Fırat Benli

Özgürlükçü Demokrasi Trial

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlük Demokrasi Gazetesi’ne kayyum olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konuldu.

Hakimliğin “kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Benli de hakkında gözaltı kararı verilen isimler arasında yer alıyordu ancak adresinde bulunamadı.

Gazetenin editör ve yöneticilerinden 7 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü götürüldü. Yedi gün boyunca İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi’nde tutuldular.

Avukatlar, sanıkların neden gözaltına alındığını, sanıklara yöneltilen suçlamaları gözaltı işlemleri devam ederken öğrenemedi. Çünkü soruşturma dosyası üzerinde “kısıtlılık” kararı alınmıştı. Bu bilgilere, sanıklar Emniyet’ten savcılığa sevk edildiğinde erişilebildi.

Bir hafta süren gözaltı işlemlerinin ardından gazeteciler, İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Gazeteciler, savcılıkta ifade verdikten sonra, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Gözaltına alınanlardan 6’sı hakkında “silahlı terör örgütü üyesi olmak” iddiasıyla tutuklama kararı verildi. Gazete çalışanlarından birisi ise mahkeme kararı ile serbest bırakıldı.

Gözaltına alınamayan Benli ve diğer beş kişi hakkında ise 18 Nisan 2018’de yakalama kararı çıkartıldı.

Soruşturma sonunda Benli ile birlikte 13 gazeteci ve medya çalışanı hakkında iddianame hazırlandı. Hakkında soruşturma yürütülen beş gazeteci hakkında ise takipsizlik kararı verildi.

Benli ve diğer isimler hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı.

Gazeteci Fırat Benli ile birlikte Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin çalışan ve editörlerinin de aralarında bulunduğu 14 kişi hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından, 22 Mayıs 2019’de hazırlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da bu iddiaya delil olarak gösterildi.

Özgür Gündem Gazetesi, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından başlayan Olağanüstü Hal (OHAL) yönetiminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı. Hükümetin, Meclis’in onayına başvurmadan çıkardığı KHK’lerle çok sayıda basın yayın kuruluşu kapatılmıştı.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Haberlerin büyük bir bölümü; Türkiye’nin, 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı; haberlerde, “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Bu haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınları için şu iddialarda bulundu:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gözaltına alınanların evlerinde el konulan; “Kürt basınının”, 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede delil olarak yer aldı.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikâr olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği, gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

İddianamede, Benli’nin; “gazetenin yayımlanmasından, haberlerin dizaynı ve hazırlanmasından sorumlu” olduğu ifade edildi. Gazetenin, “örgütün bölücü ve şiddet içerikli ideolojisinin, korkutucu gücünün yayılması, örgütün meşru ve haklı gösterilmesine” amacıyla “sözde haber ve açıklamalar” yayınladığı iddia edildi.

Benli hakkında; Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi kapsamında “Silahlı Örgüt Üyeliği” iddiasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Bu cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması istendi. Böylece, Benli hakkında; “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

Ayrıca; Türk Ceza Kanunu’nun 6/2 ve 43. maddeleri kapsamında; zincirleme şekilde “terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamakla” suçlandı. Hakkında 1 yıl 3 aydan 5 yıl 3 aya kadar hapis cezası istendi.

Benli ayrıca; Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 ve Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddeleri kapsamında; zincirleme şekilde “terör örgütü propagandası yapmakla” suçlandı. Bu iddiayla da hakkında 1 yıl 3 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istendi.

Böylelikle Benli’nin toplamda 10 yıldan 29 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca “belli haklardan mahrum bırakılması” talep edildi.

Fırat Benli ve Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin çalışanlarının yargılanması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı.

Hakkında 18 Nisan 2018’de yakalama kararı çıkartılan gazeteci Fırat Benli, ilk duruşmaya katılmadı. Benli, yurtdışına yerleştiği için; hakkında çıkarılan yakalama kararının gereği yargılama boyunca yerine getirilemedi. Bu yüzden duruşmaların hiçbirine katılmadı.

Yargılamanın tüm duruşmalarında mahkeme heyeti başkanlığını aynı hakim yürüttü.

Benli ile birlikte yargılanan dokuzu gazeteci 14 kişi hakkındaki yargılama 28 Haziran 2019 tarihli 6’ıncı ve son duruşma ile karara bağlandı.

Bu duruşmada; haklarındaki yakalama kararı uygulanamayan Benli ve 5 kişi hakkındaki dosyanın ayrılmasına karar verildi.

Mahkeme heyeti başkanı; Hicran Urun, Reyhan Hacıoğlu, İshak Yasul’a “silahlı terör örgütü içerisindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlamasıyla her birine ayrı ayrı 3 yıl 1 ay 15’er gün hapis cezası verdi. Yasul’a ayrıca “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 6 ay 22 gün, Mehmet Ali Çelebi’ye de “silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçlamasıyla 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi.

Gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar’a da “silah bulundurduğu” gerekçesiyle 10 ay hapis cezası verdi.

Mahkeme heyeti son duruşmaya kadar tutuklu olarak yargılanan Hacıoğlu, Çelebi ve Yaşar için cezaevinde geçirdikleri süreyi dikkate alarak tahliyelerine karar verdi.

Dava kapsamında Benli hakkındaki yargılama yokluğunda sürüyor.

5. Standing - June 28, 2019


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2018 günü görüldü. Gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 21 Şubat 2019’da görüldü. Dosyanın esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesine karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 10 Nisan 2019’da görüldü. Savcılık esas hakkında mütalaasını açıkladı. Gazetecilerin; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme olarak örgüt yayınlarını basmak ve yayınlamak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla cezalandırılması talep edildi.

Yargılamanı son duruşması ise 28 Haziran 2019’da görüldü.


Mahkeme Başkanı, sanıkların taleplerini beyan etmelerini istedi.

Mehmet Ali Çelebi, “Eleştiri ve düşünce özgürlüğü üzerindeki tutuklama gölgesinin kaldırılmasını talep ediyorum” dedi.

Çelebi “iddianamenin ‘kürdofobi’ anlayışıyla hazırlandığını” ifade etti.

İddianamede aleyhine delil olarak gösterilen imzalı bir haberi bulunmadığını, gazetede yayınlanan ve kendisinin hazırlamadığı haberlerin sıralandığını belirtti. “Delil bulunamadığı için evimde bulunan kitap ve dergiler iddianameye konulmuş. Bunlar yasal bir şekilde satılan, birçok kitapçıda bulunabilen yayınlardır. Satışı legal bir şekilde yapılan yayınlar hakkında okuyucu suçlanamaz” diye konuştu.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin de vergi denetiminde bir gazete olduğunu, bu davaya kadar herhangi bir yasak ya da yargılama konusu olmadığını belirtti.

Nisan 2019’daki bir önceki duruşmada tahliye edilen gazete editörü Hicran Urun da gazetenin yasal statüsüne vurgu yaptı. Birçok haberinin yanısıra, bilgisayarlarında bulunan Kürtçe şarkıların iddianameye delil olarak eklendiğini hatırlattı.

“Bu davada bizim yaptığımız haberler de değil, gazetenin yayın politikası yargılanıyor” diye konuşan Urun, Kıbrıs’taki Afrika Gazetesi’yle ilgili davanın, Özgürlükçü Demokrasi davasıyla benzerliğine değindi.

Hakkındaki adli kontrol şartının kaldırılmasını talep etti.

Urun’la aynı duruşmada tahliye edilen yazıişleri müdürü İshal Yasul, yaptığı kısa savunmada, üzerine savunma yapabileceği somut bir delil bulunmadığını söyledi.

Tutuklu gazeteci Reyhan Hacıoğlu, sözlerine “15 aydır gazeteci olduğumu ispat etmeye çalışıyorum. Bana ait olmayan materyaller ve yapmadığım haberler nedeniyle özgürlüğümden alıkonuluyorum” diye başladı.

Kendisine ait olmayan birçok haberin yanısıra, milletvekilleriyle yaptığı iki röportajın iddianameye konulduğunu söyledi. Bu haberlerin hiçbirinin suç teşkil etmediğini ve soruşturmaya konu olmadığını ifade etti. Üye olduğu tek örgütün, DİSK Basın-İş olduğunu ve bunun da bir meslek örgütü olduğunu belirtti.

Hacıoğlu, davanın Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonu sırasında yapılan haberleri konu aldığını hatırlattı.

“Haberlerimiz birini rahatsız ediyorsa işimizi doğru yapıyoruz. İddianamede talimat aldığımız iddia ediliyor ama talimat almayı mesleğime saygısızlık kabul ederim” diye konuştu.

Savaş muhabiri Şerif Turgut’un “Toplu ölümleri kanıksatmalarına izin vermeyin” sözünü hatırlayarak habercilik yaptığını söyledi ve bir Washington Post yazarından yaptığı alıntıyla devam etti: “Hiçbir gerçek, bir ülkeye bir yalan kadar zarar veremez.”

Hacıoğlu’nun ardından tutuksuz sanık M.F., SEGBİS ile mahkemeye bağlandı.

Avukatlar beraat taleplerini sundu. Mahkeme karar için duruşmaya ara verdi. Karar okunurken gazeteciler ve sanık yakınları, mahkeme başkanının emriyle salona alınmadı.


“Silahlı terör örgütü üye olmak” suçlamasından yargılanan Çelebi’ye “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçundan 3 yıl 9 ay gün hapis cezası verildi.

Çelebi “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Mahkeme aldığı toplam ceza miktarını göz önünde bulundurarak Çelebi’nin tahliye edilmesine karar verdi. Çelebi’ye yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

İshak Yasul “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yargılanıyordu ancak “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına; “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasından ise 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” suçlamalarından beraat etti. Yasul’a yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Hicran Urun da “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasından yargılanıyordu “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Urun’a yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Reyhan Hacıoğlu, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasından yargılanıyordu “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Mahkeme aldığı toplam ceza miktarını göz önünde bulundurarak Hacıoğlu’nun adli kontrol tedbiriyle tahliye edilmesine karar verdi. Hacıoğlu’na yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Haklarında yakalama kararı olan Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı ve D.U. hakkındaki dosya ayrılarak yargılamanın devam etmesine karar verildi.


Duruşma öncesi

Saat 11.15’e kadar duruşmayı izlemek için gelen gazeteciler ve sanık yakınları bariyerin ardındaki duruşma salonunun önüne alınmadı.

Mahkeme salonu koşulları

Mahkeme salonu 30 izleyici kapasiteliydi. Gazeteciler ve sanık yakınlarının izlediği duruşmada salon doluydu.

Duruşmaya getirilen üç tutuklu sanığa yedi cezaevi jandarması eşlik etti. Adliyede görevli bir kadın güvenlik görevlisi de salonun girişinde duruşma boyunca bekledi.

Duruşmaya katılım

Duruşmada üç tutuklu ve dört tutuksuz sanık ve dört avukat hazır bulundu. Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan (TGS) bir avukat, P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma

10:30’da başlaması öngörülen duruşma 11:00’da başladı. 12.54’te karar için ara verildi. Mahkeme Başkanı, aranın 1 saat süreceğini söyledi. Karar 2 saat 20 dakika sonra açıklandı. Mahkeme Başkanı, karar sırasında sadece avukatların ve sanıkların salona alınmasını söyledi. Sanık yakınları ve gazeteciler içeri alınmadı.

Mahkeme Başkanı, salondaki sanıkların beyanları sırasında, SEGBİS’den gelen gürültü üzerine, SEGBİS personeline seslendi ve gürültü yapmamaları için sert bir şekilde uyardı.

Mahkeme Başkanı, sanıkların konuşmaları boyunca sanıklara hiç bakmadı ve elindeki kağıtları okudu.

4. Standing - April 10, 2019


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2018 günü görüldü. Gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 21 Şubat 2019’da görüldü. Dosyanın esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesine karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 10 Nisan 2019’da görüldü.



Next Trial: June 28, 2019, 10:30 a.m.


Duruşmada savcı, tüm sanıklar hakkında ceza ve tutukluluk devamını talep ettiği esas hakkındaki mütalaasını sundu.

Sanıklar esas hakkındaki mütalaaya karşı sözlerinde suçlamaları reddetti ve tahliye talep etti.

Sanık avukatları tahliye ve esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma için ek süre talep etti. Savcı soruşturmanın genişletilmesi talebi olmadığını söyleyerek esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.

Hicran Urun, Mehmet Ali Çelebi, İshak Yasul ve Reyhan Hacıoğlu’nun “silahlı terör örgütüne üye olma”, “zincirleme olarak terör örgütlerinin yayınlarını basmak ve yayınlamak”, “silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçlarını işledikleri iddiasıyla cezalandırılmalarını istedi.

Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı’nın dosyalarının ayrılmasını talep etti.

Sanıklar esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını yaptı. Hepsi suçlamaları reddetti.

İhsak Yasul, atılı suçun somut delili olmadığını, ifade ve basın özgürlüğünün dikkate alınması gerektiğini söyledi. Örgüte üyeliği olmadığını, propaganda iddiasına dayanak olarak gazete haberleri gösterildiğini aktardı. “Örgüt yayını basmak” iddiasına karşın ise “Gazetecisiniz, açıklamayı vermek zorundasınız” dedi. “Kanıt yokken gazetecilik faaliyeti üzerinden yargılanıyoruz. İddia makamı ‘sen üyesin, değilsen kanıtla’ diyor. Ben nasıl kanıtlayacağım. Kanıtlaması gereken iddia makamı” dedi.

Yasul 25 yaşında olduğunu, öğrenci olduğunu, eğitim durumunun bir yıllık tutukluluk nedeniyle ortadan kalktığını belirterek tahliyesini talep etti.

Mehmet Ali Çelebi, bir yıldır tutuklu olduklarını, cezaevi koşullarının oldukça ağır olduğunu söyledi. Cezaevindeki koşulları şöyle sıraladı:

“İletişim halkımız engelleniyor. İstediğimiz gazeteler verilmiyor. İstediğimiz radyoları dinleyemiyoruz. İstediğimiz kanalı izleyemiyoruz. En ufak itiraz olduğunda insanlar tecride alınıyor, haklarından mahdum bırakılıyor. Bu çerçevede onlarca cezaevinde insanlar açlık grevinde.”

Çelebi açlık grevindeki insanlar hakkında bilgi verirken hakim “Savunmasını sordum” diye sözünü kesti. Çelebi “Bu koşullarda savunma yapmaya çalışıyoruz” diyerek savunmasına devam etti.

“Gazetecilik suç değildir. Hiçbir güç gazeteci ile halk arasındaki iletişime bariyer olmamalı. Yargının cezaevindeki gerçeği trajediyi de görmesi gerekiyor” sözleri üzerine hakim tekrar “Toparla artık” dedi. “Bir gazetede çalıştı diye suçlamamalı kimse. İddia makamı somut olarak ortaya koymalı. Soyut temeller üzerinden iddia ortaya konmuş” diyen Çelebi tahliyesini talep etti.

Hicran Urun “Yargılanan gazetecilik. Gazeteciliği savunmaya çalıştık. Bugün Türkiye’deki basın davaları bu ülkenin adaletinin utancıdır. Yüzlerce binlerce basın yayın organı var. İnsan binlerce farklı fikir duyacağım diyebiliyor ama her biri sadece iktidarın söylemlerini yayıyor. İnsanlar sesini duyuramaz olmuşlar. Biz bu sesleri duyup duyurmaya çalıştık. Bu ayıbın bir an önce son bulmasını diliyorum” dedi.

Tüm sanıkların avukatı Özcan Kılıç, üyelik suçlamasına dair iddianamede dayanak olmadığını söyledi, tahliye talebini iletti, savunma için ek süre istedi.

Hicran Urun ve Mehmet Ali Çelebi’nin avukatı Sercan Korkmaz tahliye talebini dile getirdi ve süre istedi.

İhsak Yasul’un avukatları Nurefşan Torunoğlu Yasul, Müslüm Kocaoğlu ve Taha Enes Yasul tek tek söz aldı.

İhsak Yasul’un hakkında gözaltı kararı olduğunu öğrenince kendisinin emniyete gittiğini, öğrenci olduğunu, iddiaların iddia aşamasında kaldığını, şüpheden öte delil olmadığını, tutuklamanın bir tedbir uygulaması olduğunu belirttiler. Basın ve ifade özgürlüğüne vurgu yaptılar. Tahliye ve esas hakkında mütalaa için süre istediler.

Avukat Taha Enes Yasul’un “Mütalaaya katılmamız mümkün değil vicdandan hukuktan insanlıktan uzak karardır” sözleri üzerine mahkeme başkanı “Sözlerinize dikkat edin, eleştirebilirsiniz, insanlıktan uzak sözünü düzeltin” şeklinde müdahalede bulundu.


Mahkeme heyeti, karar için verdiği 15 dakikalık aranın ardından kararını, seyircileri salona almadan, basını, avukatları ve sanıkları salona alarak açıkladı.

Mahkeme İhsak Yasul ve Hicran Urun’un üzerine atılı suçun mahiyeti, tutuklulukta geçirmiş oldukları süreler, İhsak Yasul bakımından eğitim durumu, Hicran Urun bakımından dosyaya yansıyan savunmaları dikkate alınarak yurtdışına çıkış yasağı ve haftada bir polis karakoluna imza atmak şeklindeki adli kontrol ile tahliyelerine karar verdi.

Tutuklu diğer sanıklar İ.Y., Mehmet Ali Çelebi ve Reyhan Hacıoğlu’nun tutukluluklarının devamına karar verdi. Haklarında yakalama kararı bulunan Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı hakkında yakalama kararlarının beklenmesine karar verdi.

Sanık avukatlarına esas hakkında mütalaaya karşı savunma için süre verilmesine karar verdi ancak İhsak Yasul avukatlarının esasa ilişkin savunmalarını yaptıkları gerekçesiyle bu taleplerini reddetti.


Duruşma Öncesi

10.45’te başlaması gereken duruşma 14.08’de başladı. Basın mensupları koridora ve salona izleyicilerden önce alındı. Bir sorun yaşanmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonunda izleyiciler için 30 sandalye ayrılmıştı. Penceresiz. Normal büyüklükteydi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya tutuklu sanıklar İhsak Yasul, İ.Y., Mehmet Ali Çelebi, Hicran Urun ile tutuksuz iki sanık katıldı. Tutuksuz bir sanık Yüksekova’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) sistemi ile duruşmaya katıldı. Sanıkların yanında 11 jandarma görevlisi vardı. Duruşmayı dört gazeteci ve sanık yakınları izledi.

Genel Gözlemler

Mahkeme Başkanı, sanıklar açlık grevlerinden söz ettiği sırada savunmalarına müdahale etti. Avukat Taha Enes Yakul’un “Mütalaaya katılmamız mümkün değil vicdandan hukuktan insanlıktan uzak karardır” sözlerin üzerine mahkeme başkanı “Sözlerinize dikkat edin, eleştirebilirsiniz, insanlıktan uzak sözünü düzeltin” şeklinde müdahalede bulundu. Duruşma Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) ile kayıt altına alındı. Tutuklu sanıklar kelepçe ile salona getirildi. Salona girişte kelepçeleri açıldı.

3. Standing - Feb. 21, 2019


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2018 günü görüldü. Gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 21 Şubat 2019’da görüldü.



Next Trial: April 10, 2019, 10:45 a.m.


Duruşma saat 14.40 sularında beş tutuklu sanık ve iki tutuksuz sanık ile avukatlar Özcan Kılıç, Sercan Korkmaz, Savaş İşliyen, Taha Enes Yasul ve Nur Efşan Torunoğlu Yasul’un huzura alınmasıyla başladı.

Tutuklu sanıklar mahkeme salonuna kelepçeli bir şekilde getirildi. Salonda kelepçeleri açılarak, jandarma erleri ile birlikte sanık sandalyelerine yerleştiler.

Duruşma başında barodan atanan avukatlar Simge Karal Yavuz ve Amine Bilir’in sanıkların özel müdafii bulunduğu için görevlerinin sonlandırılmasına karar verildi ve salondan ayrıldılar.

Ardından mahkeme başkanı, “Tutuklu sanıkların tahliye talepleriyle başlayalım” dedi ve tutuklu sanıklar sırayla söz aldı.

İhsak Yasul, neredeyse bir yıldır tutuklu olduklarını, iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyleyerek tahliye talep etti.

Mehmet Ali Çelebi “11 aydır hem hayatımız hem özgürlüğümüz çalınmış durumda. Bunun dışarıdakiler için bir baskı aracı olarak kullanılmaması gerekiyor” diyerek tahliye talep etti.

Reyhan Hacıoğlu, gazeteciliğin suç olmadığını belirtmek istediğini söyleyerek başladığı beyanında, 21 Şubat Anadil Günü’nü kutladı.

Ardından “Şu anda 156 cezaevinde 300’ü aşkın tutsak açlık grevinde” ifadelerini kullanan Hacıoğlu’nun sözünü kesen Mahkeme Başkanı, “Bu bizi ilgilendirmez, bu yargılamanın konusu değil” dedi. “Biz içeride de dışarıda da gazeteciyiz, bunu hatırlatmak istedim” diyen Hacıoğlu tahliyesini istedi.

Hicran Urun, “İddianamenin neredeyse tamamı haberlerden oluşuyor. Burada halkın haber alma hakkı ve özgür basın yargılanıyor. Türkiye’de demokrasi ve adalet artık bir ütopyadır” dedi ve tahliyesini istedi.

Sanıklardan sonra avukatlar sırayla söz aldı.

Tüm tutuklu sanıkların avukatı Özcan Kılıç, mahkemeye bir dilekçe sunarken, “Dilekçemde adil ve hakkaniyetli bir yargı yapılmadığını belirtiyorum. Başından beri iddianameye itiraz ettik. Müvekkillerden Hicran’ın yaptığı, bir haber bile önüne konmadı. 8 Mart’tan bir fotosu, 1 SMS konuldu. Gazetede sigortalı çalışan olduğu için tutuklu. Diğer bir müvekkil Mehmet Ali aynı zamanda bir yazar. Evinde el konulan ve iddianameye eklenen dergiler de yazarı olduğu dergiler. Dosyada hangi yazının suç içerdiği yazılmamış. Salih Müslüm’ün telefon numarasının rehberinde bulunması bir suç değil” diye konuştu.

Tüm sanıkların tahliyesini isteyen Kılıç, “Gazetenin yayın çizgisini burada yargılananlara yükleyemezsiniz. Tutukluluk süreleri bir yıla yaklaştı. Ben müvekkillerime neden içeride olduklarını izah edemiyorum” dedi.

Urun’un avukatı Sercan Korkmaz, soruşturma ve kovuşturma dosyasında somut delil bulunmadığını söyleyerek tahliye talep etti.

Yasul’un avukatı Savaş İşleyen, iddianamede örgüt üyeliği suçlamasına sadece gazetecilik faaliyetlerinin delil gösterildiğini, gazetecilerin bu şekilde yargılanamayacağını söylerken, dosyaya göre tutuklama tedbiri gerektirecek hiçbir şey olmadığını, müvekkilinin üniversite öğrencisi olduğunu ifade etti.

Hukukun hukukçular tarafından askıya alındığını, IŞİD dosyalarında açıkça şiddete bulaşmış kişiler tahliye edilirken, her dosyada farklı uygulamalar yapıldığını söyledi.

Yasul’un avukatı Taha Enes Yasul, müvekkilinin “sadece gazetede haber yayınlama eyleminden tutuklu olduğunu” söyledi.

Nur Efşan Torunoğlu Yasul de uzun tutukluluk gerekçesiyle tahliye talep etti.

Ardından savcının mütalaasına geçildi.

Duruşma savcısı, mütalaasında yakalama kararı tebliğ edilmeyen sanıkların dosyalarının ayrılarak, yargılanmalarına başka bir dosyada devam edilmesini, diğer sanıklar hakkındaki adli kontrol ve tutukluluk tedbirlerinin devamını istedi.


Tutuklu sanıklar Hicran Urun, İhsan Yaşar, İshak Yasul, Mehmet Ali Çelebi, Reyhan Hacıoğlu’nun tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Haklarında yakalama kararı bulunan ve yakalama emirleri infaz edilemeyen Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı ve Davut Uçar’ın yakalama kararlarının gereğinin yerine getirilmesinin beklenilmesine,

Dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak için savcılığa gönderilmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

11.30’da başlaması öngörülen duruşma 14.40’da başladı. Duruşmanın görüleceği mahkeme salonunun bulunduğu koridorda, 27 akademisyenin yargılandığı bir dava görülmekteydi. Sabah saatlerinde akademisyen duruşmasına gazetecilerin girmesine izin vermeyen güvenlik görevlileri, Özgürlükçü Demokrasi duruşmasının başlaması öngörülen 11.30’tan itibaren ise sadece akademisyenlerin duruşmasını izleyecek gazetecilerin koridora girmesine izin vermeye başladı. Saat 14.30’a kadar Özgürlükçü Demokrasi davasını takip edecek gazetecilerin duruşmaya girmesine izin verilmedi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu 30 izleyici kapasiteliydi. Sanık müdafiisi olarak sekiz avukat, izleyici olarak beş avukat, gazeteciler ve sanık yakınlarının hazır bulunduğu salon doldu. Beş tutuklu sanığa 11 jandarma görevlisi eşlik etti. Bir jandarma sanıklar, avukatlar ve mahkeme heyetinin bulunduğu alana açılan kapının önünde, ikisi kadın ve erkek sanıkların arasında, diğerleri sanıkların arka sırasındaki sandalyelerde duruşmayı bekledi. Duruşmaya katılım Duruşmaya beş tutuklu sanık, bir tutuksuz sanık, 5-6 gazeteci, Af Örgütü gözlemcisi bir avukat ve sanık yakınları katıldı. Aynı gün saat 12.00’da Çağlayan Adliyesi’nde, Cumhuriyet gazetesi davası hükümlüleri için düzenlenen Adalet Nöbeti’ne katılan gazeteci, milletvekili ve aktivistler duruşmayı takip etmedi.

Genel Gözlemler

Duruşmaya verilen arada tüm izleyiciler salondan, ardından da mahkeme salonunun bulunduğu koridordan, barikatların diğer tarafına çıkartıldı. Güvenlik görevlileri, orada bulunan gazetecileri ve tutuksuz sanıkları da çıkartmaya çalıştı, mübaşir gazetecilerin ve tutuksuz sanıkların çıkmasına gerek olmadığını söyledi. Karar açıklanırken, mahkeme başkanı gazetecilerin ve sanık yakınlarının salona girmesine izin vermedi. Sadece sanıklar ve avukatları aldı. Tutuklu sanıklar salona kelepçeli getirildi. Duruşma salonunda bulunan jandarma şefi, tutuklu sanıkların duruşma salonundaki yakınlarıyla konuşmasını engelledi.

2. Standing - Dec. 6, 2018


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2018 günü görüldü.



Next Trial: Feb. 21, 2019, 11:30 a.m.


Mahkeme heyetinin yerini almasıyla, 2.5 saat gecikmeli olarak, 13:00’de başladı.

Sanıklara ait dijital inceleme raporlarına ilişkin bilirkişi raporlarının dosyaya geldiği görüldü.

Gazetenin editörü Reyhan Hacıoğlu, şu beyanda bulundu:

“Evde bulunan bütün materyaller bana aitmiş gibi gösterilmiş. Arama sırasında da benim olmadığını ifade etmiş, ve bunu tutanağa geçirmiş olmama rağmen bilirkişi raporu tüm materyaller bana aitmiş şeklinde düzenlenmiş. Bilirkişi raporunda da suç teşkil eden bir durum yok. Bilgisayar ile ilgili durumu savunmamda söylemiştim, söz konusu bilgisayar da gazete ortak kullanımında olan bir bilgisayardı.

Mahkeme Başkanı, araya girerek, “YPG’lilerin bulunduğu fotoğraflar var bunlara ilişkin ne diyeceksin? diye sordu.

Hacıoğlu, “Onlar bana ait olan materyaller değil, geçen duruşmada da belirtmiştim” yanıtı verdi.

Hacıoğlu, beyanlarını şu şekilde sürdürdü:

“Bizim şahsımızda gazetecilik yargılanıyor. Hukuki bir süreçten ziyade siyasi bir süreç işliyor. İfade özgürlüğüne dönük bir darbe söz konusudur. Biz hakikat gazeteciliği yapan gazetecileriz. Bütün haberlerimiz gerçeklere dayalıdır, toplumdan saklananları dile getirmek için gazetecilik yapıyoruz.

Türkiye artık her gün gazetecilerin gözaltına alınıp tutuklandığı bir ülke oldu. Gazetecilik faaliyetlerimden dolayı 8 aydır tutukluyum. Bizim tüm faaliyetlerimiz gazetecilik faaliyetidir.”

Gazetenin tutuklu editörü Hicran Urun şu savunmayı yaptı:

“Önceki duruşmada bilirkişi raporuna dair beyanlarda bulunmuştum. Burada bizim ‘örgüt üyesi olduğumuz ifade ediliyor. Ancak bunlara delil olarak bilgisayarımdaki Kürtçe şarkılar, masa başında çalışırken çekilmiş fotoğrafım ve mailimdeki bir basın açıklaması metni delil olarak gösteriliyor. Bunlar örgüt üyeliğine delil değildir. Muhalif olduğumuz için bugün burada yargılanıyoruz.

Son zamanlarda ‘soğan terörü’ ve ‘boşanma terörü’ nitelendirilmeleri ile de karşı karşıya kalmaya başladı. Her şeyin bu kadar kolay terörize edildiği bir yerde iktidarın yönetme krizi var demektir.

Bizlerin örgüt üyesi olmadığımızı siz bizden daha biliyorsunuz. Uzun zamandır aynı adreste yaşıyorum. Sabit ikametgah adresim var. Örgüt üyesi olmanın koşulları nelerdir, bunlar yasalarda belirlenmiştir. İddianamedeki suçlamalar mesnetsizdir, hukuki değildir. Tahliyemi talep ediyorum.”

Hakim, dosyada Neşe Özgen ile Urun arasındaki bir e-postayı kastededek, “Neşe Özgen kimdir, ne diye yardımcı oluyordu?” diye sordu.

Hacıoğlu, “Neşe Özgen, Yunanistan’da yaşayan bir akademisyendir. Kendisi Yunanca bir çeviri için yardımcı oldu” yanıtını verdi.

Daha sonra gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü İshak Yasul’un beyanlarına geçildi.

Hakim; Yasul ile ilgili İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bir başka dosyanın birleştirilmesi talebi yönündeki müzakereye yanıt geldiğini belirterek, yargılama dosyalarının birleştirilmesini kabul edip etmediğini sordu.

Yasul, kendisinin bu talepte bulunduğu belirterek, dava dosyalarının birleştirilmesini istedi.

Yasul, şu savunmayı yaptı:

“Buradaki yargılama gazetenin yayın çizgisine dair bir yargılamadır. Yayın çizgisine herhangi bir etkim yok. Sorumlu yazı işleri müdürlüğü, hukuki bir zorunluluktur. Bunu beyan etmek zorundasınız. Diğer gazetelerde de bir denetleme sansür amacından ziyade kanun gereği böyle olmalıdır.”“

Hakim, burada beyanları keserek, “Bunun sorumluluğunu bilerek bu görevi almadın mı?” diye sordu.

Yasul, soruya yanıt vererek, beyanlarını şöyle sürdürdü:

“Evet ama bu bir denetleme görevi değildir. Birçok gazetede sayısız müdür vardır. Kimi yerde kanunen gerekli olduğu, kimi yerlerde işleri kolaylaştırmak için beyan ediliyor. Onun dışında zaten denetleme gibi bir olanağım yok. Devam eden okulumdan dolayı da belli sürede gazeteye gidebiliyordum.

Birçok mesleki gruptan gazetelere müdür olan çok örnekler vardır. Editörün yaptığı habere müdahale etme şansımız yoktur. Görevi yürüttüğüm sürede beş altı dava açıldı. Bunlar da devam ediyor.

Üyelik ile yargılandığımız halde hakkımda gözaltı kararı olduğunu öğrenince emniyete gidip ifade vermek istedim, gözaltına alındım. Örgüt üyesi olan birisi kendisi ifadeye gider mi? Kaçmaz mı? Tahliyemi talep ediyorum.”

Daha sonra gazete editörü Mehmet Ali Çelebi’nin beyanlarına geçildi. Çelebi, şu beyanda bulundu:

“Raporda da görüldüğü gibi benimle ilgili herhangi bir haber, fotoğraf, yazı yazdığıma dair bir şey yok. Orada sadece günlük olarak birkaç sohbet ayrıca bir haberle ilgili ileti söz konusudur. Dolayısıyla suç unsuru olarak değerlendirebilecek bir şey söz konusu değildir.

Binlerce yıllık toplumsal zenginliği yansıtan bir coğrafyada yaşıyoruz. Binlerce yıllık birikimi, zenginliği olan bu coğrafyaya gazeteciliğin bu şekilde yargılanması hak edilmeyecek bir durumdur.

Türkiye’nin, Mısır ve diğer ülkelerin yaptığı muamelenin aksine gazeteciliğe farklı bir şekilde yaklaşması gerekiyor. Hükümetler değişebilir, önemli olan yargının objektif değerlendirmesidir. Basın özgürlüğünü demokrasinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmek zorundadır.

Mahkeme Başkanı, “tahliye talebine gelelim” diyerek, sözlerini kesti. Çelebi, şöyle devam etti:

“8 aydır özgürlüğüm tutukludur. Mağdur ediliyoruz, gazetecilik yargılanarak gazetecilik hapis edilerek aynı zamanda sansür de bir şekilde hayata geçirilmek isteniyor. Türkiye’nin basın özgürlüğünün geleceği için basın yargılamalarının durdurulmasını talep ediyorum. Tahliyemi talep ediyorum.

Sanıkların beyanlarından sonra avukatların beyanlarına geçildi. İlk olarak söz alan Özcan Kılınç, şunları söyledi:

“Geçen celse bilirkişi raporu vardı. İncelemiştik hakikaten çok ciddi bir örgütsel delil yok. Bildiğimiz klasik şeyler. Bunlar üyeliğe delil değildir.

PTT Genel Müdürlüğü’nün yazısı var. Gazetenin İmralı’ya gönderildiğine dair bir yazıdır. Beni rahatsız eden bir durum. Özgür Gündem de aynı şekilde İmralı’ya gidiyordu. Alındı belgeleri geliyordu. İade edilenler de geri geliyordu. Burada da aynı sistem var. Böyle dosya hazırlanmaz. Gazeteler dağıtımla her yere gidebilir. Yasak yayın değil ki.

Propaganda Afrin’den ibaret değildir. Başka haberler var, bunlara değinilmiyor. Mehmet Ali Çelebi, propaganda yapacak bir nosyonu yok. Dış haberlerle ilgilenir. İshak Yasul emniyete ifade vermeye gittiğinde gözaltına alındı, tutuklandı. Örgüt üyesi gibi görülemez. Örgüt üyeliğinin kıstaslar var. Hepsi ailelerinin evinden alındı. Hiçbirinin illegal bir yönü, durumu yok.

Burada Afrin operasyonu, devletin bir konseptidir. Bu dosya militarist bir dosyaya dönüşmüş. Operasyondan bir hafta önce basın mensupları çağrıldı. ‘Haberleri bu şekilde yapın’ denildi. Bu açıktan yapıldı. O çerçevenin dışında haber yapılmadı.”

Avukat Nurefşan Torunoğlu, İshak Yasul’e ilişkin beyanlarda bulundu:

“Kendisini ifadeye götürdüm, kaçma şüphesi olan örgüt üyesi olan bir insan emniyete gitmez bu bakımdan bile müvekkilimin tutuklu bulunmasının hiçbir anlamı yok. Ülkede hukuk yok ama hukuk bir kurumu olan tutuklama iliklerimize kadar yaşatılıyor bizler. Müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum.”

Avukat Müslüm Kocaoğlu ise şunları söyledi:

“Burada yargılanan bir gazetedir. ‘Örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” suçu istinat ediliyor. Ama bunun koşulları yoktur. Dosya kapsamında yargılanan bir gazete var bu yargılamayı ya da dosyayı kriminalize etmek amacıyla istinat edilen suçlamalardır, kabul etmiyoruz.

Örgüt üyeliğinin koşulları yasalarda belirlenmiştir. İstinat edilen suçların işlendiğine dair somut ve inandırıcı delil bulunmaktadır. Bunun dışında müvekkilimim 8 aydır tutukludur. Bu tutuklama maddi ve manevi zararlara götürmektedir.

Müvekkilimin kaçma şüphesi yoktur. Bunu gösteren somut bir delile de görünmektedir. Sabit adres sahibidir. Kendi işini yapmaktadır. Bunların göz önünde bulundurularak, tahliyesini talep ediyoruz.”

Avukat beyanlarından sonra savcı, adli kontrol yükümlülüğünün yetersiz kalacağı gerekçesiyle tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamını talep etti.

Savcı, adli kontrol şartı bulunanların bu yükümlülüğünün iş hayatlarını etkilemeyecek şekilde yeniden düzenlenmesini istedi.

Mahkeme heyeti, karar için duruşmaya ara verdi.


Mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma tarihi için 21 Şubat 2019 günü belirlendi.

Dosyanın, esas hakkında mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüleceği İstanbul Çağlayan Adliyesi’nin ana girişinde kalabalık nedeniyle uzun kuyruklar vardı. Sarı basın kartı gazeteciler de vatandaş girişinden binaya giriş yaptı. Girişlerde çantaların yanı sıra kemer, saat, gözlükler de X-Ray cihazından geçirildi. Ardından güvenlikçiler tarafından da elle üst araması yapıldı.

Duruşma salonunun bulunduğu koridorun girişine de bariyer konulmuş ve bir güvenlik görevlisi konumlandırılmıştı. Herhangi bir engelle karşılaşılmadan duruşma salonunun bulunduğu alana geçildi.

Duruşmanın başlaması için 10:30 saati belirlenmişti. Ancak duruşmanın başlaması öğlen arasından sonraya kaldı. İzleyiciler duruşma salonuna 12.30’da girdi. Savcı da aynı saatte yerini alırken, mahkeme heyeti 13:00’de yerini aldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkemenin görüleceği duruşma salonu Çağlayan Adliyesi’ndeki standart duruşma salonlarından birisiydi.

Salonda izleyiciler için 30 kişilik oturma sırası vardı. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) için iki adet ekran kurulmuştu.

Duruşmayı izlemek üzere salon dışında bekletilen olmadı.

Dosya kapsamında tutuklu bulunan gazetenin imtiyaz sahibi İshak Yasul ve gazete editörü Mehmet Ali Çelebi jandarma eşliğinde salona, ayrı bir giriş kapısı olmadığı için normal izleyici kapısında salona getirildi. Salona girişleri sırasında ellerinden birinin bir jandarma görevlisiyle birlikte kelepçelendiği görüldü.

Hicran Urun ve Reyhan Hacıoğlu da daha sonra 6 jandarma eşliğinde izleyici kapısından salına getirildi. Kelepçeler sanık sandalyesine oturulduğu sırada söküldü.

Duruşmaya Katılım

Tutuklu sanıklar Hicran Urun, Reyhan Hacığlu, Mehmet Ali Çelebi ile İshak Yasul duruşmada hazır bulundu. Duruşma sanık yakınları ve avukatların dışında CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile çeşitli basın organlarında çalışan beş gazeteci izledi. Duruşma salonunda 30’un üzerinde izleyici olduğu için bazı sanık yakınları duruşma salonuna giremeyerek, salon önünde beklemek zorunda kaldı.

Duruşmada güvenlik amacıyla tutuklu sanıklarla birlikte cezaevinden gelen 9 jandarma görevlisi de duruşma salonunda sanık ve izleyiciler arasında ayakta bekledi.

Genel Gözlemler

Mahkeme heyeti, sanık ve sanık avukatlarının beyanlarını dinlerken, notlar aldı. Mahkeme Başkanının tüm sanıkların beyanlarda bulunduğu sırada sözlerini keserek, sorular sormasının yanı sıra yargılamaya dair değil de duruşmanın erken bitmesi için uyarı niteliğinde uyarılarda bulunduğu gözlendi.

Duruşma salonun küçük olmasından dolayı salona giremeyen izleyiciler, içerideki izleyicilerle ara ara yer değiştirdi. Ancak bir süre sonra Mahkeme Başkanı, “Han kapısı değil, öyle girip çıkamazsınız” diye sert bir uyarıda bulundu. Bunun üzerine giriş kapısına bir güvenlik görevlisi görevlendirilerek, kimsenin giriş ve çıkışına izin verilmedi.

Tutuklu sanıkların su talepleri karşılanmadı.

Beyanlar SEGBİS sistemiyle kayıt altına alındığı için duruşma sonunda bu beyanlar, avukatlara verilen tutanaklara geçmedi.

Karar için ara verildiği sırada tutuklu sanıklar salon girişinin yanında ayakta bekletilirken, yakınlarının kendileriyle iletişim kurmasına jandarma tarafından izin verilmediği görüldü.

1. Standing - Sept. 12, 2018


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Gazeteyle ilgili şu iddialar sıralandı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.



Next Trial: Dec. 6, 2018, 10:30 a.m.


Duruşma kimlik tespiti ile başladı.

Duruşma başında avukat Özcan Kılıç, ilk savunmayı gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul’un yapmasını talep etti. Mahkeme Başkanı, Kılıç’a sesini yükselterek, “Siz işimizi bize öğretmeyin” dedi. Mahkeme Başkanı, sık sık tutuklu gazetecilerin savunmalarını keserek, sorular yöneltti.

Duruşmada ilk olarak İhsan Yaşar savunma yaptı. Yaşar’ın ardından gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul savunma yaptı. Yasul, şunları söyledi:

“İddianamede somut iddialar yok. Bu gazete tüm gerekli mercilere gidiyor. Yayınladığı gün savcılık tarafından kontrol ediliyor. Bir suç olduğunu bilsem kendim, gözaltına alınmadan iki gün önce adliyeye gelip ifade vermezdim. 67 haber iddianamede yer alıyor. Bu gazete birçok kesime hitap ediyor. Bir olay varsa gazeteci tüm tarafların görüşlerini yansıtmak zorundadır. Tüm gerçekliği topluma gösterir. İddianamede talimatla haberler yapıldığını söylüyor. Soyut iddialar üzerinden suçlama yapmış, adeta hakaret edilmiş. Ben öğrenciyim. Editöryal bağımsızlık var.”

Başkan: Basın kanunun 11. Maddesinden haberdarsın değil mi?
Yasul: Evet, haberdarım. Benim günde çıkan yüz haberi denetlemek gibi bir imkanım yok
Başkan: Bana gazetecilik tanımını yapar mısın bir inşaat öğrencisi olarak?
Yasul: Halkın haber alma hakkını sağlamaktır. Benim kişisel görüşümdür. O gazetede iddianamede yer alan haberlerin dışında da haberler yer alıyor.
Başkan: Ben suç olanları okuyorum. Merak etme. Beni bu iddianame dışındaki haberler ilgilendirmez. Ne sıklıkla gidersin gazeteye.
Yasul: Haftada 3-4 gün giderim.
Başkan: İnşaat mühendisliği okuyorsunuz? Daha önce gazeteciliğe dair bir ilgin var mıydı?
Yasul: Siz bugün stajyer avukattan hukuku tam olarak anlatmasını isteyebilir misiniz? Öğreniyor değil mi?
Başkan: O hukuk okuyor ama…
Yasul: Ama öğreniyor.
Başkan: Peki. Geçelim bu konuyu artık. Gazetenin haber akışı nereden sağlanıyor. Neredeyse gün gün cepheden haber geçiyorsunuz?
Yasul: Ajanslardan haberler alıyoruz. Hem yerel, hem de ulusal yayınlardan alıyoruz. Ayrıca muhabirlerimiz var. Gönüllü muhabir ağımız var.
Başkan: İmralı’daki terörist başına PTT’den gazete gönderme işlemi olmuş haberin var mı?
Yasul: PTT’den kargo göndermek ile işim olmaz.
Başkan: Anlaşılan şu anda burada hiçbir yönetici yok. Tüm her şeyin arkasında Davut Uçar ve Yılmaz Yıldız arkasında çıkıyor.

Yasul’un savunması ardından gazetenin editörü Hicran Urun savunma yaptı. Urun’un savunması şu şekilde:

“Bir gazeteciyim. Bu ülkede yalnızca iktidarın değil, gerçeği duymak isteyen belli bir kesim de var. Bizde ana akım medyanın sesine yer vermediği kesimlerin sesine yer verdik. Bu bir ilkedir. Bunların başında da kadınlar geliyor. Daha çok kadın haberleri ile ilgileniyorum. Haberlerin kaynağı bellidir. Haberlerin nasıl sayfalarda yer alacağını genel yayın yönetmenleri belirler. Ötekilerin sesini duyurmak amacıyla başladığım bu mesleği devam ettirdim. Siz sadece bir tarafın haberlerini suçlama konusu yapmışsınız. Gazetede ÖSO’cuların Efrin’in girişte yaptığı talanın haberi de var. Bunu uluslararası ajanslar da yazdı. Cumhurbaşkanı ve Sözcüsü de bunu doğruladı. Bu açıklamalarda haberlerde yer alıyor. Tek taraflı bir gazeteciliği ben doğru bulmuyorum. İddianamenin tamamı haberlerden oluşuyor ve burada gazetecilik yargılanıyor. Benim hakkımda iddianamede delil olarak Kürtçe şarkılar yer alıyor. Bir asimilasyon yapılıyor.

Başkan: Kürtçe konuşmanızı kim yasakladı. Algı yaratmadan devam edin savunmanıza
Urun: Amacım algı yaratmak değil. Ama iddianamenin dayanağı Kürtçe şarkılar. Hakkımdaki iddiaları doğru bulmuyorum.
Başkan: Haber kaynakları hakkınızda bir şey söyleyecek misiniz?
Urun: Ajanslar ve yaptığım haberlerdir.
Başkan: Haber kaynaklarınızı araştırır mısınız?
Urun: Kadın sayfası yapıyorum. Ben yüksek lisansımı kadın ve medya üzerine yaptım. Benim için haberi değeri taşıyor ve kanıtlıysa haber yaparım.
Başkan: Örgüt içerisinde yaşanan taciz ve tecavüz olaylarına ilişkin haber yaptınız mı? Yer yer haberlerde yer alıyor bu iddialar.
Urun: Ben daha şahit olmadım. Onun içinde haberlerini yapmadım.

Mehmet Ali Çelebi’nin savunması ise şu şekilde:

“Türkiye yıllardır darbe ortamından geçiyor. Tüm alanlarda bir baskı oluşur. Basın da bu baskı ortamının kaldırılması için bir çaba içerisine girer. Özgür basın bir tarih fotoğrafı çeker. Bizde toplumsal hakikatleri yansıtır. Evrensel basın ilkelerini baz alırız. Objektif olmaya, nesnel olmaya davet ediyoruz. İfade özgürlüğünün demokrasinin temel sütunudur. İfade özgürlüğü yoksa demokrasinin ayağına taş bağlanmış demektir. Basın özgürlüğü yoksa demokrasi yoktur. Basın özgürlüğü hayati önemdedir. Basın yayın ilkelerini, manşetini iktidara göre belirleyemez. Basın kendine ait bir dil, bir format oluşturur. İktidarlar her dönem değişir ve basın iktidarlara göre yayın politikasını belirlerse basın özgürlüğünden söz edilemez. Basın tarih ansiklopedisidir. Bir gazetede hergün yüzlerce haber çıkar. Örneğin ABD, AB Hamas’ı terör örgütü olarak ilan eder. ABD, AB onu terör örgütü olarak nitelendirdiği için Hamas’a terör örgütü demiyoruz.

Başkan: Habercilik anlayışının nedir? Şehit aileleri de yayın politikanızı belirler mi? Salih Müslim’in numarası var mıydı sizde?
Çelebi: Yayın akışını dönemin gelişmeleri belirler. Şu anda İdlib olduğu gibi. Salih Müslim’in numarası var. Bugün bir çok gazetecide de vardır.

Gazetenin editörlerinden Reyhan Hacıoğlu’nun savunmasına geçildi:

“Bizim şahsımızda burada gazetecilik yargılanıyor. Benim yaptığım bir haber suçlama konusu. Bu haber de bir dönem İktidarın görüştüğü Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkindir. Bu ülkede bir çözüm süreci yaşanmadı mı? Newroz’da milyonları bir araya getiren bir siyasi kimliğin haberini yapmam mı suç?”“

Başkan: Yaptığınız röportajda ‘Orada ‘günümüz Dehaklarından’ kastınız nedir?
Hacıoğlu: Sizin kaynaklarınızın beyanlarını çarpıtmak gibi bir durumunuz söz konusu olamaz. Haber kaynağının ifadesidir. Burada yargılanan gazetecilik ve hakikattir. OHAL’in kaldırılmasına dakikalar kala, Rojava Medya ve bizim gazetenin KHK ile kapatılması ne anlam ifade ediyor? Tek Kürtçe gazetenin kapatılması ne ifade ediyor? Biz kimsenin vermediği haberleri verdik. Başbakan Yıldırım, Efrin operasyonu öncesi 15 maddelik basın bülteni yayınladı. Biz buna uymadığımız için bugün yargılanıyoruz. Biz hırsızlıktan ya da başka bir suçlamadan değil, habercilik yaptığımız için burada yargılanıyoruz.
Başkan: Evde bir gaz maskesi bulunmuş. Size mi ait.
Hacıoğlu: Hayır bana ait değil. Gazetecinin gaz maskesi kullanması kadar doğal bir durum yoktur.
Başkan: Nerede kullanırsanız kullanın. İster otururken kullanın. Size mi ait değil mi onu sordum.

Gazetecilerin savunmasının ardından dava avukatları savunma yaptı.

Savcılık, tutuklu gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti. Savcı, talebini; “suç vasfında bir değişiklik olmadığı” gerekçesine dayandırdı.

Mahkeme heyeti, karar için duruşmaya kısa bir ara verdi.


Mahkeme; gazeteciler Hicran Urun, Reyhan Hacıoğlu, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi hakkında tutukluluk hallerinin devam ettirilmesine karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öncesi adliye binası önünde destek açıklaması yapıldı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Züleyha Gülüm ve Ahmet Şık; DİSK Basın-İş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu, Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ) ve çok sayıda gazeteci katıldı. Gazeteciler adına açıklamayı ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan yaptı.

Gazetecilerin şahsi avukatları olmasına rağmen, duruşmadan bir gün önce İstanbul Barosu’na yazı yazan mahkeme heyetinin, İstanbul Barosu’ndan avukat talebinde bulunduğu ortaya çıktı. Duruşma başladığında avukatlar duruşmadan çekildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın yapıldığı salon küçük olduğu için çok sayıda kişi duruşmayı izleyemedi. Duruşmaya izleyiciler sıra ile girebildi. Avukatların ‘büyük salonda duruşma görülsün’ talebi de mahkeme heyeti tarafından kabul edilmedi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı çok sayıda gazeteci, aileler, yabancı heyetler, HDP Milletvekilleri Ahmet Şık, Züleyha Gülüm ve Ali Kenanoğlu izledi.

Genel Gözlemler

Kadın tutuklular duruşmaya ellerinde kelepçe olmadan getirilirken, gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul ile gazete editörlerinden Mehmet Ali Çelebi elleri kelepçeli halde duruşmaya getirildi. Elleri kelepçelenen gazeteciler Yasul ve Çelebi’nin kollarının yanındaki askerlere kelepçe ile bağlanması da dikkat çekti.

Duruşmada, avukatların getirdiği suların tutuklu gazetecilere verilmesi engellendi. Bu tutum, askerler tarafından “güvenlik gerekçesiyle” açıklandı.

Avukatlar, savunmalarını yaparken, mahkeme başkanının “uzadağına” dair uyarıları ile karşılaştı. Heyet, avukatların savunmalarını bir-iki dakika ile sınırlamasını istedi.

Özgürlükçü Demokrasi Trial (Indictment)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 3. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

Press in Arrest is a database, monitoring, documentation and collective memory study of Press Research Association.
+90 (312) 945 15 56 | pressinarrest@gmail.com