Çağdaş Kaplan

Çağdaş Kaplan has been a correspondent for DİHA since 2008. He was also the editor of GazeteKarınca.com and the editor-in-chief for the Yeni Yaşam Newspaper.

In December 2011, he was taken into custody with 49 journalists and media workers in the scope of the “KCK (The Kurdistan Communities Union) operation,” which was against Kurdish media groups, especially the Dicle News Agency (DİHA), the Özgür Gündem Newspaper, the Fırat News Agency and Roj TV, and the people working for them. He was arrested on the allegation of “being a member of an organization” on Dec. 24, 2011.

In the hearing held on Feb. 8, 2013, he was released pending trial due to “the time of his detention and the available evidence.” He is still pending trial in the KCK Press case for being a member of an organization.

While he was working for DİHA, he published a news report about the investigations and attacks on students at Sakarya University in 2010. A suit was filed by the Sakarya 2nd Heavy Penal Court and he was sentenced to 6 years and 3 months in prison for “being a member of an organization” in May 2018. Throughout the appeal process, a travel ban was issued against him.

On Oct. 7, 2018, he was again taken into custody in the scope of an investigation for sharing his news reports through his social media accounts and for publishing the photographs he had taken in Kobanê when he was a correspondent. He was released after his testimony was taken.

Kaplan moved abroad due to the oppression and the cases opened against him. The trials continue in his absence.

Social Media Trial About Çitil

Due to a complaint filed by the Diyarbakır Gendarmerie Regional Commander Musa Çitil, the Diyarbakır Public Prosecutor’s Office opened an investigation against six journalists, including Çağdaş Kaplan in 2016.

The complaint was issued in response to a news report titled “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” [“The name of the siege is ‘Flag 12’, the person in charge is Musa Çitil”] which focuses on 2016 military operations during the curfew in Diyarbakır’s Sur district. In the aforementioned news report, the name of Musa Çitil was mentioned as the commander of the operation.

The investigation was against Hamza Gündüz and Ömer Çelik, who was the news director of DİHA, where the news report was published, as well as DİHA reporters Kaplan and Selman Çiçek, journalist Abdulvahap Taş, İnan Kızılkaya, who was the managing editor of the Özgür Gündem newspaper which shared the news in the newspaper’s social media accounts, and owner of the newspaper Kemal Sancılı.

In his complaint file, Musa Çitil claimed “[the suspects] made propaganda through social media accounts and pointed him out as a target because of his appointed operations.” Due to Çitil’s complaint, the Diyarbakır Public Prosecutor’s Office launched an investigation against the suspects on May 18, 2016.

Kaplan was taken into custody on Oct. 6, 2018 in Istanbul as there was an arrest warrant in the scope of the investigation against him. He was kept in custody for one night at the Göztepe Police Center and was then referred to the Çağlayan Courthouse. He gave his testimony to the prosecutor in the scope of the arrest warrant issued by the Istanbul 1st Magistrates’ Judge against him and then released.

After the investigation, Tufan Çaldıran, a prosecutor with the Diyarbakır Public Prosecutor’s Office, issued the indictment against six journalists, including Çağdaş Kaplan on May 31, 2018. Musa Çitil was included as the “plaintiff” in the indictment.

In the 11-page indictment, Kaplan was included in the fourth rank as a “suspect.” In the relevant part of the indictment, Kaplan was accused of sharing the news through his social media account with the title “The personnel of Erdoğan in Sur is Musa Çitil” and also of posting the link of the news which included Çitil’s photograph in front of a tank. Afterwards, Kaplan’s testimony given in the scope of the investigation was included in the indictment. In his testimony, Kaplan said that the news was published by numerous press outlets and that the Gendarmerie General Commander Musa Çitil himself had made statements about conducting the operation himself. Kaplan added he “used his freedom of expression and press” and that the post was simply the sharing of news.

Prosecutor Çaldıran claimed that by sharing information and photographs of Çitil, Kaplan committed the crime of “disclosing or publishing the identities of state officials that were assigned in the fight against terrorism” and recommended the journalists be sentenced.

The Diyarbakır 9th High Criminal Court accepted the indictment. Kaplan and the other four journalists were charged for “disclosing or publishing the identities of state officials that were assigned in the fight against terrorism.”

The first hearing of the trial was held on Oct. 3, 2018. Kaplan did not attend the hearing. An arrest warrant was issued against him. He was taken into custody on Oct. 6, 2018 and after spending one night at the police Office, he was released.

The second hearing of the trial was set to Jan. 13, 2019. Çitil presented a 40-page petition to the court through the Aydın 2nd High Criminal Court two days before the hearing.

In the petition, referring the journalists testimonies as, “We published the story within the limits of press freedom,” Çitil claimed that “by making and sharing fake news, [the defendants] tried to defame the General Commandership of Gendarmerie, including myself and all of the other security forces’ successful operations against the terrorist organization.”

Also, several news reports about the trial from various news outlets were listed by the plaintiff. Çitil demanded to join the trial as the plaintiff and recommended the most severe punishment for the journalists.

In the second hearing of the trial, the court accepted Çitil’s request and set the third hearing for May 8, 2019.

At the 3rd hearing of trial, the court ruled to wait for the execution of the arrest warrant against the defendant and to take Kemal Sancılı’s (who was detained due to another crime) testimony through SEGBİS. The next hearing of trial was set for Oct. 2, 2019.

In this hearing of the case, the prosecutor stated that they were repeating the previous opinion. The court board ruled for their acquittal due to the elements of crime not being constituted, even though a case was opened with the accusations.

5. Standing - Dec. 18, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi, sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci A. Vahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı ve S.G adlı bir sosyal medya kullanıcısı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Tufan Çaldıran’ın hazırladığı iddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Gazeteciler savunmalarında haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıklarını kabul ettiler.

İddianamede, DİHA muhabiri Selman Çiçek’in ayrıca sosyal medya hesabında yer alan paylaşımlarla örgütün cebir, şiddet eylemlerini övdüğü, meşru göstermeye çalışmak suretiyle üzerine atılı “örgüt propagandası yapmak” suçunu işlediği iddia edildi.

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılmayı ve gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.

Davanın 4. duruşması 2 Ekim 2019’da görüldü. Duruşmada mütalaasını sunan savcı Abdullah Kılıç, sanıkların sosyal medya paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK’ye yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’i hedef gösterdiklerini söyledi. Bu nedenle Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri, 3713 Sayılı TMK’nın 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi. Duruşma gazeteci ve avukatların ek savunma için süre talebinin kabulüyle 18 Aralık 2019’a bırakıldı. Davanın son duruşmasında mahkeme heyeti atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle gazetecilerin beraatlerine karar verdi.


Duruşma 09.50 olarak belirlenmesine rağmen 10.30’da başladı. Enver Akman başkanlığında üye hakimler Ramazan Dündar ile Mehmet Tur’dan oluuşan mahkeme heyeti ve duruşma savcısı Nazım Tüzün yerini aldı.

Duruşmada Kemal Sancılı’nın ara duruşmada tutuklu bulunduğu Edirne Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildiği için Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edilmemişti.

Mahkeme Başkanı Abdulvahap Taş’a “Eğer senin hakkında bugün karar verirsek hükmün geri bırakılmasını ister misin?” diye sordu.

Abdulvahap Taş beyanında sadece haber amaçlı paylaşım yaptığını, bunun suç olmadığını, kimseyi ifşa etmediğini ve hedef göstermediğini belirterek öncelikle beraatini aksi takdirde hükmün geri bırakılmasını talep ettiğini söyledi.

Savcı önceki mütalaayı tekrar ettiklerini belirtti. Yapılan yargılama, sanık beyanları ve tüm dosya kapsamında sanıkların dosyada yer alan paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK örgütüne yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’e ait birtakım bilgileri ve resmini paylaşarak müştekiyi hedef gösterdiğini söyledi. Bu nedenle sanıkarın “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçunu işlediklerini ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 9:50 olarak belirlenmesine rağmen 10:30’da yapıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Abdulvahap Taş avukatı Resul Temur ile birlikte katıldı. Duruşmayı Susma 24 Platformu’ndan Özkan Küçük, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Diyarbakır Şube Başkanı Mahmut Oral, TGS avukatlarından Ülkü Şahin, iki gazeteci izledi.

Genel Gözlemler

Duruşmayı adliye koridorunda bekleyen üç sivil polis, izleyici sıralarından izledi. Kemal Sancılı’nın ara duruşmada tahliye edildiğini mahkeme başkanı mübaşirden öğrendi. Sanık Abdulvahap Taş savunmasını yaptıktan sonra mahkeme başkanı “Beraatimi istiyorum” diyorsun değil mi diye sorarak hatırlatmada bulundu.


Mahkeme heyeti duruşmaya 10 dakika ara verdikten sonra kararını verdi.

Heyet, haklarında her ne kadar “terörle mücadele operasyonlarında görevli kişileri hedef göstermek” gerekçesiyle dava açılmışsa da üzerlerine “atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle sanıkların beraatlerine karar verdi.

4. Standing - Oct. 2, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi, sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci A. Vahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı ve S.G adlı bir sosyal medya kullanıcısı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Tufan Çaldıran’ın hazırladığı iddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Gazeteciler savunmalarında haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıklarını kabul ettiler.

İddianamede, DİHA muhabiri Selman Çiçek’in ayrıca sosyal medya hesabında yer alan paylaşımlarla örgütün cebir, şiddet eylemlerini övdüğü, meşru göstermeye çalışmak suretiyle üzerine atılı “örgüt propagandası yapmak” suçunu işlediği iddia edildi.

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılmayı ve gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.

Davanın 4. duruşması 2 Ekim 2019’da görüldü. Duruşmada mütalaasını sunan savcı Abdullah Kılıç, sanıkların sosyal medya paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK’ye yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’i hedef gösterdiklerini söyledi. Bu nedenle Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri, 3713 Sayılı TMK’nın 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi. Duruşma gazeteci ve avukatların ek savunma için süre talebinin kabulüyle 18 Aralık 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Dec. 18, 2019, 9 a.m.


Duruşmada mahkeme heyeti, Enver Akman başkanlığında üye hâkimler Mehmet Tur ve Tuğçe Akdaş Meydan’dan oluştu. Duuruşma savcısı Abdullah Kılıç idi.

Mahkeme başkanı sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infaz edilmediğini açıkladı. Kemal Sancılı önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyledi. Avukat Resul Temur da eksiklerin giderilmesini istedi.

Duruşmada mütalaasını sunan savcı Abdullah Kılıç, sanıkların sosyal medya paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK’ye yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’i hedef gösterdiklerini söyledi. Savcı sanıkların “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçunu işlediklerini ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi.

Savcının mütalaasının ardından avukat Resul Temur mütalaaya katılmadıklarını, savunma için süre istediklerini belirtti.


Mahkeme heyeti, duruşmaya ara vermeden kararını şu şekilde açıkladı.

Sanık avukatlarının verilen mütalaaya yönelik savunma hazırlanması için süre verildi.

Sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine, akıbetinin sorulmasına; başka suçtan tutuklu Kemal Sancılı’nın tutuklu olması halinde SEGBİS sistemiyle hazır edilmesi için cezaevi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına; tutuksuz sanık Abdulvahap Taş’ın savunma yapması için duruşmada hazır edilmesine karar verdi.

Yargılamanın bir sonraki duruşması 18 Aralık 2019 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma saati 10.10 olarak belirtilmesine rağmen saat 09.15’te yapıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sadece Edirne F Tipi Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmada avukat Resul Temur ve tutuksuz yargılanan Selman Çiçek hazır bulundu. Çağdaş Kaplan, Ömer Çelik, İnan Kızılkaya, Abdulvahap Taş, Selman Çiçek ve Hamza Gündüz duruşmaya katılmadı.

Genel Gözlemler

Çok kısa süren duruşmada olağanüstü bir durum yaşanmadı.

3. Standing - May 8, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine KHK ile kapatılan DİHA’nın Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci Abdulvahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yedi gazeteci hakkında yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Tufan Çaldıran’ın hazırladığı iddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.  

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak”  iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İfadesi alınan gazetecilerin savunmaları ve paylaşımları incelendiğinde de paylaşımları yaptıkları ve bunu kabul ettikleri belirtilen iddianamede, şu değerlendirme bulunuldu:

“Yapılan soruşturma sonucunda yukarıda yer verilen ve dosya arasına alınan paylaşımlar ile Sur ilçesinde PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyonlarda görev alan müştekiye ait bir takım bilgileri ve resmi yayınlamak suretiyle  müştekiyi hedef göstermek suretiyle üzerlerine atılı terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri…”

İddianamede, DİHA muhabiri Selman Çiçek’in sosyal medya hesabında yer alan paylaşımlarla örgütün cebir, şiddet eylemlerini övdüğü, meşru göstermeye çalışmak suretiyle üzerine atılı “örgüt propagandası yapmak” suçunu işlediği iddia edildi.

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılma talebinin olduğunu, gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.



Next Trial: Oct. 2, 2019, 9 a.m.


Mahkeme heyeti Galip Akpınar (Başkan), Gülcan Onbaşı ve Hülya Yeşiller’den oluştu. Duruşma savcısı Ahmet Faruk Karakuş idi.

Duruşmada gazeteci olmayan tek sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infaz edilmediği görüldü.

Kemal Sancılı önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyledi. Bir önceki celse kendisi hakkında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılamanın devam ettiğini belirtmesi üzerine gönderilen yazıya cevap verildiği belirtildi.

Avukat Resul Temur da gelen belgelere diyeceklerinin olmadığını ve savunmalarını tekrar ettiklerini belirtti.


Mahkeme heyeti, duruşmaya ara vermeden kararını verdi. Sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine, akıbetinin sorulmasına, başka suçtan tutuklu Kemal Sancılı’nın tutuklu olması halinde SEGBİS sistemiyle hazır edilmesi için cezaevi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar vererek duruşmayı 2 Ekim 2019 tarihine bıraktı.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma belirlenen saatte yapıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sadece Edirne F Tipi Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukat Resul Temur de hazır bulundu.

Genel Gözlemler

Çok kısa süren duruşmada olağanüstü bir durum yaşanmadı.

Duruşma için isimler okunmasına rağmen araya iki duruşma daha alınarak bekletildi. Mahkemede olağanüstü bir durum yaşanmadı.

2. Standing - Jan. 16, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine KHK ile kapatılan DİHA’nın Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci Abdulvahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. Hazırlanan iddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi. DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Tufan Çaldıran, ifadesi alınan gazetecilerin savunmaları ve paylaşımları incelendiğinde de paylaşımları yaptıkları ve bunu kabul ettiklerini belirtti.

Çaldıran iddianamede şu değerlendirme bulunuldu:

“Yapılan soruşturma sonucunda yukarıda yer verilen ve dosya arasına alınan paylaşımlar ile Sur ilçesinde PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyonlarda görev alan müştekiye ait bir takım bilgileri ve resmi yayınlamak suretiyle  müştekiyi hedef göstermek suretiyle üzerlerine atılı terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri…”

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu.  Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılma talebinin olduğunu, gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.



Next Trial: May 8, 2019, midnight


Duruşma saati 10.10 olarak belirlenmesine rağmen 11:40’da başladı. Savcı Ahmet Faruk Karakuş verdiği mütalaada; Musa Çitil’in suçtan zarar görme ihtimaline binaen CMK 237 ve devam eden maddelerince kamu davasına katılan olarak kabulüne, sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin devamına, sanık Kemal Sancılı hakkında yazılı savunma yapılması için gelecek celseye kadar süre verilmesini mütalaa etti.

Duruşmada Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Özgür Gündem Gazetesi İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukat Resul Temur de hazır bulundu. Mahkeme heyetinin tebligat yoluyla şikayet ve delillerini sunmasını istediği Çitil’in, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sunduğu belirtildi. Mahkeme Başkanı, Çitil’in davaya katılma talebinin olduğunu söyledi.

Kemal Sancılı, “ben müştekiyi tanımıyorum, suçlamaları da kabul etmiyorum” dedi. Özgür Gündem Gazetesinin İmtiyaz Sahibi olduğunu, müşteki ile ilgili herhangi bir yazısının bulunmadığını söyleyen Sancılı, “Konuya ilişkin İstanbul 23. ve 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davalarım var. Beraatimi istiyorum” dedi. Avukat Resul Temur da söz konusu internet sitesinin Özgür Gündem ANF uzantılı olduğunu, müvekkile isnat edilen suçun gerçekten Özgür Gündem gazetesine ait olup olmadığının incelenmesini istedi.

Avukat Temur, müşteki Çitil’in davaya katılma talebini kabul etmediklerini belirterek, ayrıca yazılı savunma için süre istedi.


Mahkeme Başkanı Galip Akpınar duruşmaya ara vermeden kararını verdi. Müşteki Musa Çitil’in suçtan zarar görme ihtimaline binaen kamu davasına katılan olarak kabulüne karar verdi. Sanık

Kemal Sancılı’nın bu celsedeki beyanları dikkate alınarak, hakkında kamu davası bulunup bulunmadığının İstanbul 23. ve 27. Ağır Ceza Mahkemelerine sorulmasına, yazılı savunmada bulunmak üzere gelecek celseye kadar süre verilmesine ve tutuklu olması halinde SEGBİS sistemiyle duruşmaya katılmasına karar verildi.

Davanın bir sonraki duruşması 8 Mayıs 2019 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İzleyicilerin duruşma salonunun bulunduğu koridora geçişine izin verildi. Duruşma salona girişte herhangi bir üst araması yapılmadı. Basın mensuplarına basın kartı sorulmadı. Duruşma saati 10.10 olarak belirlenmesine rağmen 11:40’da başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya tutuksuz yargılanan Abdulavahap Taş katıldı. İzleyici olarak sadece Mezopotamya Haber Ajansı muhabiri katıldı.

Genel Gözlemler

Duruşma için isimler okunmasına rağmen araya iki duruşma daha alınarak bekletildi. Mahkemede olağanüstü bir durum yaşanmadı.

Social Media Trial About Çitil (Indictment)

Social Media Trial About Çitil 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Social Media Trial About Çitil 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Social Media Trial About Çitil 5. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Gazeteci Çağdaş Kaplan da İstanbul’daki evine düzenlenen operasyonla sabaha karşı gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

Kaplan, gözaltı işlemleri sırasında başsavcılığa verdiği ifadede “herhangi bir terör örgütüyle ilgisinin olmadığını”, gazetecilik faaliyeti yaptığını, DİHA’da sözleşmeli olarak çalıştığını, Roj TV ve ANF ile de bir bağlantısı olmadığını, Roj TV’ye haber vermesinin gazetecilik faaliyeti olduğunu söyledi.

Gözaltına alınan gazeteci medya çalışanlarından yedisi, savcılık sorgularının ardından 23 Aralık 2011’de serbest bırakıldı.

Ancak, Kaplan’ın da aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de Kaplan ile birlikte 35 gazeteci ve medya çalışanı tutuklandı. Kaplan Kocaeli Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) muhabiri Çağdaş Kaplan’ın da aralarında bulunduğu gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri iddianamede “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.
Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.

Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.
İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” ya da “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ile suçlandı.

Çağdaş Kaplan ile ilgili 16 sayfalık bölüm, iddianamenin 533. sayfasında başladı.

İddianamede; Kaplan’ın yaptığı haberler, diğer medya kuruluşlarına haber aktarması, haberler için yaptığı telefon görüşmeleri, gazeteci olarak takip ettiği davaların iddianamelerini bulundurması gibi gazetecilik faaliyetleri “terör ilişkisine yönelik delil” olarak kabul edildi.

Haberlerde neyin suç oluşturduğunu açıklamayan savcı, gazetecilik faaliyetlerinden “haber niteliğindeki faaliyetler” olarak bahsetti ve bu faaliyetlerin “örgütün basın komitesinde aktif olarak yer alma” iddiasının delilini oluşturduğunu savundu.

Telefon dinlemeleri sonucu tespit edilerek iddianameye delil olarak eklenen haberler şöyle:

1- 30 Ekim’de, DİHA’da yayınlanan, “Ebru Muhikancı kadınların omuzunda taşındı” başlıklı haber. Kaplan’ın, HPG’li olduğu iddia edilen Ebru Muhikancı’nın cenaze haberiyle ilgili haber kaynağı olan bir BDP ilçe yöneticisiyle yapılan telefon görüşmesine yer verildi.

2- 12 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “İHD: Kartepe’de sağ yakalama imkanı vardı, yaşam hakkı ihlal edildi” başlıklı ve basın açıklaması içerikli haberi.

İddianamede, Kaplan’ın; İzmit-Gölcük deniz otobüsünün kaçırılması haberini takip ederken Roj TV’ye haberle ilgili bilgi aktardığı iddia edildi. Haber içeriğiyle ilgili değerlendirmede, eylemi gerçekleştirdiği iddia edilen kişi için “Mensur Güzel’in operasyonda öldürülmesinin insan hakkı ihlali olduğu yönünde ibarelerin bulunduğu tespit edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

3- 18 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “DYG Davası Başladı” başlıklı haberi.
İddianamede, Kaplan’ın; haberden iki gün önce, 16 Aralık 2011’de, ‘Devrimci Yurtsever Gençlik (DYG) üyesi’ oldukları iddiasıyla üniversite öğrencilerine yönelik operasyona; BDP’nin ‘KCK operasyonlarına’ tepki olarak düzenleyeceği mitinge ilişkin haberler hakkında gazeteciler ile telefon görüşmeleri yaptığı ve Roj TV haber bültenine bağlandığı; BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın operasyona tepki olarak “Kendimi ihbar ediyorum” kampanyasıyla ilgili basın açıklamasını izlediği aktarıldı.

Savcı “Haber içeriği incelendiğinde, yargılananların BDP’nin gençlik kolu DYG’nin üyesi oldukları ve anadilde savunma yapmak hususlarının yer aldığı tespit edilmiştir” ifadelerini kullanıldı.

4- 22 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “Gazeteci Cengiz Kapmaz Gözaltına Alındı” haberi.

İddianamede, Kaplan’ın; “KCK operasyonları” kapsamında 70’in üzerinde avukatın gözaltına alınmasıyla ilgili Roj Tv’ye haber aktarımı yaparken, “yapılan operasyonun bir terör örgütüne değil de Kürt avukatlara yönelik yapıldığını, operasyonun hedefinde hukukçuların olduğunu belirtmesi ve Roj TV spikerinin de operasyonları ‘siyasi soykırım operasyonları’ olarak ifade etmesi dikkat çekmektedir” denildi.

5- 6 Aralık 2012’de, DİHA’da yayınlanan, “HDK delegesi Güneş gözaltına alındı” haberi.

Kaplan’ın, aynı gün, Roj TV’den Baki Gül’e bağlanarak; Abdullah Öcalan’ın avukatlarla görüşme günü öncesinde Öcalan’ın avukatlarının da aralarında bulunduğu 70’in üzerinde avukatın gözaltına alınması ve devam eden ‘Devrimci Karargah’ ve ‘KCK operasyonları’ ile ilgili bilgi verdiği ve bu bilgilerin DİHA’da yayınlanan haberde de bulunduğu iddia edildi.

Savcının, “Haber içeriği incelendiğinde, haberin görüşmenin gerçekleştiği aynı gün saat 12.52’de verildiği ve ‘Devrimci Karargah üyesi oldukları’ iddiasıyla 13 kişinin gözaltına alındığı ile ilgili bilgilerin olduğunu” aktarırken, “haberi Kaplan’ın yaptığının tespit edildiğini” ifade etmesi dikkat çekti.

6- 13 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “Nurtepe’de polis ablukasında gözaltı protestosu” başlıklı haberi. Savcı, suçlamasını; Kaplan’ın aynı gün Roj TV’ye bağlanarak İstanbul ve Samsun’da ‘DHKP-C operasyonunda’ 20 kişinin gözaltına alınmasına ilişkin haberi aktardığını ve “kaynak olarak fk ibaresinin olduğu görülmüştür” iddiası ile açıkladı.

7- 13 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “Gözaltılara karşı İstanbul Emniyeti önünde oturma eylemi” başlıklı haberi.

Kaplan’ın, ertesi gün, 14 Aralık 2011’de; Roj TV’ye bağlanarak, devam eden ‘DHKP-C’ ve ‘KCK operasyonları’ ve avukat meslek örgütlerinin hukukçulara yönelik gözaltı işlemlerine tepki göstermek için düzenlediği protestolarla ilgili bilgi verdiği iddia edildi.

Bu görüşmede Kaplan’ın aktardıklarının; önceki akşam DİHA’da yayınlanan haberde de yer aldığı öne sürüldü.

8- 15 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan; “İstanbul Barosu’na avukat protestosu” başlıklı haberi.
Kaplan’ın, aynı gün Roj TV’ye bağlanarak, avukatlar ve meslek örgütlerinin “Savunmayı Savunuyoruz” kampanyası ve Abdullah Öcalan’ın avukatlarının tutuklanmasına karşı düzenlenecek eylemle ilgili bilgi verdiği belirtildi.

Savcı “Haberin içeriği incelendiğinde, görüşmenin gerçekleştiği gün yayınlandığı, KCK soruşturması kapsamında avukatların tutuklanmasına İstanbul Barosu’nun sessiz kaldığı ve baronun protesto edilerek kınandığı ile ilgili ibarelerin yer aldığı tespit edilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

9- 16 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “14 kişi adliyeye sevk edildi” başlıklı haber.

Kaplan’ın aynı gün, Roj TV’ye bağlanarak; 50 avukatın tutuklanması, devam eden gözaltı işlemleri, İstanbul Barosu’nun sessiz kalmasına yönelik protestolar ile avukatlar ve milletvekillerinin Abdullah Öcalan’la görüşme başvurularının reddedilmesiyle ilgili bilgi verdiği ve bu hususların DİHA’da da yayınlandığı belirtildi.

Savcı Bayraktar’ın suç unsuru olarak sıraladığı haberleri, “haber niteliğindeki faaliyetler” olarak adlandırması da dikkat çekti. Savcının haberler hakkındaki değerlendirmesi şöyle:

“Belirtilen haber niteliğindeki faaliyetlerinden, örgütün basın komitesi içerisinde aktif olarak yer aldığı, örgütün yayın organlarına sık sık bağlandığı, örgüt muhabirlerinin yönlendirilmesine göre yorum ve değerlendirmelerde bulunduğu, haberlerinin tamamında Türkiye’yi olayları çarpıtarak provoke edici şekilde verdiği, operasyonların terör örgütüne değil de Kürt halkına yapılıyormuş gibi kamuoyunda algı oluşturmaya çalıştığı anlaşılmıştır.”

Açık kaynaklardan elde edilen ve örgüt propagandası içerdiği iddia edilen haberler ise iddianamede şöyle sıralandı:

1- 15 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “İmralı’da ses kayıtları nasıl çözüldü?” başlıklı haber.

Abdullah Öcalan’ın 36 avukatını yargılayan Özel Yetkili Mahkeme’nin İmralı görüşmelerinin ses kayıtlarını istemesi, ancak; mahkemeye ses kaydı yerine tape kayıtlarının gönderilmesi hakkındaki haberle ilgili savcının değerlendirmesi “söz konusu haberin haber vermekten ziyade terör örgütünün bu konuda ne düşündüğüne ilişkin görüşünü yansıttığı” şeklinde oldu.

2- 12 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan; “Sessizlik sürüyor, insan hakları İmralı’ya uğramıyor” başlıklı haber.

“Öcalan’ın 138 gündür avukatlarıyla görüştürülmesine izin verilmemesini” konu alan ve 1999’dan bu yana Öcalan’a yönelik cezaevi uygulamalarının anlatıldığı bu haberin, “tamamen KCK/PKK terör örgütünün resmi görüşünü yansıttığı, Kandil’den gelen talimatlar doğrultusunda basın komitesi yönetici ve üyeleri tarafından bu konuların her platformda dile getirildiği ve yayınlandığı” iddia edildi.

3- 29 Kasım 2011’de, DİHA’da yayınlanan; “Kanar: Devlet avukatlara tuzak mı kurdu?” başlıklı haber.

Savcı, ceza avukatı Ercan Kanar’la; Öcalan’ın 33 avukatının tutuklanması hakkında yapılan röportajı, “örgütün talimatları gereğince, örgütün amaçlarına uygun haber yaptığı görülmüştür” şeklinde değerlendirdi.

4- 27 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan; “Tutuklanan avukatlardan mahkemeye: Ahlaksızlık ve vicdansızlık yapmayın” başlıklı haber.

Abdullah Öcalan’ın tutuklanan avukatlarının mahkemeye verdikleri ifadelerle ilgili haberin “örgütün önderlik komitesine yönelik gerçekleştirilen soruşturma sonucunda birçok örgüt mensubunun tutuklanması olayını çarpıtarak, protesto etmek ve yine bu operasyonları terör örgütü KCK’ya değil de, Kürt halkına yönelik yapılmış gibi göstermek amacıyla yapıldığı, örgütün amaç ve hedeflerine hizmet ettiği, bağımsız bir gazeteci tarafından bu ve diğer haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı değerlendirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.

5- 23 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “Medya İmralı’yı yeniden keşfetti” başlıklı haber.

Yaygın medyada Asrın Hukuk Bürosu avukatlarını hedef alan haberler ve Tayyip Erdoğan’ın bürolarını hedef gösteren konuşmasıyla ilgili haberin “örgütün amaç ve hedeflerine hizmet ettiği” iddia edildi.

6- 25 Aralık 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “Kazlıçeşme’de on binler ‘Zulme boyun eğmeyeceğiz’ diyor” başlıklı haber.

Yedi muhabirin imzasını taşıyan ve “KCK operasyonlarına’ karşı düzenlenen ‘İrademe Dokunma’ mitingine” ilişkin haberin “örgütün amaç ve hedeflerine hizmet ettiği” iddia edildi.

7- 29 Ekim 2011’de, DİHA’da yayınlanan, “Artık çocuklarımız katledilmesin, Kürt ve Türk analarının yüreği yanmasın” başlıklı haber.

Savcı, öldürülen Ebru Muhikancı’nın annesi Birgül Muhikancı’yla yapılan röportajın “kamuoyunda bir annenin teröre kurban giden örgüt mensubu çocuğu için duyduğu acı ve ıstıraptan örgüt lehine sonuçlar çıkarmaya, bu acıyı örgütün propagandasına dönüştürmeye çalışan bir haber olduğunu” iddia etti.

Savcı, iddianamede; “Kaplan’ın KCK/PKK yapılanmasının Avrupa Basın Sorumlusu ile irtibatı” başlıklı bir bölüme yer verirken, “Gizli tanık Bahar’ın örgüt sorumlusu olduğu iddia edilen ANF editörü ile Kaplan’ın irtibatlı olduğunu” öne sürdüğünü aktardı. “Kaplan ile arasında dört telefon görüşmesi tespit edildiğini” iddia etti. Ancak görüşmelerin içeriğine yer vermedi.

Kaplan’ın evinde yapılan aramada ele geçirilen deliller ise şöyle sıralandı:

1- ‘Demokratik özerklik’ ile ilgili dünya örneklerinin bulunduğu bir dosya

2- İsmail Beşikçi’nin “Kürtlerin Mecburi İskanı” başlıklı kitabı

3- Mahir Çayan’la ilgili bir kitap (kitabın adı belirtilmemiş)

4- ‘Demokratik özerklikle’ ilgili röportaj metinleri
5- Abdullah Öcalan’ın savunmasını yapan avukatlık bürosuyla ilgili “yorumların” yer aldığı metinler

6- Kaplan’ın Konya iline bağlı Kandil kasabası tabelası önünde zafer işareti yaparken çektirdiği iddia edilen bir fotoğraf.

Savcı bu konuda “Kandil kasabası ile Kandil dağı arasında keşfettiği isim benzerliğini fotoğrafa aktarmak suretiyle Kandil’le olan bağını bu şekilde ifşa ettiği görülmüş olup, şüphelinin örgütsel bakışını yansıtması açısından iddianameye konulmuştur” ifadelerini kullandı.

Avukatlar, 4 Şubat 2013’te, Kaplan’ın halen tutuklu yargılandığı duruşmada, bu fotoğraftaki kişinin Kaplan olmadığını savundu.

7- Kaplan’ın haber olarak takip ettiği davaların iddianameleri.

Savcı Bayraktar, Kaplan’ın; DİHA’da çalışmasını, ANF, Roj TV ve Mezopotamya’nın Sesi Radyosu’na haber aktarmasını “örgütsel faaliyet” olarak suçladı.

Savcı, Kaplan’ın canlı bağlandığı Roj TV canlı yayınlarda; “Roj TV spikerinin örgüte yönelik soruşturmaları tahkir eden ve propaganda içeren söylemleri olduğunu ve spikerin ‘KCK operasyonları’ hakkında ‘siyasi soykırım operasyonu’ dediğini” iddia etti.

Kaplan’ın, “KCK operasyonu” haberlerini Roj TV’ye aktarırken; “operasyonları terör örgütüne değil de Kürtlere yönelikmiş gibi anlattığına” yönelik iddiasını tekrar eden savcı Bayraktar, Kaplan’ın “yaptığı tüm haberlerde örgüt propagandası yapmaya gayret gösterdiğini”, “örgüt tarafından gerçekleştirilen toplumsal olaylarda DİHA görevlisi olarak bu eylemlerin propagandasını yapan haberlere kaynaklık yaptığını” iddia etti.

İddianamede, Kaplan; Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 düzenlemesi üzerinden “silahlı örgüte üye olmakla” suçlandı. Hakkında 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak cezanın, Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece hakkında “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

Kaplan hakkında ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında belli haklarından yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) muhabiri Çağdaş Kaplan’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye götürüldü. Duruşmalar bittikten sonra yeniden karayolu ile cezaevlerine götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından “KCK” soruşturması kapsamında tutuklu tüm gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. Duruşmada başladı.

Kaplan; yargılamanın 8 Şubat 2013’te görülen 11. duruşmasında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Yargılamanın 19. duruşması 25 Eylül 2013’te görüldü. Çağdaş Kaplan, savunmasını bu duruşmada yaptı. Kaplan; şimdiye kadarki duruşmalarda kimlik tespitine Kürtçe yanıt verdiğini, ancak “anadili olan Kürtçeyi devlet politikaları nedeniyle tam öğrenemediğini” söyledi. Savunmasını bu nedenle Türkçe yaptığını açıkladı.

Kaplan; hakkındaki tüm delillerin gazetecilik faaliyeti olduğunu, bu hususun savcı tarafından da “haber niteliğindeki faaliyetleri” ifadesi ile belirtildiğini söyledi.

Yayın organlarının sorumlularıyla haber konulu görüşmelerinin, maddi hatalarla ve bazı bölümlerin “anlaşılamadı” şeklinde aktarılarak farklı gösterilmeye çalışıldığını vurguladı.

Haberlerinin ve Roj Tv’ye yaptığı haber aktarımlarının hangi kısmının suç unsuru içerdiğinin de iddianamede belirtilmediğini, sadece ‘Kürt meselesiyle’ ilgili haberlerinin iddianameye konulduğunu ve bu konuda bir algı yaratılmaya çalışıldığını anlattı.

Gazetecilerin diğer yayın organlarına haber aktarmasının olağan bir gazetecilik faaliyeti olduğunu söylerken, “Roj Tv’den biri arasaydı da haberi verirdim, CNN Türk’ten biri arasaydı da” dedi.

Kaplan, iddianamede yer alan her haberin içeriğini mahkemeye anlatırken, “gazetecinin yapması gerektiği gibi haberi takip ettiğini ve aktardığını” ifade etti. Haberlerde hangi ifadenin suç oluşturduğunu anlamadığını söyleyen Kaplan, “suç unsuru yoksa bu haber ve bu canlı yayın bağlantısı neden iddianameye delil olarak konulmuş” diye sordu.
Kaplan tüm haberlerinin iddianameden çıkartılmasını istedi, “Bir algı yaratılmaya çalışılmış burada. O yüzden Öcalan ile ilgili ne kadar haber varsa, KCK operasyonlarıyla ilgili ne kadar haber varsa, getirilip burada alt alta dizilmiş” dedi.

İddianamedeki kendisi hakkındaki bir delilin de “Diyarbakır ve İstanbul’da gerçekleşen gösterilere katıldığının tespiti” olduğunu anımsattı. Ancak bu gösterilerde elinde fotoğraf makinesi olduğunun ve “yasadışı eyleme iştirak etmek amacıyla katıldığına dair delil olmadığından bu konuda dava açılmaması yoluna gidildiğinin” de aynı iddianamede belirtildiğini vurguladı.

Hakkında hiçbir gizli tanık ifadesi olmamasına rağmen, gizli tanık Bahar’ın başka bir sanık ile ilgili iddialarının kendisi ile ilgili bölüme konulmasını da eleştirdi.

Savcının, iddianamesindeki; “bağımsız bir gazeteci bu haberleri yapamaz” şeklindeki değerlendirmesini de hatırlattı. “Bunu demek onun işi değil. Bizim ne kadar bağımsız olduğumuza, bize ne kadar güvenileceğine toplum karar versin, okurlarımız karar versin” diye konuştu.

Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın hapisteki gazetecileri kastederek “Bunlar gazeteci değildir, teröristtir” açıklamasından da bahsetti. Kaplan, bu açıklamanın ardından bazı gazetelerde, Adalet Bakanlığı kaynak gösterilerek, “İşte CPJ (Gazetecileri Koruma Komitesi) listesinde gazeteci olduğu iddia edilenlerin gerçek suçları” başlıklı bir haber yayınladığını anlattı.

Bu listede kendisinin “adam kaçırma, sahte polis kimliği, gasp, silah kullanma” gibi suçlamalardan yargılanıyormuş gibi yansıtıldığını, ancak hakkında böyle bir dava olmadığını söyledi.

Adalet Bakanlığı’na karşı açtıkları davada, “bakanlığın, bu yazıyı servis ettiğini inkar ettiğini” ifade etti.

Kaplan, “terörist gazeteci” ilan edildiklerini ancak cevap hakları bile olmadığını, yaşananların bu davanın mantığını ortaya koyduğunu söyledi.

Kaplan’ın Adalet Bakanlığı yetkilileri ve dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç hakkında suç duyurusunda bulunulması talebi ise reddedildi.

Mahkeme başkanı, Kaplan’a, telefon rehberinde kayıtlı üç numarayı sordu. Kaplan bu konuşmalardan birini hatırlamadığını, diğerinin kamuoyunda “Puşi Davası” olarak bilinen davada yargılanan bir öğrencinin arkadaşı olduğunu, bahsedilen üçüncü kişinin de Barış ve Demokrasi Partisi ilçe başkanı olduğunu ve her iki kişinin de haber kaynağı olduğunu beyan etti.

Üye hakim Kazım Kahyaoğlu; Roj TV’nin kendisi ile irtibata geçmesinin sebebinin, “kurumsal bağ mı, kişisel tanışıklık mı” olduğunu sordu. Kaplan da gazeteciler arasında bu şekilde haber aktarımlarının normal ve yaygın olduğunu anlattı.

Diğer üye hakim Alpaslan Uz ise, “Roj TV’nin örgüt güdümünde olduğu ve Almanya’daki faaliyetlerinin yasaklandığı ve kapatılması için devlet yetkililerin girişimlerinin olduğunu” söylerken, Kaplan’a bu konudaki düşüncelerini sordu.

Kaplan “Ben devletin baktığı gibi bakmak zorunda değilim. Benim için orası bir televizyon kanalıdır, orada gazeteciler vardır” dedi.

Bu celse esnasında DİHA merkezine giden polisler, Kaplan hakkında zorla getirtme kararı olduğunu söyledi. Kaplan, celse arasında kendisine telefonla verilen bu bilgiyi mahkemeye aktardı ve tahliye olduğundan beri tüm duruşmalara gelmesine rağmen hakkında zorla getirme kararı çıkarılmasına ve kendisi mahkemeye savunma yaptığı esnada polislerin işyerine gitmesini eleştirdi. Bu kararın kaldırılmasını istedi.

Dosyaya delil olarak giren, Konya’nın Kandil kasabası tabelası altındaki fotoğraftaki kişinin de kendisi olmadığını belirtti. Bu konuyu, Kaplan’ın avukatı Ramazan Demir de 7. celsede dile getirmişti. Mahkeme, dosyada yer alan fotoğrafın incelenmesine karar verdi. Adli Tıp Kurumu’nun bu fotoğraftaki şahsın Kaplan olmadığına ilişkin 5 Mart 2014 tarihli raporu, yargılamanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada dosyaya eklendi.

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.
5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Kaplan, yurtdışında olduğu için duruşmaya katılmadı.

Yargılama, 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşmayla sürecek.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)