Can Dündar

Can Dündar has worked in the Yankı, Hürriyet, Nokta, Haftaya Bakış, Söz and Tempo media outlets since 1979. We was in the program crew of 32. Gün from 1989 to 1995. He produced “Çapraz Ateş” with Mehmet Ali Birand on Show TV from 1993 to 1994. He made the “Demirkırat” (1991) and “12 Mart” (1994) documentary series with Mehmet Ali Birand and Bülent Çaplı. He started to write columns in Aktüel in 1994 and worked for the Yeni Yüzyıl, Sabah, Milliyet and BirGün newspapers.

An investigation about the reports that claimed MIT trucks were transporting weapons from Turkey to Syria was launched against Dündar, then editor-in-chief of the Cumhuriyet Newspaper in May 2015. He was detained on Nov. 26, 2015. A prosecution against him started in Istanbul 14th High Criminal Court, Dündar was accused of “accessing and disclosing information for the purpose of military or political espionage”; “by use of force and violence, attempting to abolish the government of the Republic of Turkey or to prevent it, in part or in full, from fulfilling its duties.”

The Constitutional Court ruled that Can Dündar’s rights were violated on Feb. 25, 2016. Upon the verdict, the Istanbul 14th High Criminal Court released Dündar and Erdem Gül. At the end of the trial, the court sentenced Can Dündar to 5 years and 10 months of prison. The Court of Appeal for the 16th Circuit overruled the verdict and noted that the sentence should have been heavier.

In addition to this, Dündar is also prosecuted for participating in the Özgür Gündem newspaper’s Co-editor-in-chief On Watch campaign and faces up to 3 years imprisonment.

Can Dündar - Cumhurbaşkanına Hakaret Davası

Cumhuriyet gazetesinin 11 Ağustos 2015’te yayımlanan sayısının 13’üncü sayfasından PKK yöneticisi Cemil Bayık’ın BBC’ye verdiği röportaj yayımlandı. Röportajın yayımlandığı sırada gazetenin genel yayın yönetmeni Can Dündar ve sorumlu yazı işleri müdürü ise Abbas Yalçın idi.

Haberin yayınlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, 19 Ağustos 2015’te müvekkilinin kişilik haklarına saldırı olduğu gerekçesiyle şikayette bulundu.

Şikayetin değerlendirilmesinin ardından savcılıkça röportajın okuyucuya aktarıldığı ve yazının içeriğinde “Bayık, şöyle konuştu” şeklinde Cemil Bayık’tan alınan ifadelerinin imla ve noktalama işaretleriyle de ayrıca belirtildiği, şüphelilere ait herhangi bir yorum ve eklemenin yapılmadığı ve yazının Erdoğan’a yönelik hakaret kastıyla yayımlanmadığı belirtilerek takipsizlik kararı verildi.

Ancak Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki karara İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği’ne itirazda bulundu. İtiraz değerlendiren hakimlik 19 Kasım 2015 tarihinde takipsizlik kararının kaldırılmasına karar verdi. Kararın ardından savcılık Adalet Bakanlığı’ndan da 18 Ocak 2016’da kovuşturma izni verdi.

Bakanlığın izni sonrası Dündar ve Kılıç hakkında iddianame hazırlandı.

Cumhuriyet gazetesinin eski genel yayın yönetmeni ile sorumlu yazı işleri müdürü Abbas Kılıç hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel tarafından yapılan şikayet sonrası “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla iddianame hazırlandı. İddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu savcılarından Umut Tepe tarafından hazırlanarak 26 Ocak 2016’da mahkemeye sunuldu.

İddianamede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, müşteki olarak yer alıyordu.

İki sayfadan oluşan iddianamede soruşturma aşamasında ilk olarak takipsizlik kararı verildiği, ancak Erdoğan’ın avukatının yaptığı itirazı hakimlikçe kabul edilerek takipsizlik kararının kaldırıldığı anımsatıldı.

Savcı Tepe, suçlamaya konu yazıda “Bayık: Operasyonlar durursa savaşı bırakırız. Türkiye IŞİD’i koruyor. IŞİD katliamların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan vardır” sözleriyle müşteki Erdoğan’ın “terör örgütü IŞİD’i desteklediği izlenimi verilerek kamuoyunda küçük düşürülmeye çalışıldığı” değerlendirmesinde bulundu. Bu ifadelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hakaret suçu kapsamında olduğunu savunan savcı Tepe, bu kapsamda Kılıç ve Dündar’ın cezalandırılmasını talep etti.

Dündar ve Kılıç hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 299/1-2 maddeleri kapsamında cezalandırılmaları ayrıca haklarında TCK’nin 53’üncü maddesince düzenlenen belirli haklardan yoksun bırakma yaptırımın uygulanması talep edildi.

İddianamenin mahkemeye sunulmasıyla birlikte Dündar ve Kılıç’ın yargılamaları İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Yargılama dört yıl boyunca sürdü. Davanın karar duruşması 16 Ocak 2020’de görüldü. Hakkındaki davalar nedeniyle yurtdışına yerleşen gazeteci Dündar, duruşmaya katılmazken aynı zamanda avukat olan Abbas Kılıç duruşmada hazır bulundu.

Hakim Nursel Bedir’in görev aldığı duruşmada söz alan Yalçın, düşme kararı verilmesini talep etti. Ardından mahkeme hakimi, iddianamenin hazırlanması ve bakanlığa gönderilmesi sürelerini göz önüne alarak tek tek hesapladı. Hesaplamalarının ardından hakim Bedir, Can Dündar hakkında çıkarılan yakalama kararının dosyaya bir katkı sağlamayacağından, kaldırılmasına karar verildi.

Kararda, basılı eserlerdeki 4 aylık soruşturma süresi ve bakanlığa gönderilmek için verilen 1 ay 16 günlük sürenin dolduğu ve bu süre içerisinde işlem yapılmadığından Basın Kanunu’nun 26/1 ve CMK’nın 223/8 kapsamında düşürülmesine karar verdi.

12. Standing - Jan. 16, 2020


Cumhuriyet gazetesinin 11 Ağustos 2015’te yayımlanan sayısının 13’üncü sayfasından PKK yöneticisi Cemil Bayık’ın BBC’ye verdiği röportaj yayımlandı. Röportajın yayımlandığı sırada gazetenin genel yayın yönetmeni Can Dündar ve sorumlu yazı işleri müdürü ise Abbas Yalçın idi.

Haberin yayınlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, 19 Ağustos 2015’te müvekkilinin kişilik haklarına saldırı olduğu gerekçesiyle şikayette bulundu.

Şikayetin değerlendirilmesinin ardından savcılıkça röportajın okuyucuya aktarıldığı ve yazının içeriğinde “Bayık, şöyle konuştu” şeklinde Cemil Bayık’tan alınan ifadelerinin imla ve noktalama işaretleriyle de ayrıca belirtildiği, şüphelilere ait herhangi bir yorum ve eklemenin yapılmadığı ve yazının Erdoğan’a yönelik hakaret kastıyla yayımlanmadığı belirtilerek takipsizlik kararı verildi.

Ancak Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki karara İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği’ne itirazda bulundu. İtiraz değerlendiren hakimlik 19 Kasım 2015 tarihinde takipsizlik kararının kaldırılmasına karar verdi. Kararın ardından savcılık Adalet Bakanlığı’ndan da 18 Ocak 2016’da kovuşturma izni verdi.

Bakanlığın izni sonrası Dündar ve Kılıç hakkında iddianame hazırlandı. İddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu savcılarından Umut Tepe tarafından hazırlanarak 26 Ocak 2016’da mahkemeye sunuldu.

İddianamede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, müşteki olarak yer alıyordu.

İki sayfadan oluşan iddianamede soruşturma aşamasında ilk olarak takipsizlik kararı verildiği, ancak Erdoğan’ın avukatının yaptığı itirazı hakimlikçe kabul edilerek takipsizlik kararının kaldırıldığı anımsatıldı.

Savcı Tepe, suçlamaya konu yazıda “Bayık: Operasyonlar durursa savaşı bırakırız. Türkiye IŞİD’i koruyor. IŞİD katliamların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan vardır” sözleriyle müşteki Erdoğan’ın “terör örgütü IŞİD’i desteklediği izlenimi verilerek kamuoyunda küçük düşürülmeye çalışıldığı” değerlendirmesinde bulundu. Bu ifadelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre hakaret suçu kapsamında olduğunu savunan savcı Tepe, bu kapsamda Kılıç ve Dündar’ın cezalandırılmasını talep etti.

Dündar ve Kılıç hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 299/1-2 maddeleri kapsamında cezalandırılmaları ayrıca haklarında TCK’nin 53’üncü maddesince düzenlenen belirli haklardan yoksun bırakma yaptırımın uygulanması talep edildi.

İddianamenin mahkemeye sunulmasıyla birlikte Dündar ve Kılıç’ın yargılamaları İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Yargılama dört yıl boyunca sürdü. Davanın karar duruşması 16 Ocak 2020’de görüldü. Hakkındaki davalar nedeniyle yurtdışına yerleşen gazeteci Dündar, duruşmaya katılmazken aynı zamanda avukat olan Abbas Kılıç duruşmada hazır bulundu.

Hakim Nursel Bedir’in görev aldığı duruşmada söz alan Yalçın, düşme kararı verilmesini talep etti. Ardından mahkeme hakimi, iddianamenin hazırlanması ve bakanlığa gönderilmesi sürelerini göz önüne alarak tek tek hesapladı. Hesaplamalarının ardından hakim Bedir, Can Dündar hakkında çıkarılan yakalama kararının dosyaya bir katkı sağlamayacağından, kaldırılmasına karar verildi.


Duruşma, saatinde, mahkeme heyetinin yerini alması ile 13:30’da başladı. Duruşmaya, Can Dündar katılmazken, dönemin gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü Abbas Yalçın hazır bulundu. Yalçın, duruşmaya avukatsız katıldı.
Duruşmada söz alan Yalçın, düşme kararı verilmesini talep etti.

Ardından mahkeme hakimi, iddianamenin hazırlanması ve bakanlığa gönderilmesi sürelerini göz önüne alarak tek tek hesapladı.


Duruşma Öncesi

Adliye girişlerinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazlarından geçirildi. Adliyeye giriş yapanların üstlerinde metal çıktığında ya da X-Ray cihazı sinyal verdiğinde dedektörle arandı. Bilgisayarlar çantalardan çıkarıldı. Duruşma salonu önünde her hangi bir bariyer bulunmuyordu. Avukatlar ve gazeteciler duruşma salonu önünde, duruşma saatini bekledi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonunda sanıklar için 3 kişilik yer ayrılmıştı. Taraf avukatlar ve izleyeciler içinde yer ayrılmıştı. Penceresiz ve havasız bir salonda duruşma yapıldı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı DİSK Basın-İş, Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği, P24 yetkilileri izledi.

Genel Gözlemler

Duruşmada herhangi olağanüstü bir durum yaşanmadı.


Hesaplamalarının ardından mahkeme hakimi Bedir, Can Dündar hakkında çıkarılan yakalama kararının dosyaya bir katkı sağlamayacağından, kaldırılmasına karar verildi. Kararda, basılı eserlerdeki 4 aylık soruşturma süresi ve bakanlığa gönderilmek için verilen 1 ay 16 günlük sürenin dolduğu ve bu süre içerisinde işlem yapılmadığından Basın Kanununun 26/1 ve CMK’nın 223/8 kapsamında düşürülmesine karar verdi.

Can Dündar - Cumhurbaşkanına Hakaret Davası (Indictment)

Can Dündar - Cumhurbaşkanına Hakaret Davası 12. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - MIT Trucks Trial
5. Standing - Oct. 31, 2019


Suriye’nin kuzeyine MİT’e ait TIR’larla mühimmat taşındığına ilişkin fotoğraflar, Cumhuriyet Gazetesi’nde genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın imzasıyla yayınlandı. 29 Mayıs 2015’te manşetten yayınlanan habere “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” başlığı atıldı. Gazetenin internet sitesinde de aynı gün TIR’lardaki aramaya ilişkin görüntüler yayımlandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün Can Dündar hakkında soruşturma başlattı. Dündar’a, “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

Can Dündar’dan kişisel olarak da şikayetçi olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 1 Haziran 2015’te katıldığı bir televizyon kanalının canlı yayınında Dündar’ı hedef aldı: “Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu.”

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül ise 12 Haziran 2015’te TIR’ların içindeki mühimmata iliştin kriminal raporunu haberleştirdi. Haber, “Jandarma Var Dedi” başlığı ile yayımlandı.

Dündar hakkında soruşturmanın başlatıldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 29 Mayıs 2015’te yaptığı basın açıklaması ile duyurulmuştu. Ancak Dündar ve Gül soruşturmanın başlatılmasından yaklaşık 6 ay sonra İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’ne ifade vermeye çağrıldı.

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan, Dündar ve Gül’ü, tutuklanmaları istemiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk etti. Dündar ve Gül’e, “örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamaları yöneltildi.

Sulh Ceza Hakimi İsmail Yavuz, MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ilk defa Can Dündar tarafından temin edildiğini belirtti. Oysa görüntüler, 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinde “İşte TIR’daki Cephane” başlığıyla yayımlanmıştı.

Dündar ve Gül, 26 Kasım 2015’te tutuklandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, tutuklama kararının ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Soruşturmanın anayasal teminat altında bulunan ‘basın özgürlüğü’ ile hiçbir ilgisi bulunmayıp, kişi hak ve hürriyetlerini ihlal edecek hiçbir tavır içerisine girilmemiştir.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Dündar’ı hedef alan açıklamasında, “Devletin menfaatlerini gerçeğe aykırı görüntü ve bilgileri yayınlamak suretiyle hedef alan şüphelinin bu eylemi kesinlikle gazetecilik olarak değerlendirilemez” demişti.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Can Dündar ve Erdem Gül, tutuklanmalarının ardından 6 Aralık 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuru yapıldığında, Dündar ve Gül hakkındaki iddianame henüz hazırlanmamıştı.

Anayasa Mahkemesi, iddianamenin hazırlanıp yargılamanın başlayacağı 25 Mart’tan kısa bir süre önce, 25 Şubat’ta Dündar ve Gül’ün haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Dündar ve Gül, tahliye edildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali ve tahliye kararını şu sözlerle değerlendirdi:

“Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar. Ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi.”

İddianame

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan tarafından hazırlanan iddianamede müşteki olarak yer aldı.

55 yazı ve haber, Can Dündar’a yöneltilen suçlamaların delili olarak gösterildi. Ancak bu yazı ve haberlerin hiçbiri hakkında daha önce herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Sadece bir yazı için başlatılan soruşturmada da takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamenin Erdem Gül ile ilgili olan bölümünde ise soruşturma aşamasında savcılıkta verdiği ifade ve üç haberinin sadece başlıkları sıralandı. Sıralanan haberlerden biri ise gazetenin başka bir muhabirinin haberiydi.

Dündar ve Gül’ün “Devleti ve hükümeti terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaptığı” iddia edildi. Savcıya göre Dündar ve Gül, “FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ediyordu.”

İddianame ile Can Dündar ve Erdem Gül hakkında, bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istendi. Dündar ve Gül’e, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” (TCK 328/1), “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama” (TCK 330/1), “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs etmek” (TCK 312/1) ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” (TCK 220/7) suçlamaları yöneltildi.

Dündar ve Gül hakkındaki iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 Şubat 2016’da kabul edildi.

Yargılama 25 Mart 2016’da başladı. Duruşma izleyicilere kapatıldı. Ancak duruşmalardaki savunmalar, savcının soruları, çeşitli hukuk örgütlerinin Twitter hesaplarından paylaşıldı.

Yargılamanın 6 Mayıs 2016 tarihli dördüncü duruşmasında Dündar ve Gül hakkındaki esas hakkındaki mütalaa açıklandı.

Dündar hakkında 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Mütalaada, Dündar’a, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması yöneltildi. Gül hakkında ise 10 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Mütalaada, Gül’e, “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlaması yöneltildi.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yönünden yapılan yargılamanın dosyasının ayrılması talep edildi. Buna göre MİT’e ait TIR’ları durduran TSK mensupları ve soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın sonucunun beklenmesi istendi.

Dündar ve Gül hakkındaki hüküm açıklanmadan önce duruşmaya ara verildi. Dündar, bu arada adliye önündeki meydanda Murat Şahin isimli bir saldırgan tarafından silahlı saldırıya uğradı. Şahin, saldırı sırasında “Vatan haini” diye bağırıyordu. Dündar, saldırıdan yara almadan kurtulurken, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan sonra duruşmaya devam edildi.

Mahkeme, Dündar’a “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” (TCK 329/1) suçlamasından 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Gül’e de “Devletin gizli kalması gereken belgelerini açıkladığı” suçlamasından 5 yıl hapis cezası verildi.

Dündar ve Gül, “darbeye teşebbüs” suçlamasından ise beraat ettirildi.

Yargıtay’ın Bozma Kararı

Yargılama süreci devam ederken Yargıtay, 9 Mart 2018’de Dündar ve Gül hakkında verilen bu kararı bozdu. Yargıtay, Dündar’ın ‘devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama’ suçundan değil, ‘devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” (TCK 328/1) suçundan yargılanması gerektiğine hükmetti. Yargıtay’ın kararına göre Dündar’a yöneltilen suçlama yani TCK 328/1 maddesi 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngörüyordu.

Yargıtay, Erdem Gül’ün ise beraat ettirilmesine karar verdi. Erdem Gül, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başlayan yargılamada “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçlamasından da beraat etti.

Dündar ve Gül hakkındaki “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlaması için yargılamanın ayrılarak başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Bu yargılamanın ilk duruşması ise 21 Eylül 2016’da başladı. Dündar hakkındaki bu yargılama kendisi yurtdışında olduğundan yokluğunda devam etti. CHP Milletvekili Enis Berberoğlu da bu dosyaya sanık olarak eklendi. Berberoğlu’na “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme ve FETÖ/PDY silahlı örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Savcılık Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberdeki bilgi ve belgeleri Berberoğlu’nun Can Dündar’a verdiğini iddia ediyordu.

Bu yargılamanın 11 Mart 2017 tarihli üçüncü duruşmasında sanıklar hakkındaki esas hakkındaki mütalaa açıklandı. Can Dündar ve Erdem Gül’ün 10 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi. Dündar ve Gül’e “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlaması yöneltildi. Yargılamanın 14 Haziran 2017 tarihinde görülen 8. duruşmasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl hapis cezası verildi. Berberoğlu hakkındaki verilen cezanın infazı milletvekili olduğu gerekçesiyle durduruldu.

Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” iddiası üzerinden yargılamanın başka bir dosya üzerinden devam etmesine karar verildi. Üçüncü kez başka bir esas numarası ile başlayan bu yargılamanın ilk duruşması ise 4 Ekim 2017’de başladı. Savcılık, esas hakkındaki mütalaasında Can Dündar ve Erdem Gül hakkında 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istedi. Dündar ve Gül’ün “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım ettiği” iddia edildi. Bu yargılamanın dokuzuncu duruşmasında Gül hakkındaki dosyanın düşmesine karar verildi. Düşme kararı, davanın Basın Kanunu’nun davaların açılması için öngördüğü 4 aylık sürede açılmadığı gerekçesine dayandırıldı. Dündar hakkındaki dosya ise yurtdışında olduğu için ayrıldı.

Can Dündar’ın, yargılama süreçleri içinde ayrılarak birleştirilen davalarının görülmesine 31 Ekim 2019’da devam edildi. Bu yargılamada Dündar’a “devletin gizli kalması gereken bilgilerini casusluk maksadıyla temin etme” ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yöneltiliyor.



Next Trial: March 19, 2020, 11 a.m.


İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5. duruşmasının 11:00’de başlayacağı duyurulmuştu; ancak yaklaşık bir saat geç başladı.

Emre Efe Şimşek başkanlığında üye hakimler Emrah Kızılhisar ve Nail İnce’den oluşan mahkeme heyetinin yerini alması ile başlayan duruşmaya sanık Can Dündar katılmazken, avukatı Abbas Yalçın hazır bulundu. Duruşma savcısı Yasin Erkal’dı.

Katılan olarak taraf olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Ela Ezgi Yelmen ve MİT Müsteşarlığı avukatı Doruk Özkervancı ve ümit Ulvi Canik de duruşma da hazır bulundu.

Suriye Arap Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği’nin, Güvenlik Konseyi Başkanı ve Genel Sekreterine sunduğu 5 Haziran 2015 tarihli, Türkiye Cumhuriyetini şikayet eden mektubun gönderilmesi için Dışişleri Bakanlığına yazılan yazıya cevap geldiğini mahkeme heyeti belirtti. Söz konusu dokümana ilgili kurumun adresinden ulaşabileceğini söyledi. Oradan aldığı çıktıyı dosyaya koydu.

Söz konusu mektubun bahsi Yargıtay’ın 9 Mart 2018’de açıklanan bozma ilamında geçmişti. Yargıtay, BM’ye giden mektubun Cumhuriyet gazetesinde davaya konu olan haberin çıkmasının ardından gönderilmesini “bilgileri doğrudan siyasal casusluk kastı ile temin ettiğinin kabulü gerekebileceği”ni belirtmiş ve suçlamayı değiştirmişti. Yargıtay bu gerekçeyle “gizli belge ve bilgileri açıklamak” suçundan cezalandırılan Can Dündar’ın aslında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngören “gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etme” suçundan cezalandırılması gerektiğine hükmetmişti,

Mahkeme dosyaya giren belgenin, Yargıtay 16. Dairesince gönderilen mektupla aynı olduğunu açıkladı.

Mahkeme başkanı daha sonra Can Dündar’ın yurt dışından iadesi için Almanya Adli Makamlarına yapılan iade talebinin yerine getirilmediğini edilmediği de belirtti.

Katılan avukatları, bu aşamada bir taleplerinin olmadığını dile getirdi.

İddia Makamı da, şu aşamada bir talebinin olmadığını mütalaa etti.

Dündar’ın avukatı da bu aşamada bir diyeceğinin olmadığını söyledi.


Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Can Dündar’ın iade talebinin sonucunun beklenilmesine karar vererek, bu süreyi göz önüne alarak, duruşmayı 19 Mart 2020 günü saat 11.00’e bıraktı.


Duruşma Öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazından geçirildi. Duruşmanın görüldüğü salonunun koridoruna girip, çıkmakta sorun yaşanmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonunda sanık ve avukatları için yer ayrılmıştı. Adliyenin en büyük salonunda duruşma görüldü. Aynı şekilde izleyici ve gazeteciler için de 50 kişilik yer ayrılmıştı. SEGBİS için iki ayrı TV ekranı kuruluydu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, p24’ten bir temsilci izledi.

Genel Gözlemler:

11.00’de başlaması beklenen duruşma, 11:50’de görülmeye başlandı. Duruşma kapalı görüldüğü için salona avukat dışında kimse alınmadı.

4. Standing - May 15, 2019


Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait tırların Suriye’ye silah taşıdığına ilişkin yapılan haberler nedeniyle Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, Ankara temsilcisi Erdem Gül ve Milletvekili Enis Berberoğlu “terör örgütüne üye olmadan yardım etmek” suçlamasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. İddianameyi savcı İrfan Fidan hazırladı. Can Dündar’ın dosyası ayrıldı.



Next Trial: Oct. 31, 2019, 11 a.m.


Duruşma kapalı olarak gerçekleşti. Can Dündar duruşmaya katılmadı, eşi duruşma salonunda yer aldı. Can Dündar’ın üç avukatı, katılan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir avukatı ve katılan MİT Müsteşarlığı’nın üç vekili duruşmadaydı.

Tutanakta yer alan bilgilere göre Suriye Arap Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği’nin, Güvenlik Konseyi Başkanı ve Genel Sekreteri’ne sunduğu 5 Haziran 2015 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni şikayet eden mektubun içeriğinin gönderilmesi için Dışişleri Bakanlığı’na yazılan yazıya cevabın gelmediği görüldü.

Can Dündar’ın iadesi ile ilgili Almanya yetkililerine yapılan iade talebinin yerine getirilmediği görüldü.

Can Dündar hakkında açılan 2018/153 sayılı dosyanın ve 2017/140 esas sayılı dosyanın bu dosya ile birleştiği görüldü.

Katılan vekilleri diyeceklerinin olmadığını söyledi.

Savcı, gelmeyen müzekkere cevabı ve iade talebinin sonucunun beklenmesini istedi.

Dündar’ın avukatları gerekli eksiklerin tamamlanmasının beklenilmesini istedi.


Mahkeme, Dışişleri Bakanlığı’na yazılan cevabın beklenmesine ve yazı akıbetinin sorulmasına, Almanya yetkili makamlarına yapılan iade talebinin sonucunun beklenmesine karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma kapalı gerçekleştiği için destek için gelenler salona açılan koridorun önünde bekledi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma kapalı gerçekleştiği için mahkeme salonuna giriş imkanı olmadı.

Duruşmaya Katılım

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto ile Genel Sekreteri Sibel Güneş, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Tuncay Özkan’ın da aralarında olduğu isimler dayanışma için adliyedeydi.

Genel Gözlemler

11.00’de başlayacağı duyurulan duruşma için çağrı 11.07’de yapıldı.

Can Dündar - MIT Trucks Trial (Indictment)

Can Dündar - MIT Trucks Trial (Reasoned Judgement)

Can Dündar - MIT Trucks Trial (The Constitutional Court's Judgement)

Can Dündar - MIT Trucks Trial (The Court of Cassation's Judgement)

Can Dündar - MIT Trucks Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - MIT Trucks Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - Solidarity with Özgür Gündem Trial

İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla 16 Ağustos 2016’da “geçici” olanak kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’ne yönelik baskılardan dolayı 3 Mayıs 2016’da Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası başlatıldı. Kampanyaya başlanılmasının sebebi gazetenin eş genel yayın yönetmenleri Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile birlikte gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında açılan davalardı.

Kampanya 7 Ağustos 2016’da sona erdi. Özgür Gündem 675 sayılı KHK ile 29 Ekim 2016’da tamamen kapatıldı.

Kampanyaya katılan 56 nöbetçi yayın yönetmeninden 49’una soruşturma açıldı. Soruşturmaların 11’i takipsizlikle sonuçlandı. 37 dava açıldı. Deniz Türkali hakkındaki dava ise soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından ötürü düştü.

Davalar İstanbul 13., 14. ve 22. Ağır Ceza Mahkemelerinde görüldü.

Can Dündar - Dayanışma Davası

Can Dündar da kampanyaya katılıp hakkında soruşturma açılan isimlerden birisiydi. Dündar, nöbetçi genel yayın yönetmenliğini üstlendiği 22 Haziran 2016 günü yayımlanan gazete ile ilgili soruşturma başlatıldı. Soruşturma sonunda o gün gazete yayımlanan iki haber gerekçe gösterilerek iddianame hazırlandı.

Dava açılanlar

Hakkında dava açılan 37 isim şöyle: A. Kumru Başer, Ahmet Nesin, Ayşe Batumlu, Ayşe Düzkan, Beyza Üstün, Can Dündar, Celal Başlangıç, Celalettin Can, Cengiz Baysoy, Çilem Küçükkkeleş, Derya Okatan, Dicle Anter, Erol Önderoğlu, Ertuğrul Mavioğlu, Faruk Balıkçı, Faruk Eren, Fehim Işık, Hüseyin Tahmaz, Hakkı Boltan, Hasan Cemal, Hasan Hayri Şanlı, İbrahim Bodur, İhsan Çaralan, Julide Kural, Murat Çelikkan, Murat Uyurkulak, Nadire Mater, Necmiye Alpay, Nevin Erdemir, Öncü Akgül, Ragıp Duran, Said Sefa, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Tuğrul Eryılmaz, Veysi Altay, Yıldırım Türker.

Takipsiz kararı verilenler

Kampanyaya katıldıkları için hakkında soruşturma açılıp takipsizlik verilen 11 isim şöyle: İhsan Eliaçık, Sebahat Tuncel, Ahmet Abakay, Eşber Yağmurdereli, Hasip Kaplan, Işın Eliçin, Kemal Can, Mustafa Sönmez, Melda Onur, Uğur Karadaş, Nurcan Baysal.

27 Nöbetçi Yayın Yönetmeni ceza aldı

Kampanyaya katılan Şanar Yurdatapan, İbrahim Bodur, Cengiz Baysoy, İmam Canpolat, Çilem Küçükkeleş, Nadire Mater, Yıldırım Türker, Hasan Cemal, Faruk Balıkçı, Dicle Anter, Derya Okatan, Kumru Başer, Ayşe Batumlu, Jülide Kural, İlham Bakır, Murat Uyurkulak, Murat Çelikkan, Beyza Üstün, Nevin Erdemir, Hakkı Boltan, Hasan Hayri Şanlı ve Tuğrul Eryılmaz, Hüseyin Aykol, Ayşe Düzkan, Ragıp Duran, Mehmet Ali Çelebi ve Hüseyin Bektaş davaları olmak üzere 27 kişi hakkında toplamda 352 ay 15 gün hapis ve 68 bin TL para cezası verildi.

Çelikkan ve Düzkan hapis yattı

Cezası ertelenmeyen nöbetçi genel yayın yönetmenlerinden Murat Çelikkan, 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi.

Cezası ertelenmeyen diğer nöbetçi genel yayın yönetmeni Ayşe Düzkan ise, İstinaf Mahkemesi’nin 1 yıl 6 aylık hapis cezasını onamasının ardından cezasının infazı için 29 Ocak’ta teslim olarak Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konuldu. Daha sonra nakledildiği Eskişehir Açık Cezaevi’nden 12 Haziran 2019’da tahliye oldu.

Tutuklanan ilk üç Nöbetçi Yayın Yönetmeni beraat etti

Bu soruşturmada ilk tutuklamalar Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı’ya uygulanmıştı. 20 Haziran 2016’da tutuklanan üç isim 10 gün sonra serbest bırakıldı. Bu üç isim 17 Temmuz 2019’da görülen 11. duruşmada tüm suçlamalardan beraat etti.

10 Nöbetçi Yayın Yönetmeni’nin yargılanması sürüyor

Kampanyaya katılan Nöbetçi Yayın Yönetmeni olarak katılan DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, Evrensel yazarları İhsan Çaralan ve Fehim Işık, gazeteciler Ertuğrul Mavioğlu, Celal Başlangıç, Celalettin Can ve Öncü Akgül İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. Avukatların talebi üzerine bu mahkeme heyeti bu isimlerin ve bu isimlerin yayın yönetmenliği yaptığı günlerde Özgür Gündem’de yazıları ve mektupları yayınlanan altı ismin dosyaları birleştirildi. Bu altı isim arasında gazetenin eski Eş Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı Hüseyin Aykol ile sürekli yazarlarından Ömer Ağın da bulunuyor.

Davaları ayrı ayrı görülen nöbetçi yayın yönetmenlerinden Can Dündar, Said Sefa, Veysi Altay’ın davaları devam ediyor.

Kızılkaya 37 davada da sanık

Açılan 37 davanın hepsinde gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya da sanık olarak yargılandı. Kızılkaya hakkında açılan davaların büyük bir bölümü özgür Gündem Ana Davası ile birleştirildi.

İstenen cezalar

37 nöbetçi yayın yönetmeni 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2 maddesi doğrultusunda “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” ve 6. Maddesi doğrultusunda “Terör Örgütlerinin Bildiri veya Açıklamalarını Basma veya Yayınlamak”, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 215/1 maddesi doğrultusunda “Suç İşlemeye Alenen Tahrik” ve TCK 214/1 maddesi doğrultusunda “Suçu ve Suçluyu Övme” ile suçlandı.

TMK 7/2 için 1 yıldan 5 yıla hapis. TMK 6/2 için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis, TCK 215/1 için 2 yıla kadar hapis ve TCK 214/1 için ise altı aydan 5 yıla kadar hapis öngörülüyor. Toplamda 37 Nöbetçi Yayın Yönetmeni için 2,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan savcı Davut Zerman tarafından hazırlanan iddianame bir buçuk sayfadan oluşuyordu.

İddianame Dündar ile birlikte gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında hazırlandı. İddianame 12 Ekim 2016’da tamamlandı.

İddianamede gazetenin 22 Haziran 2016 yayımlanan sayısının 7. sayfasındaki “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi” başlıkları haberler suçlama konusu yapıldı.

Savcı Zerman, iki haberle ilgili “Haberlerde terör örgütü PKK’nın alt yapılanmalarından HPG örgütünün gerçekleştirdiği silahlı eylemler ve hayatını kaybeden bir örgüt mensubu ile ilgili açıklamalarına yer verildiği, açıklama içeriği ve görseli incelendiğinde örgütün kendi silahlı eylemlerini meşru gösterme ve övmeye yönelik olduğu.” değerlendirmesi yaptı.

Savcı Zerman, yayımlanan haberlerin kimler tarafından kaleme alındığının belli olmaması nedeniyle Basın Kanunu kapsamında gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü ve yayın yönetmeninin bu haberlerin yayımlanmasından sorumlu olduğunu kaydetti.

Bu kapsamda da Dündar ve Kızılkaya’nın “terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” suçlamasıyla cezalandırılması talep edildi.

Savcı Davut Zerman’ın hazırladığı iddianame İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Yargılama başladı.

Ancak yargılama başladığında Dündar, yurtdışına çıktığı için savunması alınamadı. Hakkında yakalama kararı çıkartıldı.

Dava kapsamında yargılanan gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’nın dosyasının ayrılmasına karar verildi. Kızılkaya’nın dosyası İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “Özgür Gündem Ana Davası” olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Dündar ise hakkındaki yakalama kararı şu ana kadar infaz edilmedi. Yargılaması yokluğunda devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 28 Kasım 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 21 Mayıs 2020’ye bırakıldı.

11. Standing - Nov. 28, 2019


İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla 16 Ağustos 2016’da “geçici” olanak kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’ne yönelik baskılardan dolayı 3 Mayıs 2016’da Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası başlatıldı. Kampanyaya başlanılmasının sebebi gazetenin eş genel yayın yönetmenleri Eren Keskin ve Hüseyin Aykol ile birlikte gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya hakkında açılan davalardı.

Kampanya 7 Ağustos 2016’da sona erdi. Özgür Gündem 675 sayılı KHK ile 29 Ekim 2016’da tamamen kapatıldı.

Kampanyaya katılan 56 nöbetçi yayın yönetmeninden 49’una soruşturma açıldı. Soruşturmaların 11’i takipsizlikle sonuçlandı. 37 dava açıldı. Deniz Türkali hakkındaki dava ise soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından ötürü düştü.

Hakkında dava açılan gazetecilerden biri de Can Dündar oldu.

Savcı Davut Zerman’ın hazırladığı iddianame İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi. Yargılama başladı.

Ancak yargılama başladığında Dündar, yurtdışına çıktığı için savunması alınamadı. Hakkında yakalama kararı çıkartıldı.

Dava kapsamında yargılanan gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü İnan Kızılkaya’nın dosyasının ayrılmasına karar verildi. Kızılkaya’nın dosyası İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “Özgür Gündem Ana Davası” olarak bilinen dava ile birleştirildi.

Dündar ise hakkındaki yakalama kararı şu ana kadar infaz edilmedi. Yargılaması yokluğunda devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 28 Kasım 2019’da görülecek.



Next Trial: May 21, 2020, 10:05 a.m.


Ulaş Mengüloğlu başkanlığında üye hakimler Arif Keskin ve Osman Cengiz’den oluşan mahkeme heyetinin yerini alması ile birlikte duruşma saatinde, 09:30’da başladı. Duruşma savcısı Ersin Esenal’dı. Duruşmada Can Dündar’ın avukatı Abbas Yalçın hazır bulundu.

Heyetin değişmesinden kaynaklı, tutanaklar yeniden okundu. Mahkeme heyeti, sanık Can Dündar hakkında çıkarılan yakalama kararının yerine getirilemediğini söyledi.

Duruşma savcısı yakalama emrinin beklenilmesi ve eksik hususların giderilmesini istedi.

Avukat Abbas Yalçın da yazılan talimatın cevabının beklenilmesini talep etti.


Mahkeme heyeti, tarafların taleplerinin ardından ara kararını açıkladı. Kararda, çıkarılan yakalama kararının infazının beklenilmesine ve yazılan istinabe evrakının yanıtının beklenilmesine karar verdi.

Duruşma, 21 Mayıs 2020 tarihinde, saat 10:05’e ertelendi.


Duruşma öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazından geçirildi. Duruşmanın yapıldığı salonun bulunduğu koridor bariyerlerle kapalıydı. Duruşma saatinde başladı.

Mahkeme salonu koşulları

Duruşma salonunda sanık ve avukatları için yer ayrılmıştı. Aynı şekilde izleyici ve gazeteciler için de 10 kişilik yer ayrılmıştı. SEGBİS için iki ayrı TV ekranı kuruluydu.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya Can Dündar avukatının dışında katılan olmadı.

10. Standing - July 18, 2019


Kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla 2016’da gerçekleşen “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan isimlerden.

Savcı Davut Zerman’ın hazırladığı 12 Ekim2016 tarihli iddianame İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Dündar, yayın yönetmeni olarak künyede yer aldığı 22 Haziran 2016 günü gazetede yayınlanan “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi haberleri nedeniyle yargılanıyor.

Özgür Gündem Gazetesi’nin Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası 3 Mayıs 2016’dan 7 Ağustos 2016’ya dek sürdü.

Kampanyaya 56 nöbetçi yayın yönetmeni katıldı. Bunlardan 49’una soruşturma açıldı. Soruşturmalardan 11’i takipsizlikle sonuçlandı, 38 dosya davaya dönüştü. 38 davadan biri, soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından dolayı düştü.

Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı 20 Haziran 2016’da tutuklandı, 10 gün sonra serbest bırakıldı.

37 kişiden 24’ünün davasında karar verildi. 24 kişiden dördü beraat etti. 20 kişi için toplam 67 bin TL ve 188 ay 15 gün hapis cezası verildi. Murat Çelikkan dışındaki cezalar ertelendi veya paraya çevrildi. Murat Çelikkan 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi. Bu davalarda infaz edilen ikinci ceza Ayşe Düzkan’a verildi. Düzkan 1 yıl 6 ay hapis cezası aldı. 29 Ocak 2019 - 12 Haziran 2019 tarihleri arasında bu cezası infaz edildi.

Özgür Gündem soruşturması kapsamında açılan 38 davanın hepsinde gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya da sanık. Kızılkaya’nın dosyaları nöbetçi genel yayın yönetmenleri ile yargılandığı davalarda ayrıldı, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Özgür Gündem ana davası ile birleştirildi.

Can Dündar hakkındaki davanın son duruşması 18 Temmuz 2019’da görüldü. Dündar hakkındaki yakalama kararının infaz edilmediği ve yargılama gıyabında sürdüğü için duruşma ertelendi. Bir sonraki duruşma 28 Kasım 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Nov. 28, 2019, 9:05 a.m.


Duruşma 09:40’de başlayacağı duyurulmuştu ancak 10:00’da başladı. Heyet değişikliği nedeniyle önceki tutanaklar okundu. Hakim tutanağa dikte ederken söyledikleri anlaşılmıyordu. Av. Halil Kocabaş’ın da dedikleri anlaşılmadı. Bir sonraki duruşma tarihi bile zor duyuldu. Duruşma 5 dakika dahi sürmedi.

Duruşmada Ulaş Mengüloğlu (başkan), Osman Balıkçı ile Arif Keskin (üyeler) ve Cumhuriyet Savcısı Günce Coşar görev aldı.


Duruşma gazeteci Dündar hakkında çıkartılan yakalama kararının devamına ve infazının beklenmesine karar verilerek ertelendi.

Bir sonraki duruşma 28 Kasım 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüleceği gün CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında açılan davanın ikinci duruşması Çağlayan adliyesinde görüldüğü için adliye önü kalabalıktı. Yine aynı gün Silivri’de Gezi davası görülüyordu. Gündem yoğun olduğu için ve kaldı ki Can Dündar’ın yurt dışında yaşadığı artık aşikar bir şekilde bilindiği için duruşmaya ilgi yoktu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkemenin görüleceği duruşma salonu büyüktü. Salonda 60’a yakın sandalye bulunuyordu. Sıcak bir gün olmasına rağmen salon serindi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya izleyen olarak kimse katılmadı. İçerde basın mensubu yoktu. Can Dündar müdafi avukat Abbas Yalçın Silivri’de görülen Gezi davasına katıldığı için yerine Av. Halil Kocabaş geldi.

Genel Gözlemler

5 dakika dahi sürmeyen duruşmada hakim tutanağa sesi duyulmayacak şekilde dikte etti. Salonda iz-leyen yoktu. Hakim dışında üyeler ve savcının dosyayla ilgili bir tutumunun olmadığı, başka şeylerle ilgilendikleri görüldü.

9. Standing - Jan. 31, 2019


Kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla 2016’da gerçekleşen “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan isimlerden.

Savcı Davut Zerman’ın hazırladığı 12 Ekim2016 tarihli iddianame İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Dündar, yayın yönetmeni olarak künyede yer aldığı 22 Haziran 2016 günü gazetede yayınlanan “HPG eylemleri sürüyor” ve “Bir gerilla yaşamını yitirdi haberleri nedeniyle yargılanıyor.

Özgür Gündem Gazetesi’nin Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası 3 Mayıs 2016’dan 7 Ağustos 2016’ya dek sürdü.

Kampanyaya 56 nöbetçi yayın yönetmeni katıldı. Bunlardan 49’una soruşturma açıldı. Soruşturmalardan 11’i takipsizlikle sonuçlandı, 38 dosya davaya dönüştü. 38 davadan biri, soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından dolayı düştü.

Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı 20 Haziran 2016’da tutuklandı, 10 gün sonra serbest bırakıldı.

37 kişiden 24’ünün davasında karar verildi. 24 kişiden dördü beraat etti. 20 kişi için toplam 67 bin TL ve 188 ay 15 gün hapis cezası verildi. Murat Çelikkan dışındaki cezalar ertelendi veya paraya çevrildi. Murat Çelikkan 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi.

Özgür Gündem soruşturması kapsamında açılan 38 davanın hepsinde gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya da sanık. Kızılkaya’nın dosyaları nöbetçi genel yayın yönetmenleri ile yargılandığı davalarda ayrıldı, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Özgür Gündem ana davası ile birleştirildi.



Next Trial: July 18, 2019, 9:40 a.m.


Dündar için yazılan yurt dışı istinabe evrakının eksiklik tamamlanarak yeniden gönderilmesi yönündeki önceki celse ara kararı yerine getirilmemişti.

Avukat Abbas Yalçın bu aşamada diyeceğinin olmadığını söyledi.

Savcı eksik hususların tamamlanmasını talep etti.


Ulaş Mengüloğlu başkanlığında üye hakimler Gülay Zengin ve Saliha İncel Şahin’den oluşan mahkeme heyeti, tutanağa “kalem personelinin istinabe evrakıyla ilgili ara kararların yerine getirilmesi konusunda özenli davranması, aksi durumun disiplin yönünden sorumluluğu gerektireceği yönünde uyarıldı” cümlesini yazdırdı.

Ara kararı, Dündar hakkında yakalama emrinin devamı, infazının beklenmesi, yazılan yurtdışı istinabe evrakının eksikler tamamlanarak gönderilmesi yönündeki geçen celse ara kararların yerine getirilmesi şeklinde oldu.


Duruşma Öncesi

09.40’ta başlaması beklenen duruşma 10.25’te başladı. Girişte gazetecilere basın kartı sorulmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Pencere yoktu. Salonun sıcaklığı iyiydi.

Duruşmaya Katılım

Can Dündar duruşmaya katılmadı, avukatı salonda hazır bulundu. Duruşmayı üç gazeteci dışında takip eden olmadı. Bir sonraki duruşma için bekleyen sanık ve avukatı da salondaydı.

Genel Gözlemler

Mahkeme heyeti, bir erkek (başkan) ve iki kadından oluşuyordu. Savcı da erkekti. Duruşmada sert bir hava yoktu. 10.30’da sona erdi.

Can Dündar - Solidarity with Özgür Gündem Trial (Indictment)

Can Dündar - Solidarity with Özgür Gündem Trial 9. Standing (Minutes of the Hearing)

Can Dündar - Solidarity with Özgür Gündem Trial 11. Standing (Minutes of the Hearing)

Cumhuriyet Newspaper Trial

Upon the request of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office, the Istanbul 5th Criminal Court of Peace filed an arrest warrant for Can Dündar, the former editor-in-chief of the Cumhuriyet newspaper. Dündar, who was abroad at that time, was not taken into custody.

The Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office issued an indictment against Can Dündar on April 3, 2017. Dündar was charged for “aiding and abetting an organization knowingly and willingly, although he does not belong to the structure of that organization” (TPC 220 7/2). The Istanbul 27th High Criminal Court accepted the indictment on April 19, 2017.

In the indictment, it was claimed that “upon the appointment of Dündar to the Cumhuriyet Newspaper’s editor-in-chief position by the Cumhuriyet Foundation’s Executive Board, the editorial policy of the newspaper changed radically.”

Dündar was charged for his following articles:

The article titled “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar” (“Here Are The Weapons Erdoğan Said Do Not Exist”) dated May 24, 2015.
The article titled “Neden Yayımlıyoruz” (“Why We Publish This Story”) dated May 28, 2015.
The article titled “Devlet Memuru Değil Gazeteciyiz” (“We Are Not Public Servants, But Journalists”) dated June 1, 2015.
The article titled “Tehdidi Bırak, Bu 20 Soruya Yanıt Ver!” (“Stop Threatening And Answer These 20 Questions!”) dated June 2, 2015.
The article titled “Buyrun Cenaze Namazına” (“Welcome To The Funeral”) dated June 13, 2014.
The article titled “Yasaklar Zaafların Örtüsüdür” (“The Restrictions Are The Cover Of The Weaknesses”) dated Oct. 19, 2015.
The article titled “Acemi Casus” (“The Probie Spy”) dated Dec. 2, 2015.
The article titled “Para Mektubu Unutturdu” (“The Money Makes Them Forget [Our] Letter”) dated Dec. 23, 2015.

In the indictment, it was claimed that Can Dündar was “publishing the state’s confidential documents by transferring them from an information pool of the armed terrorist organization FETÖ/PDY [FETÖ/PDY refers to the movement of the followers of Fethullah Gülen, an Islamic cleric who is in self-imposed exile in USA and is considered to be the person who orchestrated the coup attempt on 15th of July, 2016. The Erzincan High Criminal Court was the first judicial institution which recognized it as a terrorist organization in 2016]. In other words, Dündar was exposing political and military secrets that should remain confidential.”

It was claimed that Dündar’s “intention was organizing off-the-record politics by publishing this report just a week before the general elections,” and with “publications that could not be considered as being within the scope of freedom of the press, Dündar was trying to introduce the Turkish Republic to the international community as a country that is aiding a terrorist organization.”

The following statements were made in the conclusion of the indictment:

“[The Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office] came to a conclusion that the suspect was committing the crime of ‘aiding and abetting an organization knowingly and willingly, although he does not belong to the structure of that organization’ with the editorial policy and the headlines of the newspaper that he was in charge of by defaming, attriting and targeting the President and the government of the Turkish Republic in a way that exceeds the limits of freedom of the press; publishing reports that were trying to create a perception that the country was in chaos; publishing reports that pave the way to restrict the civil authority’s elbow room and exposing the state to foreign interventions; in other words the suspect was trying to discredit and neutralize the State of the Turkish Republic and the government inside and outside of Turkey by the radical change [of the editorial policy of the Cumhuriyet newspaper] after 2013; trying to put [the State of the Turkish Republic and the government] in legal and penal responsibility under the international law by creating the perception that [the State of the Turkish Republic and the government] was aiding and supporting a terrorist organization such as ISIS.”

The Cumhuriyet trial started on July 24, 2017. In the eighth hearing, the court ruled to wait for the execution of the arrest warrant for Can Dündar. In the final hearing, which was held on April 25, 2018, the court ruled to separate Dündar’s file from the case.

The trial against Can Dündar continues in the Istanbul 27th High Criminal Court in his absence.

The sentences of the defendants at the Cumhuriyet Newspaper Main Trial was approved by the Court of Appeal excluding that of Can Dündar. The file was referred to the Court of Cassation. It was demanded that the verdicts, issued about the defendants other than Can Dündar, be removed. However, Dündar was not included as his file was seperated from them before.

1. Standing - Nov. 21, 2019


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı talimatı ile Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyonu 31 Ekim 2016’da başlattı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu, yazarları Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ve Hakan Kara, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, Okur Temsilcisi Güray Tekin Öz, avukatı Bülent Utku ve iki çalışanı evlerinden gözaltına alındı.

Haklarında gözaltı kararı çıkarıldığını öğrenen gazetenin çizeri Musa Kart ve yazarı Kadri Gürsel ile gazetenin avukatı Mustafa Kemal Güngör ile yöneticisi Önder Çelik yöneticisi kendi iradeleri ile Emniyet’e gitti.

Gazetenin yazar ve yöneticileri İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği yargıcı Mustafa Çakar’ın kararı ile 5 Kasım 2016’da tutuklandı. Sadece gazetenin yazarları Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya ile birlikte gazetenin iki çalışanı yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldı.

Hakkında yakalama kararı çıkarıldığında yurtdışında olan gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Türkiye’ye dönmesiyle birlikte 12 Kasım 2016’da tutuklandı.

Soruşturmayı yürüten savcı Murat İnam’ın aralarında “FETÖ üyeliği ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” iddiasının da yer aldığı 10 suçtan yargılandığı ortaya çıktı. İnam hakkındaki yargılama Yargıtay aşamasına kadar gelmişti. Yargılamanın gidişatını değiştirebilecek bu bilginin ortaya çıkmasının ardından İnam, Cumhuriyet Gazetesi davasından alındı. Dosya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Mehmet Akif Ekici ve savcı Yasemin Baba’ya verildi.

Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Ahmet Şık ise 29 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Haberleri ve Twitter paylaşımları suçlama konusu yapıldı. 30 Aralık 2016’da “FETÖ, DHKP/C ve PKK terör örgütlerinin propagandasını yaptığı” iddiasıyla tutuklandı. Şık’ın dosyası daha sonra Cumhuriyet Gazetesi dava dosyası ile birleştirildi.

Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve muhabiri İlhan Tanır da soruşturmaya dahil edildi. Ancak Dündar ve Tanır yurtdışında olduklarından haklarındaki dosya ana dosyadan ayrıldı. Haklarındaki yargılama yokluklarında sürdü.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Mehmet Akif Ekici ve Savcı Yasemin Baba, Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticisi 18 kişi hakkındaki iddianameyi 3 Nisan 2017’de tamamladı. İddianame, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Böylece Cumhuriyet Gazetesi yargılaması 19 Nisan 2017’de başlamış oldu.

İddianamede, Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticilerine, “silahlı terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlamaları yöneltildi.

Gazetenin yazar ve yöneticilerine “hattına Bylock yüklü olduğu iddia edilen” veya “haklarında FETÖ’den dolayı soruşturma bulunan” kişilerle iletişim kurmak gibi suçlamalar da yöneltildi.

Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç, çizer Musa Kart ve yazar Hakan Kara’nın bir tatil şirketini araması suç irtibatı olarak gösterildi.

Gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın avukat meslektaşı Faik Işık ile olan irtibatı da suç unsurları arasında gösterildi. Işık, geçmişte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da avukatlığını yapmıştı.

Gazetenin Okur Temsilcisi Güray Tekin Öz de “hakkında FETÖ’den soruşturma yapılan bir kişiyle iletişim kurduğu” iddiasıyla suçlanan gazeteciler arasındaydı. Ancak o kişi, Güray Tekin Öz’ün alış veriş yaptığı pidecisiydi.

Ayrıca köşe yazıları, manşetler, tweetler suçlamalara delil olarak gösterildi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin bazı çalışanları da gazetenin yargılanan yazar ve yöneticilerinin aleyhine tanık olarak yer aldı.

Cumhuriyet Gazetesi davası, Türkiye’de “basında sansürün kaldırılışının” yıldönümü olarak kutlanan 24 Temmuz 2017’de başladı. İlk duruşma beş gün sürdü. Duruşmanın sonunda Güray Tekin Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Turhan Günay, Mustafa Kemal Güngör, Bülent Utku ve Önder Çelik’in tahliyesine karar verildi.

25 Eylül 2017 tarihli üçüncü duruşmada Kadri Gürsel’in tahliyesine karar verildi.

25 Aralık 2017’de görülen duruşmada gazeteci Ahmet Şık, siyasi iktidarı sert sözlerle eleştiren bir savunma yaptı. Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, “savunma sınırının dışına çıkıldığı, düzenin bozulduğu” iddiası ile Şık’ın mahkeme salonunun dışına çıkarılmasına karar verdi. Bunun üzerine Akın Atalay ve Murat Sabuncu da savunmalarını yapmadı.

9 Mart 2018’de görülen altıncı duruşmada Murat Sabuncu ve Ahmet Şık tahliye edildi. Akın Atalay’ın ise tutukluluğunun devamına karar verildi. Mahkeme heyeti başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, kararını, “Gemiyi en son kaptan terk eder, Akın bey bizimle” sözleri ile açıkladı.

Anayasa Mahkemesi, gazetenin Kitap Eki yönetmeni Turhan Günay’ın başvurusunu 11 Ocak 2018’de karara bağladı. Mahkeme, Günay’ın, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ihlal edildiğine karar verdi.

Cumhuriyet Gazetesi yargılaması sekiz duruşma sürdü. 24 Nisan 2018’de başlayan 8. duruşmanın ikinci gününde gazetenin yazar, çizer, muhabir ve yöneticileri hakkındaki karar acıklandı.

İddianamede hiçbir sanığa “silahlı örgüt kurmak ve yönetmek” suçlaması yöneltilmemesine karşın, tüm sanıklara bu suçtan da hapis cezası verildi.

Tüm sanıklara Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 7. fıkrası gerekçe gösterilerek hapis cezası verildi. Sanıklar, “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım” etmekle suçlandı.

Akın Atalay’a 7 yıl 13 ay 15 gün, Orhan Erinç’e 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu’nun 7 yıl 6 ay, Kadri Gürsel’in 2 yıl 6 ay, Güray Tekin Öz’ün 3 yıl 9 ay, Musa Kart’ın 3 yıl 9 ay, Hakan Kara’nın 3 yıl 9 ay, Aydın Engin’in 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya’nın 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık’ın 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Hükmün açıklanması ile birlikte Akın Atalay tahliyesine de karar verildi.

İddianamede kendilerine “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlaması yöneltilen tüm sanıklar bu suçtan beraat etti.

Turhan Günay ile birlikte gazetenin iki çalışanının beraatine karar verildi.

Can Dündar ve İlhan Tanır’ın dosyaları yurtdışında oldukları için ayrıldı.

İstinaf Süreci

Karara istinaf mahkemesinde itiraz edildi. Ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, 18 Şubat 2019’da kararları onadı. İstinaf mahkemesi, yerel mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulmadı. Delillerde ve işlemlerde eksiklik de bulmadı. İstinaf mahkemesi, verilen mahkumiyet kararlarının da kanuni olduğunu değerlendirdi.

Onama kararı ile birlikte daha önce yaklaşık 9 ay süreyle tutuklu olarak yargılanan Musa Kart, Hakan Kara ve Güray Tekin Öz ile birlikte gazetenin iki yöneticisi tekrar cezaevine girdi. Ceza Muhakemeleri Kanunu’na göre haklarında 5 yıldan az hapis cezası verilenlere Yargıtay’da temyiz yolu kapalıydı.

Kart, Kara ve Öz ile birlikte iki gazete yöneticisi Kandıra Cezaevi’ndeyken, Yargıtay süreci tamamlandı.

Yargıtay Süreci

Yerel mahkemede haklarında 5 yıldan fazla hapis cezası verilenler, bu kararı Yargıtay’da temyiz etti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin temyiz incelemesini tamamlaması beklenirken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya üzerinde verilmesi gereken karara ilişkin tebliğname sundu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tebliğname ile, Orhan Erinç, Akın Atalay, Murat Sabuncu, Hikmet Çetinkaya ve Aydın Engin ile Ahmet Şık hakkında verilen hapis cezalarının bozulmasını talep etti. Tebliğnamede Ahmet Şık dışındaki gazetecilerin beraatlarına karar verilmesi istendi.

Tebliğnamede, Ahmet Şık’ın ise “örgüte yardım” suçundan değil, “örgütü ve şiddeti övme” ile “örgüt propagandası” suçundan cezalandırılması talep edildi.

Tebliğnamede, Yargıtay’ın vereceği olası bozma kararından, istinaf mahkemesinin onama kararının ardından ikinci kez hapse giren Musa Kart, Hakan Kara, Güray Öz Tekin ve gazetenin iki yöneticisinin yararlanması talep edildi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz incelemesini 12 Eylül 2019’da tamamladı. Daire, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliğnamesindeki taleplere uygun bir karar verdi. Akın Atalay, Orhan Erinç, Murat Sabuncu, Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ve Ahmet Şık hakkında verilen hapis cezası hükümlerini bozdu.

Daire; Güray Tekin Öz, Musa Kart ve Hakan Kara hakkında istinaf mahkemesinde kesinleşen hükümlerin de bozulmasına karar verdi. Öz, Kart ve Kara’ya yurtdışına çıkış yasağı kondu.

Gazetenin muhasebe çalışanı E.İ. hakkında verilen 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası Yargıtay tarafından onandı.

Daire, Ahmet Şık hakkında ilk derece mahkemesi tarafından “örgüte yardım” suçlaması ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını bozdu. Ancak daire Şık’ın, Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinde düzenlenen “örgütün eylemlerini meşru gösterme” ve Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde düzenlenen “devlet organlarını aşağılama” suçlamalarından yargılanmasını istedi.

Tüm sanıklar hakkında yargılama İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 21 Kasım 2019 günü yeniden başladı.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Cumhuriyet Gazetesi davasında yargılanan 10 gazeteci ve gazete yöneticisi tutuklu oldukları dönemde, 6 Aralık 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yaptı. Anayasa Mahkemesi başvurularla ilgili kararını 2 Mayıs 2019’da verdi.

Akın Atalay, Murat Sabuncu, Güray Tekin Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Ahmet Şık ile birlikte gazetenin üç yöneticisinin hak ihlali başvurusunu reddetti.

Anayasa Mahkemesi 2 Mayıs 2019’da verdiği kararında bir tek Kadri Gürsel’in “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” ile “ifade ve basın özgürlüklerinin” ihlal edildiğine karar verdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Gazetenin 10 yazar ve yöneticisi 9 Kasım 2016’da da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hak ihlali başvurusunda bulundu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin incelemesi sürüyor.

Yeniden Yargılama Süreci

Tüm sanıklar hakkında yargılama 21 Kasım 2019’da İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden başladı. Mahkeme heyeti Ersin Öztürk başkanlığında üye hakimler Fatih Akgün ve Kürşad Bektaş’tan oluştu. Duruşma savcısı Korkmaz Gülsün’dü. Duruşmada, Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör, Akın Atalay, Aydın Engin, Güray Tekin Öz, Hakan Kara (Karasinir), Musa Kart, Hikmet Çetinkaya, Murat Sabuncu, Orhan Erinç, Önder Çelik hazır bulundu. Duruşma, kimlik tespiti ile başladı. Ardından mahkeme başkanı tarafından Yargıtay’ın bozma ilamının özeti okundu. Sonrasında mütalaa için söz alan duruşma savcısı, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararına karşı direnilmesini talep etti.

Savcının mütalaasının ardından mahkeme başkanı sanıklara, bozma ilamına karşı söz vereceğini, son sözü sonra vereceğini söyledi. Ardından beyanlara geçildi.

Beyanların ardından son sözlere geçildi. Mahkeme Başkanı’nın “Türkiye’de yargılama yapmak zor tabii usul çok” sözleri üzerine salonda gülüşmeler oldu.

Mahkeme heyeti, sanıklardan son sözlerini soracağını söylemesi üzerine avukatlar duruma itiraz etti. Avukat Bahri Belen, “Önce mahkeme karar vermeli, bozmaya uyulursa son söz verilmeli” dedi.

Avukatların itirazı üzerine, mahkeme heyeti Yargıtay’ın bozma ilamını değerlendirmek için duruşmaya 5 dakika ara verdi.

Duruşmaya devam edildi. Mahkeme Başkanı: Sanık avukatlarının bu talepleriyle ilgili bozmanın mahiyeti içeriği dikkate alınarak yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı noktasında ara bozmaya direnme noktasından sonra son sözün sorulamayacağı ve bu nedenle CMK’daki 216/3 aykırılık teşkil edebileceği kanaatiyle uyma ve direnme hususunun son sözlerinin alınmasından itibaren hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verildi.

Avukatlar reddi hakim talebinde bulundu. Ancak bu talep reddedildi. Ardından sanıkların son sözlerine geçildi. Son sözler ardından mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere duruşmaya yaklaşık olarak bir saat ara verdi.

Mahkeme kararında, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı direnme kararı verdi. Direnme kararı ile birlikte tüm sanıklar hakkında verilen eski cezaları okudu . Dosya Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’na gönderilecek.

Kararla birlikte, Akın Atalay’a 7 yıl 13 ay 15 gün, Orhan Erinç’e 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu’ya 7 yıl 6 ay, Güray Tekin Öz’e 3 yıl 9 ay, Musa Kart’a 3 yıl 9 ay, Hakan Kara’ya 3 yıl 9 ay, Aydın Engin’e 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya’ya 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık’a 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme heyeti, Kadri Gürsel’in beraatine karar verdi.


İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yeniden yargılamanın ilk duruşması, saatinde başladı. Mahkeme heyeti Ersin Öztürk başkanlığında üye hakimler Fatih Akgün ve Kürşad Bektaş’tan oluştu. Duruşma savcısı Korkmaz Gülsün’dü.

Duruşmada, Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör, Akın Atalay, Aydın Engin, Güray Tekin Öz, Hakan Kara (Karasinir), Musa Kart, Hikmet Çetinkaya, Murat Sabuncu, Orhan Erinç, Önder Çelik hazır bulundu.

Duruşma, kimlik tespiti ile başladı. Ardından mahkeme başkanı tarafından Yargıtay’ın bozma ilamının özeti okundu. Sonrasında mütalaa için söz alan duruşma savcısı, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararına karşı direnilmesini talep etti.

Savcının mütalaasının ardından mahkeme başkanı sanıklara, bozma ilamına karşı söz vereceğini, son sözü sonra vereceğini söyledi.

İlk olarak Kemal Gürsel söz aldı. Gürsel, “Savcının mütalaasını kabul etmiyorum. Yargıtay’ın bozma ilamına uyulsun” dedi.

Gürsel’in avukatı Köksal Bayraktar da, Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasını istedi. “İddia makamının mütalaası her yönüyle yanlıştır” dedi.

Akın Atalay söz aldığı sırada, mahkeme başkanı “Kaptan kim” diye sordu. Mahkeme başkanının sorusu gülüşmelere neden oldu. Avukatlar da, “Önceki mahkeme heyeti de aynı cümleyi kullanmıştı” diyerek, tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı “samimiyet olsun diye dedim” dedi.

Akın Atalay’da savcının mütalaasını kabul etmediğini, bozma ilamına uyulmasını istedi.

Avukat Bahri Belen “Savcının mütalaasından şu anlaşılıyor: Cumhurbaşkanı ve Bakanlar bu örgütü (FETÖ) biliyordu. Savcı aslında onları da suçlamış oluyor. Direnme istemenin hukuki bir dayanağı olmalı. Bir hasım mütalaası olmamalıdır. Savcılık, sanıkların lehine olan delilleri de toplaması gereken bir makamdır. Bu görüşü yok sayıyorum; abesle iştigal olduğunu düşünüyorum” dedi.

Ahmet Şık söz alarak, “Cumhuriyet komplosu, hukuki saiklerle açıklama yapılacak bir dava değildir. Mafyalaşmış bir siyasi iktidar, ona tetikçilik yapma rol ve görevini üstlenmiş bir yargı ve işbirlikçisi medya ortaklığıyla kurulmuş bir komplodur. Ama tüm yargılamalar boyunca söylenen tek doğru suç işlendiğidir. O suçu işleyenler burada sanık sıfatıyla bulunanlar değil komplonun ortakları olanlardır. Savcı bey mütalaasıyla komploya ve suça ortak olmaya devam edeceğini beyan etmiştir. Sizin vereceğiniz karar bu suça ortak olup olmayacağınıza dair tercihinizi belirleyecektir. Söyleyeceklerim şimdilik bundan ibarettir” dedi.

Avukat Can, davada durma kararı verilmesini istedi ve savcının mütalaasını kabul etmediklerini söyledi.

Aydın Engin söz aldı: “Mütalaayı dinlemeseydim konuşmayacaktım. Savcının hazırladığı iddianameyi bundan önceki mahkeme kabul etmişti. Bu bir hukuk ayıbıydı. Galiba kendisi hukuk derslerinde pencereden dışarıya bakmış”.

Cumhuriyet eski avukatlarından Bülent Utku söz aldı ve “Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyon en başından beri siyasi amaçlı bir intikam operasyonudur. Yargılamanın hiçbir aşamasında bu değişmedi. Savcının mütalaasına karşı diyeceklerim budur” dedi. Mahkeme başkanının, “takdir mahkemenin diyorsunuz yani” sözleri üzerine Utku, “Hayır ben bir şey demiyorum” dedi.

Avukat Ergin Cinmen de “Ne yazık ki şimdi yine görüyorum ki hukukun amir ilkeleri yok sayılıyor. Bu davada suç teşkil eden fiilin ne olduğu belli değil. Ben böyle bir mütalaa beklemiyordum. Bu dava tarihe çakılan bir davadır. Lütfen artık Türkiye’yi kurtarın” dedi.

Gazeteciler Güray Tekin Öz, Hakan Kara, Musa Kart, Hikmet Çetinkaya, Orhan Erinç, Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik de savcının mütalaasını kabul etmediklerini, bozma ilamına uyulmasını talep etti.

Gazeteci Murat Sabuncu “Savcının mütalaasından anlıyorum ki gazeteciliğin üç yıldır yargılanma süreci bitmemiş. Yargıtay’ın kararına uyulmasını talep ediyorum” dedi.

Beyanların ardından son sözlere geçildi. Mahkeme Başkanı’nın “Türkiye’de yargılama yapmak zor tabii usul çok” sözleri üzerine salonda gülüşmeler oldu.

Mahkeme heyeti, sanıklardan son sözlerini soracağını söylemesi üzerine avukatlar duruma itiraz etti. Avukat Belen “Önce mahkeme karar vermeli, bozmaya uyulursa son söz verilmeli. ” diyerek usulü hatırlattı:

“Bozmaya uyulduğu takdirde adeta yeni bir yargılama başlar. Bu süreçte iddia makamının yeni görüşü, sanık avukatlarının varsa kovuşturmanın genişletilmesine ilişkin talepleri, yoksa esas hakkındaki görüşe göre son savunmalarını yapmalarına geçilir. Son söz sanıklara sorularak yargılama süreci sona erdirilir ve bundan sonra yeni bir hüküm kurulur. Bu bakımdan mahkemenin uyma ya da direnme konusunda karar vermeden sanıkların son sözlerini istenmesi usule uygun değildir.”
Avukat Ergin Cinmen de “Son sözlerin sorulması mantığa aykırıdır. Şu aşamada yeniden söz verilmesinin anlamı yoktur. Mahkeme önce karar vermelidir ve yargılamaya devam etmelidir. 40 yıllık avukatım bunu ilk defa gördüm” dedi.

Avukatların itirazı üzerine, mahkeme heyeti Yargıtay’ın bozma ilamını değerlendirmek için duruşmaya 5 dakika ara verdi.

Duruşmaya devam edildi. Mahkeme Başkanı avukatların itirazlarına yönelik açıklamasını yaptı: “Sanık avukatlarının bu talepleriyle ilgili bozmanın mahiyeti içeriği dikkate alınarak yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı noktasında ara bozmaya direnme noktasından sonra son sözün sorulamayacağı ve bu nedenle CMK’daki 216/3 aykırılık teşkil edebileceği kanaatiyle uyma ve direnme hususunun son sözlerinin alınmasından itibaren hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verildi.”

Bülent Utku’nun avukatı Cinmen, mahkemenin kararının ihsas-ı rey (oyunu belli etme) olduğunu söyledi: “Direnme kararı verecekseniz uygulama tam da bu şekilde olur çünkü. Mahkemenin ihsas-ı rey yaptığını düşünüyor ve heyeti reddediyoruz.”

Cinmen’in talebi “Duruşmayı uzatma amacıyla yapıldığı” gerekçesiyle heyetin reddi isteği mahkeme tarafından reddedildi.

Ardından sanıkların son sözlerine geçildi.

Kadri Gürsel: “Neye istinaden son söz söyleyeceğimi bilmiyorum. Hangi sona geldik ki söz açıklayacağım. Sonunda ne olacağını bilmediğim için direnme ve bozma kararına da uyumlu bir son söz söyleyeceğim. Sizden önceki heyetin sürdürdüğü yargılamada delilsiz, mesnetsiz iddianame karşısında ve kabul edilmesinin ardından yapılan yargılamada yaptığım tüm savunmanın özü AYM’nin lehime verdiği kararla çürütülmüştü. Yaptığımız bütün savunmalar Yargıtay kararına da yansımıştır. Aleyhimdeki hüküm mesnetsiz ve hukuksuzdur. Beraat yönündeki bozma kararına uyulsun.”

Akın Atalay: “Burada eski savunmalarımı tekrar etmeyeceğim, bunlar zaten dava dosyasında ama şunun bir kez daha kayıtlara geçmesini isterim. Bizleri, Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerini hukuka kanuna ve ahlaka ve mahşeri vicdana sığmayan gerekçelerle ağır bir şekilde mahkûm etmek istediler. Zaten bu davanın açılması ve bizlerin tutuklanmasının iki temel amacı var. Birinci amaç siyasi iktidarın uygulamalarının eleştirilmesinden; toplumdan gizlenmesi istenen bilgilerin haberleştirilmesinden hoşnut olunmaması, bunun için de gazete yönetiminin değiştirilmesiydi. Bir Pirus Zaferi’dir ama kazanıldı. Bugünün Türkiye’sinde medyanın acınılası hali bu davanın sonucudur. 18 Temmuz 2016’da Murat İnam tarafından açılmış bir soruşturmadır bu. Bizim hakkımızda FETÖ’ye yardımdan soruşturma açmış bu Savcı, hala FETÖ’ye üyelikten yargılanıyor. Tarihin bir cilvesi mi bilemem ama 18 Temmuz 2016’da hakkında soruşturma başlatılan Cumhuriyet Gazetesi’nde bu tarihten bir hafta önce “FETÖ ve hizmetkarları” diye bir yazı dizisi yayımlamıştı. (Atalay yazı dizisinden ayrıntılar verdi) ‘FETÖ ve hizmetkarları’ başlıklı yazının üstünden bir hafta geçmeden, bizler hakkında FETÖ’ye yardım suçlamasıyla, FETÖ’ye üyelikten yargılanan bir savcı tarafından soruşturma başlatıldı. Davanın bilirkişisine ilk yargılamadan sonra sosyal medya üzerinden bilirkişi olarak nasıl atandığını sordum. ‘Akın bey siz de biliyorsunuz. Bu bir devlet sırrıdır ve benimle birlikte mezara gidecektir’ dedi. Atanması devlet sırrı olan bir bilirkişi de gördük. İkinci amaç tüm yöneticilerin hapse atılması suretiyle diğer medya kuruluşlarına sopa göstermekti. Bu dava ile az önce belirttiğim iki amaca da ulaşılırsa artık böyle bir yargılamaya gerek kalmadığı görüşüne vardılar. Arkadaşımız Ahmet Şık yönünden, biz Ahmet’in yaptığı gazeteciliğin yakın tanığıyız. Bu davada onun mahkûm edilmesi hepimizin, gazeteciliğin mahkûm edilmesidir. Birlikte mahkûm olduk, şimdi de hepimiz için bir hüküm kurmanızı istiyorum.”

Ahmet Şık: “Cumhuriyet komplosu, hukuki saiklerle açıklama yapılacak bir dava değildir. Mafyalaşmış bir siyasi iktidar, ona tetikçilik yapma rol ve görevini üstlenmiş bir yargı ve işbirlikçisi medya ortaklığıyla kurulmuş bir komplodur. Ama tüm yargılamalar boyunca söylenen tek doğru suç işlendiğidir. O suçu işleyenler burada sanık sıfatıyla bulunanlar değil komplonun ortakları olanlardır. Savcı bey mütalaasıyla komploya ve suça ortak olmaya devam edeceğini beyan etmiştir. Sizin vereceğiniz karar bu suça ortak olup olmayacağınıza dair tercihinizi belirleyecektir. Söyleyeceklerim şimdilik bundan ibarettir.

“Bunları demiştim ama tutanağa olduğu gibi yansıması için tekrarladım. Yargıtay kararına ilişkin söyleyeceklerim, genel olarak doğru ama eksik olduğudur. Doğrusu yargılanan herkesin beraat ettirilmesidir. Şu eksik haliyle bile Yargıtay verdiği kararla sizden önce o koltuklarda oturanların, mahkeme başkanı Abdurrahman Orkun Dağ ve duruşma savcısı Hasan Bölükbaşı başta olmak üzere soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alanların hukukçu olmadığının tespitini yapmıştır. Aşağıda adaleti simgeleyen Themis heykelinin elindeki terazinin bir kefesinde yargı mensuplarının menfaatleri bir diğerinde haysiyetleri var. Yargıtay kararı aynı zamanda, sizden önce bu yargılamada görev alanların ve onları korumakla kalmayıp terfi ettirenlerin haysiyetlerini değil menfaatlerini tercih ettiğini de ortaya koydu. Hal böyle iken hukukun evrensel normlarını ve mesleğinin etik değerlerini menfaatlerine çiğnetmeyi tercih edenlerin, meslekte geçirdiğim 30 yıl boyunca tek bir ayıba imza atmamış olan şahsım hakkında gazeteciliğimi tartışmaya açmaları hakkı ve haddi değildir. Dolayısıyla bu komploda görev alanların da her kim olursa olsun yargı önüne çıkarılması gerektiği ortadadır. Son olarak eklemekte ve tekrarlamakta fayda var: Bu komplonun emrini veren siyasi iktidar da suç ortaklığı yapan yargı ve medyası da bilsin ki ne korkacağız ne de diz çökeceğiz.”

Aydın Engin: “En yaşlı değil ama en kıdemli gazeteci benim. Dolayısıyla mahkemenin vereceği karar hapsimize yönelikse şaşırmam, benim için farketmez. Çıktıktan sonra yine yazarım. Ama sizin için fark edecek. Bu sizin hukuk sınavınız. 27. Ağır Ceza’nın yeni heyetisiniz o nedenle ‘sınav’ diyorum. Daha önceki heyet hukukta sınıfta kaldı. Kolay gelsin.”

Bülent Utku: “Avukatım heyeti reddetti. 35 yıllık avukatım. Heyetinizin uyguladığı gibi bir usul görmedim. Dolayısıyla son söz olarak ne söyleyeceğimi bilmiyorum.”

Hakan Kara: “İddianamedeki iddiaların hepsini tek tek çürüttük. Tuhaf olan mahkeme bu açıklamalarımızı hiç duymamış gibi. Bu dava hukuk anlamında çok ilginç bir dava haline geldi. Bu dava hukuk tarihine geçecek ve hakkında çok kitap yazılacak. Geç gelen adalet, adalet değildir. 9 ay yattık çıktık. Şimdiyse ne olacağı belli değil. Yargıtay’ın kararı benim için mükemmel değil ama bir adımdır. Bu çerçevede de beraat kararı talep ediyoruz. “

Güray Tekin Öz: “Savcının mütalaasını kabul etmek mümkün değil. Yargıtay kararına uyulmasını istiyorum.”

Musa Kart: “Bir mizahçının hayal gücünü aşan bir döneme tanıklık ettik. Çağdaş hukuk devletlerinde insanlar yargılandıktan sonra hapis yatarlar bizde tam tersi oldu. Şu an ömründen aylar yıllar çalınmış bir gazeteci olarak özür bekliyorum.”

Hikmet Çetinkaya: “Suç işlemedim, beraatimi istiyorum.”

Murat Sabuncu: “Hemen her gece derin sessizlikte daha da yoğun yankılanan bir gürültüyle uyanıyorum. Pencereye doğru gidiyorum… İnsanlar… Sayıları her geçen gün çoğalan insanlar Ayaklarında prangalar onların çıkardığı şakırtıyla kendi mahallelerinde bir aşağı bir yukarı yürüyorlar Daha doğrusu ayaklarını sürüyorlar… Gözlerine bakıyorum, sıkı sıkı yummuşlar… Elleriyle ağızlarını kapatmışlar… Dilleri var konuşmuyorlar… Gözleri var bakmıyorlar… Kulakları var duymuyorlar… Ayakları var gitmiyorlar… Oysa… Yakınlarda bir yerde… Pek çok mahallede insanlar… Acı çekiyorlar… Haksızlığa uğruyorlar… Yoksulluk yaşıyorlar… Böyle zamanlarda… Görülmeyeni göstermek… Söylenmeyeni söylemek… Gidilmeyen yere gitmek şahitlik etmek görev olur… Eğer gazeteciyseniz… Özgür, bağımsız, tarafsız… Gazeteciler… Şahitlik etmek gerçekleri dile getirmekle görevlidirler… Bedeli ne olursa olsun… Meslek kıdemleri 30 ile 60 yıl arasında değişen Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri, şahit olduklarını, gördüklerini, duyduklarını, kimsenin etkisinde kalmadan kimseden emir almadan ve kimseden korkmadan yazıp çizdikleri için; 14 ile 18 ay arasında hapiste kaldılar. 3 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldılar… Şu an karşınızda duran isimlerin; kendilerinin ve ailelerinin; okudukları okullardan satın aldıkları-sattıkları evlere… Tüm hayatları boyunca yaptıkları banka hesap hareketlerine… 30 yıl evvel boşandıkları eşten 5 yaşındaki çocuklarına… Araştırıldılar… E mailleri cep telefonları evleri didik didik arandı… Gazetenin tüm kayıtları incelendi. Sonuçta; parkeciden pideciye tur şirketine telefon aramalarından suç yaratmaya çalışma kepazeliğiyle… Gazetenin haberlerinden kriminalize etme çalışmaları arta kaldı… Soruşturmayı üzerinde Demokles’in kılıcı sallanan bir savcıya açtırdılar… Ülkenin seküler, solcu gazetesinin solcu yöneticilerine FETÖ’den ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan bir savcı açtı davayı… Bilirkişi sosyal medya paylaşımlarında iktidar amigoluğu yapan hayatında gazetecilik yapmamış, bilirkişi listelerinde olmayan özel biriydi… Manşetleri çarpıtmaktan bile çekinmeyecek-arlanmayacak bir kişi… Yayın politikasını değiştirmek diye suç icat etmek de gerçek olmasa da tiraj düşüşü de suçlamalar arasındaydı… Uzun süren mahkeme maratonunda şahit adı altında toplananlar… Yargılananların gazeteci olduklarını hep söyledik ne suçu var, diyen toplama ekipten oluşuyordu… Biz yargılananlar… İçeride… Arkadaşlarımız dışarıda iki şeyin altını çizdik… Gazetecilik yaptık, gazetecilik suç değildir… Özgürlüğü sadece kendimiz için değil fikirlerinden dolayı demir parmaklıklar arkasında olan herkes için istiyoruz. Kısa bir süre içinde bu dava teknik olarak bitecek… Beraat edeceğiz ya da ceza alacağız… Ancak bu dava… Vicdanlarda asla sona ermeyecek… Hukuk fakültelerinde vaka analizi olarak okutulacak… Yargıtay 16. Ceza Dairesi davada hepimize beraat isterken meslektaşım arkadaşım Ahmet Şık için başka bir maddeden cezalandırma talep etmiş. Sayın heyet, Ahmet Şık sadece işini yapan, meslektaşı olmaktan gurur duyduğum bir isimdir. Bizim Ahmet’ten, Ahmet’in bizden bu davada ayrısı gayrısı olmaz. Ya ona da beraat verin ya bizi de onunla beraber yargılayın… Bitirirken… Bir ülkede; her üç gençten biri işsiz kalmışsa… İntihar vakaları yaşanıyorsa… Güçlü ülkelerin vatandaşları pazarlık masalarında tahliye olurken… Bu ülkenin Türk, Kürt vatandaşları içi boş iddianamelerle yıllarca hapsediliyorsa… Dışarıda yalnızlaşma içeride ötekileştirme yoğun bir şekilde yaşanıyorsa… Mutsuzluk umutsuzluk yayılmış yaygınlaşmışsa… Bir gazetecinin görevi… Bunları haber yapmak, konuşmak, söylemektir… Memleketi sevmek… Gerçekleri eğip bükerek günü kurtarmak değil… Gerçeklerle yüzleşerek geleceği inşa etmektir… Benim, sizin, hepimizin evlatlarının mutlu barış içindeki geleceği için… Bedeli ne olursa olsun gerçekleri söylemeye yazmaya devam edeceğim…”

Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi avukat Mustafa Kemal Güngör: “Tüm savunmalarımı tekrar ediyor ve mütalaayı reddediyorum. Bu dava hukuki değildir, Cumhuriyet’i susturmak içindir. Tüm medya ya gözdağı verilmek istenmiştir. Mütalaayla da bunu görüyoruz. Bu mahkûmiyet kararının yasal dayanağı yoktur. Basın ve ifade özgürlüğü hiçe sayılmıştır. Cumhuriyet’teki haber ve yazılar tamamen halkın haber alma hakkına uygun yapılmıştır. Bu yargılama keyfidir. Kolektif yargılama anlayışı sadece faşizm dönemlerine aittir. Burada kolektif yargılama vardır. Bir kez daha söyleyeyim soruşturmamızı kendisi FETÖ’den yargılanan bir savcı tarafından hazırlandı. Acaba size olsanız ne düşünürdünüz? Empati yapmanızı istiyor ve soruyorum. Haksız ve hukuksuz olarak özgürlüğümüzden 3 yıl çalındı. Bu davadan ben ve bir kısım arkadaşım toplam 13,5 ay hapis yattı. Bazısı 16, bazısı da 18 ay hapis yattı. Yargıtay kararındaki bazı değerlendirmeleri eksik ve yanlış buluyorum. Bunlar bir yana, mahkûmiyetin bozulmasını istedi. (Montesquieu alıntı yaparak) ‘Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılan tehdittir’. Yıllardır süren bu adaletsizliğe son verin. Adaletin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur.”

Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi Önder Çelik, “Sadece ve sadece gazetecilik yaptık, bunlar suç teşkil etmiyor.”

Son sözler ardından mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere duruşmaya yaklaşık olarak bir saat ara verdi.


Duruşma öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazından geçirildi. Sanık ve gazeteciler, ana koridorda bekletildi. Duruşmanın görüldüğü salonunun bulunduğu koridordu. Ayrı noktada, girişleri engellemek için bariyerlerle kapatıldı. Avukatların geçişine izin verildi yalnızca.

Mahkeme salonu koşulları

Duruşma, adliyenin en büyük salonunda görüldü. SEGBİS için iki ayrı TV ekranı kuruluydu. Duruşma salonunda sürekli olarak özel güvenlik bulundu. Duruşma salonunun dışında da sivil polis durdu.

Duruşmaya katılım

Duruşmayı, Cumhuriyet gazeteci eski çalışanları, gazetecilerin yakınları, DİSK-Basın İş, TGS, TGC, ÇGD, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), P24, milletvekilleri, uluslararası basın yayın organları, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Af Örgütü, RSF, Article 19, İstanbul Barosu izledi.

Gözlemler

Duruşmayı çok sayıda kişi izledi. Salonun dolması üzerine, dışarıda kalan gözlemci heyetler ve izleyiciler oldu. İzleyicilerin salona girebilmesi için içerdeki izleyiciler ve gözlemciler sıkışarak yer açtı. Açılan yerlerin dolması için güvenlik her seferinde “üç kişiyi gönder” diye, bariyerdeki güvenlik görevlisine bağırdı.

Her duruşma da çizerlerin salonda çizim yapmasına izin verilirken, bu duruşma izin verilmedi. Duruşma salonu görevlisi çizerlere, “ben ne diyorsam o olur burada” sözlerine gazeteciler tepki gösterdi.

Mahkeme heyetini sık sık duruşmada espri yapmak istemesi ve sanık gazetecilerle samimi bir dil kullanması dikkat çekti.

Karar arasında güvenlik görevlileri, gazetecileri koridordan çıkarmak istemesi üzerine tartışma yaşandı. Güvenlik görevlileri gazetecileri, “duruşmaya almayacağım” diyerek tehdit etti.


Mahkeme kararında, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı direnme kararı verdi. Direnme kararı ile birlikte tüm sanıklar hakkında verilen eski cezaları okudu. Dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilecek.

Kararla birlikte, Akın Atalay’a 7 yıl 13 ay 15 gün, Orhan Erinç’e 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu’ya 7 yıl 6 ay, Güray Tekin Öz’e 3 yıl 9 ay, Musa Kart’a 3 yıl 9 ay, Hakan Kara’ya 3 yıl 9 ay, Aydın Engin’e 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya’ya 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık’a 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Mahkeme heyeti, Kadri Gürsel’in beraatine karar verdi.

Cumhuriyet Newspaper Trial (Indictment)

Cumhuriyet Newspaper Trial (Reasoned Judgement)

Cumhuriyet Newspaper Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

Cumhuriyet Newspaper Trial (The Court of Cassation's Judgement)

Cumhuriyet Newspaper Trial (The Court of Appeal's Judgement)

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial

MİT TIR’larındaki mühimmata ilişkin fotoğraflar Cumhuriyet gazetesinde “Can Dündar” imzasıyla 29 Mayıs 2015’te yayımlandı. Haberin başlığı “İşte Erdoğan’ın Yok Dediği Silahlar”dı. Gazetenin internet sitesi "cumhuriyet.com.tr”de de TIR’lardaki aramaya ilişkin görüntüler vardı. Bu görüntüler 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinde “İşte TIR’daki Cephane” başlığıyla yayımlanmıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün basın açıklaması yayımlayarak Dündar hakkında soruşturma başlattığını açıkladı. Açıklamada, Dündar’a; “Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma kapsamında internet sitesindeki habere de erişim yasağı getirildi.

Soruşturmayı o dönem Terör ve Örgütlü Suçlardan Sorumlu İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan yönetti.

1 Haziran 2015’te Cumhurbaşkanı Erdoğan, katıldığı bir canlı televizyon yayınında Dündar’ı hedef alarak, “Bedelini ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu” dedi.

Soruşturmanın başlatılmasından kısa bir süre sonra 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimleri yapıldı. Seçimlerde AKP, tek başına iktidar olamadı. Hükümet kurulamayınca 1 Kasım 2015’te erken seçim yapıldı ve AKP, meclis çoğunluğunu yakaladı. Soruşturmanın başlatıldığı 29 Mayıs 2015’ten 1 Kasım 2015’e kadar Dündar’ın ifadesinin alınması için çağrı kağıdı yollanmadı. Seçimlerin üzerinden bir ay geçmeden çağrı kağıdı geldi ve Dündar, 26 Kasım 2015’te ifade vermek için Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne gitti.

Dündar’ın ifadesini soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan aldı. Fidan, Dündar’a “Bu görüntüleri nereden, kim ya da kimlerden temin ettiniz? Ne maksatla yayınladınız? Bu bilgi ve fotoğrafları yayınlamak için herhangi bir kişiden talimat aldınız mı?” sorularını yöneltti.

Dündar, 35 yıldır gazeteci olduğunu, basın mensubu olarak devlet içerisindeki oluşumların sakıncalarından bahsettiğini belirtti. “FETÖ/PDY Terör Örgütü olarak isimlendirdiğiniz oluşumla uzaktan yakından ilgim olamaz” dedi. MİT TIR’larının durdurulmasına ilişkin haberin de gazetecilik faaliyeti olduğunu dile getirdi. Dündar, ifadesinde şunları söyledi:

“Bunun dışında ne casusluk, ne örgüte yardım, ne de bir başka suçla kesinlikle hiçbir ilgim olamaz. Devletin bu olay sebebiyle iki kurumunun birbirine düşmesi ayrıca vahimdir. Bir gazeteci olarak bu olay benim için bir haberdir. Amacım kamuoyunu uyarmak ve bilgilendirmektir. Watergate ve İrangate skandalları olarak bilinen hadiselerde vakti zamanında devlet sırrı olarak kabul edilen ve bu haberler sebebiyle gazetecilerin yargılanmaya çalışıldığı olaylardır. Ancak aradan geçen yılardan sonra devlet adına bu operasyonları yürütenler yargılanıp mahkûm edilmişlerdir. Ben bu bilgi ve belgeleri nereden aldığımı gazetecilik etiği olarak söyleyemem. Ancak şunu ifade edebilirim ki hiçkimse veya örgüt bana bu konuda hiçbir talimat veremez. Meslek hayatımda bunun hiçbir örneği yoktur. Yaptığım tamamen gazetecilik faaliyetidir.”

Fidan, ifadenin tamamlanmasının ardından Dündar’ı “örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlarını işlediği iddiası ile tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk etti. İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliği de aynı suçlamalarla tutuklama kararı verdi.

Hâkim İsmail Yavuz, kararda, MİT TIR’larına ilişkin görüntülerin ilk defa Dündar tarafından temin edildiğini belirtti. Hâkim Yavuz, TIR’ları durduran kişiler hakkında örgüt soruşturması başlatılmasına karşın bu görüntüleri yayınlamasını tutuklama gerekçesi olarak gösterdi. Kuvvetli suç şüphesi, atılı suçun cezasının üst sınırı, adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı şüphesi de gerekçeler arasındaydı. Tutuklama kararının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, tutuklama kararıyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Soruşturmanın anayasal teminat altında bulunan ‘basın özgürlüğü’ ile hiçbir ilgisi bulunmayıp, kişi hak ve hürriyetlerini ihlal edecek hiçbir tavır içerisine girilmemiştir.”

Soruşturmaya ilişkin iddianame Dündar ve avukatlarına ulaşmadan önce 27 Ocak 2016’da Sabah gazetesinde Nazif Karaman imzasıyla yayımlandı.

Başsavcı Vekili İrfan Fidan’ın imzaladığı iddianame 473 sayfaydı. Müştekiler, Recep Tayyip Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı’ydı.

İddianamenin 56 sayfası Can Dündar ile ilgiliydi. 55 yazı ve haber, Dündar’a yöneltilen suçlamalara gerekçe olarak gösterildi. Delil olarak gösterilen yazılardan biri hariç hiçbiri hakkında daha önce herhangi bir soruşturma başlatılmamıştı. Hakkında soruşturma başlatılan bir yazısı için de takipsizlik kararı verilmişti.

İddianamenin 22 sayfası Galatasaray Üniversitesi Kamu Hukuk Bölümü öğretim görevlisi F.T.’nin 2015’te Türkiye Barolar Birliği’nin dergisinde yayımlanan “Ceza Hukukunda Terör Örgütü Kavramı” başlıklı akademik makalesinden noktalama işaretlerine kadar birebir kopyalanmıştı. İddianamede, bu bölümün alıntılandığında ilişkin herhangi bir not da yer almadı.

Geri kalan 394 sayfada ise başka bir soruşturmanın detayları ve Fetullah Gülen cemaati yapılanması anlatıldı.

İddianamede, Dündar için “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme”, “Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama”, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen yada tamamen engellemeye teşebbüs etmek” ve “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek isteyerek yardım etme” suçlarından bir kez ağırlaştırılmış müebbet, bir kez müebbet ve 30 yıla kadar hapis cezası istendi.

Savcı Fidan, iddianamede, MİT’e ait TIR’ları durduran, TIR’larda arama yapan ve MİT yetkililerini darp eden kişilerin “silahlı terör örgütü” olduğunu, nihai amaçlarının da “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” olduğunu kaydetti. Dündar’ın “Devleti ve hükümeti terörle ilişkilendirmek maksadıyla yayınlar yaptığını” öne süren savcılık, FETÖ/PDY ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareket ettiğini iddia etti.

İddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 5 Şubat 2016’da kabul edildi. Mahkeme, ilk duruşma gününü 25 Mart 2016 olarak belirledi ve Dündar’ın tutukluluğunun devamına karar verdi.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Dündar; Erdem Gül ile birlikte tutuklanmasının, basın ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle, 6 Aralık 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Dündar, başvurusunu yaptığında, hakkındaki iddianame hazırlanmamıştı. Anayasa Mahkemesi, yargılamanın başlayacağı 25 Mart’tan kısa bir süre önce, 17 Şubat’ta, Dündar’ın başvurusunu incelemeye aldı. Bir hafta sonra 25 Şubat’ta AYM hak ihlali bulunduğuna karar verdi ve yerel mahkeme Dündar’ı tahliye etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erdem Gül ile birlkte Dündar’ın tahliyesine ilişkin 28 Şubat’ta “Ben Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum. Aslında onlarla ilgili kararı veren mahkeme kararında direnebilirdi” dedi.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün sanık olduğu MİT TIR’ları davasının ilk duruşması, 25 Mart 2016’da Çağlayan Adliyesi’nde bulunan İstanbul Adliyesi’nde başladı. İlk duruşmaya günler kala o dönemki ismiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), mahkemeye ikinci bir heyet görevlendirdi. Bu heyet, yalnızca MİT TIR’ları, Hrant Dink cinayeti ve Tahşiye soruşturmasında (Gülen ile fikir ayrılığı yaşadığı iddia edilen bir başka cemaate karşı operasyon) kumpas kurulduğu iddiasıyla açılan davadan sorumluydu.

23 Mart 2016’da da dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu, mahkemenin duruşma savcısını değiştirdi. Göreve Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu savcısı Evliya Çalışkan atandı. Çalışkan, 25 Mart 2016’daki ilk duruşmada, bundan sonraki duruşmaların izleyicilere kapalı olmasını talep etti. Savcının gerekçesi, Başbakanlık ve MİT Müsteşarlığı’nın TIR’larının durdurulmasıyla ilgili ilk soruşturmayı başlatan Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na belge gönderdiğini, belgelerin bu dava dosyasında da olduğuydu. Savcıya göre bu belgeler, taraflarca her an dile getirilebilirdi. Oysa dosyada böyle bir belge yoktu. Heyet, talebi kabul etti ve üç yıldır süren davanın duruşmalarına yalnızca Dündar ve Gül’ün eşleri ve avukatları katıldı.

Davanın ikinci duruşması, 1 Nisan 2016’da yapıldı. Duruşmadaki savunmalar, savcının soruları hukuk örgütlerinin Twitter hesaplarından paylaşıldı. Buna göre, duruşmada ilk savunmayı Can Dündar yaptı. Dündar, savunmasına, MİT TIR’larının durdurulmasına ilişkin görüntüleri izleterek başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AYM’nin kendileriyle ilgili hak ihlali kararı hakkındaki sözlerini yargı mercilerine çağrı yapma cüreti olduğunu söyledi. Dündar, görüntülerde TIR’lar durdurulduktan sonra MİT mensubu olduğunu söyleyen kişilerin yaka paça araçtan indirildiğini anımsatarak, şunları söyledi:

“Devletin güvenlik güçleri birbirine silah çekiyor. Bu Talat Aydemir’in başarısız darbe girişiminden sonra ilk kez gerçekleşti. Ayrıca sır denilen şey, MİT TIR’ları durdurulduktan sonra TBMM’de konuşuldu. Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın da aralarında olduğu onlarca kişi demeç verdi konuyla ilgili. Yani sır, bizim haberimizle ifşa olmadı.”

Dündar haklarındaki iddianameyi düzenleyen Başsavcı Vekili İrfan Fidan’ın görüntülerin kurgu olduğu iddiasıyla soruşturma başlattığını anımsatarak, “Görüntüler kurguysa biz neden devletin sırrını ifşa suçundan yargılanıyoruz” diye sordu.
Dündar, duruşma salonundaki oturma düzeninin yanlış olduğunu belirterek, “Biz müştekiyiz, bu suçu isleyenler sanık olmalı. Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’ına kadar devlet halkına yalan söylüyorsa ‘Olsun, sesimi çıkarmayayım’ mı demeliydim? Suriye’deki yangına benzin döküldü silah gönderilerek” dedi. Dündar, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yardım suçlaması ile ilgili de “Bahsedilen örgütten kimseyi tanımam. Hatta okullarında ‘CIA ajanları yetiştiriliyor’ haberim nedeniyle davalık olduk. Cemaatçi polisler tarafından telefonlarım dinlendi” dedi. Dündar, “paralel devleti” Erdoğan ve Fetullah Gülen’in inşa ettiğini aktararak, şunları söyledi:

“Aralarında kırgınlık olana kadar birliktelerdi. Sonra Erdoğan, Gülen’e ‘Ne istediniz de vermedik’, kamuoyuna ‘Pardon, kandırılmışız’ dedi. Ama biz kandırılmadık. Burada hesap vermesi gereken, Erdoğan ve Gülen’dir. Cumhurbaşkanı kandırıldıysa bedelini ödemelidir. Bizi mağdur edemez. Anayasa’nın açık hükmüne ve AYM kararına uymayan Cumhurbaşkanı’nın sözlerini biliyoruz. Güçlü olan o, ama güçlüler her zaman haklı değildir. Haklı olan biziz ve gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. ‘Cumhurbaşkanı emretti, sonuç böyle oldu’ gibi bir hukuk garabetine izin vermeyin. Biz bu noktada size sığınıyoruz. Beraatimi istiyorum.”

Davanın üçüncü duruşması, 22 Nisan 2016’da yapıldı. Bu duruşmada savcı Evliya Çalışkan, davanın TIR’ları durduran, mühimmat üzerinde kriminal inceleme yapan TSK mensupları ve soruşturma savcılarının Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde yargılandığı dosya ile birleştirilmesini talep etti. Talebi reddedilen savcı, esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak için süre istedi. Savcının talebi kabul edildi.

Davanın dördüncü duruşması, 6 Mayıs 2016’da yapılacaktı. Savcı Çalışkan, 29 Nisan 2016’da esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Çalışkan mütalaasında, Dündar’ın “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması nedeniyle 25 yıla kadar hapsini istedi. Savcı, Dündar’a yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamaları yönünden TIR’ları durduran TSK mensupları ve soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini, bu yüzden bu suçlarla ilgili yargılamanın başka bir esas numarası üzerinden devam etmesini talep etti.

Savcı, ayrıca Dündar’a yöneltilen suçların basın yoluyla işlenebilen suçlardan olmadığını, bu nedenle Basın Kanunu’nda dava açılabilmesi için öngörülen dört aylık sürenin bu dosyada geçerli olmadığını savundu. Savcı, aynı zamanda Dündar’ın yayınladığı görüntülerin daha önce yayınlanmadığını öne sürdü ve şu ifadeleri kullandı:
“Ulusal güvenlik, ulusal menfaat, devlet sırrı ve mahkeme kararlarını yok sayan, özellikle Dündar’ın savunmasında yaptığı gibi bu değerleri aşağılayan, onu suç işlemenin aracı ve örtüsü kılan, dejenere bir basın özgürlüğü anlayışının, ne ulusal-uluslararası hukuk normlarıyla ne de çağdaş ülke uygulamalarıyla bağdaşır yönü bulunmamaktadır”

6 Mayıs 2016’da yapılan dördüncü duruşmada, Dündar, esas hakkındaki mütalaaya karşı esas hakkındaki savunmasını yaptı. Can Dündar, savunmasına Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarak başladı. Dündar, “Bugün 6 Mayıs. 44 yıl önce bu ülkede bir hukuk yarası yaşandı. Umarım bugün yeni bir yara açılmaz” dedi. Dündar, o dönem Başbakan olan Ahmet Davutoğlu’nun 5 Mayıs 2016’daki istifasına atıfta bulunarak, “Dün yıkmaya çalıştığımız iddia edilen hükümet yıkıldı” dedi ve şöyle devam etti:
“Diliyoruz ki habercilikten ceza almayalım. Bu, bütün gazeteciler üzerinde Demokles kılıcı yerleştirir. Bir suçu deşifre ettik, haberimizin arkasındayız. Suçsuz olduğumuza inanıyoruz.”

Duruşmaya, hüküm açıklanmadan önce ara verildi. Dündar, bu arada adliye önündeki meydanda Murat Şahin isimli bir saldırgan tarafından silahlı saldırıya uğradı. Şahin, saldırı sırasında “Vatan haini” diye bağırıyordu. Dündar, saldırıdan yara almadan kurtulurken, NTV muhabiri Yağız Şenkal bacağından yaralandı. Saldırıdan sonra duruşmaya devam edildi. Mahkeme, Dündar’a “Devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezası verdi. Darbeye teşebbüs suçundan beraat kararı verilirken, “örgüte yardım” suçu yönünden Yargıtay’daki davanın sonucunun da beklenmesi için başka esas numarası üzerinden yargılamaya devam edilmesine hükmedildi.

“Örgüte yardım” suçundan ayrılan dosyayla ilgili yargılamanın ilk duruşması 21 Eylül 2016’da yine İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Bu duruşmadan başlamak üzere Can Dündar, ülkeyi terk ettiği için duruşmalara katılmadı. Dava dosyasına CHP Milletvekili Enis Berberoğlu da sanık olarak eklendi. Berberoğlu, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme ve FETÖ/PDY silahlı örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamaları yöneltildi. Duruşma yine izleyicilere kapalıydı. Duruşmaların kapalı yapılmasına yapılan itiraz reddedildi ve bir sonraki duruşmanın 16 Kasım 2016’da yapılmasına karar verildi.
16 Kasım 2017’deki ikinci duruşmada Berberoğlu’yla ilgili FETÖ iddiasını ortaya atan Soner Yalçın’ın tanık olarak dinlenmesine ve TIR’ları durduran ve mühimmat üzerinde inceleme yapan askerler ile soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın akıbetinin sorulmasına karar verdi. Duruşma, 11 Ocak 2017’ye ertelendi.

Bu duruşmadan iki hafta sonra 2 Aralık 2016’da mahkeme heyetinin üyesi Bünyamin Karakaş FETÖ suçlamasıyla gözaltına alındı ve meslekten ihraç edildi. Karakaş, Dündar’a 5 yıl 10 ay hapis cezası veren heyette de yer alıyordu. 19 Aralık 2016’da da mahkeme başkanı Canel Rüzgâr, görevinden alınarak başka bir mahkemede görevlendirildi. Rüzgâr’ın yerine mahkemenin yedek heyetinin başkanı Ali İhsan Horasan getirildi.

11 Ocak 2017’deki üçüncü duruşmada savcı Mehmet Yeşilkaya, mahkemenin tanıkların dinlenmesine ilişkin kararı yerine getirilmeden esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı mütalaada, Dündar’ın örgüte üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Dündar’ın yaptığı haberlerde hiçbir kamu yararı olmadığını ileri sürdü. Haberlerin Adana Ceyhan ve Hatay Kırıkhan ilçelerindeki adli soruşturma yürütülüyormuş görüntüsü altında yapıldığını savunan Yeşilkaya, görüntülerin Türkiye Cumhuriyet hükümetini yıpratarak görev yapamaz hale getirmek için yayınlandığını iddia etti. Bir sonraki duruşmanın 1 Mart 2017’de yapılmasına karar verildi.

1 Mart 2017’de yapılan dördüncü duruşmada oturumların kapalı yapılması kararının kaldırılması talep edildi. Ek olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davaya katılma talebi de değerlendirildi. Duruşmaların aleni yapılmasına ilişkin talep oy birliğiyle reddedildi. Erdoğan’ın talebi ise oy çokluğuyla kabul edildi. Karşı oy bildiren heyet üyesi Ömer Karagöl, dava konusu suçların niteliği dikkate alındığında Erdoğan’ın kişisel olarak davaya katılma hakkı bulunmadığını belirtti. Mahkeme, TIR’ları durduran ve mühimmat üzerinde inceleme yapan askerler ile soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın akıbetinin sorulmasına karar vererek duruşmayı 27 Nisan 2017’ye erteledi.

27 Nisan 2017’de yapılan beşinci duruşmada mahkeme, yargılama konusu suçlamanın değişmesi ihtimali nedeniyle yargılanan kişilere ek savunmasını sordu. Berberoğlu ve Dündar’ın ek savunması alınamadığı için duruşma 8 Mayıs 2017’ye ertelendi. 8 Mayıs 2017’de yapılan altıncı duruşmada mahkeme, Berberoğlu’na mahkeme dosyasına gelen mobil telefon hattına ilişkin sinyal bilgilerini incelemesi için süre verildi ve duruşma 24 Mayıs 2017’ye ertelendi.

24 Mayıs 2017’de yapılan yedinci duruşmada mahkeme, TIR’ları durduran ve mühimmat üzerinde inceleme yapan askerler ile soruşturma savcılarının yargılandığı Yargıtay 16. Ceza Dairesi’ndeki davanın akıbetinin sorulmasına karar vererek duruşmayı 14 Haziran 2017’ye erteledi.

14 Haziran 2017’de yapılan sekizinci duruşmada mahkeme, Berberoğlu’na “siyasi ve askeri casusluk maksadıyla devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçundan 25 yıl hapis cezası vererek tutuklanmasına karar verdi. Kararla birlikte Dündar’a yöneltilen “örgüte üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlaması yönünden davanın başka bir esas numarası üzerinden sürmesine karar verildi. Bu yargılama boyunca yapılan işlemler, Berberoğlu’na yönelikti.

Berberoğlu’nun mahkûmiyetine ilişkin gerekçeli kararda, 21 Ocak 2014’te Aydınlık gazetesinin söz konusu mühimmata ilişkin, “İşte TIR’daki Cephane” şeklinde haber yaptığını anımsattı. Haberin yanında “top mermileri olduğu iddia edilen bir adet fotoğrafın bulunduğunu” kaydeden heyet, haberde bundan başkaca herhangi bir bilgi, belge ve görüntünün bulunmadığı öne sürdü.

“Örgüte üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamasıyla yeni esas numarasına kaydedilen bu dava, 4 Ekim 2017’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Davaya bu defa da Aydınlık gazetesinde 21 Ocak 2014’te yayımlanan “İşte TIR’daki cephane” haberi nedeniyle o dönem gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olan İ.Y. ve İstihbarat Servisi eski Şefi C.B. de eklendi. İkisine yöneltilen suçlama “devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama”ydı. Bu duruşmada Berberoğlu ve avukatları heyetin gerekçeli kararda Aydınlık gazetesini akladığı için bu davada tarafsızlığını yitirdiğini söyledi ve heyeti reddetti. Bu nedenle duruşma 20 Aralık 2017’ye ertelendi.

20 Aralık 2017’de yapılan ikinci duruşmada mahkeme, Aydınlık gazetesi eski yöneticileri İlker Yücel ve Ceyhun Bozkurt hakkındaki dosyanın hukuki fiili irtibat olduğu gerekçesiyle bu dosyaya gönderildiğini ancak dava konularının ayrı olduğunu belirtti ve dosyanın ayrılmasına hükmetti. Daha önce TIR’ları durduran, mühimmat üzerinde inceleme yapan ve soruşturma savcılarının Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde yargılandığı davanın sonucunun beklenmesi yönünde karar veren heyet, bu karardan vazgeçilmesine karar verdi.

Heyet, ardından duruşma savcısına esas hakkındaki mütalaasını sordu. Savcı Mehmet Yeşilkaya, mütalaasında Dündar’ın haberlerinin gazetecilik faaliyeti ve basın özgürlüğü kapsamında bulunmadığını iddia etti. TIR’ların FETÖ/PDY tarafından durdurulduğunun bilindiğini belirten savcı, “gazetecilerin operasyonun FETÖ/PDY tarafından yapıldığına vakıf olmamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu” savundu. Savcı Dündar’ın “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etti. Bir sonraki duruşmanın 24 Ocak 2018’de yapılmasına karar verildi.
24 Ocak 2018’de yapılan üçüncü duruşmada heyet başkanı ve duruşma savcısı izinliydi. Bu nedenle bir sonraki duruşmanın 16 Şubat 2018’de yapılmasına karar verildi.
16 Şubat 2018’de yapılan dördüncü duruşmada, sanık ve avukatlarının usul ve esasa ilişkin beyanlarını hazırlamaları için süre verildi. Duruşma 14 Mart 2018’e ertelendi.

Yargıtay Kararı

9 Mart 2018’de Yargıtay, Dündar’a Mayıs 2016’da verilen mahkûmiyeti bozdu. Dündar hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngören “gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etme” suçundan hüküm kurulması gerektiğine karar verdi.

14 Mart 2018’de yapılan beşinci duruşmada mahkeme Can Dündar ve Erdem Gül hakkında Mayıs 2016’da verilen mahkûmiyet kararına ilişkin Yargıtay’ın bozma kararının beklenmesine karar verdi ve duruşmayı 9 Mayıs 2018’e erteledi.

9 Mayıs 2018’de yapılan altıncı duruşmada mahkeme başkanı raporluydu. Bu nedenle duruşma 18 Temmuz 2018’e ertelendi.

Yargıtay’ın bozma kararı üzerine mahkeme, 16 Temmuz 2018’de yaptığı duruşmada, Gül’ü “devletin gizli kalması gereken belgelerini açıklama” suçundan beraat ettirdi.
18 Temmuz 2018’de yapılan yedinci duruşmada mahkeme, Dündar ve Gül’ün avukatlarına esas hakkındaki savunmalarını hazırlaması için süre verilmesine karar verdi. Duruşmayı 10 Ekim’e erteledi.

10 Ekim 2018’de yapılan sekizinci duruşmada mahkeme başkanı, İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün Dündar ve Gül’ün FETÖ/PDY ile irtibatlı olup olmadığına dair tutanağının dosyaya gönderildiğini söyledi. Mahkeme, Dündar ve Gül’e bunu incelemeleri ve savunma için süre vererek duruşmayı 6 Şubat 2019’a erteledi.

6 Şubat 2019’da yapılan dokuzuncu duruşmada mahkeme, Dündar’ın dosyasını ayırdı ve bir sonraki duruşmaların 15 Mayıs’ta yapılmasına karar verdi.

15 Mayıs 2019’da yapılan onuncu duruşmada mahkeme, Erdem Gül hakkındaki davanın Basın Kanunu’nun 26. maddesinde dava açılması için öngörülen dört aylık süre içinde açılmadığı gerekçesiyle düşme kararı verdi.

Dündar’ın birleştirilen tüm dosyaranını yargılamasına 31 Ekim 2019’da devam edildi. Duruşma sonunda Dündar’ın iade talebinin sonucunun beklenilmesine karar verilerek, duruşma 19 Mart 2020 günü saat 11.00’e bırakıldı.

10. Standing - May 5, 2019


Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) ait tırların Suriye’ye silah taşıdığına ilişkin yapılan haberler nedeniyle Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, Ankara temsilcisi Erdem Gül ve Milletvekili Enis Berberoğlu “terör örgütüne üye olmadan yardım etmek” suçlamasıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor. İddianameyi 25 Ocak 2016’da dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili İrfan Fidan hazırladı. Yurt dışında olan Can Dündar’ın dosyası ayrıldı.


Emre Efe Şimşek başkanlığında, Ali Özcan ve Nail İnce üye hakimlerinden oluşan mahkeme heyeti, duruşmayı kapalı olarak gerçekleştirdi. Erdem Gül, üç avukatı ile duruşmaya katıldı. Mazeret bildiren Enis Berberoğlu’nun da üç avukatı duruşmada yer aldı.

Tutanakta yer alan bilgilere göre Enis Berberoğlu’nun avukatı üç kişinin tanık olarak dinlenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Duruşma Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi ile kayda alındı. Erden Gül ve avukatları esas hakkındaki son savunmasını sundu.


Mahkeme kararını açıklarken kapalılığa son vererek seyircileri salona aldı.

Erdem Gül hakkında 29 Mayıs 2015’te Cumhuriyet Gazetesi’nden yayımlandıktan sonra devlet sırrı niteliği kalmayan bilgileri 12 Haziran 2016’te aynı gazetede yayımlayarak açıklanmasından ibaret olan olayda “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçunu oluşturacağı kanaatine vardı. Bu suçla ilgili de 5187 sayılı Basın Kanunu’nda belirtilen davanın dört aylık süreden sonra açılması nedeniyle davanın düşmesine karar verdi.

Enis Berberoğlu hakkında ise hüküm verilmesine yer olmadığına karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma kapalı gerçekleştiği için destek için gelenler salona açılan koridorun önünde bekledi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu İstanbul Adliyesi’ndeki büyük salonlardandı.

Duruşmaya Katılım

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto ile Genel Sekreteri Sibel Güneş, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Tuncay Özkan’ın da aralarında olduğu isimler dayanışma için adliyedeydi. Karar sırasında duruşmayı milletvekilleri ve gazetecilerin de aralarında olduğu 30 kadar kişi takip etti.

Genel Gözlemler

11.15’de başlayacağı duyurulan duruşma için çağrı 11.49’da yapıldı. Seyirciler salona 14.06’da alındı. Karar alkışlarla karşılandı

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial (Indictment)

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial (Reasoned Judgement)

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial (The Constitutional Court's Judgement)

Dündar, Gül - MİT Trucks Trial (The Court of Cassation's Judgement)