Çağdaş Ulus

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci ve medya çalışanının evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteciler İstanbul Vatan Emniyet’teki Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) götürüldü.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındığı söylenerek gözaltındaki gazetecilere ve avukatlarına suçlamalar hakkında bilgi verilmedi.

Çağdaş Ulus da 20 Aralık 2011’de sabaha karşı İstanbul’daki evine silahlı polislerce düzenlenen baskında gözaltına alındı.

23 Aralık 2011’de sabaha karşı önce sağlık raporu alınmasının ardından Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazetecilerden yedisi savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Ancak Ulus’un da aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Aynı gün “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

İddianameye göre, Ulus Emniyet’teki sorgusunda Ulus’a Diyarbakır’daki bir öğretmeni nereden tanıdığı soruldu. Ulus, bahsedilen öğretmenin öğrencileriyle 4-5 farklı dilde müzik yaptığını ve bu nedenle ödül aldığını, bu konuda haber yapmak için kendisiyle iletişim kurduğunu anlattı. Haberi o sırada bulunduğu Kıbrıs’taki gazetelerde yayınlatamaması üzerine Gündem gazetesi editörü İsmet Kayhan ile internet üzerinden tanıştığını ve gazeteye Kıbrıs’tan birkaç haber geçtiğini ifade etti. Kayhan ile yüzyüze tanışmadığını söyleyen Ulus, aynı operasyonda gözaltına alınan gazeteci Zeynep Kuray ile de bir haber kaynağının iletişim bilgisine ulaşmaya çalışırken tanıştığını belirtti. PKK/KCK ile ilişkisi olmadığını, Demokratik Aydınlanma Birliği (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD) ya da KCK/PKK Basın Komitesi hakkında da bilgisi olmadığını belirtti.

İddianameye göre, Ulus savcılık ifadesinde Emniyet ifadesini aynen tekrar ederken, “PKK terör örgütü içerisinde faaliyet göstermediğini, örgütün Basın Komitesi tarafından iki yılda bir düzenlenen ve sadece terör örgütü mensuplarının katıldığı YRD toplantılarına katılmadığını” beyan etti.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu. İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi değerlendirmeler yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında KCK/PKK yapılanması anlatıldı. Bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu medyaların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta DİHA, ANF, Azadiya Welat ve Roj Tv olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (Ajansa Nûçeyan a Firatê - ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj TV, Medya TV, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamenin Ulus ile ilgili 19 sayfalık bölümünde (688-707. Sayfa) Ulus’u “terör örgütünün ulusal basında ki temsilcilerinden birisi olduğu” ileri sürüldü.

Ulus’un 2004-2011 arası yurtdışı giriş çıkışlarının bazıları listelendi. “Yukarıda belirtilenlerin dışında da çok sayıda yurtdışı giriş-çıkış kaydının olduğu tespit edilmiştir” ifadesi kullanıldı. İddianamenin ilerleyen sayfalarında yurtdışı kayıtlarıyla ilgili değerlendirmede, Ulus’un Temmuz 2005’te düzenlenen 3. Basın Konferansına ve 2007’de düzenlenen 4. Basın Konferansına katıldığı iddia edildi.

Ulus’un gözaltı sırasında ikametinde el konulan cep telefonları, SIM kartlar, hafıza kartları, mini kamera, kamera kaseti, 36 pozluk film, CD/DVD’ler, hard disklere iddianamede yer aldı.

Telefon dinlemesi sonucu iddianameye delil olarak eklenen görüşmelerin tapeleri şöyle sıralandı:

1- Aralık 2011’de davanın sanıklarından ve ANF editörü İsmet Kayhan ile haber konulu telefon görüşmesinin tapesi. Kayhan manşetten yayınlanan bir haberi nedeniyle Ulus’u tebrik ettikten sonra, bir haberi hazırlarken Ulus’un haber kaynağıyla yaşadığı zorluktan ve ardından başka bir haber takibinden bahsediyorlar.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, “Kayhan’ın sağlamış olduğu bilgileri, belli bir örgütsel amaç doğrultusunda kullanılmak üzere verdiği, bunun karşılığında da Ulus’tan örgütün amaçlarına hizmet edecek nitelikte haberler istediği, Ulus’un normal bir gazetecinin ulaşamayacağı haber ve bilgilere KCK/PKK yönetiminde bulunan İsmet Kayhan aracılığıyla ulaştığı, konuşmalarda da geçtiği gibi bu haberler sayesinde diğer meslektaşlarının önüne geçtiği tespit edilmiştir” ifadesini kullandı.

İddianamedeki tapeye göre, Kayhan ve Ulus “cemaatin İstanbul’daki adamları” hakkında bir haberden bahsediyorlar. Savcı, değerlendirmesinde bu konuya da “Kayhan’ın Ulus’tan araştırmasını istediği ‘emniyette bulunan cemaatçiler’ konusu” ifadesiyle değiniyor. Mayıs-Haziran 2011’de Öcalan’ın avukatlarına yaptığı açıklamalarla “Gülen Cemaatini, örgütün hedefi haline getirdiği ve bu doğrultuda 30 Kasım 2011’de ANF’de yayınlanan Murat Karayılan röportajıyla Gülen Cemaatini operasyonların sorumlusu ilan ettiğini” vurgulayan iddianame savcısı, Ulus ve Kayhan’ın emniyet kadrosundaki cemaatçileri ifşa eden bir haber hazırlayacak olmakla suçladı. İddianamede şu ifadeler kullanıldı:

“Çağdaş Ulus isimli gazetecinin İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü sözde cemaatçi kadrosu ile ilgili bir listeyi hazırlayıp, İsmet Kayhan’a göndereceği Kayhan’ın da manipülatif bir medya kampanyası başlatacağı anlaşılmıştır.”

2- Aralık 2011’de davanın sanıklarından, gazeteci Zeynep Kuray ile bir haber konusunda ve haber atlatma konusunda yaşadıkları tartışmanın tapesi.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, Kayhan’ı “KCK/PKK Basın Komitesi üst düzey yöneticisi” olmakla suçlarken, Ulus’un “Kayhan’dan almış olduğu haberi Türk medyasına servis etmekle” suçluyor.

Telefon görüşmesinde, Ulus bir işkence iddiasını belgesi olmadan yayınlayamayacağını anlatıyor. Savcı bu konuda da “Ulus’un haber yaparken özellikle görüşmesinde K. abla dediği şahsın oğluna işkence yapan şahsın Hanefi Avcı isimli şahıs olduğunu yazmasını istemesine rağmen kendi amaçları doğrultusunda haberin bu bölümünü çıkararak sadece polislerle ilgili eleştiri oluşturacak bölümünü habere koyduğu görülmüştür” ifadelerini kullanıyor.

3- Kasım 2011’de Kayhan’la Ulus arasında haber konulu telefon görüşmesi. Ulus, polislerin eskiden gazetecilere bilgi verdiğini, bir süredir ise haber bülteni gibi yazılı bilgi servis ettiklerini anlatıyor.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, bu görüşmeden bir gün önce ANF’de “Polis haberi yaptı, gazeteler KCK operasyonlarını böyle yazacak” başlıklı bir haber yayınlandığını, Ulus ve Kayhan arasındaki görüşmenin bu haberle paralellik gösterdiğini söyledi. Ulus’u “haberi Kayhan’ın talimatı üzerine hazırlayıp örgütün yayın organlarına servis etmekle” suçladı.

4- Aralık 2011’de Ulus’un Kayhan’a Kıbrıs’ın kuzeyinde torpille işe alma ve haksız işten çıkarma/yerinden etme gibi uygulamalarla ilgili olduğu anlaşılan bir haber ve habere devam etmemesi için aldığı “telkin telefonları”nı anlattığı, kulis bilgiler ve resmi kurumlardaki gizli haber kaynakları konusunda konuştukları telefon görüşmesinin tapesi.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, bahsedilen haberin Kıbrıs’ıın kuzeyinde PKK adına faaliyet göstermekle suçlanan öğrencilerin, Kasım 2011’de sınırdışı edilmesiyle ilgili olduğunu ve gazeteci Ulus’un bu konuda telefonda “Suçsuz insanları, canları sıkıldıkça adadan atarlarsa, hapis cezası verirlerle, ben de onlarla ilgili bulduğum tüm açıkları haber yaparım, diye aynen ilettim” dediğini belirtti. Ulus’u “KCK/PKK öğrenci gruplarının faaliyetlerini meşru göstermek ve suçsuz olarak nitelendirmek”le suçladı. Görüşmenin devamında Ulus’un bir örgüt üyesinin kimyasal silahla öldürüldüğü iddiasını dile getirdiğini de belirten savcı, konuşmadan bir gün sonra ANF’de “…Kürt Özgürlük savaşçılarına karşı kimyasal silah dahil her türlü imha aracının kullanılması… şeklinde haber geçtiği tespit edilmiştir” dedi. Ulus’u “örgütün amaçlarına hizmet eden aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti aleyhine olumsuz ve haksız ithamlara neden olacak Avrupa nezdinde Türkiye Devletini zora sokacak bir haberi tamamen düzmece bilgilerle Kayhan’a ulaştırmak”la suçladı.

5- Aralık 2011’de Kayhan’la yaptıkları, birçok gazetecinin ve haber kaynaklarının isimlerinin geçtiği görüşmenin tapesi. Gazeteciler ve haber kaynaklarının isimleri iddianamede ifşa edildi.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, Ulus’ın bir haber için bilgi toplamaya çalıştığını, gazeteci Zeynep Kuray’ın Adli Tıp Kurumu’ndan bir haber kaynağı olduğuna değindi. İddianamenin Kuray ile ilgili bölümünde söz konusu haber kaynağının kimliği ifşa edildi.

6- Aralık 2011’de Kayhan’la çeşitli haberlerle ilgili görüşmesinin tapesi. Görüşme esnasında Ulus, PKK üyelerinin öldürülmesiyle ilgili iddiaları kendi çalıştığı yaygın medya kuruluşlarının yayınlamayacağını söylüyor.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, Ulus’u kendi yayın organını “KCK/PKK sorumlusuna şikayet etmekle” suçladı. Dönemin başbakanı Erdoğan’ın hastalığıyla ilgili iddiaların araştırılmasıyla ilgili diyaloga da değinen savcı, Ulus’un “İyi güzelmiş, aslında gidip araştırmak lazım” ifadesini “Başbakan’ın hastalığının ileri boyutlara ulaşmasını ‘iyi güzelmiş’ demek suretiyle sevinçle karşıladığı” şeklinde değerlendirdi.

Savcı, Ulus’un Vatan gazetesinde çalışırken “Bahoz Deniz” mahlasıyla ANF’ye haber geçmekle de suçladı. Bu mahlası seçmesinin “HPG sorumlusu Bahoz Erdal’ın kullandığı kod ismini kullanarak haber yapmasının örgütle olan gönül bağını gösterdiğini” iddia etti.

E-posta takibi sonucu Ulus’un Kayhan’la 25 faklı zaman diliminde mesajlaştığını belirten savcılık, “bu kişinin yönlendirmelerine göre haber yaptığı, her iki şahsın örgütsel haberler konusunda birbirlerine haber ulaştırdıkları” gibi iddialar sıraladı. ANF’nin örgütün yayın organı, Kayhan’ın da örgüt yöneticisi olduğu iddiasıyla hareket eden savcılık, Ulus’un Kayhan’la irtibatının gizli tanık Bahar’ın beyanlarıyla da desteklendiğini söyledi.

El konulan elektronik malzemelerin incelenmesi sonucu iddianameye delil olarak eklenen metin, resim ve video belgeleri şöyle sıralandı:
1- KCK/PKK bayrak ve flamalarının taşındığı eylem ve yürüyüşlerde çekilmiş fotoğraf ve videolar.
2- “Tek amacım var. O da, Kürt sorunu ile PKK örgütünün gelişmesine, birbirini nasıl etkilediklerine ışık tutabilmektir. Bu kitabı dört yılda tamamlayabildim. Öncelikle, Kürt sorununun Türkiye’de nasıl geliştiği, hangi aşamalardan geçtiği, Türkiye’nin ilk yıllarında devleti yönetenlerin nasıl bir yaklaşım uyguladıklarını inceledim,1940-1950’lerde görev almış insanlarla konuştum” ibarelerinin geçtiği metin belgesi. Ulus, savunmasında bunun Mehmet Ali Birand’ın kitabından notlar olduğunu açıkladı.
3- “Kürt öğrencilere karşı baskılar artıyor” başlıklı (Kıbrıs Özgür Düşünce gazetesinde yayınlanan) haber metni belgesi. Savcı bu metin belgesini “Kürt kökenli vatandaşlarımızı kin ve nefrete sürükleyen metin belgesi” olarak nitelendirdi.
4- KCK/PKK mensuplarının kırsal alandaki faaliyetlerinin listesi olduğu iddia edilen metin belgesi.
5- Beritan adlı filmle ilgili olduğu belirtilen haber metni belgesi.
6- Newroz bildirisi.
7- 2006’da yayınlanan Beritan adlı filminin bulunduğu CD.
8- BDP milletvekilleri Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Ahmet Türk, Hamit Geylani’nin bulunduğu, değişik Newroz kutlamalarında çekilen fotoğraflar.
9- “Deniz Nemrut” kod adlı bir PKK üyesinin fotoğrafları olduğu iddia edilen fotoğraflar. Savcı, ANF ve sendika.org’da yayınlanan haberlere göre, bahsedilen Deniz Nemrut kod isimli kişinin “Polis, MİT ve Gülen Cemaatince yetiştirilen” bir “ajan” olduğunun iddia edildiğini, yine haberlere göre bu kişinin önce “ajanlık faaliyetlerinden vazgeçip PKK saflarına katıldığının ve kısa bir süre sonra PKK saflarından firar ettiğinin” belirtildiğini söyledi. Ulus’un bilgisayarında bu şahsın fotoğraflarının bulunduğunu ve “devleti karalamaya yönelik haberlerin Ulus tarafından oluşturulmuş olabileceğinin değerlendirildiğini” ifade etti.
10- Kürtçe mp3 dosyaları. Savcı, parçaların bir kısmının Türkçeye çevrildiğini ve “örgütün dağ kadrosunu övücü mahiyette sözlere” rastlandığını belirtti.

16 Mart 2009’da ANF’de Çağdaş Ulus imzasıyla yayınlanan “Lefkoşa’da Halepçe katliamı kınandı” başlıklı haber de iddianamede “Terör örgütü propagandası içeren haberler” başlığında yerini aldı.

Savcının hukuki değerlendirmesi

Savcı, Çağdaş Ulus ile ilgili hukuki değerlendirme bölümünde, “Basın Komitesinin içerisinde faaliyet gösterdiğini” söylerken, Ulus’ın YRD Basın Konferanslarına katıldığını iddia etti.

Ulus’u ANF editörü Kayhan ile irtibatta olmakla suçlayan savcı, Ulus’un “bu firari şüpheliden ulusal basında yayınlanmak üzere haber aldığı ve kendisinin de örgüt lehine haber sağladığını”, “aralarında hiyerarşik bağ bulunduğunu” söyledi.

Ulus’un “terör örgütünün ulusal basında ki temsilcilerinden birisi olduğunu” savunan savcı, haberlerinin çalıştığı gazete ve ANF’de takma isimlerle yayınlandığını, bu isimlerden birinin “Bahoz” olduğu iddialarını sıraladı.

Hukuki değerlendirme bölümünde, Ulus’un telefon tapelerinde geçen “İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli cemaatçiler” konusu tekrar edildi. Bu konuda bir değerlendirme yer almadı ancak Ulus’un “İstanbul Emniyet Müdürlüğünde çalışan üst düzey emniyet görevlilerinden ‘cemaatçi’ olduğunu tespit edebildiklerini Kayhan’a ileteceğini söylediği” belirtildi.

Savcı Ulus’a “örgüt üyesi olma” suçlamasını yöneltti.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Mahkemelerin özel yetkilerinin lağvedilmesinin ardından, 26 Mart 2014’ten itibaren dava Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı ve şimdiye kadar 16 duruşma yapıldı.

İlk fasıl üç gün sürdü. Çağlayan’daki İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinde 12 Eylül 2012’de görülen üçüncü celsede, sanık avukatlarının anadilde savunma dahil tüm taleplerinin reddedilmesi üzerine salonda protestolar gerçekleşti. Sanıklar ağızlarını siyah bezlerle bağlayıp alkışlarla mahkemeyi protesto ederken, “Çağdaş Ulus müdafii avukat Hüseyin Ersöz dışında tüm sanık avukatlarının duruşma salonunu terk ettiği” tutanaklara geçti. Mahkeme heyeti, üç celse süren birinci fasıl boyunca sanıkların “tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği, tutulan tutanakları” gerekçe göstererek, bundan sonraki duruşmaların Silivri Cezaevi yerleşkesinde mahkeme salonunda görülmesine karar verdi. Gazeteci Çağdaş Ulus ve dağıtımcı Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de yapılan tutukluluk incelemesinde tahliye edildi.

5 Kasım 2012’de, KCK davalarından tutuklu avukatlar ve gazeteciler, anadilde savunma hakkı için açlık grevine girdi.

Duruşmalar, 12 Kasım 2012’den itibaren Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. Bu duruşmada da anadilde savunmaya yönelik engeller nedeniyle sanıklar ve avukatları salonu terk etti. Mahkeme Ulus’un da aralarında bulunduğu tüm tutuksuz sanıklar ve müdafilerinin salonu erk ettiğini tutanağa geçirdi.

Tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye gidip geldi.

Açlık grevi devam ederken, sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Zazaca cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianame altı duruşma boyunca dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. Ocak 2013’te başka bir mahkemede yargılanan iki kişinin daha dosyası ve 187 sayfalık iddianamesi KCK basın davasıyla birleştirildi. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

Bu duruşmada avukatların Kürtçe savunmalar için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt mahkeme salonunda okudu.

Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar da savunmalarına başladı.

27 Eylül 2013’teki 21. celsede savunmasını yapan Ulus, beş yıldır gazetecilik yaptığını ve “Vatan gazetesinde tarafsız bir anlayışla haberlerini yaparken, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra, dokuz ay tutuklu kaldığını” söyledi. Gazetecilerin meslekleri gereği haber alabilmek için çeşitli çevrelerden, çeşitli insanlarla iletişime geçtiğini anlatırken, “aldığı bilgiyi direktiflere göre değil, kendi öz iradesiyle tarafsız olarak haberleştirdiğini” söyledi; talimatla haber iddialarını reddetti. İddianamede belirtilen yurtdışına giriş-çıkış tarihlerinde Kıbrıs’ta üniversite eğitimi için bulunduğunun resmi kayıtlardan görülebileceğini, bu tarihlerin akademik takvimle de uyumlu olduğunu ifade etti. 2007’deki tarihlerde ise bir öğrenci değişim programı kapsamında ABD’de olduğunu belirtti. Avukatlarının, Ulus’un Basın Konferanslarına katıldığı iddia edilen tarihlerde nerede olduğuna dair belgeleri mahkemeye sunduğunu hatırlattı. Bu suçlamaların doğru olmadığının pasaportuna bakıldığında görülebildiğini belirtti.

Kendisine yöneltilen diğer bir suçlamanın ANF ve Vatan’a “Bahoz Deniz” ismiyle haber yapması olduğunu söyleyen Ulus, Vatan gazetesinin mahkemeye sunduğu yazıda bu isimle bir yazarlarının olmadığını belirttiğini ve Ulus’un çeşitli örgütler aleyhine yaptığı birçok haberi de mahkemeye sunduğunu söyledi. ANF’de Bahoz Deniz imzasıyla yayınlanan iki haberden birinin, 15 Ocak 2012 tarihli olduğunu ve kendisinin o tarihte tutuklu bulunduğunu ifade etti.

ANF editörü İsmet Kayhan’la “hiyerarşik bağ”ları bulunduğu iddiasına da değinen Ulus, “Habertürk, Sabah, Zaman, Akşam, ATV, NTV, Milliyet, Hürriyet gibi birçok kurumda çalışan gazetecilerle gerçekleştirdiğim görüşmelerde de Kayhan’la olduğu gibi görüş alışverişinde bulunduğum görülecektir” dedi. Kendisine isnat edilen suçların tamamını mahkemeye sunduğu dilekçeyle daha önce yanıtladığını vurgulayan Ulus beraatini talep etti.

Mahkeme başkan Ali Alçık, Ulus’un Emniyet ve savcılık ifadelerini okudu ve hakkındaki delillerin başlıklarını sıralamaya başladı. Ulus, kimyasal gaz iddialarıyla ilgili tape hakkında söz aldı ve o gün söz konusu haber hakkında dört farklı gazeteciyle durum değerlendirmesi yaptığını, ancak iddianamede sadece Kayhan’la olan görüşmesinin yer aldığını dile getirdi.

“Lefkoşa’da Halepçe katliamı kınandı” başlıklı haberi konusunda da söz alan Ulus, burada “katliam” ifadesini kullandığı için suçlandığını, ancak bu olayın Uluslararası Savaş Mahkemesi’nce katliam olarak kabul edildiğini, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın da bu olaydan “felaket” diye bahsettiğini ifade etti.

Hard diskinde bulunan Öcalan’ın ve PKK bayraklarının olduğu görüntülerin ve Beritan filminin sorulması üzerine, Ulus gazeteci olduğunu, her kesimden insan ve liderin fotoğraflarının arşivinde bulunduğunu söyledi. Filmin ise internette bulunduğunu, gazeteci olarak her türlü konuda bilgi edinme hakkı olduğunu vurguladı.

Mahkeme başkanı, BDP’li milletvekillerinin fotoğraflarının bulunduğu delil dosyasını sordu. Ulus, BDP vekillerinin Newroz’da çekilen fotoğraflarının suç olmadığını, Vatan gazetesinin Kazlıçeşme’deki Newroz kutlamalarında Ulus’u muhabir olarak görevlendirdiğini belirtti. Buna dair belgelerin mahkemeye sunulduğunu hatırlattı. Ayrıca bilgisayarındaki Kürtçe müzik dosyasının iddianameye delil olarak girmesine tepki gösteren Ulus, hard diskinde Kürtçe, Türkçe, Arapça, Fransızca, Süryanice, İngilizce 30 bine yakın şarkı olduğunu belirtti.

Ulus, Mehmet Ali Birand’ın 1990’lı yıllarda PKK lideri Öcalan’la yaptığı görüşmelerden hazırladığı kitaptan aldığı notların iddianamede aleyhine delil olduğunu söylerken, bu kitaptan dolayı Birand hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığını hatırlattı.

“Kürt öğrencilere baskılar artıyor” başlıklı haberin Kıbrıs’ta çalıştığı Özgür Düşünce isimli gazetede yayınlandığını, haberin ardından üniversitenin haksız uygulamasının ortaya çıktığını ve YÖK’ün kararıyla bu öğrencilerin üniversitelerine geri alındığını anlattı.

Üye hakim Kazım Yahyaoğlu, Ulus’a Vatan gazetesinde kullandığı şifreleri herhangi birine verip vermediğini sordu. Ulus, yayıncılık sistemi dışından gazetenin şifresine giriş yapılamadığını söyledi. ANF editörü Kayhan’a sadece ajansa düşen haberlerin görüntülendiği sayfanın şifresini verdiğini söyleyen Ulus, bu ajans şifrelerinin de 15 günde bir yenilendiğini ifade etti.

Ardından söz alan avukatı Hüseyin Ersöz, savcılığın Emniyet fezlekesini tekrar eden bir iddianame hazırladığını söyleyerek konuşmasına başladı. Savcılığın iddianamede yer verdiği iddiaların tamamına, henüz Emniyet aşamasında belgelerle cevap verdiklerini vurgulayan Ersöz, iddia makamında bu belgelerin ve savunmaların dikkate alınmamış olmasını eleştirdi. Bu noktada görevi ihmal suçunun doğduğunu söyledi. Müvekkili Ulus’a temel olarak dört suçlama yöneltildiğini belirten Ersöz, bu hususlara özetle şöyle cevap verdi:

1- Irak’ın kuzeyinde gerçekleştiği öne sürülen birtakım toplantılara katıldığı iddiası: Ersöz, savcılığın, 1 Ekim 2004’te yurtdışına çıkan ve 3 Haziran 2005’te Türkiye’ye dönen Ulus’un, 4-14 Haziran 2005’te Irak’ta düzenlenen toplantıya katıldığını iddia ettiğini söyledi. Ulus’un katıldığı iddia edilen ikinci toplantının ise 14-24 Temmuz 2007’de gerçekleştiğinin söylendiğini, Ulus’un ise 17 Haziran 2007’de Türkiye’den ABD Alaska’ya uçtuğunu ve üç ay sonra Türkiye’ye döndüğünü de belirtti.

2- Vatan gazetesinde çalışırken Bahoz kod adıyla ANF’de yazılarının yayınlandığı iddiası: Ersöz, Vatan gazetesinin mahkemeye yazdığı 13 Eylül 2012 tarihli bir dilekçeyle, bu kod isimle gazetede herhangi bir yazının yayınlanmadığını beyan ettiğini belirtti. ANF’de yayınlanan yazılar konusunda da, Ulus tutuklandıktan sonra ANF’de Bahoz Deniz ismiyle yayınlanan haber olup olmadığının tespiti için Emniyet’e yazı yazıldığını, gelen cevapta Ulus’un tutuklandığı 24 Aralık 2011’den itibaren Bahoz Deniz imzasıyla sekiz adet haber yayınlandığının belirtildiğini söyledi. Google’dan yapılan taramada ise 10 habere ulaşıldığını belirtti. Ersöz, bu yazıların cezaevinde olan Ulus’a ait olmasının mümkün olmadığını anlattı. Bahoz Deniz isimli yazarın, iddianameyi tiye alan “Bir KCK Komedisi: Bahoz Deniz iddianamede nasıl delil oldu” başlıklı bir yazı kaleme aldığını da ekledi ve yazıyı mahkemeye okudu. Bahoz Deniz isimli kişinin KCK Basın duruşmalarını takip edip, Twittter’dan izlenimlerini paylaştığına dair delilleri ve Emniyetin bu kişiyi takip edip, kimliğini belirleyemediğine dair belgeleri de mahkemeye sundu. Ulus’un Bahoz Deniz adıyla haber yaptığı konusunda mahkemeyi yanıltan Emniyet mensupları hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Mahkeme bu talebi reddettti.

3- Örgütsel çerçevede yaptığı iddia edilen yazışmalar ve telefon görüşmeleri: Bu konuda ayrıntılı açıklamaların Ulus tarafından yapıldığını belirten Ersöz, “Müvekkilim iddianamedeki asılsız değerlendirmelerle dokuz ay tutuklu kalmıştır” dedi.

4- Haberleri: Ersöz, Ulus’un gazetecilik arşivinden bazı haberlerin cımbızlanarak önce polis fezlekesine, oradan da iddianameye konulduğunu belirtti.

Ulus’un evinde el konulan elektronik malzemelerinin imajının alınmadığını ve imaj kopyasının müdafilere teslim edilmediğini söyleyen avukat Ersöz, arama ve el koyma işlemlerine de hukuka aykırılık gerekçesiyle itiraz etti. Bunlara iddianamede yer verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirtti. “Türkiye’de etkili bir soruşturma merciinin bulunmaması, halen adli kolluğun oluşturulmamış olması, Emniyet ile Savcılığın birbirinin içine geçmiş olması ve ne yazık ki soruşturma aşamasında görev yapan hakimlerimizin de gerekli dikkat, hassasiyet ve araştırma yoluna gitmemesi, yaşanmış olan mağduriyetlerin temel sebebidir” diye konuştu.

6 Aralık 2013’teki 29. celsede, mahkeme Ulus’un müdafilerinin talebi üzerine Vatan Yayıncılık şifresiyle 2011’de gazete binası dışından bağlanılmasının mümkün olup olmadığının gazeteye sorulmasına karar verdi.

13 Ocak 2014’teki 30. celsede Vatan Yayıncılık’tan gelen cevapta, gazete binası dışından sisteme giriş yapılamadığı belirtildi. Yine bu celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti. Ancak 21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle ÖYM’lerin tamamen kaldırıldı ve 3 Mart 2014’te 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son celse görüldü. Ardından dava dosyası Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Geriye kalan tutuklu sanıklar da rutin tutukluluk incelemelerinde serbest bırakıldı ve 12 Mayıs 2014 itibarıyla davadan tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. Bu duruşmada, Hüseyin Ersöz’ün de aralarında bulunduğu sanık müdafileri, özel yetkileri kaldırılan mahkemelerdeki yargılamaların devam etmesinin Anayasaya aykırılık içerdiğini beyan etti. Duruşma sonunda Çağdaş Ulus’un da aralarında bulunduğu 37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı. Mahkeme, avukatı Ersöz’ün talebi üzerine Ulus’un duruşmalardan vareste tutulmasına da karar verdi.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanlığına atandı. 10. Duruşmada, Türkön’ün Emniyet’e müzekkere yazılarak gazetecilerin pasaportlarını Kanun Hükmünde Kararname kapsamında iptal edilmesini istediği ortaya çıktı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıklar hakkında beraat taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi. Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmada, avukat Ersöz mahkemeye yazılı beyan dilekçesi sundu. 14 Ağustos 2017’de ise mahkemeye 15 Temmuz Darbe Girişimi Davasında tanık olarak dinlenen eski İstanbul Güvenlik Şube Müdürü Yunus Dolar’ın, gazeteci Ulus’un cemaat aleyhine haberler yapması nedeniyle KCK operasyonlarını yürüten (daha sonra FETÖ suçlamasıyla hüküm giyen) dönemin İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün tarafından KCK Basın Davası’na dahil edildiğini söylediğine dair bir dilekçe sundu.

13 Ekim 2017’deki 11. duruşmada söz alan Ersöz, bu tanıklığın verilecek mütalaada ve kararda göz önünde bulundurulmasını istediklerini belirtti. Ayrıca Ulus hakkındaki delillerin hazırlanma yönteminden ötürü İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldığını ve o davada olan gelişmeleri mahkemeye bildireceklerini de beyan etti. Mahkeme, İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesine müzekkere yazılarak iddianameyi ve duruşma zabıtlarının örneklerini istedi. Avukat Ersöz, Ulus ve eşinin pasaportunun KCK Basın davasına bağlı olarak 667 sayılı KHK’nin 5.maddesi kapsamında iptal edildiğini de dile getirdi ve bu işlemin kaldırılmasını talep etti. Mahkeme, Ulus’un eşinin pasaport iptalinin yargılama sebebiyle olduğuna ilişkin evrak sunmasını istedi.

19 Ocak 2018’deki 12. duruşmada, İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi istenilen dava dosyasının bir örneğini İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Ulus’un eşinin pasaportunun iptaline yönelik İl Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkerenin cevabı da dosyaya eklendi.

Ulus’un avukatı Mehtap Acar Ulus, müvekkilinin eşinin pasaportunun iptal sebebinin, Emniyet’in bu davayı FETÖ/PYD davası olarak değerlendirmesi olduğunu ifade etti ve bu hatanın düzeltilmesini istedi. Mahkeme, “pasaportun iptaline dayanak olarak gösterilen genelgede FETÖ/PDY örgütü mensuplarının eş ve çocuklarının pasaportunun iptal edileceği hususu bulunduğundan, (bu) davanın ise PKK/KCK terör örgütüne üyelik iddiasına istinaden yürütüldüğünün İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne bildirilmesine ve iptal hususunun yeniden değerlendirilmesinin istenmesine” karar verdi. Ayrıca bu kararın tüm sanıklar yönünden uygulanması için İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılmasına da hükmetti.

27 Nisan 2018’deki 13. celsede, avukatları Ulus’un pasaportunun iptaline ilişkin kararın da kaldırılmasını istedi. Ancak mahkeme “667 Sayılı KHK’nin 5.maddesinin tüm terör örgütlerini kapsadığı” gerekçesiyle bu talebi reddetti.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. duruşması 21 Mayıs 2019’da görüldü. Yedi yıldır süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

22 Ekim 2019’de görülen 17. duruşmada avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)