Aydın Keser

Yeni Yaşam’s headline during Turkey’s military operation on October 10, 2019, in Northern Syria was “no peace will flow in this spring”. Editor in charge of the paper Keser was accused of “making propaganda for a terrorist organisation through media”. He was requested to be sentenced to from 1 year 6 months to 7 years 6 months of imprisonment. He was acquitted at the first hearing of the case held on February 7, 2020.

Keser was summoned to give a statement on March 6, 2020 for “making news about the information regarding the death of MIT (National Intelligence Agency) member during the operations Turkey had launched in Libya”. After giving a statement at the prosecutor’s office, he was forwarded to the criminal court of peace with a request for his arrest. Following his statement at the criminal court of peace, he was released with judicial control condition and a ban on leaving the country. However, due to the objection of the prosecutor’s office, he was arrested after his house was raided by the police. Along with Keser, paper’s editor-in-charge Ferhat Çelik had an arrest warrant issued against him.

Keser, was arrested after giving a statement at Istanbul Criminal Court of Peace on Duty on March 8, 2020. He was accused of “disclosing information and documents regarding intelligence activities”. He was taken to the Silivri Prison. Along with Keser, 5 other journalists were arrested on the same grounds.

The indictment against 7 giornalist, 6 of whom were detained, along withKeser, was completed on April 23, 2020. Keser was accused of “disclosing, publishing and revealing information and documents regarding the duties and activities of the National Intelligence Agency” and “disclosing the information that must be confidential regarding states safety and its internal and external political interests”. He was requested to be sentenced to from 8 years to 19 years of imprisonment.

Aydın Keser - "Basın ve Yayın Yoluyla Terör Örgütü Propagandası" İddiası

Gazeteci Aydın Keser’in sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaptığı Yeni Yaşam Gazetesi, 10 Ekim 2019’da, “Bu Pınardan Barış Akmaz” manşetiyle yayımlandı. Haber, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri harekatı ile ilgili gelişmeleri aktarıyordu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu, haberin yayınlanmasının ardından, gazete hakkında soruşturma başlattı. Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan Aydın Keser, ifadeye çağrıldı.

Keser, ifadesinde; haberde, harekatla ilgili açıklamalara yer verdiklerini söyledi. Haberin kamuoyunun bilgilendirilmesi kapsamında hukuka uygun olduğunu dile getirdi.

Keser’e “basın ve yayın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçlaması yöneltildi. Hakkındaki iddianame 3 Ocak 2020’de tamamlandı.

Gazeteci Aydın Keser hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından 3 Ocak 2020’de tamamlandı.

İddianamede, Keser; sorumlu yazı işleri müdürü olduğu Yeni Yaşam Gazetesi’nin 10 Ekim 2019 tarihli manşeti ile suçlandı. Haberde; Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri harekatına ilişkin gelişmeler aktarılıyordu. Gazetede, habere; “HDK, DTK ve HDP tepki gösterdi: Bu Pınardan Barış Akmaz” başlığı atılmıştı.

İddianamede, haber; şu ifadelerle suçlandı:

“Barış Pınarı Harekatına yönelik kara propaganda oluşturacak şekilde; harekatın keyfi yapıldığı, sivillerin zarar göreceği, meşruiyetinin bulunmadığını, kılıf uydurularak savaş harekatı başlatıldığı, barışın lekelendiği; kadınların tecavüze maruz kalması, çocukların, yaşlıların ve sivillerin öldürülmesi anlamına geleceği yönünde ifadeler kullanıldığı…”

Haberin; “terör örgütünü destekler mahiyette; terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden beyanlar içerdiği” öne sürüldü.

İddianamede, Keser’in; Türk Ceza Kanunu’nun 7/2 maddesi kapsamında, “terör örgütü propagandası yaptığı” iddia edildi. Hakkında 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak Keser’in bu suçu “basın ve yayın yoluyla işlediği” öne sürüldü. Bu yüzden hakkındaki cezasının yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece, Keser hakkında, “basın ve yayın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 1 yıl 6 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

Keser’in aynı zamanda; Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında, belirli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Gazeteci Aydın Keser’in hakkındaki yargılama, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 7 Şubat 2020’de görülen ilk duruşmayla başladı.

Keser, savunmasını yazılı olarak sundu.

Keser, haberde; siyasi parti, sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleriyle, kanaat önderleri ve yurttaşların Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri harekete ilişkin değerlendirmelerin sıralandığını belirtti. “Haberde herhangi bir örgütün propagandasının yapıldığına dair kanıt olmadığını” ifade etti. Beraatını istedi. Aksi halde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını (HAGB) talep etti.

Keser’in avukatı Özcan Kılıç; haberin kamuoyunu bilgilendirme amacıyla yapıldığını dile getirdi.

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını ilk duruşmada sundu. Haberde “terör örgütü propagandası yapılmadığını” belirtti. Aydın Keser’in, beraatını istedi.

Mahkeme, Aydın Keser’in beraatına karar verdi.

1. Standing - Feb. 7, 2020


Gazeteci Aydın Keser’in sorumlu yazı işleri müdürlüğünü yaptığı Yeni Yaşam Gazetesi, 10 Ekim 2019’da, “Bu Pınardan Barış Akmaz” manşetiyle yayımlandı. Haber, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri harekatı ile ilgili gelişmeleri aktarıyordu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu, haberin yayınlanmasının ardından, gazete hakkında soruşturma başlattı. Gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan Aydın Keser, ifadeye çağrıldı.

Hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 3 Ocak 2020’de tamamlandı.

İddianamede, haber; şu ifadelerle suçlandı:

“Barış Pınarı Harekatına yönelik kara propaganda oluşturacak şekilde; harekatın keyfi yapıldığı, sivillerin zarar göreceği, meşruiyetinin bulunmadığını, kılıf uydurularak savaş harekatı başlatıldığı, barışın lekelendiği; kadınların tecavüze maruz kalması, çocukların, yaşlıların ve sivillerin öldürülmesi anlamına geleceği yönünde ifadeler kullanıldığı…”

İddianamede, Keser’in; Türk Ceza Kanunu’nun 7/2 maddesi kapsamında, “terör örgütü propagandası yaptığı” iddia edildi. Hakkında 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak Keser’in bu suçu “basın ve yayın yoluyla işlediği” öne sürüldü. Bu yüzden hakkındaki cezasının yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece, Keser hakkında, “basın ve yayın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla, 1 yıl 6 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

Yargılama, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 7 Şubat 2020’de görülen ilk duruşmayla başladı.


Duruşma İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bulunan 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmanın başlaması için 10:30 saati belirlenmişti. Ancak duruşma 10:15’te başladı. Gazeteci Aydın Keser, salondaki yerini aldı.

Keser, savunmasını yazılı olarak verdi. Savunma metni dosyaya eklendi.

Keser, haberde; siyasi parti, sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütleriyle, kanaat önderleri ve yurttaşların Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri harekete ilişkin değerlendirmelerin sıralandığını belirtti. “Haberde herhangi bir örgütün propagandasının yapıldığına dair kanıt olmadığını” ifade etti. Beraatını istedi. Aksi halde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını (HAGB) talep etti.

Sanık Keser’e son sözü soruldu. Keser, “Bir diyeceğim yok” dedi. Avukat Özcan Kılıç, beraat talebinde bulundu.

Duruşma 5 dakika sürdü. Mahkeme başkanı izleyenler içerideyken kararı açıkladı.


Keser hakkında beraat kararı verildi. Ayrıca yargılama giderlerinin devlet tarafından karşılanmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın başlaması için 10:30 saati belirlenmişti. Ancak, duruma, saatinden önce, 10:15’te başladı. Cuma günü olduğu için, adliye yoğun değildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu büyüktü. Salonda sadece iki izleyen vardı. Salonda, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) bağlantısı için iki ekran kuruluydu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) izledi. Salonda sanık Aydın Keser ve avukat Özcan Kılıç dışında iki izleyen bulunuyordu.

Genel Gözlemler

Yargılama çok hızlı bir şekilde tamamlandı.

Aydın Keser - "Basın ve Yayın Yoluyla Terör Örgütü Propagandası" İddiası (Indictment)

Aydın Keser - "Basın ve Yayın Yoluyla Terör Örgütü Propagandası" İddiası 1. Standing (Minutes of the Hearing)

"MİT Haberleri" Davası

An investigation was launched against Aydın Keser, editor in charge of Yeni Yaşam Daily by Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office. It was stated that the grounds of the investigation was “making news about the information regarding the death of MIT (National Intelligence Agency) member during the operations Turkey had launched in Libya”. Within the scope of the investigation, Keser was summoned to give statement on March 6, 2020. Along with Keser, Ferhat Çelik, Editor-in-Chief of the paper and editor Semiha Alankuş were summoned as well. Alankuş was released after giving the statement at the prosecutor’s office.

Keser, following his statement at the prosecutor’s office, was sent to the court to be arrested. Keser, after the interrogation at the court was released with a judicial control condition. However, prosecutor’s office objected this decision the same day. After the objection was approved, in the night of March 7, 2020, Keser’s house was raided by the police. Kesey was arrested and taken to the Istanbul Police Headquarters. A capture warrant was issued against journalist Ferhat Çelik, who was released with a judicial control condition along with Keser. Çelik was not fount at his home. He appeared at the Police Headquarters in the morning with his attorneys.

The release decision of Yeniçağ Daily writer Murat Ağırel, who was summoned to give statement on the same grounds, was objected and a capture warrant was issued against him, too.

Keser, who was taken into custody again, was brought to the prosecutor on duty’s office on March 8, 2020. In his statement at the prosecutor’s office Keser, regarding the accusations, said “We did not intend to unveil anyone’s identity. We have all out sources written in these news.”

Sercan Korkmaz and Özcan Kılıç, attorneys of Keser, pointed out that contrarily to the accusations, news did not intend to reveal the identities of MIT personnel and requested Keser and Çelik to be released.

The court, with the decision they reached the same day, ruled for Keser’s arrest on the grounds of “revealing information and documents regarding intelligence activities”. Along with Keser, Editor-in-Chief Ferhat Çelik was arrested as well. Murat Ağırel, who was released and had a capture warrant issued against him afterward, was arrested too.

Journalists Hülya Kılınç and Barış Terkoğlu on March 5, Barış Pehlivan on March 6, were arrested on the same grounds.

Keser and other arrested journalists were sent to Silivri Prison.

Following the arrest of the journalists, Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office released a written statement. The statements claimed that the journalists were arrested for “revealing the identity of MIT personnel and endangering the safety of their families”.

The statement referred to the “MIT Trucks” investigation where journalists were tried on similar grounds for making news about the stopped trucks, which were then allegedly carrying weaponry to Syria and said:

“The subject of the investigation, as it was in the example of stopping the MIT Trucks on January 1-19, 2014, is deliberately, and intentionally violating article 27 of MIT Law, revealing the identities of National Intelligence Agency Staff, endangering the safety of their families and coworkers and by doing so, attempting to weaken the intelligence activities of the state, as a counterintelligence activity in a planned manner.”.

After Keser’s arrest, his attorneys made an appeal to the Constitutional Court on April 2.

The appeal underlined that the only reason their judicial control decision was lifted and they were arrested is the news they made at Yeni Yaşam Daily, where they work as Editor-in-Chief and editor in charge. It is stated that apart from that there was no evidence or accusation.

It was pointed out that these arrest was an interruption to the “press freedom” protected by the constitution therefore the constitution was violated. Appeal requested immediate release of the journalists and 20 thousand TL to be paid to cover the damages in mental anguish in order to eliminate this injustice.

Constitutional Court took this appeal into consideration on April 10. However, Keser and Çelik’s request to be released was denied. The decision regarding the denial of the release request read “It was revealed that there was no serious danger to the applicants’ life, physical or financial wellbeing.”.

As the journalists were detained, a regulation of executions, which was on the agenda for a long time, was brought to the Parliament. The bill regulation that was prepared by AK Party and MHP, was considered “amnesty”, as prisons were considered risky against the “coronavirus” outbreak, which was declared a pandemic.

The regulation opened the route for the release of approximately 90 thousand inmates.

However, politics, thought criminals were journalists were exclusively excluded from the regulation. An edit made at midnight, as the regulation was being discussed in the Parliament, included the MIT Law violations in the list of crimes excluded from the bill. Therefore Keser and other 5 journalists that were arrested within the scope of the same investigation, were not able to take advantage of the regulation.

After the bill passed from the Parliament, attorneys of Keser and other journalists made an appeal to their detainment, on April 15, 2020, reasoning the regulation. The appeal was denied a day later. Courthouse, denied the appeal with the claims that “the detainment status was appropriate” and “there was no reason to end their detainment”.

It was found out on April 24, 2020, that an indictment was prepared against the journalists. Press outlets that are close to the government shared the news first. However, attorneys of the journalists could not reach the indictment as there was a “restriction” decision in the case. Attorneys, on April 27, requested the return of the indictment, reasoning that it was published on Sabah Daily, despite the “restriction” decision.

Inspection of the detention of Keser and other journalists was made on May 4,2020. However, the court, by requesting an attorney from the bar and without notifying the attorneys of the journalists, made the inspection over the weekend and ruled for the “continuation of their detention”.

The indictment against 7 journalists, 6 of whom were detained, was approved by Istanbul 34th Assize Court on May 7, 2020.

The indictment against 8 people, 7 of whom were journalists, along with editor in charge of Yeni Yaşam, was completed on April 23, 2020. The indictment was 50 pages long. Details of the indictment were not given to the attorneys as there was a “restriction” decision, while the content of the indictment was published in Sabah Daily, which is known to be close to the government, as news on April 24, 2020.

The indictment stated that the investigation was launched on March 4, 2020, following the official complaints of the National Intelligence Agency Directorate.

The indictment stated that the Presidential Missive which enabled sending troop so Libya, was approved by the Parliament on January 2, 2020 and continued with the missive’s details. It was claimed that within the scope of the missive; National Intelligence Agency’s activity in Libya and identity of the MIT personnel who lost their lives in February 2020 were kept from the public by the authorities.

Journalists were accused of publishing the identities and photos of MIT personnel “according to a plan, systematically and in a coordinated manner”.

The indictment then continued with the publications and the news that are the subjects of the accusation, and shared the process that ended with the arrest of the journalists.

Within this scope, it was stated that Yeni Çağ writer Murat Ağırel had made news on February 22, 2020 that read “Names of our Case Officer hero martyrs who lost their lives in Libya and buried, just by announcing as ‘we have a few martyrs without an official ceremony are S.. C.. and O.. A..”.

The information regarding the deaths of Turkish soldiers in Libya was already in circulation, even before Ağırel’s publication. The indictment claimed that “these informations of those who lost their lives were published without knowing or announcing they were MIT members”.

However, it was claimed that Ağırel in his publication “had knowingly and willingly used the photos and the identities of the MIT member martyrs”. It was claimed that “the technical term ‘case officer’ was used in order to expose the MIT members’ activities abroad“.

The indictment claimed that the information that MIT personnel had lost their lives was “exposed” in social media by Ağırel for the first time and the term “case officer” was used so the foreign intelligence authorities could understand the activities of MIT personnel in Libya.

Details of social media publications of BirGün Daily writer Erk Acarer, who has a capture warrant against him, were included. It was claimed that these publications were made “simultaneously” with Ağırel.

Publications Acarer made on February 22, “Erdoğan said today we have a few martyrs in Libya. Our sources claim that the attack was much more shocking and said 2 very important MIT personnel and a senior officer from Turkish Armed Forces (TSK) had lost their lives and an MIT personnel was injured. We hope the office of commander in chief will give a more detailed statement.” and “for instance who is O.. A… Who is he? Vice Head of the MIT…”, “How is the status of MIT personnel B.Z.?” and “Are you going to announce the name of the Brigadier General?” were included in the indictment. Acarer was accused of acting “in a manner to expose” the activities of MIT members.

Then the indictment continued by giving the information that this matter was made news by Yeni Yaşam Daily for the first time in the press. The prosecutor’s office claimed that “it was tried to be popularised by announcing it on written media simultaneously”.

It was claimed that the news titled “A Colonel Dead in Libya” on February 23 and “Death of Soldiers Covered, A Few in Libya!” on February 24, published in Yeni Yaşam Daily where Ferhat Çelik worked as Editor-in-Chief and Aydın Keser was the editor in charge, were the base of the accusations.

The indictment then covered the rest of the statement of İyi Party MP Ümit Özdağ gave at the Parliament on February 26, 2020. It was also mentioned that because of these statements, a police enquiry report was prepared by Ankara Chief Public Prosecutor’s Office and sent to the Parliament against Özdağ to lift his parliament immunity.

However, even though journalists, who made news or publications by using the same information were accused for violating both MIT Law and Turkish Penal Code, MP Özdağ was accused of “only the MIT Law”.

Then it was stated that the article titled “Oda Tv reached the footage of the funeral of MIT member who was Martyred in Libya and buried quietly, here is what the black garland says” published bu Hülya Kılınç at Odatv webpage on March 3.

*It was stated that the funeral footage was “recorded secretly”. However the information that the footage was taken by Akhisar Municipality Press Employee E.E., who was another subject in the indictment and Kılınç had acquired the footage from him. It was stated that Kılınç had gone to Akhisar, a day before the news was published and talked to E.E. and the local authorities regarding the matter. Statements of E.E. and elected neighbourhood representative C.M. were included. *

The funeral ceremony was held in Akhisar Province of Manisa on February 19. Province Mayor, various bureaucrats and state officials were present at the ceremony.

It was claimed that the news that showed the pictures of the ceremony had exposed the MIT members task term, place, his age, place of birth and information about his family and revealed and endangered the safety of his coworkers during his term at the task and their families.

It was claimed that the Kılınç’s allegation that she did not know the deceased was a MIT member was “inaccurate”. It was stated that Kılınç had “knowingly exposed the MIT members that participated in the funeral, made the news and persistently tried to obtain photos from the neighbourhood that the funeral was held”.

Prosecutor’s office, regarding the statements of the journalists, claimed that “defence statements saying news of an already exposed information” were made, however the information and photos in the news and the publications “were not already exposed”. It was also claimed that by sharing the photos from the ceremony, other MIT members who took part were exposed as well.

The news and publications in the indictment were described as “exposing the actions of National Intelligence Agency, and its members simultaneously according to a plan, disclosing, publishing, dispersion of information of the state that must be kept confidential regarding MIT’s duties and actions and by exposing the identities, duties and rankings of MIT members, endangering securities of MIT members as well as their families.

The indictment then included 2 official complaints made by the National Intelligence Agency Directorate on March 4. First complaint was made against journalists Aydın Keser, Ferhat Çelik, Murat Ağırel and Erk Acarer. Second complaint was against Odatv staff Hülya Kılınç, Barış Terkoğlu and Barış Pehlivan.

The claim with the launch of an investigation following the official complaint, “disinformation actions were made in order to discredit the investigation” was included as well. At this part the claim that Barış Pehlivan was battered in the jail was presented and said the news was “inaccurate”.

The statement made by Murat Ağırel’s attorneys, saying the day that the arrest warrant issued against Murat Ağırel, there were two different decisions, was claimed to be “disinformation action in order to discredit the investigation”. The decision that was published in social media was claimed to be “faked”. And the information that an investigation against those who made this publication was launched too.

The news and posts that the suspects made regarding the subject matter were lined one by one in the indictment. Statements that the journalists gave at the prosecutor’s office and the court were lined.

In the indictment 8 suspects, 7 of whom were journalists, along with Keser, were accused of “disclosing the information and documents regarding intelligence activities” according to the article 27/3 of the Law No. 2937, the Law on the State Intelligence Services and the Turkish National Intelligence Organisation.

This article regulates the crime of “disclosing, publishing and revealing identities of MIT members and their families, ranks, duties and activities; through radio, TV, internet, social media, magazines, newspapers or any sort of written, visual, auditory and electronic communication mediums.” However this regulation referred to the first and second paragraphs of the article. These paragraphs stated that the aforementioned information and documents were “information and documents concerning duties and activity of National Intelligence Agency,” and “identities of MIT members and their families, their ranks, duties and activities.”

According to that “journalists, including Keser, were accused of violating the MIT law by committing the crime of “disclosing, publishing and revealing information and documents concerning the duties and activities of the National Intelligence Agency through radio, TV, internet, social media, magazines, newspapers or any sort of written, visual, auditory and electronic communication mediums.”

Within the scope of this law, journalist were requested to be sentenced to from three years to nine years.

Journalists including Keser were also accused of “disclosing the information that must be kept confidential concerning the security and internal or external political interests of the state” according to the article 329 of the Turkish Penal Code. According to that they were requested to be sentenced to from five years to 10 years of imprisonment.

Therefore, in total, Keser was facing from eight to 19 years of imprisonment.

They were also requested to be “bereaved of specific rights” according to the article 53 Turkish Penal Code.

The indictment was approved by Istanbul 34th Assize Court on May 7, 2020.

Inspection of the detention of 8 people, of whom 7 were journalists and 6 were detained, along with Aydın Keser, editor in charge of Yeni Yaşam, was made

The court, ruled for the continuation of the journalists’ detention. However the decision was taken by the majority of the votes. One judge, voted opposing Terkoğlu’s detainment. Member judge wrote an opposing condition, due to Terkoğlu being a person in charge.

Court, set the start of the trials to June 24, 2020.

1. Standing - June 24, 2020


Şubat 2020’de, Libya’da yaşamını yitiren Türk askerleri arasında Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı mensubunun da olduğu yönünde sosyal medya paylaşımları yapıldı. Bu paylaşımlar çeşitli basın yayın kuruluşları tarafından haberleştirildi.

Haberlerden biri de gazeteci Hülya Kılınç imzasıyla Odatv internet sitesinde, “Sessiz, sedasız ve törensiz defnedilen Libya şehidi MİT mensubunun cenaze görüntülerine Odatv ulaştı” başlığıyla, 3 Mart 2020’de yayımlandı. Haber, “Libya’da yaşamını yitiren MİT mensubu için Manisa’da düzenlenen cenaze töreniyle” ilgiliydi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, haberin yayımlanmasının ardından, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’nın suç duyurusu üzerine soruşturma başlattı. Haber ile “MİT mensubunun kimliğinin deşifre edildiği” ileri sürüldü.

Soruşturma kapsamında Hülya Kılınç, 4 Mart 2020’de Manisa’da gözaltına alındı, İstanbul’a götürüldü. Aynı soruşturma kapsamında Odatv Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu da İstanbul’da gözaltına alındı.

Gazetecilerin tutuklanmasının ardından Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Odatv internet sitesine erişim engeli getirdi. Odatv, erişim engeline ilişkin “Yayın hayatımızda ilk kez gerçekleşen bu duruma karşı hukuki haklarımızı sonuna kadar savunacağımızı okurlarımıza duyururuz” açıklamasını yaptı.

İki gazetecinin gözaltında olduğu sırada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, katıldığı bir televizyon programında, “Devlet sırrı denilen bir şey vardır, bir milli güvenlik sırrı denilen bir anlayış vardır” açıklaması yaptı.

Avukatlar, gazeteciler hakkındaki gözaltı kararının gerekçesi ve gazetecilere yöneltilen suçlamaları, karardan 13 saat sonra öğrenebildi.

Hülya Kılınç ve Barış Terkoğlu, emniyetteki işlemlerinin ardından 5 Mart 2020’de adliyeye sevk edildi. Gece geç saatlere kadar süren sorgunun ardından Terkoğlu ve Kılınç hakkında tutuklama kararı verildi.

Gazeteciler hakkındaki tutuklama kararı, “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgelerin ele geçirilmesine sebebiyet vermek,” “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” ve “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri elde etmek” gerekçelerine dayandırıldı..

Kılınç ve Terkoğlu’nun tutuklanmasından sonra aynı soruşturma kapsamında başka gazeteciler hakkında da gözaltı kararı verildi. Yeni Yaşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ile sorumlu yazıişleri müdürü Aydın Keser, Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Yeni Çağ Gazetesi yazarı Murat Ağırel, soruşturma kapsamında gözaltına alınan diğer isimlerdi. Çelik, Ağırel ve Keser 8 Mart’ta, Pehlivan ise 6 Mart’ta tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazetecilerin tutuklanmasının ardından açıklama yaptı. Açıklamada, gazetecilerin; “MİT personelinin ifşa edilerek ailesinin ve yakınlarının can güvenliğinin tehlikeye sokulması” iddiasıyla tutuklandıkları ileri sürüldü.

Açıklamada, daha önce MİT’e ait olduğu ve Suriye’ye silah taşıdığı iddia edilen tırlara ilişkin haberler üzerine açılan soruşturmaya da atıf yapıldı:

“Soruşturmanın konusunun, karşı istihbarat faaliyeti kapsamında 1-19 Ocak 2014 yılında gerçekleştirilen MİT TIR’larının durdurulması örneğinde olduğu gibi bir plan dahilinde, suç olduğunu bilerek, kasten MİT Kanunu 27’nci maddesinin ihlal edilmesi, Milli İstihbarat Teşkilatı personelinin ifşa edilerek ailesi ve yakınları ile birlikte çalışma arkadaşlarının can güvenliklerinin tehlikeye sokulması, bununla beraber devletin istihbarat faaliyetlerinin zafiyete uğratılmaya çalışılmasıdır.”

Gazeteciler tutukluyken, uzun süredir tartışılan infaz düzenlemesi Meclis gündemine getirildi. İktidardaki AKP ve MHP tarafından, pandemi ilan edilen “coronavirüs” salgını karşısında cezaevlerinin riskli kalması gerekçesiyle gündeme getirildiği belirtilen infaz düzenlemesi “af” olarak değerlendirildi.

Düzenlemenin yasallaşmasıyla 90 bine yakın kişinin cezaevinden tahliye edilmesinin yolu açıldı.

Ancak, gazetecilerin sıklıkla yargılandığı ve cezalandırıldığı suçlamalar infaz düzenlemesinin kapsamı dışında bırakıldı. Düzenlemenin Meclis’te görüşüldüğü sırada gece yarısı yapılan bir düzenleme ile infaz indirimi yapılmayacak suçlamalara “MİT Kanunu” da eklendi. Böylece; Çelik ile birlikte aynı soruşturma kapsamında tutuklanan diğer beş gazetecinin düzenlemeden yararlanmasının da önü kapandı.

Gazetecilerin avukatları 15 Nisan 2020’de; yürürlüğe giren infaz düzenlemesini gerekçe göstererek gazetecilerin tutukluluğuna itiraz etti. İtiraz, bir gün sonra reddedildi. Hakimlik, ret kararını; “tutukluluk durumunun ölçülü olduğu” ve “tutukluluk durumlarının sonlandırılmasını gerektirecek bir husus olmadığı” iddiasına dayandırdı.

Avukatlar, aynı zamanda Anayasa Mahkemesi’ne de bireysel hak ihlali başvurusu yaptı. Avukatlar, Terkoğlu ve diğer gazetecilerin; “basın özgürlüğü ile fikir ve ifadede hürriyetlerinin ihlal edildiğinin tespit edilmesini” talep etti.

Gazetecilerin avukatları, gazeteciler hakkındaki iddianamemin 24 Nisan 2020’de tamamlandığı ve mahkemeye gönderildiği hükümete yakın basın yayın organlarından duyuruldu. Ancak, gazetecilerin avukatları; dosya üzerinde “kısıtlılık” kararı olduğu iddiasıyla iddianameye ulaşamadı. Avukatlar, 27 Nisan 2020’de; iddianameye ilişkin ayrıntıların “kısıtlılık” kararı bulunmasına rağmen Sabah Gazetesi’nde yayımlanmasını gerekçe göstererek, iddianamenin iadesini talep etti.

Gazetecilerin tutukluluk incelemesi 4 Mayıs 2020’de yapıldı. Ancak mahkeme, gazetecilerin avukatlarına haber vermeden barodan avukat talep ederek, hafta sonu dosya incelemesi yaptı ve “tutukluluğun devamına” kararı verdi.

Mahkeme, gazetecilerin avukatlarına haber vermeden İstanbul Barosu’ndan avukat talep ederek, hafta sonu dosya incelemesi yaptı ve “tutukluluğun devamına” kararı verdi.

Altısı tutuklu yedi gazeteci hakkındaki iddianame İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 Mayıs 2020’de kabul edildi.

Yedisi gazeteci sekiz kişi hakkındaki iddianame, 23 Nisan 2020’de tamamlandı. İddianame 50 sayfadan oluştu. İddianameye ilişkin ayrıntılar, üzerinde “kısıtlılık” kararı olduğu gerekçesiyle gazetecilerin avukatları ile paylaşılmadı. Buna rağmen iddianame içeriği, 24 Nisan 2020’de, hükümete yakın Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde yayımlandı.

İddianamede, gazeteciler hakkındaki soruşturmanın Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’nın 4 Mart 2020 tarihli suç̧ duyuruları üzerine başlatıldığı belirtildi.

İddianamede, Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesine olanak tanıyan Cumhurbaşkanlığı tezkeresinin 2 Ocak 2020’de Meclis’te kabul edildiği belirtilerek, tezkerenin ayrıntılarına yer verildi. Tezkere kapsamında; Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’nın Libya’daki faaliyetleri ve Şubat 2020’de yaşamını yitiren MİT mensuplarının kimlik bilgilerinin ilgili kanun maddeleri uyarınca yetkili merciler tarafından kamuoyuna açıklanmayarak gizli tutulduğu ileri sürüldü.

Gazetecilerin, “yaşamını yitiren MİT mensuplarının kimlik bilgilerini ve fotoğraflarını bir plan dahilinde, sistematik ve koordineli biçimde paylaştığı” iddia edildi.

Bu kapsamda; Yeniçağ Gazetesi yazarı Murat Ağırel’in, 22 Şubat 2020 tarihinde; “Libya’da şehit olan ve birkaç̧ şehidimiz var diyerek geçiştirilen, tören dahi yapılmadan defnedilen Case Officer meslek memuru kahraman şehitlerimizin isimleri S C ve O Adır” şeklinde paylaşım yaptığı belirtildi.

Libya’da Türk askerlerinin yaşamını yitirdiğine dair bilgiler, Ağırel’den önce de paylaşılmıştı. İddianamede, bu paylaşımların yaşamını yitirenlerin “MİT mensubu olduğu bilinmeksizin ve beyan edilmeksizin yapıldığı” ileri sürüldü.

Ağırel’in ise paylaşımında “MİT mensubu şehitlerin fotoğrafları ve kimlik bilgileri ile birlikte bilerek ve isteyerek özellikle kullandığı” iddia edildi. Paylaşımındaki “case officer meslek memuru” teknik ifadesinin de “MİT mensuplarının yurtdışı faaliyetlerini deşifre etmek kastıyla kullandığı” ileri sürüldü.

İddianamede, MİT mensuplarının yaşamını yitirdiği bilgisinin ilk olarak Ağırel tarafından sosyal medyada “ifşa edildiği” ve “case officer” ifadesiyle MİT mensuplarının Libya’da yürüttükleri görevlerin yabancı istihbarat birimlerince de anlaşılacak şekilde bilgi verildiği iddia edildi.

Hakkında yakalama kararı bulunan BirGün Gazetesi yazarı Erk Acarer’in konuyla ilgili sosyal medya paylaşımlarına da iddianamede yer verildi. Bu paylaşımların Ağırel ile “eş zamanlı” yapıldığı ileri sürüldü.

Acarer’in, 22 Şubat 2020’de; “Erdoğan bugün Libya’da birkaç şehit dedi. Kaynaklarımız ise saldırının sarsıcı olduğunu iddia ederek, 2 çok önemli MİT personeli ile TSK’den üst düzey bir komutanın öldüğü, bir MİT personelinin ise yaralandığını belirtiyor. Genel Kurmay’ın detaylı açıklama yapacağını umuyoruz.” şeklindeki paylaşımıyla birlikte, “Mesela O A. Kim midir? MİT Daire Başkan Yardımcısı…,” “Yaralı MİT personeli B.Z.’nin durumu nedir?” ve “Tuğgeneralin ismini açıklayacak mısınız?” ifadelerini içeren paylaşımları sıralandı. Acarer’in, bu paylaşımlarla; “MİT mensuplarının faaliyetlerini ifşa etmek kastıyla hareket ettiği” iddia edildi.

İddianamenin devamında, konunun yazılı basında ilk olarak Yeni Yaşam Gazetesi’nde haberleştirildiği bilgisine yer verildi. Savcılık, “eş zamanlı olarak yazılı basın aracılığıyla da duyurularak yaygınlaştırılmaya çalışıldığı” iddia edildi.

Ferhat Çelik’in genel yayın yönetmeni, Aydın Keser’in de sorumlu yazı işleri müdürü olduğu Yeni Yaşam Gazetesi’nin de; 23 Şubat 2020’de “Libya’da Bir Albay Yaşamını Yitirdi” ve 24 Şubat 2020 “Asker Ölümü Gizlendi Libya’da Birkaç Tane!” başlıkları ile yayımlanan haberler üzerinden aynı suçu işlediği öne sürüldü.

İddianamede, İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ’ın, 26 Şubat 2020 günü, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konu ile ilgili açıklamalarına yer verildi. Özdağ’ın aynı MİT mensubu ile ilgili açıklamaları üzerine, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından fezleke hazırlandığı aktarıldı.

Ancak, aynı bilgileri kullanarak haber veya paylaşım yapan gazeteciler hem MİT Kanunu hem de Türk Ceza Kanunu üzerinden suçlanırken, milletvekili Özdağ sadece “MİT Kanunu’nun ihlal etmekle” suçlandı.

İddianamenin devamında, 3 Mart 2020’de, Odatv internet sitesinde, Hülya Kılınç imzasıyla; “Sessiz Sedasız Ve Törensiz Defnedilen Libya Şehidi MİT Mensubunun Cenaze Görüntülerine Oda TV Ulaştı, Siyah Çelenkte Bakın Ne Yazıyor” başlıklı haberin yayınlandığı belirtildi.

Cenaze görüntülerinin “gizlice çekilmiş görüntüler olduğu” iddia edildi. Ancak fotoğrafların, iddianamenin şüphelileri arasında olan Akhisar Belediyesi basın çalışanı E. E. tarafından çekildiği ve Kılınç’ın da fotoğrafları kendisinden temin ettiği iddia edildi. Haberin yayımlanmasından bir gün önce, Kılınç’ın; Akhisar’a gittiği, E. E. ve mahalle muhtarı ile görüştü öne sürüldü. İddianamede, E. E. ve mahalle muhtarı C. M.’nin ifadelerine yer verildi.

Cenaze töreni Manisa’nın Akhisar ilçesinde 19 Şubat 2020 tarihinde düzenlenmişti. Cenaze törenine ilçenin belediye başkanının yanı sıra çeşitli bürokratlar da katılmıştı.

Cenaze fotoğraflarının yer aldığı haberde, “MİT mensubunun; görev süresi, görev yeri, yaşı, memleketi ve ailesine ilişkin bilgilerin de yer aldığı ve MİT mensubunun görev yaptığı süre içerisinde birlikte çalıştığı kişilerin faaliyetlerinin deşifre olmasına hem de aynı faaliyetlerde görev alan diğer MİT mensuplarının da muhatapları tarafından deşifre edilerek bu kişilerin de aileleriyle birlikte can güvenliklerinin tehlikeye sokulmasına sebebiyet verileceği” ileri sürüldü.

Kılınç’ın yaşamını yitiren kişinin MİT mensubu olduğunu bilmediği yönündeki beyanının “gerçeği yansıtmadığı” ileri sürüldü. Kılınç’ın “bilerek merhum dışında cenazeye katılan diğer MİT mensuplarının deşifre edildiği soruşturmaya konu haberi yaptığı ve cenaze töreninin yapıldığı mahalleden ısrarla cenaze anına ait fotoğraf temin etmeye çalıştığı” iddia edildi.

İddianamede, gazetecilerin; “zaten ifşa olmuş̧ bir bilginin haberleştirilmesinden öteye gitmediği yönünde benzer savunmalar yaptığı” ifade edildi. Ancak, iddianamede; “haber ve paylaşımlardaki bilgi ve fotoğrafların daha önceden ifşa olmuş bilgiler olmadığı” ileri sürüldü. Ayrıca, “cenaze anına ait fotoğrafların paylaşılarak, cenaze törenine katılan diğer MİT mensuplarının da deşifre edildiği” iddia edildi.

İddianamede, haber ve paylaşımlar için; “Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’nın faaliyetlerinin ve MİT mensuplarının bir plan dahilinde koordineli şekilde deşifre edilmesi, MİT’in görev ve faaliyetleri kapsamında devletin gizli kalması gereken bilgilerinin açıklanması, yayınlanması, yayılması ve MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve unvanlarıyla birlikte ifşa edilerek MİT mensuplarının hem kişisel hem de ailelerinin can güvenliklerinin tehlikeye atılması eylemidir” iddiası kullanıldı.

İddianamenin, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’nın 4 Mart 2020 tarihli iki suç duyurusu da aktarıldı. Suç duyurularından ilki gazeteciler Aydın Keser, Ferhat Çelik, Murat Ağırel ve Erk Acarer; ikinci suç duyurusu ise Odatv çalışanları Hülya Kılınç, Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan hakkındaydı.

Yedi gazeteci, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nu ihlal etmekle suçlandı. Buna göre gazetecilerin; kanunun, 27/3 maddesinin birinci maddesi üzerinden yargılanması ve cezalandırılması istendi.

Bu düzenleme, “Milli İstihbarat Teşkilatının görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgelerin; radyo, televizyon, internet, sosyal medya, gazete, dergi, kitap ve diğer tüm medya araçları ile her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik iletişim araçları vasıtasıyla yayımlanması, yayılması veya açıklanması suçunu” düzenliyordu. Ancak bu düzenleme, maddenin birinci ve ikinci fıkrasına atıf yapıyordu. Bu da maddede belirtilen bilgi ve belgelerin “Milli İstihbarat Teşkilatının görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi ve belgeler” ile “MİT mensupları ve ailelerinin kimliklerini, makam, görev ve faaliyetlerini” içeriyordu.

Buna göre, MİT Kanunu’nu ihlal etmekle suçlanan ve aralarında Terkoğlu’nun da bulunduğu gazeteciler; “MİT mensupları ve ailelerinin kimliklerini, makam, görev ve faaliyetlerini; radyo, televizyon, internet, sosyal medya, gazete, dergi, kitap ve diğer tüm medya araçları ile her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik iletişim araçları vasıtasıyla yayımlamak, yaymak veya açıklamakla” suçlandı.

Gazeteciler hakkında bu kanun kapsamında üç yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası istendi.

Gazeteciler, ayrıca; Türk Ceza Kanunu’nun 329. maddesi kapsamındaki “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklamakla” da suçlandı. Buna göre de beş yıldan 10 yıla kadar hapisleri istendi.

Böylece gazeteciler hakkında, toplamda, sekiz yıldan 19 yıla kadar hapis cezası istenmiş oldu.

Yargılamanın ilk duruşması 24 Haziran 2020’de görüldü.



Next Trial: Sept. 9, 2020, 10:30 a.m.


Duruşmanın başlaması için 10:30 saati belirlenmişti. Ancak duruşma salonunun kapıları, 11:25’te açıldı. Duruşma salonu 25 kişilikti. Ancak, salona; “koronavirüs” pandemisi karşısında alınan önlemler nedeniyle 12 izleyici alındı. Salondaki izleyicilerden altı kişinin sanık yakını, altı kişinin de gazeteci olmasına karar verildi. Yer kalmayınca salondaki diğer gazeteciler ve milletvekilleri dışarı çıkarıldı.

Tutuklu gazetecilerin tamamı duruşma salonunda değildi. Davada tutuksuz yargılanan E. E., duruşmaya; Manisa’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada mahkeme başkanı, iddianameyi özetledi. Ardından sanık gazetecilerin savunmalarına geçildi. Sırasıyla Murat Ağırel, Aydın Keser, Ferhat Çelik, Hülya Kılınç, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve E. E. savunma yaptı.

Her gazeteci savunmasını bölünmeden, mahkeme heyeti tarafından müdahaleye uğramadan yapabildi.

Gazetecilerin savunmalarında öne çıkan kısımlar şöyleydi:

Murat Ağırel:

“Düşünün MİT’in Libya’da görev yaptığı Cumhurbaşkanı tarafından tüm dünyaya ilan ediliyor. Gemi vurulduğu haberi yapılıyor. Cumhurbaşkanı Sözcüsü yalanlıyor. 19 Şubat’ta konunun uzmanları, muhtarlar, şehitlerin arkadaşları paylaşımlar yapıp fotoğraflarını paylaşıyor, cenaze töreninde yakalara fotoğraf takılıyor, yüzlerce kişi cenazeye katılıyor, cenazeden canlı yayın yapılıyor, MİT başkanlığı çelenk gönderiyor, Cumhurbaşkanı ‘Libya’da şehitlerimiz var’ diye açıklama yapıyor, yüzlerce binlerce paylaşım yapılıyor. Bunlar ifşa olmuyor. Benim paylaşımımın, 11 gün sonra ifşa kastı olduğuna karar veriliyor. Bu hangi mantığa, hangi hukuka, hangi vicdana sığmaktadır? Amaç nedir? Bu kadar tesadüf fazla değil midir? Yoksa savcılığın asıl amacı yine kitabımda da yer alan bir kişinin daha savcı sorgusuna girmeden yazdığı gibi ‘elbet bu iftiraların hesabı sorulacaktır’ itirafı mıdır?”

(Murat Ağırel’in duruşmada yaptığı savunmanın tam metnine ulaşmak için TIKLAYINIZ. )

Aydın Keser:

“Suçlamaları kabul etmiyorum. Haber, özel bir kasıtla değil, haber verme saikiyle yapılmıştır. Açık kaynaklardan elde ettiğimiz bilgilerin yer aldığı haberi başka internet sitelerinde yayınlanan haberden derleyerek yaptık. Haberde yaşamını yitiren kişinin MİT mensubu olduğu yazılmamıştır. Bu suçlamaların hukuki ve maddi dayanağı da yoktur. Dört aydır cezaevinde ve tecritteyim. Bu süreçte eşimi yalnızca bir kere gördüm, o da kapalı görüştü. Çocuğum ve eşim bu durumdan maddi ve manevi olarak etkilenmiştir. Tutuklanmadan önce kalple ilgili yarım kalan bir tedavim vardı. Doktora gittim cezaevinde. Hastaneye gitmem gerektiğini söyledi ancak pandemi nedeniyle gidemedim. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum.”

Mehmet Ferhat Çelik:

“Dört aydır tecrit altında olduğumuz için konuşmayı unuttuk, dilim sürçerse affola. Gazetecilik öyle bir hale geldi ki medyanın yüzde 95’i iktidarın hakimiyeti altında. Diğer yüzde 5 de muhalif yayın yapmaya çalışıyor. Gazetecilik ters yüz edildi biraz. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı, ‘Libya’da birkaç tane şehit var’ diyorsa, gazeteci merak eder. Ama istiyorlar ki Cumhurbaşkanı’nın ‘Birkaç tane şehit var’ açıklamasıyla yetin. Bu nasıl bir gazetecilik? Yeni Yaşam Gazetesi, P24 ve Yeniçağ Gazetesi’nde yazılanları derlemiştir. Onları hedef göstermiyorum, gazetecilik yapmışlardır.

Haberlerimiz iddianamede yer almamış, muğlak ifadelerle suçlama yöneltilmiştir. Bizim suçlamalara karşı yaptığımız savunma da yer almamış.

Biz, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafından önce serbest bırakıldık. Kararda haberin daha önce yayınlandığı gibi gerekçeler vardı. Sonra hakkımızda yakalama kararı çıkarıldığını öğrendik. Tutuklanacağımı biliyordum. Haberimin arkasında duruyorum.

Haber ortada. İnsan sormadan edemiyor:

Her şey ortadayken biz neden hedef alındık? Açık kaynaklardan kopyala-yapıştır şekliyle aldığım haberle nasıl casusluk yapmış olabilirim? Devletin gizli kalması gereken bir bilgiyse bu, savcılık haberden sonra neden 12 gün bekledi bizi ifadeye çağırmak için? Herkes MİT mensubu olabilir. Ben bir haberi yaparken sen MİT’çi misin diye mi sorayım? Biz vicdanlarda zaten beraat etmişiz, özgürüz. Mahkemeye düşen de bunu hukuken tasdiklemek.”

Hülya Kılınç:

“20 yıllık gazeteciyim. Daha önce de defalarca şehit cenazesi haberi yaptım. Hazırladığım haberde; şehidin kimliğini, ailesini, görevini ve diğer MİT personelini deşifre etmedim. Haberde çok özenli ve dikkatli bir üslup kullandım. Eğer deşifre amacım olmuş olsaydı, şüphesiz çok farklı bir haber hazırlardım ve çok farklı cümleler kullanırdım. Şehidin ailesinin ve akrabalarının incinmemesi için hem haber öncesi görüşmemde, hem de haberi hazırlarken çok dikkat ettim. Ben yalnızca gazetecilik yapmak, kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla haberi hazırladım. Haberin amacı, ‘Şehidimizin Manisa’da defnedilmesi ve şehidimize hak ettiği resmi törenin yapılmamasıdır.’ Suç teşkil eden herhangi bir fiilim yoktur. Suç işleme niyet ve kastım bulunmamaktadır. Suç işlediğime inanmıyorum. Ben de herkes gibi, bu suçlamanın Odatv’nin ‘fincancı katırlarını ürkütmesi’ nedeniyle yapıldığını düşünüyorum. Umarım yanılırım.”

(Hülya Kılınç’ın duruşmada yaptığı savunmanın tam metnine ulaşmak için TIKLAYINIZ. )

Barış Pehlivan:

“Eğer FETÖ sanıklarını görevde tutup, bir de onlara FETÖ operasyonu yaptırıldığını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer terörle mücadele biriminin başına, terör örgütü üyeliğinden yargılanan birisinin oturtulduğunu yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ’cüleri para karşılığı tahliye eden, başka tarikatların müridi yargı mensupları olduğunu yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ şüphelisi olup; başka tarikatların hocalarından hüsnü şehadet aldığınızda dosyanızın kapandığını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer FETÖ borsası sanığının çocuğunun gözü önünde öldürülmesinin perde arkasını yazmasaydım burada olmazdım. Eğer bu toprakların en tehlikeli örgütü FETÖ ile mücadelenin bir rant ve sermaye değişimi aracı haline geldiğini yazmasaydım burada olmazdım. Eğer böyle giderse, yarın bir tankın içinde, devlet gömleği giydirilen başka tarikatlara mensup darbeciler görürüz, diye yazmasaydım burada olmazdım. Ama tüm yaşadıklarıma rağmen diyorum ki iyi ki yazdım, iyi ki yazıyorum, iyi ki yazacağım. Hepsi gerçekti. Yalanlayamadılar. Bunun yerine, bir bahaneyle hapse attılar. Amaç; daha önce yazdıklarımın bedelini ödetmek ve ileride de yazmamamdı.”

(Barış Pehlivan’ın duruşmada yaptığı savunmanın tam metnine ulaşmak için TIKLAYINIZ. )

Barış Terkoğlu:

“Halen görevde bulunan MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve ünvanlarıyla ifşa edildiğinin açık bir yalan olduğunu tekrar söyledikten sonra kendimden bahsedeyim. Ben savcıların bu cümlelerden ne demek istediğini anlıyorum, ancak onlar kendilerini anlatmak istiyorlar mı sahiden? İddianame hukuki bir metin ise, öznesi ve fiili açık, kanunlaştırılmış cümlelerden oluşmalı. Ne yazık ki bu cümleler böyle değil. Ben bu ifadelerde fiil gerçekleştiren bir özne olarak kendimi göremiyorum. Ancak bu cümlelerden benim anladığım bir şey var ki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göre benim suçlu olmam için bir şey yapmam gerekmiyor. Odatv Sorumlu Haber Müdürü olmak bu savcılara göre suç. Dikkat ediyor musunuz, Meclis’in Libya tezkeresinin tam metnini iddianameye koyan savcılar nedense gazetecilerin sanık olduğu iddianameye tek bir basın kanununu, bir tek internet yasasını yazmamış. Yani ortada maç var ama ortada bir top yok. Haliyle ben bir boşluğun peşinden koşuyorum. Ama olsun, Odatv Haber Müdürü olarak bu iddianameye göre ben oturan ve kalkan halihazırda tutuklu olan kendi başına bir suçum. Pantolon, gömlek, ceket giyen ve konuşan, yazan bir suçum. 1 metre 92 santim boyunda ve 85 kiloluk bir suçum. Hapisten çıkmamam için sabaha karşı özel infaz kanunu yapan Meclis, ben yolda gelirken yeni kanun yapmadıysa, hala suçlu olmak için kanunu arayan bir suçum.”

(Barış Terkoğlu’nun duruşmada yaptığı savunmanın tam metnine ulaşmak için TIKLAYINIZ. )

Tutuklu gazetecilerin ardından tutuksuz yargılanan Akhisar Belediyesi basın çalışanı E. E. savunma yaptı.
Salondaki gazetecilerden yalnızca Hülya Kılınç’ı tanıdığını beyan eden E. E. şunları söyledi:

“Bize davet gelince belediye başkanıyla birlikte cenazeye gittik. Görevim gereği fotoğraf çektim. Fotoğraf makinesi boynumdaydı, ulu orta çektim. Daha sonra fotoğraf çekilmemesi istendi. Ben de bıraktım çekmeyi. Caminin içinde ve dışında da çektim. O sırada sosyal medyadan yayın yapanlarda da vardı. Şehitliğe götürülürken oradan ayrıldık. Aradan iki hafta geçtikten sonra Hülya Hanım iletişime geçti. Buluşmak istedi. Yoğun olduğum için buluşamadık. Telefonda gazetecilik üzerine konuştuk. Belediye başkanıyla röportaj yapmak istediğini söyledi ve şehit cenazesinde çektiğim fotoğrafları sordu. MİT mensubu olduğunu bilseydim yollamazdım. Suç işleme kastım olsaydı gizli yolla yollardım, öyle de yapmadım. Tutuklamalar olduktan sonra böyle olduğunu anladım. Üstüme atılan suçlamaları kabul etmiyorum. Biz cenazenin TSK şehidine ait olduğunu sanıyorduk.”

Gazetecelerin savunmalarının ardından Yeni Yaşam Gazetesi’nden editör Semiha Alankuş ve MİT mensubunun defnedildiği köyün muhtarı C. M. tanık olarak dinlendi.

Savunmalar tamamlandıktan sonra savcı mütalaasını açıkladı.

Savcı, gazetecilerin tutukluluk halinin devam ettirilmesini ve esas hakkındaki mütalaayı hazırlamak için süre verilmesini talep etti. Savcı, soruşturmanın genişletilmesine ilişkin varsa taleplerin alınmasını istedi, esas hakkındaki mütalaasını bir sonraki duruşmadan önce de açıklayabileceğini söyledi.

Mahkeme heyeti, pandemi nedeniyle her gazetecinin bir avukatının konuşmasına karar verdi.

İlk olarak Murat Ağırel’in avukatı Ruşen Gültekin savunma yaptı. Gültekin’in savunmasında öne çıkan başlıklar şöyleydi:

“Bu yargılamanın ruhu açısından Türkiye’nin Libya’yı işgali değil, Libya’nın doğru bir yere gidebilmesi için oraya giden unsurlarla gurur duyarız. 17 yıl cumhuriyet savcısı olarak görev yapan ben, bir TV kanalından iddianame alıntı yapılıyordu. Bu işin suç olduğunu anlattım ve ben bu yayına girdikten sonra bu iddialar kesildi. Ben ülkemde adalet olduğuna inanıyorum ve bunu sağlamak için de elimden gelen mücadeleyi yapmak istiyorum. Bu mahkemenin huzurunda arz edildi. Benim müvekkilim bütün bilgileri internetten toplamıştır.

Bir kere şeklen iddianamede Murat’ın diğer sanıklarla bir bağlantısı yok. Olması gereken şudur, tevkif edilmeliydi sizin önünüze ayrı ayrı gelmeliydi. Bu iddianamede ne anlatılıyor biz anlamıyoruz. Murat bunların MİT mensubu olduğunu anladığında çok değişik bir müdahaleyle karşılaşıyor. Gökten bir el geliyor ve bunu alıp ve yok edebiliyor. Murat bunların MİT mensubu olduğunu anladığında çok değişik bir müdahaleyle karşılaşıyor. Gökten bir el geliyor ve bunu alıp ve yok edebiliyor. Olayda ifşa gerçekleşmemiştir. Müvekkilim bu suçu işlemediğine ben kalben inanıyorum. Bugün Türkiye’de tutuklama kanayan bir yara.”

Aydın Keser’in avukatı Sercan Korkmaz, “Söylenecek hiçbir şey kalmadı. Şapkadan tavşan çıkartamayacağız. İddianamenin ciddiyetsizliği ortada ama ciddiyeti olan bir durum ise salgın ortamıdır” dedi.

Ferhat Çelik’in avukatı Özcan Kılıç ise şunları kaydetti:

“Bu haber 19-20-21-22 günleri yayınlanmış haberler. Vefat eden MİT mensupları görevdeyken değil, vefat edildiği haberleri yapılıyor. 22 Şubat’ta ihale Murat Ağırel’e yıkılıyor. Mailleri hacklaniyor. Vefat etmiş, cenaze haberi yapıyorsunuz. Sanki görevdeyken ifşa ettiniz, hayatlarını tehlikeye attığı gibi gösteriliyor.

Hakikaten mantığa uygun değil. 30 yılda en rahatsız olduğum dava bu oldu. Bu tür davalarda haber olur. Asliye cezaya çıkarsanız, zaten asliye cezalıktı bir maddeyle ağır cezalık oldu. AYM’nin kararı tarifi çok ayıp bir şey. 2010’lar toplu davalar vardı, biz TV’lere gazetelere bakıldığında kim tutuklanacak kim bırakılacak bilirdik. Bu örgüt davası değil, MİT görevlilerini deşifre etmiş değil, hakaret değil. Üç savcının imza atmış olması özel karakteristik bir örnek olmuş.”

Hülya Kılınç’ın avukatı Celal Ülgen, şunları kaydetti:

“İddia makamı bir zoru başarmak istemiş; Bir tarafında Yeniçağ bir tarafında Odatv bir tarafında Yeni Yaşam almışlar, bir örgüt oluşturabilir miyiz diye iddianame yazmışlar. İddianameyi hazırlayan savcı suç olarak MİT Kanunu gösterdi. Peki iddianamede TCK 329 nerden çıktı.

Temel bir olay var; iddianamenin hukuki değerlendirme bölüm AYM’nin kararından ve Yargıtay’ın verdiği Enis Berberoğlu kararından kopyalanarak alınmıştır. İddianamedeki hukuki değerlendirme bölümü sözcük hatalarına kadar oradan alınmıştır. Bir şeyin farkındayız. Mahkemenizi suçlamıyorum. Türkiye’de uzun bir sürerdir hukuk tutulması yaşıyoruz. Buradan çıkış yolu aramamız gerekiyor. Müvekkillerimizin tahliyesini talep ediyoruz.”

Barış Pehlivan’ı avukatı Hüseyin Ersöz ise şu ifadeleri kullandı:

“Soruşturma aşamasında bir sürü hukuksuzluk yaşandı belki bunlar sizin önünüze gelmedi. Müvekkillerimiz avukatsız tutukluk incelemesine maruz kaldı. İddianamenin ortasında bu suçlarla ilgisi olmayan iki olayı da koydular. Biri Barış Pehlivan’ın darp meselesi ve Ağırel hakkında iki farklı karar verilmesi.

Sizin vicdanlarınıza, hukuk adamlığınıza yönelik savunmalar gerçekleşti. Gazeteciliği tartışacağımız yer burası olmamalı. Her akşam tartışma programlarında koca koca adamlar çıkıp Libya’da ne olacak diye konuşup cumhurbaşkanının söylediklerinin peşine düşmeyeceksiniz… Kusura bakmayın gazetecilik bu değil.

Bir de şunu hiç tartışmadık, Ankara’da Ümit Özdağ hakkında fezleke var. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı hem MİT Kanunu hem TCK 329’dan yaparken neden Ankara sadece MİT kanunundan fezleke hazırladı? Talebimiz; haksız bir şekilde tutuklanmış hayatlarından 19 ayın çalınmış olan ve üstüne 3,5 ayda eklenmiş müvekkillerimizin tahliyesini talep ediyoruz.”

Barış Terkoğlu’nun avukatı Yiğit Akalın’ın savunmasından öne çıkan başlıklar şunlardı:

“Barış Terkoğlu hala neden tutuklu? İddianamede Terkoğlu’nun isminin geçtiği yerlerde o da haberi biliyordur diye bir şey yok. Sadece sorumlu haber müdürü olması nedeniyle yazıyor. Müvekkilimin huzurda olmaması gerekiyor.

Huzurda TCK 329’dan tutuklu değiliz, esas hakkında savunma yapmıyoruz. Tahliye talebinde bulunuyorum, 27/3’ten tutuklandığım için 27/3’ten tahliye talebinde bulunuyorum. Hayatım boyunca kimse için derhal beraat talebinde bulunmadım. Bulunmam da ama Terkoğlu’nun derhal beraat etmesi gerekiyor. Başta müvekkilim olmak üzere hepsinin tahliyesini talep ediyoruz.”

Son olarak hakkında yakalama kararı çıkartılan gazeteci Erk Acarer’in avukatı Ömer Faruk Eminağoğlu savunma yaptı. Eminağaoğlu şunları söyledi:

“Bu dava bütün sanıklar yönünden derhal beraat koşulunun oluştuğu bir davadır. Müvekkillim yurt dışındadır. Suç işlediği söylendiği süreçte yurt dışındadır. Gaip konumdadır. Bu yüzden hakkında yakalama kararı verilemez.
Gaip sanık için ne yapılır? Bulunduğu ülke ile suçluların iade anlaşması uygulanır. İade talebinde bulunur, geçişi tutulmaya göre Türkiye götürülür. Her şeyden önce burada yargılananlar için derhal beraat kararı verilmelidir.”

Avukat savunmalarının ardından mahkeme, karar için duruşmaya 45 dakika ara verdi.


Karar için verilen aranın ardından heyet duruşma salonunda yerini aldı.

Mahkeme heyeti tutuklu gazeteciler Barış Terkoğlu, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’in tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verdi. Tutuklu gazeteciler Murat Ağırel, Hülya Kılınç ve Barış Pehlivan’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Hakkında tahliye kararı verilen üç gazeteciyle ilgili yurt dışına çıkış yasağı kararı verildi. Ayrıca Ferhat Çelik ve Aydın Keser hakkında “ikametlerinin bulunduğu, il sınırlarını terk etmemek“ şeklinde adli kontrol şartı verildi.

Erk Acarer hakkında çıkartılan yakalama kararının devamına ve yurtdışında yaşadığı için savunmasının bulunduğu yerde alınmasının iki duruşma arasında değerlendirilmesine karar verildi.

Yargılama dosyasının esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesine ve mütalaanın sunulması halinde taraflara bildirilerek savunmalarını hazırlamaları için gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verildi.

Yargılamının, 9 Eylül 2020 tarihinde görülecek ikinci duruşma ile sürmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde yapıldı.

Duruşma öncesi adliye önündeki meydanda milletvekilleri, siyasi partilerin İstanbul il başkanları, basın meslek örgütleri ve gazetecilerin katıldığı bir basın açıklaması yapıldı.

Açıklamaya katılanlar “koronavirüs” pandemisi nedeniyle taktıkları maskelerin üstüne “Susmayacağız” etiketi yapıştırdı.

Basın açıklaması sırasında çekilen bir fotoğrafta Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) milletvekilleri ve İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı temsilcileri vardı. Fotoğrafta İYİ Partililer elleriyle bozkurt işareti yaparken “Gerçekler hapsedilemez” pankartı taşıyor, önlerinde HDP’li milletvekilleri duruyordu. Bu fotoğraf akıllara Gezi Parkı eylemlerinde elinde BDP bayrağı olan birinin Atatürk posteri taşıyan bir eylemciyi polis müdahalesinden kurtarırken başka bir eylemcinin de bozkurt işareti yaptığı fotoğrafı getiriyordu. Mahkeme salonunun bulunduğu koridor da kalabalıktı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonu 25 kişilikti ancak pandemi nedeniyle 12 izleyici alındı. Salondaki izleyicilerden 6 kişinin sanık yakını, 6 kişinin de gazeteci olmasına karar verildi. Yer kalmayınca salondaki diğer gazeteciler ve milletvekilleri dışarı çıkarıldı.

Duruşma, 20.45’e kadar sürdü. Bu sürede her gazetecinin savunmasından sonra salon boşaltılarak havalandırıldı. Çünkü pandemi karşısında alınan tedbirler karşısında klimalar çalıştırılmıyordu ve salon oldukça sıcaktı. Koridorda da kalabalık olduğu için salonun kapılarının açık bırakılmasına izin verilmedi. Savunmalar 20.45’te tamamlandı. Mahkeme, ara kararını hazırlamak için 45 dakika ara verdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya katılım oldukça yoğundu. Eğer pandemi olmasaydı ve büyük salonda yapılsaydı bu duruşma hıncahınç bir kalabalık olacaktı. Duruşmayı izlemeye gelenler arasında CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP milletvekilleri Ali Şeker, Mahmut Tanal, Sera Kadıgil, Sezgin Tanrıkulu, Gamze İlgezdi, Muharrem Erkek, Utku Çakırözer; HDP Milletvekili Hüda Kaya, Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Erkan Baş ve Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık da vardı. Öte yandan uluslararası herhangi bir gözlemcinin olmaması da dikkat çeken başka bir ayrıntıydı.

Genel Gözlemler

Karar, salonda buruk bir sevince neden oldu. Kimileri sevinçten, kimileri de üzüntüden ağlıyordu. Barış Pehlivan, arkadaşı (Barış Terkoğlu) tahliye edildiği için sevindiğini söylüyor, Murat Ağırel de “Susmayın, korkmayın, alışmayın” diye bağırıyordu.

Hakkında tahliye kararı verilen gazetecileri karşılamak için yakınları ve bir grup gazeteci Silivri’ye gitti. Cezaevinin rutin bir uygulaması haline geldiği için tahliye edilen kişiler cezaevinin yakınında bulunan bir dinlenme tesisine getirileceğinden bekleyiş burada sürdü.

Gazeteciler beklerken tesisin önündeki langırt masasında, masaj koltuğunda ve boks makinesinde gücünü deneyerek vakit geçirdi. Saat geceyarısı 2.00’ye doğru gelirken uzaktan bir araç göründü. Tesisin önünden geçerek park etti. Bu sırada aracın arkasından gazeteciler ellerinde mikrofonlar ve flaş ışıklarıyla koşturuyordu.

Gazetecilere “geçmiş olsun” dileğinde bulunanlar pandemi nedeniyle tokalaşmamaya ve sarılmamaya özen gösterirken Barış Terkoğlu “Biz henüz bu alışkanlığı bilmiyoruz” diyordu. Televizyon kameraları Barış Terkoğlu’nun çevresini sararken, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’in çevresi Terkoğlu’na göre daha tenhaydı.

"MİT Haberleri" Davası (Indictment)

"MİT Haberleri" Davası (Defense)

"MİT Haberleri" Davası 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Press in Arrest is a database, monitoring, documentation and collective memory study of Press Research Association.
+90 (312) 945 15 56 | pressinarrest@gmail.com