Çağdaş Ulus

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Vatan Gazetesi’nin muhabiri Çağdaş Ulus’un İstanbul’daki evi, polis operasyonu ile basıldı. Ulus gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

İddianameye göre, Emniyet’teki sorgusunda Ulus’a, Diyarbakır’daki bir öğretmeni nereden tanıdığı soruldu. Ulus, bahsedilen öğretmenin öğrencileriyle 4-5 farklı dilde müzik yaptığını ve bu nedenle ödül aldığını, bu konuda haber yapmak için kendisiyle iletişim kurduğunu anlattı. Haberi o sırada bulunduğu Kıbrıs’taki gazetelerde yayınlatamaması üzerine Gündem Gazetesi editörü İsmet Kayhan ile internet üzerinden tanıştığını ve gazeteye Kıbrıs’tan birkaç haber geçtiğini ifade etti. Kayhan ile yüzyüze tanışmadığını söyleyen Ulus, aynı operasyonda gözaltına alınan gazeteci Zeynep Kuray ile de bir haber kaynağının iletişim bilgisine ulaşmaya çalışırken tanıştığını belirtti. “PKK/KCK” ile ilişkisi olmadığını, “Demokratik Aydınlanma Birliği (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” ya da “KCK/PKK Basın Komitesi” hakkında da bilgisi olmadığını belirtti.

Gözaltına alınan gazetecilerden yedisi, 23 Aralık 2011’de, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Ancak Ulus’un da aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Ulus, aynı gün; “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Vatan Gazetesi muhabiri Çağdaş Ulus’un da aralarında bulunduğu gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri iddianamede “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.
Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.

Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.

İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” ya da “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede, Ulus’un; “terör örgütünün ulusal basında ki temsilcilerinden birisi olduğu” iddia edildi.

Ulus’un 2004-2011 arası yurtdışı seyahatlerinin bazıları listelendi. Bunların dışında yurtdışı giriş çıkışına ilişkin çok sayıda kaydın bulunduğu da ifade edildi. Buna göre, Ulus’un; “Temmuz 2005’te düzenlenen 3. Basın Konferansına ve 2007’de düzenlenen 4. Basın Konferansına katıldığı” iddia edildi.

Ulus’un evinde el konulan cep telefonları, SIM kartları, hafıza kartları, mini kamerası, kamera kaseti, 36 pozluk filmi, CD/DVD’leri, hard diskleri iddianamede yer aldı.

Telefon dinlemesi sonucu iddianameye delil olarak eklenen Ulus’a ait olduğu iddia edilen görüşmelerin tape kayıtları, iddianamede şöyle sıralandı:

1- Aralık 2011’de davanın sanıklarından ve ANF editörü İsmet Kayhan ile haber konulu telefon görüşmesinin tape kaydı.

Kayhan manşetten yayınlanan bir haberi nedeniyle Ulus’u tebrik ediyor. Sonra, bir haberi hazırlarken Ulus’un haber kaynağıyla yaşadığı zorluktan ve ardından başka bir haber takibinden bahsediyorlar. Savcı, bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde; “Kayhan’ın sağlamış olduğu bilgileri, belli bir örgütsel amaç doğrultusunda kullanılmak üzere verdiği, bunun karşılığında da Ulus’tan örgütün amaçlarına hizmet edecek nitelikte haberler istediğini” iddia etti. “Ulus’un normal bir gazetecinin ulaşamayacağı haber ve bilgilere KCK/PKK yönetiminde bulunan İsmet Kayhan aracılığıyla ulaştığını, bu haberler sayesinde diğer meslektaşlarının önüne geçtiğini” öne sürdü.

İddianamedeki tape kaydına göre; Kayhan ve Ulus, “cemaatin İstanbul’daki adamları hakkında bir haberden” bahsediyorlar. Savcı, bu konuya da; “Kayhan’ın Ulus’tan araştırmasını istediği ‘emniyette bulunan cemaatçiler’ konusu” ifadesiyle değiniyor. Mayıs-Haziran 2011’de Abdullah Öcalan’ın avukatlarına yaptığı açıklamalarla “Gülen Cemaatini, örgütün hedefi haline getirdiği ve bu doğrultuda 30 Kasım 2011’de ANF’de yayınlanan Murat Karayılan röportajıyla Gülen Cemaatini operasyonların sorumlusu ilan ettiği” iddia ediliyor.

İddianame savcısı, Ulus ve Kayhan’ı; “emniyet kadrosundaki cemaatçileri ifşa eden bir haber hazırlayacak olmakla” suçladı. İddianamede şu ifadeler kullanıldı:

“Çağdaş Ulus isimli ‘gazetecinin’ İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü sözde cemaatçi kadrosu ile ilgili bir listeyi hazırlayıp, İsmet Kayhan’a göndereceği Kayhan’ın da manipülatif bir medya kampanyası başlatacağı anlaşılmıştır.”

2- Aralık 2011’de davanın sanıklarından, gazeteci Zeynep Kuray ile bir haberle ilgili ve haber atlatma konusunda yaşadıkları tartışmanın tape kaydı.

3- Kasım 2011’de, İsmet Kayhan’la Ulus arasında, haber konulu telefon görüşmesi. Ulus, polislerin eskiden gazetecilere bilgi verdiğini, bir süredir haber bülteni gibi yazılı bilgi servis ettiklerini anlatıyor. Savcı, bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde; bu görüşmeden bir gün önce ANF’de “Polis haberi yaptı, gazeteler KCK operasyonlarını böyle yazacak” başlıklı bir haber yayınlandığını, “Ulus ve Kayhan arasındaki görüşmenin bu haberle paralellik gösterdiğini” iddia etti. Ulus’u “haberi Kayhan’ın talimatı üzerine hazırlayıp örgütün yayın organlarına servis etmekle” suçladı.

4- Aralık 2011’de Ulus’un, Kayhan’a; Kıbrıs’ın kuzeyinde torpille işe alma ve haksız işten çıkarma/yerinden etme gibi uygulamalarla ilgili olduğu anlaşılan bir haber ve habere devam etmemesi için aldığı “telkin telefonlarını” anlattığı, kulis bilgiler ve resmi kurumlardaki gizli haber kaynakları konusunda konuştukları telefon görüşmesinin tape kaydı.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, bahsedilen haberin Kıbrıs’ın kuzeyinde PKK adına faaliyet göstermekle suçlanan öğrencilerin, Kasım 2011’de sınır dışı edilmesiyle ilgili olduğunu öne sürdü. Gazeteci Ulus’un bu konuda, telefonda; “Suçsuz insanları, canları sıkıldıkça adadan atarlarsa, hapis cezası verirlerse, ben de onlarla ilgili bulduğum tüm açıkları haber yaparım, diye aynen ilettim” dediğini belirtti. Ulus’u “KCK/PKK öğrenci gruplarının faaliyetlerini meşru göstermek ve suçsuz olarak nitelendirmekle” suçladı.

Görüşmenin devamında; Ulus’un, bir örgüt üyesinin kimyasal silahla öldürüldüğü iddiasını dile getirdiğini de belirten savcı, konuşmadan bir gün sonra ANF’nin “…Kürt Özgürlük savaşçılarına karşı kimyasal silah dahil her türlü imha aracının kullanılması… şeklinde haber geçtiği tespit edilmiştir” iddiasında bulundu. Ulus’u “örgütün amaçlarına hizmet eden aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti aleyhine olumsuz ve haksız ithamlara neden olacak, Avrupa nezdinde Türkiye Devletini zora sokacak bir haberi tamamen düzmece bilgilerle Kayhan’a ulaştırmakla” suçladı.

5- Aralık 2011’de Kayhan’la yaptıkları, birçok gazetecinin ve haber kaynaklarının isimlerinin geçtiği görüşmenin tape kaydı. Gazeteciler ve haber kaynaklarının isimleri iddianamede ifşa edildi. Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, Ulus’un bir haber için bilgi toplamaya çalıştığını, gazeteci Zeynep Kuray’ın Adli Tıp Kurumu’ndan bir haber kaynağı olduğuna değindi. İddianamenin Kuray ile ilgili bölümünde söz konusu haber kaynağının kimliği ifşa edildi.

6- Aralık 2011’de Kayhan’la çeşitli haberlerle ilgili görüşmesinin tape kaydı. Görüşme esnasında Ulus, “PKK üyelerinin öldürülmesiyle ilgili iddiaları kendi çalıştığı yaygın medya kuruluşlarının yayınlamayacağını” söylüyor.

Savcı, bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde; Ulus’u kendi yayın organını “KCK/PKK sorumlusuna şikayet etmekle” suçladı. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın hastalığıyla ilgili iddiaların araştırılmasıyla ilgili diyaloga da değinen savcı, Ulus’un “İyi güzelmiş, aslında gidip araştırmak lazım” ifadesini, “Başbakan’ın hastalığının ileri boyutlara ulaşmasını ‘iyi güzelmiş’ demek suretiyle sevinçle karşıladığı” şeklinde değerlendirdi.

Savcı, Ulus’u; Vatan Gazetesi’nde çalışırken “Bahoz Deniz’ mahlasıyla ANF’ye haber geçmekle” de suçladı. “HPG sorumlusu Bahoz Erdal’ın kullandığı kod ismini kullanarak haber yapmasının örgütle olan gönül bağını gösterdiğini” iddia etti.

E-posta takibi sonucu Ulus’un Kayhan’la 25 faklı zaman diliminde mesajlaştığını öne süren savcılık, “bu kişinin yönlendirmelerine göre haber yaptığı, her iki şahsın örgütsel haberler konusunda birbirlerine haber ulaştırdıkları” gibi iddialar sıraladı.

ANF’nin “örgütün yayın organı”, Kayhan’ın da, “örgüt yöneticisi olduğu” iddiasıyla hareket eden savcılık, Ulus’un Kayhan’la irtibatının gizli tanık Bahar’ın beyanlarıyla da desteklendiğini iddia etti.

Ulus’un evinde el konulan elektronik malzemelerin incelenmesi sonucu iddianameye delil olarak eklenen metin, resim ve video belgeleri şöyle sıralandı:

1- KCK/PKK bayrak ve flamalarının taşındığı eylem ve yürüyüşlerde çekilmiş fotoğraf ve videolar.

2- “Tek amacım var. O da, Kürt sorunu ile PKK örgütünün gelişmesine, birbirini nasıl etkilediklerine ışık tutabilmektir. Bu kitabı dört yılda tamamlayabildim. Öncelikle, Kürt sorununun Türkiye’de nasıl geliştiği, hangi aşamalardan geçtiği, Türkiye’nin ilk yıllarında devleti yönetenlerin nasıl bir yaklaşım uyguladıklarını inceledim,1940-1950’lerde görev almış insanlarla konuştum” ibarelerinin geçtiği metin belgesi. Ulus, savunmasında bunun gazeteci Mehmet Ali Birand’ın kitabından notlar olduğunu açıkladı.

3- “Kürt öğrencilere karşı baskılar artıyor” başlıklı ve Kıbrıs Özgür Düşünce Gazetesi’nde yayınlanan haber metni. Savcı, bu belgenin; “Kürt kökenli vatandaşlarımızı kin ve nefrete sürükleyen metin belgesi” olduğunu iddia etti.

4- ‘KCK/PKK mensuplarının’ kırsal alandaki faaliyetlerinin listesi olduğu iddia edilen metin belgesi.

5- Beritan adlı filmle ilgili olduğu belirtilen haber metni belgesi.

6- Nevruz bildirisi.

7- 2006’da yayınlanan Beritan adlı filminin bulunduğu CD.

8- Barış ve Demokrasi Partisi milletvekilleri Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Ahmet Türk, Hamit Geylani’nin bulunduğu, değişik Nevruz kutlamalarında çekilen fotoğraflar.

9- “Deniz Nemrut kod adlı bir PKK üyesinin fotoğrafları olduğu” iddia edilen fotoğraflar.

Savcı, ANF ve “sendika” internet haber sitesinde yayınlanan haberlere göre; “bahsedilen ‘Deniz Nemrut’ kod isimli kişinin Polis, MİT ve Gülen Cemaatince yetiştirilen bir ajan olduğunun” iddia edildiğini, yine haberlere göre bu kişinin “önce ajanlık faaliyetlerinden vazgeçip PKK saflarına katıldığının ve kısa bir süre sonra PKK saflarından firar ettiğinin” belirtildiğini öne sürdü.

Ulus’un bilgisayarında bu şahsın fotoğraflarının bulunduğunu ve “devleti karalamaya yönelik haberlerin Ulus tarafından oluşturulmuş olabileceğini” iddia etti.

10- Kürtçe müzik dosyaları. Savcı, “parçaların bir kısmının Türkçeye çevrildiğini ve “örgütün dağ kadrosunu övücü mahiyette sözlere rastlandığı” öne sürdü.

16 Mart 2009’da, ANF’de Çağdaş Ulus imzasıyla yayınlanan, “Lefkoşa’da Halepçe katliamı kınandı” başlıklı habere de; “terör örgütü propagandası içermekle” suçlandı.

Savcı, Çağdaş Ulus’un; “Basın Komitesinin içerisinde faaliyet gösterdiğini” iddia ederken, Ulus’un “YRD Basın Konferanslarına katıldığını” öne sürdü.

Ulus’u, “ANF editörü Kayhan ile irtibatta olmakla” suçlayan savcı; Ulus’un “bu firari şüpheliden ulusal basında yayınlanmak üzere haber aldığını ve kendisinin de örgüt lehine haber sağladığını”, “aralarında hiyerarşik bağ bulunduğunu” öne sürdü.

Ulus’un “terör örgütünün ulusal basında ki temsilcilerinden birisi olduğunu” iddia eden savcı, haberlerinin çalıştığı gazete ve ANF’de takma isimlerle yayınlandığını, bu isimlerden birinin “Bahoz” olduğunu iddia etti.

Ulus’un, telefon tape kayıtlarında geçen; “İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli cemaatçiler” konusu tekrar edildi. Bu konuda bir değerlendirme yer almadı ancak Ulus’un “İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde çalışan üst düzey emniyet görevlilerinden ‘cemaatçi’ olduğunu tespit edebildiklerini Kayhan’a ileteceğini söylediği” belirtildi.

İddianamede, Çağdaş Ulus; Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 düzenlemesi üzerinden “silahlı örgüte üye olmakla” suçlandı. Hakkında 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak cezanın, Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece hakkında “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

Ulus hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında belli haklarından yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedilmesinin ardından, 26 Mart 2014’ten itibaren dava Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşındı ve şimdiye kadar 16 duruşma yapıldı.

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12 Eylül 2012’de görülen üçüncü celsede, sanık avukatlarının anadilde savunma dahil tüm taleplerinin reddedilmesi üzerine salonda protestolar gerçekleşti.

Sanıklar ağızlarını siyah bezlerle bağlayıp alkışlarla mahkemeyi protesto ederken, “Çağdaş Ulus’un avukatı Hüseyin Ersöz dışında tüm sanık avukatlarının duruşma salonunu terk ettiği” tutanaklara geçti.

Mahkeme heyeti, üç celse süren birinci fasıl boyunca sanıkların “tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği, tutulan tutanakları” gerekçe göstererek, bundan sonraki duruşmaların Silivri Cezaevi yerleşkesinde mahkeme salonunda görülmesine karar verdi. Gazeteci Çağdaş Ulus ile birlikte bir dağıtımcı, 13 Eylül 2012’de yapılan tutukluluk incelemesinde tahliye edildi.

5 Kasım 2012’de, KCK davalarında tutuklu avukatlar ve gazeteciler, anadilde savunma hakkı için açlık grevine girdi.

Duruşmalar, 12 Kasım 2012’den itibaren Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. Bu duruşmada da anadilde savunmaya yönelik engeller nedeniyle sanıklar ve avukatları salonu terk etti.

Mahkeme, Ulus’un da aralarında bulunduğu tüm tutuksuz sanıklar ve avukatlarının salonu terk ettiğini tutanağa geçirdi. Tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye gidip geldi. Açlık grevi devam ederken, sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Zazaca cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.
44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. Duruşmada başladı.

Çağdaş Ulus, savunmasını; yargılamanın 27 Eylül 2013’teki 21. duruşmasında yaptı. Ulus, beş yıldır gazetecilik yaptığını ve “Vatan Gazetesi’nde tarafsız bir anlayışla haberlerini yaparken, örgüt üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra, dokuz ay tutuklu kaldığını” söyledi. Gazetecilerin meslekleri gereği haber alabilmek için çeşitli çevrelerden, çeşitli insanlarla iletişime geçtiğini anlatırken, “aldığı bilgiyi direktiflere göre değil, kendi öz iradesiyle tarafsız olarak haberleştirdiğini” söyledi.

Ulus, talimatla haber yaptığı yönündeki iddiayı reddetti. İddianamede, yurtdışına giriş-çıkış yaptığı belirtilen tarihlerde, Kıbrıs’ta üniversite eğitimi için bulunduğunun resmi kayıtlardan görülebileceğini, bu tarihlerin akademik takvimle de uyumlu olduğunu ifade etti. 2007’deki tarihlerde ise bir öğrenci değişim programı kapsamında ABD’de olduğunu belirtti. Avukatlarının, Ulus’un ‘Basın Konferanslarına’ katıldığı iddia edilen tarihlerde nerede olduğuna dair belgeleri mahkemeye sunduğunu hatırlattı. Bu suçlamaların doğru olmadığının pasaportuna bakıldığında görülebildiğini belirtti.

Kendisine yöneltilen diğer bir suçlamanın ANF ve Vatan Gazetesi’ne “Bahoz Deniz” ismiyle haber yapması olduğunu söyleyen Ulus, Vatan Gazetesi’nin mahkemeye sunduğu yazıda bu isimle bir yazarlarının olmadığını belirttiğini ve Ulus’un çeşitli örgütler aleyhine yaptığı birçok haberi de mahkemeye sunduğunu söyledi. ANF’de ‘Bahoz Deniz’ imzasıyla yayınlanan iki haberden birinin, 15 Ocak 2012 tarihli olduğunu ve kendisinin o tarihte tutuklu bulunduğunu ifade etti.

“ANF editörü İsmet Kayhan’la hiyerarşik bağları bulunduğu” iddiasına da değinen Ulus, “Habertürk, Sabah, Zaman, Akşam, ATV, NTV, Milliyet, Hürriyet gibi birçok kurumda çalışan gazetecilerle gerçekleştirdiğim görüşmelerde de Kayhan’la olduğu gibi görüş alışverişinde bulunduğum görülecektir” dedi. Kendisine isnat edilen suçların tamamını mahkemeye sunduğu dilekçeyle daha önce yanıtladığını vurgulayan Ulus, beraatini talep etti.

Mahkeme başkan Ali Alçık, Ulus’un Emniyet ve savcılık ifadelerini okudu ve hakkındaki delillerin başlıklarını sıralamaya başladı. Ulus, ‘kimyasal gaz iddialarıyla’ ilgili tape hakkında söz aldı ve o gün söz konusu haber hakkında dört farklı gazeteciyle durum değerlendirmesi yaptığını, ancak iddianamede sadece Kayhan’la olan görüşmesinin yer aldığını dile getirdi.

“Lefkoşa’da Halepçe katliamı kınandı” başlıklı haberi konusunda da söz alan Ulus, burada “katliam” ifadesini kullandığı için suçlandığını, ancak bu olayın Uluslararası Savaş Mahkemesi’nce katliam olarak kabul edildiğini, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın da bu olaydan “felaket” diye bahsettiğini savundu.

Hard diskinde bulunan Abdullah Öcalan’ın ve PKK bayraklarının olduğu görüntülerin ve Beritan filminin sorulması üzerine, Ulus; gazeteci olduğunu, her kesimden insan ve liderin fotoğraflarının arşivinde bulunduğunu söyledi. Filmin ise internette bulunduğunu, gazeteci olarak her türlü konuda bilgi edinme hakkının olduğunu vurguladı.

Mahkeme başkanı, BDP’li milletvekillerinin fotoğraflarının bulunduğu delil dosyasını sordu. Ulus, BDP vekillerinin Nevruz’da çekilen fotoğraflarının suç olmadığını, Vatan Gazetesi’nin Kazlıçeşme’deki Nevruz kutlamalarında Ulus’u muhabir olarak görevlendirdiğini belirtti. Buna dair belgelerin mahkemeye sunulduğunu hatırlattı. Ayrıca bilgisayarındaki Kürtçe müzik dosyasının iddianameye delil olarak girmesine tepki gösteren Ulus, hard diskinde Kürtçe, Türkçe, Arapça, Fransızca, Süryanice, İngilizce 30 bine yakın şarkı olduğunu belirtti.

Ulus, gazeteci Mehmet Ali Birand’ın 1990’lı yıllarda Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmelerden hazırladığı kitaptan aldığı notların iddianamede aleyhine delil olduğunu söylerken, bu kitaptan dolayı Birand hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığını hatırlattı.

“Kürt öğrencilere baskılar artıyor” başlıklı haberin Kıbrıs’ta çalıştığı Özgür Düşünce isimli gazetede yayınlandığını, haberin ardından üniversitenin haksız uygulamasının ortaya çıktığını ve YÖK’ün kararıyla bu öğrencilerin üniversitelerine geri alındığını anlattı.

Üye hakim Kazım Yahyaoğlu, Ulus’a; Vatan Gazetesi’nde kullandığı şifreleri herhangi birine verip vermediğini sordu. Ulus, yayıncılık sistemi dışından gazetenin şifresine giriş yapılamadığını söyledi. ANF editörü Kayhan’a sadece ajansa düşen haberlerin görüntülendiği sayfanın şifresini verdiğini söyleyen Ulus, bu ajans şifrelerinin de 15 günde bir yenilendiğini ifade etti.

Ardından söz alan avukatı Hüseyin Ersöz, savcılığın Emniyet fezlekesini tekrar eden bir iddianame hazırladığını söyleyerek konuşmasına başladı. Savcılığın iddianamede yer verdiği iddiaların tamamına, henüz Emniyet aşamasında belgelerle cevap verdiklerini vurgulayan Ersöz, iddia makamında bu belgelerin ve savunmaların dikkate alınmamış olmasını eleştirdi. Bu noktada görevi ihmal suçunun doğduğunu söyledi. Çağdaş Ulus’a temel olarak dört suçlama yöneltildiğini belirten Ersöz, bu hususlara özetle şunları söyledi:

1- Irak’ın kuzeyinde gerçekleştiği öne sürülen birtakım toplantılara katıldığı iddiası: Ersöz, savcılığın, 1 Ekim 2004’te yurtdışına çıkan ve 3 Haziran 2005’te Türkiye’ye dönen Ulus’un, 4-14 Haziran 2005’te Irak’ta düzenlenen toplantıya katıldığını iddia ettiğini söyledi. Ulus’un katıldığı iddia edilen ikinci toplantının ise 14-24 Temmuz 2007’de gerçekleştiğinin söylendiğini, Ulus’un ise 17 Haziran 2007’de Türkiye’den ABD Alaska’ya uçtuğunu ve üç ay sonra Türkiye’ye döndüğünü de belirtti.

2- Vatan Gazetesi’nde çalışırken ‘Bahoz kod adıyla’ ANF’de yazılarının yayınlandığı iddiası: Ersöz, Vatan Gazetesi’nin mahkemeye yazdığı 13 Eylül 2012 tarihli bir dilekçeyle, bu kod isimle gazetede herhangi bir yazının yayınlanmadığını beyan ettiğini belirtti. ANF’de yayınlanan yazılar konusunda da, Ulus tutuklandıktan sonra ANF’de ‘Bahoz Deniz’ ismiyle yayınlanan haber olup olmadığının tespiti için Emniyet’e yazı yazıldığını, gelen cevapta Ulus’un tutuklandığı 24 Aralık 2011’den itibaren ‘Bahoz Deniz’ imzasıyla sekiz adet haber yayınlandığının belirtildiğini söyledi. Google’dan yapılan taramada ise 10 habere ulaşıldığını belirtti. Ersöz, bu yazıların cezaevinde olan Ulus’a ait olmasının mümkün olmadığını anlattı. ‘Bahoz Deniz’ isimli yazarın, iddianameyi ti’ye alan “Bir KCK Komedisi: Bahoz Deniz iddianamede nasıl delil oldu” başlıklı bir yazı kaleme aldığını da ekledi ve yazıyı mahkemeye okudu. ‘Bahoz Deniz’ isimli kişinin ‘KCK Basın’ duruşmalarını takip edip, Twitter’den izlenimlerini paylaştığına dair delilleri ve Emniyetin bu kişiyi takip edip, kimliğini belirleyemediğine dair belgeleri de mahkemeye sundu. Ulus’un ‘Bahoz Deniz’ adıyla haber yaptığı konusunda mahkemeyi yanıltan Emniyet mensupları hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Mahkeme ise bu talebi reddetti.

3- Örgütsel çerçevede yaptığı iddia edilen yazışmalar ve telefon görüşmeleri: Bu konuda ayrıntılı açıklamaların Ulus tarafından yapıldığını belirten Ersöz, “Müvekkilim iddianamedeki asılsız değerlendirmelerle dokuz ay tutuklu kalmıştır” dedi.

4- Haberleri: Ersöz, Ulus’un gazetecilik arşivinden bazı haberlerin cımbızlanarak önce polis fezlekesine, oradan da iddianameye konulduğunu belirtti.

Ulus’un evinde el konulan elektronik malzemelerinin ‘imajının’ alınmadığını ve ‘imaj kopyasının’ teslim edilmediğini söyleyen avukat Ersöz, arama ve el koyma işlemlerine de hukuka aykırılık gerekçesiyle itiraz etti. Bunlara iddianamede yer verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirtti. “Türkiye’de etkili bir soruşturma merciinin bulunmaması, halen adli kolluğun oluşturulmamış olması, Emniyet ile Savcılığın birbirinin içine geçmiş olması ve ne yazık ki soruşturma aşamasında görev yapan hakimlerimizin de gerekli dikkat, hassasiyet ve araştırma yoluna gitmemesi, yaşanmış olan mağduriyetlerin temel sebebidir” diye konuştu.

6 Aralık 2013’teki 29. celsede, mahkeme, Ulus’un avukatlarının talebi üzerine Vatan Yayıncılık şifresiyle 2011’de gazete binası dışından bağlanılmasının mümkün olup olmadığının gazeteye sorulmasına karar verdi.

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.
5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.
46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü. Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Avukat Mehtap Acar Ulus, “FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu” belirtti, Avukat Ulus, delillerini de mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Ulus duruşmaya katılmadı.

Yargılama, 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşmayla sürecek.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını sunmadı.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)