Can Dündar

Can Dündar has worked in the Yankı, Hürriyet, Nokta, Haftaya Bakış, Söz and Tempo media outlets since 1979. We was in the program crew of 32. Gün from 1989 to 1995. He produced “Çapraz Ateş” with Mehmet Ali Birand on Show TV from 1993 to 1994. He made the “Demirkırat” (1991) and “12 Mart” (1994) documentary series with Mehmet Ali Birand and Bülent Çaplı. He started to write columns in Aktüel in 1994 and worked for the Yeni Yüzyıl, Sabah, Milliyet and BirGün newspapers.

An investigation about the reports that claimed MIT trucks were transporting weapons from Turkey to Syria was launched against Dündar, then editor-in-chief of the Cumhuriyet Newspaper in May 2015. He was detained on Nov. 26, 2015. A prosecution against him started in Istanbul 14th High Criminal Court, Dündar was accused of “accessing and disclosing information for the purpose of military or political espionage”; “by use of force and violence, attempting to abolish the government of the Republic of Turkey or to prevent it, in part or in full, from fulfilling its duties.”

The Constitutional Court ruled that Can Dündar’s rights were violated on Feb. 25, 2016. Upon the verdict, the Istanbul 14th High Criminal Court released Dündar and Erdem Gül. At the end of the trial, the court sentenced Can Dündar to 5 years and 10 months of prison. The Court of Appeal for the 16th Circuit overruled the verdict and noted that the sentence should have been heavier.

In addition to this, Dündar is also prosecuted for participating in the Özgür Gündem newspaper’s Co-editor-in-chief On Watch campaign and faces up to 3 years imprisonment.

Can Dündar - “Insulting the President” Trial

Cumhuriyet Gazetesi’nin, 11 Ağustos 2015 tarihli sayısında; PKK yöneticisi Cemil Bayık’ın, BBC’ye verdiği röportaj yayınlandı. Haberde, “Bayık: Operasyonlar Durursa Savaşı Bırakırız” başlığı kullanılmıştı. Can Dündar, haber yayınlandığı sırada Cumhuriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmeniydi. Abbas Yalçın ise gazetenin sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini yürütüyordu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 19 Ağustos 2015’te, haberi şikayet etti. Haberde, “Kişilik haklarına saldırı olduğunu” iddia etti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu, şikayet üzerine; Dündar ve Yalçın hakkında soruşturma başlattı. Ancak takipsizlik kararı verildi.

Kararda, BBC’ye verilen röportajın okuyucuya aktarıldığı belirtildi. Aktarım yapıldığının; “Bayık böyle konuştu” ifadeleri ve noktalama işaretleri ile gösterildiğini ifade etti. Haberde, “Herhangi bir yorum ve eklemenin yapılmadığı, Erdoğan’a hakaret kastının olmadığı” ifade edildi.

Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, takipsizlik kararına karşı; İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde itiraz etti. Mahkeme, 19 Kasım 2015’te, takipsizlik kararını kaldırdı.

Karar üzerine Dündar ve Yalçın hakkında tekrar soruşturma başlatıldı. Dündar ve Yalçın; “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediği iddia edildi.

Yasalara göre, bu suçun işlendiği iddiasıyla dava açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Dündar ve Yalçın için gereken bakanlık izni 18 Ocak 2016’da alındı. İddianame, 26 Ocak 2016’da tamamlandı.

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Abbas Yalçın hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu tarafından 26 Ocak 2016’da tamamlandı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, iki sayfadan oluşan iddianamede şikayetçi olarak yer aldı.

İddianamede; Erdoğan’ın şikayeti üzerine takipsizlik kararı verildiği, Erdoğan’ın karara itiraz ettiği, itirazın kabul edildiğine ilişkin süreç anlatıldı.

Savcı, haberde Bayık’tan alıntılanan; “Türkiye IŞİD’i koruyor. IŞİD katliamların ardında Cumhurbaşkanı Erdoğan vardır” ifadelerine iddianamesinde yer verdi. “Erdoğan’ın, terör örgütü IŞİD’i desteklediği izlenimi verilerek, kamuoyunda küçük düşürülmeye çalışıldığını” iddia etti. Bu ifadelerin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hakaret suçu kapsamında olduğunu” öne sürdü.

Dündar ve Yalçın, iddianamede; Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesindeki “Cumhurbaşkanına alenen hakaret etmekle” suçlandı. Haklarında 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis cezası istendi.

Ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesindeki, “belirli haklardan yoksun bırakılmaları” da talep edildi.

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Sorumlu Yazı İşledi Müdürü Abbas Yalçın’ın yargılanmasına, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Yargılama dört yıl sürdü.

Yargılamanın karar duruşması 16 Ocak 2020’de görüldü.

Dündar, yurtdışında olduğu için duruşmaya katılmadı. Aynı zamanda avukat olan Abbas Yalçın duruşmaya katıldı.

Hakim, Can Dündar hakkında, sadece bu dava için çıkarılan yakalama kararını kaldırdı. Kararını; “yakalama kararının dosyaya katkı sağlamayacağı” gerekçesine dayandırdı. Hakim, kararında; basılı eserlerde iddianame hazırlanması için gereken 4 aylık sürenin bu dava için açıldığını belirtti. Hakim, davanın düşürülmesine karar verdi.

12. Standing - Jan. 16, 2020


Cumhuriyet Gazetesi’nin, 11 Ağustos 2015 tarihli sayısında; PKK yöneticisi Cemil Bayık’ın, BBC’ye verdiği röportaj yayınlandı. Haberde, “Bayık: Operasyonlar Durursa Savaşı Bırakırız” başlığı kullanılmıştı. Can Dündar, haber yayınlandığı sırada Cumhuriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmeniydi. Abbas Yalçın ise gazetenin sorumlu yazı işleri müdürlüğü görevini yürütüyordu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 19 Ağustos 2015’te, haberi şikayet etti. Haberde, “Kişilik haklarına saldırı olduğunu” iddia etti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu, şikayet üzerine; Dündar ve Yalçın hakkında soruşturma başlattı. Ancak takipsizlik kararı verildi.

Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, takipsizlik kararına karşı; İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde itiraz etti. Mahkeme, 19 Kasım 2015’te, takipsizlik kararını kaldırdı.

Karar üzerine Dündar ve Yalçın hakkında tekrar soruşturma başlatıldı. Dündar ve Yalçın; “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu işlediği iddia edildi.

Yasalara göre, bu suçun işlendiği iddiasıyla dava açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Dündar ve Yalçın için gereken bakanlık izni 18 Ocak 2016’da alındı.

İddianame, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu tarafından 26 Ocak 2016’da tamamlandı. Savcı, haberde Bayık’tan alıntılanan; “Türkiye IŞİD’i koruyor. IŞİD katliamların ardında Cumhurbaşkanı Erdoğan vardır” ifadelerine iddianamesinde yer verdi. “Erdoğan’ın, terör örgütü IŞİD’i desteklediği izlenimi verilerek, kamuoyunda küçük düşürülmeye çalışıldığını” iddia etti. Bu ifadelerin, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hakaret suçu kapsamında olduğunu” öne sürdü.

Dündar ve Yalçın, iddianamede; Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesindeki “Cumhurbaşkanına alenen hakaret etmekle” suçlandı. Haklarında 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis cezası istendi.

Yargılama, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı. Yargılamanın 12. duruşması 16 Ocak 2020 tarihinde görüldü.


Duruşma, saatinde, hakimin yerini alması ile 13:30’da başladı.

Can Dündar, duruşmaya katılmadı. Aynı zamanda avukat olan, Cumhuriyet Gazetesi’nin haberin yayınlandığı tarihteki sorumlu yazı işledi müdürü Abbas Yalçın ise duruşmaya avukatsız katıldı.

Duruşmada söz alan Yalçın, düşme kararı verilmesini talep etti.

Ardından hakim, iddianamenin hazırlanması ve bakanlığa gönderilmesi sürelerini tek tek hesapladı.


Hesaplamalarının ardından hakim, Can Dündar hakkında çıkarılan yakalama kararının dosyaya bir katkı sağlamayacağından, kaldırılmasına karar verildi.

Kararda; basılı eserlerde iddianame hazırlanması için gereken 4 aylık sürenin bu dava için açıldığını belirtildi. Hakim, davanın düşürülmesine karar verdi.


Duruşma Öncesi

Adliye girişlerinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazlarından geçirildi. Adliyeye giriş yapanlar, üstlerinde metal eşya çıktığında ya da X-Ray cihazı sinyal verdiğinde, ek olarak dedektörle arandı. Bilgisayarlar çantalardan çıkarıldı.

Duruşma salonu önünde her hangi bir bariyer bulunmuyordu. Avukatlar ve gazeteciler duruşma salonu önünde, duruşma saatini bekledi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonunda sanıklar için 3 kişilik yer ayrılmıştı. Taraf avukatlar ve izleyeciler için de yer ayrılmıştı. Duruşma, penceresiz ve havasız bir salonda yapıldı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı DİSK Basın-İş, Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği ve P24 temsilcileri izledi.

Genel Gözlemler

Duruşmada herhangi olağanüstü bir durum yaşanmadı.

Can Dündar - “Insulting the President” Trial (Indictment)

Can Dündar - “Insulting the President” Trial 12. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial

The claim that Turkey was carrying guns to Syria inside trucks that allegedly belonged to MIT was first brought to light by 2 articles published at Cumhuriyet Daily.

Can Dündar, Editor-in-Chief of the paper, published the photos that “showed that there was weaponry inside the trucks” with the title “Here are the guns Erdoğan claimed did not exist” at May 29th, 2015. Paper’s web-page contained the footage of the “search made inside the trucks”.

Photos “showing the weaponry in the trucks” were published in Aydınlık Daily at January 21st, 2014 as well.

Erdem Gül, Ankara Correspondent of Cumhuriyet Daily, had editorialised the “criminal report regarding the weaponry inside the trucks” with the title “Gendarmerie Said They Exist” at June 12th, 2015.

İstanbul Chief Public Prosecutor’s Office issued a press statement same day Dündar’s article was published. It was stated that an investigation against Dündar was launched.

Description text accused Dündar of “ensuring documents regarding the security of the State”, “political and military espionage”, “disclosing the information that must be kept confidential”, “making propaganda for a terrorist organisation”.

Within the scope of the investigation, first, a restriction of access was issued for the footage that was published in the webpage of the paper. News, made by Erdem Gül, was also included in the investigation launched against Dündar. This article was restricted to access as well.

President Tayyip Erdoğan, at a TV show at June 1st, 2015, made comments regarding the articles Published at Cumhuriyet Daily. Erdoğan, about Dündar, said “He will pay for this heavily, I won’t leave him just like that.”

The investigation was ongoing short before the general elections at June 7th, 2015. Justice and Development Party (AKP) could not form the government alone at June 7th. Government was not formed. Early elections were held at November 1st, 2015 and AKP gained the majority of the parliament again.

Turkey’s election agenda was closely connected with the investigation launched against Dündar and Gül. The investigation was launched at May 29th, 2015. Dündar and Gül were not summoned to give statement at the courthouse before or after the election at June 7th or until the election at November 1st, 2015. However, not one month after AKP gained the majority of the parliament at November 1st, journalists were summoned to give their statements at the courthouse.

Dündar and Gül appeared at Istanbul Courthouse in Çağlayan at November 26th, 2015 to give statements. Prosecutor of the case, took Dündar’s statement. Aidan asked Dündar “Where and from whom did you obtain this footage? For what purpose did you publish them? Did anyone give you an order to publish this information and the pictures?”

Dündar stated that he has been a journalist for 35 years and as a member of the press, he mentioned the dangers of the the formations within the state. He said “I have no connections whatsoever with the terrorist organisation called FETÖ/PDY” He also said news about the MIT Trucks was an act of journalism. Dündar in his statement said the following:

“Apart from this I have no involvement in espionage, aiding organisations or any other crime. It is also serious that 2 institutions of the state fall out with each other because of this event. As a journalist, this incident is newsworthy for me.My purpose is to warn and inform the public. Events that are known as Watergate and Irangate scandals were events considered state secret and and because of these news journalists were tried to be put before a court back then. However after years, those who run these operations on behalf of the state were tried and sentenced. Because of journalism ethics I can’t reveal my sources. But I can tell this much that no person or organisation can give me any orders. There is no examples of this in my career. What I do is solely an act of journalism.”

Prosecutor, after the completion of the statement, requested Dündar to be arrested for committing the crimes of “knowingly and willingly aiding an organisation”, “political and military espionage”, disclosing the documents that must me kept confidential”.

Istanbul 7th Criminal Court of Peace, ruled for his arrest for said crimes. Along with Dündar, paper’s Ankara correspondent Erdem Gül was arrested as well.

Judge, in the decision, stated that the footage regarding the MIT Trucks was first obtained by Dündar. Judge, claimed that Dündar “had published this footage despite the investigation against those who have stopped the trucks, for being an organisation.“

Strong suspicion of crime, higher limitations of the accused crime, and the doubt that judicial control could not be sufficient were also along the reasons for the arrest.

After the arrest decision, Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office made a statement regarding the decision and said the following:

“Investigation had nothing to do with the constitutionally-provided “freedom of press” and wasn’t done in a manner to violate personal rights and freedoms. Suspects were called and invited to the Office of the Public Prosecutor without even being arrested.”

The indictment against Dündar and Gül was completed at January 25th, 2016. However the indictment was published by Nazif Karaman in Sabah Newspaper, close to the government, even before it reached to Dündar and his attorneys.

The indictment against journalist Erdem Gül and Can Dündar was completed by Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office at January 25th, 2016. The indictment was 473-pages long.

“Complainants” were Recep Tayyip Erdoğan and the National Intelligence Agency.

56 pages of the indictment were about Can Dündar. 55 articles and news were shown as the base for the accusations against Dündar. None of the articles, except for one, had investigations launched against them. A decision of non-prosecution was given against that one article.

22 pages of the indictment were exactly the same as an essay published in the Union of Turkish Bar Associations written by F.T., a research assistant at Galatasaray University School of Public Law, in 2015 with the title of “Concept of Terrorist Organisations in Criminal Law”. It was also noteworthy that the indictment didn’t have any sign of a quotation from said essay.

Remaining 394 pages of the indictment stated the details of the investigation and the structure of Fethullah Gülen congregation.

In the indictment Prosecutor stated that, people who, have stopped the trucks that belongs to MIT, searched the trucks , assaulted the MIT officials, are in a “armed terrorist organisation and their ultimate goal is to “abolish the government of the Republic of Turkey”. Prosecutor’s Office suggested that Gül was “making publications in order to associate the state and the government with terror” and claimed that they were acting in an ideal and actional consensus with FETÖ/PDY.

The indictment accused Dündar of “ensuring the documents of the State that must be kept confidential for the purpose of political or military espionage” [Turkish Penal Code(TCK), article 328/1], “disclosing the documents of the State that must be kept confidential for the purpose of political(TCK, article 330/1), “attempting to abolish, replace or prevent the implementation of, through force and violence, the constitutional order of the republic of Turkey” (TCK 312/1) and “knowingly and willingly aiding a terrorist organisation without being a member”(TCK 314/2 and Anti-Terror Law article 5). Dündar was requested to be sentenced to one time aggravated life imprisonment, one time life imprisonment and up to 30 years of imprisonment.

The indictment was approved by Istanbul 14th Assize Court at February 5th, 2016. Court set the first hearing date to March 25th, 2016 and ruled for the continuation of Gül’s detainment.

Constitutional Court Process

Can Dündar, Editor-in-Chief of Cumhuriyet Daily and Erdem Gül, Ankara Bureau Chef of the paper, made an application to the Constitutional Court on December 6th, 2015, due to their arrest being “in violation of the freedom of press and expression”.

When Dündar made his application, the indictment had not been prepared.

The Constitutional Court examined the application on February 17, shortly before the start of the proceedings. A week later, on February 25th, the Constitutional Court ruled that there was a violation of rights and the local court, after this decision, released Dündar.

President Erdoğan, criticised the “violation of rights” decision of the Constitutional Court as well. Erdoğan, at February 28th 2016, said the following:

“I will remain silent to the decision the court has given. But I don’t need to accept it, I want to make that clear. I don’t obey or respect the decision. In fact the court which had made a decision about them could insist on their decision.”

Judicial Proceedings

Can Dündar and Erdem Gül’s prosecution, started with the first hearing at March 25th, 2016 at Istanbul 14th Assize Court, one month after their release following the Constitutional Court’s decision of violation of rights.

Days before the first hearing, then-called Supreme Council of Judges and Prosecutors, appointed a second board to the court. This board was only in charge of the MIT Trucks, Hrant Dink Murder Case, and the case opened for allegedly establishing a caliper in Tahşiye investigation.

An operation against another religious movement which allegedly had a conflict with Gulen Movement.

Changes made before Dündar and Gül’s trial was not limited with this. 2 days before the first hearing of the case, Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office at the time, changed the court’s prosecutor. Prosecutor of Counter-Terrorism and Organized Crime Bureau, was assigned to this task.

Prosecutor made 2 important decisions as soon as he was assigned to the task. Before the first hearing requested all hearings to be closed to audiences.

Prosecutor’s justification was that the Prime Ministry and the MIT Undersecretariat sent documents to the Adana Chief Public Prosecutor’s Office, which initiated the first investigation into the stopping of the MIT Trucks, and the documents were also in this case file. According to the prosecutor, these documents could be expressed at any time by the parties. However, there was no such document in the file.
Court board accepted the request of the prosecutor. All the hearings of the trial were closed to public. Only Dündar and Gül’s spouses and attorneys attended the hearings.

Second hearing of the case took place at April 1st, 2016. Defence arguments, questions of the prosecutor on this case were published on Twitter accounts of the judiciary organisations.

According to that, Can Dündar presented the first defence argument in the hearing. Dündar started his defence, by showing the footage of the stoppage of the MIT Trucks.

He reminded President Erdoğan’s words about them regarding the Constitutional Court’s decision for the violation of rights. Said these words were “a daring call for the judicial authorities”.

Dündar, after reminding that in the footage, “some of the people claiming to be MIT officials, were taken down from the trucks by force”, said:

“State’s security forces are pulling guns at each other. This happened for the first time since Talat Aydemir’s failed coup attempt. In addition, what they call a state secret was discussed in the parliament after the trucks were stopped. Prime Minister at the time Erdoğan along with many other people gave statements regarding the matter. So the secret was not revealed with our news.”.

Dündar reminded that the prosecutor, who prepared the indictment, had started an investigation with the accusation that the footage was manufactured and asked, “If the footage was manufactured, why are we being tried for disclosing state secrets?”

Dündar pointed out the sitting plan in the court room was wrong and added, “We are the complainants here, those who committed this crime must be sitting in the suspect chair. If the state, from the President to the Prime Minister, is lying to the public, should I have said ‘Fine, I will keep quiet?’ They poured gasoline to the fire in Syria by transporting these weapons.”

Dündar, regarding the accusation of aiding the FETÖ/PYD organisation, said “I don’t know anyone from the said organisation. Also, my article ‘CIA agents are being raised in their schools’ was the the subject of another lawsuit. FETÖ congregation member police officers have got my phone tapped.”

Dündar said that Erdoğan and Fetullah Gülen have constructed the ‘parallel state’ and added:

“They were together until they had issues between them. Then Erdoğan, addressing Gülen said ‘what did you want that we did not give to you?’ and addressing the public, said ‘we were tricked. But we were not tricked. Those that need to answer here are Erdoğan and Gülen. If the president is trick he should pay the price.

He can’t make us suffer. We know the words of the president who doesn’t clear rulings and decisions of the constitutional court. He is powerful but the powerful are not always right. We are right and we take our power from our rightfulness. Don’t allow a law strangeness of ‘president ordered and tis is the result’. At this point we take shelter in you. I want to be acquitted.”

Third hearing of the case took place at April 22nd, 2016. In this case, prosecutor requested that the case to be consolidated with the case on which TSK (Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation. The prosecutor denied the request and asked for time to prepare his opinion as to the accusations. Prosecutor’s request was granted.

4th hearing of the case was supposed to take place at May 6th, 2016. However prosecutor presented his opinion as to the accusations on April 29th, 2016, before the trial.

In the opinion, Dündar was accused of “disclosing documents relating to the security, or domestic or foreign political interests of the State”. Dündar was requested to be punished for with up-to-25-years of imprisonment.

Prosecutor, asked that in order to reach a verdict on the accusations of “willingly and knowingly helping a terrorist organisation without being a member and attempted coup” the decision from the case on which TSK (Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation should be waited, therefore trials for these crimes should continue with a different basis number.

Prosecutor also claimed that the accusation against Dündar were not crimes that could be committed through media therefor the 4-months limit to file a law suit, foreseen at the Press Law, wasn’t applicable in this case. Prosecutor claimed that the footage Dündar published had not been published before and said the following:

“This degenerate perception of press freedom that ignores national security, national interests, state secrets and court orders; that ridicules these values and uses this perception as a tool to commit crimes and cover them, as Dündar made in his defence argument, has no place in neither national-international law norms nor the applications of the modern states.”

In the 4th hearing that took place at May 6th, Dündar made his defence as to the accusations.

Can Dündar started his defence argument by commemorating Deniz Gezmiş and his friends. Dündar said: “Today is May 6th. 44 years ago in this country, justice was wounded. I hope today there won’t be a new wound.”

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan and Hüseyin İnan, youth leaders of the “68 generation” in Turkey were executed at May 6th, 1972. Can Dündar made this defence where he underlined the date “May 6th” at the anniversary of the executions.

Dündar referring to the resignation of Ahmet Davutoğlu, former Prime Minister, at May 5th, 2016, said “The government that we were accused of having trying to overthrow, yesterday, is fallen now.” and continued:

“We hope we won’t be punished for being journalists. This will place the Sword of Damocles over all the journalists. We unveiled a crime, we stand behind our news. We believe we are innocent.”

Court took a break before the verdict is announced.

Dündar, during the break was attacked at the square in front of the court house by a gunman called Murat Şahin. Şahin shouted ‘Traitor’ as he pulled his gun.

Dündar escaped the attack unharmed, but NTV correspondent Yağız Şenkal was injured in the leg. Hearing continued after the attack.

Court sentenced Dündar to 5 years 10 months of imprisonment for the crime of “disclosing the documents of the state that due to its nature must be kept confidential”. He was acquitted of the crime of “attempted coup”.

The court ruled that the outcome of the case at the Court of Cassation was to be waited for the crime of “knowingly and willingly aiding an organisation”. And ruled that the trial for this accusation to continue from a different base number.

First hearing of the separated case for the “aiding an organisation” accusation was held at September 21st, 2016, again at the Istanbul 14th Assize Court. Dündar, before this trial started moved abroad. Therefore Dündar did not take part in the hearings.
Enis Berberoğlu, a CHP Deputy, was added to the case files as a suspect. Berberoğlu was accused of “securing the information that, due to its nature, must be kept confidential for reasons relating to the security or domestic or foreign political interests of the State, for the purpose of political or military espionage, and willingly and knowingly assisting the FETÖ/PDY armed organisation”. Hearing was again “closed to public”. An objection against that decision was denied and the next hearing was set to November 16th, 2016.

On the second hearing at November 16th, 2016 it was decided that the journalist Soner Yalçın, who claimed that Berberoğlu had FETÖ connections, was to be heard as a witness and the outcome of the case on which TSK (Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation was to be asked. Hearing was postponed to January 11th, 2017.

2 weeks after this hearing, on December 2nd, 2016 a member of the court board, was arrested for the accusations of “FETÖ membership”. Prosecutor was also laid off as a judge.

On December 19th, 2016 presiding judge was taken from the duty and was assigned to another court.

On the 3rd hearing at January 11th, 2017, prosecutor released his opinions as to the accusations without the execution of the court decision to hear the witnesses.

In the opinion, prosecutor claimed that “none of the news made by Dündar had provided any benefit to the public”. Prosecutor defended that the news were made “as if there were criminal investigations taking place in Ceyhan, Adana and Kırıkhan, Hatay”, and claimed that the footage was published “in order to damage the Government”.

Prosecutor accused Dündar of “knowingly and willingly assisting an organisation without being a member”. Asked him to be punished for up-to-10-years of imprisonment

On the 4th hearing that took place at March 1st, 2017, it was requested that the hearings to be opened to public and the press. The request was denied.

Additionally prosecutor’s request for President Erdoğan’s to take part in the case was discussed. This request was approved by majority of the votes, non unanimously. A Court member, who voted against this request, pointed out that “given the characteristics of the case, Erdoğan has no right to personally take part in this case”.

The court, then adjourned the hearing in order to ask the outcome of the case on which TSK (Turkish Armed Forces) members who stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation were being tried, which was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation.

5th hearing that took place at April 27th, 2017. Court asked if the suspects had additional pleas for the possibility that there may be changes in the accusations against them. Hearing was adjourned.

On the 6th hearing of the case at May 8th, 2017 court gave Berberoğlu additional time to inspect the cellular phone signal information that was recently added to the case files and the hearing was adjourned.

On the 7th hearing at May 24th, 2017, the court postponed the court in order to find out the outcome of the case on which TSK (Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation.

On the 8th hearing that took place at June 14th, 2017, court has sentenced Berberoğlu to 25-years of imprisonment and asked him to be arrested, on the grounds of “disclosing the information that, due to its nature, must be kept confidential for reasons relating to the security or domestic or foreign political interests of the State, for the purpose of political or military espionage.”

It was also decided that Dündar’s trial for the accusation of “willingly and knowingly aiding and organisation without being a member” was to continue with a different basis number.

Reasoned judgement of the imprisonment sentence of Berberoğlu reminded that on January 21st, 2014 there were news on Aydınlık Newspaper regarding the aforementioned weaponry with the title of “Here’s the ammunition in the truck”. Court; stated that along with the news there were pictures of what is “claimed to be pictures of cannon balls”, and claimed that other than that there were no other information, file and footage in the news.

First hearing of the trial in which Dündar, Gül and Berberoğlu were accused of “willingly and knowingly aiding an organisation without being a member”, took place at October 4th, 2017 in Istanbul 14th Assize Court.

This time, İ.Y., Editor-in-chief of the paper, and C.B., chief of intelligence services of the paper at the date, when the news “Here’s the ammunition in the truck” were made on Aydınlık’s edition of January 21st, 2014, were added to the case. İ.Y. and C.B. were accused of “disclosing the information that, must be kept confidential for reasons relating to the security or political interests of the State”.

In this hearing Berberoğlu and his attorneys claimed that with the court has lost its impartiality with the reasoned judgment that acquitted Aydınlık and refused the court board. Therefore the hearing was adjourned to December 20th, 2017.

2nd hearing of the case was held at December 20th, 2017. The court ruled that the subject of the case of İ.Y. and C.B. was different therefore the files should be separated. Court also decided to waive the previous decisions to find out the outcome of the case on which TSK (Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation.

Court then asked the prosecutor of the case to present the opinion as to the accusations.

Prosecutor, in the opinion, claimed that “Dündar’s news were not in the scope of journalism activities and press freedom”. Prosecutor also stated that “it was known that the trucks were stopped by FETÖ/PDY” and claimed that “it was against the natural flow of life that the journalist didn’t know that the operation was made by FETÖ/PDY”.

Prosecutor then requested Dündar to be sentenced to from 7.5 years to 15 years of imprisonment for “knowingly and willingly assisting an armed terrorist organisation without being a member”.

On the 3rd case at January 24th, 2018, court board and the prosecutor of the case were excused hence the next hearing was adjourned.

On the 4th case at February 16th, 2018, suspects and their attorneys were given time to prepare their statements regarding the rules and procedures. Hearing was adjourned to March 14th, 2018.

Court Cassation Process

On March 9th, 2018, Court of Cassation revoked the conviction sentence against Can Dündar for 5 years and 10 months, given at May 2016.

Court of cassation ruled that Dündar was to be tried for the crime of “securing the information that, due to its nature, must be kept confidential, for the purpose of espionage” that foresees a sentence of from 15 to 20 years of imprisonment, instead of “disclosing the state secrets that must be kept confidential” crime, for which he was sentenced to 5 years 10 months of imprisonment.

On the 5th hearing at March 14th, 2018, court decided to wait for the outcome of Court of Cassation’s decision about revocation and adjourned the hearing to May 9th, 2018.

Following the Court of Cassation’s decision of reversal, the Court, in the hearing took place at July 16th, 2018, acquitted Erdem Gül of the crime of “disclosing the documents of the state that must be kept confidential.”

7th hearing was held at July 18th 2018. The court ruled to given time to the attorneys of of Dündar and Gül, in order to prepare their defence as to the accusations. Hearing was adjourned.

On the 8th hearing at October 10th, 2018, presiding judge said that an official report on whether Gül and Dündar had any connections to FETÖ/PYD, prepared by Department of Counter-Terrorism and Operations was added to the files and gave Gül more time to inspect the files and prepare a plea and postponed the hearing.

On the 9th hearing at February 6th, 2019, court separated the files of Dündar and set the next hearing to May 15th.

On the 10th hearing at May 15th, 2019, court has dropped the case against Gül due the not having a law suit within the 4 months time limit, foreseen at the article 26 of the Press Law.

At this hearing, a decision was reached to consolidate all the files of Dündar that were separated during the trial process.

Court of Cassation’s decision to overrule, had claimed that Syria had made an application for complaint to United Nations against Turkey. This complaint was claimed to be about the transportation of the weaponry inside MIT Trucks. The Court, in the previous hearings, had requested to summon this complaint and its translation from the Ministry of Foreign Affairs. At this hearing it was stated that this request from the ministry was not responded yet.

At this hearing, it was decided to wait for the result of the extradition request made to the German authorities regarding Dündar who, previously had a capture warrant issued against him.

5th hearing of case made through the consolidated cases of Dündar, was held at October 31st, 2019. It was stated that the request made to the Ministry of Foreign Affairs in order to summon the complaint letter which showed that Syria had made an application to the United Nations against Turkey, was responded. The response, gave the web address of the Ministry of Foreign Affairs’ Department of Legal Services for the English version of the letter.

At this hearing, it was decided to wait for the result of the extradition request made to the German authorities regarding Dündar who previously had a capture warrant issued against him. Next hearing was set to March 19th, 2020. Hearing is adjourned to June 9th, 2020 due to the measures taken in Turkey against “corona virus” outbreak declared as pandemic.

The seventh hearing of the trial was held on July 9th, 2020. At the hearing, Dündar was represented by his lawyer Halil Kocabaş. The court stated that the request for the extradition of Dündar sent to the German judicial authorities had not been fulfilled. The hearing prosecutor requested that the missing documents in the file be completed.

The court ruled to await the result of the extradition request sent to German judicial authorities. In addition, the court ruled to send the case file to the prosecutor’s office for drafting of the opinion as to the accusations.

The trial was adjourned until the eighth hearing scheduled for February 18th, 2021.

7. Standing - July 9, 2020


Suriye’nin kuzeyine MİT’e ait TIR’larla mühimmat taşındığına ilişkin fotoğraflar, Cumhuriyet Gazetesi’nde genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın imzasıyla yayınlandı. 29 Mayıs 2015’te manşetten yayınlanan habere “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” başlığı atıldı. Gazetenin internet sitesinde de aynı gün TIR’lardaki aramaya ilişkin görüntüler yayımlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlattı. Dündar’a, “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

Can Dündar’dan kişisel olarak da şikayetçi olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 1 Haziran 2015’te katıldığı bir televizyon kanalının canlı yayınında Dündar’ı hedef aldı:

“Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu.”

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ise 12 Haziran 2015’te TIR’ların içindeki mühimmata iliştin kriminal raporunu haberleştirdi. Haber, “Jandarma Var Dedi” başlığı ile yayımlandı.

Dündar hakkında soruşturmanın başlatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29 Mayıs 2015’te yaptığı basın açıklaması ile duyuruldu. Ancak Dündar ve Gül; soruşturmanın başlatılmasından yaklaşık 6 ay sonra İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’ne ifade vermeye çağrıldı.

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Dündar ve Gül’ü, tutuklanmaları istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti. Dündar ve Gül’e, “örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamaları yöneltildi.

Sulh Ceza Hakimi, MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ilk defa Can Dündar tarafından temin edildiğini belirtti. Oysa görüntüler, 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinde “İşte TIR’daki Cephane” başlığıyla yayımlanmıştı.

Dündar ve Gül, 26 Kasım 2015’te tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklama kararının ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Soruşturmanın anayasal teminat altında bulunan ‘basın özgürlüğü’ ile hiçbir ilgisi bulunmayıp, kişi hak ve hürriyetlerini ihlal edecek hiçbir tavır içerisine girilmemiştir.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Dündar’ı hedef alan açıklamasında, “Devletin menfaatlerini gerçeğe aykırı görüntü ve bilgileri yayınlamak suretiyle hedef alan şüphelinin bu eylemi kesinlikle gazetecilik olarak değerlendirilemez” demişti.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Can Dündar ve Erdem Gül, tutuklanmalarının ardından 6 Aralık 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru yapıldığında, Dündar ve Gül hakkındaki iddianame henüz hazırlanmamıştı.

Anayasa Mahkemesi, iddianamenin hazırlanıp yargılamanın başlayacağı 25 Mart’tan kısa bir süre önce, 25 Şubat’ta Dündar ve Gül’ün haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Dündar ve Gül, tahliye edildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararını şu sözlerle değerlendirdi:

“Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi.”

İddianame

Gazeteciler hakkındaki iddianame; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 25 Ocak 2016’da tamamlandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı, iddianamede şikayetçi olarak yer aldı.

55 yazı ve haber, Can Dündar’a yöneltilen suçlamaların delili olarak gösterildi. Ancak bu yazı ve haberlerin hiçbiri hakkında daha önce herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Sadece bir yazı için başlatılan soruşturmada da takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamenin Erdem Gül ile ilgili olan bölümünde ise soruşturma aşamasında savcılıkta verdiği ifade ve üç haberinin sadece başlıkları sıralandı. Sıralanan haberlerden biri ise gazetenin başka bir muhabirinin haberiydi.

Dündar ve Gül’ün, “Devleti ve hükümeti terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaptığı” iddia edildi. Savcıya göre, Dündar ve Gül; “FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ediyordu.”

İddianame ile Can Dündar ve Erdem Gül hakkında, bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istendi. Dündar ve Gül’e, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” (TCK 328/1), “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama” (TCK 330/1), “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek” (TCK 312/1) ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” (TCK 220/7) suçlamaları yöneltildi.

Dündar ve Gül hakkındaki iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 Şubat 2016’da kabul edildi.

Yargılama 25 Mart 2016’da başladı. Duruşma izleyicilere kapatıldı. Ancak duruşmalardaki savunmalar, savcının soruları, sivil toplum kuruluşları tarafından Twitter hesaplarından paylaşıldı.

Yargılamanın 6 Mayıs 2016 tarihli dördüncü duruşmasında esas hakkındaki mütalaa açıklandı.

Dündar hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Mütalaada, Dündar’a; “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması yöneltildi.

Gül hakkında ise 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mütalaada, Gül’e, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlaması yöneltildi.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yönünden yapılan yargılamanın dosyasının ayrılması talep edildi.

Dündar ve Gül hakkındaki hüküm açıklanmadan önce duruşmaya ara verildi. Dündar, bu arada adliye önündeki meydanda silahlı saldırıya uğradı. Saldırgan, bu sırada “Vatan haini” diye bağırıyordu. Dündar, saldırıdan yara almadan kurtulurken, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan sonra duruşmaya devam edildi.

Mahkeme, Dündar’a “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasıyla 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi.

Gül’e ise “Devletin gizli kalması gereken belgelerini açıkladığı” suçlamasından 5 yıl hapis cezası verildi.

Dündar ve Gül, “darbeye teşebbüs” suçlamasından ise beraat ettirildi.

Yargılama süreci devam ederken Yargıtay; Dündar ve Gül hakkında verilen bu kararı bozdu. Yargıtay, Dündar’ın; ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama’ değil, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” (TCK 328/1) suçundan yargılanması gerektiğine hükmetti.

Dündar’a yöneltilen suçlama 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngörüyordu.

Yargıtay, Erdem Gül’ün ise beraat ettirilmesine karar verdi. Erdem Gül, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başlayan yargılamada “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasından da beraat etti.

Dündar ve Gül hakkındaki “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlaması için yargılamanın ayrılarak başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Bu yargılamanın ilk duruşması ise 21 Eylül 2016’da başladı. Dündar hakkındaki bu yargılama kendisi yurtdışında olduğundan yokluğunda devam etti. CHP Milletvekili Enis Berberoğlu da bu dosyaya sanık olarak eklendi. Berberoğlu’na “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme ve FETÖ/PDY silahlı örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Savcılık Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberdeki bilgi ve belgeleri Berberoğlu’nun Can Dündar’a verdiğini iddia ediyordu.

Bu yargılamanın 11 Mart 2017 tarihli üçüncü duruşmasında sanıklar hakkındaki esas hakkındaki mütalaa açıklandı. Can Dündar ve Erdem Gül’ün 10 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Dündar ve Gül’e “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Yargılamanın 14 Haziran 2017 tarihinde görülen 8. duruşmasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verildi. Berberoğlu hakkındaki verilen cezanın infazı milletvekili olduğu gerekçesiyle durduruldu.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” iddiası üzerinden yargılamanın başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Üçüncü kez başka bir esas numarası ile başlayan bu yargılamanın ilk duruşması ise 4 Ekim 2017’de başladı. Savcılık, esas hakkındaki mütalaasında Can Dündar ve Erdem Gül hakkında 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi. Dündar ve Gül’ün “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddia edildi.

Bu yargılamanın dokuzuncu duruşmasında Gül hakkındaki dosyanın düşmesine karar verildi. Düşme kararı, davanın Basın Kanunu’nun davaların açılması için öngördüğü 4 aylık sürede açılmadığı gerekçesine dayandırıldı. Dündar hakkındaki dosya ise yurtdışında olduğu için ayrıldı.

Can Dündar hakkında, yargılama süreci içinde ayrılarak birleştirilen davaların görülmesine devam ediliyor. Bu yargılamada Dündar’a “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yöneltiliyor.

Yargıtay’ın bozma kararında; Suriye’nin, Türkiye’yi, Birleşmiş Milletlere şikayet eden bir başvurusunun olduğu iddia edilmişti. Şikayetin, MİT Tırları ile silah taşındığına yönelik olduğu öne sürülmüştü. Mahkeme, daha önceki duruşmalarda; yazının ve tercümesinin Dışişleri Bakanlığı’ndan istenmesine talep etmişti.

Yargılamanın dördüncü duruşması 15 Mayıs 2019 tarihinde görüldü. Bu duruşmada, Dışişleri Bakanlığı’ndan beklenen yazının gelmediği görüldü.

Yargılamanın beşinci duruşması 31 Ekim 2019 tarihinde görüldü.

Yargılamanın altıncı duruşması 19 Mart 2020 tarihinde görülecekti. Ancak, duruşma; “koronavirüs” pandemisi karşısında Türkiye’de alınan tedbirler nedeniyle görülmeden ertelendi.

Yargılamanın yedinci duruşması 9 Temmuz 2020’de görüldü.



Next Trial: Feb. 18, 2021, 10 a.m.


Duruşma saatinde başladı.

Duruşmada, Can Dündar’ı; avukatı Halil Kocabaş temsil etti. Milli İstihbarat Teşkilatı avukatları da duruşma salonundaydı.

Mahkeme heyeti, Can Dündar’ın iadesi için Almanya adli makamlarına iletilen talebinin yerine getirilmediğini belirtti.

Duruşma savcısı, dosyadaki eksik hususların giderilmesini istedi.


Mahkeme heyeti, kararını; duruşmaya ara vermeden açıkladı.

Can Dündar’ın iadesi için Almanya adli makamlarına iletilen talebinin sonucunun beklenilmesine karar verdi.

Yargılama dosyasının, esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için savcılığa iletilmesine karar verildi.

Yargılamanın, 18 Şubat 2021’de görülecek sekizinci duruşma ile devam etmesine karar verildi.

6. Standing - March 19, 2020


Suriye’nin kuzeyine MİT’e ait TIR’larla mühimmat taşındığına ilişkin fotoğraflar, Cumhuriyet Gazetesi’nde genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın imzasıyla yayınlandı. 29 Mayıs 2015’te manşetten yayınlanan habere “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” başlığı atıldı. Gazetenin internet sitesinde de aynı gün TIR’lardaki aramaya ilişkin görüntüler yayımlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlattı. Dündar’a, “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

Can Dündar’dan kişisel olarak da şikayetçi olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 1 Haziran 2015’te katıldığı bir televizyon kanalının canlı yayınında Dündar’ı hedef aldı:

“Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu.”

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ise 12 Haziran 2015’te TIR’ların içindeki mühimmata iliştin kriminal raporunu haberleştirdi. Haber, “Jandarma Var Dedi” başlığı ile yayımlandı.

Dündar hakkında soruşturmanın başlatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29 Mayıs 2015’te yaptığı basın açıklaması ile duyuruldu. Ancak Dündar ve Gül; soruşturmanın başlatılmasından yaklaşık 6 ay sonra İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’ne ifade vermeye çağrıldı.

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Dündar ve Gül’ü, tutuklanmaları istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti. Dündar ve Gül’e, “örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamaları yöneltildi.

Sulh Ceza Hakimi, MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ilk defa Can Dündar tarafından temin edildiğini belirtti. Oysa görüntüler, 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinde “İşte TIR’daki Cephane” başlığıyla yayımlanmıştı.

Dündar ve Gül, 26 Kasım 2015’te tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklama kararının ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Soruşturmanın anayasal teminat altında bulunan ‘basın özgürlüğü’ ile hiçbir ilgisi bulunmayıp, kişi hak ve hürriyetlerini ihlal edecek hiçbir tavır içerisine girilmemiştir.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Dündar’ı hedef alan açıklamasında, “Devletin menfaatlerini gerçeğe aykırı görüntü ve bilgileri yayınlamak suretiyle hedef alan şüphelinin bu eylemi kesinlikle gazetecilik olarak değerlendirilemez” demişti.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Can Dündar ve Erdem Gül, tutuklanmalarının ardından 6 Aralık 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru yapıldığında, Dündar ve Gül hakkındaki iddianame henüz hazırlanmamıştı.

Anayasa Mahkemesi, iddianamenin hazırlanıp yargılamanın başlayacağı 25 Mart’tan kısa bir süre önce, 25 Şubat’ta Dündar ve Gül’ün haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Dündar ve Gül, tahliye edildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararını şu sözlerle değerlendirdi:

“Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi.”

İddianame

Gazeteciler hakkındaki iddianame; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 25 Ocak 2016’da tamamlandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı, iddianamede şikayetçi olarak yer aldı.

55 yazı ve haber, Can Dündar’a yöneltilen suçlamaların delili olarak gösterildi. Ancak bu yazı ve haberlerin hiçbiri hakkında daha önce herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Sadece bir yazı için başlatılan soruşturmada da takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamenin Erdem Gül ile ilgili olan bölümünde ise soruşturma aşamasında savcılıkta verdiği ifade ve üç haberinin sadece başlıkları sıralandı. Sıralanan haberlerden biri ise gazetenin başka bir muhabirinin haberiydi.

Dündar ve Gül’ün, “Devleti ve hükümeti terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaptığı” iddia edildi. Savcıya göre, Dündar ve Gül; “FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ediyordu.”

İddianame ile Can Dündar ve Erdem Gül hakkında, bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istendi. Dündar ve Gül’e, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” (TCK 328/1), “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama” (TCK 330/1), “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek” (TCK 312/1) ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” (TCK 220/7) suçlamaları yöneltildi.

Dündar ve Gül hakkındaki iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 Şubat 2016’da kabul edildi.

Yargılama 25 Mart 2016’da başladı. Duruşma izleyicilere kapatıldı. Ancak duruşmalardaki savunmalar, savcının soruları, sivil toplum kuruluşları tarafından Twitter hesaplarından paylaşıldı.

Yargılamanın 6 Mayıs 2016 tarihli dördüncü duruşmasında esas hakkındaki mütalaa açıklandı.

Dündar hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Mütalaada, Dündar’a; “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması yöneltildi.

Gül hakkında ise 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mütalaada, Gül’e, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlaması yöneltildi.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yönünden yapılan yargılamanın dosyasının ayrılması talep edildi.

Dündar ve Gül hakkındaki hüküm açıklanmadan önce duruşmaya ara verildi. Dündar, bu arada adliye önündeki meydanda silahlı saldırıya uğradı. Saldırgan, bu sırada “Vatan haini” diye bağırıyordu. Dündar, saldırıdan yara almadan kurtulurken, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan sonra duruşmaya devam edildi.

Mahkeme, Dündar’a “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasıyla 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi.

Gül’e ise “Devletin gizli kalması gereken belgelerini açıkladığı” suçlamasından 5 yıl hapis cezası verildi.

Dündar ve Gül, “darbeye teşebbüs” suçlamasından ise beraat ettirildi.

Yargılama süreci devam ederken Yargıtay; Dündar ve Gül hakkında verilen bu kararı bozdu. Yargıtay, Dündar’ın; ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama’ değil, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” (TCK 328/1) suçundan yargılanması gerektiğine hükmetti.

Dündar’a yöneltilen suçlama 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngörüyordu.

Yargıtay, Erdem Gül’ün ise beraat ettirilmesine karar verdi. Erdem Gül, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başlayan yargılamada “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasından da beraat etti.

Dündar ve Gül hakkındaki “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlaması için yargılamanın ayrılarak başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Bu yargılamanın ilk duruşması ise 21 Eylül 2016’da başladı. Dündar hakkındaki bu yargılama kendisi yurtdışında olduğundan yokluğunda devam etti. CHP Milletvekili Enis Berberoğlu da bu dosyaya sanık olarak eklendi. Berberoğlu’na “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme ve FETÖ/PDY silahlı örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Savcılık Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberdeki bilgi ve belgeleri Berberoğlu’nun Can Dündar’a verdiğini iddia ediyordu.

Bu yargılamanın 11 Mart 2017 tarihli üçüncü duruşmasında sanıklar hakkındaki esas hakkındaki mütalaa açıklandı. Can Dündar ve Erdem Gül’ün 10 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Dündar ve Gül’e “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Yargılamanın 14 Haziran 2017 tarihinde görülen 8. duruşmasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verildi. Berberoğlu hakkındaki verilen cezanın infazı milletvekili olduğu gerekçesiyle durduruldu.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” iddiası üzerinden yargılamanın başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Üçüncü kez başka bir esas numarası ile başlayan bu yargılamanın ilk duruşması ise 4 Ekim 2017’de başladı. Savcılık, esas hakkındaki mütalaasında Can Dündar ve Erdem Gül hakkında 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi. Dündar ve Gül’ün “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddia edildi.

Bu yargılamanın dokuzuncu duruşmasında Gül hakkındaki dosyanın düşmesine karar verildi. Düşme kararı, davanın Basın Kanunu’nun davaların açılması için öngördüğü 4 aylık sürede açılmadığı gerekçesine dayandırıldı. Dündar hakkındaki dosya ise yurtdışında olduğu için ayrıldı.

Can Dündar hakkında, yargılama süreci içinde ayrılarak birleştirilen davaların görülmesine devam ediliyor. Bu yargılamada Dündar’a “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yöneltiliyor.

Yargıtay’ın bozma kararında; Suriye’nin, Türkiye’yi, Birleşmiş Milletlere şikayet eden bir başvurusunun olduğu iddia edilmişti. Şikayetin, MİT Tırları ile silah taşındığına yönelik olduğu öne sürülmüştü. Mahkeme, daha önceki duruşmalarda; yazının ve tercümesinin Dışişleri Bakanlığı’ndan istenmesine talep etmişti.

Yargılamanın dördüncü duruşması 15 Mayıs 2019 tarihinde görüldü. Bu duruşmada, Dışişleri Bakanlığı’ndan beklenen yazının gelmediği görüldü.

Yargılamanın beşinci duruşması 31 Ekim 2019 tarihinde görüldü.

Yargılamanın altıncı duruşması 19 Mart 2020 tarihinde görülecekti. Ancak, duruşma; pandemi ilan edilen “coronavirüs” salgını karşısında Türkiye’de alınan tedbirler nedeniyle 19 Haziran 2020 tarihine ertelendi.



Next Trial: July 9, 2020, 10 a.m.


Duruşma, pandemi ilan edilen “coronavirüs” salgını karşısında Türkiye’de alınan tedbirler nedeniyle 19 Haziran 2020 tarihine ertelendi.

5. Standing - Oct. 31, 2019


Suriye’nin kuzeyine MİT’e ait TIR’larla mühimmat taşındığına ilişkin fotoğraflar, Cumhuriyet Gazetesi’nde genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın imzasıyla yayınlandı. 29 Mayıs 2015’te manşetten yayınlanan habere “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” başlığı atıldı. Gazetenin internet sitesinde de aynı gün TIR’lardaki aramaya ilişkin görüntüler yayımlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlattı. Dündar’a, “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

Can Dündar’dan kişisel olarak da şikayetçi olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 1 Haziran 2015’te katıldığı bir televizyon kanalının canlı yayınında Dündar’ı hedef aldı:

“Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu.”

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ise 12 Haziran 2015’te TIR’ların içindeki mühimmata iliştin kriminal raporunu haberleştirdi. Haber, “Jandarma Var Dedi” başlığı ile yayımlandı.

Dündar hakkında soruşturmanın başlatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29 Mayıs 2015’te yaptığı basın açıklaması ile duyuruldu. Ancak Dündar ve Gül; soruşturmanın başlatılmasından yaklaşık 6 ay sonra İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’ne ifade vermeye çağrıldı.

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Dündar ve Gül’ü, tutuklanmaları istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti. Dündar ve Gül’e, “örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamaları yöneltildi.

Sulh Ceza Hakimi, MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ilk defa Can Dündar tarafından temin edildiğini belirtti. Oysa görüntüler, 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinde “İşte TIR’daki Cephane” başlığıyla yayımlanmıştı.

Dündar ve Gül, 26 Kasım 2015’te tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklama kararının ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Soruşturmanın anayasal teminat altında bulunan ‘basın özgürlüğü’ ile hiçbir ilgisi bulunmayıp, kişi hak ve hürriyetlerini ihlal edecek hiçbir tavır içerisine girilmemiştir.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Dündar’ı hedef alan açıklamasında, “Devletin menfaatlerini gerçeğe aykırı görüntü ve bilgileri yayınlamak suretiyle hedef alan şüphelinin bu eylemi kesinlikle gazetecilik olarak değerlendirilemez” demişti.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Can Dündar ve Erdem Gül, tutuklanmalarının ardından 6 Aralık 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru yapıldığında, Dündar ve Gül hakkındaki iddianame henüz hazırlanmamıştı.

Anayasa Mahkemesi, iddianamenin hazırlanıp yargılamanın başlayacağı 25 Mart’tan kısa bir süre önce, 25 Şubat’ta Dündar ve Gül’ün haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Dündar ve Gül, tahliye edildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararını şu sözlerle değerlendirdi:

“Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi.”

İddianame

Gazeteciler hakkındaki iddianame; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 25 Ocak 2016’da tamamlandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı, iddianamede şikayetçi olarak yer aldı.

55 yazı ve haber, Can Dündar’a yöneltilen suçlamaların delili olarak gösterildi. Ancak bu yazı ve haberlerin hiçbiri hakkında daha önce herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Sadece bir yazı için başlatılan soruşturmada da takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamenin Erdem Gül ile ilgili olan bölümünde ise soruşturma aşamasında savcılıkta verdiği ifade ve üç haberinin sadece başlıkları sıralandı. Sıralanan haberlerden biri ise gazetenin başka bir muhabirinin haberiydi.

Dündar ve Gül’ün, “Devleti ve hükümeti terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaptığı” iddia edildi. Savcıya göre, Dündar ve Gül; “FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ediyordu.”

İddianame ile Can Dündar ve Erdem Gül hakkında, bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istendi. Dündar ve Gül’e, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” (TCK 328/1), “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama” (TCK 330/1), “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek” (TCK 312/1) ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” (TCK 220/7) suçlamaları yöneltildi.

Dündar ve Gül hakkındaki iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 Şubat 2016’da kabul edildi.

Yargılama 25 Mart 2016’da başladı. Duruşma izleyicilere kapatıldı. Ancak duruşmalardaki savunmalar, savcının soruları, sivil toplum kuruluşları tarafından Twitter hesaplarından paylaşıldı.

Yargılamanın 6 Mayıs 2016 tarihli dördüncü duruşmasında esas hakkındaki mütalaa açıklandı.

Dündar hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Mütalaada, Dündar’a; “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması yöneltildi.

Gül hakkında ise 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mütalaada, Gül’e, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlaması yöneltildi.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yönünden yapılan yargılamanın dosyasının ayrılması talep edildi.

Dündar ve Gül hakkındaki hüküm açıklanmadan önce duruşmaya ara verildi. Dündar, bu arada adliye önündeki meydanda silahlı saldırıya uğradı. Saldırgan, bu sırada “Vatan haini” diye bağırıyordu. Dündar, saldırıdan yara almadan kurtulurken, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan sonra duruşmaya devam edildi.

Mahkeme, Dündar’a “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasıyla 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi.

Gül’e ise “Devletin gizli kalması gereken belgelerini açıkladığı” suçlamasından 5 yıl hapis cezası verildi.

Dündar ve Gül, “darbeye teşebbüs” suçlamasından ise beraat ettirildi.

Yargılama süreci devam ederken Yargıtay; Dündar ve Gül hakkında verilen bu kararı bozdu. Yargıtay, Dündar’ın; ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama’ değil, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” (TCK 328/1) suçundan yargılanması gerektiğine hükmetti.

Dündar’a yöneltilen suçlama 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngörüyordu.

Yargıtay, Erdem Gül’ün ise beraat ettirilmesine karar verdi. Erdem Gül, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başlayan yargılamada “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasından da beraat etti.

Dündar ve Gül hakkındaki “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlaması için yargılamanın ayrılarak başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Bu yargılamanın ilk duruşması ise 21 Eylül 2016’da başladı. Dündar hakkındaki bu yargılama kendisi yurtdışında olduğundan yokluğunda devam etti. CHP Milletvekili Enis Berberoğlu da bu dosyaya sanık olarak eklendi. Berberoğlu’na “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme ve FETÖ/PDY silahlı örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Savcılık Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberdeki bilgi ve belgeleri Berberoğlu’nun Can Dündar’a verdiğini iddia ediyordu.

Bu yargılamanın 11 Mart 2017 tarihli üçüncü duruşmasında sanıklar hakkındaki esas hakkındaki mütalaa açıklandı. Can Dündar ve Erdem Gül’ün 10 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Dündar ve Gül’e “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Yargılamanın 14 Haziran 2017 tarihinde görülen 8. duruşmasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verildi. Berberoğlu hakkındaki verilen cezanın infazı milletvekili olduğu gerekçesiyle durduruldu.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” iddiası üzerinden yargılamanın başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Üçüncü kez başka bir esas numarası ile başlayan bu yargılamanın ilk duruşması ise 4 Ekim 2017’de başladı. Savcılık, esas hakkındaki mütalaasında Can Dündar ve Erdem Gül hakkında 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi. Dündar ve Gül’ün “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddia edildi.

Bu yargılamanın dokuzuncu duruşmasında Gül hakkındaki dosyanın düşmesine karar verildi. Düşme kararı, davanın Basın Kanunu’nun davaların açılması için öngördüğü 4 aylık sürede açılmadığı gerekçesine dayandırıldı. Dündar hakkındaki dosya ise yurtdışında olduğu için ayrıldı.

Can Dündar hakkında, yargılama süreci içinde ayrılarak birleştirilen davaların görülmesine devam ediliyor. Bu yargılamada Dündar’a “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yöneltiliyor.

Yargıtay’ın bozma kararında; Suriye’nin, Türkiye’yi, Birleşmiş Milletlere şikayet eden bir başvurusunun olduğu iddia edilmişti. Şikayetin, MİT Tırları ile silah taşındığına yönelik olduğu öne sürülmüştü. Mahkeme, daha önceki duruşmalarda; yazının ve tercümesinin Dışişleri Bakanlığı’ndan istenmesine talep etmişti.

Yargılamanın dördüncü duruşması 15 Mayıs 2019 tarihinde görüldü. Bu duruşmada, Dışişleri Bakanlığı’ndan beklenen yazının gelmediği görüldü.

Yargılamanın beşinci duruşması 31 Ekim 2019 tarihinde görüldü.



Next Trial: March 19, 2020, 11 a.m.


İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5. duruşmasının 11:00’de başlayacağı duyurulmuştu; ancak yaklaşık bir saat geç başladı.

Duruşmaya sanık Can Dündar katılmazken, avukatı Abbas Yalçın hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ela Ezgi Yelmen ve MİT Müsteşarlığı avukatı Doruk Özkervancı ve Ümit Ulvi Canik de duruşma da hazır bulundu.

Dışişleri Bakanlığı’ndan beklenen yanıtın geldiği belirtildi. Yanıtta, mektubun İngilizcesi için; Dışişleri Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinin adresi verildi. Yazı dosyaya eklendi.

Söz konusu mektuptan; Yargıtay’ın, 9 Mart 2018’de açıklanan bozma kararında geçmişti. Yargıtay, BM’ye giden mektubun Cumhuriyet Gazetes’inde davaya konu olan haberin çıkmasının ardından gönderilmesini değerlendirmişti. Kararda, Suriye’nin bu şikayetinin sanığın, “bilgileri siyasal casusluk kastı ile temin ettiği” anlamına geleceğini iddia etmişti. Bu gerekçeyle Can Dündar’ın, 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngören, “gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etme” suçundan cezalandırılması gerektiğine hükmetmişti,

Mahkeme dosyaya giren belgenin, Yargıtay 16. Dairesince gönderilen mektupla aynı olduğunu açıkladı.

Mahkeme başkanı daha sonra Can Dündar’ın yurt dışından iadesi için Almanya adli makamlarına yapılan iade talebinin yerine getirilmediğini edilmediği de belirtti.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı avukatları, bu aşamada bir taleplerinin olmadığını dile getirdi.

İddia Makamı da şu aşamada bir talebinin olmadığını mütalaa etti.

Dündar’ın avukatı da bu aşamada bir diyeceğinin olmadığını söyledi.


Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Can Dündar’ın iade talebinin sonucunun beklenilmesine karar vererek, duruşmayı 19 Mart 2020 günü saat 11.00’e bıraktı.


Duruşma Öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazından geçirildi. Duruşmanın görüldüğü salonunun koridoruna girip, çıkmakta sorun yaşanmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonunda sanık ve avukatları için yer ayrılmıştı. Duruşma, adliyenin en büyük salonunda görüldü. Aynı şekilde izleyici ve gazeteciler için de 50 kişilik yer ayrılmıştı. Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) için iki ayrı ekran kuruluydu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, p24’ten bir temsilci izledi.

Genel Gözlemler:

11.00’de başlaması beklenen duruşma, 11:50’de görülmeye başlandı. Duruşma izleyiciye kapalı olarak görüldüğü için salona avukat dışında kimse alınmadı.

4. Standing - May 15, 2019


Suriye’nin kuzeyine MİT’e ait TIR’larla mühimmat taşındığına ilişkin fotoğraflar, Cumhuriyet Gazetesi’nde genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın imzasıyla yayınlandı. 29 Mayıs 2015’te manşetten yayınlanan habere “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” başlığı atıldı. Gazetenin internet sitesinde de aynı gün TIR’lardaki aramaya ilişkin görüntüler yayımlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlattı. Dündar’a, “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

Can Dündar’dan kişisel olarak da şikayetçi olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 1 Haziran 2015’te katıldığı bir televizyon kanalının canlı yayınında Dündar’ı hedef aldı:

“Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu.”

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ise 12 Haziran 2015’te TIR’ların içindeki mühimmata iliştin kriminal raporunu haberleştirdi. Haber, “Jandarma Var Dedi” başlığı ile yayımlandı.

Dündar hakkında soruşturmanın başlatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29 Mayıs 2015’te yaptığı basın açıklaması ile duyuruldu. Ancak Dündar ve Gül; soruşturmanın başlatılmasından yaklaşık 6 ay sonra İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’ne ifade vermeye çağrıldı.

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Dündar ve Gül’ü, tutuklanmaları istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti. Dündar ve Gül’e, “örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamaları yöneltildi.

Sulh Ceza Hakimi, MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ilk defa Can Dündar tarafından temin edildiğini belirtti. Oysa görüntüler, 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinde “İşte TIR’daki Cephane” başlığıyla yayımlanmıştı.

Dündar ve Gül, 26 Kasım 2015’te tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklama kararının ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Soruşturmanın anayasal teminat altında bulunan ‘basın özgürlüğü’ ile hiçbir ilgisi bulunmayıp, kişi hak ve hürriyetlerini ihlal edecek hiçbir tavır içerisine girilmemiştir.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Dündar’ı hedef alan açıklamasında, “Devletin menfaatlerini gerçeğe aykırı görüntü ve bilgileri yayınlamak suretiyle hedef alan şüphelinin bu eylemi kesinlikle gazetecilik olarak değerlendirilemez” demişti.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Can Dündar ve Erdem Gül, tutuklanmalarının ardından 6 Aralık 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru yapıldığında, Dündar ve Gül hakkındaki iddianame henüz hazırlanmamıştı.

Anayasa Mahkemesi, iddianamenin hazırlanıp yargılamanın başlayacağı 25 Mart’tan kısa bir süre önce, 25 Şubat’ta Dündar ve Gül’ün haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Dündar ve Gül, tahliye edildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararını şu sözlerle değerlendirdi:

“Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi.”

İddianame

Gazeteciler hakkındaki iddianame; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 25 Ocak 2016’da tamamlandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı, iddianamede şikayetçi olarak yer aldı.

55 yazı ve haber, Can Dündar’a yöneltilen suçlamaların delili olarak gösterildi. Ancak bu yazı ve haberlerin hiçbiri hakkında daha önce herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Sadece bir yazı için başlatılan soruşturmada da takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamenin Erdem Gül ile ilgili olan bölümünde ise soruşturma aşamasında savcılıkta verdiği ifade ve üç haberinin sadece başlıkları sıralandı. Sıralanan haberlerden biri ise gazetenin başka bir muhabirinin haberiydi.

Dündar ve Gül’ün, “Devleti ve hükümeti terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaptığı” iddia edildi. Savcıya göre, Dündar ve Gül; “FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ediyordu.”

İddianame ile Can Dündar ve Erdem Gül hakkında, bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istendi. Dündar ve Gül’e, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” (TCK 328/1), “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama” (TCK 330/1), “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek” (TCK 312/1) ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” (TCK 220/7) suçlamaları yöneltildi.

Dündar ve Gül hakkındaki iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 Şubat 2016’da kabul edildi.

Yargılama 25 Mart 2016’da başladı. Duruşma izleyicilere kapatıldı. Ancak duruşmalardaki savunmalar, savcının soruları, sivil toplum kuruluşları tarafından Twitter hesaplarından paylaşıldı.

Yargılamanın 6 Mayıs 2016 tarihli dördüncü duruşmasında esas hakkındaki mütalaa açıklandı.

Dündar hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Mütalaada, Dündar’a; “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması yöneltildi.

Gül hakkında ise 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mütalaada, Gül’e, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlaması yöneltildi.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yönünden yapılan yargılamanın dosyasının ayrılması talep edildi.

Dündar ve Gül hakkındaki hüküm açıklanmadan önce duruşmaya ara verildi. Dündar, bu arada adliye önündeki meydanda silahlı saldırıya uğradı. Saldırgan, bu sırada “Vatan haini” diye bağırıyordu. Dündar, saldırıdan yara almadan kurtulurken, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan sonra duruşmaya devam edildi.

Mahkeme, Dündar’a “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasıyla 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi.

Gül’e ise “Devletin gizli kalması gereken belgelerini açıkladığı” suçlamasından 5 yıl hapis cezası verildi.

Dündar ve Gül, “darbeye teşebbüs” suçlamasından ise beraat ettirildi.

Yargılama süreci devam ederken Yargıtay; Dündar ve Gül hakkında verilen bu kararı bozdu. Yargıtay, Dündar’ın; ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama’ değil, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” (TCK 328/1) suçundan yargılanması gerektiğine hükmetti.

Dündar’a yöneltilen suçlama 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngörüyordu.

Yargıtay, Erdem Gül’ün ise beraat ettirilmesine karar verdi. Erdem Gül, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başlayan yargılamada “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasından da beraat etti.

Dündar ve Gül hakkındaki “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlaması için yargılamanın ayrılarak başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Bu yargılamanın ilk duruşması ise 21 Eylül 2016’da başladı. Dündar hakkındaki bu yargılama kendisi yurtdışında olduğundan yokluğunda devam etti. CHP Milletvekili Enis Berberoğlu da bu dosyaya sanık olarak eklendi. Berberoğlu’na “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme ve FETÖ/PDY silahlı örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Savcılık Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberdeki bilgi ve belgeleri Berberoğlu’nun Can Dündar’a verdiğini iddia ediyordu.

Bu yargılamanın 11 Mart 2017 tarihli üçüncü duruşmasında sanıklar hakkındaki esas hakkındaki mütalaa açıklandı. Can Dündar ve Erdem Gül’ün 10 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Dündar ve Gül’e “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Yargılamanın 14 Haziran 2017 tarihinde görülen 8. duruşmasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verildi. Berberoğlu hakkındaki verilen cezanın infazı milletvekili olduğu gerekçesiyle durduruldu.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” iddiası üzerinden yargılamanın başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Üçüncü kez başka bir esas numarası ile başlayan bu yargılamanın ilk duruşması ise 4 Ekim 2017’de başladı. Savcılık, esas hakkındaki mütalaasında Can Dündar ve Erdem Gül hakkında 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi. Dündar ve Gül’ün “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddia edildi.

Bu yargılamanın dokuzuncu duruşmasında Gül hakkındaki dosyanın düşmesine karar verildi. Düşme kararı, davanın Basın Kanunu’nun davaların açılması için öngördüğü 4 aylık sürede açılmadığı gerekçesine dayandırıldı. Dündar hakkındaki dosya ise yurtdışında olduğu için ayrıldı.

Can Dündar hakkında, yargılama süreci içinde ayrılarak birleştirilen davaların görülmesine devam ediliyor. Bu yargılamada Dündar’a “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yöneltiliyor.

Yargıtay’ın bozma kararında; Suriye’nin, Türkiye’yi, Birleşmiş Milletlere şikayet eden bir başvurusunun olduğu iddia edilmişti. Şikayetin, MİT Tırları ile silah taşındığına yönelik olduğu öne sürülmüştü. Mahkeme, daha önceki duruşmalarda; yazının ve tercümesinin Dışişleri Bakanlığı’ndan istenmesine talep etmişti.

Yargılamanın dördüncü duruşması 15 Mayıs 2019 tarihinde görüldü.



Next Trial: Oct. 31, 2019, 11 a.m.


Duruşma izleyiciyere kapalı olarak gerçekleşti. Can Dündar duruşmaya katılmadı, eşinin duruşmaya katıldığı görüldü.

Can Dündar’ın üç avukatı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir avukatı ve Milli İstahbarat Teşkilatı Müsteşarlığı üç avukatı duruşmadaydı.

Yargıtay’ın bozma kararında; Suriye’nin, Türkiye’yi, Birleşmiş Milletlere şikayet eden bir başvurusunun olduğu iddia edilmişti. Şikayetin, MİT Tırları ile silah taşındığına yönelik olduğu öne sürülmüştü. Mahkeme, daha önceki duruşmalarda; yazının ve tercümesinin Dışişleri Bakanlığı’ndan istenmesine talep etmişti. Bu duruşmada, bakanlıktan istenilen yazıya yanıt gelmediği belirtildi.

Can Dündar’ın iadesi ile ilgili Almanya yetkililerine yapılan iade talebinin yerine getirilmediği görüldü.

Savcı, Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen yanıtın ve iade talebinin sonucunun beklenmesini istedi.

Dündar’ın avukatları gerekli eksiklerin tamamlanmasının beklenilmesini istedi.


Mahkeme, Dışişleri Bakanlığı’na yazılan yazının yanıtının beklenmesine, Almanya yetkili makamlarına yapılan iade talebinin sonucunun beklenmesine karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma izleyiciye kapalı gerçekleştiği için destek için gelenler salona açılan koridorun önünde bekledi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma izleyiciye kapalı gerçekleştiği için mahkeme salonuna giriş imkanı olmadı.

Duruşmaya Katılım

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto ile Genel Sekreteri Sibel Güneş, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Tuncay Özkan’ın da aralarında olduğu isimler dayanışma için adliyedeydi.

Genel Gözlemler

11.00’de başlayacağı duyurulan duruşma için çağrı 11.07’de yapıldı.

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial (Indictment)

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial (Reasoned Judgement)

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial (Reasoned Judgement)

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial (The Constitutional Court's Judgement)

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial (The Court of Cassation's Judgement)

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - “MİT Trucks News” Trial 7. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - “Özgür Gündem Newspaper Solidarity” Trial

Özgür Gündem Gazetesi; İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla, 16 Ağustos 2016’da önce “geçici olarak” kapatıldı.

Ardından, gazetenin eş genel yayın yönetmenleri Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında dava açıldı. 3 Mayıs 2016 ile 7 Ağustos 2016 tarihleri arasında, gazeteye destek için; “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası yürütüldü.

Gazete; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimi kapsamında 29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bu kez “tamamen” kapatıldı. Hükümet, Meclis onayına başvurmadan yürürlüğe koyduğu KHK’ler ile çok sayıda basın yayın kuruluşunu kapattı.

Özgür Gündem Gazetesi için başlatılan nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasına 56 gazeteci destek verdi. Bunlardan 49’u hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturmalardan 11’i hakkında takipsizlik kararı verildi. Deniz Türkali hakkındaki dava ise soruşturma süresinin zamanaşımına uğraması nedeniyle düştü.

Takipsizlik kararı verilenler

Kampanyaya katıldıkları için hakkında soruşturma açılıp takipsizlik kararı verilen 11 isim şöyle:

İhsan Eliaçık, Sebahat Tuncel, Ahmet Abakay, Eşber Yağmurdereli, Hasip Kaplan, Işın Eliçin, Kemal Can, Mustafa Sönmez, Melda Onur, Uğur Karadaş, Nurcan Baysal.

Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni kampanyasına destek veren gazeteciler hakkında 37 dava açıldı. Yargılamalar; İstanbul 13., 14. ve 22. Ağır Ceza mahkemelerinde görüldü.

Dava açılanlar

Hakkında dava açılan 37 isim şöyle:

A. Kumru Başer, Ahmet Nesin, Ayşe Batumlu, Ayşe Düzkan, Beyza Üstün, Can Dündar, Celal Başlangıç, Celalettin Can, Cengiz Baysoy, Çilem Küçükkeleş, Derya Okatan, Dicle Anter, Erol Önderoğlu, Ertuğrul Mavioğlu, Faruk Balıkçı, Faruk Eren, Fehim Işık, Hüseyin Tahmaz, Hakkı Boltan, Hasan Cemal, Hasan Hayri Şanlı, İbrahim Bodur, İhsan Çaralan, Julide Kural, Murat Çelikkan, Murat Uyurkulak, Nadire Mater, Necmiye Alpay, Nevin Erdemir, Öncü Akgül, Ragıp Duran, Said Sefa, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Tuğrul Eryılmaz, Veysi Altay, Yıldırım Türker.

Kızılkaya 37 davada da sanık

Özgür Gündem Gazetesi’nin nöbetçi genel yayın yönetmenleri hakkında açılan 37 davanın tek ortak sanığı, gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya oldu. Kızılkaya hakkında açılan davaların büyük bir bölümü, kamuoyunda “Özgür Gündem Ana Davası” olarak bilinen yargılama dosyası ile birleştirildi.

İstenen cezalar

Nöbetçi genel yayın yönetmeni olarak Özgür Gündem Gazetesi’ne destek veren gazeteciler, Türk Ceza Kanunu’nun ve Terörle Mücadele Kanunu’nun hapis cezası öngörülen maddeleri üzerinden suçlandı. Suçlamalar ve öngörülen hapis cezaları şöyle:

. Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesinde düzenlenen “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla bir yıldan beş yıla kadar hapis.
. Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinde düzenlenen “terör örgütlerinin bildiri ve açıklamalarını basmak veya yayınlamak” suçlamasıyla bir yıldan üç yıla kadar hapis.
. Türk Ceza Kanunu’nun 215/1 maddesinde düzenlenen “suç işlemeye alenen tahrik” suçlamasıyla iki yıla kadar hapis.
. Türk Ceza Kanunu’nun 213/1 maddesinde düzenlenen “suçu ve suçluyu övmek” suçlamasıyla altı aydan beş yıla kadar hapis.

27 Nöbetçi Yayın Yönetmeni ceza aldı

Kampanyaya katılan 27 kişi, yargılama sürecinin sonunda toplamda 352 ay 15 gün hapis ve 68 bin TL para cezasına çarptırıldı. Bu isimler, şöyle:

Şanar Yurdatapan, İbrahim Bodur, Cengiz Baysoy, İmam Canpolat, Çilem Küçükkeleş, Nadire Mater, Yıldırım Türker, Hasan Cemal, Faruk Balıkçı, Dicle Anter, Derya Okatan, Kumru Başer, Ayşe Batumlu, Jülide Kural, İlham Bakır, Murat Uyurkulak, Murat Çelikkan, Beyza Üstün, Nevin Erdemir, Hakkı Boltan, Hasan Hayri Şanlı ve Tuğrul Eryılmaz, Hüseyin Aykol, Ayşe Düzkan, Ragıp Duran, Mehmet Ali Çelebi ve Hüseyin Bektaş.

Çelikkan ve Düzkan hapis yattı

Cezası ertelenmeyen nöbetçi genel yayın yönetmenlerinden Murat Çelikkan, 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi.

Cezası ertelenmeyen diğer nöbetçi genel yayın yönetmeni Ayşe Düzkan ise, İstinaf Mahkemesi’nin bir yıl altı aylık hapis cezasını onamasının ardından cezasının infazı için 29 Ocak’ta teslim olarak Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konuldu. Daha sonra nakledildiği Eskişehir Açık Cezaevi’nden 12 Haziran 2019’da tahliye oldu.

Tutuklanan ilk üç Nöbetçi Yayın Yönetmeni beraat etti

Soruşturma kapsamında, ilk olarak; Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı tutuklandı. 20 Haziran 2016’da tutuklanan üç isim 10 gün sonra serbest bırakıldı. Bu üç isim, yargılamanın 17 Temmuz 2019’da görülen 11. duruşmasında beraat etti.

10 Nöbetçi Yayın Yönetmeni’nin yargılanması sürüyor

Kampanyaya katılan DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, Evrensel yazarları İhsan Çaralan ve Fehim Işık; gazeteciler Ertuğrul Mavioğlu, Celal Başlangıç, Celalettin Can ve Öncü Akgül, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor.

Bu isimler hakkında açılan dava ile onların nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığı gün yayınlanan yazıları nedeniyle yargılanan altı kişinin davaları birleştirildi. Söz konusu altı isim arasında; Özgür Gündem Gazetesi’nin Eş Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı Hüseyin Aykol ile yazarlarından Ömer Ağın da bulunuyor.

Yargılamaları ayrı ayrı görülen nöbetçi genel yayın yönetmenlerinden; Can Dündar, Said Sefa, Veysi Altay’ın davaları görülmeye devam ediyor.

Gazeteci Can Dündar, Özgür Gündem Gazetesi’ne destek için açılan Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyasına katıldığında, Cumhuriyet Gazetesi’nin genel yayın yönetmeniydi. Dündar, hakkında; Özgür Gündem Gazetesi’nin, nöbetçi genel yayın yönetmenliğini yaptığı 22 Haziran 2016 tarihli sayısı üzerinden soruşturma başlatıldı.

Özgür Gündem Gazetesi’nin nöbetçi genel yayın yönetmeni olduğu için gazeteci Can Dündar hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 12 Ekim 2016’da tamamlandı. Bir buçuk sayfadan oluşan iddianamede, Özgür Günden Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya da sanık olarak yer aldı.

Dündar, iddianamede; gazetenin, nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığı 22 Haziran 2016 tarihli sayısı üzerinden suçlandı. Gazetenin yedinci sayfasındaki “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi” başlıklı haberler delil olarak sıralandı.

Savcı, haberlerde; “Terör örgütü PKK’nın, alt yapılanmalarından HPG örgütünün gerçekleştirdiği silahlı eylemler ve hayatını kaybeden bir örgüt mensubu ile ilgili açıklamalarına yer verildiğini” iddia etti. Savcı, açıklama içeriğinin ve haberde kullanılan görselin ise “örgütün kendi silahlı eylemlerini meşru gösterme ve övmeye yönelik olduğunu” öne sürdü.

Haberlerin kimler tarafından kaleme alındığının belli olmadığını ifade eden savcı, bu nedenle haberlerin yayınlanmasından gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü ile yayın yönetmeninin sorumlu olduğunu belirtti.

İddianamede, Dündar ve Kızılkaya; Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/2 maddesindeki, “terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamakla” suçlandı. Haklarında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istendi.

Ayrıca, gazetecilerin; Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında “belirli haklardan yoksun bırakılması” da talep edildi.

İddianame, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Gazeteciler Can Dündar ve İnan Kızılkaya’nın yargılanması, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Özgür Gündem Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’nın bu dava kapsamındaki dosyasının ayrılmasına karar verildi. Dosya, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve kamuoyunda “Özgür Gündem Gazetesi Ana Davası” olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Dündar ise; “MİT Tırları” haberlerine ilişkin yargılama kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra yurt dışına çıktı. Dündar hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Dündar’ın hakkındaki yakalama kararı yerine getirilmedi. Dündar’ın bu davadaki yargılaması yokluğunda sürüyor.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 31 Ocak 2019’da görüldü. Önceki duruşmalarda, Dündar’ın savunmasının Almanya makamlarında alınması için Alman makamlarına yazı yazılmasına karar verilmişti. Bu duruşmada, Alman makamlarına gönderilen talebin evrakında eksikliklerin olduğu belirlendi. Evrakın eksiklikler tamamlanarak yeniden gönderilmesine karar verildi. Öte yandan Dündar’ın, yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.

Yargılamanın; 18 Temmuz 2019’da görülen 10., 28 Kasım 2019 tarihinde görülen 11. duruşmalarında da Dündar hakkındaki yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesine karar verildi.

Yargılama 21 Mayıs 2020’de devam edecekti. Ancak, duruşma; “coronavirüs” pandemisi karşısında alınan tedbirler kapsamında, görülmeden ertelendi.

Yargılamanın 24 Aralık 2020 tarihinde görülecek duruşma ile devam etmesine karar verildi.

12. Standing - May 21, 2020


Özgür Gündem Gazetesi; İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla, 16 Ağustos 2016’da önce “geçici olarak” kapatıldı.

Ardından, gazetenin eş genel yayın yönetmenleri Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında dava açıldı. 3 Mayıs 2016 ile 7 Ağustos 2016 tarihleri arasında, gazeteye destek için; “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası başlatıldı.

Gazete; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimi kapsamında 29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bu kez “tamamen” kapatıldı. Hükümet, Meclis onayına başvurmadan yürürlüğe koyduğu KHK’ler ile çok sayıda basın yayın kuruluşunu kapattı.

Özgür Gündem Gazetesi’ne destek için başlatılan nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasına 56 gazeteci destek verdi. Bunlardan 49’u hakkında soruşturma başlatıldı.

Nöbetçi genel yayın yönetmenleri hakkında 37 dava açıldı. Hakkında dava açılan gazetecilerden biri de Can Dündar oldu.

Dündar, iddianamede; gazetenin, nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığı 22 Haziran 2016 tarihli sayısı üzerinden suçlandı. Gazetenin yedinci sayfasındaki “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi” başlıklı haberler delil olarak sıralandı.

İddianamede, Dündar ve Kızılkaya; Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/2 maddesindeki, “terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamakla” suçlandı. Haklarında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istendi.

Gazeteciler Can Dündar ve İnan Kızılkaya’nın yargılanması, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Özgür Gündem Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’nın bu dava kapsamındaki dosyasının ayrılmasına karar verildi. Dosya, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve kamuoyunda “Özgür Gündem Ana Davası” olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Dündar ise; “MİT Tırları” haberlerine ilişkin yargılama kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra yurt dışına çıktı. Dündar hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Dündar’ın hakkındaki yakalama kararı yerine getirilmedi. Dündar’ın bu davadaki yargılaması yokluğunda sürüyor.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 31 Ocak 2019’da görüldü. Önceki duruşmalarda, Dündar’ın savunmasının Almanya makamlarında alınması için Alman makamlarına yazı yazılmasına karar verilmişti. Bu duruşmada, Alman makamlarına gönderilen talebin evrakında eksikliklerin olduğu belirlendi. Evrakın eksiklikler tamamlanarak yeniden gönderilmesine karar verildi. Öte yandan Dündar’ın, yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.

Yargılamanın; 18 Temmuz 2019’da görülen onuncu, 28 Kasım 2019 tarihinde görülen 11. duruşmalarında da Dündar hakkındaki yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesine karar verildi.

Yargılama 21 Mayıs 2020’de görülecek duruşma ile devam etmesine karar verildi.



Next Trial: Dec. 24, 2020, 10:30 a.m.


Duruşma, “coronavirüs” salgını karşısında alınan tedbirler kapsamında, görülmeden ertelendi.

Yargılamanın 24 Aralık 2020 günü görülecek duruşma ile devam etmesine karar verildi.

11. Standing - Nov. 28, 2019


Özgür Gündem Gazetesi; İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla, 16 Ağustos 2016’da önce “geçici olarak” kapatıldı.

Ardından, gazetenin eş genel yayın yönetmenleri Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında dava açıldı. 3 Mayıs 2016 ile 7 Ağustos 2016 tarihleri arasında, gazeteye destek için; “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası başlatıldı.

Gazete; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimi kapsamında 29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bu kez “tamamen” kapatıldı. Hükümet, Meclis onayına başvurmadan yürürlüğe koyduğu KHK’ler ile çok sayıda basın yayın kuruluşunu kapattı.

Özgür Gündem Gazetesi’ne destek için başlatılan nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasına 56 gazeteci destek verdi. Bunlardan 49’u hakkında soruşturma başlatıldı.

Nöbetçi genel yayın yönetmenleri hakkında 37 dava açıldı. Hakkında dava açılan gazetecilerden biri de Can Dündar oldu.

Dündar, iddianamede; gazetenin, nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığı 22 Haziran 2016 tarihli sayısı üzerinden suçlandı. Gazetenin yedinci sayfasındaki “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi” başlıklı haberler delil olarak sıralandı.

İddianamede, Dündar ve Kızılkaya; Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/2 maddesindeki, “terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamakla” suçlandı. Haklarında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istendi.

Gazeteciler Can Dündar ve İnan Kızılkaya’nın yargılanması, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Özgür Gündem Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’nın bu dava kapsamındaki dosyasının ayrılmasına karar verildi. Dosya, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve kamuoyunda “Özgür Gündem Ana Davası” olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Dündar ise; “MİT Tırları” haberlerine ilişkin yargılama kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra yurt dışına çıktı. Dündar hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Dündar’ın hakkındaki yakalama kararı yerine getirilmedi. Dündar’ın bu davadaki yargılaması yokluğunda sürüyor.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 31 Ocak 2019’da görüldü. Önceki duruşmalarda, Dündar’ın savunmasının Almanya makamlarında alınması için Alman makamlarına yazı yazılmasına karar verilmişti. Bu duruşmada, Alman makamlarına gönderilen talebin evrakında eksikliklerin olduğu belirlendi. Evrakın eksiklikler tamamlanarak yeniden gönderilmesine karar verildi. Öte yandan Dündar’ın, yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.

Yargılamanın 10. duruşması 18 Temmuz 2019’da görüldü. Dündar hakkındaki yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın 11. duruşması 28 Kasım 2019’da görüldü.



Next Trial: May 21, 2020, 10:05 a.m.


Duruşma belirlenen saatinde başladı.

Duruşmada Can Dündar’ın avukatı Abbas Yalçın hazır bulundu.

Heyetin değişmesi nedeniyle önceki duruşmaların tutanakları okundu. Mahkeme heyeti başkanı, Can Dündar hakkında çıkarılan yakalama kararının yerine getirilemediğini söyledi.
Duruşma savcısı, yakalama emrinin beklenilmesi ve eksik hususların giderilmesini istedi.

Avukat Abbas Yalçın da Alman makamlarına yazılan yazının yanıtının beklenilmesini talep etti.


Mahkeme heyeti, tarafların taleplerinin ardından ara kararını açıkladı.

Mahkeme, çıkarılan yakalama kararının gereğinin yerine getirilmesinin beklenmesine karar verdi. Ayrıca, Can Dündar’ın savunmasının alınması için Alman makamlarına yazılan yazının yanıtının beklenmesi kararlaştırıldı.

Duruşma, 21 Mayıs 2020 tarihinde, saat 10:05’e ertelendi.


Duruşma öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazından geçirildi. Duruşmanın yapıldığı salonun bulunduğu koridor bariyerlerle kapalıydı. Duruşma saatinde başladı.

Mahkeme salonu koşulları

Duruşma salonunda sanık ve avukatları için yer ayrılmıştı. Aynı şekilde izleyici ve gazeteciler için de 10 kişilik yer ayrılmıştı. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) için iki ayrı ekran kuruluydu.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya Can Dündar avukatının dışında katılan olmadı.

10. Standing - July 18, 2019


Özgür Gündem Gazetesi; İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla, 16 Ağustos 2016’da önce “geçici olarak” kapatıldı.

Ardından, gazetenin eş genel yayın yönetmenleri Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında dava açıldı. 3 Mayıs 2016 ile 7 Ağustos 2016 tarihleri arasında, gazeteye destek için; “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası başlatıldı.

Gazete; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimi kapsamında 29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bu kez “tamamen” kapatıldı. Hükümet, Meclis onayına başvurmadan yürürlüğe koyduğu KHK’ler ile çok sayıda basın yayın kuruluşunu kapattı.

Özgür Gündem Gazetesi’ne destek için başlatılan nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasına 56 gazeteci destek verdi. Bunlardan 49’u hakkında soruşturma başlatıldı.

Nöbetçi genel yayın yönetmenleri hakkında 37 dava açıldı. Hakkında dava açılan gazetecilerden biri de Can Dündar oldu.

Dündar, iddianamede; gazetenin, nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığı 22 Haziran 2016 tarihli sayısı üzerinden suçlandı. Gazetenin yedinci sayfasındaki “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi” başlıklı haberler delil olarak sıralandı.

İddianamede, Dündar ve Kızılkaya; Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/2 maddesindeki, “terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamakla” suçlandı. Haklarında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istendi.

Gazeteciler Can Dündar ve İnan Kızılkaya’nın yargılanması, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Özgür Gündem Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’nın bu dava kapsamındaki dosyasının ayrılmasına karar verildi. Dosya, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve kamuoyunda “Özgür Gündem Ana Davası” olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Dündar ise; “MİT Tırları” haberlerine ilişkin yargılama kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra yurt dışına çıktı. Dündar hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Dündar’ın hakkındaki yakalama kararı yerine getirilmedi. Dündar’ın bu davadaki yargılaması yokluğunda sürüyor.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 31 Ocak 2019’da görüldü. Önceki duruşmalarda, Dündar’ın savunmasının Almanya makamlarında alınması için Alman makamlarına yazı yazılmasına karar verilmişti. Bu duruşmada, Alman makamlarına gönderilen talebin evrakında eksikliklerin olduğu belirlendi. Evrakın eksiklikler tamamlanarak yeniden gönderilmesine karar verildi. Öte yandan Dündar’ın, yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.

Yargılamanın 10. duruşması, 18 Temmuz 2019’da görüldü.



Next Trial: Nov. 28, 2019, 9:05 a.m.


Duruşmanın 09:40’de başlayacağı duyurulmuştu, ancak 10:00’da başladı.

Heyet değişikliği nedeniyle önceki duruşmaların tutanakları okundu.


Dündar hakkındaki yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesine karar verildi.

Bir sonraki duruşma 28 Kasım 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüleceği gün CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan davanın ikinci duruşması da görüldüğü için Çağlayan Adliyesi’nin önü kalabalıktı. Yine aynı gün Silivri Cezaevi’nde de, 2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarına ilişkin yargılamanın duruşması görülüyordu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkemenin görüleceği duruşma salonu büyüktü. Salonda 60’a yakın sandalye bulunuyordu. Sıcak bir gün olmasına rağmen salon serindi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya izleyici katılımı olmadı. İçerde basın mensubu yoktu. Can Dündar’ın avukatı Abbas Yalçın, “Gezi davasına” katıldığı için yerine avukat Halil Kocabaş geldi.

Genel Gözlemler

5 dakika dahi sürmeyen duruşmada hakim tutanağa sesi duyulmayacak şekilde dikte etti. Hakim dışında, mahkeme heyeti üyeleri ve savcının dosyayla ilgili bir tutumunun olmadığı, başka şeylerle ilgilendikleri görüldü.

9. Standing - Jan. 31, 2019


Özgür Gündem Gazetesi; İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararıyla, 16 Ağustos 2016’da önce “geçici olarak” kapatıldı.

Ardından, gazetenin eş genel yayın yönetmenleri Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında dava açıldı. 3 Mayıs 2016 ile 7 Ağustos 2016 tarihleri arasında, gazeteye destek için; “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası başlatıldı.

Gazete; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimi kapsamında 29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile bu kez “tamamen” kapatıldı. Hükümet, Meclis onayına başvurmadan yürürlüğe koyduğu KHK’ler ile çok sayıda basın yayın kuruluşunu kapattı.

Özgür Gündem Gazetesi’ne destek için başlatılan nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyasına 56 gazeteci destek verdi. Bunlardan 49’u hakkında soruşturma başlatıldı.

Nöbetçi genel yayın yönetmenleri hakkında 37 dava açıldı. Hakkında dava açılan gazetecilerden biri de Can Dündar oldu.

Dündar, iddianamede; gazetenin, nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığı 22 Haziran 2016 tarihli sayısı üzerinden suçlandı. Gazetenin yedinci sayfasındaki “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi” başlıklı haberler delil olarak sıralandı.

İddianamede, Dündar ve Kızılkaya; Terörle Mücadele Kanunu’nun 6/2 maddesindeki, “terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamakla” suçlandı. Haklarında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası istendi.

Gazeteciler Can Dündar ve İnan Kızılkaya’nın yargılanması, İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

Özgür Gündem Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’nın bu dava kapsamındaki dosyasının ayrılmasına karar verildi. Dosya, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve kamuoyunda “Özgür Gündem Ana Davası” olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Dündar ise; “MİT Tırları” haberlerine ilişkin yargılama kapsamında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldıktan sonra yurt dışına çıktı. Dündar hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Dündar’ın hakkındaki yakalama kararı yerine getirilmedi. Dündar’ın bu davadaki yargılaması yokluğunda sürüyor.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 31 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: July 18, 2019, 9:40 a.m.


Önceki duruşmalarda, Dündar’ın savunmasının Almanya makamlarında alınması için Alman makamlarına yazı yazılmasına karar verilmişti. Bu duruşmada, Alman makamlarına gönderilen talebin evrakında eksikliklerin olduğu belirlendi.

Avukat Abbas Yalçın, “bu aşamada bir diyeceğinin olmadığını” söyledi.

Savcı eksik hususların tamamlanmasını talep etti.


Hakim, duruşma tutanağına; Alman makamlarına gönderilen evraktaki eksiklikle ilgili şu ifadeleri yazdırdı:

“Kalem personelinin istinabe evrakıyla ilgili ara kararların yerine getirilmesi konusunda özenli davranması, aksi durumun disiplin yönünden sorumluluğu gerektireceği yönünde uyarıldı.”

Evrakın eksiklikler tamamlanarak yeniden gönderilmesine karar verildi. Öte yandan Dündar’ın, yakalama emrinin yerine getirilmesinin beklenmesi kararlaştırıldı.


Duruşma Öncesi

09.40’ta başlaması beklenen duruşma 10.25’te başladı. Girişte gazetecilere basın kartı sorulmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Pencere yoktu. Salonun sıcaklığı iyiydi.

Duruşmaya Katılım

Can Dündar duruşmaya katılmadı, avukatı salonda hazır bulundu. Duruşmayı üç gazeteci dışında takip eden olmadı. Bir sonraki duruşmada yargılanacak sanık ve avukatı da salondaydı.

Genel Gözlemler

Mahkeme heyeti, bir erkek (başkan) ve iki kadından oluşuyordu. Savcı da erkekti. Duruşmada sert bir hava yoktu. 10.30’da sona erdi.

Can Dündar - “Özgür Gündem Newspaper Solidarity” Trial (Indictment)

Can Dündar - “Özgür Gündem Newspaper Solidarity” Trial 9. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - “Özgür Gündem Newspaper Solidarity” Trial 11. Standing (Minutes of the Hearing)

“Cumhuriyet Newspaper” Trial

Upon the request of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office, the Istanbul 5th Criminal Court of Peace filed an arrest warrant for Can Dündar, the former editor-in-chief of the Cumhuriyet newspaper. Dündar, who was abroad at that time, was not taken into custody.

The Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office issued an indictment against Can Dündar on April 3, 2017. Dündar was charged for “aiding and abetting an organization knowingly and willingly, although he does not belong to the structure of that organization” (TPC 220 7/2). The Istanbul 27th High Criminal Court accepted the indictment on April 19, 2017.

In the indictment, it was claimed that “upon the appointment of Dündar to the Cumhuriyet Newspaper’s editor-in-chief position by the Cumhuriyet Foundation’s Executive Board, the editorial policy of the newspaper changed radically.”

Dündar was charged for his following articles:

The article titled “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” (“Here Are The Weapons Erdoğan Said Do Not Exist”) dated May 24, 2015.
The article titled “Neden Yayımlıyoruz” (“Why We Publish This Story”) dated May 28, 2015.
The article titled “Devlet Memuru Değil Gazeteciyiz” (“We Are Not Public Servants, But Journalists”) dated June 1, 2015.
The article titled “Tehdidi Bırak, Bu 20 Soruya Yanıt Ver!” (“Stop Threatening And Answer These 20 Questions!”) dated June 2, 2015.
The article titled “Buyrun Cenaze Namazına” (“Welcome To The Funeral”) dated June 13, 2014.
The article titled “Yasaklar Zaafların Örtüsüdür” (“The Restrictions Are The Cover Of The Weaknesses”) dated Oct. 19, 2015.
The article titled “Acemi Casus” (“The Probie Spy”) dated Dec. 2, 2015.
The article titled “Para Mektubu Unutturdu” (“The Money Makes Them Forget [Our] Letter”) dated Dec. 23, 2015.

In the indictment, it was claimed that Can Dündar was “publishing the state’s confidential documents by transferring them from an information pool of the armed terrorist organization FETÖ/PDY [FETÖ/PDY refers to the movement of the followers of Fethullah Gülen, an Islamic cleric who is in self-imposed exile in USA and is considered to be the person who orchestrated the coup attempt on 15th of July, 2016. The Erzincan High Criminal Court was the first judicial institution which recognized it as a terrorist organization in 2016]. In other words, Dündar was exposing political and military secrets that should remain confidential.”

It was claimed that Dündar’s “intention was organizing off-the-record politics by publishing this report just a week before the general elections,” and with “publications that could not be considered as being within the scope of freedom of the press, Dündar was trying to introduce the Turkish Republic to the international community as a country that is aiding a terrorist organization.”

The following statements were made in the conclusion of the indictment:

“[The Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office] came to a conclusion that the suspect was committing the crime of ‘aiding and abetting an organization knowingly and willingly, although he does not belong to the structure of that organization’ with the editorial policy and the headlines of the newspaper that he was in charge of by defaming, attriting and targeting the President and the government of the Turkish Republic in a way that exceeds the limits of freedom of the press; publishing reports that were trying to create a perception that the country was in chaos; publishing reports that pave the way to restrict the civil authority’s elbow room and exposing the state to foreign interventions; in other words the suspect was trying to discredit and neutralize the State of the Turkish Republic and the government inside and outside of Turkey by the radical change [of the editorial policy of the Cumhuriyet newspaper] after 2013; trying to put [the State of the Turkish Republic and the government] in legal and penal responsibility under the international law by creating the perception that [the State of the Turkish Republic and the government] was aiding and supporting a terrorist organization such as ISIS.”

The Cumhuriyet trial started on July 24, 2017. In the eighth hearing, the court ruled to wait for the execution of the arrest warrant for Can Dündar. In the final hearing, which was held on April 25, 2018, the court ruled to separate Dündar’s file from the case.

The trial against Can Dündar continues in the Istanbul 27th High Criminal Court in his absence.

The sentences of the defendants at the Cumhuriyet Newspaper Main Trial was approved by the Court of Appeal excluding that of Can Dündar. The file was referred to the Court of Cassation. It was demanded that the verdicts, issued about the defendants other than Can Dündar, be removed. However, Dündar was not included as his file was seperated from them before.

1. Standing - Nov. 21, 2019


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyonu 31 Ekim 2016’da başlattı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu, yazarları Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ve Hakan Kara, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, Okur Temsilcisi Güray Tekin Öz ile birlikte gazetenin avukat ve çalışanları gözaltına alındı. Gazetenin karikatüristi Musa Kart ve yazarı Kadri Gürsel, haklarındaki gözaltı kararını öğrenince, kendi iradeleri ile Emniyet’e gitti, ama gözaltına alındılar.

Gazetenin yazar ve yöneticileri İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğinin kararı ile 5 Kasım 2016’da tutuklandı. Yazarlar Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya ile birlikte iki gazete çalışanı yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldı.

Hakkında yakalama kararı çıkarıldığında yurtdışında olan gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Türkiye’ye dönmesiyle birlikte 12 Kasım 2016’da tutuklandı.

Soruşturmayı yürüten savcının, aralarında “FETÖ üyeliği ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” iddiasının da yer aldığı 10 ayrı suçtan yargılandığı ortaya çıktı. Savcı hakkındaki yargılama Yargıtay aşamasına kadar gelmişti. Yargılamanın gidişatını değiştirebilecek bu bilginin ortaya çıkmasının ardından, Cumhuriyet Gazetesi davasından alındı.

Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Ahmet Şık ise 29 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Haberleri ve Twitter paylaşımları suçlama konusu yapıldı. 30 Aralık 2016’da “FETÖ, DHKP/C ve PKK terör örgütlerinin propagandasını yaptığı” iddiasıyla tutuklandı. Şık’ın dosyası daha sonra Cumhuriyet Gazetesi dava dosyası ile birleştirildi.

Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve muhabiri İlhan Tanır da soruşturmaya dahil edildi. Ancak Dündar ve Tanır yurtdışında olduklarından haklarındaki dosya ana dosyadan ayrıldı. Haklarındaki yargılama yokluklarında sürdü.

Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticisi 18 kişi hakkındaki iddianame, 3 Nisan 2017’de tamamlandı.

İddianamede, Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticilerine; “silahlı terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlamaları yöneltildi.

Gazetenin yazar ve yöneticilerine “hattına Bylock yüklü olduğu iddia edilen” veya “haklarında FETÖ’den dolayı soruşturma bulunan” kişilerle iletişim kurmak gibi suçlamalar da yöneltildi.

Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç, karikatürist Musa Kart ve yazar Hakan Kara’nın bir tatil şirketini araması haklarında delil olarak gösterildi.

Gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın avukat meslektaşı Faik Işık ile olan irtibatı da suç unsurları arasında gösterildi. Işık, geçmişte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da avukatlığını yapmıştı.

Gazetenin Okur Temsilcisi Güray Tekin Öz de “hakkında FETÖ’den soruşturma yapılan bir kişiyle iletişim kurduğu” iddiasıyla suçlanan gazeteciler arasındaydı. Ancak o kişi, Güray Tekin Öz’ün alışveriş yaptığı pidecisiydi.

Ayrıca köşe yazıları, manşetler, sosyal medya paylaşımları da suçlamalara delil olarak gösterildi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin bazı çalışanları da gazetenin yargılanan yazar ve yöneticilerinin aleyhine tanık olarak yer aldı.

İddianame, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Böylece Cumhuriyet Gazetesi yargılaması 19 Nisan 2017’de başlamış oldu.

Cumhuriyet Gazetesi davası, Türkiye’de “basında sansürün kaldırılışının” yıldönümü olarak kutlanan 24 Temmuz 2017’de başladı.

24 Temmuz tarihi; Türkiye’de, basında sansürün kaldırılışının yıl dönümü olarak kabul ediliyor. 24 Temmuz 1908’de basında sansür uygulamalarının kaldırılışına işaret ediyor ve “Basın Bayramı” olarak kutlanıyor.

İlk duruşma beş gün sürdü. Duruşmanın sonunda Güray Tekin Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Turhan Günay ile gazetenin üç yöneticisinin tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verildi.

Kadri Gürsel, yargılamanın 25 Eylül 2017 tarihli üçüncü duruşmasında tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verildi.

25 Aralık 2017’de görülen duruşmada gazeteci Ahmet Şık, siyasi iktidarı sert sözlerle eleştiren bir savunma yaptı. Mahkeme Başkanı, “savunma sınırının dışına çıkıldığı, düzenin bozulduğu” iddiası ile Şık’ın mahkeme salonunun dışına çıkarılmasına karar verdi. Bunun üzerine Akın Atalay ve Murat Sabuncu da savunmalarını yapmadı.

9 Mart 2018’de görülen altıncı duruşmada Murat Sabuncu ve Ahmet Şık tahliye edildi. Akın Atalay’ın ise tutukluluğunun devamına karar verildi. Mahkeme heyeti başkanı, kararını, “Gemiyi en son kaptan terk eder, Akın bey bizimle” sözleri ile açıkladı.

Anayasa Mahkemesi, gazetenin Kitap Eki yönetmeni Turhan Günay’ın başvurusunu 11 Ocak 2018’de karara bağladı. Mahkeme, Günay’ın, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ihlal edildiğine karar verdi.

Cumhuriyet Gazetesi yargılaması sekiz duruşma sürdü. 24 Nisan 2018’de başlayan 8. duruşmanın ikinci gününde gazetenin yazar, karikatürist, muhabir ve yöneticileri hakkındaki karar açıklandı.

Tüm sanıklara; Türk Ceza Kanunu’nun 220/7 ve 314/2 maddeleri gereğince, “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım” suçlamasıyla hapis cezası verildi.

Akın Atalay’a 7 yıl 13 ay 15 gün, Orhan Erinç’e 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu’nun 7 yıl 6 ay, Kadri Gürsel’in 2 yıl 6 ay, Güray Tekin Öz’ün 3 yıl 9 ay, Musa Kart’ın 3 yıl 9 ay, Hakan Kara’nın 3 yıl 9 ay, Aydın Engin’in 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya’nın 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık’ın 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Hükmün açıklanması ile birlikte Akın Atalay tahliyesine de karar verildi.

İddianamede kendilerine “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlaması yöneltilen tüm sanıklar bu suçtan beraat etti.

Turhan Günay ile birlikte gazetenin iki çalışanının beraatine karar verildi.

Can Dündar ve İlhan Tanır’ın dosyaları yurtdışında oldukları için ayrıldı.

İstinaf Süreci

Karara istinaf mahkemesinde itiraz edildi. Ancak istinaf yargılamasını yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, 18 Şubat 2019’da kararları onadı.

İstinaf mahkemesi, yerel mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulmadı. Delillerde ve işlemlerde eksiklik de bulmadı. İstinaf mahkemesi, verilen mahkumiyet kararlarının da kanuni olduğunu değerlendirdi.

Onama kararı ile birlikte daha önce yaklaşık 9 ay süreyle tutuklu olarak yargılanan Musa Kart, Hakan Kara ve Güray Tekin Öz ile birlikte gazetenin iki yöneticisi tekrar cezaevine girdi. Ceza Muhakemeleri Kanunu’na göre haklarında 5 yıldan az hapis cezası verilenlere Yargıtay’da temyiz yolu kapalıydı.

Kart, Kara ve Öz ile birlikte iki gazete yöneticisi Kandıra Cezaevi’ndeyken, Yargıtay süreci tamamlandı.

Gazetenin yazarı Kadri Gürsel de, istinaf mahkemesinin hakkındaki kararı onamasının ardından tekrar cezaevine götürüldü. Denetimli serbestlik hükümlerinden yararlandırılan Gürsel, aynı gün, yine tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargıtay Süreci

Yerel mahkemede haklarında 5 yıldan fazla hapis cezası verilenler, bu kararı Yargıtay’da temyiz etti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin temyiz incelemesini tamamlaması beklenirken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya üzerinde verilmesi gereken karara ilişkin tebliğname sundu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tebliğname ile; Orhan Erinç, Akın Atalay, Murat Sabuncu, Hikmet Çetinkaya ve Aydın Engin ile Ahmet Şık hakkında verilen hapis cezalarının bozulmasını talep etti. Tebliğnamede Ahmet Şık dışındaki gazetecilerin beraatlarına karar verilmesi istendi.

Tebliğnamede, Ahmet Şık’ın ise; “silahlı terör örgütüne yardım” suçundan değil, “silahlı terör örgütünü ve şiddeti övme”, “terör örgütü propagandası” ve “devlet organlarını aşağılama” iddiaları ile yargılanması talep edildi.

Tebliğnamede, Yargıtay’ın vereceği olası bozma kararından, istinaf mahkemesinin onama kararının ardından ikinci kez hapse giren ve temyiz hakkın bulunmayan Musa Kart, Hakan Kara, Güray Öz Tekin, Kadri Gürsel ve gazetenin üç yöneticisinin yararlanması talep edildi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz incelemesini 12 Eylül 2019’da tamamladı. Daire, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliğnamesindeki taleplere uygun bir karar verdi. Akın Atalay, Orhan Erinç, Murat Sabuncu, Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ve Ahmet Şık hakkında verilen hapis cezası hükümlerini bozdu.

Daire; Güray Tekin Öz, Musa Kart ve Hakan Kara hakkında istinaf mahkemesinde kesinleşen hükümlerin de bozulmasına karar verdi. Öz, Kart ve Kara’ya yurtdışına çıkış yasağı kondu.

Gazetenin muhasebe çalışanı E.İ. hakkında verilen 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası Yargıtay tarafından onandı.

Daire, Ahmet Şık hakkında ilk derece mahkemesi tarafından “örgüte yardım” suçlaması ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını bozdu. Ancak daire Şık’ın, Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinde düzenlenen “silahlı terör örgütünün eylemlerini meşru gösterme” ve Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde düzenlenen “devlet organlarını aşağılama” suçlamalarından yargılanmasını istedi.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Cumhuriyet Gazetesi davasında yargılanan 10 gazeteci ve gazete yöneticisi tutuklu oldukları dönemde, 6 Aralık 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yaptı. Anayasa Mahkemesi başvurularla ilgili kararını 2 Mayıs 2019’da verdi.

Akın Atalay, Murat Sabuncu, Güray Tekin Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Ahmet Şık ile birlikte gazetenin üç yöneticisinin hak ihlali başvurusunu reddetti.

Anayasa Mahkemesi 2 Mayıs 2019’da verdiği kararında bir tek Kadri Gürsel’in “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” ile “ifade ve basın özgürlüklerinin” ihlal edildiğine karar verdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Gazetenin 10 yazar ve yöneticisi 9 Kasım 2016’da da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hak ihlali başvurusunda bulundu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin incelemesi sürüyor.

Yeniden Yargılama Süreci

Tüm sanıklar hakkında yargılama 21 Kasım 2019’da İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden başladı.


Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başalayan yargılamanın ilk duruşması belirlenen saatte başladı.

Duruşmada, Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör, Akın Atalay, Aydın Engin, Güray Tekin Öz, Hakan Kara (Karasinir), Musa Kart, Hikmet Çetinkaya, Murat Sabuncu, Orhan Erinç, Önder Çelik hazır bulundu.

Duruşma, kimlik tespiti ile başladı. Ardından mahkeme başkanı tarafından Yargıtay’ın bozma ilamının özeti okundu. Sonrasında mütalaa için söz alan duruşma savcısı, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararına karşı direnilmesini talep etti.

Savcının mütalaasının ardından mahkeme başkanı sanıklara, bozma ilamına karşı söz vereceğini, son sözü sonra vereceğini söyledi.

İlk olarak Kadri Gürsel söz aldı. Gürsel, “Savcının mütalaasını kabul etmiyorum. Yargıtay’ın bozma ilamına uyulsun” dedi.

Gürsel’in avukatı Köksal Bayraktar da, Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasını istedi. “İddia makamının mütalaası her yönüyle yanlıştır” dedi.

Akın Atalay söz aldığı sırada, mahkeme başkanı “Kaptan kim” diye sordu. Mahkeme başkanının sorusu gülüşmelere neden oldu. Avukatlar da, “Önceki mahkeme heyeti de aynı cümleyi kullanmıştı” diyerek, tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı “samimiyet olsun diye dedim” dedi.

Akın Atalay’da savcının mütalaasını kabul etmediğini, bozma ilamına uyulmasını istedi.

Avukat Bahri Belen, “Savcının mütalaasından şu anlaşılıyor: Cumhurbaşkanı ve Bakanlar bu örgütü (FETÖ) biliyordu. Savcı aslında onları da suçlamış oluyor. Direnme istemenin hukuki bir dayanağı olmalı. Bir hasım mütalaası olmamalıdır. Savcılık, sanıkların lehine olan delilleri de toplaması gereken bir makamdır. Bu görüşü yok sayıyorum; abesle iştigal olduğunu düşünüyorum” dedi.

Ahmet Şık söz alarak, “Cumhuriyet komplosu, hukuki saiklerle açıklama yapılacak bir dava değildir. Mafyalaşmış bir siyasi iktidar, ona tetikçilik yapma rol ve görevini üstlenmiş bir yargı ve işbirlikçisi medya ortaklığıyla kurulmuş bir komplodur. Ama tüm yargılamalar boyunca söylenen tek doğru suç işlendiğidir. O suçu işleyenler burada sanık sıfatıyla bulunanlar değil komplonun ortakları olanlardır. Savcı bey mütalaasıyla komploya ve suça ortak olmaya devam edeceğini beyan etmiştir. Sizin vereceğiniz karar bu suça ortak olup olmayacağınıza dair tercihinizi belirleyecektir. Söyleyeceklerim şimdilik bundan ibarettir” dedi.

Avukat Can, davada durma kararı verilmesini istedi ve savcının mütalaasını kabul etmediklerini söyledi.

Aydın Engin söz aldı:

“Mütalaayı dinlemeseydim konuşmayacaktım. Savcının hazırladığı iddianameyi bundan önceki mahkeme kabul etmişti. Bu bir hukuk ayıbıydı. Galiba kendisi hukuk derslerinde pencereden dışarıya bakmış.”

Cumhuriyet eski avukatlarından Bülent Utku söz aldı ve “Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyon en başından beri siyasi amaçlı bir intikam operasyonudur. Yargılamanın hiçbir aşamasında bu değişmedi. Savcının mütalaasına karşı diyeceklerim budur” dedi. Mahkeme başkanının, “takdir mahkemenin diyorsunuz yani” sözleri üzerine Utku, “Hayır ben bir şey demiyorum” dedi.

Avukat Ergin Cinmen de “Ne yazık ki şimdi yine görüyorum ki hukukun amir ilkeleri yok sayılıyor. Bu davada suç teşkil eden fiilin ne olduğu belli değil. Ben böyle bir mütalaa beklemiyordum. Bu dava tarihe çakılan bir davadır. Lütfen artık Türkiye’yi kurtarın” dedi.

Gazeteciler Güray Tekin Öz, Hakan Kara, Musa Kart, Hikmet Çetinkaya, Orhan Erinç, Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik de savcının mütalaasını kabul etmediklerini, bozma ilamına uyulmasını talep etti.

Gazeteci Murat Sabuncu “Savcının mütalaasından anlıyorum ki gazeteciliğin üç yıldır yargılanma süreci bitmemiş. Yargıtay’ın kararına uyulmasını talep ediyorum” dedi.

Beyanların ardından son sözlere geçildi. Mahkeme Başkanı’nın “Türkiye’de yargılama yapmak zor tabii usul çok” sözleri üzerine salonda gülüşmeler oldu.

Mahkeme heyeti, sanıklardan son sözlerini soracağını söylemesi üzerine avukatlar duruma itiraz etti. Avukat Belen “Önce mahkeme karar vermeli, bozmaya uyulursa son söz verilmeli. ” diyerek usulü hatırlattı:

“Bozmaya uyulduğu takdirde adeta yeni bir yargılama başlar. Bu süreçte iddia makamının yeni görüşü, sanık avukatlarının varsa kovuşturmanın genişletilmesine ilişkin talepleri, yoksa esas hakkındaki görüşe göre son savunmalarını yapmalarına geçilir. Son söz sanıklara sorularak yargılama süreci sona erdirilir ve bundan sonra yeni bir hüküm kurulur. Bu bakımdan mahkemenin uyma ya da direnme konusunda karar vermeden sanıkların son sözlerini istenmesi usule uygun değildir.”

Avukat Ergin Cinmen de “Son sözlerin sorulması mantığa aykırıdır. Şu aşamada yeniden söz verilmesinin anlamı yoktur. Mahkeme önce karar vermelidir ve yargılamaya devam etmelidir. 40 yıllık avukatım bunu ilk defa gördüm” dedi.

Avukatların itirazı üzerine, mahkeme heyeti Yargıtay’ın bozma ilamını değerlendirmek için duruşmaya 5 dakika ara verdi.

Duruşmaya devam edildi. Mahkeme Başkanı, avukatların itirazlarına yönelik açıklamasını yaptı:

“Sanık avukatlarının bu talepleriyle ilgili bozmanın mahiyeti içeriği dikkate alınarak yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı noktasında ara bozmaya direnme noktasından sonra son sözün sorulamayacağı ve bu nedenle CMK’daki 216/3 aykırılık teşkil edebileceği kanaatiyle uyma ve direnme hususunun son sözlerinin alınmasından itibaren hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verildi.”

Bülent Utku’nun avukatı Cinmen, mahkemenin kararının ihsas-ı rey (oyunu belli etme) olduğunu söyledi:

“Direnme kararı verecekseniz uygulama tam da bu şekilde olur çünkü. Mahkemenin ihsas-ı rey yaptığını düşünüyor ve heyeti reddediyoruz.”

Cinmen’in talebi “Duruşmayı uzatma amacıyla yapıldığı” gerekçesiyle heyetin reddi isteği mahkeme tarafından reddedildi.

Ardından sanıkların son sözlerine geçildi.

Kadri Gürsel:

“Neye istinaden son söz söyleyeceğimi bilmiyorum. Hangi sona geldik ki söz açıklayacağım. Sonunda ne olacağını bilmediğim için direnme ve bozma kararına da uyumlu bir son söz söyleyeceğim. Sizden önceki heyetin sürdürdüğü yargılamada delilsiz, mesnetsiz iddianame karşısında ve kabul edilmesinin ardından yapılan yargılamada yaptığım tüm savunmanın özü AYM’nin lehime verdiği kararla çürütülmüştü. Yaptığımız bütün savunmalar Yargıtay kararına da yansımıştır. Aleyhimdeki hüküm mesnetsiz ve hukuksuzdur. Beraat yönündeki bozma kararına uyulsun.”

Akın Atalay:

“Burada eski savunmalarımı tekrar etmeyeceğim, bunlar zaten dava dosyasında ama şunun bir kez daha kayıtlara geçmesini isterim. Bizleri, Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerini hukuka kanuna ve ahlaka ve mahşeri vicdana sığmayan gerekçelerle ağır bir şekilde mahkûm etmek istediler. Zaten bu davanın açılması ve bizlerin tutuklanmasının iki temel amacı var. Birinci amaç siyasi iktidarın uygulamalarının eleştirilmesinden; toplumdan gizlenmesi istenen bilgilerin haberleştirilmesinden hoşnut olunmaması, bunun için de gazete yönetiminin değiştirilmesiydi. Bir Pirus Zaferi’dir ama kazanıldı. Bugünün Türkiye’sinde medyanın acınılası hali bu davanın sonucudur. 18 Temmuz 2016’da savcı tarafından açılmış bir soruşturmadır bu. Bizim hakkımızda FETÖ’ye yardımdan soruşturma açmış bu Savcı, hala FETÖ’ye üyelikten yargılanıyor. Tarihin bir cilvesi mi bilemem ama 18 Temmuz 2016’da hakkında soruşturma başlatılan Cumhuriyet Gazetesi’nde bu tarihten bir hafta önce “FETÖ ve hizmetkarları” diye bir yazı dizisi yayımlamıştı. (Atalay yazı dizisinden ayrıntılar verdi) ‘FETÖ ve hizmetkarları’ başlıklı yazının üstünden bir hafta geçmeden, bizler hakkında FETÖ’ye yardım suçlamasıyla, FETÖ’ye üyelikten yargılanan bir savcı tarafından soruşturma başlatıldı. Davanın bilirkişisine ilk yargılamadan sonra sosyal medya üzerinden bilirkişi olarak nasıl atandığını sordum. ‘Akın bey siz de biliyorsunuz. Bu bir devlet sırrıdır ve benimle birlikte mezara gidecektir’ dedi. Atanması devlet sırrı olan bir bilirkişi de gördük. İkinci amaç tüm yöneticilerin hapse atılması suretiyle diğer medya kuruluşlarına sopa göstermekti. Bu dava ile az önce belirttiğim iki amaca da ulaşılırsa artık böyle bir yargılamaya gerek kalmadığı görüşüne vardılar. Arkadaşımız Ahmet Şık yönünden, biz Ahmet’in yaptığı gazeteciliğin yakın tanığıyız. Bu davada onun mahkûm edilmesi hepimizin, gazeteciliğin mahkûm edilmesidir. Birlikte mahkûm olduk, şimdi de hepimiz için bir hüküm kurmanızı istiyorum.”

Ahmet Şık:

“Cumhuriyet komplosu, hukuki saiklerle açıklama yapılacak bir dava değildir. Mafyalaşmış bir siyasi iktidar, ona tetikçilik yapma rol ve görevini üstlenmiş bir yargı ve işbirlikçisi medya ortaklığıyla kurulmuş bir komplodur. Ama tüm yargılamalar boyunca söylenen tek doğru suç işlendiğidir. O suçu işleyenler burada sanık sıfatıyla bulunanlar değil komplonun ortakları olanlardır. Savcı bey mütalaasıyla komploya ve suça ortak olmaya devam edeceğini beyan etmiştir. Sizin vereceğiniz karar bu suça ortak olup olmayacağınıza dair tercihinizi belirleyecektir. Söyleyeceklerim şimdilik bundan ibarettir.

Bunları demiştim ama tutanağa olduğu gibi yansıması için tekrarladım. Yargıtay kararına ilişkin söyleyeceklerim, genel olarak doğru ama eksik olduğudur. Doğrusu yargılanan herkesin beraat ettirilmesidir. Şu eksik haliyle bile Yargıtay verdiği kararla sizden önce o koltuklarda oturanların, mahkeme başkanı ve duruşma savcısı başta olmak üzere soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alanların hukukçu olmadığının tespitini yapmıştır. Aşağıda adaleti simgeleyen Themis heykelinin elindeki terazinin bir kefesinde yargı mensuplarının menfaatleri bir diğerinde haysiyetleri var. Yargıtay kararı aynı zamanda, sizden önce bu yargılamada görev alanların ve onları korumakla kalmayıp terfi ettirenlerin haysiyetlerini değil menfaatlerini tercih ettiğini de ortaya koydu. Hal böyle iken hukukun evrensel normlarını ve mesleğinin etik değerlerini menfaatlerine çiğnetmeyi tercih edenlerin, meslekte geçirdiğim 30 yıl boyunca tek bir ayıba imza atmamış olan şahsım hakkında gazeteciliğimi tartışmaya açmaları hakkı ve haddi değildir. Dolayısıyla bu komploda görev alanların da her kim olursa olsun yargı önüne çıkarılması gerektiği ortadadır. Son olarak eklemekte ve tekrarlamakta fayda var: Bu komplonun emrini veren siyasi iktidar da suç ortaklığı yapan yargı ve medyası da bilsin ki ne korkacağız ne de diz çökeceğiz.”

Aydın Engin:

“En yaşlı değil ama en kıdemli gazeteci benim. Dolayısıyla mahkemenin vereceği karar hapsimize yönelikse şaşırmam, benim için fark etmez. Çıktıktan sonra yine yazarım. Ama sizin için fark edecek. Bu sizin hukuk sınavınız. 27. Ağır Ceza’nın yeni heyetisiniz o nedenle ‘sınav’ diyorum. Daha önceki heyet hukukta sınıfta kaldı. Kolay gelsin.”

Bülent Utku:

“Avukatım heyeti reddetti. 35 yıllık avukatım. Heyetinizin uyguladığı gibi bir usul görmedim. Dolayısıyla son söz olarak ne söyleyeceğimi bilmiyorum.”

Hakan Kara:

“İddianamedeki iddiaların hepsini tek tek çürüttük. Tuhaf olan mahkeme bu açıklamalarımızı hiç duymamış gibi. Bu dava hukuk anlamında çok ilginç bir dava haline geldi. Bu dava hukuk tarihine geçecek ve hakkında çok kitap yazılacak. Geç gelen adalet, adalet değildir. 9 ay yattık çıktık. Şimdiyse ne olacağı belli değil. Yargıtay’ın kararı benim için mükemmel değil ama bir adımdır. Bu çerçevede de beraat kararı talep ediyoruz.”

Güray Tekin Öz: “Savcının mütalaasını kabul etmek mümkün değil. Yargıtay kararına uyulmasını istiyorum.”

Musa Kart:

“Bir mizahçının hayal gücünü aşan bir döneme tanıklık ettik. Çağdaş hukuk devletlerinde insanlar yargılandıktan sonra hapis yatarlar bizde tam tersi oldu. Şu an ömründen aylar yıllar çalınmış bir gazeteci olarak özür bekliyorum.”

Hikmet Çetinkaya: “Suç işlemedim, beraatimi istiyorum.”

Murat Sabuncu:

“Hemen her gece derin sessizlikte daha da yoğun yankılanan bir gürültüyle uyanıyorum. Pencereye doğru gidiyorum… İnsanlar… Sayıları her geçen gün çoğalan insanlar. Ayaklarında prangalar onların çıkardığı şakırtıyla kendi mahallelerinde bir aşağı bir yukarı yürüyorlar Daha doğrusu ayaklarını sürüyorlar… Gözlerine bakıyorum, sıkı sıkı yummuşlar… Elleriyle ağızlarını kapatmışlar… Dilleri var konuşmuyorlar… Gözleri var bakmıyorlar… Kulakları var duymuyorlar… Ayakları var gitmiyorlar… Oysa… Yakınlarda bir yerde… Pek çok mahallede insanlar… Acı çekiyorlar… Haksızlığa uğruyorlar… Yoksulluk yaşıyorlar… Böyle zamanlarda… Görülmeyeni göstermek… Söylenmeyeni söylemek… Gidilmeyen yere gitmek şahitlik etmek görev olur… Eğer gazeteciyseniz… Özgür, bağımsız, tarafsız… Gazeteciler… Şahitlik etmek gerçekleri dile getirmekle görevlidirler… Bedeli ne olursa olsun… Meslek kıdemleri 30 ile 60 yıl arasında değişen Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri, şahit olduklarını, gördüklerini, duyduklarını, kimsenin etkisinde kalmadan kimseden emir almadan ve kimseden korkmadan yazıp çizdikleri için; 14 ile 18 ay arasında hapiste kaldılar. 3 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldılar… Şu an karşınızda duran isimlerin; kendilerinin ve ailelerinin; okudukları okullardan satın aldıkları-sattıkları evlere… Tüm hayatları boyunca yaptıkları banka hesap hareketlerine… 30 yıl evvel boşandıkları eşten 5 yaşındaki çocuklarına… Araştırıldılar… E mailleri cep telefonları evleri didik didik arandı… Gazetenin tüm kayıtları incelendi. Sonuçta; parkeciden pideciye tur şirketine telefon aramalarından suç yaratmaya çalışma kepazeliğiyle… Gazetenin haberlerinden kriminalize etme çalışmaları arta kaldı… Soruşturmayı üzerinde Demokles’in kılıcı sallanan bir savcıya açtırdılar… Ülkenin seküler, solcu gazetesinin solcu yöneticilerine FETÖ’den ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan bir savcı açtı davayı… Bilirkişi sosyal medya paylaşımlarında iktidar amigoluğu yapan hayatında gazetecilik yapmamış, bilirkişi listelerinde olmayan özel biriydi. Manşetleri çarpıtmaktan bile çekinmeyecek-arlanmayacak bir kişi.

Yayın politikasını değiştirmek diye suç icat etmek de gerçek olmasa da tiraj düşüşü de suçlamalar arasındaydı… Uzun süren mahkeme maratonunda şahit adı altında toplananlar… Yargılananların gazeteci olduklarını hep söyledik ne suçu var, diyen toplama ekipten oluşuyordu… Biz yargılananlar… İçeride… Arkadaşlarımız dışarıda iki şeyin altını çizdik… Gazetecilik yaptık, gazetecilik suç değildir… Özgürlüğü sadece kendimiz için değil fikirlerinden dolayı demir parmaklıklar arkasında olan herkes için istiyoruz. Kısa bir süre içinde bu dava teknik olarak bitecek… Beraat edeceğiz ya da ceza alacağız… Ancak bu dava… Vicdanlarda asla sona ermeyecek… Hukuk fakültelerinde vaka analizi olarak okutulacak… Yargıtay 16. Ceza Dairesi davada hepimize beraat isterken meslektaşım arkadaşım Ahmet Şık için başka bir maddeden cezalandırma talep etmiş. Sayın heyet, Ahmet Şık sadece işini yapan, meslektaşı olmaktan gurur duyduğum bir isimdir. Bizim Ahmet’ten, Ahmet’in bizden bu davada ayrısı gayrısı olmaz. Ya ona da beraat verin ya bizi de onunla beraber yargılayın… Bitirirken… Bir ülkede; her üç gençten biri işsiz kalmışsa… İntihar vakaları yaşanıyorsa… Güçlü ülkelerin vatandaşları pazarlık masalarında tahliye olurken… Bu ülkenin Türk, Kürt vatandaşları içi boş iddianamelerle yıllarca hapsediliyorsa… Dışarıda yalnızlaşma içeride ötekileştirme yoğun bir şekilde yaşanıyorsa… Mutsuzluk umutsuzluk yayılmış yaygınlaşmışsa… Bir gazetecinin görevi… Bunları haber yapmak, konuşmak, söylemektir… Memleketi sevmek… Gerçekleri eğip bükerek günü kurtarmak değil… Gerçeklerle yüzleşerek geleceği inşa etmektir… Benim, sizin, hepimizin evlatlarının mutlu barış içindeki geleceği için… Bedeli ne olursa olsun gerçekleri söylemeye yazmaya devam edeceğim…”

Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi avukat Mustafa Kemal Güngör:

“Tüm savunmalarımı tekrar ediyor ve mütalaayı reddediyorum. Bu dava hukuki değildir, Cumhuriyet’i susturmak içindir. Tüm medya ya gözdağı verilmek istenmiştir. Mütalaayla da bunu görüyoruz. Bu mahkûmiyet kararının yasal dayanağı yoktur. Basın ve ifade özgürlüğü hiçe sayılmıştır. Cumhuriyet’teki haber ve yazılar tamamen halkın haber alma hakkına uygun yapılmıştır. Bu yargılama keyfidir. Kolektif yargılama anlayışı sadece faşizm dönemlerine aittir. Burada kolektif yargılama vardır. Bir kez daha söyleyeyim soruşturmamızı kendisi FETÖ’den yargılanan bir savcı tarafından hazırlandı. Acaba size olsanız ne düşünürdünüz? Empati yapmanızı istiyor ve soruyorum. Haksız ve hukuksuz olarak özgürlüğümüzden 3 yıl çalındı. Bu davadan ben ve bir kısım arkadaşım toplam 13,5 ay hapis yattı. Bazısı 16, bazısı da 18 ay hapis yattı. Yargıtay kararındaki bazı değerlendirmeleri eksik ve yanlış buluyorum. Bunlar bir yana, mahkûmiyetin bozulmasını istedi. (Montesquieu alıntı yaparak) ‘Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılan tehdittir’. Yıllardır süren bu adaletsizliğe son verin. Adaletin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur.”

Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi Önder Çelik: “Sadece ve sadece gazetecilik yaptık, bunlar suç teşkil etmiyor.”

Son sözler ardından mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere duruşmaya yaklaşık olarak bir saat ara verdi.


Mahkeme kararında, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı direnme kararı verdi. Direnme kararı ile birlikte tüm sanıklar hakkında verilen eski cezaları okudu. Dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilecek.

Kararla birlikte, Akın Atalay’a 7 yıl 13 ay 15 gün, Orhan Erinç’e 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu’ya 7 yıl 6 ay, Güray Tekin Öz’e 3 yıl 9 ay, Musa Kart’a 3 yıl 9 ay, Hakan Kara’ya 3 yıl 9 ay, Aydın Engin’e 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya’ya 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık’a 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Mahkeme heyeti, Kadri Gürsel’in beraatine karar verdi.


Duruşma öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazından geçirildi. Sanık ve gazeteciler, ana koridorda bekletildi. Duruşmanın görüldüğü salonunun bulunduğu koridordu. Ayrı noktada, girişleri engellemek için bariyerlerle kapatıldı. Avukatların geçişine izin verildi yalnızca.

Mahkeme salonu koşulları

Duruşma, adliyenin en büyük salonunda görüldü. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) için iki ayrı ekran kuruluydu. Duruşma salonunda sürekli olarak özel güvenlik bulundu. Duruşma salonunun dışında da sivil polis durdu.

Duruşmaya katılım

Duruşmayı, Cumhuriyet gazetesi eski çalışanları, gazetecilerin yakınları, DİSK-Basın İş, TGS, TGC, ÇGD, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), P24, milletvekilleri, uluslararası basın yayın organları, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Af Örgütü, RSF, Article 19, İstanbul Barosu izledi.

Gözlemler

Duruşmayı çok sayıda kişi izledi. Salonun dolması üzerine, dışarıda kalan gözlemci heyetler ve izleyiciler oldu. İzleyicilerin salona girebilmesi için içerdeki izleyiciler ve gözlemciler sıkışarak yer açtı. Açılan yerlerin dolması için güvenlik her seferinde “üç kişiyi gönder” diye, bariyerdeki güvenlik görevlisine bağırdı.

Her duruşma da çizerlerin salonda çizim yapmasına izin verilirken, bu duruşma izin verilmedi. Duruşma salonu görevlisi çizerlere, “ben ne diyorsam o olur burada” sözlerine gazeteciler tepki gösterdi.

Mahkeme heyetini sık sık duruşmada espri yapmak istemesi ve sanık gazetecilerle samimi bir dil kullanması dikkat çekti.

Karar arasında güvenlik görevlileri, gazetecileri koridordan çıkarmak istemesi üzerine tartışma yaşandı. Güvenlik görevlileri gazetecileri, “duruşmaya almayacağım” diyerek tehdit etti.

“Cumhuriyet Newspaper” Trial (Indictment)

“Cumhuriyet Newspaper” Trial (Reasoned Judgement)

“Cumhuriyet Newspaper” Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

“Cumhuriyet Newspaper” Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

“Cumhuriyet Newspaper” Trial (The Court of Cassation's Judgement)

“Cumhuriyet Newspaper” Trial (The Court of Appeal's Judgement)

“Cumhuriyet Newspaper” Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar, Erdem Gül - “MİT Trucks News” Trial

The claim that Turkey was carrying guns to Syria inside trucks that allegedly belonged to MIT was first brought to light by 2 articles published at Cumhuriyet Daily.

Can Dündar, Editor-in-Chief of the paper, published the photos that “showed that there was weaponry inside the trucks” with the title “Here are the guns Erdoğan claimed did not exist” at May 29th, 2015. Paper’s web-page contained the footage of the “search made inside the trucks”.

Photos “showing the weaponry in the trucks” were published in Aydınlık Daily at January 21st, 2014 as well.

Erdem Gül, Ankara Correspondent of Cumhuriyet Daily, had editorialised the “criminal report regarding the weaponry inside the trucks” with the title “Gendarmerie Said They Exist” at June 12th, 2015.

İstanbul Chief Public Prosecutor’s Office issued a press statement same day Dündar’s article was published. It was stated that an investigation against Dündar was launched.

Description text accused Dündar of “ensuring documents regarding the security of the State”, “political and military espionage”, “disclosing the information that must be kept confidential”, “making propaganda for a terrorist organisation”.

Within the scope of the investigation, first, a restriction of access was issued for the footage that was published in the webpage of the paper. News, made by Erdem Gül, was also included in the investigation launched against Dündar. This article was restricted to access as well.

İrfan Fidan, Istanbul Deputy Chief Public Prosecutor at the time, was in charge of the investigation. Aidan was responsible for the “terror and organised crimes”. Fidan was appointed Chief Public Prosecutor following the attempted coup at July 15th, 2016.

President Tayyip Erdoğan, at a TV show at June 1st, 2015, made comments regarding the articles Published at Cumhuriyet Daily. Erdoğan, about Dündar, said “He will pay for this heavily, I won’t leave him just like that”.

The investigation was ongoing short before the general elections at June 7th, 2015. Justice and Development Party (AKP) could not form the government alone at June 7th. Government was not formed. Early elections were held at November 1st, 2015 and AKP gained the majority of the parliament again.

Turkey’s election agenda was closely connected with the investigation launched against Dündar and Gül. The investigation was launched at May 29th, 2015. Dündar and Gül were not summoned to give statement at the courthouse before or after the election at June 7th or until the election at November 1st, 2015. However, not one month after AKP gained the majority of the parliament at November 1st, journalists were summoned to give their statements at the courthouse.

Dündar and Gül appeared at Istanbul Courthouse in Çağlayan at November 26th, 2015 to give statements. Prosecutor of the case İrfan Fidan, Istanbul Deputy Public Prosecutor, took Dündar’s statement. Aidan asked Dündar “Where and from whom did you obtain this footage? For what purpose did you publish them? Did anyone give you an order to publish this information and the pictures?”

Dündar stated that he has been a journalist for 35 years and as a member of the press, he mentioned the dangers of the the formations within the state. He said “I have no connections whatsoever with the terrorist organisation called FETÖ/PDY” He also said news about the MIT Trucks was an act of journalism. Dündar in his statement said the following:

“Apart from this I have no involvement in espionage, aiding organisations or any other crime. It is also serious that 2 institutions of the state fall out with each other because of this event. As a journalist, this incident is newsworthy for me.My purpose is to warn and inform the public. Events that are known as Watergate and Irangate scandals were events considered state secret and and because of these news journalists were tried to be put before a court back then. However after years, those who run these operations on behalf of the state were tried and sentenced. Because of journalism ethics I can’t reveal my sources. But I can tell this much that no person or organisation can give me any orders. There is no examples of this in my career. What I do is solely an act of journalism.”

Prosecutor İrfan Fidan, after the completion of the statement, requested Dündar to be arrested for committing the crimes of “knowingly and willingly aiding an organisation”, “political and military espionage”, disclosing the documents that must me kept confidential”.

Istanbul 7th Criminal Court of Peace, ruled for his arrest for said crimes. Along with Dündar, paper’s Ankara correspondent Erdem Gül was arrested as well.

Judge İsmail Yavuz, in the decision, stated that the footage regarding the MIT Trucks was first obtained by Dündar. Judge Yavuz, claimed that Dündar “had published this footage despite the investigation against those who have stopped the trucks, for being an organisation.“

Strong suspicion of crime, higher limitations of the accused crime, and the doubt that judicial control could not be sufficient were also along the reasons for the arrest.

After the arrest decision, Istanbul Chief Public Prosecutor Hadi Salihoğlu made a statement regarding the decision and said the following:

“Investigation had nothing to do with the constitutionally-provided “freedom of press” and wasn’t done in a manner to violate personal rights and freedoms. Suspects were called and invited to the Office of the Public Prosecutor without even being arrested.”

The indictment against Dündar and Gül was completed at January 25th, 2016. However the indictment was published by Nazif Karaman in Sabah Newspaper, close to the government, even before it reached to Dündar and his attorneys.

The indictment against journalist Erdem Gül and Can Dündar was completed by Istanbul Deputy Chief Public Prosecutor İrfan Fidan at January 25th, 2016. The indictment was 473-pages long.

“Complainants” were Recep Tayyip Erdoğan and the National Intelligence Agency.

56 pages of the indictment were about Can Dündar. 55 articles and news were shown as the base for the accusations against Dündar. None of the articles, except for one, had investigations launched against them. A decision of non-prosecution was given against that one article.

22 pages of the indictment were exactly the same as an essay published in the Union of Turkish Bar Associations written by F.T., a research assistant at Galatasaray University School of Public Law, in 2015 with the title of “Concept of Terrorist Organisations in Criminal Law”. It was also noteworthy that the indictment didn’t have any sign of a quotation from said essay.

Remaining 394 pages of the indictment stated the details of the investigation and the structure of Fethullah Gülen congregation.

In the indictment Prosecutor Fidan stated that, people who, have stopped the trucks that belongs to MIT, searched the trucks , assaulted the MIT officials, are in a “armed terrorist organisation and their ultimate goal is to “abolish the government of the Republic of Turkey”. Prosecutor’s Office suggested that Gül was “making publications in order to associate the state and the government with terror” and claimed that they were acting in an ideal and actional consensus with FETÖ/PDY.

The indictment accused Dündar of “ensuring the documents of the State that must be kept confidential for the purpose of political or military espionage” [Turkish Penal Code(TCK), article 328/1], “disclosing the documents of the State that must be kept confidential for the purpose of political(TCK, article 330/1), “attempting to abolish, replace or prevent the implementation of, through force and violence, the constitutional order of the republic of Turkey” (TCK 312/1) and “knowingly and willingly aiding a terrorist organisation without being a member”(TCK 314/2 and Anti-Terror Law article 5). Dündar was requested to be sentenced to one time aggravated life imprisonment, one time life imprisonment and up to 30 years of imprisonment.

The indictment was approved by Istanbul 14th Assize Court at February 5th, 2016. Court set the first hearing date to March 25th, 2016 and ruled for the continuation of Gül’s detainment.

Constitutional Court Process

Can Dündar, Editor-in-Chief of Cumhuriyet Daily and Erdem Gül, Ankara correspondent of the paper, made an application to the Constitutional Court on December 6th, 2015, due to their arrest being “in violation of the freedom of press and expression”.

When Dündar made his application, the indictment had not been prepared.

The Constitutional Court examined the application on February 17, shortly before the start of the proceedings. A week later, on February 25th, the Constitutional Court ruled that there was a violation of rights and the local court, after this decision, released Dündar.

President Erdoğan, criticised the “violation of rights” decision of the Constitutional Court as well. Erdoğan, at February 28th 2016, said the following:

“I will remain silent to the decision the court has given. But I don’t need to accept it, I want to make that clear. I don’t obey or respect the decision. In fact the court which had made a decision about them could insist on their decision.”

Judicial Proceedings

Can Dündar and Erdem Gül’s prosecution, started with the first hearing at March 25th, 2016 at Istanbul 14th Assize Court, one month after their release following the Constitutional Court’s decision of violation of rights.

Days before the first hearing, then-called Supreme Council of Judges and Prosecutors, appointed a second board to the court. This board was only in charge of the MIT Trucks, Hrant Dink Murder Case, and the case opened for allegedly establishing a caliper in Tahşiye investigation.

An operation against another religious movement which allegedly had a conflict with Gulen Movement.

Changes made before Dündar and Gül’s trial was not limited with this. 2 days before the first hearing of the case, Chief Public Prosecutor of Istanbul at the time, Hadi Salihoğlu changed the court’s prosecutor. Prosecutor of Counter-Terrorism and Organized Crime Bureau, Evliya Çalışkan was assigned to this task.

Çalışkan made 2 important decisions as soon as he was assigned to the task. Before the first hearing requested all hearings to be closed to audiences.

Çalışkan’s justification was that the Prime Ministry and the MIT Undersecretariat sent documents to the Adana Chief Public Prosecutor’s Office, which initiated the first investigation into the stopping of the MIT Trucks, and the documents were also in this case file. According to the prosecutor, these documents could be expressed at any time by the parties. However, there was no such document in the file.

Court board accepted the request of the prosecutor. All the hearings of the trial were closed to public. Only Dündar and Gül’s spouses and attorneys attended the hearings.

Second hearing of the case took place at April 1st, 2016. Defence arguments, questions of the prosecutor on this case were published on Twitter accounts of the judiciary organisations.

According to that, Can Dündar presented the first defence argument in the hearing. Dündar started his defence, by showing the footage of the stoppage of the MIT Trucks.

He reminded President Erdoğan’s words about them regarding the Constitutional Court’s decision for the violation of rights. Said these words were “a daring call for the judicial authorities”.

Dündar, after reminding that in the footage, “some of the people claiming to be MIT officials, were taken down from the trucks by force”, said:

“State’s security forces are pulling guns at each other. This happened for the first time since Talat Aydemir’s failed coup attempt. In addition, what they call a state secret was discussed in the parliament after the trucks were stopped. Prime Minister at the time Erdoğan along with many other people gave statements regarding the matter. So the secret was not revealed with our news.”.

Dündar reminded that the Chief Deputy Prosecutor İrfan Fidan, who prepared the indictment, had started an investigation with the accusation that the footage was manufactured and asked, “If the footage was manufactured, why are we being tried for disclosing state secrets?”

Dündar pointed out the sitting plan in the court room was wrong and added, “We are the complainants here, those who committed this crime must be sitting in the suspect chair. If the state, from the President to the Prime Minister, is lying to the public, should I have said ‘Fine, I will keep quiet’? They poured gasoline to the fire in Syria by transporting these weapons.”

Dündar, regarding the accusation of aiding the FETÖ/PYD organisation, said “I don’t know anyone from the said organisation. Also, my article ‘CIA agents are being raised in their schools’ was the the subject of another lawsuit. FETÖ congregation member police officers have got my phone tapped.”

Dündar said that Erdoğan and Fetullah Gülen have constructed the ‘parallel state’ and added:

“They were together until they had issues between them. Then Erdoğan, addressing Gülen said ‘what did you want that we did not give to you?’ and addressing the public, said ‘we were tricked. But we were not tricked. Those that need to answer here are Erdoğan and Gülen. If the president is trick he should pay the price.

He can’t make us suffer. We know the words of the president who doesn’t clear rulings and decisions of the constitutional court. He is powerful but the powerful are not always right. We are right and we take our power from our rightfulness. Don’t allow a law strangeness of ‘president ordered and tis is the result’. At this point we take shelter in you. I want to be acquitted.”

Third hearing of the case took place at April 22nd, 2016. In this case prosecutor Evliya Çalışkan requested that the case to be consolidated with the case on which TSK(Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation. The prosecutor denied the request and asked for time to prepare his opinion as to the accusations. Prosecutor’s request was granted.

4th hearing of the case was supposed to take place at May 6th, 2016. However prosecutor Çalışkan presented his opinion as to the accusations on April 29th, 2016, before the trial.

In the opinion, Dündar was accused of “disclosing documents relating to the security, or domestic or foreign political interests of the State”. Dündar was requested to be punished for with up-to-25-years of imprisonment.

Prosecutor Çalışkan, asked that in order to reach a verdict on the accusations of “willingly and knowingly helping a terrorist organisation without being a member and attempted coup” the decision from the case on which TSK(Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation should be waited, therefore trials for these crimes should continue with a different basis number.

Prosecutor also claimed that the accusation against Dündar were not crimes that could be committed through media therefor the 4-months limit to file a law suit, foreseen at the Press Law, wasn’t applicable in this case. Prosecutor claimed that the footage Dündar published had not been published before and said the following:

“This degenerate perception of press freedom that ignores national security, national interests, state secrets and court orders; that ridicules these values and uses this perception as a tool to commit crimes and cover them, as Dündar made in his defence argument, has no place in neither national-international law norms nor the applications of the modern states.”

In the 4th hearing that took place at May 6th, Dündar made his defence as to the accusations.

Can Dündar started his defence argument by commemorating Deniz Gezmiş and his friends. Dündar said: “Today is May 6th. 44 years ago in this country, justice was wounded. I hope today there won’t be a new wound.”

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan and Hüseyin İnan, youth leaders of the “68 generation” in Turkey were executed at May 6th, 1972. Can Dündar made this defence where he underlined the date “May 6th” at the anniversary of the executions.

Dündar referring to the resignation of Ahmet Davutoğlu, former Prime Minister, at May 5th, 2016, said “The government that we were accused of having trying to overthrow, yesterday, is fallen now.” and continued:

“We hope we won’t be punished for being journalists. This will place the Sword of Damocles over all the journalists. We unveiled a crime, we stand behind our news. We believe we are innocent.”

Court took a break before the verdict is announced.

Dündar, during the break was attacked at the square in front of the court house by a gunman called Murat Şahin. Şahin shouted ‘Traitor’ as he pulled his gun.

Dündar escaped the attack unharmed, but NTV correspondent Yağız Şenkal was injured in the leg. Hearing continued after the attack.

Court sentenced Dündar to 5 years 10 months of imprisonment for the crime of “disclosing the documents of the state that due to its nature must be kept confidential”. He was acquitted of the crime of “attempted coup”.

The court ruled that the outcome of the case at the Court of Cassation was to be waited for the crime of “knowingly and willingly aiding an organisation”. And ruled that the trial for this accusation to continue from a different base number.

First hearing of the separated case for the “aiding an organisation” accusation was held at September 21st, 2016, again at the Istanbul 14th Assize Court. Dündar, before this trial started moved abroad. Therefore Dündar did not take part in the hearings.

Enis Berberoğlu, a CHP Deputy, was added to the case files as a suspect. Berberoğlu was accused of “securing the information that, due to its nature, must be kept confidential for reasons relating to the security or domestic or foreign political interests of the State, for the purpose of political or military espionage, and willingly and knowingly assisting the FETÖ/PDY armed organisation”. Hearing was again “closed to public”. An objection against that decision was denied and the next hearing was set to November 16th, 2016.

On the second hearing at November 16th, 2016 it was decided that the journalist Soner Yalçın, who claimed that Berberoğlu had FETÖ connections, was to be heard as a witness and the outcome of the case on which TSK(Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation was to be asked. Hearing was postponed to January 11th, 2017.

2 weeks after this hearing, on December 2nd, 2016 Bünyamin Karakaş, a member of the court board, was arrested for the accusations of “FETÖ membership”. Karakaş was also laid off as a judge.

On December 19th, 2016 presiding judge Canel Rüzgar was taken from the duty and was assigned to another court. His place was given to Ali Ihsan Horasan, head of the substitute board.

On the 3rd hearing at January 11th, 2017, prosecutor Mehmet Yeşilkaya released his opinions as to the accusations without the execution of the court decision to hear the witnesses.

In the opinion, prosecutor claimed that “none of the news made by Dündar had provided any benefit to the public”. Yeşilkaya defended that the news were made “as if there were criminal investigations taking place in Ceyhan, Adana and Kırıkhan, Hatay”, and claimed that the footage was published “in order to damage the Government”.

Prosecutor Yeşilkaya accused Dündar of “knowingly and willingly assisting an organisation without being a member”. Asked him to be punished for up-to-10-years of imprisonment

On the 4th hearing that took place at March 1st, 2017, it was requested that the hearings to be opened to public and the press. The request was denied.

Additionally prosecutor’s request for President Erdoğan’s to take part in the case was discussed. This request was approved by majority of the votes, non unanimously. Court member Ömer Karagöl, who voted against this request, pointed out that “given the characteristics of the case, Erdoğan has no right to personally take part in this case”.

The court, then adjourned the hearing in order to ask the outcome of the case on which TSK(Turkish Armed Forces) members who stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation were being tried, which was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation.

5th hearing that took place at April 27th, 2017. Court asked if the suspects had additional pleas for the possibility that there may be changes in the accusations against them. Hearing was adjourned.

On the 6th hearing of the case at May 8th, 2017 court gave Berberoğlu additional time to inspect the cellular phone signal information that was recently added to the case files and the hearing was adjourned.

On the 7th hearing at May 24th, 2017, the court postponed the court in order to find out the outcome of the case on which TSK(Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation.

On the 8th hearing that took place at June 14th, 2017, court has sentenced Berberoğlu to 25-years of imprisonment and asked him to be arrested, on the grounds of “disclosing the information that, due to its nature, must be kept confidential for reasons relating to the security or domestic or foreign political interests of the State, for the purpose of political or military espionage”.

It was also decided that Dündar’s trial for the accusation of “willingly and knowingly aiding and organisation without being a member” was to continue with a different basis number.

Reasoned judgement of the imprisonment sentence of Berberoğlu reminded that on January 21st, 2014 there were news on Aydınlık Newspaper regarding the aforementioned weaponry with the title of “Here’s the ammunition in the truck”. Court; stated that along with the news there were pictures of what is “claimed to be pictures of cannon balls”, and claimed that other than that there were no other information, file and footage in the news.

First hearing of the trial in which Dündar, Gül and Berberoğlu were accused of “willingly and knowingly aiding an organisation without being a member”, took place at October 4th, 2017 in Istanbul 14th Assize Court.

This time, İ.Y., Editor-in-chief of the paper, and C.B., chief of intelligence services of the paper at the date, when the news “Here’s the ammunition in the truck” were made on Aydınlık’s edition of January 21st, 2014, were added to the case. İ.Y. and C.B. were accused of “disclosing the information that, must be kept confidential for reasons relating to the security or political interests of the State”.

In this hearing Berberoğlu and his attorneys claimed that with the court has lost its impartiality with the reasoned judgment that acquitted Aydınlık and refused the court board. Therefore the hearing was adjourned to December 20th, 2017.

2nd hearing of the case was held at December 20th, 2017. The court ruled that the subject of the case of İ.Y. and C.B. was different therefore the files should be separated. Court also decided to waive the previous decisions to find out the outcome of the case on which TSK(Turkish Armed Forces) members that stopped the trucks and made criminal investigations on the weaponry and the prosecutors of the investigation, that was being held at the 16th Criminal Chamber of the Court of Cassation.

Court then asked the prosecutor of the case to present the opinion as to the accusations.

Prosecutor Mehmet Yeşilkaya, in the opinion, claimed that “Dündar’s news were not in the scope of journalism activities and press freedom”. Prosecutor also stated that “it was known that the trucks were stopped by FETÖ/PDY” and claimed that “it was against the natural flow of life that the journalist didn’t know that the operation was made by FETÖ/PDY”.

Prosecutor then requested Dündar to be sentenced to from 7.5 years to 15 years of imprisonment for “knowingly and willingly assisting an armed terrorist organisation without being a member”.

On the 3rd case at January 24th, 2018, court board and the prosecutor of the case were excused hence the next hearing was adjourned.

On the 4th case at February 16th, 2018, suspects and their attorneys were given time to prepare their statements regarding the rules and procedures. Hearing was adjourned to March 14th, 2018.

Court Cassation Process

On March 9th, 2018, Court of Cassation revoked the conviction sentence against Can Dündar for 5 years and 10 months, given at May 2016.

Court of cassation ruled that Dündar was to be tried for the crime of “securing the information that, due to its nature, must be kept confidential, for the purpose of espionage” that foresees a sentence of from 15 to 20 years of imprisonment, instead of “disclosing the state secrets that must be kept confidential” crime, for which he was sentenced to 5 years 10 months of imprisonment.

On the 5th hearing at March 14th, 2018, court decided to wait for the outcome of Court of Cassation’s decision about revocation and adjourned the hearing to May 9th, 2018.

Following the Court of Cassation’s decision of reversal, the Court, in the hearing took place at July 16th, 2018, acquitted Erdem Gül of the crime of “disclosing the documents of the state that must be kept confidential.”

7th hearing was held at July 18th 2018. The court ruled to given time to the attorneys of of Dündar and Gül, in order to prepare their defence as to the accusations. Hearing was adjourned.

On the 8th hearing at October 10th, 2018, presiding judge said that an official report on whether Gül and Dündar had any connections to FETÖ/PYD, prepared by Department of Counter-Terrorism and Operations was added to the files and gave Gül more time to inspect the files and prepare a plea and postponed the hearing.

On the 9th hearing at February 6th, 2019, court separated the files of Dündar and set the next hearing to May 15th.

On the 10th hearing at May 15th, 2019, court has dropped the case against Gül due the not having a law suit within the 4 months time limit, foreseen at the article 26 of the Press Law.

All the files of Can Dündar that were opened against him, and were separated throughout the trial process, were decided to bu consolidated. Click here for the judicial process made through the consolidated files.

10. Standing - May 5, 2019


Suriye’nin kuzeyine MİT’e ait TIR’larla mühimmat taşındığına ilişkin fotoğraflar, Cumhuriyet Gazetesi’nde genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın imzasıyla yayınlandı. 29 Mayıs 2015’te manşetten yayınlanan habere “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” başlığı atıldı. Gazetenin internet sitesinde de aynı gün TIR’lardaki aramaya ilişkin görüntüler yayımlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Can Dündar hakkında soruşturma başlattı. Dündar’a, “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

Can Dündar’dan kişisel olarak da şikayetçi olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 1 Haziran 2015’te katıldığı bir televizyon kanalının canlı yayınında Dündar’ı hedef aldı:

“Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu.”

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ise 12 Haziran 2015’te TIR’ların içindeki mühimmata iliştin kriminal raporunu haberleştirdi. Haber, “Jandarma Var Dedi” başlığı ile yayımlandı.

Dündar hakkında soruşturmanın başlatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29 Mayıs 2015’te yaptığı basın açıklaması ile duyuruldu. Ancak Dündar ve Gül; soruşturmanın başlatılmasından yaklaşık 6 ay sonra İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’ne ifade vermeye çağrıldı.

Soruşturmayı yürüten savcı, Dündar ve Gül’ü, tutuklanmaları istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti. Dündar ve Gül’e, “silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek,” “siyasi ve askeri casusluk,” “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamaları yöneltildi.

Sulh Ceza Hakimi, MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ilk defa Can Dündar tarafından temin edildiğini belirtti. Oysa görüntüler, 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinde “İşte TIR’daki Cephane” başlığıyla yayımlanmıştı.

Dündar ve Gül, 26 Kasım 2015’te tutuklandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklama kararının ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Soruşturmanın anayasal teminat altında bulunan ‘basın özgürlüğü’ ile hiçbir ilgisi bulunmayıp, kişi hak ve hürriyetlerini ihlal edecek hiçbir tavır içerisine girilmemiştir.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Dündar’ı hedef alan açıklamasında, “Devletin menfaatlerini gerçeğe aykırı görüntü ve bilgileri yayınlamak suretiyle hedef alan şüphelinin bu eylemi kesinlikle gazetecilik olarak değerlendirilemez” demişti.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Can Dündar ve Erdem Gül, tutuklanmalarının ardından 6 Aralık 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru yapıldığında, Dündar ve Gül hakkındaki iddianame henüz hazırlanmamıştı.

Anayasa Mahkemesi, iddianamenin hazırlanıp yargılamanın başlayacağı 25 Mart’tan kısa bir süre önce, 25 Şubat’ta Dündar ve Gül’ün haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Dündar ve Gül, tahliye edildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararını şu sözlerle değerlendirdi:

“Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi.”

İddianame

Gazeteciler hakkındaki iddianame 25 Ocak 2016’da tamamlandı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı, iddianamede şikayetçi olarak yer aldı.

55 yazı ve haber, Can Dündar’a yöneltilen suçlamaların delili olarak gösterildi. Ancak bu yazı ve haberlerin hiçbiri hakkında daha önce herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Sadece bir yazı için başlatılan soruşturmada da takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamenin Erdem Gül ile ilgili olan bölümünde ise soruşturma aşamasında savcılıkta verdiği ifade ve üç haberinin sadece başlıkları sıralandı. Sıralanan haberlerden biri ise gazetenin başka bir muhabirinin haberiydi.

Dündar ve Gül’ün, “Devleti ve hükümeti terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaptığı” iddia edildi. Savcıya göre, Dündar ve Gül; “FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ediyordu.”

İddianame ile Can Dündar ve Erdem Gül hakkında, bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istendi. Dündar ve Gül’e, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” (TCK 328/1), “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama” (TCK 330/1), “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek” (TCK 312/1) ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” (TCK 220/7) suçlamaları yöneltildi.

Dündar ve Gül hakkındaki iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 Şubat 2016’da kabul edildi.

Yargılama 25 Mart 2016’da başladı. Duruşma izleyicilere kapatıldı. Ancak duruşmalardaki savunmalar, savcının soruları, sivil toplum kuruluşları tarafından Twitter hesaplarından paylaşıldı.

Yargılamanın 6 Mayıs 2016 tarihli dördüncü duruşmasında esas hakkındaki mütalaa açıklandı.

Dündar hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Mütalaada, Dündar’a; “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması yöneltildi.

Gül hakkında ise 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mütalaada, Gül’e, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlaması yöneltildi.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yönünden yapılan yargılamanın dosyasının ayrılması talep edildi.

Dündar ve Gül hakkındaki hüküm açıklanmadan önce duruşmaya ara verildi. Dündar, bu arada adliye önündeki meydanda silahlı saldırıya uğradı. Saldırgan, bu sırada “Vatan haini” diye bağırıyordu. Dündar, saldırıdan yara almadan kurtulurken, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan sonra duruşmaya devam edildi.

Mahkeme, Dündar’a “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasıyla 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi.

Gül’e ise “Devletin gizli kalması gereken belgelerini açıkladığı” suçlamasından 5 yıl hapis cezası verildi.

Dündar ve Gül, “darbeye teşebbüs” suçlamasından ise beraat ettirildi.

Yargılama süreci devam ederken Yargıtay; Dündar ve Gül hakkında verilen bu kararı bozdu. Yargıtay, Dündar’ın; ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama’ değil, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” (TCK 328/1) suçundan yargılanması gerektiğine hükmetti.

Dündar’a yöneltilen suçlama 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngörüyordu.

Yargıtay, Erdem Gül’ün ise beraat ettirilmesine karar verdi. Erdem Gül, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başlayan yargılamada “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasından da beraat etti.

Dündar ve Gül hakkındaki “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlaması için yargılamanın ayrılarak başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Bu yargılamanın ilk duruşması ise 21 Eylül 2016’da başladı. Dündar hakkındaki bu yargılama kendisi yurtdışında olduğundan yokluğunda devam etti. CHP Milletvekili Enis Berberoğlu da bu dosyaya sanık olarak eklendi. Berberoğlu’na “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme ve FETÖ/PDY silahlı örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Savcılık Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberdeki bilgi ve belgeleri Berberoğlu’nun Can Dündar’a verdiğini iddia ediyordu.

Bu yargılamanın 11 Mart 2017 tarihli üçüncü duruşmasında sanıklar hakkındaki esas hakkındaki mütalaa açıklandı. Can Dündar ve Erdem Gül’ün 10 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Dündar ve Gül’e “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Yargılamanın 14 Haziran 2017 tarihinde görülen 8. duruşmasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verildi. Berberoğlu hakkındaki verilen cezanın infazı milletvekili olduğu gerekçesiyle durduruldu.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” iddiası üzerinden yargılamanın başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Üçüncü kez başka bir esas numarası ile başlayan bu yargılamanın ilk duruşması ise 4 Ekim 2017’de başladı. Savcılık, esas hakkındaki mütalaasında Can Dündar ve Erdem Gül hakkında 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi. Dündar ve Gül’ün “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddia edildi.

Yargılamanın 10. duruşması, 5 Mayıs 2019 tarihinde görüldü.


Mahkeme heyeti, duruşmayı kapalı olarak gerçekleştirdi. Erdem Gül, üç avukatı ile duruşmaya katıldı. Mazeret bildiren Enis Berberoğlu’nun da üç avukatı duruşmada yer aldı.

Tutanakta yer alan bilgilere göre Enis Berberoğlu’nun avukatı üç kişinin tanık olarak dinlenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Duruşma Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile kayda alındı. Erden Gül ve avukatları esas hakkındaki son savunmasını sundu.


Mahkeme kararını açıklarken kapalılığa son vererek seyircileri salona aldı.

Erdem Gül’ün haberi için, “29 Mayıs 2015’te Cumhuriyet Gazetesi’nden yayımlandıktan sonra devlet sırrı niteliği kalmayan bilgileri 12 Haziran 2016’te aynı gazetede yayımlayarak açıklanmasından ibaret olan olay” değerlendirmesi yapıldı.

Mahkeme, haberin; “soruşturmanın gizliliğini ihlal suçunu oluşturacağı” kanaatine vardı. Bu iddiayla açılan davanın da; Basın Kanunun’nda öngörülen 4 aylık süre içinde açılmadığı gerekçesiyle düşmesine karar verildi.

Enis Berberoğlu hakkında ise hüküm verilmesine yer olmadığına karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma kapalı olduğu, izleyiciler salona açılan koridorun önünde bekledi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu İstanbul Adliyesi’ndeki büyük salonlardandı.

Duruşmaya Katılım

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto ile Genel Sekreteri Sibel Güneş, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Tuncay Özkan’ın da aralarında olduğu isimler dayanışma için adliyedeydi. Karar sırasında duruşmayı milletvekilleri ve gazetecilerin de aralarında olduğu 30 kadar kişi takip etti.

Genel Gözlemler

11.15’de başlayacağı duyurulan duruşma için çağrı 11.49’da yapıldı. Seyirciler salona 14.06’da alındı. Karar alkışlarla karşılandı

Can Dündar, Erdem Gül - “MİT Trucks News” Trial (Indictment)

Can Dündar, Erdem Gül - “MİT Trucks News” Trial (Reasoned Judgement)

Can Dündar, Erdem Gül - “MİT Trucks News” Trial (The Constitutional Court's Judgement)

Can Dündar, Erdem Gül - “MİT Trucks News” Trial (The Court of Cassation's Judgement)

Press in Arrest is a database, monitoring, documentation and collective memory study of Press Research Association.
+90 (312) 945 15 56 | pressinarrest@gmail.com