Can Dündar

Can Dündar has worked in the Yankı, Hürriyet, Nokta, Haftaya Bakış, Söz and Tempo media outlets since 1979. We was in the program crew of 32. Gün from 1989 to 1995. He produced “Çapraz Ateş” with Mehmet Ali Birand on Show TV from 1993 to 1994. He made the “Demirkırat” (1991) and “12 Mart” (1994) documentary series with Mehmet Ali Birand and Bülent Çaplı. He started to write columns in Aktüel in 1994 and worked for the Yeni Yüzyıl, Sabah, Milliyet and BirGün newspapers.

An investigation about the reports that claimed MIT trucks were transporting weapons from Turkey to Syria was launched against Dündar, then editor-in-chief of the Cumhuriyet Newspaper in May 2015. He was detained on Nov. 26, 2015. A prosecution against him started in Istanbul 14th High Criminal Court, Dündar was accused of “accessing and disclosing information for the purpose of military or political espionage”; “by use of force and violence, attempting to abolish the government of the Republic of Turkey or to prevent it, in part or in full, from fulfilling its duties.”

The Constitutional Court ruled that Can Dündar’s rights were violated on Feb. 25, 2016. Upon the verdict, the Istanbul 14th High Criminal Court released Dündar and Erdem Gül. At the end of the trial, the court sentenced Can Dündar to 5 years and 10 months of prison. The Court of Appeal for the 16th Circuit overruled the verdict and noted that the sentence should have been heavier.

In addition to this, Dündar is also prosecuted for participating in the Özgür Gündem newspaper’s Co-editor-in-chief On Watch campaign and faces up to 3 years imprisonment.

Can Dündar - Solidarity with Özgür Gündem Trial

İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla 16 Ağustos 2016’da “geçici” olanak kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’ne yönelik baskılardan dolayı 3 Mayıs 2016’da Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası başlatıldı. Kampanyaya başlanılmasının sebebi gazetenin eş genel yayın yönetmenleri Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile birlikte gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında açılan davalardı.

Kampanya 7 Ağustos 2016’da sona erdi. Özgür Gündem 675 sayılı KHK ile 29 Ekim 2016’da tamamen kapatıldı.

Kampanyaya katılan 56 nöbetçi yayın yönetmeninden 49’una soruşturma açıldı. Soruşturmaların 11’i takipsizlikle sonuçlandı. 37 dava açıldı. Deniz Türkali hakkındaki dava ise soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından ötürü düştü.

Davalar İstanbul 13., 14. ve 22. Ağır Ceza Mahkemelerinde görüldü.

Can Dündar - Dayanışma Davası

Can Dündar da kampanyaya katılıp hakkında soruşturma açılan isimlerden birisiydi. Dündar, nöbetçi genel yayın yönetmenliğini üstlendiği 22 Haziran 2016 günü yayımlanan gazete ile ilgili soruşturma başlatıldı. Soruşturma sonunda o gün gazete yayımlanan iki haber gerekçe gösterilerek iddianame hazırlandı.

Dava açılanlar

Hakkında dava açılan 37 isim şöyle: A. Kumru Başer, Ahmet Nesin, Ayşe Batumlu, Ayşe Düzkan, Beyza Üstün, Can Dündar, Celal Başlangıç, Celalettin Can, Cengiz Baysoy, Çilem Küçükkkeleş, Derya Okatan, Dicle Anter, Erol Önderoğlu, Ertuğrul Mavioğlu, Faruk Balıkçı, Faruk Eren, Fehim Işık, Hüseyin Tahmaz, Hakkı Boltan, Hasan Cemal, Hasan Hayri Şanlı, İbrahim Bodur, İhsan Çaralan, Julide Kural, Murat Çelikkan, Murat Uyurkulak, Nadire Mater, Necmiye Alpay, Nevin Erdemir, Öncü Akgül, Ragıp Duran, Said Sefa, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Tuğrul Eryılmaz, Veysi Altay, Yıldırım Türker.

Takipsiz kararı verilenler

Kampanyaya katıldıkları için hakkında soruşturma açılıp takipsizlik verilen 11 isim şöyle: İhsan Eliaçık, Sebahat Tuncel, Ahmet Abakay, Eşber Yağmurdereli, Hasip Kaplan, Işın Eliçin, Kemal Can, Mustafa Sönmez, Melda Onur, Uğur Karadaş, Nurcan Baysal.

27 Nöbetçi Yayın Yönetmeni ceza aldı

Kampanyaya katılan Şanar Yurdatapan, İbrahim Bodur, Cengiz Baysoy, İmam Canpolat, Çilem Küçükkeleş, Nadire Mater, Yıldırım Türker, Hasan Cemal, Faruk Balıkçı, Dicle Anter, Derya Okatan, Kumru Başer, Ayşe Batumlu, Jülide Kural, İlham Bakır, Murat Uyurkulak, Murat Çelikkan, Beyza Üstün, Nevin Erdemir, Hakkı Boltan, Hasan Hayri Şanlı ve Tuğrul Eryılmaz, Hüseyin Aykol, Ayşe Düzkan, Ragıp Duran, Mehmet Ali Çelebi ve Hüseyin Bektaş davaları olmak üzere 27 kişi hakkında toplamda 352 ay 15 gün hapis ve 68 bin TL para cezası verildi.

Çelikkan ve Düzkan hapis yattı

Cezası ertelenmeyen nöbetçi genel yayın yönetmenlerinden Murat Çelikkan, 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi.

Cezası ertelenmeyen diğer nöbetçi genel yayın yönetmeni Ayşe Düzkan ise, İstinaf Mahkemesi’nin 1 yıl 6 aylık hapis cezasını onamasının ardından cezasının infazı için 29 Ocak’ta teslim olarak Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konuldu. Daha sonra nakledildiği Eskişehir Açık Cezaevi’nden 12 Haziran 2019’da tahliye oldu.

Tutuklanan ilk üç Nöbetçi Yayın Yönetmeni beraat etti

Bu soruşturmada ilk tutuklamalar Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı’ya uygulanmıştı. 20 Haziran 2016’da tutuklanan üç isim 10 gün sonra serbest bırakıldı. Bu üç isim 17 Temmuz 2019’da görülen 11. duruşmada tüm suçlamalardan beraat etti.

10 Nöbetçi Yayın Yönetmeni’nin yargılanması sürüyor

Kampanyaya katılan Nöbetçi Yayın Yönetmeni olarak katılan DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, Evrensel yazarları İhsan Çaralan ve Fehim Işık, gazeteciler Ertuğrul Mavioğlu, Celal Başlangıç, Celalettin Can ve Öncü Akgül İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Avukatların talebi üzerine bu mahkeme heyeti bu isimlerin ve bu isimlerin yayın yönetmenliği yaptığı günlerde Özgür Gündem’de yazıları ve mektupları yayınlanan altı ismin dosyaları birleştirildi. Bu altı isim arasında gazetenin eski Eş Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı Hüseyin Aykol ile sürekli yazarlarından Ömer Ağın da bulunuyor.

Davaları ayrı ayrı görülen nöbetçi yayın yönetmenlerinden Can Dündar, Said Sefa, Veysi Altay’ın davaları devam ediyor.

Kızılkaya 37 davada da sanık

Açılan 37 davanın hepsinde gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya da sanık olarak yargılandı. Kızılkaya hakkında açılan davaların büyük bir bölümü özgür Gündem Ana Davası ile birleştirildi.

İstenen cezalar

37 nöbetçi yayın yönetmeni 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2 maddesi doğrultusunda “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” ve 6. Maddesi doğrultusunda “Terör Örgütlerinin Bildiri veya Açıklamalarını Basma veya Yayınlamak”, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 215/1 maddesi doğrultusunda “Suç İşlemeye Alenen Tahrik” ve TCK 214/1 maddesi doğrultusunda “Suçu ve Suçluyu Övme” ile suçlandı.

TMK 7/2 için 1 yıldan 5 yıla hapis. TMK 6/2 için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, TCK 215/1 için 2 yıla kadar hapis ve TCK 214/1 için ise altı aydan 5 yıla kadar hapis öngörülüyor. Toplamda 37 Nöbetçi Yayın Yönetmeni için 2,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan savcı Davut Zerman tarafından hazırlanan iddianame bir buçuk sayfadan oluşuyordu.

İddianame Dündar ile birlikte gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında hazırlandı. İddianame 12 Ekim 2016’da tamamlandı.

İddianamede gazetenin 22 Haziran 2016 yayımlanan sayısının 7. sayfasındaki “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi” başlıkları haberler suçlama konusu yapıldı.

Savcı Zerman, iki haberle ilgili “Haberlerde terör örgütü PKK’nın alt yapılanmalarından HPG örgütünün gerçekleştirdiği silahlı eylemler ve hayatını kaybeden bir örgüt mensubu ile ilgili açıklamalarına yer verildiği, açıklama içeriği ve görseli incelendiğinde örgütün kendi silahlı eylemlerini meşru gösterme ve övmeye yönelik olduğu.” değerlendirmesi yaptı.

Savcı Zerman, yayımlanan haberlerin kimler tarafından kaleme alındığının belli olmaması nedeniyle Basın Kanunu kapsamında gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeninin bu haberlerin yayımlanmasından sorumlu olduğunu kaydetti.

Bu kapsamda da Dündar ve Kızılkaya’nın “terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” suçlamasıyla cezalandırılması talep edildi.

Savcı Davut Zerman’ın hazırladığı iddianame İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Yargılama başladı.

Ancak yargılama başladığında Dündar, yurtdışına çıktığı için savunması alınamadı. Hakkında yakalama kararı çıkartıldı.

Dava kapsamında yargılanan gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’nın dosyasının ayrılmasına karar verildi. Kızılkaya’nın dosyası İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “Özgür Gündem Ana Davası” olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Dündar ise hakkındaki yakalama kararı şu ana kadar infaz edilmedi. Yargılaması yokluğunda devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 28 Kasım 2019’da görülecek.

10. Standing - July 18, 2019


Kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla 2016’da gerçekleşen “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan isimlerden.

Savcı Davut Zerman’ın hazırladığı 12 Ekim2016 tarihli iddianame İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Dündar, yayın yönetmeni olarak künyede yer aldığı 22 Haziran 2016 günü gazetede yayınlanan “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi haberleri nedeniyle yargılanıyor.

Özgür Gündem Gazetesi’nin Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası 3 Mayıs 2016’dan 7 Ağustos 2016’ya dek sürdü.

Kampanyaya 56 nöbetçi yayın yönetmeni katıldı. Bunlardan 49’una soruşturma açıldı. Soruşturmalardan 11’i takipsizlikle sonuçlandı, 38 dosya davaya dönüştü. 38 davadan biri, soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından dolayı düştü.

Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı 20 Haziran 2016’da tutuklandı, 10 gün sonra serbest bırakıldı.

37 kişiden 24’ünün davasında karar verildi. 24 kişiden dördü beraat etti. 20 kişi için toplam 67 bin TL ve 188 ay 15 gün hapis cezası verildi. Murat Çelikkan dışındaki cezalar ertelendi veya paraya çevrildi. Murat Çelikkan 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi. Bu davalarda infaz edilen ikinci ceza Ayşe Düzkan’a verildi. Düzkan 1 yıl 6 ay hapis cezası aldı. 29 Ocak 2019 - 12 Haziran 2019 tarihleri arasında bu cezası infaz edildi.

Özgür Gündem soruşturması kapsamında açılan 38 davanın hepsinde gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya da sanık. Kızılkaya’nın dosyaları nöbetçi genel yayın yönetmenleri ile yargılandığı davalarda ayrıldı, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Özgür Gündem ana davası ile birleştirildi.

Can Dündar hakkındaki davanın son duruşması 18 Temmuz 2019’da görüldü. Dündar hakkındaki yakalama kararının infaz edilmediği ve yargılama gıyabında sürdüğü için duruşma ertelendi. Bir sonraki duruşma 28 Kasım 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Nov. 28, 2019, 9:05 a.m.


Duruşma 09:40’de başlayacağı duyurulmuştu ancak 10:00’da başladı. Heyet değişikliği nedeniyle önceki tutanaklar okundu. Hakim tutanağa dikte ederken söyledikleri anlaşılmıyordu. Av. Halil Kocabaş’ın da dedikleri anlaşılmadı. Bir sonraki duruşma tarihi bile zor duyuldu. Duruşma 5 dakika dahi sürmedi.

Duruşmada Ulaş Mengüloğlu (başkan), Osman Balıkçı ile Arif Keskin (üyeler) ve Cumhuriyet Savcısı Günce Coşar görev aldı.


Duruşma gazeteci Dündar hakkında çıkartılan yakalama kararının devamına ve infazının beklenmesine karar verilerek ertelendi.

Bir sonraki duruşma 28 Kasım 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüleceği gün CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan davanın ikinci duruşması Çağlayan adliyesinde görüldüğü için adliye önü kalabalıktı. Yine aynı gün Silivri’de Gezi davası görülüyordu. Gündem yoğun olduğu için ve kaldı ki Can Dündar’ın yurt dışında yaşadığı artık aşikar bir şekilde bilindiği için duruşmaya ilgi yoktu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkemenin görüleceği duruşma salonu büyüktü. Salonda 60’a yakın sandalye bulunuyordu. Sıcak bir gün olmasına rağmen salon serindi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya izleyen olarak kimse katılmadı. İçerde basın mensubu yoktu. Can Dündar müdafi avukat Abbas Yalçın Silivri’de görülen Gezi davasına katıldığı için yerine Av. Halil Kocabaş geldi.

Genel Gözlemler

5 dakika dahi sürmeyen duruşmada hakim tutanağa sesi duyulmayacak şekilde dikte etti. Salonda iz-leyen yoktu. Hakim dışında üyeler ve savcının dosyayla ilgili bir tutumunun olmadığı, başka şeylerle ilgilendikleri görüldü.

9. Standing - Jan. 31, 2019


Kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla 2016’da gerçekleşen “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan isimlerden.

Savcı Davut Zerman’ın hazırladığı 12 Ekim2016 tarihli iddianame İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Dündar, yayın yönetmeni olarak künyede yer aldığı 22 Haziran 2016 günü gazetede yayınlanan “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi haberleri nedeniyle yargılanıyor.

Özgür Gündem Gazetesi’nin Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası 3 Mayıs 2016’dan 7 Ağustos 2016’ya dek sürdü.

Kampanyaya 56 nöbetçi yayın yönetmeni katıldı. Bunlardan 49’una soruşturma açıldı. Soruşturmalardan 11’i takipsizlikle sonuçlandı, 38 dosya davaya dönüştü. 38 davadan biri, soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından dolayı düştü.

Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı 20 Haziran 2016’da tutuklandı, 10 gün sonra serbest bırakıldı.

37 kişiden 24’ünün davasında karar verildi. 24 kişiden dördü beraat etti. 20 kişi için toplam 67 bin TL ve 188 ay 15 gün hapis cezası verildi. Murat Çelikkan dışındaki cezalar ertelendi veya paraya çevrildi. Murat Çelikkan 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi.

Özgür Gündem soruşturması kapsamında açılan 38 davanın hepsinde gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya da sanık. Kızılkaya’nın dosyaları nöbetçi genel yayın yönetmenleri ile yargılandığı davalarda ayrıldı, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Özgür Gündem ana davası ile birleştirildi.



Next Trial: July 18, 2019, 9:40 a.m.


Dündar için yazılan yurt dışı istinabe evrakının eksiklik tamamlanarak yeniden gönderilmesi yönündeki önceki celse ara kararı yerine getirilmemişti.

Avukat Abbas Yalçın bu aşamada diyeceğinin olmadığını söyledi.

Savcı eksik hususların tamamlanmasını talep etti.


Ulaş Mengüloğlu başkanlığında üye hakimler Gülay Zengin ve Saliha İncel Şahin’den oluşan mahkeme heyeti, tutanağa “kalem personelinin istinabe evrakıyla ilgili ara kararların yerine getirilmesi konusunda özenli davranması, aksi durumun disiplin yönünden sorumluluğu gerektireceği yönünde uyarıldı” cümlesini yazdırdı.

Ara kararı, Dündar hakkında yakalama emrinin devamı, infazının beklenmesi, yazılan yurtdışı istinabe evrakının eksikler tamamlanarak gönderilmesi yönündeki geçen celse ara kararların yerine getirilmesi şeklinde oldu.


Duruşma Öncesi

09.40’ta başlaması beklenen duruşma 10.25’te başladı. Girişte gazetecilere basın kartı sorulmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Pencere yoktu. Salonun sıcaklığı iyiydi.

Duruşmaya Katılım

Can Dündar duruşmaya katılmadı, avukatı salonda hazır bulundu. Duruşmayı üç gazeteci dışında takip eden olmadı. Bir sonraki duruşma için bekleyen sanık ve avukatı da salondaydı.

Genel Gözlemler

Mahkeme heyeti, bir erkek (başkan) ve iki kadından oluşuyordu. Savcı da erkekti. Duruşmada sert bir hava yoktu. 10.30’da sona erdi.

Can Dündar - Solidarity with Özgür Gündem Trial (Indictment)

Can Dündar - Solidarity with Özgür Gündem Trial 9. Standing (Minutes of the Hearing)

Cumhuriyet Newspaper Trial

Upon the request of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office, the Istanbul 5th Criminal Court of Peace filed an arrest warrant for Can Dündar, the former editor-in-chief of the Cumhuriyet newspaper. Dündar, who was abroad at that time, was not taken into custody.

The Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office issued an indictment against Can Dündar on April 3, 2017. Dündar was charged for “aiding and abetting an organization knowingly and willingly, although he does not belong to the structure of that organization” (TPC 220 7/2). The Istanbul 27th High Criminal Court accepted the indictment on April 19, 2017.

In the indictment, it was claimed that “upon the appointment of Dündar to the Cumhuriyet Newspaper’s editor-in-chief position by the Cumhuriyet Foundation’s Executive Board, the editorial policy of the newspaper changed radically.”

Dündar was charged for his following articles:

The article titled “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” (“Here Are The Weapons Erdoğan Said Do Not Exist”) dated May 24, 2015.
The article titled “Neden Yayımlıyoruz” (“Why We Publish This Story”) dated May 28, 2015.
The article titled “Devlet Memuru Değil Gazeteciyiz” (“We Are Not Public Servants, But Journalists”) dated June 1, 2015.
The article titled “Tehdidi Bırak, Bu 20 Soruya Yanıt Ver!” (“Stop Threatening And Answer These 20 Questions!”) dated June 2, 2015.
The article titled “Buyrun Cenaze Namazına” (“Welcome To The Funeral”) dated June 13, 2014.
The article titled “Yasaklar Zaafların Örtüsüdür” (“The Restrictions Are The Cover Of The Weaknesses”) dated Oct. 19, 2015.
The article titled “Acemi Casus” (“The Probie Spy”) dated Dec. 2, 2015.
The article titled “Para Mektubu Unutturdu” (“The Money Makes Them Forget [Our] Letter”) dated Dec. 23, 2015.

In the indictment, it was claimed that Can Dündar was “publishing the state’s confidential documents by transferring them from an information pool of the armed terrorist organization FETÖ/PDY [FETÖ/PDY refers to the movement of the followers of Fethullah Gülen, an Islamic cleric who is in self-imposed exile in USA and is considered to be the person who orchestrated the coup attempt on 15th of July, 2016. The Erzincan High Criminal Court was the first judicial institution which recognized it as a terrorist organization in 2016]. In other words, Dündar was exposing political and military secrets that should remain confidential.”

It was claimed that Dündar’s “intention was organizing off-the-record politics by publishing this report just a week before the general elections,” and with “publications that could not be considered as being within the scope of freedom of the press, Dündar was trying to introduce the Turkish Republic to the international community as a country that is aiding a terrorist organization.”

The following statements were made in the conclusion of the indictment:

“[The Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office] came to a conclusion that the suspect was committing the crime of ‘aiding and abetting an organization knowingly and willingly, although he does not belong to the structure of that organization’ with the editorial policy and the headlines of the newspaper that he was in charge of by defaming, attriting and targeting the President and the government of the Turkish Republic in a way that exceeds the limits of freedom of the press; publishing reports that were trying to create a perception that the country was in chaos; publishing reports that pave the way to restrict the civil authority’s elbow room and exposing the state to foreign interventions; in other words the suspect was trying to discredit and neutralize the State of the Turkish Republic and the government inside and outside of Turkey by the radical change [of the editorial policy of the Cumhuriyet newspaper] after 2013; trying to put [the State of the Turkish Republic and the government] in legal and penal responsibility under the international law by creating the perception that [the State of the Turkish Republic and the government] was aiding and supporting a terrorist organization such as ISIS.”

The Cumhuriyet trial started on July 24, 2017. In the eighth hearing, the court ruled to wait for the execution of the arrest warrant for Can Dündar. In the final hearing, which was held on April 25, 2018, the court ruled to separate Dündar’s file from the case.

The trial against Can Dündar continues in the Istanbul 27th High Criminal Court in his absence.

The sentences of the defendants at the Cumhuriyet Newspaper Main Trial was approved by the Court of Appeal excluding that of Can Dündar. The file was referred to the Court of Cassation. It was demanded that the verdicts, issued about the defendants other than Can Dündar, be removed. However, Dündar was not included as his file was seperated from them before.

Cumhuriyet Newspaper Trial (Indictment)

Cumhuriyet Newspaper Trial (Reasoned Judgement)

Cumhuriyet Newspaper Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

Cumhuriyet Newspaper Trial (The Court of Cassation's Judgement)

Cumhuriyet Newspaper Trial (The Court of Appeal's Judgement)

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial

MİT TIR’larındaki mühimmata ilişkin fotoğraflar Cumhuriyet gazetesinde “Can Dündar” imzasıyla 29 Mayıs 2015’te yayımlandı. Haberin başlığı “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar”dı. Gazetenin internet sitesi "cumhuriyet.com.tr”de de TIR’lardaki aramaya ilişkin görüntüler vardı. Bu görüntüler 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinde “İşte TIR’daki Cephane” başlığıyla yayımlanmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün basın açıklaması yayımlayarak Dündar hakkında soruşturma başlattığını açıkladı. Açıklamada, Dündar’a; “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma kapsamında internet sitesindeki habere de erişim yasağı getirildi.

Soruşturmayı o dönem Terör ve Örgütlü Suçlardan Sorumlu İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan yönetti.

1 Haziran 2015’te Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir canlı televizyon yayınında Dündar’ı hedef alarak, “Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” dedi.

Soruşturmanın başlatılmasından kısa bir süre sonra 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimleri yapıldı. Seçimlerde AKP, tek başına iktidar olamadı. Hükümet kurulamayınca 1 Kasım 2015’te erken seçim yapıldı ve AKP, meclis çoğunluğunu yakaladı. Soruşturmanın başlatıldığı 29 Mayıs 2015’ten 1 Kasım 2015’e kadar Dündar’ın ifadesinin alınması için çağrı kağıdı yollanmadı. Seçimlerin üzerinden bir ay geçmeden çağrı kağıdı geldi ve Dündar, 26 Kasım 2015’te ifade vermek için Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne gitti.

Dündar’ın ifadesini soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan aldı. Fidan, Dündar’a “Bu görüntüleri nereden, kim ya da kimlerden temin ettiniz? Ne maksatla yayınladınız? Bu bilgi ve fotoğrafları yayınlamak için herhangi bir kişiden talimat aldınız mı?” sorularını yöneltti.

Dündar, 35 yıldır gazeteci olduğunu, basın mensubu olarak devlet içerisindeki oluşumların sakıncalarından bahsettiğini belirtti. “FETÖ/PDY Terör Örgütü olarak isimlendirdiğiniz oluşumla uzaktan yakından ilgim olamaz” dedi. MİT TIR’larının durdurulmasına ilişkin haberin de gazetecilik faaliyeti olduğunu dile getirdi. Dündar, ifadesinde şunları söyledi:

“Bunun dışında ne casusluk, ne örgüte yardım, ne de bir başka suçla kesinlikle hiçbir ilgim olamaz. Devletin bu olay sebebiyle iki kurumunun birbirine düşmesi ayrıca vahimdir. Bir gazeteci olarak bu olay benim için bir haberdir. Amacım kamuoyunu uyarmak ve bilgilendirmektir. Watergate ve İrangate skandalları olarak bilinen hadiselerde vakti zamanında devlet sırrı olarak kabul edilen ve bu haberler sebebiyle gazetecilerin yargılanmaya çalışıldığı olaylardır. Ancak aradan geçen yılardan sonra devlet adına bu operasyonları yürütenler yargılanıp mahkûm edilmişlerdir. Ben bu bilgi ve belgeleri nereden aldığımı gazetecilik etiği olarak söyleyemem. Ancak şunu ifade edebilirim ki hiçkimse veya örgüt bana bu konuda hiçbir talimat veremez. Meslek hayatımda bunun hiçbir örneği yoktur. Yaptığım tamamen gazetecilik faaliyetidir.”

Fidan, ifadenin tamamlanmasının ardından Dündar’ı “örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlarını işlediği iddiası ile tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk etti. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği de aynı suçlamalarla tutuklama kararı verdi.

Hâkim İsmail Yavuz, kararda, MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ilk defa Dündar tarafından temin edildiğini belirtti. Hâkim Yavuz, TIR’ları durduran kişiler hakkında örgüt soruşturması başlatılmasına karşın bu görüntüleri yayınlamasını tutuklama gerekçesi olarak gösterdi. Kuvvetli suç şüphesi, atılı suçun cezasının üst sınırı, adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı şüphesi de gerekçeler arasındaydı. Tutuklama kararının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, tutuklama kararıyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Soruşturmanın anayasal teminat altında bulunan ‘basın özgürlüğü’ ile hiçbir ilgisi bulunmayıp, kişi hak ve hürriyetlerini ihlal edecek hiçbir tavır içerisine girilmemiştir.”

Soruşturmaya ilişkin iddianame Dündar ve avukatlarına ulaşmadan önce 27 Ocak 2016’da Sabah gazetesinde Nazif Karaman imzasıyla yayımlandı.

Başsavcı Vekili İrfan Fidan’ın imzaladığı iddianame 473 sayfaydı. Müştekiler, Recep Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı’ydı.

İddianamenin 56 sayfası Can Dündar ile ilgiliydi. 55 yazı ve haber, Dündar’a yöneltilen suçlamalara gerekçe olarak gösterildi. Delil olarak gösterilen yazılardan biri hariç hiçbiri hakkında daha önce herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Hakkında soruşturma başlatılan bir yazısı için de takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamenin 22 sayfası Galatasaray Üniversitesi Kamu Hukuk Bölümü öğretim görevlisi F.T.’nin 2015’te Türkiye Barolar Birliği’nin dergisinde yayımlanan “Ceza Hukukunda Terör Örgütü Kavramı” başlıklı akademik makalesinden noktalama işaretlerine kadar birebir kopyalanmıştı. İddianamede, bu bölümün alıntılandığında ilişkin herhangi bir not da yer almadı.

Geri kalan 394 sayfada ise başka bir soruşturmanın detayları ve Fetullah Gülen cemaati yapılanması anlatıldı.

İddianamede, Dündar için “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme”, “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama”, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen yada tamamen engellemeye teşebbüs etmek” ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” suçlarından bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istendi.

Savcı Fidan, iddianamede, MİT’e ait TIR’ları durduran, TIR’larda arama yapan ve MİT yetkililerini darp eden kişilerin “silahlı terör örgütü” olduğunu, nihai amaçlarının da “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” olduğunu kaydetti. Dündar’ın “Devleti ve hükümeti terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaptığını” öne süren savcılık, FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ettiğini iddia etti.

İddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 Şubat 2016’da kabul edildi. Mahkeme, ilk duruşma gününü 25 Mart 2016 olarak belirledi ve Dündar’ın tutukluluğunun devamına karar verdi.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Dündar; Erdem Gül ile birlikte tutuklanmasının, basın ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle, 6 Aralık 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Dündar, başvurusunu yaptığında, hakkındaki iddianame hazırlanmamıştı. Anayasa Mahkemesi, yargılamanın başlayacağı 25 Mart’tan kısa bir süre önce, 17 Şubat’ta, Dündar’ın başvurusunu incelemeye aldı. Bir hafta sonra 25 Şubat’ta AYM hak ihlali bulunduğuna karar verdi ve yerel mahkeme Dündar’ı tahliye etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erdem Gül ile birlkte Dündar’ın tahliyesine ilişkin 28 Şubat’ta “Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi” dedi.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün sanık olduğu MİT TIR’ları davasının ilk duruşması, 25 Mart 2016’da Çağlayan Adliyesi’nde bulunan İstanbul Adliyesi’nde başladı. İlk duruşmaya günler kala o dönemki ismiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), mahkemeye ikinci bir heyet görevlendirdi. Bu heyet, yalnızca MİT TIR’ları, Hrant Dink cinayeti ve Tahşiye soruşturmasında (Gülen ile fikir ayrılığı yaşadığı iddia edilen bir başka cemaate karşı operasyon) kumpas kurulduğu iddiasıyla açılan davadan sorumluydu.

23 Mart 2016’da da dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, mahkemenin duruşma savcısını değiştirdi. Göreve Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu savcısı Evliya Çalışkan atandı. Çalışkan, 25 Mart 2016’daki ilk duruşmada, bundan sonraki duruşmaların izleyicilere kapalı olmasını talep etti. Savcının gerekçesi, Başbakanlık ve MİT Müsteşarlığı’nın TIR’larının durdurulmasıyla ilgili ilk soruşturmayı başlatan Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na belge gönderdiğini, belgelerin bu dava dosyasında da olduğuydu. Savcıya göre bu belgeler, taraflarca her an dile getirilebilirdi. Oysa dosyada böyle bir belge yoktu. Heyet, talebi kabul etti ve üç yıldır süren davanın duruşmalarına yalnızca Dündar ve Gül’ün eşleri ve avukatları katıldı.

Davanın ikinci duruşması, 1 Nisan 2016’da yapıldı. Duruşmadaki savunmalar, savcının soruları hukuk örgütlerinin Twitter hesaplarından paylaşıldı. Buna göre, duruşmada ilk savunmayı Can Dündar yaptı. Dündar, savunmasına, MİT TIR’larının durdurulmasına ilişkin görüntüleri izleterek başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AYM’nin kendileriyle ilgili hak ihlali kararı hakkındaki sözlerini yargı mercilerine çağrı yapma cüreti olduğunu söyledi. Dündar, görüntülerde TIR’lar durdurulduktan sonra MİT mensubu olduğunu söyleyen kişilerin yaka paça araçtan indirildiğini anımsatarak, şunları söyledi:

“Devletin güvenlik güçleri birbirine silah çekiyor. Bu Talat Aydemir’in başarısız darbe girişiminden sonra ilk kez gerçekleşti. Ayrıca sır denilen şey, MİT TIR’ları durdurulduktan sonra TBMM’de konuşuldu. Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın da aralarında olduğu onlarca kişi demeç verdi konuyla ilgili. Yani sır, bizim haberimizle ifşa olmadı.”

Dündar haklarındaki iddianameyi düzenleyen Başsavcı Vekili İrfan Fidan’ın görüntülerin kurgu olduğu iddiasıyla soruşturma başlattığını anımsatarak, “Görüntüler kurguysa biz neden devletin sırrını ifşa suçundan yargılanıyoruz” diye sordu.
Dündar, duruşma salonundaki oturma düzeninin yanlış olduğunu belirterek, “Biz müştekiyiz, bu suçu isleyenler sanık olmalı. Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’ına kadar devlet halkına yalan söylüyorsa ‘Olsun, sesimi çıkarmayayım’ mı demeliydim? Suriye’deki yangına benzin döküldü silah gönderilerek” dedi. Dündar, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım suçlaması ile ilgili de “Bahsedilen örgütten kimseyi tanımam. Hatta okullarında ‘CIA ajanları yetiştiriliyor’ haberim nedeniyle davalık olduk. Cemaatçi polisler tarafından telefonlarım dinlendi” dedi. Dündar, “paralel devleti” Erdoğan ve Fetullah Gülen’in inşa ettiğini aktararak, şunları söyledi:

“Aralarında kırgınlık olana kadar birliktelerdi. Sonra Erdoğan, Gülen’e ‘Ne istediniz de vermedik’, kamuoyuna ‘Pardon, kandırılmışız’ dedi. Ama biz kandırılmadık. Burada hesap vermesi gereken, Erdoğan ve Gülen’dir. Cumhurbaşkanı kandırıldıysa bedelini ödemelidir. Bizi mağdur edemez. Anayasa’nın açık hükmüne ve AYM kararına uymayan Cumhurbaşkanı’nın sözlerini biliyoruz. Güçlü olan o, ama güçlüler her zaman haklı değildir. Haklı olan biziz ve gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. ‘Cumhurbaşkanı emretti, sonuç böyle oldu’ gibi bir hukuk garabetine izin vermeyin. Biz bu noktada size sığınıyoruz. Beraatimi istiyorum.”

Davanın üçüncü duruşması, 22 Nisan 2016’da yapıldı. Bu duruşmada savcı Evliya Çalışkan, davanın TIR’ları durduran, mühimmat üzerinde kriminal inceleme yapan TSK mensupları ve soruşturma savcılarının Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde yargılandığı dosya ile birleştirilmesini talep etti. Talebi reddedilen savcı, esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak için süre istedi. Savcının talebi kabul edildi.

Davanın dördüncü duruşması, 6 Mayıs 2016’da yapılacaktı. Savcı Çalışkan, 29 Nisan 2016’da esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Çalışkan mütalaasında, Dündar’ın “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması nedeniyle 25 yıla kadar hapsini istedi. Savcı, Dündar’a yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yönünden TIR’ları durduran TSK mensupları ve soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini, bu yüzden bu suçlarla ilgili yargılamanın başka bir esas numarası üzerinden devam etmesini talep etti.

Savcı, ayrıca Dündar’a yöneltilen suçların basın yoluyla işlenebilen suçlardan olmadığını, bu nedenle Basın Kanunu’nda dava açılabilmesi için öngörülen dört aylık sürenin bu dosyada geçerli olmadığını savundu. Savcı, aynı zamanda Dündar’ın yayınladığı görüntülerin daha önce yayınlanmadığını öne sürdü ve şu ifadeleri kullandı:
“Ulusal güvenlik, ulusal menfaat, devlet sırrı ve mahkeme kararlarını yok sayan, özellikle Dündar’ın savunmasında yaptığı gibi bu değerleri aşağılayan, onu suç işlemenin aracı ve örtüsü kılan, dejenere bir basın özgürlüğü anlayışının, ne ulusal-uluslararası hukuk normlarıyla ne de çağdaş ülke uygulamalarıyla bağdaşır yönü bulunmamaktadır”

6 Mayıs 2016’da yapılan dördüncü duruşmada, Dündar, esas hakkındaki mütalaaya karşı esas hakkındaki savunmasını yaptı. Can Dündar, savunmasına Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarak başladı. Dündar, “Bugün 6 Mayıs. 44 yıl önce bu ülkede bir hukuk yarası yaşandı. Umarım bugün yeni bir yara açılmaz” dedi. Dündar, o dönem Başbakan olan Ahmet Davutoğlu’nun 5 Mayıs 2016’daki istifasına atıfta bulunarak, “Dün yıkmaya çalıştığımız iddia edilen hükümet yıkıldı” dedi ve şöyle devam etti:
“Diliyoruz ki habercilikten ceza almayalım. Bu, bütün gazeteciler üzerinde Demokles kılıcı yerleştirir. Bir suçu deşifre ettik, haberimizin arkasındayız. Suçsuz olduğumuza inanıyoruz.”

Duruşmaya, hüküm açıklanmadan önce ara verildi. Dündar, bu arada adliye önündeki meydanda Murat Şahin isimli bir saldırgan tarafından silahlı saldırıya uğradı. Şahin, saldırı sırasında “Vatan haini” diye bağırıyordu. Dündar, saldırıdan yara almadan kurtulurken, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan sonra duruşmaya devam edildi. Mahkeme, Dündar’a “Devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Darbeye teşebbüs suçundan beraat kararı verilirken, “örgüte yardım” suçu yönünden Yargıtay’daki davanın sonucunun da beklenmesi için başka esas numarası üzerinden yargılamaya devam edilmesine hükmedildi.

“Örgüte yardım” suçundan ayrılan dosyayla ilgili yargılamanın ilk duruşması 21 Eylül 2016’da yine İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Bu duruşmadan başlamak üzere Can Dündar, ülkeyi terk ettiği için duruşmalara katılmadı. Dava dosyasına CHP Milletvekili Enis Berberoğlu da sanık olarak eklendi. Berberoğlu, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme ve FETÖ/PDY silahlı örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Duruşma yine izleyicilere kapalıydı. Duruşmaların kapalı yapılmasına yapılan itiraz reddedildi ve bir sonraki duruşmanın 16 Kasım 2016’da yapılmasına karar verildi.
16 Kasım 2017’deki ikinci duruşmada Berberoğlu’yla ilgili FETÖ iddiasını ortaya atan Soner Yalçın’ın tanık olarak dinlenmesine ve TIR’ları durduran ve mühimmat üzerinde inceleme yapan askerler ile soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın akıbetinin sorulmasına karar verdi. Duruşma, 11 Ocak 2017’ye ertelendi.

Bu duruşmadan iki hafta sonra 2 Aralık 2016’da mahkeme heyetinin üyesi Bünyamin Karakaş FETÖ suçlamasıyla gözaltına alındı ve meslekten ihraç edildi. Karakaş, Dündar’a 5 yıl 10 ay hapis cezası veren heyette de yer alıyordu. 19 Aralık 2016’da da mahkeme başkanı Canel Rüzgâr, görevinden alınarak başka bir mahkemede görevlendirildi. Rüzgâr’ın yerine mahkemenin yedek heyetinin başkanı Ali İhsan Horasan getirildi.

11 Ocak 2017’deki üçüncü duruşmada savcı Mehmet Yeşilkaya, mahkemenin tanıkların dinlenmesine ilişkin kararı yerine getirilmeden esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı mütalaada, Dündar’ın örgüte üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Dündar’ın yaptığı haberlerde hiçbir kamu yararı olmadığını ileri sürdü. Haberlerin Adana Ceyhan ve Hatay Kırıkhan ilçelerindeki adli soruşturma yürütülüyormuş görüntüsü altında yapıldığını savunan Yeşilkaya, görüntülerin Türkiye Cumhuriyet hükümetini yıpratarak görev yapamaz hale getirmek için yayınlandığını iddia etti. Bir sonraki duruşmanın 1 Mart 2017’de yapılmasına karar verildi.

1 Mart 2017’de yapılan dördüncü duruşmada oturumların kapalı yapılması kararının kaldırılması talep edildi. Ek olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davaya katılma talebi de değerlendirildi. Duruşmaların aleni yapılmasına ilişkin talep oy birliğiyle reddedildi. Erdoğan’ın talebi ise oy çokluğuyla kabul edildi. Karşı oy bildiren heyet üyesi Ömer Karagöl, dava konusu suçların niteliği dikkate alındığında Erdoğan’ın kişisel olarak davaya katılma hakkı bulunmadığını belirtti. Mahkeme, TIR’ları durduran ve mühimmat üzerinde inceleme yapan askerler ile soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın akıbetinin sorulmasına karar vererek duruşmayı 27 Nisan 2017’ye erteledi.

27 Nisan 2017’de yapılan beşinci duruşmada mahkeme, yargılama konusu suçlamanın değişmesi ihtimali nedeniyle yargılanan kişilere ek savunmasını sordu. Berberoğlu ve Dündar’ın ek savunması alınamadığı için duruşma 8 Mayıs 2017’ye ertelendi. 8 Mayıs 2017’de yapılan altıncı duruşmada mahkeme, Berberoğlu’na mahkeme dosyasına gelen mobil telefon hattına ilişkin sinyal bilgilerini incelemesi için süre verildi ve duruşma 24 Mayıs 2017’ye ertelendi.

24 Mayıs 2017’de yapılan yedinci duruşmada mahkeme, TIR’ları durduran ve mühimmat üzerinde inceleme yapan askerler ile soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın akıbetinin sorulmasına karar vererek duruşmayı 14 Haziran 2017’ye erteledi.

14 Haziran 2017’de yapılan sekizinci duruşmada mahkeme, Berberoğlu’na “siyasi ve askeri casusluk maksadıyla devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçundan 25 yıl hapis cezası vererek tutuklanmasına karar verdi. Kararla birlikte Dündar’a yöneltilen “örgüte üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlaması yönünden davanın başka bir esas numarası üzerinden sürmesine karar verildi. Bu yargılama boyunca yapılan işlemler, Berberoğlu’na yönelikti.

Berberoğlu’nun mahkûmiyetine ilişkin gerekçeli kararda, 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinin söz konusu mühimmata ilişkin, “İşte TIR’daki Cephane” şeklinde haber yaptığını anımsattı. Haberin yanında “top mermileri olduğu iddia edilen bir adet fotoğrafın bulunduğunu” kaydeden heyet, haberde bundan başkaca herhangi bir bilgi, belge ve görüntünün bulunmadığı öne sürdü.

“Örgüte üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamasıyla yeni esas numarasına kaydedilen bu dava, 4 Ekim 2017’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Davaya bu defa da Aydınlık gazetesinde 21 Ocak 2014’te yayımlanan “İşte TIR’daki cephane” haberi nedeniyle o dönem gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olan İ.Y. ve İstihbarat Servisi eski Şefi C.B. de eklendi. İkisine yöneltilen suçlama “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama”ydı. Bu duruşmada Berberoğlu ve avukatları heyetin gerekçeli kararda Aydınlık gazetesini akladığı için bu davada tarafsızlığını yitirdiğini söyledi ve heyeti reddetti. Bu nedenle duruşma 20 Aralık 2017’ye ertelendi.

20 Aralık 2017’de yapılan ikinci duruşmada mahkeme, Aydınlık gazetesi eski yöneticileri İlker Yücel ve Ceyhun Bozkurt hakkındaki dosyanın hukuki fiili irtibat olduğu gerekçesiyle bu dosyaya gönderildiğini ancak dava konularının ayrı olduğunu belirtti ve dosyanın ayrılmasına hükmetti. Daha önce TIR’ları durduran, mühimmat üzerinde inceleme yapan ve soruşturma savcılarının Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde yargılandığı davanın sonucunun beklenmesi yönünde karar veren heyet, bu karardan vazgeçilmesine karar verdi.

Heyet, ardından duruşma savcısına esas hakkındaki mütalaasını sordu. Savcı Mehmet Yeşilkaya, mütalaasında Dündar’ın haberlerinin gazetecilik faaliyeti ve basın özgürlüğü kapsamında bulunmadığını iddia etti. TIR’ların FETÖ/PDY tarafından durdurulduğunun bilindiğini belirten savcı, “gazetecilerin operasyonun FETÖ/PDY tarafından yapıldığına vakıf olmamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu” savundu. Savcı Dündar’ın “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etti. Bir sonraki duruşmanın 24 Ocak 2018’de yapılmasına karar verildi.
24 Ocak 2018’de yapılan üçüncü duruşmada heyet başkanı ve duruşma savcısı izinliydi. Bu nedenle bir sonraki duruşmanın 16 Şubat 2018’de yapılmasına karar verildi.
16 Şubat 2018’de yapılan dördüncü duruşmada, sanık ve avukatlarının usul ve esasa ilişkin beyanlarını hazırlamaları için süre verildi. Duruşma 14 Mart 2018’e ertelendi.

Yargıtay Kararı

9 Mart 2018’de Yargıtay, Dündar’a Mayıs 2016’da verilen mahkûmiyeti bozdu. Dündar hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngören “gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etme” suçundan hüküm kurulması gerektiğine karar verdi.

14 Mart 2018’de yapılan beşinci duruşmada mahkeme Can Dündar ve Erdem Gül hakkında Mayıs 2016’da verilen mahkûmiyet kararına ilişkin Yargıtay’ın bozma kararının beklenmesine karar verdi ve duruşmayı 9 Mayıs 2018’e erteledi.

9 Mayıs 2018’de yapılan altıncı duruşmada mahkeme başkanı raporluydu. Bu nedenle duruşma 18 Temmuz 2018’e ertelendi.

Yargıtay’ın bozma kararı üzerine mahkeme, 16 Temmuz 2018’de yaptığı duruşmada, Gül’ü “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçundan beraat ettirdi.
18 Temmuz 2018’de yapılan yedinci duruşmada mahkeme, Dündar ve Gül’ün avukatlarına esas hakkındaki savunmalarını hazırlaması için süre verilmesine karar verdi. Duruşmayı 10 Ekim’e erteledi.

10 Ekim 2018’de yapılan sekizinci duruşmada mahkeme başkanı, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün Dündar ve Gül’ün FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığına dair tutanağının dosyaya gönderildiğini söyledi. Mahkeme, Dündar ve Gül’e bunu incelemeleri ve savunma için süre vererek duruşmayı 6 Şubat 2019’a erteledi.

6 Şubat 2019’da yapılan dokuzuncu duruşmada mahkeme, Dündar’ın dosyasını ayırdı ve bir sonraki duruşmaların 15 Mayıs’ta yapılmasına karar verdi.

15 Mayıs 2019’da yapılan onuncu duruşmada mahkeme, Erdem Gül hakkındaki davanın Basın Kanunu’nun 26. maddesinde dava açılması için öngörülen dört aylık süre içinde açılmadığı gerekçesiyle düşme kararı verdi.

Dündar’ın birleştirilen tüm dosyaranını yargılamasına 31 Ekim 2019’da devam edildi. Duruşma sonunda Dündar’ın iade talebinin sonucunun beklenilmesine karar verilerek, duruşma 19 Mart 2020 günü saat 11.00’e bırakıldı.

10. Standing - May 5, 2019


Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait tırların Suriye’ye silah taşıdığına ilişkin yapılan haberler nedeniyle Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, Ankara temsilcisi Erdem Gül ve Milletvekili Enis Berberoğlu “terör örgütüne üye olmadan yardım etmek” suçlamasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. İddianameyi 25 Ocak 2016’da dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili İrfan Fidan hazırladı. Yurt dışında olan Can Dündar’ın dosyası ayrıldı.


Emre Efe Şimşek başkanlığında, Ali Özcan ve Nail İnce üye hakimlerinden oluşan mahkeme heyeti, duruşmayı kapalı olarak gerçekleştirdi. Erdem Gül, üç avukatı ile duruşmaya katıldı. Mazeret bildiren Enis Berberoğlu’nun da üç avukatı duruşmada yer aldı.

Tutanakta yer alan bilgilere göre Enis Berberoğlu’nun avukatı üç kişinin tanık olarak dinlenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Duruşma Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile kayda alındı. Erden Gül ve avukatları esas hakkındaki son savunmasını sundu.


Mahkeme kararını açıklarken kapalılığa son vererek seyircileri salona aldı.

Erdem Gül hakkında 29 Mayıs 2015’te Cumhuriyet Gazetesi’nden yayımlandıktan sonra devlet sırrı niteliği kalmayan bilgileri 12 Haziran 2016’te aynı gazetede yayımlayarak açıklanmasından ibaret olan olayda “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçunu oluşturacağı kanaatine vardı. Bu suçla ilgili de 5187 sayılı Basın Kanunu’nda belirtilen davanın dört aylık süreden sonra açılması nedeniyle davanın düşmesine karar verdi.

Enis Berberoğlu hakkında ise hüküm verilmesine yer olmadığına karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma kapalı gerçekleştiği için destek için gelenler salona açılan koridorun önünde bekledi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu İstanbul Adliyesi’ndeki büyük salonlardandı.

Duruşmaya Katılım

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto ile Genel Sekreteri Sibel Güneş, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Tuncay Özkan’ın da aralarında olduğu isimler dayanışma için adliyedeydi. Karar sırasında duruşmayı milletvekilleri ve gazetecilerin de aralarında olduğu 30 kadar kişi takip etti.

Genel Gözlemler

11.15’de başlayacağı duyurulan duruşma için çağrı 11.49’da yapıldı. Seyirciler salona 14.06’da alındı. Karar alkışlarla karşılandı

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial (Indictment)

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial (Reasoned Judgement)

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial (The Constitutional Court's Judgement)

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial (The Court of Cassation's Judgement)