Fatma Koçak

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) haberi müdürü Fatma Koçak’ın İstanbul’daki evine, 20 Aralık 2011’de, silahlı polislerce baskın düzenlendi. Baskında gözaltına alındı. Koçak, Emniyet’te susma hakkını kullandı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

Gözaltına alınan gazeteci ve medya çalışanlarından yedisi, savcılık sorgularının ardından 23 Aralık 2011’de serbest bırakıldı. Ancak Koçak’ın da aralarında bulunduğu gazeteci ve medya çalışanları tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

İddianameye göre, Koçak; savcılık sorgusunda “DİHA’da yazı işleri müdürü olarak çalıştığını, yapmış olduğu haberleri örgüt faaliyeti kapsamında yapmadığını, aramalarda ele geçirilen materyallerin kendisine ait olmadığını” söyledi.

Koçak’ın da aralarında bulunduğu 35 gazeteci ve medya çalışanı 24 Aralık 2011’de tutuklandı. Bakırköy Kadın Cezaevi’ne götürüldü.

Gazeteci Fatma Koçak’ın da aralarında bulunduğu 44 gazeteci ve medya çalışanı hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri iddianamede “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.

Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.

İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

Gazeteci Fatma Koçak ile ilgili 29 sayfalık bölüm iddianamenin 638. sayfasında başladı.

“Arşiv kayıtlarının incelenmesi” başlığı altında, 2009’da DİHA İzmir ofisine düzenlenen polis baskınında gözaltına alındığı belirtildi. Aynı kayıt altında, DİHA’da yapılan aramada “yasak yayınlara el konduğu” da ifade edildi. 2011’de İstanbul’da, havalimanından yurtdışına çıkış ve yurda giriş yaptığı tarihler de sıralandı.

İddianamede el konulan pasaport, not defteri, el yazısı notlar, CD/DVD, bilgisayar çıktıları, cep telefonu, SIM kart, bilgisayar, hard disk, bir adet miting görüntüsü kasedi gibi malzemelerin yanısıra şu yayınlar da sıralandı:

1- “Hêviya Jinê” (Kadın Umudu) Dergisi’nin Haziran- Temmuz 2011 sayısı.
2- “Seviyorum Sizi Nefret Ediyorum Sizden”, Masum Elmas, Berçem Yayınları.
3- “Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır?”, Cengiz Çandar, 27 Mart 2012 TESEV Raporu.
4- Demokratik Modernite Dergisi’nin 1. ve 2. sayısı.

Telefon dinlemesi sonucu iddianameye eklenen görüşmeler ise şöyle sıralandı:

1- Aralık 2009’da; bir şahsın haber merkezini arayarak “çatışmalı olacağını söylediği bir eylemi” bildirdiği görüşmenin tape kaydı.
Savcı, bu tape kaydıyla ilgili değerlendirmesinde; molotof kokteylli eylemin üç saat öncesinde Koçak’a bildirildiği iddia edildi. Koçak’ın “eylemi önlemek yerine, eylemin kayda alınmasını ve kaydın örgüt lehine propaganda amaçlı kullanılmasını sağladığı” öne sürüldü. Savcı, “Normal bir gazetecinin bu tip bir haberi almasının mümkün olmadığı, alması halinde de böyle bir bilgiyi güvenlik güçleriyle paylaşmamasının sorumluluk doğuracağını bilmesi gerektiği varsayılır” iddialarını öne sürdü.

2- Aralık 2009’da, bir şahsın haber merkezini arayarak, “ses bombalı bir eylemi” bildirdiği görüşmenin tape kaydı.

Savcı, tape kaydının devamında, “yine arayan şahsın polisin üzerine bomba atıldığını bildirerek; bu olayın niye haberleştirilmediğini sorduğunu” iddia etti.

3- Eylül 2009’da, Demokratik Toplum Partisi’nden (DTP) haber merkezini arayan bir kişinin basın açıklamasının saatini ve yerini bildirdiği görüşmenin tape kaydı.
Savcı, bu tape kaydıyla ilgili değerlendirmesinde, “görüşmede terör örgütünün faaliyetleri ile ilgili örgütün basın kuruluşuna bilgi verildiği görülmüştür” iddiasını öne sürdü.

4- Ekim 2009’da, Koçak’ın, Barış ve Demokrasi Partisi ofisini arayarak, düzenlenecek yürüyüşün yerini sorduğu görüşmenin tape kaydı. Savcı, bu tape kaydıyla ilgili değerlendirmesinde, atılan Kürtçe ve Türkçe sloganları sıraladı. “Şüphelinin bu eylem öncesinde de eylemden haberdar edildiğini” öne sürdü.

5- Ekim 2010’da, Okmeydanı Barış ve Demokrasi Kültürevi’nden aradığını söyleyen bir kişinin, akşam düzenlenecek etkinliği haber verdiği görüşmenin tape kaydı.

6- Ocak 2010’da, Birgün Gazetesi’nden bir muhabirin, DİHA haber merkezini arayarak, o gün düzenlenecek eylem ve etkinliklere ilişkin gündemi sorduğu görüşmenin tape kaydı.
Savcı, bu tape kaydıyla ilgili değerlendirmesinde, “o gün düzenlenen bir basın açıklamasında Abdullah Öcalan lehine slogan atıldığını” iddia etti.

7- Ekim 2009’da Demokratik Toplum Partisi’nden haber merkezini arayan bir kişinin basın açıklamasının saatini ve yerini bildirdiği görüşmenin tape kaydı. Savcı, Koçak’ın “yine yapılacak olan eylemlerin önceden haber verildiğini” iddia etti.

8- Kasım 2009’da, davanın sanıklarından DİHA muhabiri Ömer Çelik ile haber takibi konulu görüşmesinin tape kaydı.

9- Aralık 2009’da, bir şahsın Mardin Nusaybin’de bir çatışma ile ilgili haber verdiği görüşmenin tape kaydı.

10- Aralık 2009’da, DTP’lilere yönelik gözaltılar ve partinin yapacağı basın açıklamasıyla ilgili DTP ilçe yöneticisiyle yaptığı görüşmenin tape kaydı.
Savcı, değerlendirmesinde, “örgütsel faaliyetler ve tutuklanan şahıslarla ilgili görüştüklerini” iddia etti.

11- Aralık 2009’da, polisin baskın yaptığı bir derneğin yöneticisinden bilgi aldığı görüşmenin tape kaydı.
Savcı, değerlendirmesinde, dernekteki kişinin, “şifreli olarak ‘söylemeyeceği şeylerin olduğunu’ belirttiğini” iddia etti.

12- Aralık 2009’da, DTP ilçe yetkilisinin, DİHA ofisini arayarak, “polisin parti binasını ablukaya aldığını” haber verdiği görüşmenin tape kaydı.

İddianamede, bu 12 tape kaydının ardından, “Şüphelinin de içinde bulunduğu, örgütün basın komitesinde yer alan DİHA-ROJ TV irtibatını ortaya koyan görüşmeler” başlığında şu tapeleri sıraladı:

13- Eylül 2009’da, Roj Tv’den bir kişinin, DİHA İstanbul ofisini arayarak, “Diyarbakır muhabirini sorduğu” görüşmenin tape kaydı.
Savcı, söz konusu Diyarbakır muhabiri hakkında, “Diyarbakır’da bulunduğu görülmüş olup, bu şahsın da basın komitesi faaliyetlerinden dolayı soruşturma kapsamında bulunduğu anlaşılmıştır” ifadelerini kullandı.

14- Şubat 2010’da, “bir DTP yetkilisinin kendilerine yönelik saldırı haberini verdiği” görüşmenin tape kaydı. İddianamede aktarılan kayda göre; DTP’li bir kişi, Koçak’a, “görüntüleri Roj Tv’ye gönderip göndermeyeceklerini” soruyor, Koçak da DİHA’nın ajans olduğunu, görüntüleri kendi sitesinde yayınladığını söylüyor.

15- Temmuz 2009’da, DTP’li bir kişinin, “DİHA’nın önceki gün çektiği görüntüleri niye yayınlamadığını sorduğu ve Koçak’ın haber ajansının görüntüleri ajansın abonelerine servis ettiğini, abonelerin yayınından kendilerinin sorumlu olmadığını söylediği” görüşmenin tape kaydı.

16- Kasım 2011’de, BDP’li bir kişinin, DİHA’ya bilgi geçtiği ve DİHA’nın Roj TV’ye haberi bildirmesini istediği görüşmenin tape kaydı. İddianamede aktarılan kayda göre Koçak, cevap olarak, “DİHA’nın bir ajans olduğunu, görüntüleri siteye koyduğunu ve isteyen abonelerin kullandığını” açıklıyor.
Savcı, değerlendirmesinde, “örgütsel eylemlerin ROJ TV’de yayınlanıp yayınlamadığı konusunda şikayet ve ihbarların şüpheliye yapıldığı görülmüştür” ifadesini kullandı.

17- Ekim 2009’da, Koçak’ın, Asrın Hukuk Bürosu’nu arayarak avukatların Abdullah Öcalan’ı İmralı’da ziyaretiyle ilgili bilgi aldığı görüşmenin tape kaydı.

18- Kasım 2009’da, Asrın Hukuk Bürosu’ndan bir avukatı arayarak, avukatların Abdullah Öcalan’ı İmralı’da ziyaretiyle ilgili bilgi aldığı görüşmenin tape kaydı.
Savcı değerlendirmesinde, Asrın Hukuk Bürosu’nun, “örgütün önderlik komitesinin merkezi olduğunu” iddia etti. Koçak’ın avukatlık bürosundan bilgi istediğini, “avukatlık bürosunun da Öcalan’dan aldıkları örgütsel talimatları kırsal alanda faaliyet gösteren örgütün üst düzey yöneticilerine aktardığını” öne sürdü.

19- Kasım 2009’da, DTP’li bir kişiden günün programıyla ilgili bilgi aldığı görüşmenin tape kaydı.
20- Aralık 2009’da, DTP’li bir kişinin, basın açıklaması saatini bildirdiği görüşmenin tape kaydı.

21- Aralık 2009’da, bir kişinin DİHA arşivinden eski bir haberi istediği, Koçak’ın da “DİHA’nın bir ajans olduğunu, haberleri abonelerine servis ettiğini, arşivlemediğini anlattığı” görüşmenin tape kaydı
Savcı bu görüşmeyi “terör örgütüne katılan bir şahsın kardeşinin Koçak’ı arayarak bu örgüt üyesi ile ilgili yapılan bir haberi istediği, Fatma Koçak‘ın da şahsı bahse konu haberi bulması için Günlük Gazetesi, Evrensel Gazetesi, Hayat TV’ye yönlendirdiği tespit edilmiştir” iddiasında bulundu.

22- Ekim 2009’da, DTP’ten bir kişinin, Koçak’ı arayıp bilgi aktardığı görüşmenin tape kaydı.

23- Kasım 2009’da, bir okuyucunun, “DİHA’ya ölüm ilanı vermek istediğini söylediği ve fiyat sorduğu” görüşmenin tape kaydı.

24- Aralık 2009’da, Paris’teki Ahmet Kaya Kültür Merkezi’nden arayan bir kişinin hazırladıkları bir dosyayla ilgili bilgilendirme için aradığı görüşmenin tape kaydı.

E-posta takibi sonucu Koçak’ın, Fırat Haber Ajansı (ANF) editörü ve davanın sanıklarından İsmet Kayhan ile dört farklı zaman diliminde iletişime geçtiği iddia edildi.

Koçak’ın “Terör örgütü propagandası içerdiği” öne sürülen ve DİHA’da yayınlanan haberleri ise iddianamede şöyle sıralandı:

1- 19 Ağustos 2010’da yayınlanan, “Yrd. Doç. Gambetti: Kürt gerçekleştirecek güçtedir” başlıklı söyleşi.
2- 19 Ağustos 2010’da yayınlanan, “Demokratik özerklik çözüm için model olabilir mi?” başlıklı haber.
3- 29 Mayıs 2011’de yayınlanan, “Yaralarını kendi saran kent Batman, hezimet yaşatma peşinde” başlıklı haber.
4- 8 Mart 2011’de yayınlanan, Venezuela’da düzenlenen Dünya Kadın Konferansı’nı konu alan “Kadın konferansı fiyasko ile sonuçlandı” başlıklı haber.

Savcı bu haberlerle ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Şüpheli tarafından yapılan haberler incelendiğinde; özellikle demokratik özerkliğe vurgu yapan, ‘KCK operasyonlarını’ ağır şekilde eleştiren, terör örgütünü ve liderini öven, örgütün amaç ve hedeflerine ve politikalarına uygun haberler yapıldığı görülmüştür.”

Koçak’ın el konulan malzemeleri ise; “üzerinde çok sayıda telefon numarası ve mail adresi bulunan dosyalar”, “örgütsel içerikli çok sayıda doküman”, “Öcalan’a ait resimler” olarak sıralandı.

Savcı, Fatma Koçak’ın; “Basın Komitesinin Türkiye yürütmesinde, sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini” ve “DİHA’da yazı işleri müdürlüğü yaptığını ve örgüt propagandası yapan birçok habere imza attığını” iddia etti.

Eylemlerin ve basın açıklamalarının önceden Koçak’a bildirildiğini iddia eden savcı; “anlık olarak haberlerin Fatma Koçak’a iletildiğini”, “İmralı adasına giden avukatların isimlerinin önceden Koçak’a bildirildiğini”, “örgüt adına yapılan ve üstlenilen eylemlerin yine şüpheliye bildirildiğini” öne sürdü.

Savcı, Koçak’ın, Roj TV’ye haber ve görüntü aktarımında bulunduğunu, “bunu yaparken de şifreli görüşmeye özen gösterdiğini” ileri sürdü.

İddianamede Koçak; Türk Ceza Kanunu 314/2 düzenlemesi üzerinden “silahlı örgüt üyesi olmakla” suçlandı. Hakkında beş yıldan on yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece hakkında “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla, 7.5 yıldan 15 aya kadar hapis cezası istendi.

Koçak’ın ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesi kapsamında belli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) haber müdürü olan Fatma Koçak’ın da aralanıdra bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye götürüldü. Duruşmalar bittikten sonra yeniden karayolu ile cezaevlerine götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından “KCK” soruşturması kapsamında tutuklu tüm gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. duruşmada başladı.

Yargılamanın 16 Kasım 2012’deki 7. duruşmasında söz alan avukat Senem Doğanoğlu, dosyada Koçak imzalı üç haberden bahsedildiğini dile getirdi. Avukat Doğanoğlu, bunların müvekkilin yaptığı yüzlerce haber arasından özenle seçildiğini söyledi. Doğanoğlu “Venezüella’da yapılmış olan Dünya Kadın Konferansı, yine Batman’da kadın intiharları ve yine bir kadın akademisyenle yapılmış olan ‘demokratik özerkliğe’ yönelik haber içerikleridir. Bunları söylüyorum çünkü savcılığın sözde Kürt kadınlarının tecavüze maruz kalması gibi bir anlatımı ve belirlemesi ve dolayısıyla aslında ideolojik bir tercihi vardır” diye konuştu.

Doğanoğlu, iddianameye eklenen tape kayıtlarının, Koçak’ın, ajansa gelen telefonlara cevap vermesinden ibaret olduğunu söyledi. Doğanoğlu, bunları açıklamayacağını söyledi. Doğanoğlu, “Sadece şunu söyleyeyim; neden basın açıklamalarını polise bildirmediği kendisine sorulmuştur. Müvekkilimin verdiği cevabı tekrar etmekle yetiniyorum. Müvekkilim muhabirdir, muhbir değil; basın faaliyeti de muhbirlik üzerinden yürüyemez” dedi.

Koçak’ın “anadilde savunma hakkı” için 53 gündür açlık grevinde olduğunu belirten avukat Doğanoğlu, mahkemenin “ifade özgürlüğünün yasaklanmasının engellenmesine yönelik yükümlülüğü olduğunu” belirtti.

Yargılamanın 8 Şubat 2013’teki 11. duruşmasında söz alan avukat Davut Erkan, savcının delil olarak iddianamede yer alan hususlarla ilgili değerlendirmelerinin “enteresan” olduğunu söyledi. Avukat Erkan, “Koçak’ın ajansa gelen eylem haberlerini neden polise bildirmediğinin sorulduğunu” belirtti. Avukat Erkan, “Gerek var mı polis zaten dinliyor. Polise sormak lazım sen bunu neden engellemedin? Telefonu dinliyorsun, eylemden haberin var” diye konuştu.

Yargılamanın 26 Nisan 2013’teki 15. duruşmasında avukat Fırat Epözdemir, siyasi partilerin etkinlik, eylem ve basın açıklamalarıyla ilgili bilgileri haber merkezlerine aktarmasının olağan bir durum olduğunun altını çizdi. Avukat Epözdemir, “Telefon görüşmelerinde geçen konuşmalar suç unsuru olarak iddianameye alınmış ama bu konuşmaların büyük bir bölümü zaten haber yapılmış” dedi. Koçak’ın “DİHA ile serbest muhabirlik sözleşmesini” ve haberlerini mahkemeye sundu.

Avukat Özcan Kılıç da iddianamede Koçak ile ilgili iki temel unsur bulunduğunu; bunlardan birinin yurtdışı kayıtları, diğerinin ise haber müdürü olarak muhabirlerle yaptığı görüşmeler olduğunu söyledi. Yurtdışına çıkış - yurda giriş kayıtlarında nereye gittiğinin “özellikle yazılmadığını” belirten avukat Kılıç, Koçak’ın o sırada Venezüella’ya gittiğini belirtti. Şimdiye kadar haberleri dolayısıyla kendisine açılmış bir dava olmadığını da ekledi.

Avukat Senem Doğanoğlu da müvekkiliyle ilgili arşiv kayıtlarında “yakalandı kaydı” olarak geçen dosyaya ilişkin İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin beraat kararını mahkemeye sunduklarını belirtti.

Koçak’ın akademisyen Zeynep Gambetti ile “demokratik özerklik” üzerine söyleşinin ve milletvekili Ayla Akat Ata’nın bir kadın olarak seçim deneyimlerini aktardığı söyleşinin de iddianamede yer aldığını belirtti.

Koçak, yargılamanın 28 Haziran 2013’teki 17. duruşmasında, Türkçe olarak kısa bir savunma yaptı. Ertuş Bozkurt’un okuduğu ortak savunmaya katıldığını söyleyen Koçak, şöyle konuştu:

“Ne söyleyeceğim diye düşünürken çok fazla zorlandığımı belirtmek istiyorum. Çünkü mantıklı olana, dayanağı olana cevap vermek çok kolaydır. Ama mantıktan yoksun, insan aklının sınırlarını zorlayan, niyet sorgulayan bu suçlamalara cevap bulmakta gerçekten zorlanıyorum. İnsanın var olmaktan kaynaklı haklarını, yani düşünebilme ve düşündüklerini aktarabilme hakkını sorgulayan, yargılayan suçlamalara tek tek yanıt vermek istemiyorum.

İddianamede bana sen neden Kürtsün, neden kadınsın, neden gazetecisin diye soruluyor. Ama toplumu bilgilendiren, toplumu harekete geçen haberler yapmazsam o zaman kendimi suçlu sayarım. (…) Daha özgür, adil, kimsenin kimliklerinden dolayı yargılanmadığı, yaralanmadığı bir geleceğe herkesin, siz hakimlerin de ihtiyacı var. Geleceğe dair umutların tazelendiği bugünlerde sizin de üzerinize düşen görevi yapmanızı, bu anlamsız yargılamayı daha fazla uzatmamanızı diliyorum.”

Mahkeme başkanının sorularını yönelttiği sırada, Koçak kendisine ait olduğu iddia edilen el konulan malzemelerin gözaltına alındığı ajansın misafirhanesinde bulunduğunu, dolayısıyla kendisine ait olmadığını söyledi. Koçak, kendisi yokken baskın yapılan kendi ikametinde ise sadece pasaportuna el konulduğunu belirtti.

Hakim Alpaslan Uz da İsmet Kayhan’la e-postalarını ve Fırat Haber Ajansı (ANF) ile ilişkilerini sordu. Koçak, bu görüşmelerin içeriğinin meslek ilkeleri içinde bir konuşma olduğunu ifade etti ve “haber atlatma” gibi gazetecilik kavramlarını açıkladı.

Bunun üzerine söz alan avukat Özcan Kılıç, “DİHA’nın başka haber ajansları ile sözleşmeleri veya abonelik ilişkileri var mı, yok mu? Sadece Fırat Haber Ajansı üzerinden soru soruldu ona cevap istiyorum” diye konuştu.

Koçak da Doğan Haben Ajansı, Cihan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı gibi ajanslarla haber alışverişi yaptıklarını anlattı.

Koçak, mahkemeye üç talebi olduğunu söyledi.

İlk olarak iddianame savcısıyla ilgili suç duyurusunda bulunulmasını istedi ve haber kaynaklarını korumanın zorunlu olduğunu ancak iddianamenin haber kaynaklarını teşhir ettiğini söyledi.

İkinci talebinin ise, “bir basın kurumunun nasıl işlediğine, haber ilişkisinin nasıl sağlandığına” ilişkin bir bilirkişinin dinlenmesi olduğunu belirtti.

Koçak, üçüncü olarak ise “bu davada Kürt basınına yönelik ayrımcılığın ortaya çıkarılması için Doğan Haber Ajansı, Cihan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı gibi ajanslardan bir tanesi ya da hepsinin son 1 ay içerisindeki haber merkezi, istihbarat servisinin telefon dökümlerinin bu mahkemede okunmasını” istedi.

“Bize suçlama olarak sunulan şeylerin eminim orada çok daha fazlasını bulacaksınız. Çünkü habercilik böyle bir şeydir. Bana çok fazla haber kaynağım olmazsa haberci denmez, çok fazla telefon gelmezse haber denmez” diye konuştu.

DİHA’ya bildirilen eylemi polise bildirmemekle suçlandığını hatırlatan Koçak, aynı tarihlerde “kocası tarafından rehin alınan ve şiddete maruz kalan bir kadının” da kendisini aradığını ve olay yerine gittiğini söyleyen Koçak, “Kürt kelimesinin geçtiği yerde, eylem kelimesinin geçtiği yerde bunu alan savcı niye bunu almıyor” dedi.

Koçak, yargılamanın 27 Eylül 2013’teki duruşmasında tahliye edildi.

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar ÖYM’lerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Koçak duruşmaya katılmadı.

Yargılama 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşmayla sürecek.

Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)