusu reddedildi.

AİHM daha sonra Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın haklarının ihlal edildiğine karar verdi.

İstinaf Süreci

Karar istinaf mahkemesine taşındı. İstinaf yargılamasını yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, yargılamaya başlamadan önce Mehmet Altan’ın tahliye edilmesine karar verdi. Mahkemenin, bu kararında, daha önce yere mahkemenin uygulamadığı Anayasa Mahkemesi kararını gerekçe göstermesi dikkat çekti

İstinaf yargılamasının ilk duruşması 21 Eylül 2018 tarihinde görüldü. Yargılamanın 2 Ekim 2018 tarihli ikinci duruşmada, yerel mahkemenin verdiği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları onandı.

Yargıtay Süreci

Dosya temyiz incelemesi için Yargıtay’a taşındı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, davaya ilişkin tebliğnamesini 8 Ocak 2019 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ne gönderdi.

Başsavcılık; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının bozulmasını istedi. Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan yargılanmaları gerektiğine karar verildi.

Bu talep; Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak için verilen hapis cezasının azalması anlamına geliyordu.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi de Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında verilen kararı bozdu. Yargıtay, başsavcılığın talebine uygun olarak Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan değil, “hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” iddiasıyla yargılanmaları gerektiğine karar verdi. Daire, Mehmet Altan’ın ise beraat ettirilmesi gerektiğine hükmetti.

Yeniden Yargılama Süreci

Yargıtay’ın kararı ile yargılama 8 Ekim 2019’da yeniden başladı.

Dosya, ilk derece mahkemesini yürüten İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkemenin, gazetecileri üç kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ve 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılayan, Mehmet Altan hakkındaki Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına direnen mahkeme ile aynı olması dikkat çekti.



Next Trial: Nov. 4, 2019, 10 a.m.


Yargıtay’ın bozma kararının ardından yargılama İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden başladı.

Duruşmaya tutuklu olarak yargılanan Ahmet Altan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldı. Tutuklu gazeteci Nazlı Ilıcak ile tutuksuz yargılanan Mehmet Altan ise duruşma salonundaydı.

Duruşma kimlik tespiti ile başladı. Mahkeme heyeti, Yargıtay’ın bozma kararıyla ilgili beyanları alacağını belirtti.

Önce, savcılık mütalaası açıklandı. Savcılık; mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uymasını ve tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamını talep etti. Savcının ardından sanıklar beyanda bulundu.

İlk olarak söz alan Nazlı Ilıcak; mahkemeden, Yargıtay’ın yeniden yargılama kararına uyulmasını talep etti. Kısa bir beyanda bulunan Ilıcak, yargı reformu paketinin de göz önünde bulundurulmasını isteyerek “Üç yılı aşkın süredir tutukluyum. 75 yaşındayım. Suç vasfının değişmesine istinaden tahliyemi talep ederim” dedi.

Ilıcak’tan sonra söz alan kapatılan Zaman Gazetesi’nin Marka Pazarlama Müdürü Y.Ş., hakkındaki suçlamaları reddetti. Otuz yedi aydır temelsiz gerekçelerle tutuklu olduğunu söyleyen Ş., mahkemenin ilk yargılama da yaptıkları savunmaları dikkate almadığını belirtti. Beyanlarında mahkemeyi eleştirmesi üzerine heyet başkanı, Şimşek’i; savunmasını Yargıtay’ın bozma kararıyla sınırlı tutması konusunda önce uyardı, ardından da salondan atmakla tehdit etti. Ş’nin “Sizi Allah’a havale ediyorum” sözleri üzerine ise heyet başkanı, Ş.’nin dışarı çıkarılması yönünde talimat verdi ve Ş. duruşma salonundan çıkarıldı.

Ahmet Altan ise savunmasında şunları söyledi:

“Bu davanın başından beri bir imkânsızı gerçekleştirmeye, fikirleri yargılamaya uğraşıyorsunuz. Bunu başarmak mümkün değildir. Fikirlerin sınırsızlığı yargının sınırlarının içine sığmaz.

Yargının sınırlarını hukuk belirler. Yargı bu sınırların dışına çıkıp fikirleri cezalandırmak istediğinde hukukla çatışır. Hukuksuz bir yargıyla karşılaşırız. Yargının, varlık nedeni olan hukukla çatışma, kendi can damarlarını keserek intihar etmesi anlamına gelir. Üç yıldan beri ben karşımda intihar eden, kan revan içinde bir yargı görüyorum. Acıklı bir görüntü bu. Zaten bu görüntü yüzünden ben bütün bu süreç boyunca ‘sübliminal mesaj’, ‘manevî cebir’, ‘soyut tehdit’ gibi hukukla hiçbir ilgisi olmayan tuhaf gerekçelerle karşılaşıyorum. Bunlar, hukukî gerekçe değil, bunlar bir yargının intihar mektubu. Biz savunmalarımızda sürekli olarak hukuku hatırlatarak yargının bu kanlı intiharını, bu acıklı sonunu engellemeye, onu kurtarmaya uğraşıyoruz.”

Heyet başkanı, “Eğer bu mahkeme bizim savunmalarımızı ciddiyetle dinleseydi Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymamak gibi vahim bir hataya sürüklenmez, kendi varlık nedeniyle çatışmazdı” sözlerinin ardından Ahmet Altan’ı da beyanlarını Yargıtay’ın bozma kararıyla sınırlı tutması konusunda uyardı. Bunun üzerine Altan “Biz üç senedir sabırla bekliyoruz. Sizden de biraz sabırlı olmanızı bekliyorum. Neden sabırlı değilsiniz” dedi.

Mahkeme başkanının daha sonra kendisini ikinci kez uyarması üzerine Altan, sözlerini; “Bugün size tavsiyem hukuka uymanız, yargının sınırları dışına çıkmamanız, fikirleri yargılamaya kalkmamanızdır. Bu tavsiyeye uyup uymamak sizin bileceğiniz iş” sözleriyle bitirdi.

Ahmet Altan’ın ardından, tutuksuz gazeteci Mehmet Altan söz aldı. Altan, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ardından Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin de hakkındaki suçlamaların yersiz olduğuna hükmettiğini söyledi. Altan ayrıca Yargıtay’ın kararında gerek Anayasa Mahkemesi, gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını vurguladığının da altını çizdi.

Altan, şunları söyledi:

“AYM ve AİHM tarafından verilen kararların ‘derece mahkemelerini ve daireyi de bağlayan kararlar’ olduğunun hükme bağlanmasının da burada defalarca altının çizilmesi gereklidir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da itiraz etmemiştir. Karar oybirliğiyle alınmıştır. Ayrıca Yargıtay 16. Ceza Dairesi benim için verilen iki kararı içtihat haline getirerek İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülmekte olan Cumhuriyet Gazetesi Davası’nın bozma gerekçesinde de kullanmıştır. Bir üst mahkemeye yaptığım itiraz bağlamında Anayasal suç işleyerek İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de beni tahliye etmediğini anımsatmak isterim. Kararımın içtihat olarak bu davada da kullanılmış olması bu açıdan da anlamlıdır.

Bir ilk derece mahkemesinin heyeti, üstelik ağır ceza mahkemesi heyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulu’ndan da geçmiş bir içtihada nasıl ‘yanlış anlam’ yükler? Hukuk bilgisi yetersiz olduğu için mi yanlışlık yapar, şahsen tanımadığı suçsuz insanlara görevli bir düşmanlık yapmak için mi? İki ihtimal de korkunç ama nihayetinde şahsıma da bu düşmanlık yapıldı. (…) Şimdi soruyorum, suçsuzluğum daha ilk baştan belli iken bu düşmanlık kime ne kazandırdı, elinize ne geçti?”

Mahkeme başkanının, Mehmet Altan’ı da beyanlarını tamamlaması için uyarması üzerine Altan, 16 Şubat’taki savunmasına atfen “Yargıladığınız gibi yargılanmak ister miydiniz? Vicdanınıza sorun ve öyle karar verin” ifadeleriyle sözlerini noktaladı ve hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasını istedi.

Ardından avukat Büşra Şimşek söz aldı. Heyet başkanı; Y.Ş.’nin avukatı ve kızı Büşra Şimşek’i beyanlarından dolayı uyardı. Mahkeme Başkanı, mahkeme heyetinin değişmesini talep eden Şimşek’in tutanakta yapılan bir yanlıştan bahsetmesine sert tepki gösterdi. Mahkemeyi “yalancılıkla suçladığını” iddia eden mahkeme başkanı, Şimşek’e; hakkında baroya suç duyurusunda bulunulacağını ve salondan çıkarılacağını söyledi.

Avukat Figen Albuga Çalıkuşu ise Ahmet Altan için yaptığı savunmada; Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin, “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçlamasını kabul etmediğini söyledi. Suçun unsurlarının oluşmadığını söyleyen Çalıkuşu “Soruyorum: Ahmet Altan örgütün terör örgütü olduğunu biliyor muydu? Örgütün darbe hazırlığı yaptığını biliyor muydu?” dedi ve 27 aydır tutukluluğu devam eden Altan’ın tahliyesini talep etti.

Avukat Çalıkuşu, Yargıtay’ın beraat edilmesi yönünde hüküm verdiği Mehmet Altan için yaptığı savunmada ise 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin daha önce Anayasa Mahkemesi’nin dosyayla ilgili verdiği ihlal kararına uymadığını hatırlattı. Çalıkuşu’nun savcının ve hâkimler heyetinin isimlerini teker teker sayması üzerine ise heyet başkanı, “isimlerimizi okumayın” diye uyardı.

Avukatların beyanlarının ardından ara karar için duruşmaya bir saat kadar ara verildi.


Aranın ardından mahkeme heyeti, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararına uymaya, tutuklu yargılanan beş sanığın da tutukluluklarının devamına hükmetti.

Tutuksuz yargılanan Mehmet Altan’ın yurtdışına çıkış yasağı kaldırıldı.

Heyetin dosyadan çekilmesine yönelik talebi de reddeden mahkeme, söz konusu kararla ilgili bir hafta içinde bir üst mahkeme olan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz edilebileceğini belirtti.

Soruşturmanın genişletilmesine yönelik talepler de reddedildi.

Mahkeme heyeti duruşmayı 4 Kasım 2019 saat 10:00’a bıraktı.


Duruşma Öncesi

13:30’da başlaması beklenen duruşma, 13:40’ta başladı.

Duruşmayı izlemek isteyen gazeteciler ve tutuklu yakınları isim listesine göre alındı. Her tutuklu için ailelerinden üç kişi izleyici olarak alındı. Kalan boş yerlere ise gazeteciler alındı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salon küçük bir salondu. Salonda, izleyiciler için 25 kişilik oturma yeri ayrılmıştı. Avukat ve sanıklar için de ayrı ayrı yerler hazırlanmıştı. Tutuklu yakını ve sivil toplum örgütü temsilcilerinden oluşan 15 kişi salona alındı. Kalan beş kişilik yer ise gazetecilere ayrıldı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmayı P24, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Britanya ve Galler Barosu İnsan Hakları Komisyonu, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Article19 ve Uluslararası Af Örgütü temsilcileri izledi.

Genel Gözlemler

Duruşma yaklaşık olarak 10 dakika geç başladı. Duruşmaya katılan aileler sık sık salondan çıkarak, dışarıda kalanlara yer açtı.

Mahkeme başkanı, ilk yargılamada olduğu gibi sık sık sanık savunmalarına müdahale etti. Aynı zamanda avukatların aralarında dosya üzerinde konuşmasına ve izleyicilerin aralarında konuşmasına da müdahale etti. Avukat ve izleyicilerin dışarı çıkarılacağını söyledi.

Sanık ve avukatların tahliye talebine karşılık mahkeme başkanının her defasında suçlamanın üst sınırını hatırlatması ve bunu kararda da belirtmesi dikkat çekti.

FETÖ Media Main Trial (Indictment)

FETÖ Media Main Trial (Verdict)

FETÖ Media Main Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

FETÖ Media Main Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

FETÖ Media Main Trial (The Court of Cassation's Judgement)

FETÖ Media Main Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

FETÖ Media Main Trial 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Press in Arrest is a database, monitoring, documentation and collective memory study of Press Research Association.
+90 (312) 945 15 56 | pressinarrest@gmail.com