Aziz Oruç

Aziz Oruç ‘Terör Örgütü Propagandası’ Davası

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Aziz Oruç hakkında, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı 12 paylaşımı gerekçe göstererek soruşturma başlattı. Paylaşımların tamamı 2016 yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarında Twitter üzerinden yapılmıştı.

Oruç’un, Twitter hesabı üzerinden; “PKK terör örgütünün; cebir, şiddet, tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek veya bu yöntemlere teşvik edecek şekilde propagandasını yaptığı” iddia edildi.

Oruç, savcılığı verdiği ifadede; suçlandığı paylaşımları, DİHA’da muhabir olduğu için yaptığını belirtti. Paylaşımlarında, “terör örgütü propagandası amacını gütmediğini” söyledi.

Oruç, hakkındaki soruşturma işlemleri sürerken, yurtdışına çıktı. Irak’ın kuzeyine yerleşti.

Oruç hakkındaki iddianame, 27 Ekim 2017’de tamamlandı.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) muhabiri olan Aziz Oruç hakkındaki iddianame Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Murat Alagöz tarafından 27 Ekim 2017’de tamamlandı.

İki sayfadan oluşan iddianamede; Oruç’un, Twitter hesabından yaptığı 12 paylaşıma yer verildi. Paylaşımların tamamı 2016 yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarında Twitter üzerinden yapılmıştı. Oruç’un suçlandığı paylaşımlar iddianamede şöyle sıralandı:

  1. “Bunu kaydedin Şirnex yıkılmaz!”
  2. “Roboski’den Rojava’ya uzanan bir Kürdistan hikayesi”
  3. “Mezarı var Rozerin yok!”
  4. “Bir Leyla toprağa düştü, diğer Leyla doğdu”
  5. “Sur 150 gündür baş eğmedi”
  6. “Göçertmeye karşı dayanışma ve direniş̧”
  7. “Direniş̧ varsa edebiyat da olmalı”
  8. “YPS’li Yalvarma’yı binler uğurladı”
  9. “Brüksel’de katliam yerine YPG/YPJ ve PKK yazıları yazıldı”
  10. “Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nden 11 tutsak Bandırma T Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi”
  11. “Bombalama, talana rağmen heybetini koruyan Kürdistan’ın heybetli dağı Cudi, bahara birlikte yeşile büründü̈.”
  12. “Kobaneliler direniş̧ ateşini Miştenur’da yakacak”

Savcı Alagöz, bu paylaşımlar üzerinden Oruç’un; “Silahlı terör örgütü̈ PKK/KCK ve bu örgütün Suriye uzantısı olan YPG’nin eylem ve faaliyetlerini meşru göstererek yaptıklarını övdüğünü” iddia etti.

Oruç; Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 ve Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddelerinde düzenlenen, “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmakla” suçlandı. Hakkında 1 yıl 3 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istendi.

Ayrıca, Oruç’un; Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında, “belirli haklardan yoksun bırakılması” da talep edildi.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın muhabiri Aziz Oruç’un yargılanmasına, Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Yargılama başladığında yurtdışına yerleşmişti. Bu yüzden duruşmalara katılmadı. Hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Oruç, Avrupa’ya gitmek için İran üzerinden geçtiği Ermenistan’da yakalanarak İran’a teslim edildi. İran tarafından da Türkiye sınırına bırakıldıktan sonra gözaltına alındı. 11 Aralık 2019’da Ağrı’da gözaltına alınan Oruç, bir haftalık gözaltı sürecinden sonra “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklandı.

Oruç’un tutuklanmasıyla birlikte dava kapsamındaki yargılaması da devam etti.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 29 Ocak 2020 tarihinde görüldü. Oruç, duruşmaya tutuklu bulunduğu Patnos L Tipi Cezaevi’nden, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukatı Ferhat Kılınç, duruşmada hazır bulundu.

Oruç, duruşmada şu savunmayı yaptı:

“Twitter paylaşımları haberden ibarettir. Paylaşımlara bakıldığında, 2014-2015 yılında Dicle Haber Ajansı’nın yaptığı haberler olduğu, hatta çoğunun benim yaptığım haberler olduğu anlaşılacaktır. Paylaşımların hepsi haber verme amaçlıdır. Propaganda yapma gibi bir kastım yoktur. 2013-2014 yılında, yapılan paylaşımlar suç sayılmazken, neden şimdi suç sayılıyor. Bir gazeteci olarak bu yaklaşım beni derinden üzüyor. Ben gazeteciyim. Paylaşımlarım propaganda olarak değerlendirilmemelidir. Benzer paylaşımlar nedeniyle başka bir dosyadan tutuklu yargılanıyorum.”

Avukatı Ferhat Kılınç ise, Oruç’un yaptığı paylaşımların gazetecilik faaliyeti kapsamında paylaşımlar olduğunu belirtti.

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını sundu. Savcı, Oruç’un; “sosyal medya hesabı üzerinden, silahlı terör örgütü PKK/KCK’nın cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde defalarca paylaşımda bulunduğunu” iddia etti. Savcı, Oruç’un; “terör örgütü propagandası suçunu değişik zamanlarda birden fazla kez işlediğini” öne sürdü.

İddianamede Oruç’un; “terör örgütü propagandası suçunu zincirleme şekilde işlediği” iddia edilmişti. Ancak esas hakkındaki mütalaada Oruç’un; “terör örgütü propagandası suçunu, hem zincirleme şekilde hem de basın ve yayın yoluyla işlediği” öne sürüldü. Böylece Oruç hakkında istenen ceza “1 yıl 3 aydan 8 yıl 9 aya kadar” değil, “1 yıl 10 ay 15 günden 13 yıl 1 ay 15 güne kadar” olarak değişti.

Mahkeme, Oruç ve avukatının esas hakkındaki mütalaa karşısında savunmasını hazırlaması için ertelendi.

Yargılamanın 10. duruşması 2 Mart 2020 tarihinde görüldü. Duruşmada, mahkeme heyeti; Enver Akman’ın başkanlığında, üyeler Mehmet Tur ve Tuğçe Akdaş Meydan’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Abdullah Kılıç yürüttü. Oruç, bu duruşmaya da tutuklu bulunduğu Patnos L Tipi Cezaevi’nden SEGBİS aracılığıyla bağlandı. Duruşma savcısı, bir önceki duruşmada sunduğu esas hakkındaki mütalaasını tekrar ettiğini bildirdi.

Mütalaaya karşı savunma yapan gazeteci Oruç, “Ben gazetecilik yapıyorum. Yapılan paylaşımlar haber amaçlıdır. Üzerime atılı suçlamalar, gazetecilere karşı yapılan bir suçlamadır. Paylaşım Dicle Haber Ajansı’nın haberlerinin retweet’lemesidir. Propaganda kastı taşımıyor. Beraat talebinde bulunuyorum” dedi.

Oruç’un avukatı Ferhat Kılınç ise, Oruç’un yargılama konusu paylaşımları yaptığı tarihte Dicle Haber Ajansı’nda çalıştığını hatırlattı. Kılınç, “Paylaşımlar içerik olarak haberdir. Buna ilişkin içtihatlar mevcuttur. Müvekkilin üzerine atılı suçların unsurları oluşmamıştır” diyerek, beraat talebinde bulundu.

Mahkeme, Oruç’un; Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 ve Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddeleri gereğince “zincirleme şekilde, basın ve yayın yoluyla terör örgütü propagandası yaptığı” iddiasıyla 2 yıl 1 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Ceza ertelenmedi.

Oruç’un avukatı Kılınç, karara ilişkin istinaf mahkemesine itirazda bulunacaklarını açıkladı.

10. Standing - March 2, 2020


Gazeteci Aziz Oruç, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) çalışıyordu.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Aziz Oruç hakkında, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı 12 paylaşımı gerekçe göstererek soruşturma başlattı. Paylaşımların tamamı 2016 yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarında Twitter üzerinden yapılmıştı.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) muhabiri olan Aziz Oruç hakkındaki iddianame Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Murat Alagöz tarafından 27 Ekim 2017’de tamamlandı.
İki sayfadan oluşan iddianamede; Oruç’un, Twitter hesabından yaptığı 12 paylaşıma yer verildi. Paylaşımların tamamı 2016 yılının Mart, Nisan ve Mayıs aylarında Twitter üzerinden yapılmıştı.
Savcı Alagöz, paylaşımlar üzerinden Oruç’un; “Silahlı terör örgütü̈ PKK/KCK ve bu örgütün Suriye uzantısı olan YPG’nin eylem ve faaliyetlerini meşru göstererek yaptıklarını övdüğünü” iddia etti.
Oruç; Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 ve Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddelerinde düzenlenen, “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmakla” suçlandı. Hakkında 1 yıl 3 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istendi.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın muhabiri Aziz Oruç’un yargılanmasına, Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Yargılama başladığında yurtdışına yerleşmişti. Bu yüzden duruşmalara katılmadı. Hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Oruç, Avrupa’ya gitmek için İran üzerinden geçtiği Ermenistan’da yakalanarak İran’a teslim edildi. İran tarafından da Türkiye sınırına bırakıldıktan sonra gözaltına alındı. 11 Aralık 2019’da Ağrı’da gözaltına alınan Oruç, bir haftalık gözaltı sürecinden sonra “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklandı.

Oruç’un tutuklanmasıyla birlikte dava kapsamındaki yargılaması da devam etti.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 29 Ocak 2020 tarihinde görüldü. Oruç, duruşmaya tutuklu bulunduğu Patnos L Tipi Cezaevi’nden, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukatı Ferhat Kılınç, duruşmada hazır bulundu.

Oruç, duruşmada şu savunmayı yaptı:

“Twitter paylaşımları haberden ibarettir. Paylaşımlara bakıldığında, 2014-2015 yılında Dicle Haber Ajansı’nın yaptığı haberler olduğu, hatta çoğunun benim yaptığım haberler olduğu anlaşılacaktır. Paylaşımların hepsi haber verme amaçlıdır. Propaganda yapma gibi bir kastım yoktur. 2013-2014 yılında, yapılan paylaşımlar suç sayılmazken, neden şimdi suç sayılıyor. Bir gazeteci olarak bu yaklaşım beni derinden üzüyor. Ben gazeteciyim. Paylaşımlarım propaganda olarak değerlendirilmemelidir. Benzer paylaşımlar nedeniyle başka bir dosyadan tutuklu yargılanıyorum.”

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasını sundu. Savcı, Oruç’un; “sosyal medya hesabı üzerinden, silahlı terör örgütü PKK/KCK’nın cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde defalarca paylaşımda bulunduğunu” iddia etti. Savcı, Oruç’un; “terör örgütü propagandası suçunu değişik zamanlarda birden fazla kez işlediğini” öne sürdü.

İddianamede Oruç’un; “terör örgütü propagandası suçunu zincirleme şekilde işlediği” iddia edilmişti. Ancak esas hakkındaki mütalaada Oruç’un; “terör örgütü propagandası suçunu, hem zincirleme şekilde hem de basın ve yayın yoluyla işlediği” öne sürüldü. Böylece Oruç hakkında istenen ceza “1 yıl 3 aydan 8 yıl 9 aya kadar” değil, “1 yıl 10 ay 15 günden 13 yıl 1 ay 15 güne kadar” olarak değişti.

Mahkeme, Oruç ve avukatının esas hakkındaki mütalaa karşısında savunmasını hazırlaması için ertelendi.

Yargılamanın 10. duruşması 3 Mart 2020 tarihinde görüldü.


Duruşma, Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 09.50 olarak belirlenen saatinde başladı.

Tutuklu gazeteci Aziz Oruç, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Duruşmada Enver Akman başkanlığında üyeler Mehmet Tur ve Tuçe Akdaş Meydan’dan oluşan mahkeme heyeti ile savcı Abdullah Kılıç görev aldı.

İddia makamı bir önceki duruşmada verdiği mütalaasını tekrarladı.

Ardından mahkeme başkanı, Oruç’a son savunmasını sordu. Oruç, geçen celse yaptığı savunmayı tekrar ettiğini belirterek, paylaştığı tweetlerin çalıştığı DİHA’da yayımlanan haberler olduğunu söyledi.

Oruç, gazeteci olduğunu ve suçlama konusu yapılan paylaşımların da haber içerikli paylaşımlar olduğunu belirterek, “Benim örgüt propagandası yapmak gibi bir kastım yoktur. Bunlar gazetecilik kapsamında, haber verme amacıyla yapılmış paylaşımlardır. Şu anda tutuklu olduğum davada da haber içerikli benzer tweet’ler nedeniyle yargılanıyorum. Ben gazeteciyim, bu yaptıklarım gazetecilik faaliyetidir. Gazetecilik kimliğim gereğince bu tweet’ler örgüt propagandası olarak değerlendirilmemelidir. Beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

Oruç’un avukatı Ferhat Kılınç ise müvekkilinin suçlama konusu yapılan paylaşımları gazeteci olduğu için yaptığını belirtti. Paylaşımlarım yorum değil haber spotları olduğuna vurgu yaptı.

Esasa ilişkin mütalaasını tekrar eden savcı, gazeteci Oruç’un sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımlarla “örgütün cebir şiddet, tehdit içeren yöntemlerini meşru ya da övecek, ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde örgüt propagandası yaptığını” belirterek cezalandırılmasını talep etti.


Karar için verilen aranın ardından mahkeme heyeti, Oruç hakkında Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi kapsamında, silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 1 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi.

Heyet; bu eylemi başkalarının erişimine açık olan sosyal medya hesabından yaptığı için yarı oranında artırım yaparak, 1 yıl 12 ay, paylaşımların “zincirleme” şekilde olduğu gerekçesiyle de artırım yaparak 1 yıl 18 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi.

Cezada 1/6 oranında indirim yapan heyet Oruç’un toplamda, 2 yıl 1 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 09.50 olarak belirlenen saatinde başladı. İzleyicilerin duruşma salonunun bulunduğu koridora geçişine izin verildi. Duruşma salona girişte herhangi bir üst araması yapılmadı. Basın mensuplarına basın kartı sorulmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Avukat Ferhat Kılınç’ın yanı sıra Oruç’un ailesi ve üç basın mensubu izledi.

Genel Gözlemler

Duruşmada olağanüstü bir durum yaşanmadı.

Aziz Oruç ‘Terör Örgütü Propagandası’ Davası (Indictment)

Aziz Oruç ‘Terör Örgütü Propagandası’ Davası 10. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 22 Ekim 2016 ile 2 Kasım 2016 tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haber ve yazılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından soruşturma başlatıldı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve yazı işleri müdürü İshak Yasul hakkında başlatılan soruşturmaya; kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın muhabirleri de dahil edildi. Gazeteciler Aziz Oruç, Özgür Paksoy, Kenan Kırkaya ve Selman Keleş, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yayımlanan haber ve yazıları nedeniyle suçlandı.

Gazeteci Aziz Oruç, aynı ajansta birlikte çalıştığı Özgür Paksoy ile birlikte kaleme aldığı, “23 Yıl önce Lice şimdi Cizir” başlıklı haberi deliller arasında gösterildi.

Gazetecilere; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” suçlamaları yöneltildi.

Yasalara göre bir kişi hakkında bu suçlamayla soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Gazeteciler için gereken bakanlık izni 12 Aralık 2016 tarihinde alındı.

Aziz Oruç ile birlikte 6 gazeteci hakkındaki iddianame 12 Nisan 2017’de tamamlandı.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Aziz Oruç ve diğer gazeteciler hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba tarafından hazırlandı. Beş sayfadan oluşan iddianame, 12 Nisan 2017’de tamamlanarak, mahkemeye sunuldu.

İddianamede Oruç’un Özgür Paksoy ile birlikte kaleme aldığı, “23 Yıl önce Lice şimdi Cizir” başlıklı haber, suçlama konusu yapıldı. Haber, KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nda 21 Ekim 2016’da yayımlanmıştı. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi de haberi, ajansın abonesi olarak yayınlanmıştı.

Savcı Baba, haberde; “devleti aşağılamak maksadıyla, sürekli olarak, Kürt halkına yönelik ‘katliam ve vahşet planı’ uygulandığına dair bir iddianın dile getirildiğini” öne sürdü. Haber ve yazıları “soyut ve dayanaktan yoksun olmakla” suçladı. Haberlerde “devleti aşağılama kastıyla hareket edildiğini” iddia etti.

Oruç; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamakla” suçlandı. Hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası istendi.

Oruç’un, ayrıca; Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında, “belirli haklardan yoksun bırakılması” da talep edildi.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Aziz Oruç ile birlikte 6 gazeteci hakkındaki yargılama İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 21 Eylül 2017 tarihinde görülen ilk duruşma ile başladı. Duruşmada, Hakim Nursel Bedir görev aldı.

Aziz Oruç, yargılamanın 10 duruşmasına katılmadı. Hakkındaki yargılama başladığında, Irak’ın Süleymaniye kentine yerleşmişti. Hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Yargılamanın 10. duruşması 28 Kasım 2019’da görüldü. Gazetecilerin avukatı Özcan Kılıç, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yazılı olarak sundu. Kılıç, savunmasında özetle, şunları dile getirdi:

“Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı taraftan. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘çocuk panzerin altına mı atladı’ yazılmalıydı.”

Kılıç, gazetecilerin beraatını talep etti.

Hakim Nursel Bedir bu duruşmada kararını açıkladı.

Hakkında yakalama kararı bulunan Aziz Oruç ve Ersin Çaksu’nun dosyalarının ayrılmasına karar verildi.

Oruç, hakkında yakalama kararı bulunduğu dönemde Ağrı’da gözaltına alınarak, tutuklandı. Yakalama kararının infaz edilmesiyle birlikte Oruç’un dava kapsamındaki yargılaması sürüyor. Oruç, hakkındaki diğer dosya kapsamında Ağrı Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu olarak yargılanıyor.

Diğer gazeteci sanıklar Kenan Kırkaya, Selman Keleş ve Özgür Paksoy’a, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesiyle düzenlenen “Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Hükümetini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamasıyla 6’şar ay hapis cezası verildi. Cezada indirim yapan hakim Nursel Bedir, cezayı beş aya indirdi. Kırkaya ve Paksoy’a verilen hapis cezası için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verildi. Keleş hakkındaki ceza ise ertelendi.

10. Standing - Nov. 28, 2019


Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 22 Ekim 2016 ile 2 Kasım 2016 tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haber ve yazılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından soruşturma başlatıldı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve sorumlu yazı işleri müdürü İshak Yasul hakkında başlatılan soruşturmaya DİHA muhabirleri de dahil edildi. Gazeteciler Aziz Oruç, Özgür Paksoy, Kenan Kırkaya ve Selman Keleş; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yayımlanan haber ve yazıları nedeniyle suçlandı.

Gazetecilere; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” suçlamaları yöneltildi.

Yasalara göre bir kişi hakkında bu suçlamayla soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Gazeteciler için gereken bakanlık izni 12 Aralık 2016 tarihinde alındı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba tarafından hazırlandı. Beş sayfadan oluşan iddianame, 12 Nisan 2017’de tamamlanarak, mahkemeye sunuldu.

“Mülteciler Rojava’ya Akın Ediyor” ve “Şehba Köylerine Saldırı” başlıklı haberler, iddianamede delil olarak gösterildi. Savcı Baba, haberlerde; “Ülkemizin sınır ötesi operasyonlarına katılan güçlerden ‘Türkiye ve ona bağlı çeteci gruplar’ olarak bahsedildiğini” iddia etti. “Operasyonlarda sivillerin hedef alınarak, göç etmeye zorlandıkları isnadında bunulduğunu” öne sürdü.

“Kobane Onurun Direnişidir”, “Zırhlılar Çocukların Kabusu Oldu”, “İntihar Değil Cinayet”, “Devrimci güçler Şehba’da ilerliyor”, “İnkar Cumhuriyetinden Kürt Soykırımı’na”, “İstifa Eden Korucu: Bizi Ölüme Gönderiyorlar”, “TSK’den Efrin’de Sivillere Saldırı”, “Yaşamı Ellerinden Alınan Küçük Yürekler”, “Şırnak’ta Çadır Zulmü: Şehri Yakıp Yıkmak Yetmedi, Şimdi de Halkı Göçertmek İstiyor” başlıklarıyla yayınlanan yazı ve haberler de suçlamalara dayanak olarak gösterildi.

Savcı Baba, söz konusu haber ve yazıları, “somut ve dayanaksız” olmakla suçladı. “Aşağılama kastı ile hareket edildiğini” öne sürdü.

Türkiye’nin sınır ötesi askeri operasyonları ve zırhlı araçların sebep olduğu iddia edilen ölümlerle ilgili haberlerde; “Devletin milli güvenliğini sağlamak için yaptığı sınır ötesi operasyonlarda sivil katliam yapıldığının, bölgede işgalci güç olarak yer aldığının, kasıtlı olarak çocukların ölümüne neden olduğunun belirtildiğini” iddia etti.

Savcı Baba, Çaksu ve Yasul’un; tüm bu haber ve yazılardan yetkili konumunda olduğu için sorumlu olduğunu öne sürdü.

DİHA muhabirleri Kenan Kırkaya, Ersin Çaksu, Özgür Paksoy ve Aziz Oruç ise ajans için kaleme aldıkları haberler üzerinden suçlandı. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi de haberi, ajansın abonesi olarak yayınlanmıştı.

Gazeteciler; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamakla” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamakla” suçlandı. Haklarında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası istendi.

Altı gazeteci hakkındaki yargılama, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 21 Eylül 2017’de görülen ilk duruşma ile başladı. Duruşmada, hakim Nursel Bedir görev aldı. İlk duruşmada, savunma yapan Yasul; şunları söyledi:

“Bahsedilen haberler editörlerimiz tarafından çeşitli ajanslardan alınarak haberleştirilmiştir. Editoryal bağımsızlık ilkesi gereği bu haberlere müdahale etmeyi etik bulmuyorum. Kaldı ki yapılan haberler suç unsuru ya da suç teşkil eden herhangi bir durum yoktur.”

Yargılamanın ikinci duruşması 7 Aralık 2017’de görüldü. Duruşma, Yasul dışındaki gazetecilerin savunmalarının alınmaması nedeniyle 12 Nisan 2018’e bırakıldı.

DİHA muhabirleri Kenan Kırkaya, Özgür Paksoy ve Selman Keleş, İstanbul’daki yargılama için savunmalarını, Şubat 2018’de; bulundukları illerdeki asliye ceza mahkemelerinde yaptı.
Yargılama 10 duruşma sürdü. Duruşmalar, yurtdışındaki Aziz Oruç ve Ersin Çaksu’nun savunmalarının alınamaması gerekçesiyle ertelendi.

Yargılamanın 10. duruşması 28 Kasım 2019’da görüldü.

Gazetecilerin avukatı Özcan Kılıç, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yazılı olarak sundu. Kılıç, savunmasında özetle, şunları dile getirdi:

“Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı taraftan. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘çocuk panzerin altına mı atladı’ yazılmalıydı.”

Kılıç, gazetecilerin beraatını talep etti.

Hakim Nursel Bedir bu duruşmada kararını açıkladı.

Kararda İshak Yasul ile birlikte Kenan Kırkaya, ve Özgür Paksoy’a; Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” suçunu işledikleri gerekçesiyle 6 ay hapis cezası verildi. Ceza, 5 aya indirildi. Gazetecilere verilen ceza için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB) karar verildi. Selman Keleş hakkındaki ceza ise ertelendi.

Hakkında yakalama kararı bulunan Ersin Çaksu ve Aziz Oruç’un dosyaları ise ayrıldı.


Mahkeme heyetinin yerini alması ile duruşma 20 dakika geç başladı. Duruşmaya, sanık gazeteciler katılmazken, avukatları Özcan Kılıç hazır bulundu.

Mahkeme hakimi Nursel Bedir, Selman Keleş, Ersin Çaksu ve Aziz Oruç hakkında çıkarılan yakalama kararının infaz edilmediğini belirtti. Karar vereceğini belirten hakim Bedir, Avukat Özcan Kılıç’tan esas hakkındaki savunmasını yapmasını istedi.

Avukat Özcan Kılıç, esas hakkındaki savunmasını yazılı olarak mahkeme hakimine sundu. Kılıç, savunmasında özetle, “Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde, ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş. Beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı tarafın. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘Çocuk panzerine altına mı atladı’ yazılmalıydı” dedi.

Kılıç, müvekkilleri için beraat talep etti. Aksi durumda adli “hükmün açıklanmasını geri bırakılmasını” istedi.


Duruşma Öncesi

İzleyiciler ve gazeteciler X-Ray cihazlarından geçirilerek adliyeye alındı. 13:40’ta başlaması beklenen duruşma, 14.00’de başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salonda sanıklar için dört kişilik, izleyiciler içinde 10 kişilik yer ayrılmıştı. İzleyiciler ve gazeteciler duruşmanın başlamasını, salonun önünde bekledi. Her hangi bir bariyer yoktu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) yetkilileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşmada olağanüstü bir durum gözlenmedi. Hakimin tavrı olumluydu.


Avukat Özcan Kılıç’ın savunmasının ardından mahkeme hakimi, kararını açıklamak üzere duruşmaya 5 dakika ara verdi. Kararda, İshak Yasul, Selman Keleş, Kenan Kırkaya ve Özgür Paksoy hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” (TCK 301) suçundan 6’şar ay hapis cezası verildi.

Cezada 1/6 oranında indirim yapan mahkeme hakimi, cezayı 5 aya indirdi.

Gazeteciler İshak Yasul, Kenan Kırkaya ve Özgür Paksoy için hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildi. Selman Keleş için hakkında açılan bazı davalarda ceza aldığı öne sürülerek HAGB uygulanmadı, cezası ertelendi.

Ersin Çaksu ve Aziz Oruç’un dosyaları da ifadeleri alınmadığı gerekçesiyle ayrıldı.

9. Standing - Nov. 5, 2019


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu’nca Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 22 Ekim ile 2 Kasım 2016’da tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haberler gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı.

Soruşturma “Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” (TCK 301) suçlamasına dayandırıldı. Soruşturma sonunda gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan İshak Yasul ile birlikte genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı muhabirleri Kenan Kırkaya, Aziz Oruç, Selman Keleş ve Özgür Paksoy hakkında iddianame hazırlandı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame savcı Yasemin Baba, tarafından hazırlandı. Beş sayfadan oluşan iddianame 12 Nisan 2017’de tamamlanarak mahkemeye sunuldu.

İddianamede 22 Ekim ile 2 Kasım tarihleri arasındaki 13 ayrı sayıda çıkan haber ve yazıların başlıkları yer aldı.

Savcı Baba, 2 Kasım 2016 günü yayımlanan sayıdaki “Mülteciler Rojava’ya akın ediyor” ve “Şehba köylerine saldırı” başlıklı haberle ilgili “ülkemizin sınır ötesi operasyonlarına katılan güçlerden Türkiye ve ona bağlı çeteci gruplar’ olarak bahsedilmek suretiyle bu operasyonlarda sivillerin hedef alınarak, göç etmeye zorlandıkları isnadında bulunulduğu” değerlendirmesinde bulundu.

Yine gazetenin iddianameye konu tarihleri arasında yayımlanan sayılarda “Kobane Onurun Direnişdir”, “Zırhlılar çocukların kabusu oldu”, “İntihar değil cinayet”, “Devrimci güçler Şehba’da ilerliyor”, “İnkar Cumhuriyetinden Kürt Soykırımı’na”, “İstifa eden korucu; bizi ölüme gönderiyorlar”, “TSK’den Efrin’de sivillere saldırı”, “Yaşamı ellerinden alınan küçük yürekler”, “Şırnak’ta çadır zulmü: Şehri yakıp yıkmak yetmedi, şimdi de halkı göçertmek istiyor” başlıklarıyla yer alan çeşitli yazı ve haberler benzer biçimde suçlama konusu yapıldı.

Savcı Baba, söz konusu haber ve yazılarla ilgili “Tüm bu soyut ve dayanaktan yoksun haberlerde açıkça aşağılama kastıyla hareket edildiği” değerlendirmesini yapıyor. Yine sınır ötesi operasyonlar ve zırhlı araçlarla yaşanan ölümlere ilişkin hazırlanan haberler için de “Devletin milli güvenliğini sağlamak amacıyla yaptığı sınır ötesi operasyonlarında sivil katliam yaptığı, bölgede işgalci güç olarak yer aldığı, kasıtlı olarak çocukların ölümüne neden olduğu” değerlendirmesi yaparak, atılı suçlamanın işlendiğini savunuyor. Gazetecilerin altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep ediyor. Ayrıca TCK’nin 53’üncü maddesi kapsamındaki belirli haklardan yoksun bırakma cezasının da uygulanmasını talep ediyor.

İddianame İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek, yargılanmalarına başlandı. Davanın ilk duruşması, 21 Eylül 2017’de görüldü. Hakim Nursel Bedir’in görev aldığı duruşmada Yasul ve avukatı Özcan Kılıç hazır bulundu.

Suçlamayı reddeden Yasul, şu şekilde savunma yaptı: “Bahsedilen haberler editörlerimiz tarafından çeşitli ajanslardan alınarak haberleştirilmiştir. Editöryal bağımsızlık ilkesi gereği bu haberlere müdahale etmeyi etik bulmuyorum. Kaldı ki yapılan haberler suç unsuru ya da suç teşkil eden herhangi bir durum yoktur.”

Davanın bir sonraki duruşması 7 Aralık 2017’ye bırakıldı. Bu duruşmada Yasul dışındaki gazetecilerin savunmalarının alınmaması nedeniyle 12 Nisan 2018’e bırakıldı.

Dava kapsamında yargılanan gazeteciler Kenan Kırkaya, Özgür Paksoy ve Selman Keleş, Şubat 2018’de talimatla savunmalarını yaptı.

Davanın dördüncü duruşması 12 Nisan 2018, altıncı 14 Şubat 2019’da görüldü. Hakim Nursel Bedir’in görev yaptığı duruşma, sanık gazeteciler Aziz Oruç ve Ersin Çaksu’nun ifadelerinin alınmamış olması nedeniyle 20 Haziran 2019’a bırakıldı.

Davanın bir sonraki duruşmasında gazeteciler Oruç ve Çaksu’nun halen ifadelerinin alınmaması ve haklarında çıkartılan yakalama kararının infaz edilmemiş olması nedeniyle 19 Eylül 2019’a bırakıldı. Davanın 19 Eylül’de görülen duruşması da aynı nedenle ertelenerek, 5 Kasım 2019’a bırakıldı.

Davanın 28 Kasım 2019’da görülen 10. duruşmasında dava karara bağlandı. Duruşmada Nursel Bedir, yerini alırken sadece gazetecilerin avukat Özcan Kılıç katıldı. Mahkemeye heyeti karar vereceğini ve avukat Kılıç’ın esas hakkındaki savunmasını yapmasını istedi. Kılıç, esas hakkındaki mütalaasını yazılı olarak mahkemeye sundu.

Kılıç, savunmasında özetle, şunları dile getirdi: “Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı taraftan. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘çocuk panzerin altına mı atladı’ yazılmalıydı.”

Kılıç, müvekkillerinin beraatını talep etti.

Mahkeme hakimi, kararını verdiği beş dakikalık aranın ardından açıkladı. Kararda İshak Yasul ile birlikte Kenan Kırkaya, ve Özgür Paksoy’a “Türkiye Cumhuriyeti ve Hükümetini, Devletini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamasıyla 6’şar ay hapis cezası verildi. Cezada indirim yapan hakim Bedir, cezayı beş aya indirdi. Hapis cezaları için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verildi.

Hakkında yakalama kararı bulunan Ersin Çaksu ve Aziz Oruç’un dosyaları ise ayrıldı.



Next Trial: Nov. 28, 2019, 1:40 p.m.


Mahkeme heyetinin yerini alması ile başlayan duruşmaya, sanık gazeteciler katılmazken, avukatları Özcan Kılıç hazır bulundu.

Mahkeme hakimi, Ersin Çaksu ve Aziz Oruç hakkında çıkarılan yakalama kararının infaz edilmediğini belirtti.

Avukat Özcan Kılıç, bu aşamada bir taleplerinin olmadığını söyledi.


Ardından kararını açıklayan mahkeme hakimi, hakkında yakalama kararı bulunanlar hakkındaki kararın devamına karar verdi.

Duruşma, 28 Kasım 2019 saat 13:40’a bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüldüğü adliye binasına X-Ray arama cihazından geçildikten sonra girildi. Duruşma 11:00’da başlaması beklenen duruşma, 11:40’de başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salonda sanıklar için dört kişilik, izleyiciler içinde 10 kişilik yer ayrılmıştı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı izleyen olmadı.

Genel Gözlemler

Mahkeme hakiminin tavrı oldukça olumluydu. Duruşma yaklaşık 3 dakika sürdü.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası (Indictment)

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası 9. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası 10. Standing (Minutes of the Hearing)