Fatma Koçak

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı (Ajansa Nûçeyan a Firatê - ANF), Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteciler İstanbul Vatan Emniyet’teki Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) götürüldü.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındığı söylenerek gözaltındaki gazetecilere ve avukatlarına suçlamalar hakkında bilgi verilmedi.

Fatma Koçak da 20 Aralık 2011’de İstanbul’da silahlı polislerce düzenlenen ev baskınında gözaltına alındı. Emniyet’te susma hakkını kullandı. 23 Aralık 2011’de sabaha karşı önce sağlık raporu alınmasının ardından Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazetecilerden yedisi savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, Koçak’ın da aralarında bulunduğu 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. Koçak, 35 gazeteci ve medya çalışanı ile birlikte “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

İddianameye göre, Koçak savcılık sorgusunda “DİHA’da yazı işleri müdürü olarak çalıştığını, yapmış olduğu haberleri örgüt faaliyeti kapsamında yapmadığını, aramalarda ele geçirilen materyallerin kendisine ait olmadığını” söyledi.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu. İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi değerlendirmeler yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında KCK/PKK yapılanması anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu medyaların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta DİHA, ANF, Azadiya Welat ve Roj Tv olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (Ajansa Nûçeyan a Firatê - ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamenin Koçak hakkındaki 29 sayfalık bölümü (638-659. Sayfa), gözaltına alındığı ikamette el konulan malzemeler, yurtdışı çıkış kayıtları, haber kaynakları, okuyucular ve muhabirlerle yaptığı 24 telefon görüşmesi, dört haberi ve ANF editörü İsmet Kayhan’la dört görüşmesinin olduğuna dair bilgiden oluştu.

“Arşiv kayıtlarının incelenmesi” başlığında, 2009’da DİHA İzmir ofisine düzenlenen polis baskınında Yıldız’ın gözaltına alınmasına dair kayıt “yakalandı kaydı” olarak yer aldı. DİHA’da yapılan aramada el konulan “yasak yayınlar” olduğu belirtildi.

2011’de İstanbul’da havalimanından Türkiye’den çıkış ve giriş yaptığı tarihe de iddianamede yer verildi.

İddianamede el konulan pasaport, not defteri, el yazısı notlar, CD/DVD, bilgisayar çıktıları, cep telefonu, SIM kart, bilgisayar, hard disk, bir adet miting görüntüsü kasedi gibi malzemelerin yanısıra şu yayınlar sıralandı:

1- “Hêviya Jinê” (Kadın Umudu) dergisinin Haziran- Temmuz 2011 sayısı.
2- Seviyorum Sizi Nefret Ediyorum Sizden, Masum Elmas, Berçem Yayınları.
3- Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır?, Cengiz Çandar, 27 Mart 2012 TESEV raporu.
4- Demokratik Modernite’nin 1. ve 2. sayısı.

Telefon dinlemesi sonucu iddianameye eklenen görüşmeler şöyle sıralandı:

1- Aralık 2009’da bir şahsın haber merkezini arayarak “çatışmalı” olacağını söylediği bir eylemi bildirdiği görüşmenin tapesi.

Savcı bu tapeyle ilgili değerlendirmesinde, molotof kokteylli eylemin üç saat öncesinde bildirilen Koçak’ın “söz konusu eylemi önlemek yerine, kayda alınmasını ve örgüt lehine propaganda amaçlı kullanılmasını sağladığını” savundu. “Söz konusu faaliyetin bir gazetecilik faaliyeti olmadığı, tamamen terör örgütünün faaliyetleri kapsamında yayın ve gazetecilik faaliyeti yapıldığı, normal bir gazetecinin bu tip bir haberi almasının mümkün olmadığı, alması halinde de böyle bir bilgiyi güvenlik güçleriyle paylaşmamasının sorumluluk doğuracağını bilmesi gerektiği varsayılır” ifadelerini kullandı.

2- Aralık 2009’da bir şahsın haber merkezini arayarak ses bombalı bir eylemi bildirdiği görüşmenin tapesi.

Savcı tapenin devamında “yine arayan şahsın polisin üzerine bomba atıldığını bildirerek; bu olayın niye haberleştirilmediğini sorduğu görülmüştür” ifadesini kullandı.

3- Eylül 2009’da DTP’den haber merkezini arayan bir kişinin basın açıklamasının saatini ve yerini bildirdiği görüşmenin tapesi.

Savcı bu tapeyle ilgili değerlendirmesinde “görüşmede terör örgütünün faaliyetleri ile ilgili örgütün basın kuruluşuna bilgi verildiği görülmüştür” dedi.

4- Ekim 2009’da Koçak’ın BDP ofisini arayarak düzenlenecek yürüyüşün yerini sorduğu görüşmenin tapesi.

Savcı bu tapeyle ilgili değerlendirmesinde, atılan Kürtçe ve Türkçe sloganları sıraladı. “Şüphelinin bu eylem öncesinde de eylemden haberdar edildiği anlaşılmıştır” dedi.

5- Ekim 2010’da Okmeydanı Barış ve Demokrasi Kültürevi’nden aradığını söyleyen bir kişinin akşam düzenlenecek etkinliği haber verdiği görüşmenin tapesi.
6- Ocak 2010’da Birgün’den bir muhabirin DİHA haber merkezini arayarak, o gün düzenlenecek eylem ve etkinliklere ilişkin gündemi sorduğu görüşmenin tapesi.

Savcı bu tapeyle ilgili değerlendirmesinde, o gün düzenlenen bir basın açıklamasında Öcalan lehine slogan atıldığını belirtti.

7- Ekim 2009’da DTP’den haber merkezini arayan bir kişinin basın açıklamasının saatini ve yerini bildirdiği görüşmenin tapesi.

Savcı, “yine yapılacak olan eylemlerin önceden haber verildiğini” söyledi.

8- Kasım 2009’da davanın sanıklarından DİHA muhabiri Ömer Çelik ile haber takibi konulu görüşmesinin tapesi.
9- Aralık 2009’da bir şahsın Mardin Nusaybin’de dağlık bölgede çatışmada ölen askerlerle ilgili haber bildirdiği görüşmenin tapesi.
10- Aralık 2009’da DTP’lilere yönelik gözaltılar ve partinin yapacağı basın açıklamasıyla ilgili DTP ilçe yöneticisiyle yaptığı görüşmenin tapesi.

Savcı değerlendirmesinde “örgütsel faaliyetler ve tutuklanan şahıslarla ilgili görüştüklerini” söyledi.

11- Aralık 2009’da polisin baskın yaptığı bir derneğin yöneticisinden bilgi aldığı görüşmenin tapesi.

Savcı değerlendirmesinde, dernekteki kişinin “şifreli olarak söylemeyeceği şeylerin olduğunu belirttiğini” söyledi.

12- Aralık 2009’da DTP ilçe yetkilisinin DİHA ofisini arayarak polisin parti binasını ablukaya aldığını haber verdiği görüşmenin tapesi.

İddianamede bu 12 tapenin ardından “Şüphelinin de içinde bulunduğu, örgütün basın komitesinde yer alan iki kuruluşu olan DİHA-ROJ TV irtibatını ortaya koyan görüşmeler” başlığında şu tapeleri sıraladı:

13- Eylül 2009’da Roj Tv’den bir kişinin DİHA İstanbul ofisini arayarak Diyarbakır muhabirini sorduğu görüşmenin tapesi.

Savcı, söz konusu Diyarbakır muhabiri hakkında “Diyarbakır’da bulunduğu görülmüş olup, bu şahsında basın komitesi faaliyetlerinden dolayı soruşturma kapsamında bulunduğu anlaşılmıştır” dedi.

14- Şubat 2010’da bir DTP yetkilisinin kendilerine yönelik saldırı haberini verdiği görüşme. DTP’li bir kişi, Koçak’a görüntüleri Roj Tv’ye gönderip göndermeyeceklerini soruyor, Koçak da DİHA’nın ajans olduğunu, görüntüleri kendi sitesinde yayınladığını söylüyor.
15- Temmuz 2009’da DTP’li bir kişinin DİHA’nın önceki gün çektiği görüntüleri niye yayınlamadığını sorduğu ve Koçak’ın haber ajansının görüntüleri ajansın abonelerine servis ettiğini, abonelerin yayınından kendilerinin sorumlu olmadığını söylediği görüşmenin tapesi.
16- Kasım 2011’de BDP’li bir kişinin DİHA’ya bilgi geçtiği ve DİHA’nın Roj TV’ye haberi bildirmesini istediği görüşme. Koçak cevap olarak, DİHA’nın bir ajans olduğunu, görüntüleri siteye koyduğunu ve isteyen abonelerin kullandığını açıkıyor.

Savcı değerlendirmesinde “örgütsel eylemlerin ROJ TV’de yayınlanıp yayınlamadığı konusunda şikayet ve ihbarların şüpheliye yapıldığı görülmüştür” ifadesini kullandı.

17- Ekim 2009’da Koçak’ın Asrın Hukuk Bürosu’nu arayarak avukatların Öcalan’ı İmralı’da ziyaretiyle ilgili bilgi aldığı görüşmenin tapesi.
18- Kasım 2009’da Asrın Hukuk Bürosu’ndan bir avukatı arayarak avukatların Öcalan’ı İmralı’da ziyaretiyle ilgili bilgi aldığı görüşmenin tapesi.

Savcı değerlendirmesinde Asrın Hukuk Bürosu’nun “örgütün önderlik komitesinin merkezi olduğunu” söylerken, Koçak’ın onlardan bilgi istediğini ve avukatlık bürosunun “Öcalan’dan aldıkları örgütsel talimatları kırsal alanda faaliyet gösteren örgütün üst düzey yöneticilerine aktardıklarını” söyledi.

19- Kasım 2009’da DTP’li bir kişiden günün programıyla ilgili bilgi aldığı görüşmenin tapesi.
20- Aralık 2009’da DTP’li bir kişinin basın açıklaması saatini bildirdiği görüşmenin tapesi.
21- Aralık 2009’da bir kişinin DİHA arşivinden eski bir haberi istediği, Koçak’ın da DİHA’nın bir ajans olduğunu, haberleri abonelerine servis ettiğini ve arşivlemediğini anlattığı görüşmenin tapesi.

Savcı bu görüşmeyi “terör örgütüne katılan bir şahsın kardeşinin Koçak’ı arayarak bu örgüt üyesi ile ilgili yapılan bir haberi istediği, Fatma Koçak‘ın da şahsı bahse konu haberi bulması için Günlük gazetesi, Evrensel gazetesi, Hayat tv’ye yönlendirdiği tespit edilmiştir” şeklinde yorumladı.

22- Ekim 2009’da DTP’ten bir kişinin Koçak’ı arayıp bilgi aktardığı görüşmenin tapesi.
23- Kasım 2009’da bir okuyucunun DİHA’ya ölüm ilanı vermek istediğini söylediği ve fiyat sorduğu görüşmenin tapesi.
24- Aralık 2009’da Fransa Paris Ahmet Kaya Kültür Merkezi’nden arayan bir kişinin hazırladıkları bir dosyayla ilgili bilgilendirme için aradığı görüşmenin tapesi.

E-posta takibi sonucu Koçak’ın ANF editörü ve davanın sanıklarından İsmet Kayhan ile dört farklı zaman diliminde iletişime geçtiği belirtildi.

Koçak’ın “Terör örgütü propagandası içerdiği” iddia edilen haberleri şöyle sıralandı:

1- 19 Ağustos 2010’da DİHA’da yayınlanan “Yrd. Doç. Gambetti: Kürt gerçekleştirecek güçtedir” başlıklı söyleşi.
2- 19 Ağustos 2010’da DİHA’da yayınlanan “Demokratik özerklik çözüm için model olabilir mi?” başlıklı haber.
3- 29 Mayıs 2011’de DİHA’da yayınlanan “Yaralarını kendi saran kent Batman, hezimet yaşatma peşinde” başlıklı haber.
4- 8 Mart 2011’de DİHA’da yayınlanan “Kadın konferansı fiyasko ile sonuçlandı” başlıklı haber. (Venezüella’da düzenlenen Dünya Kadın Konferansı’nı konu alıyor.)

Savcı bu haberlerle ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Şüpheli tarafından yapılan haberler incelendiğinde; özellikle demokratik özerkliğe vurgu yapan, KCK operasyonlarını ağır şekilde eleştiren, terör örgütünü ve liderini öven, örgütün amaç ve hedeflerine ve politikalarına uygun haberler yapıldığı görülmüştür”.

Koçak’ın el konulan malzemeleri “üzerinde çok sayıda telefon numarası ve mail adresi bulunan dosyalar”, “örgütsel içerikli çok sayıda doküman”, Öcalan’a ait resimler, “Diyarbakır, Hakkari, Şırnak, Batman, Mardin, İstanbul, Mersin şehirlerimizde gelişen olaylar eylemler” olarak sıralandı.

Savcı, Fatma Koçak ile ilgili hukuki değerlendirme bölümünde, “Basın Komitesinin Türkiye yürütümesinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini” ve “DİHA’da yazı işleri müdürlüğü yaptığı ve örgüt propagandası yapan birçok habere imza attığını” söyledi.

Eylemlerin ve basın açıklamalarının öncesinde Koçak’a bildirildiğini söyleyen savcı, “anlık olarak haberlerin Fatma Koçak’a iletildiği”, “İmralı adasına giden avukatların isimlerinin önceden Koçak’a bildirildiği”, “örgüt adına yapılan ve üstlenilen eylemlerin yine şüpheliye bildirildiği” ifadelerini kullandı. Savcı, Koçak’ın Roj TV’ye haber ve görüntü aktarımında bulunduğunu, “bunu yaparken de şifreli görüşmeye özen gösterdiğini” savundu.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar ise Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Fatma Koçak’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye getirilip, duruşma sonraları yine karayoluyla cezaevlerine götürüldüler.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti, ardından KCK’den tutuklu tüm tutuklu gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Zazaca cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. Ocak 2013’te başka bir mahkemede yargılanan iki kişinin daha dosyası ve 187 sayfalık iddianamesi KCK basın davasıyla birleştirildi. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

Bu duruşmada avukatların Kürtçe savunmalar için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt mahkeme salonunda okudu.

Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar da savunmalarına başladı.

16 Kasım 2012’deki 7. celsede söz alan avukat Senem Doğanoğlu, dosyada Koçak imzalı üç haberden bahsedildiğini, bunların müvekkilin yaptığı yüzlerce haber arasından özenle seçildiğini söylerken, “Venezüella’da yapılmış olan dünya kadın konferansı, yine Batman’da kadın intiharları ve yine bir kadın akademisyenle yapılmış olan demokratik özerkliğe yönelik haber içerikleridir. Bunları söylüyorum çünkü savcılığın sözde Kürt kadınlarının tecavüzle maruz kalması gibi bir anlatımı ve belirlemesi ve dolayısıyla aslında ideolojik bir tercihi vardır” diye konuştu.

İddianameye eklenen tapelerin, Koçak’ın ajansa gelen telefonlara cevap vermesinden ibaret olduğunu hatırlatan Doğanoğlu, bunları açıklamayacağını söyledi. “Sadece şunu söyleyeyim; neden basın açıklamalarını polise bildirmediği kendisine sorulmuştur. Müvekkilimin verdiği cevabı tekrar etmekle yetiniyorum. Müvekkilim muhabirdir, muhbir değil ve basın faaliyeti de muhbirlik üzerinden yürüyemez” dedi. Müvekkilinin anadilde savunma hakkı için 53 gündür açlık grevinde olduğunu belirten avukat Doğanoğlu, mahkemenin ifade özgürlüğünün yasaklanmasının engellenmesine yönelik yükümlülüğü olduğunu belirtti.

8 Şubat 2013’teki 11. celsede söz alan avukat Davut Erkan, savcının delil olarak iddianamede yer alan hususlarla ilgili değerlendirmelerinin “enteresan” olduğunu söylerken, Koçak’ın ajansa gelen eylem haberlerini neden polise bildirmediğinin sorulduğunu belirtti, “Ya gerek var mı polis zaten dinliyor. Polise sormak lazım sen bunu neden engellemedin? Telefonu dinliyorsun, eylemden haberin var” diye konuştu.

26 Nisan 2013’teki 15. celsede avukat Fırat Epözdemir, siyasi partilerin etkinlik, eylem ve basın açıklamalarıyla ilgili bilgileri haber merkezlerine aktarmasının olağan bir durum olduğunun altını çizdi, “Telefon görüşmelerinde geçen konuşmalar suç unsuru olarak iddianameye alınmış ama bu konuşmaların büyük bir bölümü zaten haber yapılmış” dedi. Koçak’ın serbest muhabirlik sözleşmesi ve haberlerini mahkemeye sundu.

Avukat Özcan Kılıç da iddianamede Koçak ile ilgili iki temel unsur olduğunu, bunlardan birinin yurtdışı kayıtları, diğerinin ise haber müdürü olarak muhabirlerle yaptığı görüşmeler olduğunu söyledi. Yurtdışına giriş çıkış kayıtlarında nereye gittiğinin özellikle yazılmadığını belirten avukat Kılıç, Koçak’ın o sırada Venezüella’ya gittiğini belirtti. Şimdiye kadar haberleri dolayısıyla kendisine açılmış bir dava olmadığını da ekledi.

Avukat Senem Doğanoğlu da müvekkiliyle ilgili arşiv kayıtlarında “yakalandı kaydı” olarak geçen dosyaya ilişkin İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararını mahkemeye sunduklarını belirtti. Koçak’ın akademisyejn Zeynep Gambetti ile demokratik özerklik üzerine söyleşinin ve milletvekili Ayla Akat Ata’nın bir kadın olarak seçim deneyimlerini aktardığı söyleşinin de iddianamede yer aldığını belirtti.

28 Haziran 2013’teki 17. celsede Koçak Türkçe olarak kısa bir savunma yaptı. Ertuş Bozkurt’un okuduğu ortak savunmaya katıldığını söyleyen Koçak, “Ne söyleyeceğim diye düşünürken çok fazla zorlandığımı belirtmek istiyorum. Çünkü mantıklı olana, dayanağı olana cevap vermek çok kolaydır. Ama mantıktan yoksun, insan aklının sınırlarını zorlayan, niyet sorgulayan bu suçlamalara cevap bulmakta gerçekten zorlanıyorum. İnsanın var olmaktan kaynaklı haklarını, yani düşünebilme ve düşündüklerini aktarabilme hakkını sorgulayan, yargılayan suçlamalara tek tek yanıt vermek istemiyorum” dedi.

“İddianamede bana sen neden Kürtsün, neden kadınsın, diyor, neden gazetecisin diye soruluyor. Ama ben bunlarla ilgili toplumu bilgilendiren, toplumu harekete geçen haberler yapmazsam ben o zaman kendimi suçlu sayarım. (…) Daha özgür, adil, kimsenin kimliklerinden dolayı yargılanmadığı, yaralanmadığı bir geleceğe herkesin siz hakimlerin de ihtiyacı var. Geleceğe dair umutların tazelendiği bu günlerde sizin de üzerinize düşen görevi yapmanızı, bu anlamsız yargılamayı daha fazla uzatmamanızı diliyorum” diye konuştu.

Mahkeme başkanının soruları sırasında, Koçak kendisine ait olduğu iddia edilen el konulan malzemelerin gözaltına alındığı ajansın misafirhanesinde bulunduğunu, dolayısıyla kendisine ait olmadığını; kendisi yokken baskın yapılan kendi ikametinde ise sadece pasaportuna el konulduğunu belirtti.

Hakim Alpaslan Uz da İsmet Kayhan’la e-postalarını ve ANF ile ilişkilerini sordu. Koçak, bu görüşmelerin içeriğinin meslek ilkeleri içinde bir konuşma olduğunu ifade etti ve “haber atlatma” gibi gazetecilik kavramlarını açıkladı. Bunun üzerine söz alan avukat Kılıç, “DİHA’nın başka haber ajansları ile sözleşmeleri veya abonelik ilişkileri var mı, yok mu? Sadece Fırat Haber Ajansı üzerinden soru soruldu ona cevap istiyorum” diye konuştu. Koçak da DHA, CHA, İHA gibi ajanslarla haber alışverişi yaptıklarını anlattı.

Koçak mahkemeye üç talebi olduğunu söyledi. İlk olarak iddianame savcısıyla ilgili suç duyurusunda bulunulmasını istedi ve haber kaynaklarını korumanın zorunlu olduğunu ancak iddianamenin haber kaynaklarını teşhir ettiğini söyledi. İkinci talebinin bir basın kurumunun nasıl işlediğine, haber ilişkisinin nasıl sağlandığına ilişkin mahkemede bir bilirkişinin dinlenmesi olduğunu belirtti. Üçüncü olarak ise “bu davada Kürt basınına yönelik ayrımcılığın ortaya çıkarılması için Doğan Haber Ajansı, Cihan Haber Ajansı, İhlas Haber Ajansı gibi ajanslardan bir tanesi ya da hepsinin son 1 ay içerisindeki haber merkezi istihbarat servisinin telefon dökümlerinin bu mahkemede okunmasını” istedi. “Bize suçlama olarak sunulan şeyler eminim orada çok daha fazlasını bulacaksınız. Çünkü habercilik böyle bir şeydir. Bana çok fazla haber kaynağım olmazsa haberci denmez, çok fazla telefon gelmezse haber denmez” diye konuştu.

DİHA’ya bildirilen eylemi polise bildirmemekle suçlandığını hatırlatan Koçak, aynı tarihlerde kocası tarafından rehin alınan ve şiddete maruz kalan bir kadının da kendisini aradığını ve olay yerine gittiğini söyleyen Koçak, “Kürt kelimesinin geçtiği yerde, eylem kelimesinin geçtiği yerde bunu alan savcı niye bunu almıyor” dedi.

19 Haziran 2013’teki 18. celsede söz alan avukat Doğanoğlu, Koçak’ın taleplerini tekrarladı. Mahkeme tüm talepleri reddetti.

13 Ocak 2014’teki 30. celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti. Ancak 21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle ÖYM’lerin tamamen kaldırıldı ve 3 Mart 2014’te 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son celse görüldü. Ardından dava dosyası Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Geriye kalan tutuklu sanıklar da rutin tutukluluk incelemelerinde serbest bırakıldı ve 12 Mayıs 2014 itibarıyla davadan tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. Fatma Koçak’ın da aralarında bulunduğu 37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki 2. duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanlığına atandı. 10. duruşmada, Türkön’ün Emniyet’e müzekkere yazılarak gazetecilerin pasaportlarını Kanun Hükmünde Kararname kapsamında iptal edilmesini istediği ortaya çıktı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıklar hakkında beraat taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi. Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 19 Ocak 2018’de görülen 12. celsede, Koçak hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008’de “örgüt üyeliği” suçlamasıyla açılan soruşturmanın derdest olduğuna dair cevap geldi ve dosyaya eklendi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. duruşması 21 Mayıs 2019’da görüldü.

Davanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek. Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)