Alican Uludağ

He has been a reporter at Cumhuriyer Daily since 2008. He was graduated from Gazi University, Faculty of Communications’ School of Communication. His articles, documenting the negligence behind the High Speed Train accident in Ankara, where 9 people have lost their lives, was awarded Uğur Mumcu Investigative Journalism Award by the Association of Contemporary Journalists in 2018.

Uludağ is being tried for his article regarding the release with a condition of house arrest decision of US citizen pastor Andrew Brunson, who was detained and pending trial in Turkey, along with paper’s former reporter Duygu Güvenç. He is requested to be sentenced to, from six months to two years of imprisonment on the grounds for “insulting the judicial bodies”. The court acquitted the journalists on October 22nd, 2020. The court of appeal continues its examination of the verdict.

Journalist Uludağ was accused through his article, where he claimed that “the police was informed, beforehand, that the ISIS members attempted to purchase ammonium nitrate” before the Ankara Train Station massacre, where 103 were killed in 2015. He is, on that matter, accused of “revealing or publishing the identity of those providing information about crimes or criminals”. He is requested to be sentenced to, from one year to three years of imprisonment. He is released pending trial.

In September 2020, Uludağ criticized Ankara Chief Public Prosecutor’s visit to President Tayyip Erdoğan after getting married, with a social media post. On September 24th, 2020, he was summoned to give a statement at the prosecutor’s office. After his statement, he was released on probation, with an overseas travel ban and the obligation to give a signature at the police station closest to his house. In the indictment dated September 30th, 2020, he was charged with “targeting state officials who took part in the fight against terrorism”. He faces a prison sentence of 1 to 3 years.

He was also tried for his article, published in Cumhuriyet Daily, where he made the claims that some judges and prosecutors in Antalya, continued their public duties, despite a secret witness’ statements against them during a “FETÖ” related case. He was requested to be sentenced to, from one year to three years of imprisonment for “violating the confidentiality of an investigation”. At the end of the trial process, he was sentenced to 10 months of imprisonment and the announcement of the decision was referred. The decision was finalised.

Uludağ, was also tried for his article where he claimed that Birleşim Mağazalar A.Ş. (BİM), one of Turkey’s bigger supermarket chains, sold counterfeit items of USA-based tech company Apple and had received a warning from Apple on that matter. BİM requested 250 thousand TL’s of compensation from Uludağ. At the second hearing of the case, Istanbul Anatolian 9th Criminal Court of First Instance reached a decision of “lack of jurisdiction” and sent the files to Istanbul Commercial Court of First Instance on April 30, 2019. Compensation request was denied due to BİM’s lack of objection to the decision of “lack of jurisdiction”.

Uludağ was tried for his article “Governor’s Shocking Confession” published in Cumhuriyet Daily on June 4, 2015. Uludağ, in the article, had stated that “Hüseyin Avni Coş, while he was the Governor of Adana, through a letter sent to the inspectors of the Supreme Board of Judges and Prosecutors, had confessed that, the trucks, that alleggedly belonged to the National Intelligence Agency and carried weaponry to Syria, was carrying weaponry”. Hüseyin Avni Coş, requested 20 thousand TL’s of compensation from Cumhuriyet Daily and Uludağ for “targeting his personal rights”. Sakarya 4th Criminal Court of First Instance, ruled that a compensation of 10 thousand TL’s was to be paid to Hüseyin Avni Coş. Cumhuriyet Daily’s attorneys made an objection against the decision. 4th Civil Chamber of the Court of Cassation, with a decision given on December 19, 2018, overruled the local court’s decision. Trial restarted on July 19, 2019. Court, obeyed the Court of Cassation’s decision, lifted the compensation decision and ruled for the denial of the case.

Alican Uludağ - “Disclose or Publish the Identity of Officials on Anti-Terrorist Duties” Trial

Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, 20 Eylül 2020’de, Ankara Sheraton Otel’de düzenlenen bir düğün töreni ile evlendi. Başsavcı ve eşi, nikahtan sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti. Erdoğan, düğün hediyeleri verdi.

Başsavcının, düğünün ardından Erdoğan’ı ziyaret etmesi üzerinden yargının bağımsızlığı tartışmaları yürütüldü.

Gazeteci Alican Uludağ, nikah ve ziyaret günü, 20 Eylül 2020 tarihinde, kendisine ait sosyal medya hesabında paylaşım yaptı. Uludağ, paylaşımında; “Başsavcı evleniyor ve sonrasında soluğu, yürütme organının liderinin yanında alıyor” dedi.

Uludağ, paylaşımının devamında; uzun süredir tutuklu olarak yargılanan ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tahliye edilmesi gerektiğine karar verdiği Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski eş başkanı Selahattin Demirtaş hakkında yeni bir soruşturma açılmasını anımsattı.

Uludağ, “AİHM zorlaması ile tahliye kararı verilen Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden çıkamadan yeni bir soruşturmada yeniden tutuklanmasını da aynı başsavcı sağladı. Siyasi muhalifler işte böyle cezaevine atılıyor.” ifadelerini kullandı.

Uludağ, sosyal medya paylaşımı ile ilgili olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na, 24 Eylül 2020 tarihinde ifade vermeye çağrıldı. Uludağ, sosyal medya paylaşımı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı “terör örgütlerine hedef göstermekle” suçlandı. Uludağ ifadesinde, “eleştiri hakkını kullandığını” dile getirdi.

Uludağ, aynı gün, ifadesinin vermesinin ardından serbest bırakıldı. Yurtdışına çıkışına yasak kondu. Hakkında; haftada bir gün, adresine en yakın karakola imza atmak şeklinde adli kontrol tedbirinin uygulanmasına karar verildi.

Uludağ’ın savcılıkta ifade vermeye gittiği haberi, Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde yayınlandı. Haberde, savcılığa ifade vermeye çağrılan Uludağ için “gözaltına alındı” ifadeleri kullanıldı. Haberde, Uludağ’ın; “birçok yargı mensubunu hedef aldığı ve yargı camiasına yönelik algı dolu haberleri ile tanındığı” iddia edildi. Sabah Gazetesi’nde yayımlanan haberde, Uludağ’ın başka haberleri de anımsatıldı.

Uludağ hakkındaki iddianame, 30 Eylül 2020 tarihinde tamamlandı.

Gazeteci Alican Uludağ hakkındaki iddianame, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 30 Eylül 2020 tarihinde tamamlandı.

Uludağ’ın düğünün ardından Cumhurbaşkanlığı’nı ziyaret ettiği için eleştirdiği Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, iddianamede; “mağdur” sıfatıyla yer aldı.

İddianamede, Uludağ’ın, sosyal medya hesabında; Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın düğün fotoğrafı ile birlikte “AİHM zorlaması ile tahliye kararı verilen, Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden çıkmadan yeni bir soruşturmada yeniden tutuklanmasını da aynı Başsavcı sağladı. Siyasi muhalifler işte böyle cezaevine atılıyor” ifadelerini paylaştığı belirtildi. İddianamede, Uludağ’ın düğünden sonra Cumhurbaşkanlığı’nın ziyaret edilmesi ile ilgili ifadelerine yer verilmedi.

İddianamede, Uludağ’ın paylaşımında adını geçirdiği Selahattin Demirtaş hakkında yürütülen soruşturma ve yargılamanın bilgileri sıralandı. Demirtaş’ın “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiası ile soruşturulduğu; “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “suç işlemeye alenen tahrik etmek” suçlaması ile yargılandığı belirtildi.

İddianamede, Uludağ’ın; “Hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda, PKK terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturma ve kovuşturma bulunan Selahattin Demirtaş’ın yeniden tutuklanmasının Ankara Cumhuriyet Başsavcısı tarafından sağlandığını belirttiği” ifade edildi. Uludağ’ın, böylece; “terörle mücadelede etkin görev yapmakta olan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı örgüt mensuplarına hedef gösterdiği” iddia edildi.

Uludağ, iddianamede; Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/1 maddesi uyarınca “terörle mücadelede görev almış kamu görevlisini hedef göstermekle” suçlandı. Hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istendi. Ayrıca, Uludağ’ın; Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesindeki “belirli haklardan yoksun bırakılması” da talep edildi.

İddianame, Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Gazeteci Alican Uludağ’ın yargılanması, 2 Aralık 2020 tarihinde, Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. Uludağ, duruşmaya; avukatı Semih Ecer ile birlikte katıldı. Uludağ’ın sosyal medya paylaşımı ile eleştirdiği eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı ise duruşmada, Bertan Yavuz Erez temsil etti.

İddianamede, “mağdur” sıfatı ile yer alan Başsavcı, duruşmadan kısa bir süre önce Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından Yargıtay üyeliğine atandı.

Başsavcının düğününden sonra Cumhurbaşkanı ile görüşmesini, gazeteci sıfatıyla eleştirdiğini dile getiren Uludağ, savunmasında iki sosyal medya kaymasının birbiriyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Savcılığın ilk paylaşımını görmezden geldiğini, sanki hiçbir neden yokken ikinci paylaşımı yapmış gibi gösterdiğini belirten Uludağ, mahkemeye; paylaşımının tamamını sundu. Mahkeme heyetine, “Bu paylaşımı, başsavcıyı hedef göstermek için yaptığıma samimiyetle inanıyor musunuz” sorusunu yönelten Uludağ, hakkındaki soruşturma ile ilgili şunları söyledi:

“Baskı, korkutma, sindirme ve ders verme amacıyla açılmış bir soruşturmadır. Soruşturma makamı davanın hem tarafı hem de savcısıdır. Davanın müştekisi aynı zamanda dosyanın savcısıdır. İddianame savcısının, amiri konumundaki bir kişi ile ilgili nesnel değerlendirme yapması söz konusu değildir. Soruşturma taraflıdır. Müşteki, davayı açan savcının amiri konumundadır.”

Soruşturma aşamasında, ifadesinin alınması için Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne (TEM) çağırıldığını dile getiren Uludağ, “Eşim adliyede görev yapıyor. TEM Şube’ye çağırıldığımda, aynı anda adliyede görevli olan eşimin de görev yeri değiştirilmiştir. Üstelik bu görev değişimi doğum izninde olan eşimin sekiz aylık hamile olduğu bir anda gerçekleşmiştir” dedi. Paylaşımı yapmasının temel amacının eleştiri olduğunu dile getiren Uludağ, şöyle konuştu:

“Yargı muhabiri kimliğimle her zaman yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hukukun üstünlüğünü savundum. Bir başsavcının, yürütme organının lideri ile bu kadar samimi ilişki geliştirmesi, ardından yürütme organının başının en büyük siyasi rakibiyle ilgili bir soruşturmayı yürütmesi eleştirilmiştir. Burada asla terör örgütüne hedef gösterme anlamı çıkmaz.”

Paylaşımında başsavcının adını değil, Ankara Başsavcısını vurguladığını belirten Uludağ, “Burada eleştirilen kişi, Başsavcıdır. Başsavcılık makamındaki kişinin yürütme organının başıyla yargı tarafsızlığına zarar verecek şekilde samimi olması, kendisinin yürüttüğü Demirtaş gibi soruşturmalara da gölge düşürmektedir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklanmasının siyasi nitelikte olduğunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında vurgulandığını dile getiren Uludağ, “Esasen, paylaşılan tweet’te de Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın düğününden bir gün sonra Cumhurbaşkanını ziyaret etmesi, Demirtaş örneğiyle eleştirilmiştir. Bir yargı görevlisinin iktidar üyesini ziyaret etmesi karşısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararı daha da anlam kazanmaktadır” diye konuştu.

Başsavcının kendisine yönelik husumetinin olduğunun düşündüğünü dile getiren Uludağ, başsavcılık tarafından yürütülen bazı soruşturmalara ilişkin haberlerini de sundu.

Uludağ, hakkındaki; haftada bir kez adresine en yakın karakola imza verme şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını talep etti. Uludağ, mahkemeye; yaklaşık dört sayfadan oluşan yazılı bir savunma da sundu.

Uludağ’ın avukatı Semih Ecer ise, iddianamede Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin basın özgürlüğü ile ilgili değerlendirmelerinden hiçbirine atıf yapılmamasını eleştirdi. Basın özgürlüğünü ile ilgili davalardaki mahkumiyet hükümlerinin neredeyse tamamının Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden döndüğünü belirten Ecer, “Kararlar verilirken neden Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları mahkemesi kararları göz ardı edilir anlamış değiliz” dedi.

Ecer de Uludağ hakkındaki adli kontrol uygulamasının kaldırılmasını talep etti. “Delilleri karartma şüphesi yoktur. Çünkü delil, sosyal medya paylaşımıdır. Kaçma şüphesi yoktur. Kendisi yargı muhabiridir, zaten her gün adliyededir” dedi.

Uludağ’ın eleştirdiği eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısının avukatı Bertan Yavuz Erez ise “Müvekkilimiz memurdur. Görevini yapmaktadır. Asılsız iddialarla hedef gösterilmiştir. Sanığın anlamadığı husus şu: Demirtaş, tutuklu olarak terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanmaktadır. Müvekkilin, bu şahsı tekrar tutukladığından bahsetmektedir. Bu şekilde hedef göstermektedir” dedi. Şikayetlerinin devam ettiğini ve Uludağ’ın cezalandırılmasını talep ettiklerini dile getirdi.

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı, yazılı mütalaasını flash disk içinde mahkeme katibine sundu. Mütalaada, Uludağ’a yönelik suçlamanın “haber vermek, haberi yayınlamak ve bunun sus olarak öngörülmesine değil, terörle mücadele eden kolluk birimlerinin isimlerinin ve çalıştığı birimlerin yayımlanmasına” dayandırıldığı belirtildi. Mütalaada, “Selahattin Demirtaş hakkında, ‘PKK terör örgütüne üye olmak’ suçlaması ile soruşturma ve kovuşturma bulunduğu da dikkate alındığında, sanığın yapmış olduğu paylaşım ile Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı PKK terör örgütü mensuplarına hedef gösterdiği” iddia edildi. Uludağ’ın cezalandırılması talep edildi.

Mütalaada, ayrıca; Uludağ hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin de devam ettirilmesine istendi.

Uludağ, esas hakkındaki mütalaa karşısında savunma için ek süre istedi. Ancak, Uludağ; “Ben mahkemeye, iddianameye alınmayan ilk paylaşımımı sundum. Savunma yaptım. Savunmalarımın neden geçersiz olduğuna ilişkin bir mütalaanın verilmesini de beklerdim. Önceden hazırlanmış bir mütalaanın, okunmasının hukuka aykırı olduğunu düşünüyorum.” dedi. Uludağ’ın avukatı Ecer de mütalaa karşısında savunma için ek süre istedi.

Mahkeme, Uludağ ve avukatını esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını hazırlamaları için ek süre tanıdı.

Uludağ hakkında uygulanan, haftada bir kez, adresine en yakın karakola imza vermek şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 3 Şubat 2021 tarihinde görüldü. Duruşmada, Cumhuriyet Savcısı, mahkeme heyetine sunduğu esas hakkındaki mütalaasınd gazeteci Uludağ’ın cezalandırılmasını talep etti. Uludağ ve avukatı mütalaaya karşı savunma yaparak, beraat talep etti.

Mahkeme heyeti, açıkladığı kararında, Uludağ’ın 3713 Sayılı Yasanın 6/1 maddesi gereğince, “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçundan 1 yıl hapis ile cezalandırılmasına karar verdi. TCK 62 maddesi uyarınca cezada 1/6 oranında indirim yaparak, cezayı 10 aya indirildi. Cezanın iki yıldan az olmasından kaynaklı TCK 51. maddesi uyarınca bir yıl ertelenmesine karar verildi.

2. Standing - Feb. 3, 2021


Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın duruşması, mahkeme heyetinin yerini alması ile başladı. Duruşmada Alican Uludağ ile taraf avukatları hazır bulundu.

Duruşmada ilk olarak cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını mahkeme heyetine yazılı olarak sundu. Savcı, mütalaasında “Terörle Mücadele Görev Almış Kamu Görevlisini Hedef Göstermek” suçundan cezalandırılmasını istedi.

Alican Uludağ ve taraf avukatlarının savunmaları SEGBİS ile kayıt altına alındı.


Savunmalar ardından mahkeme heyeti, kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, Uludağ’ın 3713 Sayılı Yasanın 6/1 maddesi gereğince, “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçundan 1 yıl hapis ile cezalandırılmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti, TCK 62 maddesi uyarınca cezada 1/6 oranında indirim yaparak, cezayı 10 aya indirdi.

Mahkeme, Uludağ hakkında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasını (HAGB) uygulamadı.

Cezanın iki yıldan az olmasından kaynaklı mahkeme heyeti, TCK 51. maddesi uyarınca bir yıl ertelenmesine karar verdi.

1. Standing - Dec. 2, 2020


Saat 10.00’da başlaması gereken duruşma, 15 dakika gecikmeyle, saat 10:15’te başladı. Yargılanan gazeteci Alican Uludağ, duruşmaya; avukatı Semih Ecer ile birlikte katıldı. Uludağ’ın sosyal medya paylaşımı ile eleştirdiği eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı ise duruşmada, Bertan Yavuz Erez temsil etti.

İddianamede, “mağdur” sıfatı ile yer alan Başsavcı, duruşmadan kısa bir süre önce Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından Yargıtay üyeliğine atandı.

Duruşmada alınacak beyan ve kararların Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile kayıt altına alınmasına karar verildi.

Duruşma, Uludağ’ın savunması ile başladı.

Başsavcının düğününden sonra Cumhurbaşkanı ile görüşmesini, gazeteci sıfatıyla eleştirdiğini dile getiren Uludağ, iki sosyal medya kaymasının birbiriyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Savcılığın ilk paylaşımını görmezden geldiğini, sanki hiçbir neden yokken ikinci paylaşımı yapmış gibi gösterdiğini belirten Uludağ, mahkemeye; paylaşımının tamamını sundu. Mahkeme heyetine, “Bu paylaşımı, başsavcıyı hedef göstermek için yaptığıma samimiyetle inanıyor musunuz” sorusunu yönelten Uludağ, hakkındaki soruşturma ile ilgili şunları söyledi:

“Baskı, korkutma, sindirme ve ders verme amacıyla açılmış bir soruşturmadır. Soruşturma makamı davanın hem tarafı hem de savcısıdır. Davanın müştekisi aynı zamanda dosyanın savcısıdır. İddianame savcısının, amiri konumundaki bir kişi ile ilgili nesnel değerlendirme yapması söz konusu değildir. Soruşturma taraflıdır. Müşteki, davayı açan savcının amiri konumundadır.”

Soruşturma aşamasında, ifadesinin alınması için Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne (TEM) çağırıldığını dile getiren Uludağ, “Eşim adliyede görev yapıyor. TEM Şube’ye çağırıldığımda, aynı anda adliyede görevli olan eşimin de görev yeri değiştirilmiştir. Üstelik bu görev değişimi doğum izninde olan eşimin sekiz aylık hamile olduğu bir anda gerçekleşmiştir” dedi.

Paylaşımı yapmasının temel amacının eleştiri olduğunu dile getiren Uludağ, şöyle konuştu:

“Yargı muhabiri kimliğimle her zaman yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile hukukun üstünlüğünü savundum. Bir başsavcının, yürütme organının lideri ile bu kadar samimi ilişki geliştirmesi, ardından yürütme organının başının en büyük siyasi rakibiyle ilgili bir soruşturmayı yürütmesi eleştirilmiştir. Burada asla terör örgütüne hedef gösterme anlamı çıkmaz.”

Paylaşımında başsavcının adını değil, Ankara Başsavcısını vurguladığını belirten Uludağ, “Burada eleştirilen kişi Başsavcıdır. Başsavcılık makamındaki kişinin yürütme organının başıyla yargı tarafsızlığına zarar verecek şekilde samimi olması, kendisinin yürüttüğü Demirtaş gibi soruşturmalara da gölge düşürmektedir” dedi.

Halkların Demokratik Partisi eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklanmasının siyasi nitelikte olduğunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararında vurgulandığını dile getiren Uludağ, “Esasen, paylaşılan tweet’te de Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın düğününden bir gün sonra Cumhurbaşkanını ziyaret etmesi, Demirtaş örneğiyle eleştirilmiştir. Bir yargı görevlisinin iktidar üyesini ziyaret etmesi karşısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararı daha da anlam kazanmaktadır” diye konuştu.

Başsavcının kendisine yönelik husumetinin olduğunun düşündüğünü dile getiren Uludağ, başsavcılık tarafından yürütülen bazı soruşturmalara ilişkin haberlerini de sundu.

Uludağ, hakkındaki; haftada bir kez adresine en yakın karakola imza verme şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını talep etti.

Uludağ, mahkemeye; yaklaşık dört sayfadan oluşan yazılı bir savunma da sundu.

Uludağ’ın avukatı Semih Ecer ise, iddianamede Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin basın özgürlüğü ile ilgili değerlendirmelerinden hiçbirine atıf yapılmamasını eleştirdi. Basın özgürlüğünü ile ilgili davalardaki mahkumiyet hükümlerinin neredeyse tamamının Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden döndüğünü belirten Ecer, “Kararlar verilirken neden Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları mahkemesi kararları göz ardı edilir anlamış değiliz” dedi.

Ecer de Uludağ hakkındaki adli kontrol uygulamasının kaldırılmasını talep etti. “Delilleri karartma şüphesi yoktur. Çünkü delil, sosyal medya paylaşımıdır. Kaçma şüphesi yoktur. Kendisi yargı muhabiridir, zaten her gün adliyededir” dedi.

Uludağ’ın eleştirdiği eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısının avukatı Bertan Yavuz Erez ise “Müvekkilimiz memurdur. Görevini yapmaktadır. Asılsız iddialarla hedef gösterilmiştir. Sanığın anlamadığı husus şu: Demirtaş, tutuklu olarak terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanmaktadır. Müvekkilin, bu şahsı tekrar tutukladığından bahsetmektedir. Bu şekilde hedef göstermektedir” dedi. Şikayetlerinin devam ettiğini ve Uludağ’ın cezalandırılmasını talep ettiklerini dile getirdi.

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı, yazılı mütalaasını flash disk içinde mahkeme katibine sundu. Mütalaada, Uludağ’a yönelik suçlamanın “haber vermek, haberi yayınlamak ve bunun sus olarak öngörülmesine değil, terörle mücadele eden kolluk birimlerinin isimlerinin ve çalıştığı birimlerin yayımlanmasına” dayandırıldığı belirtildi. Mütalaada, “Selahattin Demirtaş hakkında, ‘PKK terör örgütüne üye olmak’ suçlaması ile soruşturma ve kovuşturma bulunduğu da dikkate alındığında, sanığın yapmış olduğu paylaşım ile Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı PKK terör örgütü mensuplarına hedef gösterdiği” iddia edildi. Uludağ’ın cezalandırılması talep edildi.

Mütalaada, ayrıca; Uludağ hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin de devam ettirilmesi istendi.

Uludağ, esas hakkındaki mütalaa karşısında savunma için ek süre istedi. Ancak, Uludağ; “Ben mahkemeye, iddianameye alınmayan ilk paylaşımımı sundum. Savunma yaptım. Savunmalarımın neden geçersiz olduğuna ilişkin bir mütalaanın verilmesini de beklerdim. Önceden hazırlanmış bir mütalaanın, okunmasının hukuka aykırı olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Uludağ’ın avukatı Ecer de mütalaa karşısında savunma için ek süre istedi.

Mahkeme, karar için duruşmaya ara vermedi.


Mahkeme, Uludağ ve avukatını esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını hazırlamaları için ek süre tanıdı.

Uludağ hakkında uygulanan, haftada bir kez, adresine en yakın karakola imza vermek şeklindeki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın, 3 Şubat 2021 tarihinde görülecek ikinci duruşma ile devam etmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

Ankara Adliyesi’nin ana kapısında, güvenlik görevlileri; kimin hangi mahkemeye hangi amaçla geldiğini soruyordu. Bu yüzden, adliyeye; arka kapıdan girildi. Girişte; koronavirüs pandemisi karşısında alınan önlemler kapsamında ateş ölçümü yapılmadı. Ayrıca x-ray taramasından da geçildi.

Uludağ’ın yargılandığı duruşma, mahkemenin o gün görmesi gereken tek duruşmaydı.

Duruşma öncesinde, mahkeme salonunun önünde üç üniformalı polisin beklediği görüldü.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma, yargılamayı yürüten Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendi salonunda görüldü. Salon, amfi şeklinde büyük bir salondu. Salon, havadar ve aydınlıktı. Ancak, salonun kirli olduğu görüldü.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı; Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Bağımsız Gazetecilik Ağı (P24) ve Susma Platformu gözlemcileri takip etti. Duruşma öncesinde, mahkeme salonunun önünde üç üniformalı polis bekliyordu. Üç polisten ikisi, gözlemcilerle birlikte duruşma salonuna girdi ve tüm duruşmayı salonda takip etti. Ayrıca mahkeme başkanının sivil koruma polisi de duruşma salonundaydı.

Genel Gözlemler

Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin o gün bir tek Uludağ’ın yargılandığı davanın ilk duruşmasını görmesi gerekiyordu. Duruşma salonun kapısında asılı duruşma listesinde, Uludağ’ın sosyal medya paylaşımı eleştirdiği eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın adının yerine “Gizli Mağdur” yazılmıştı. Alican Uludağ, duruşmadaki savunması sırasında bu durumu da eleştirdi. “Gizli müştekilik diye bir durum yoktur. Kayıtların düzeltilmesini talep ediyorum” dedi.

Uludağ’ın savunması sırasında, mahkeme başkanının telefonun çaldığı, telefonunun ceketinin cebinden çıkaran başkanının, aramaya yanıt vermediği görüldü.

Duruşma savcısının, Uludağ’ın savunmasından sonra, esas hakkındaki mütalaasının metnini flash disk içinde mahkeme katibine sunması dikkat çekti. Uludağ, esas hakkındaki mütalaa karşısındaki savunmasında bu durumu eleştirdi. Duruşma boyunca alınan beyanlar SEGBİS sistemi ile kayıt altına alındığından, duruşma tutanağına yansımadı. Ancak yazılı olarak sunulan mütalaa, tam metin olarak tutanağa geçirildi.

Alican Uludağ - “Disclose or Publish the Identity of Officials on Anti-Terrorist Duties” Trial (Indictment)

Alican Uludağ - “Disclose or Publish the Identity of Officials on Anti-Terrorist Duties” Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Alican Uludağ - “Disclose or Publish the Identity of Officials on Anti-Terrorist Duties” Trial 1. Standing (Defense)

Alican Uludağ - “Disclose or Publish the Identity of Officials on Anti-Terrorist Duties” Trial 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Alican Uludağ - “Violation of Confidentiality” Trial

Uludağ’s reporting which put him under investigation for “violating the confidentiality of the investigation” was published on March 20, 2017 under two titles, “Dört Hakim ve Savcı, HSYK’nin İhraç Ettiği İsimler Arasında Yok” [“Four judges and prosecutors are not among the ones who were sacked by the Supreme Board of Judges and Prosecutors”] and “Evet’çi Savcı FETÖ toplantısında” [The Judge who called for “yes” in the referendum was at the FETÖ meeting”].

Four judges and prosecutors mentioned in the report had already filed a complaint against Uludağ.

The Antalya Public Prosecutor’s Office conducted the investigation on Uludağ. However, the investigation was conducted by the “Bureau of Crimes Against the Constitutional Order,” not the “Bureau of Press Offences.”

In his defense at the Ankara Public Prosecutor’s Office, Uludağ said:

“My report is in the scope of press freedom. It was meant to inform the public. I reject the accusations. Even though I had the full testimony of the anonymous witness, I didn’t publish the full text but quoted the part from prosecutor Cevdet Kayafoğlu. He was known because of his political tweets related to the referendum, therefore I used the related quote in my report to inform the public. I used pseudonyms for two other judicial officials who weren’t discussed in public.”

Then, Uludağ presented his written defense. He noted that he didn’t give any details that could reveal the true identity of the anonymous witness Çakıl [Gravel].

Completed the indictment on May 31, 2017. Prosecutor accused Uludağ of “violating the confidentiality of the investigation” and recommended up to three years of a prison sentence or a judicial fine for Uludağ.

Prosecutor completed the indictment on May 31, 2017. In the indictment, the names of judges and prosecutors who were mentioned in the report were listed as the plaintiffs.

In the indictment, it was explained that Çakıl’s - an anonymous witness in a FETÖ investigation - testimony was quoted in Uludağ’s report, and the prosecutor quoted from Çakıl’s testimony.

It was noted the Acting Antalya Chief Prosecutor (C.K’s) headshot was published in the report and claimed that in his defense, Uludağ accepted the charges against him.

In the indictment, the prosecutor accused Uludağ of “violating the confidentiality of the investigation” and recommended one year to three years of a prison sentence or a judicial fine for Uludağ.

The indictment against Uludağ was sent from court to court.

The prosecutor’s office sent the indictment to the Antalya Criminal Court of First Instance. But the court ruled for a lack of jurisdiction and sent the file to the Ankara 37th Criminal Court of First Instance. The court ruled that the accusation was a press offense, ruled for a lack of jurisdiction and sent the file to the Istanbul 2nd Criminal Court of First Instance on the grounds of the location of the Cumhuriyet newspaper, which was in Istanbul. Hence the decision of which court would hold the trial took quite a long time.

Two year after the publication of the report and one year and six months after the completion of the indictment, Uludağ appeared before a judge.

Upon the court’s order, Uludağ made his defense in the Ankara 34th Criminal Court of First Instance on Dec. 6, 2018. “The fact that I used pseudonyms for three plaintiffs in my report clearly shows that I had no criminal intent. Regarding the K., I wrote his name openly because he was known by the public due to his political tweets about the referendum,” Uludağ said.

The first hearing of the trial was held in Istanbul 2nd Criminal Court of First Instance on Feb. 7, 2019.

In her statement, Uludağ’s lawyer Buket Yazıcı said the violation of confidentiality of an investigation only applies if the material fact’s revelation was prevented, and emphasized that on the contrary, the report helped reveal the material fact.

Although it was the first hearing, the Istanbul 2nd Criminal Court of First Instance reached a verdict and sentenced Uludağ to 10 months in prison.

In his testimony at the Ankara 33rd Criminal Court of First Instance, Uludağ said that he didn’t want the suspension of the pronouncement of the judgment. But the judge dictated to the trial record as if he wanted it.

In accordance with the trial record, the court ruled to suspend the pronouncement of the judgment.

In the reasoning of the verdict, it was stated that Uludağ exceeded the limits of press freedom. Judge Bedir described Uludağ’s defenses as “saving himself from the crime” and noted that she observed remorse. It was also stated that the opinion that he will not commit a crime again was formed.

1. Standing - Dec. 6, 2018


Yargılamanın talimat duruşması, kimlik tespiti ile başladı.

Uludağ, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin talimat talebinin bu mahkemede değil, basın suçları ile ilgilenen Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından görülmesi gerektiğini belirtti. Hakim ise basın yoluyla işlendiği iddia edilse de basın suçu olmadığını soruşturmanın gizliliğini ihlal iddiası ile açılan bir dava olduğunu belirterek, Uludağ’ın usul itirazını reddetti.

Uludağ, suçlamalara ilişkin 5 sayfa yazılı savunmasını sundu. Hakim, bir süre yazılı savunmayı okudu. Hakim, Uludağ’ın yazılı ifadesinde de suç teşkil eden bir unsurun olup olmadığını kontrol için okuduğunu söyledi.

Uludağ, yazılı savunmasına ek olarak sözlü savunma da yapmak istediği söyledi. Uludağ, “Üç müştekinin adını haberde kodlayarak vermem, suç kastımın olmadığını en açık delilidir. K. yönünden ise, referanduma ilişkin attığı siyasi tweet’ler nedeniyle kamunun tanıdığı bir isim olduğundan ismini açık olarak yazdım” dedi.

Uludağ’ın savunmasının tam metni için tıklayınız


Hakim, yazılı ve sözlü savunmayı da ekleyerek dosyanın İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi.

Hakim Kara, yargılamanın ilk duruşmasının 7 Şubat 2019’da İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüleceğini bildirdi.


Duruşma Öncesi

Yargılama Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde görüldü. Adliye binasına çanta ve üst aramasının ardından girildi. Duruşma, günün öğlen saatlerinde görüldüğünden, ne binada, ne mahkeme salonu önünde bir kalabalık yoktu. 14.30 saati verilen duruşma 10 dakika geç başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Yargılama büyük ve havalandırılmış bir salonda görüldü. Tek hakimin cübbesini giymediği görüldü.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya, Uludağ ile birlikte gazeteciler de katıldı.

Genel Gözlemler

Hakim, eski bir Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi olduğunu belirtti. Uludağ da Ankara Adliyesi’nde yargı muhabiri olduğunu ifade etti. Uludağ ile hakim arasında sohbet havasında konuşmalar gerçekleşti.

Duruşmanın sonunda, Uludağ, duruşma tutanağını aldı. Ancak daha sonra tutanakta Uludağ’ın söylediklerinin aksine hataların yapıldığı görüldü. Uludağ, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını açıkça reddetmesine karşın, tutanağa ertelemenin kabul edildiği yazıldı.

Alican Uludağ - “Violation of Confidentiality” Trial (Verdict)

Alican Uludağ - “Violation of Confidentiality” Trial (Verdict)

Alican Uludağ - “Violation of Confidentiality” Trial (Indictment)

Alican Uludağ - “Violation of Confidentiality” Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Alican Uludağ - “Violation of Confidentiality” Trial 1. Standing (Defense)

Alican Uludağ, Olcay Büyüktaş Akça - "Disclosing the Identities of Those Who Denounce Crime and Criminals" Trial

Alican Uludağ’s article “Police knew about the preparations of the massacre in Ankara train station, 8 days before the attack” was published in Cumhuriyet Daily on November 22, 2019. Following the article, Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office launched an investigation against Uludağ and editor in charge of the paper Olcay Büyüktaş Akça.

The article had claimed that the ISIS members had attempted to purchase “nitrate 33” fertiliser from a fertiliser shop in Gaziantep’s Nizip providence, 11 days before the bomb attack in Ankara on October 10, 2015, where 103 people were killed. According to the article, owner of the fertiliser shop had reported the incident to the police. The article claimed that even though the police knew about the identities of the suspects, did not capture them and these suspects then had taken part in the train station massacre.

After the article was published, the shop owner appeared at Nizip Police Station’s Anti Terror Bureau Directorship, where he had reported the incident, and filed an official complaint as his name was used in the article.

Police station then informed the prosecutor’s office about the situation. Nizip Chief Public Prosecutor’s Office, forwarded the case files to Istanbul with a decision of non-prosecution.

Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office launched an investigation against Alican Uludağ, who prepared the article and Olcay Büyüktaş Akça, editor in charge of the paper.

Uludağ, by the order of İstanbul Chief Public Prosecutor’s Office, gave a statement in Ankara. According to the indictment, Uludağ, in his statement, said that; “within the scope of the press freedom, capturing personal information regarding the incidents with public value was not a crime”. He also stated that after the news was published the shop owner had called him and that he informed the shop owner that his name and the address of his shop was taken out and was no longer available in the article in the web page.

The indictment against paper’s editor in charge Akça, along with Alican Uludağ, was completed on March 17, 2020.

The indictment where Cumhuriyet Daily reporter Alican Uludağ’s article “Police knew about the preparations of the massacre in Ankara train station, 8 days before the attack” was the subject matter, was presented to the court on March 17th, 2020. Indictment mentioned editor in charge of the paper Olcay Büyüktaş Akça, along with Uludağ, as “suspects”.

The indictment claimed that Alican Uludağ’s article “Police knew about the preparations of the massacre in Ankara train station, 8 days before the attack”, published on November 22, 2019, revealed the address of the shop and the identity of the owner contravening the Anti-Terror law.

The indictment included the shop-owner statement that in September 2015 a stranger had walked into his shop in Nizip province and wanted to purchase 33 nitrate fertilisers but was unable to provide the necessary official documents in order to proceed with the transaction therefore he had not made the sell.

Indictment also included the shop-owner’s words where he said he reported the incident as he became suspicious of the person’s actions. The indictment stated that about 10 days after shop-owner’s report, on October 10, 2015, two bombs went off in Ankara, killing a large number of people.

The indictment stated that Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office had launched the investigation after Alican Uludağ’s article “Police knew about the preparations of the massacre in Ankara train station, 8 days before the attack” was published in Cumhuriyet Daily on November 22, 2019, revealing the identity of the shop-owner.

The indictment also included the following words from the subject matter article; “According to the files, discovered by Cumhuriyet, a person called Nizip Police Station on September 30, 2015 at 17:45 and said ‘I own the xxxxx xxxxx xxxx shop in front of the xxxxx xxxx. Is there any intelligence regarding terrorist acts in Nizip? A suspicious-looking person asked for fertiliser. I said ‘I have to sell 33 nitrate fertiliser with a certificate of custodianship. After I said that two people left without buying anything.”.

The indictment also reminded that according to the Press Law, cases that involve crimes committed through written pieces or the criminal cases foreseen by this law must be opened within 4 months time of the daily publications’ date.

Regarding the content of the subject matter article, it was claimed that the article had revealed the name and the address of the complainant’s work place and violated the article 14 of the Anti-Terror Law by crossing the limits of informing the public.

In the indictment, Uludağ who prepared the article was accused of “revealing or publishing the identity of those providing information about crimes or criminals” according to the article 6/3 of the Anti-Terror Law.

Uludağ was also requested to be “bereaved of specific rights” according to the article 53 Turkish Penal Code.

The indictment said that “It is understood that responsible editor Olcay Büyüktaş Akça, suspect who did not take part in committing the crime, is, according to the law, criminally responsible, and the advance payment proposal was not complied within the legal deadline since March 4, 2020, when she was notified about the offer, and in this case she had committed the crime”.

The indictment against Akça, along with Uludağ was accepted by Istanbul 32nd Assize Court.

The trial started with the first hearing held in Istanbul 32nd High Criminal Court on October 22nd, 2020.

Uludağ stated that the news report in question served the public interest: “The documents in the court file and reports by the Ministry of Interior’s inspectors have already confirmed the negligence of public officials in this incident. However, to date, no public official reported to act negligently prior to the massacre was brought to justice. Nonetheless, I stand trial for the news report I penned.”

“I think that main reason for this lawsuit is not that I mention the fertilizer dealer who reported the incident, but rather the negligence of public officials,” he said and stated that it was up to the judges’ to reach a fair verdict.

Uludağ stated that “the report did not disclose anyone’s identity”, requesting that “the court accept that there is no evidence of crime” and “that the news report falls within the freedoms of press and expression.”

Olcay Büyüktaş Akça stated, “The news story was important to us. The news story serves the public interest. The only evidence against us is the news story published in the newspaper. There is no evidence to prove that we may be guilty. The news falls within the limits of the constitutional rights of the press”.
The court ruled to send a writ to Nizip Police Department in Gaziantep to demand the denouncement which formed the basis of the lawsuit against the journalists. Furthermore, the court ruled to send a writ to Ankara 4. High Criminal Court to demand the indictment in the case file concerning the terror attack before the Ankara train station.

The trial will continue with the second hearing on January 12th, 2021.

4. Standing - June 15, 2021


Mahkeme heyetinin yerini alması ile birlikte duruşma saatinde, 13:30’da başladı. Gazetecilerin katılmadığı duruşmada avukatları hazır bulundu.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nden gazeteci Alican Uludağ hakkında hazırlanan iddianamenin gönderildiği açıklandı.

Duruşmada esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı davaya konu haberde geçen ismin 10 Ekim Ankara Tren Garı katliamı davasındaki tutanaklarda yer aldığını, bu nedenle aleniyet kazandığını belirterek “suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle gazetecilerin beraatini talep etti.


Mahkeme heyeti, kısa bir aranın ardından açıkladığı kararında gazetecilere yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığını ve gazetecilerin tarafından işlenmediğine kanaat getirerek, beraatlerine karar verdi.


Duruşma Öncesi

Covid-19 önlemleri kapsamında adliyeye girişler tek sıra haline yapıldı. Girişler bariyerlerle çevrilmişti. Ateş ölçümü ve HES kodu sorgulaması yapıldıktan sonra avukat ve yurttaşlar adliyeye alındı. Duruşmanın yapıldığı salonun önünde her hangi bir bariyer bulunmuyordu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonunda izleyiciler için 25 kişilik yer ayrılmıştı. İzleyiciler arasında uyarı bantları yerleştirildiği görüldü. Duruşma salonunda SEGBİS için iki ayrı ekran kurulduğu görüldü. Sanık ve avukatlar için ayrı ayrı oturma yerleri ayrılmıştı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, P24, TGS ve RSF ile MLSA takip etti.

3. Standing - March 16, 2021


Mahkeme heyetinin yerini alması ile birlikte saat 11:45’te başlaması beklenen duruşma, 13:25’te başladı. Duruşmada gazeteci Olcay Büyüktaş Akça ve avukatı Buket Yazıcı hazır bulundu.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinden Uludağ hakkında hazırlanan iddianamenin gönderildiği açıklandı.

Duruşmada ilk olarak Olcay Büyüktaş Akça söz alarak, suçlamaları kabul etmediğini belirterek, Hükmün Açıklanmasını Geri Bırakılmasını kabul etmediğini söyledi.

Ardından söz alan avukat Buket Yazıcı da dosyadaki eksiklerin giderilmesini talep etti.

Duruşma savcısı da dosyadaki eksik hususların giderilmesini talep etti.


Mahkeme heyeti, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin gönderdiği dosyanın çok fazla olduğu için incelemesinin zaman alacağını belirterek, duruşmayı 15 Haziran 2021 tarihine, saat 13:30’a bırakılmasına karar verdi.


Duruşma Öncesi

Covid-19 önlemleri kapsamında adliyeye girişler tek sıra haline yapıldı. Girişler bariyerlerle çevrilmişti. Ateş ölçümü ve HES kodu sorgulaması yapıldıktan sonra avukat ve yurttaşlar adliyeye alındı. Duruşmanın yapıldığı salonun önünde her hangi bir bariyer bulunmuyordu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonunda izleyiciler için 25 kişilik yer ayrılmıştı. İzleyiciler arasında uyarı bantları yerleştirildiği görüldü. Duruşma salonunda SEGBİS için iki ayrı ekran kurulduğu görüldü. Sanık ve avukatlar için ayrı ayrı oturma yerleri ayrılmıştı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, P24, TGS ve RSF ile MLSA takip etti.

2. Standing - Jan. 12, 2021


Mahkeme heyetinin yerini alması ile birlikte saat 11:45’te başlaması beklenen duruşma, bir saat 10 dakika geç başladı. Duruşmada gazeteci Alican Uludağ ve avukatı Buket Yazıcı hazır bulundu.

Duruşmada ilk olarak Alican Uludağ söz alarak, suçlamaları kabul etmediğini belirterek, Hükmün Açıklanmasını Geri Bırakılmasını kabul etmediğini söyledi.
Ardından söz alan avukat Buket Yazıcı da dosyadaki eksiklerin giderilmesini talep etti.

Duruşma savcısı da dosyadaki eksik hususların giderilmesini talep etti.


Mahkeme heyeti, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinden Uludağ hakkında hazırlanan iddianamenin gönderilmesinin beklenilmesine karar verdi. Duruşma, 16 Mart 2021 tarihine, saat 11:45’e bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Covid-19 önlemleri kapsamında adliyeye girişler tek sıra haline yapıldı. Girişler bariyerlerle çevrilmişti. Ateş ölçümü yapıldıktan sonra avukat ve yurttaşlar adliyeye alındı. Duruşmanın yapıldığı salonun önünde her hangi bir bariyer bulunmuyordu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonunda izleyiciler için 25 kişilik yer ayrılmıştı. İzleyiciler arasında uyarı bantları yerleştirildiği görüldü. Duruşma salonunda SEGBİS için iki ayrı ekran kurulduğu görüldü.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, MLSA, P24, DİSK Basın-İŞ temsilcileri izledi.

1. Standing - Oct. 22, 2020


Saat 10.00’da başlaması gereken duruşma, 50 dakika gecikmeyle, saat 10.50’de başladı.

Yargılanan gazeteci Alican Uludağ, duruşmaya, yaşadığı Ankara’dan Ses ve Görüntülü Sistem (SEGBİS) aracılığı ile katıldı. Yargılanan gazeteci Olcay Büyüktaş Akça ise duruşmaya, avukatı Turan Karakaş ile birlikte katıldı.

Uludağ, dava konusu haberi kendisinin kaleme aldığını dile getirdi. 12 yıllık gazeteci olduğunu, bunun 10 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Bürosu’nda adliye ve yargı muhabiri olarak görev yaptığını belirtti. Şu anda Olay TV’de çalıştığını ifade etti.

Suçlama konusu haberde, yüksek bir kamu yararı olduğunu kaydeden Uludağ, “Mahkeme dosyasına giren belgeler, yine İçişleri Bakanlığı’nın müfettiş raporları, zaten olayda kamu görevlilerinin ihmalini ortaya koydu. Ancak bugüne kadar katliamda ihmali olduğu belirtilen hiçbir kamu görevlisi yargı önüne çıkarılmadı. Durum böyleyken, yaptığım haber nedeniyle karşınızda sanık olarak yargılanıyorum” dedi.

“Bu davanın açılmasının asıl nedenini, olayı ihbar eden gübre bayisinin adının haberde yer alması değil, kamu görevlilerinin ihmalini yazmam olarak görüyorum.” dedi, bunu yargıçların vicdanına bıraktığını söyledi.

Haberde “hüviyeti açıklama suçundan bahsedilemeyeceğini” belirten Uludağ, “suçun unsurlarının oluşmadığının kabul edilmesini” ve “haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesini” talep etti.

Olcay Büyüktaş Akça ise “Haber bizim için önemliydi. Yapılan haber yüksek kamu yararı taşıyordu. Bizim davada tek delil gazetede çıkan haber. Bizim suçluluğumuzu kanıtlayacak herhangi bir delil bulunmamaktadır. Haber, basının anayasal kapsamında hazırlanmıştır” dedi.

Gazetecilerin avukatları Turan Karakaş ise “Delil gazete haberi, eylem ise haberin yapılması. Hiçbir şekilde ismi aleniyete çıkarmak yok. Bu delil eylemimizin suç olmadığını gösteriyor” dedi. Davanın, haberin yayınlanmasından beş yıl sonra açıldığına dikkat çekti. “Herkesin bildiği şeyin ihbarı olamaz. Burada müvekkillerimin eylemleri suç sayılacak nitelikte değil. Sadece haber yapılmıştır. Basın zaten haber yapmak için vardır” ifadelerini kullandı.


Mahkeme, gazeteciler ve avukatlarına esasa ilişkin savunmalarını ve delillerini sunmak üzere ek süre tanıdı.

Gaziantep’in Nizip Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, gazeteciler hakkında dava açılmasına neden olan ihbar tutanağının örneğinin gönderilmesinin istenmesine karar verildi.

Ayrıca; Ankara’daki tren garı önündeki terör saldırısına ilişkin yargılamayı yürüten Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazı yazılarak, dava dosyasındaki iddianamenin istenmesi kararlaştırıldı.

Yargılamanın, 12 Ocak 2021 günü görülecek ikinci duruşma ile devam etmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

Koronavirüs karşısında alınan önlemler kapsamında, adliyeye; tek sıra halinde girilebildi. Bu düzen, bariyerlerle sağlandı. Ateş ölçümü ve X-Ray taraması yapıldı.

Duruşmanın yapıldığı salonun önünde bariyer yoktu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonunda izleyiciler için 25 kişilik yer ayrılmıştı. İzleyiciler için ayrılan her iki oturma yerinden biri, koronavirüs karşısında alınan sosyal mesafe önleminin sağlanması için bantla kapatılmıştı.

Duruşma salonunda, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) için iki ayrı ekranın kurulduğu görüldü.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı; Bağımsız Gazetecilik Platformu (P24), Disk Basın-İş, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) gözlemcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşmada, olağanüstü bir gelişme yaşanmadı.

Alican Uludağ, Olcay Büyüktaş Akça - "Disclosing the Identities of Those Who Denounce Crime and Criminals" Trial (Indictment)

Alican Uludağ, Olcay Büyüktaş Akça - "Disclosing the Identities of Those Who Denounce Crime and Criminals" Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Alican Uludağ, Olcay Büyüktaş Akça - "Disclosing the Identities of Those Who Denounce Crime and Criminals" Trial 3. Standing (Minutes of the Hearing)

Alican Uludağ, Olcay Büyüktaş Akça - "Disclosing the Identities of Those Who Denounce Crime and Criminals" Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial

The Istanbul Public Prosecutor’s Office launched an investigation on Uludağ because of his reports, which were published with the titles “ABD ayarlı adalet” [“Justice adjusted by the US], “Tutan da bırakan da yargı mı, devlet mi?” [“Who arrested and released? The judiciary or the state?”] in the Cumhuriyet newspaper on July 26, 2018. The reasoning of the investigation was “publicly degrading the state’s judicial bodies” (TPC 301).

Upon request from the Istanbul Public Prosecutor’s Office, Uludağ testified at the Ankara Public Prosecutor’s Office. He said he didn’t degrade the judicial body in his report. He wrote his report to shed light on the current public debate and it was within the borders of the freedom of the press.

Special permission must be given from the Ministry of Justice for conducting an investigation with the charge of TPC 301, which Uludağ is accused of. The Ministry of Justice gave the permission on Sept. 5, 2018.

Celal Sarıdere, a prosecutor from the Istanbul Public Prosecutor’s Office Bureau of Press Offences issued an indictment against Uludağ with the charge of “publicly degrading judiciary bodies” on Oct. 1, 2018.

The indictment against Uludağ was issued on Oct. 1, 2018. In the indictment, a six month to two year prison sentence was recommended for Uludağ.

The indictment consisted of phrases from Uludağ’s reports. The diplomacy reporter of the Cumhuriyet newspaper Duygu Güvenç’s report was also included the indictment. Güvenç was charged for the same article and the prosecutor recommended the same sentence for Güvenç.

The report in question was written after the court’s decision to release Pastor Brunson and place him in house arrest, which sparked a diplomatic crisis between Turkey and the US. The following sentences included in the indictment:

“Now, with the steps which will be taken by the US, the continuation of the house arrest will become clear. If Turkey gets what it wants, “the independent judiciary” will lift the house arrest and maybe Brunson will be able to return home, just like the US President said.”

The indictment against Uludağ was issued on Oct. 1, 2018. In the indictment, a six month to two year prison sentence was recommended for Uludağ.

The indictment was issued only a few days before Brunson’s departure to the US on Oct.1, 2018.

The first hearing of the trial was held on Dec. 20, 2018, at the Istanbul 2nd Criminal Court of First Instance.

Defending his report, Uludağ reiterated President Recep Tayyip Erdoğan’s words on Brunson and Fethullah Gülen [an Islamist living in self-imposed exile in the US that is accused of orchestrating a 15th of July coup attempt] as “Give the pastor, take the pastor.” In his defense, “The value which was defended in the report was that the judiciary should be independent and objective. It was criticizing the politicization of the Brunson case by using it as leverage in negotiations,” Uludağ said.

Uludağ’s lawyer requested additional time to prepare the defense. The court ruled to set the next hearing on April 4, 2019.

The court was supposed to rule if there will be a request from US authorities to take Güvenç’s testimony, however, the hearing was postponed until June 20, 2019, because the judge was on leave.

The prosecution continued on Oct. 10, 2019. At the hearing, Duygu Güvenç gave her defense.

The 5th hearing of the case took place at January 9th, 2020. Defence attorneys were present at the hearing where Alican Uludağ and Duygu Güvenç were absent.

Judge Nursel Bedir at the beginning of the hearing, stated that the response for the request they made to the İzmir Assize Court had arrived and only the reasoned decision was sent, not the entire file of Pastor Brunson. Following this, the attorneys stated that they request the entire file. Attorney Abbas Yalçın, “Reasoned decision is not sufficient for us, we request the entire file.”. After that the judge stated an interlocutory decision and denied the request. Attorneys requested time to prepare their defence statement.

The sixth hearing of the case could not be held on 16 April 2020, as planned. The trial, postponed to 2 July 2020 due to Coronavirus pandemic measures.

The seventh hearing of the trial was held on July 2nd, 2020. Uludağ and his lawyer did not attend the hearing. The judge asked the lawyers whether they would opt for a deferment of the announcement of the verdict. Duygu Güvenç’s lawyer Abbas Yalçın accepted the deferment.

Güvenç’s lawyer Yalçın stated, ‘’I will defend news stories with news stories. My client did not coin the expression ‘hostage diplomacy’. It is in wide use since Deniz Yücel was arrested,’‘ and presented to the court news stories on Deniz Yücel’s release without a ban on going abroad. Yalçın added, ‘’Everyone knows about the deficiencies in our judiciary system. Judges, prosecutors and lawyers, we have to accept such criticism; we have no right to feel offended.’‘

The court accepted the excuse presented by Alican Uludağ’s lawyer.

The eighth hearing took place on October 22nd, 2020. The president of the court had changed. The journalists did not attend the hearing and were represented by their lawyers.

The hearing prosecutor presented his judicial opinion as to the accusations. In the judicial opinion, as was the case in the indictment, the journalists were charged with “publicly denigrating the Turkish nation, state, parliament, government and judiciary organs” as per Turkish Penal Code, Article 301/1.

Buket Yazıcı, the lawyer of Uludağ, stated that the news report was not penned to insult anyone. She stated that Uludağ was a courthouse reporter, and that he covered the Brunson case. She stated that US President Donald Trump’s statements regarding his intervention for Brunson’s release were published in the Washington Post. She stated that the news report in question fell within the scope of press freedom.

Güvenç’s lawyer, Abbas Yalçın said “the judiciary cannot be immune from criticism, and the judiciary cannot feel offended in such situations”. He stated that Güvenç was exercising a constitutional right: “Nobody can be punished for exercising a right. As a journalist, she penned her news report in accordance with concrete reality, on a factual basis, and exercised her freedom to criticize and report.”

The court acquitted Uludağ and Güvenç, stating that the charge leveled against them is not defined as an offense in law.

In the justified decision later announced by the court, it was stated that the expressions used in the news story “put forth a harsh and striking criticism, but fell short of denigration.” The justified decision read as follows:

“The style and phrases used in the news story and the expressions exaggerate the argument to an acceptable degree and sharpen the argument within the limits of the freedom of press. As a result, the journalists try to interpret an incident that marked the public agenda in a critical and disturbing manner, in connection with concrete events…”

The verdict of acquittal was based on the argument that the “news story fell within the freedom of expression and press as outlined by the European Convention of Human Rights and the Turkish Constitution.”

Court of Appeal Process

The hearing prosecutor appealed the acquittal verdict on October 28th, 2020. The prosecutor sent a writ to the İstanbul 2. Criminal Court of First Instance, stating that it would appeal the verdict. In the writ, the prosecutor claimed that the acquittal verdict “was against the principles and procedures of law.”

8. Standing - Oct. 22, 2020


Saat 10.30’da başlaması gereken duruşma, yaklaşık bir saat gecikmeyle, saat 11.30’da başladı. Mahkeme başkanının değiştiği gözlendi. Duruşmaya katılmayan gazeteciler Duygu Güvenç’i avukatı Abbas Yalçın, Alican Uludağ’ı ise Buket Yazıcı temsil etti.

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını sundu. Mütalaada, gazeteciler; iddianamede olduğu gibi Türk Ceza Kanunu’nun 301/1 maddesi uyarınca “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamakla” suçlandı.

Gazetecilerin avukatları, esas hakkındaki mütalaa karşısındaki savunmasını yaptı.

Uludağ’ın avukatı Buket Yazıcı, haberin aşağılama amacıyla yapılmadığını dile getirdi. Uludağ’ın yargı muhabiri olduğunu, Brunson davası ile ilgili süreci haberleştirdiğini belirtti. ABD Başkanı Donald Trump’ın Brunson’un serbest bırakılması sürecine müdahale ettiğine ilişkin açıklamalarının Washington Post’ta yayımlandığını anımsattı. Haberin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Söz konusu haberin pek çok ulusal basın yayın kuruluşunda yayımlandığını belirten avukat Yazıcı, bazı haber örneklerini sundu.

Güvenç’in avukatı Abbas Yalçın ise “yargı eleştiriden muaf olamaz, yargı alınganlık yapamaz” dedi. Güvenç’in anayasal hakkını kullandığını dile getirdi. “Kimse hakkını kullandığı için cezalandırılamaz. Gazeteci olarak görünür gerçekliğe ve olgusal temellere uygun olarak haberini yapmış, eleştiri ve haber verme özgürlüğünü kullanmıştır” dedi.

Mahkeme başkanı, duruşmaya kısa bir ara verdi.


Mahkeme; Uludağ ve Güvenç’in beraatine karar verdi. Karar, “yöneltilen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığı” gerekçesine dayandırıldı.


Duruşma Öncesi

Koronavirüs karşısında alınan önlemler kapsamında, adliye girişinde bariyerler konulmuştu. Sosyal mesafe önlemi, bu şekilde sağlandı. X-Ray taraması yapıldı. Gazetecilere ve gözlemcilere, duruşma salonunun önünde herhangi bir engel çıkarılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma küçük bir salonda görüldü. İzleyiciler için ayrılan her iki oturma yerinden biri, koronavirüs karşısında alınan sosyal mesafe önleminin sağlanması için bantla kapatılmıştı. Bu nedenle sekiz kişinin takip girebileceği duruşma salonuna, dört kişi alındı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Bağımsız Gazetecilik Platformu (P24), Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilciliği (RSF) ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) gözlemcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşmada, olağanüstü bir gelişme yaşanmadı.

7. Standing - July 2, 2020


Gazeteci Alican Uludağ’ın avukatı, mazeret sunarak duruşmaya katılmadı.

Hakim, avukatlara; olası bir hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını (HAGB) isteyip istemediklerini sordu. Duygu Güvenç’in avukatı Abbas Yalçın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etti.

Ardından avukat Yalçın, şunları söyledi:

“Ben burada haberi haberle savunacağım. Rehin diplomasisi ifadesini müvekkilim uydurmadı. Deniz Yücel’in tutukluluğundan beri konuşuluyor.

O dönemde Almanya, Türkiye ilişkileri bu nedenle çıkmaza girmiş Almanya Dışişleri Bakanı bu konuda açıklamalar yaparak Deniz Yücel’in iade edilmemesi halinde silah anlaşmalarını imzalanmayacağını belirtmişti. Deniz Yücel serbest bırakılmadan bu anlaşmalar imzalanmamış, 2 yıl iddianame düzenlenmeden tutuklu bulunan Deniz Yücel iddianame düzenlendikten sonra yurtdışı yasağı konulmadan serbest bırakılarak Almanya’ya gitmişti. Daha sonra Alman Dışişleri Bakanı’nın belirttiği anlaşmalar imzalandı. Aynı şekilde Rahip Branson olayında da Rahip Branson’un tutuklanmasından sonra Amerika, Türkiye ilişkileri çıkmaza girdi. Amerikalı politikacılar bakımından Branson’ın serbest bırakılmaması halinde yaptırımlar uygulanacağı belirtildi. Bu yaptırımlar uygulanmaya başlayınca, rahip Branson avukatların dahi talebi olmadan önce ev hapsine alındı, daha sonra da serbest bırakıldı.

Görüldüğü üzere bu konuda yapılan birçok haber var. Bu haberleri dosyanıza sunuyorum. müvekkilimin haberi görünür gerçekliğe uygun ve ifade özgürlüğü sınırları içerisindedir. Yargı sistemindeki ağır aksamalar herkesin malumudur. Hakim, savcı ve avukatlar olarak bu eleştirilere katlanmak zorundayız, alınganlık gösterme hakkımız yok. Haberlerin tamamı görünür gerçeğe uygundur.“

Yalçın’ın savunmasının ardından, hakim; bir sonraki duruşma tarihini ilan etti.


Alican Uludağ’ın müdafiisinin mazeretini kabul eden mahkeme, bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2020’de saat 10.30’da görülmesine karar verdi.


Duruşma Öncesi

Asliye Ceza Mahkemesi önünde bariyer ve güvenlik görevlisi yoktu. Duruşma öncesinde, yargılanan gazetecilerden birinin avukatı ve muhabirler salon kapısı önündeydi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonunda yaklaşık sekiz kişilik oturma alanı vardı. “Koronavirüs” pandemisi karşısında alınan tedbirler kapsamında, sosyal mesafenin sağlanması için her iki koltuktan birinin üzerine bant çekilmişti. Duruşmaya sadece üç kişi takip etti.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’den (RSF) gözlemciler katıldı.

Genel Gözlemler

“Koronavirüs” pandemisi karşısında alınan tedbirler kapsamında, izleme alanında, fiziksel mesafe önlemleri alınmıştı. Ancak mahkeme başkanı maske takmıyordu.

6. Standing - April 16, 2020


Duruşma; pandemi ilan edilen “coronavirüs” salgını karşısında Türkiye’de alınan tedbirler nedeniyle ertelendi. Duruşma, 2 Temmuz 2020 tarihine bırakıldı.

5. Standing - Jan. 9, 2020


Hakimin yerini alması ile duruşma saatinde, 10:40’ta başladı.

Alican Uludağ ve Duygu Güvenç’in katılmadığı duruşmada, gazetecilerin avukatları hazır bulundu.

Hakim, duruşma başında, önceki celse İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazılan yazıya yanıt geldiğini ve Rahip Brunson’un tüm dosyasının değil, sadece gerekçeli kararının gönderildiğini belirtti.

Bunun üzerine avukatlar, tüm dosyayı istediklerini ifade etti. Avukat Abbas Yalçın, “Gerekçeli karar bizim için yeterli değil, biz tüm dosyayı istiyoruz” dedi.

Bunun üzerine ara karar oluşturan hakim, talebin reddine karar verdi.

Avukatlar savunma için süre talep etti.


Verilen ara kararda avukatlar dosyanın esasına dair savunmalarını hazırlamaları için süre verildi. Davaya 16 Nisan 2020 günü saat 11.00’de devam edilecek.


Duruşma Öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve yurttaşlar X-ray cihazlarından geçirildi. Duruşma salonunun önünde beklemek için gazetecilere ve izleyicilere her hangi bir engel çıkarılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salonda sanıklar için dört kişilik, izleyiciler için 10 kişilik yer ayrılmıştı.
Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği (MLSA), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve P24 temsilcileri izledi. Duruşma salonunda bazı stajyer avukatlarda bulunuyordu.

4. Standing - Oct. 10, 2019


İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 4. duruşması 12:20’de kimlik tespitleri ile başladı.

Duruşmaya Alican Uludağ katılmadı, avukatı Buket Yazıcı, Duygu Güvenç ve avukatları Abbas Yalçın ve Tora Pekin duruşmadaydı.

Davanın 2. ve 3. duruşmasında mahkeme başkanının mazereti nedeniyle savunmasını veremeyen Duygu Güvenç, savunmasını yaptı.

Duygu Güvenç ne işle uğraştığı sorusuna “İşsiz gazeteciyim” yanıtını verdi.

Hakim, Duygu Güvenç’e hakkında Türk Ceza Kanunu 301. Maddesinden dava açıldığını söyledi, savunmasını sordu.

Duygu Güvenç yazılı savunmasını okumaya başladı.

Hakim, sözünü kesip savunmanın uzun olduğunu söyledi. Yazılı olarak kendisine verilen savunmayı özetlemesini istedi. Güvenç savunmasını özetleyerek tamamladı. Mahkeme başkanının söylemesi üzerine ayakta başladığı savunmasını oturarak tamamladı.

Güvenç savunmasında haber yaptığını, haber yapmanın suç olmadığını söyledi. Haber konusu olan Brunson’a ev hapsi verilmesi ve tahliyesi sürecinde ABD ve Türkiye ilişkilerini, iki ülke temsilcilerinin açıklamalarını hatırlattı. “Yaptığım analiz ülkemin dış politikada yürüttüğü müzakerelerde yargının bir unsur olarak kullanılmasına yönelik eleştiridir” dedi.

Yıllardır Türk diplomasisini izleyen bir gazeteci olarak, haberinde; Türk yargısının vereceği kararların diplomatik pazarlıklardan muaf olması gerektiğini vurguladığını söyledi. 21 yıldır yazdığı hiçbir haberinin yalanlanmadığını, suçlanmasına konu olan haberinin de yalanlanmadığını dile getirdi.

Güvenç, yazısında; “Türk yargısının rahat bırakılmasını ve bağımsız karar vermesi gerektiğini savunduğunu” belirtti. “Bu eleştirileri haberleştirmek benim bir gazeteci olarak görevim. Evet, yazımda; ‘Bükemediğin eli öpeceksin’ dedim. Çünkü ‘ev hapsini’ talep etmeyen Brunson’a durduk yere ‘ev hapsi’ verildi” dedi. Güvenç, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün Brunson ile ilgili dava devam ediyor ama o ABD’de. ABD’ye gittikten sonra da hem Trump, hem de Brunson, bu tahliyenin iki ülke arasındaki pazarlıklar sonucunda gerçekleştiğini açıkladılar. Bu da benim analizimin doğruluğunu gösteriyor.”

Güvenç, ayrıca şunları söyledi:

“20 yılı aşkın mesleki deneyimim, bana yargı bağımsızlığı yönünde Türkiye’nin hala atması gereken çok adım olduğunu göstermektedir. Bu dava da ne yazık ki bu adımlardan biridir. Tüm bu nedenlerle beraatimi talep ederim.”

Hakim, Güvenç’e hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edip etmediğini sordu. Güvenç daha sonra karar vermek istediğini, avukatının daha sonra kendisi adına beyanda bulunacağını belirtti.

Avukat Abbas Yalçın, savunma için süre istediklerini belirtti. Kovuşturmanın genişletilmesi talebi olduğunu söyledi. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Brunson’un yargılandığı dosyasının suçlama konusu yapılan haberin konusu olduğunu söyledi. Brunson dosyasının örneğinin gönderilmesini istedi.

Duygu Güvenç’in savunmasının tümünü okumak için tıklayın .


Hakim, avukat Abbas Yalçın’ın talebi üzerine İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne Brunson dosyasının örneğinin gönderilmesi için yazı yazılmasına, sanık Duygu Güvenç’in avukatlarına esasa ilişkin savunmalarını hazırlamaları için önümüzdeki celseye dek süre verilmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 9 Ocak 2020 günü saat 10.50’de görülecek.


Duruşma öncesi:

Adliyeye girişteki arama noktalarında sıra vardı. Adliyeye giriş yaklaşık 5 dakika sürdü. Duruşma salonunun girişinde barikat ya da arama noktası yoktu.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu küçüktü. Seyircilere altı sandalye ayrılmıştı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmayı Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği (MLSA), P24, ve Cumhuriyet Gazetesi’nden gazeteciler, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Article19’dan gözlemciler takip etti.

Genel gözlemler:

Hakim, yazılı savunmasını özetlemesini istediği Duygu Güvenç’in sözünü özet yaptığı bölümde bölmedi. Salonda olağanüstü bir durum yaşanmadı. Duruşma yarım saat sürdü.

3. Standing - June 20, 2019


Hakim Nursel Bedir’in izinli olması gerekçesiyle duruşma görülmedi.


Hakimin izinli olması nedeniyle görülmeyen duruşma 10 Ekim 2019’a bırakıldı.

2. Standing - April 4, 2019


Önceki celsede duruşmanın saat 10.00’da görülmesi kararlaştırılmıştı. Hakimin mazereti nedeniyle duruşma görülmedi.

Yerleşik uygulamaya göre, mazeretli hakimin yerine Asliye Ceza Mahkemesi hakimlerinden biri duruşmayı yönetti. Ancak yine yerleşik uygulamaya göre, duruşmada bir karar verilmedi. Ancak, duruşmanın ertelenmesine açık duruşma ile karar verilmedi. Tutanak hazırlandı, ara karara ertelenecek tarih yazıldı ve avukatlara iledildi.


Duruşma 20 Haziran 2019, saat 10:10’a bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öncesinde herhangi bir basın açıklaması ya da destek gösterisi gerçekleşmedi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Hâkimin mazeret bildirmesi nedeniyle duruşma yapılmadı. Bu nedenle mahkeme salonu koşullarına ilişkin gözlemde bulunulamadı.

Duruşmaya Katılım

Görülmeyen duruşma için sanıkların avukatı Abbas Yalçın duruşma için gelmişti. Duruşmayı izlemek üzere Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve 3 gazeteci davayı izlemek üzere adliyedeydi.

1. Standing - Dec. 20, 2018


11.00’de başlaması planlanan duruşma yaklaşık 1 saat geç başladı. Yargılama kimlik tespiti ile başladı.

Alican Uludağ, 5 sayfalık yazılı savunma verdi.

Uludağ ayrıca, ABD’li rahip Andrew Brunson’un önce ev hapsi şartı ile tahliye edilmesi, daha sonra da tamamen serbest bırakılması sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a teşekkür ettiğini anımsattı.

Bunun yargılanmasına neden olan haberini doğruladığını belirtti. Uludağ, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını da reddetti.

Uludağ’ın avukatı Ülkü Çetok, esasa ilişkin savunma için ek süre istedi.

Uludağ ile birlikte yargılanan Duygu Güvenç’in eğitim için Amerika’da bulunduğuna ilişkin mazeret yazısı sunuldu.


Hakim, davanın 4 Nisan 2019 tarihine bırakılmasına karar verdi.

ABD’de olduğuna ilişkin mazeret bildiren Duygu Güvenç’in ifadesinin alınması için ABD’li makamlara yazı yazılıp yazılmayacağının da ikinci duruşmada değerlendirilmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne uzun bir kuyruk aşılarak girilebildi. Her adliyede olduğu gibi detaylı bir üst araması yapıldı. Adliyeye x-ray cihazından geçilerek girilebildi.
Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu penceresiz ve küçüktü. İzleyiciler için sadece 4-5 kişilik bir sıra koltuk ayrılmıştı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Alican Uludağ ve avukatı, Duygu Güvenç’in avukatı, gazeteciler ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu katıldı.

Genel Gözlemler

Mahkeme Başkanı ile katip arasında ABD Başkanı Donald Trump ile ile ilgili diyalog geçti. Hakim ile katip, “Trump” soyadının tutanağa nasıl yazılacağına bir süre karar veremedi. Hakim, doğru yazıp yazmamasının fark etmeyeceğini söyledi. Bunun üzerine katibin tutanağa “Tramp” yazdığı görüldü.

Aynı şekilde hakim ile katip arasında bir görüş ayrılığı olmasa da, rahip Brunson’ın adının, tutanağa; “bronsun” diye yazılması dikkat çekti.

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial (Reasoned Judgement)

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial (Indictment)

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial 7. Standing (Minutes of the Hearing)

Duygu Güvenç, Alican Uludağ - “Degrading Turkish Nation, State of Turkish Republic, the Organs and Institutions of the State” Trial 8. Standing (Minutes of the Hearing)

Contact: pressinarrest@gmail.com

Creative Commons License

Licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.