İshak Yasul

Özgürlükçü Demokrasi Trial

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin TMSF’ye devredilmesine yönelik başlatılan soruşturma kapsamında gazetenin çalışanları 29 Mart 2018’de gözaltına alındı. 30 Mart günü avukatıyla birlikte İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne giden Yasul, hakkında yakalama kararı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı.

Soruşturma kapsamında birlikte gözaltına alındığı Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ile birlikte 6 Nisan günü emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Dosya üzerinden inceleme yapan savcı, Yasul ve Yaşar’ı “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklama talebinde bulunarak mahkemeye sevk etti. İfadeleri alınan Yasul ve Yaşar aynı gerekçeyle tutuklanarak, Silivri Cezaevi’ne götürüldü.

Yasul ve Yaşar’ın tutuklanma gerekçesinde, Türkiye’nin Afrin’e yönelik “Zeytin Dalı Harekatı” ile ilgili haberler suç unsuru görüldü.

“Direniş”, “işgal”, “katliam”, “şehit”, “Kürdistan”, “fedai eylem”, “barbarca saldırı” ifadelerinin haberlerde kullanılması suçlama konusu oldu. Tutuklama kararında, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu aşamada gerçekleştirmekte olan operasyonlarını haksız ve katliama yol açacak şekilde gerçekleştirdiğini sistemli, sürekli ve yazılı bir şekilde işlenmesinin ve bunda yaratması muhtemel iç karışıklar dikkate alındığında şüpheliler hakkında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı” denildi.

Aynı soruşturma kapsamında 6’sı tutuklu 14 kişi gazeteci ve gazete çalışanı hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcısı Uygur Kaan Arısoy tarafından 22 Mayıs’ta tamamlandı. İddianame İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek, dava açıldı.

Yasul ile soruşturma kapsamında tutuklanan gazetenin imtiyaz sahibi İhsan Yaşar, editörler Mehmet Ali Çelebi, Hicran Urun ve Reyhan Hacıoğlu ile haklarında yakalama kararı çıkartılan gazete çalışanları Davut Uçar, Ersin Çaksu, Fırat Benli, Günay Aksoy, Önder Elaldı ve Yılmaz Yıldız hakkında dava açıldı. Yasul’a “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak”, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Terör Örgütlerinin Yayınlarını Basmak veya Yayınlamak” suçlamaları yöneltildi.

İddianamede, gazetenin Ocak ayından itibaren yaptığı yayınlara ilişkin, “Özellikle kamuoyunda ‘Zeytin Dalı Harekatı’ olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin PKK/KCK bölücü terör örgütüne ve örgütün Suriye uzantılarına yönelik Afrin’de yürütmekte olduğu meşru operasyonlarla ilgili örgütün lehine, devletimiz aleyhine yalan haberlerle olumsuz bir algı oluşturmak amacıyla rutin ve sistematik şekilde terör örgütü propagandasının yapıldığı” iddiası yer aldı.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünü Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak’tan sonra sayfalarında yer vermiş olduğu haberlere ayrıldı. İddianamede, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde editör, yazı işleri müdürü, imtiyaz sahibi, gazete dağıtımcısı, idari ve mali sorumlu olmak suçlama konusu yapıldı.

Savcıya göre İshak Yasul, mesleğini “terör örgütünün bölücü ve şiddet içerikli ideolojisinin, korkutucu gücünün yayılması; meşru ve haklı gösterilmesi ve örgüt lehine uluslararası kamuoyu oluşturmak” için yaptı.

Gazetenin ikinci sayfasında “rutin şekilde kadın teröristlerin övüldüğü ve kahramanlaştırıldığı bölümleri” hazırladığının altı çizildi.

Savcı Arısoy, İshak Yasul’un Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak” suçunu düzenleyen 314/2. maddesi gereği 5 yıldan 10 yıla hapisle cezalandırılmasını istedi. Bu cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 5. maddesi gereği artırılarak 7,5 yıldan 15 yıla şeklinde belirlenmesini talep etti.

Ayrıca TMK’nın “Terör Örgütlerinin Yayınlarını Basmak veya Yayınlamak” suçunu düzenleyen 6/2. maddesi gereği 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istedi. Bu cezanın da TCK’nın zincirleme suç için artırım isteyen 43/1. maddesi gereği 1 yıl 3 aydan 5 yıl 3 ay şeklinde belirlenmesini talep etti.

Savcı son olarak TMK’nın “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçunu düzenleyen 7/2. maddesi gereği 1 yıldan 5 yıla hapis cezası istedi ve bu cezanın yine TCK 43/1. maddesi gereği arttırılarak 1 yıl 3 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis olarak belirlenmesini istedi.

Böylece istenen toplam ceza 9 yıldan 29 yıla hapis oldu.

Davanın ilk duruşması ise 12 Eylül 2018’de İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Saat 10.00’da başlaması gereken davanın duruşması, tutuklu 6 gazetecinin Bakırköy Kadın Cezaevi ile Silivri Cezaevi’nden geç getirilmesinden kaynaklı 11.00’da başladı. Duruşmada Yasul ile birlikte tutuklu yargılanan gazetenin imtiyaz sahibi İhsan Yaşar ile gazete editörlerinden Mehmet Ali Çelebi elleri kelepçeli halde duruşmaya getirildi.

Elleri kelepçelenen gazeteciler Yasul, Yaşar ve Çelebi’nin kolları ayrıca yanında ki askerlere kelepçe ile bağlanması dikkat çekti. Böylesi bir durum duruşma salonlarında ilk defa görüldü. Duruşmanın yapıldığı salon küçük olduğu için çok sayıda kişi duruşmayı izleyemedi. Duruşmaya izleyiciler sıra ile girebildi. Avukatların ‘büyük salonda duruşma görülsün’ talebi de mahkeme heyeti tarafından kabul edilmedi. Duruşmada avukatların getirdiği suların tutuklu gazetecilere verilmesi askerlerce “güvenlik” nedeni ile engellendi.

Yasul, duruşmada “İddianamede somut iddialar yok. Bu gazete tüm gerekli mercilere gidiyor. Yayınladığı gün savcılık tarafından kontrol ediliyor. Bir suç olduğunu bilsem kendim, gözaltına alınmadan iki gün önce adliyeye gelip ifade vermezdim. 67 haber iddianamede yer alıyor. Bu gazete birçok kesime hitap ediyor. Bir olay varsa gazeteci tüm tarafların görüşlerini yansıtmak zorundadır. Tüm gerçekliği topluma gösterir. İddianamede talimatla haberler yapıldığını söylüyor. Soyut iddialar üzerinden suçlama yapmış, adeta hakaret edilmiş. Ben öğrenciyim. Editöryal bağımsızlık var” şeklinde savunma yaptı.

Savunması devam ederken Mahkeme başkanı Ahmet Uğuz, “Basın Kanunu’nun 11. maddesinden haberdarsın değil mi?” diye sorması dikkat çekti.

Ardından şu diyalog yaşandı:

Yasul: Evet, haberdarım. Benim günde çıkan yüz haberi denetlemek gibi bir imkanım yok.

Uğuz: Bana gazetecilik tanımını yapar mısın bir inşaat öğrencisi olarak?

Yasul: Halkın haber alma hakkını sağlamaktır. Benim kişisel görüşümdür. O gazetede iddianamede yer alan haberlerin dışında da haberler yer alıyor.

Uğuz: Ben suç olanları okuyorum. Merak etme. Beni bu iddianame dışındaki haberler ilgilendirmez. Ne sıklıkla gidersin gazeteye.

Yasul: Haftada 3-4 gün giderim.

Uğuz: İnşaat Mühendisliği okuyorsunuz? Daha önce gazeteciliğe dair bir ilgin var mıydı?

Yasul: Siz bugün stajyer avukattan hukuku tam olarak anlatmasını isteyebilir misiniz? Öğreniyor değil mi?

Uğuz: O hukuk okuyor ama…

Yasul: Ama öğreniyor.

Uğuz: Peki. Geçelim bu konuyu artık. Gazetenin haber akışı nereden sağlanıyor. Neredeyse gün gün cepheden haber geçiyorsunuz?

Yasul: Ajanslardan haberler alıyoruz. Hem yerel, hem de ulusal yayınlardan alıyoruz. Ayrıca muhabirlerimiz var. Gönüllü muhabir ağımız var.

Uğuz: İmralı’daki terörist başına PTT’den gazete gönderme işlemi olmuş haberin var mı?

Yasul: PTT’den kargo göndermek ile işim olmaz.

Uğuz: Anlaşılan şu anda burada hiçbir yönetici yok. Tüm her şeyin arkasında Davut Uçar ve Yılmaz Yıldız arkasında çıkıyor.

Gazetecilerin savunmasının ardından dava avukatları savunma yaptı. Mahkeme Başkanı Uğuz, avukatların savunmaları kısa tutmasını istedi. Avukatlar, savunmalarını uzattığında mahkeme başkanı tarafından uyarılara maruz kaldı. Avukatların savunmalarını bir-iki dakika ile sınırlaması istendi. Avukat savunmaları ardından iddia makamı verdiği mütalaasında tüm tutuklu gazetecilerin, tutukluluk halinin devamını talep etti. Savcı, mütalaasına suç vasfından bir değişiklik olmadığını gösterdi. Duruşmaya kısa bir ara veren mahkeme heyeti, gazete çalışanı Pınar Tarlak hakkında adli kontrol şartı ile tahliye kararı verdi. Yasul ile birlikte tutuklu diğer gazetecilerin tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Davanın ikinci duruşması ise 6 Aralık 2018 tarihine görüldü. Duruşmada savcılık, adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağından Yasul ve diğer gazetecilerin tutukluluk halinin devamını istedi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, savcının talebini kabul ederek, tutuklu bulunan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

Davanın üçüncü duruşması ise 21 Şubat 2019’da görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti tutukluluk halinin devamına hükmetti. Mütalaa için dosyanın savcıya gönderilmesine karar veren mahkeme heyeti, bir sonraki duruşmayı 10 Nisan 2019’a bıraktı.

Yasul, davanın dördüncü duruşmasında “adli kontrol şartı” ile tahliye oldu. Davanın bir sonraki duruşması 28 Haziran 2019’a bırakıldı.

Davanın beşinci ve karar duruşması Çağlayan’daki İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Yasul katılmazken, tutuklu bulunan diğer sanıklar katıldı. İshak Yasul “örgüte üye olmak” suçlamasıyla yargılanıyordu ancak “üye olmamakla birlikte örgüte yardım”dan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına; “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasından ise 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” suçlamalarından beraat etti. Yasul’a yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Karara istinaf mahkemesinde itiraz edildi. İstinaf süreci devam ediyor.

6. Standing - June 28, 2019


701 sayılı KHK ile 8 Temmuz 2018’de kapatılan Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin üçü tutuklu 14 çalışanının yargılandığı davada, üç gazeteciye “üye olmamakla birlikte örgüte yardım”dan, bir gazeteciye ise “üye olmamakla birlikte örgüte yardım” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamadından ceza verildi.

Sanıklar hakkında yakalama kararı 18 Mart 2018 tarihinde verildi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Uğur Kaan Arısoy’un hazırladığı iddianamede gazetenin Ocak, Şubat ve Mart 2018 tarihlerinde yapılan kimi haberler suç unsuru olarak gösterildi. Bu haberlerin hepsi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin Afrin bölgesine düzenlediği askeri harekatı eleştiriyordu. Bu haberler arasında “Savaş Çığırtkanlığına Hayır” (20 Ocak 2018), “Dünya Efrin Günü” (28 Ocak 2018) “Birlikteyiz Efrin’deyiz” (25 Şubat 2018), “Sur ve Kabataş’tan Sonra Efrin’de de Aynı Mizansen” (26 Şubat 2018), “Ateşkes Riyakarlığı” (28 Şubat 2018) gibi haberler bulunuyor.

Gazetenin editörlerinden Mehmet Ali Çelebi, Reyhan Hacıoğlu, Hicran Urun ve İshak Yasul’a “örgüte yardım etmek” suçlamasıyla ayrı ayrı 3 yıl 1 ay 15’er gün hapis cezası verildi. Yasul’a ayrıca “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 6 ay 22 gün cezası verildi. Hakkında yakalama kararı bulunan gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı’nın dosyaları ayrıldı.


Mehmet Ali Çelebi ve Reyhan Hacıoğlu, tutuklu imtiyaz sahibi İ.Y., tutuksuz sanıklardan ise gazeteciler Hicran Urun ve İshak Yasul ile gazetenin idari işler müdürü P.T. ve çalışan R.S. katıldı. Tutuksuz sanıklardan M.F. ise SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile bağlandı.

Hakim Ahmet Uğuz, sanıklardan sırayla söz alarak “beraat taleplerini beyan etmelerini” istedi. Tutuksuz gazete çalışanı P.T. ve R.S., tutuklu sanıklardan, gazetenin imtiyaz sahibi İ.Y. kısaca savunmalarını tekrar etti ve beraat talep etti.

Ardından söz alan tutuklu gazeteci Mehmet Ali Çelebi, “Eleştiri ve düşünce özgürlüğü üzerindeki tutuklama gölgesinin kaldırılmasını talep ediyorum” dedi. Çelebi “iddianamenin ‘kürdofobi’ anlayışıyla hazırlandığını” ifade etti. İddianamede aleyhine delil olarak gösterilen imzalı bir haberi bulunmadığını, gazetede yayınlanan ve kendisinin hazırlamadığı haberlerin sıralandığını belirtti. “Delil bulunamadığı için evimde bulunan kitap ve dergiler iddianameye konulmuş. Bunlar yasal bir şekilde satılan, birçok kitapçıda bulunabilen yayınlardır. Satışı legal bir şekilde yapılan yayınlar hakkında okuyucu suçlanamaz” diye konuştu. Özgürlükçü Demokrasi’nin de vergi denetiminde bir gazete olduğunu, bu davaya kadar herhangi bir yasak ya da yargılama konusu olmadığını belirtti.

Nisan 2019’daki bir önceki duruşmada tahliye edilen gazete editörü Hicran Urun da gazetenin yasal statüsüne vurgu yaptı. Birçok haberinin yanısıra, bilgisayarlarında bulunan Kürtçe şarkıların iddianameye delil olarak eklendiğini hatırlattı. “Bu davada bizim yaptığımız haberler de değil, gazetenin yayın politikası yargılanıyor” diye konuşan Urun, Kıbrıs’taki Afrika gazetesiyle ilgili davanın, Özgürlükçü Demokrasi davasıyla benzerliğine değindi. Hakkındaki adli kontrol şartının kaldırılmasını talep etti.

Urun’la aynı duruşmada tahliye edilen yazıişleri müdürü İshal Yasul, yaptığı kısa konuşmada, üzerine savunma yapabileceği somut bir delil bulunmadığını söyledi.

Tutuklu gazeteci Reyhan Hacıoğlu, sözlerine “15 aydır gazeteci olduğumu ispat etmeye çalışıyorum. Bana ait olmayan materyaller ve yapmadığım haberler nedeniyle özgürlüğümden alıkonuluyorum” diye başladı. Kendisine ait olmayan birçok haberin yanısıra, milletvekilleriyle yaptığı iki röportajın iddianameye konulduğunu söyledi. Bu haberlerin hiçbirinin suç teşkil etmediğini ve soruşturmaya konu olmadığını ifade etti. Üye olduğu tek örgütün, DİSK Basın-İş olduğunu ve bunun da bir meslek örgütü olduğunu belirtti.

Hacıoğlu, davanın Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonu sırasında yapılan haberleri konu aldığını hatırlattı. “Haberlerimiz birini rahatsız ediyorsa işimizi doğru yapıyoruz. İddianamede talimat aldığımız iddia ediliyor ama talimat almayı mesleğime saygısızlık kabul ederim” diye konuştu. Savaş muhabiri Şerif Turgut’un “Toplu ölümleri kanıksatmalarına izin vermeyin” sözünü hatırlayarak habercilik yaptığını söyledi ve bir Washington Post yazarından yaptığı alıntıyla devam etti: “Hiçbir gerçek, bir ülkeye bir yalan kadar zarar veremez.”

Hacıoğlu’nun ardından tutuksuz sanık M.F., SEGBİS ile mahkemeye bağlandı.

Avukatlar beraat taleplerini sundu. Mahkeme karar için duruşmaya ara verdi. Karar okunurken gazeteciler ve sanık yakınları, mahkeme başkanının emriyle salona alınmadı.


Duruşma öncesi

Saat 11.15’e kadar duruşmayı izlemek için gelen gazeteciler ve sanık yakınları bariyerin ardındaki duruşma salonunun önüne alınmadı.

Mahkeme salonu koşulları

Mahkeme salonu 30 izleyici kapasiteliydi. Gazeteciler ve sanık yakınlarının izlediği duruşmada salon doluydu.
Duruşmaya getirilen üç tutuklu sanığa yedi cezaevi jandarması eşlik etti. Adliyede görevli bir kadın güvenlik görevlisi de salonun girişinde duruşma boyunca bekledi.

Duruşmaya katılım

Duruşmada üç tutuklu ve dört tutuksuz sanık ve dört avukat hazır bulundu. Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan (TGS) bir avukat ve Mezopotamya Ajansı, P24, MLSA’dan gazeteciler duruşmayı izledi.

Duruşma

10:30’da başlaması öngörülen duruşma 11:00’da başladı. 12.54’te karar için ara verildi. Mahkeme başkanı Uğuz, aranın 1 saat süreceğini söyledi. Karar 2 saat 20 dakika sonra açıklandı. Mahkeme başkanı, karar sırasında sadece avukatların ve sanıkların salona alınmasını söyledi. Sanık yakınları ve gazeteciler içeri alınmadı.

Hakim Ahmet Uğuz, salondaki sanıkların beyanları sırasında, SEGBİS’den gelen gürültü üzerine, SEGBİS personeline seslendi ve gürültü yapmamaları için sert bir şekilde uyardı.

Hakim Uğuz, sanıkların konuşmaları boyunca sanıklara hiç bakmadı ve elindeki kağıtları okudu.


Mehmet Ali Çelebi “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Mahkeme aldığı toplam ceza miktarını göz önünde bulundurarak Çelebi’nin tahliye edilmesine karar verdi. Mehmet Ali “Örgüte üye olmak” suçlamasından yargılanan Çelebi’ye “üye olmamakla birlikte örgüte yardım” suçundan 3 yıl 9 ay gün hapis cezası verildi. Çelebi’ye yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

İshak Yasul “örgüte üye olmak” suçlamasıyla yargılanıyordu ancak “üye olmamakla birlikte örgüte yardım”dan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına; “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasından ise 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” suçlamalarından beraat etti. Yasul’a yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Hicran Urun da “örgüte üye olmak” suçlamasından yargılanıyordu “üye olmamakla birlikte örgüte yardım”dan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Urun’a yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Reyhan Hacıoğlu “örgüte üye olmak” suçlamasından 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Mahkeme aldığı toplam ceza miktarını göz önünde bulundurarak Hacıoğlu’nun adli kontrol tedbiriyle tahliye edilmesine karar verdi. Hacıoğlu’na yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Haklarında yakalama kararı olan Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı ve D.U. hakkındaki dosya ayrılarak yargılamanın devam etmesine karar verildi.

Gazete çalışanları P.T., R.S. ve M.P. hakkında beraat kararı verildi. İ.Y. silah bulundurmaktan 10 ay hapis cezasına çarptırılırken, cezaevinde geçirdiği süre dikkate alınarak tahliye edildi.

Mahkeme, el konulan malzemelerin delil olarak saklanmasına ve imajları alındıktan sonra iade edilmesine de hükmetti. Ayrıca Hacıoğlu’nun evinde el konulan gaz maskesinin “suç konusu olmadığını” söyleyen mahkeme, bu malzemenin iadesine de karar verdi.

5. Standing - April 10, 2019


İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Ocak ayından itibaren yaptığı yayınlarda; “Özellikle kamuoyunda ‘Zeytin Dalı Harekatı’ olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti devletinin PKK/KCK bölücü terör örgütüne ve örgütün Suriye uzantılarına yönelik Afrin’de yürütmekte olduğu meşru operasyonlarla ilgili örgütün lehine, devletimiz aleyhine yalan haberlerle olumsuz bir algı oluşturmak amacıyla rutin ve sistematik şekilde terör örgütü propagandasının yapıldığı” iddiası ileri sürüldü. İddianameyi İstanbul Cumhuriyet Savcılarından Uğur Kaan Arısoy hazırladı.

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 675 sayılı KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin devamı niteliğinde olduğu iddia edilen iddianamede, “… bölücü terör örgütünün ‘Özgür Gündem’ gazetesiyle yürüttüğü KCK organizesindeki propaganda ve ajitasyon faaliyetlerinde gazetenin kapatılması ile oluşan boşluğun ‘Özgürlükçü Demokrasi’ gazetesiyle doldurulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verildi.

İddianamede suçlamalara esas olarak, büyük çoğunlukla, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde Ocak ayından itibaren yapılmış haberler delil olarak gösterildi. Davanın ilk duruşması 12 Eylül 2018 günü, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Sanıklar, Suçlamalar ve Sevk Maddeleri

  • Davut Uçar, Ersin Çaksu, Fırat Benli, Günay Aksoy, Hicran Urun, İshak Yasul, Mehmet Ali Çelebi, Pınar Tarlak, Reyhan Hacıoğlu, Yılmaz Yıldız: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Terör Örgütlerinin Yayınlarını Basmak veya Yayınlamak, Terör Örgütü Propagandası Yapmak (Türk Ceza Kanunu 314/2, Terörle Mücadele Kanunu 5, Terörle Mücadele Kanunu 6/2, Türk Ceza Kanunu 43/1, Türk Ceza Kanunu 39/1, Terörle Mücadele Kanunu 7/2, Türk Ceza Kanunu 39/1, Türk Ceza Kanunu 43/1, 53, 58/9. Maddeleri)

  • İhsan Yaşar: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Terör Örgütü Propagandası Yapmak, Terör Örgütlerinin Yayınlarını Basmak veya Yayınlamak, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma (Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun 13/3, Terörle Mücadele Kanunu 5, Türk Ceza Kanunu 314/2,  Terörle Mücadele Kanunu 5, Terörle Mücadele Kanunu 6/2, Türk Ceza Kanunu 43/1, Türk Ceza Kanunu 39/1, Terörle Mücadele Kanunu 7/2, Türk Ceza Kanunu 43/1, Türk Ceza Kanunu 39/1, 53, 58/9. Maddeleri)

  • Mizgin Fendik: Silahlı Terör Örgütüne Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme (Türk Ceza Kanunu 314/3 ve 220/7. Maddeleri Delaletiyle 314/2, Terörle Mücadele Kanunu 5, Türk Ceza Kanunu 53. Maddeleri)

  • Önder Elaldı, Ramazan Sola: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma (Türk Ceza Kanunu 314/2, Terörle Mücadele Kanunu 5, Türk Ceza Kanunu 53 ve 58/9. Maddeleri)



Next Trial: June 28, 2019, 10:30 a.m.


Duruşmada savcı tüm sanıklar hakkında ceza ve tutukluluk devamını talep ettiği esas hakkındaki mütalaasını sundu. Sanıklar esas hakkındaki mütalaaya karşı sözlerinde suçlamaları reddetti ve tahliye talep etti. Sanık avukatları tahliye ve esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma için ek süre talep etti. Savcı soruşturmanın genişletilmesi talebi olmadığını söyleyerek esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.

Hicran Urun, Mehmet Ali Çelebi, İshak Yasul ve Reyhan Hacıoğlu’nun “silahlı terör örgütüne üye olma”, “zincirleme olarak terör örgütlerinin yayınlarını basmak ve yayınlamak”, “silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçları bakımından sübut bulan eylemlerine uyan TCK’nın 314/2, TMK 5, TCK 53,58/9 maddeleri, TMK 6/2, 7/2 (1 ve 2. Cümle) TCK 43, 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmalarını,

İshak Yasul hakkında birleşen dosyalar bakımından TCK 215/1, 216/1 ve TMK 6/4 maddeleri uyarınca cezalandırılması talep edilmiş ise sanığın eylemleri bütün olarak değerlendirildiğinde, bu suçların yukarıda yazılı suçların unsuru olacağı görülmekle karar verilmesine yer olmadığına, sanıkların gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği sürelerin TCK’nın 63. maddesi uyarınca cezalarından mahsubuna, öngörülen ceza miktarı dikkate alınarak tutukluluk hallerinin devamına,

Sanıklar Fırat BENLI, Yılmaz YILDIZ, Ersin ÇAKSU, Günay AKSOY, Önder ELALDI’nın savunmaları henüz alınamamış ve haklarındaki yakalama kararları bu aşamada infaz edilememiş olduğu görülmekle sanıklar yönünden tefik kararı verilerek yargılanmalarının başka bir esas üzerinden devam olunmasını talep etti. Sanıklar esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını yaptı.

Hepsi suçlamaları reddettiğini belirtti. İhsak Yasul, atılı suçun somut delili olmadığını, ifade ve basın özgürlüğünün dikkate alınması gerektiğini söyledi. Örgüte üyeliği olmadığını, propaganda iddiasına dayanak olarak gazete haberleri gösterildiğini aktardı. “Örgüt yayını basmak” iddiasına karşın ise “Gazetecisiniz, açıklamayı vermek zorundasınız” dedi. “Kanıt yokken gazetecilik faaliyeti üzerinden yargılanıyoruz.

İddia makamı ‘sen üyesin, değilsen kanıtla’ diyor. Ben nasıl kanıtlayacağım. Kanıtlaması gereken iddia makamı” diyen Yasul 25 yaşında olduğunu, öğrenci olduğunu, eğitim durumunun bir yıllık tutukluluk nedeniyle ortadan kalktığını belirterek tahliyesini talep etti.

Tutuklu sanık İ.Y. savunmasında cezaevlerindeki açlık grevlerinden bahsederek başlamasına karşın hakim “Açlık grevinden bahsetme beni ilgilendirmiyor” dedi. İ.Y. suçlamaları kabul etmediğini belirterek tahliyesini talep etti.

Mehmet Ali Çelebi, bir yıldır tutuklu olduklarını, cezaevi koşullarının oldukça ağır olduğunu söyledi. Cezaevindeki koşulları şöyle sıraladı: “İletişim halkımız engelleniyor. İstediğimiz gazeteler verilmiyor. İstediğimiz radyoları dinleyemiyoruz. İstediğimiz kanalı izleyemiyoruz. En ufak itiraz olduğunda insanlar tecride alınıyor, haklarından mahdum bırakılıyor. Bu çerçevede onlarca cezaevinde insanlar açlık grevinde.” Çelebi açlık grevindeki insanlar hakkında bilgi verirken hakim “Savunmasını sordum” diye sözünü kesti. Çelebi “Bu koşullarda savunma yapmaya çalışıyoruz” diyerek savunmasına devam etti.

“Gazetecilik suç değildir. Hiçbir güç gazeteci ile halk arasındaki iletişime bariyer olmamalı. Yargının cezaevindeki gerçeği trajediyi de görmesi gerekiyor” sözleri üzerine hakim tekrar “Toparla artık” dedi. “Bir gazetede çalıştı diye suçlamamalı kimse. İddia makamı somut olarak ortaya koymalı. Soyut temeller üzerinden iddia ortaya konmuş” diyen Çelebi tahliyesini talep etti. Hicran Urun “Yargılanan gazetecilik. Gazeteciliği savunmaya çalıştık. Bugün Türkiye’deki basın davaları bu ülkenin adaletinin utancıdır. Yüzlerce binlerce basın yayın organı var. İnsan binlerce farklı fikir duyacağım diyebiliyor ama her biri sadece iktidarın söylemlerini yayıyor. İnsanlar sesini duyuramaz olmuşlar. Biz bu sesleri duyup duyurmaya çalıştık. Bu ayıbın bir an önce son bulmasını diliyorum” dedi.

Tutuksuz üç sanık esas hakkında savunma için süre talep etti. Sanıkların ardından avukatları söz aldı. Hepsi esas hakkında savunma için süre ve tahliye talebinde bulundu.

Tüm sanıkların müdafii Özcan Kılıç, üyelik suçlamasına dair iddianamede dayanak olmadığını söyledi, tahliye talebini iletti, savunma için ek süre istedi.

Hicran Urun ve Mehmet Ali Çelebi’nin avukatı Sercan Korkmaz tahliye talebini dile getirdi ve süre istedi. İhsak Yasul’un avukatları Nurefşan Torunoğlu Yasul, Müslüm Kocaoğlu ve Taha Enes Yasul tek tek söz aldı. İhsak Yasul’un hakkında gözaltı kararı olduğunu öğrenince kendisinin emniyete gittiğini, öğrenci olduğunu, iddiaların iddia aşamasında kaldığını, şüpheden öte delil olmadığını, tutuklamanın bir tedbir uygulaması olduğunu belirttiler. Basın ve ifade özgürlüğüne vurgu yaptılar. Tahliye ve esas hakkında mütalaa için süre istediler. Taha Enes Yakul’un “Mütalaaya katılmamız mümkün değil vicdandan hukuktan insanlıktan uzak karardır” sözleri üzerine mahkeme başkanı “Sözlerinize dikkat edin, eleştirebilirsiniz, insanlıktan uzak sözünü düzeltin” şeklinde müdahalede bulundu.


Mahkeme karar için verdiği 15 dakikalık aranın ardından kararını seyircileri salona almadan, basını, avukatları ve sanıkları salona alarak açıkladı. Mahkeme İhsak Yasul ve Hicran Urun’un üzerine atılı suçun mahiyeti, tutuklulukta geçirmiş oldukları süreler, İhsak Yasul bakımından eğitim durumu, Hicran Urun bakımından dosyaya yansıyan savunmaları dikkate alınarak yurtdışına çıkış yasağı ve haftada bir polis karakoluna imza atmak şeklindeki adli kontrol ile tahliyelerine karar verdi.

Tutuklu diğer sanıklar İ.Y. , Mehmet Ali Çelebi ve Reyhan Hacıoğlu’nun tutukluluklarının devamına karar verdi. Haklarında yakalama kararı bulunan Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı hakkında yakalama kararlarının beklenmesine karar verdi. Sanık müdafilerine esas hakkında mütalaaya karşı savunma için süre verilmesine karar verdi ancak İhsak Yasul avukatlarının esasa ilişkin savunmaları yaptıkları gerekçesiyle bu taleplerini reddetti.


Duruşma Öncesi

10.45’te başlaması gereken duruşma 14.08’de başladı. Basın mensupları koridora ve salona izleyicilerden önce alındı. Bir sorun yaşanmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonunda izleyiciler için 30 sandalye ayrılmıştı. Penceresiz. Normal büyüklükteydi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya tutuklu sanıklar İhsak Yasul, İ.Y., Mehmet Ali Çelebi, Hicran Urun ile tutuksuz iki sanık katıldı. Tutuksuz bir sanık Yüksekova’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) sistemi ile duruşmaya katıldı. Sanıkların yanında 11 jandarma görevlisi vardı. Duruşmayı dört gazeteci ve sanık yakınları izledi.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı, sanıklar açlık grevlerinden söz ettiği sırada savunmalarına müdahale etti. Taha Enes Yakul’un “Mütalaaya katılmamız mümkün değil vicdandan hukuktan insanlıktan uzak karardır” sözlerin üzerine mahkeme başkanı “Sözlerinize dikkat edin, eleştirebilirsiniz, insanlıktan uzak sözünü düzeltin” şeklinde müdahalede bulundu. Duruşma Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) ile kayıt altına alındı. Tutuklu sanıklar kelepçe ile salona getirildi. Salona girişte kelepçeleri açıldı.

4. Standing - Feb. 21, 2019


İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Ocak ayından itibaren yaptığı yayınlarda; “Özellikle kamuoyunda ‘Zeytin Dalı Harekatı’ olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti devletinin PKK/KCK bölücü terör örgütüne ve örgütün Suriye uzantılarına yönelik Afrin’de yürütmekte olduğu meşru operasyonlarla ilgili örgütün lehine, devletimiz aleyhine yalan haberlerle olumsuz bir algı oluşturmak amacıyla rutin ve sistematik şekilde terör örgütü propagandasının yapıldığı” iddiası ileri sürüldü. İddianameyi savcı Uğur Kaan Arısoy hazırladı.

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 675 sayılı KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin devamı niteliğinde olduğu iddia edilen iddianamede, “…bölücü terör örgütünün ‘Özgür Gündem’ gazetesiyle yürüttüğü KCK organizesindeki propaganda ve ajitasyon faaliyetlerinde gazetenin kapatılması ile oluşan boşluğun ‘Özgürlükçü Demokrasi’ gazetesiyle doldurulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verildi.

İddianamede suçlamalara esas olarak, büyük çoğunlukla, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde Ocak ayından itibaren yapılmış haberler delil olarak gösterildi. Davanın ilk duruşması 12 Eylül 2018 günü, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Sanıklar, Suçlamalar ve Sevk Maddeleri

  • Davut Uçar, Ersin Çaksu, Fırat Benli, Günay Aksoy, Hicran Urun, İshak Yasul, Mehmet Ali Çelebi, Pınar Tarlak, Reyhan Hacıoğlu, Yılmaz Yıldız: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Terör Örgütlerinin Yayınlarını Basmak veya Yayınlamak, Terör Örgütü Propagandası Yapmak (Türk Ceza Kanunu 314/2, Terörle Mücadele Kanunu 5, Terörle Mücadele Kanunu 6/2, Türk Ceza Kanunu 43/1, Türk Ceza Kanunu 39/1, Terörle Mücadele Kanunu 7/2, Türk Ceza Kanunu 39/1, Türk Ceza Kanunu 43/1, 53, 58/9. Maddeleri)

  • İhsan Yaşar: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Terör Örgütü Propagandası Yapmak, Terör Örgütlerinin Yayınlarını Basmak veya Yayınlamak, Bir Adet Ateşli Silah ve Mutat Sayıdaki Mermileri Bulundurma (Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanun 13/3, Terörle Mücadele Kanunu 5, Türk Ceza Kanunu 314/2,  Terörle Mücadele Kanunu 5, Terörle Mücadele Kanunu 6/2, Türk Ceza Kanunu 43/1, Türk Ceza Kanunu 39/1, Terörle Mücadele Kanunu 7/2, Türk Ceza Kanunu 43/1, Türk Ceza Kanunu 39/1, 53, 58/9. Maddeleri)

  • Mizgin Fendik: Silahlı Terör Örgütüne Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme (Türk Ceza Kanunu 314/3 ve 220/7. Maddeleri Delaletiyle 314/2, Terörle Mücadele Kanunu 5, Türk Ceza Kanunu 53. Maddeleri)

  • Önder Elaldı, Ramazan Sola: Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma (Türk Ceza Kanunu 314/2, Terörle Mücadele Kanunu 5, Türk Ceza Kanunu 53 ve 58/9. Maddeleri)



Next Trial: April 10, 2019, 10:45 a.m.


Mahkeme heyeti Ahmet Uğuz başkanlığında üye hakimler Abdullah Ok ve Emine Çakır’dan oluştu. 40 dakika süren duruşmanın ardından kısa bir ara verildi ve ara karar açıklandı.

Duruşma saat 14.40 sularında beş tutuklu sanık ve iki tutuksuz sanık (Ramazan Sola ve Pınar Tarlak) ile avukatlar Özcan Kılıç, Sercan Korkmaz, Savaş İşliyen, Taha Enes ve Nur Efşan Torunoğlu Yasun’un huzura alınmasıyla başladı.

Tutuklu sanıklar mahkeme salonuna kelepçeli bir şekilde getirildi. Salonda kelepçeleri açılarak, jandarma erleri ile birlikte sanık sandalyelerine yerleştiler.

Duruşma başında barodan atanan avukatlar Simge Karal Yavuz ve Amine Bilir’in sanıkların özel müdafii bulunduğu için görevlerinin sonlandırılmasına karar verildi ve salondan ayrıldılar.

Ardından mahkeme başkanı, “Tutuklu sanıkların tahliye talepleriyle başlayalım” dedi ve tutuklu sanıklar sırayla söz aldı.

İhsak Yasul, neredeyse bir yıldır tutuklu olduklarını, iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyleyerek tahliye talep etti.

Mehmet Ali Çelebi “11 aydır hem hayatımız hem özgürlüğümüz çalınmış durumda. Bunun dışarıdakiler için bir baskı aracı olarak kullanılmaması gerekiyor” diyerek tahliye talep etti.

Reyhan Hacıoğlu, gazeteciliğin suç olmadığını belirtmek istediğini söyleyerek başladığı beyanında, 21 Şubat Anadil Günü’nü kutladı. Ardından “Şu anda 156 cezaevinde 300’ü aşkın tutsak açlık grevinde” ifadelerini kullanan Hacıoğlu’nun sözünü kesen mahkeme başkanı Ahmet Uğuz “Bu bizi ilgilendirmez, bu yargılamanın konusu değil” dedi. “Biz içeride de dışarıda da gazeteciyiz, bunu hatırlatmak istedim” diyen Hacıoğlu tahliyesini istedi.

Hicran Urun, “İddianamenin neredeyse tamamı haberlerden oluşuyor. Burada halkın haber alma hakkı ve özgür basın yargılanıyor. Türkiye’de demokrasi ve adalet artık bir ütopyadır” dedi ve tahliyesini istedi.

Mahkeme başkanı gazetenin tutuklu bulunan imtiyaz sahibi İhsan Yaşar’ın beyanını almadan, tutuksuz sanıklara geçti.

Pınar Tarlak ve Ramazan Sola haklarındaki adli kontrol kararının kaldırılmasını ve el konulan dijital materyallerinin iadesini istedi.

Ardından avukatlar İhsan Yaşar’a söz verilmediğini hatırlattı. Yaşar söz alarak “Maddi manevi mağdurum. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.

Sanıklardan sonra avukatlar sırayla söz aldı.

İhsan Yaşar’ın müdafii avukat Suphi Özgen, gazetenin müvekkilin ikinci ticari işi olduğunu söyledi, esas işi ile ilgili vergi levhasını mahkemeye sundu. Tutukluluğu nedeniyle hem ailesinin hem de işyeri çalışanlarının mağdur olduğunu söyleyerek, adli kontrol şartları uygulanarak tahliye talebinde bulundu.

Tüm tutuklu sanıkların müdafii Özcan Kılıç, mahkemeye bir dilekçe sunarken, “Dilekçemde adil ve hakkaniyetli bir yargı yapılmadığını belirtiyorum. Başından beri iddianameye itiraz ettik. Müvekkillerden Hicran’ın yaptığı bir haber bile önüne konmadı. 8 Mart’tan bir fotosu, 1 SMS konuldu. Gazetede sigortalı çalışan olduğu için tutuklu. Diğer bir müvekkil Mehmet Ali aynı zamanda bir yazar. Evinde el konulan ve iddianameye eklenen dergiler de yazarı olduğu dergiler. Dosyada hangi yazının suç içerdiği yazılmamış. Salih Müslüm’ün telefon numarasının rehberinde bulunması bir suç değil” diye konuştu. Tüm sanıkların tahliyesini isteyen Kılıç “Gazetenin yayın çizgisini burada yargılananlara yükleyemezsiniz. Tutukluluk süreleri bir yıla yaklaştı. Ben müvekkillerime neden içeride olduklarını izah edemiyorum” dedi.

Urun’un müdafii Sercan Korkmaz, soruşturma ve kovuşturma dosyasında somut delil bulunmadığını söyleyerek tahliye talep etti.

Yasul’un müdafii Savaş İşleyen, iddianamede örgüt üyeliği suçlamasına sadece gazetecilik faaliyetlerinin delil gösterildiğini, gazetecilerin bu şekilde yargılanamayacağını söylerken, dosyaya göre tutuklama tedbiri gerektirecek hiçbir şey olmadığını, müvekkilinin üniversite öğrencisi olduğunu ifade etti. Hukukun hukukçular tarafından askıya alındığını, IŞİD dosyalarında açıkça şiddete bulaşmış kişiler tahliye edilirken, her dosyada farklı uygulamalar yapıldığını söyledi.

Yasul’un müdafii Taha Enes Yasul, müvekkilinin “sadece gazetede haber yayınlama eyleminden tutuklu olduğunu” söyledi.

Nur Efşan Torunoğlu Yasul de uzun tutukluluk gerekçesiyle tahliye talep etti.

Ardından savcının mütalaasına geçildi.

Mütalaa

 

Duruşma savcısı Hasan Gökalp Uçan mütalaasında yakalama kararı tebliğ edilmeyen sanıkların dosyalarının ayrılarak, yargılanmalarına başka bir dosyada devam edilmesini, diğer sanıklar hakkındaki adli kontrol ve tutukluluk tedbirlerinin devamını istedi.

 


1- Tutuklu sanıklar Hicran Urun, İhsan Yaşar, İshak Yasul, Mehmet Ali Çelebi, Reyhan Hacıoğlu’nun tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına karar verildi. Gerekçe olarak şunlar sıralandı:

• Sanıkların üzerilerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

• Mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması,

• Dinlenmemiş tanık ve sanık beyanlarının bulunması,

• Atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, sanıkların üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı,

• Sanıkların kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut delillerin bulunması,

• Bir kısım sanıkların yakalama kararı ile firari durumda olması soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı

• Suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu,

• Sanıkların tutukluluk hallerinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı,

• Tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı…

2- Tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına ilişkin mahkememiz ara kararına karşı CMK.’nın 267. ve 268. maddeleri uyarınca kararın kendisine tebliğinden itibaren yedi günlük süre içerisinde ceza infaz kurumu aracılığıyla mahkememize hitaben dilekçe göndermek suretiyle İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz edebileceğinin sanıklara bildirilmesine, sanıkların bir sonraki celse duruşmada hazır bulunmaları için tutuklu bulundukları ceza infaz kurumlarına müzekkere yazılmasına,

3- Haklarında yakalama kararı bulunan ve yakalama emirleri infaz edilemeyen Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı, Davut Uçar’ın yakalama kararlarının infazının beklenilmesine,

4- Dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak için celse arasında iddia makamına verilmesine, iddia makamı mütalaasını mahkememize sunduğunda mütalaanın esas hakkındaki savunmalarını hazırlamak üzere sanıklar ve sanıklar müdafiine tebliğine, 5- Dijital materyallerin hüküm ile birlikte iade hususunda değerlendirme yapılmasına,

6- Tutuksuz sanıklar bakımından var olan adli kontrol tedbirlerinin aynen muhafazasına, 7- Tefrik [ayrılma] hususunun hüküm ile beraber değerlendirilmesine,

8- Tutuklu dosyaların yoğunluğu nazara alınarak sanıkların tutukluluk halinin dosya üzerinden heyetçe 18 Mart 2019 tarihlerinde dosya üzerinde incelenmesine, 9- Duruşmanın bu nedenle 10 Nisan 2019 günü saat 10.45’e bırakılmasına oybirliği ile karar verildi.


Duruşma Öncesi

11.30’da başlaması öngörülen duruşma 14.40’da başladı. Duruşmanın görüleceği mahkeme salonunun bulunduğu koridorda, 27 akademisyenin yargılandığı bir dava görülmekteydi. Sabah saatlerinde akademisyen duruşmasına gazetecilerin girmesine izin vermeyen güvenlik görevlileri, Özgürlükçü Demokrasi duruşmasının başlaması öngörülen 11.30’tan itibaren ise sadece akademisyenlerin duruşmasını izleyecek gazetecilerin koridora girmesine izin vermeye başladı. Saat 14.30’a kadar Özgürlükçü Demokrasi davasını takip edecek gazetecilerin duruşmaya girmesine izin verilmedi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu 30 izleyici kapasiteliydi. Sanık müdafiisi olarak sekiz avukat, izleyici olarak beş avukat, gazeteciler ve sanık yakınlarının hazır bulunduğu salon doldu. Beş tutuklu sanığa 11 jandarma görevlisi eşlik etti. Bir jandarma sanıklar, avukatlar ve mahkeme heyetinin bulunduğu alana açılan kapının önünde, ikisi kadın ve erkek sanıkların arasında, diğerleri sanıkların arka sırasındaki sandalyelerde duruşmayı bekledi. Duruşmaya katılım Duruşmaya beş tutuklu sanık, bir tutuksuz sanık, 5-6 gazeteci, Af Örgütü gözlemcisi bir avukat ve sanık yakınları katıldı. Aynı gün saat 12.00’da Çağlayan Adliyesi’nde, Cumhuriyet gazetesi davası hükümlüleri için düzenlenen Adalet Nöbeti’ne katılan gazeteci, milletvekili ve aktivistler duruşmayı takip etmedi.

Genel Gözlemler

Duruşmaya verilen arada tüm izleyiciler salondan, ardından da mahkeme salonunun bulunduğu koridordan, barikatların diğer tarafına çıkartıldı. Güvenlik görevlileri, orada bulunan gazetecileri ve tutuksuz sanıkları da çıkartmaya çalıştı, mübaşir gazetecilerin ve tutuksuz sanıkların çıkmasına gerek olmadığını söyledi. Karar açıklanırken, mahkeme başkanı gazetecilerin ve sanık yakınlarının salona girmesine izin vermedi. Sadece sanıklar ve avukatları aldı. Tutuklu sanıklar salona kelepçeli getirildi. Duruşma salonunda bulunan jandarma şefi, tutuklu sanıkların duruşma salonundaki yakınlarıyla konuşmasını engelledi.

2. Standing - Dec. 6, 2018


İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Ocak ayından itibaren yaptığı yayınlarda; “Özellikle kamuoyunda ‘Zeytin Dalı Harekatı’ olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti devletinin PKK/KCK bölücü terör örgütüne ve örgütün Suriye uzantılarına yönelik Afrin’de yürütmekte olduğu meşru operasyonlarla ilgili örgütün lehine, devletimiz aleyhine yalan haberlerle olumsuz bir algı oluşturmak amacıyla rutin ve sistematik şekilde terör örgütü propagandasının yapıldığı” iddiası ileri sürüldü.

İddianameyi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı savcılarından Uğur Kaan Arısoy hazırladı.

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 675 sayılı KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin devamı niteliğinde olduğu iddia edilen iddianamede, “… bölücü terör örgütünün ‘Özgür Gündem’ gazetesiyle yürüttüğü KCK organizesindeki propaganda ve ajitasyon faaliyetlerinde gazetenin kapatılması ile oluşan boşluğun ‘Özgürlükçü Demokrasi’ gazetesiyle doldurulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verildi.

İddianamede suçlamalara esas olarak, büyük çoğunlukla, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde Ocak ayından itibaren yapılmış haberler delil olarak gösterildi. Gazetecilere “terör örgütüne üye olmak” (TCK 314/2) ve “terör örgütü propogandası yapmak” (TCK 7/2) suçlamaları yöneltildi.

Davanın ilk duruşması 12 Eylül 2018 günü, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.



Next Trial: Feb. 21, 2019, 11:30 a.m.


Hakim Ahmet Uğuz başkanlığında üye hakimler Emine Çakır ve Harun Bayram’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla duruşma, 2,5 saat gecikmeyle 13:00’de başladı. Duruşma ilk önce önceki duruşmadaki ara kararlara gelen müzakereler okundu. Sanıklara ait dijital inceleme raporlarına ilişkin bilirkişi raporlarının dosyaya geldiği görüldü. Sanıklar bilirkişi raporuna dair beyanlarda bulundu.

İlk olarak gazete editörlerinden Reyhan Hacıoğlu, beyanlarda bulundu:

“Evde bulunan bütün materyaller bana aitmiş gibi gösterilmiş. Arama sırasında da benim olmamasını ifade etmiş, ve bunu tutanağa geçirmiş olmama rağmen bilirkişi raporu tüm materyaller bana aitmiş şeklinde düzenlenmiş. Bilirkişi raporunda da suç teşkil eden bir durum yok. Bilgisayar ile ilgili durumu savunmama söylemiştim, söz konusu bilgisayar da gazete ortak kullanımında olan bir bilgisayardı.

Mahkeme Başkanı Ahmet Uğuz, araya girerek, “YPG’lilerin bulunduğu fotoğraflar var bunlara ilişkin ne diyeceksin? diye sordu.

Hacıoğlu, “Onlar benim ait olan materyaller değil, geçen duruşmada da belirtmiştim” yanıtı verdi.

Hacıoğlu, beyanlarını şu şekilde sürdürdü:

“Bizim şahsımızda gazetecilik yargılanıyor. Hukuki bir süreçten ziyade siyasi bir süreç işliyor. İfade özgürlüğüne dönük bir darbe söz konusudur. Biz hakikat gazeteciliği yapan gazetecileriz. Bütün haberlerimiz gerçeklere dayalıdır, toplumdan saklananları dile getirmek için gazetecilik yapıyoruz.

“Türkiye artık her gün gazetecilerin gözaltına alınıp tutuklandığı bir ülke oldu. Gazetecilik faaliyetlerimden dolayı 8 aydır tutukluyum. Bizim tüm faaliyetlerimiz gazetecilik faaliyetidir.

Hacıoğlu’nun ardından geçen duruşmada tahliye olan gazete çalışanı Pınar Tarlak beyanlarına geçildi.

Tarlak’ın beyanlarından sonra gazetenin tutuklu editörü Hicran Urun, bulundu:

“Önceki duruşmada bilirkişi raporuna dair beyanlarda bulunmuştum. Burada bizim ‘örgüt üyesi olduğumuz ifade ediliyor. Ancak bunlara delil olarak bilgisayarımdaki Kürtçe şarkılar, masa başında çalışırken çekilmiş fotoğrafım ve mailimdeki bir basın açıklaması metni delil olarak gösteriliyor. Bunlar örgüt üyeliğine delil değildir. Muhalif olduğumuz için bugün burada yargılanıyoruz.

“Son zamanlarda ‘soğan terörü’ ve ‘boşanma terörü’ nitelendirilmeleri ile de karşı karşıya kalmaya başladı. Her şeyin bu kadar kolay terörize edildiği bir yerde iktidarın yönetme krizi var demektir.

“Bizlerin örgüt üyesi olmadığımızı siz bizden daha biliyorsunuz. Uzun zamandır aynı adreste yaşıyorum. Sabit ikametgah adresim var. Örgüt üyesi olmanın koşulları nelerdir, bunlar yasalarda belirlenmişti. İddianamedeki suçlamalar mesnetsizdir, hukuki değildir. Tahliyemi talep ediyorum.

Hakim Ahmet Uğuz, dosyada Neşe Özgen ile Urun arasındaki bir maili yönelterek, “Neşe Özgen kimdir, ne diye yardımcı oluyordu?” diye sordu.

Hacıoğlu, “Neşe Özgen, Yunanistan’da yaşayan bir akademisyendir. Kendisi bir Yunanca bir çeviri için yardımcı oldu.” yanıtını verdi.

Daha sonra gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü İshak Yasul’un beyanlarına geçildi.

Hakim Uğuz, Yasul ile ilgili İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bir başka dosyanın birleştirilmesi talebi yönündeki müzakereye yanıt geldiğini belirterek, yargılama dosyalarının birleştirilmesini kabul edip etmediğini sordu.

Yasul, kendisinin bu talepte bulunduğu belirterek, dava dosyalarının birleştirilmesini istedi.

Yasul, şu beyanlarda bulundu:

“Buradaki yargılama gazetenin yayın çizgisine dair bir yargılamadır. Yayın çizgisine herhangi bir etkim yok. Sorumlu yazı işleri müdürü bu hukuki bir zorunluluktur. Bunu beyan etmek zorundasınız. Diğer gazetelerde de bir denetleme sansür amacından ziyade kanun gereği böyle olmalıdır.

Hakim Uğuz, burada beyanları keserek, “Bunun sorumluluğunu bilerek bu görevi almadın mı?” diye sordu.

Yasul, soruya yanıt vererek, beyanlarını şöyle sürdürdü:

“Evet ama bu bir denetleme görevi değildir. Birçok gazetede sayısız müdür vardır. Kimi yerde kanunen gerekli olduğu, kimi yerlerde işleri kolaylaştırmak için beyan ediliyor. Onun dışında zaten denetleme gibi bir olanağım yok. Devam eden okulumdan dolayı da belli sürede gazeteye gidebiliyordum.

“Birçok mesleki gruptan gazetelere müdür olan çok örnekler vardır. Editörün yaptığı habere müdahale etme şansımız yoktur. Görevi yürüttüğüm sürede beş altı dava açıldı. Bunlar da devam ediyor.

“Üyelik ile yargılandığımız halde hakkımda gözaltı kararı olduğunu öğrenince emniyete gidip ifade vermek istedim, gözaltına alındım. Örgüt üyesi olan birisi kendisi ifadeye gider mi? Kaçmaz mı? Tahliyemi talep ediyorum.

Daha sonra gazete editörü Mehmet Ali Çelebi’nin beyanlarına geçildi.

Çelebi, şu beyanlarda bulundu:

“Raporda da görüldüğü gibi benimle ilgili herhangi bir haber, fotoğraf, yazı yazdığıma dair bir şey yok. Orada sadece günlük olarak birkaç sohbet ayrıca bir haberle ilgili ileti söz konusudur. Dolayısıyla suç unsuru olarak değerlendirebilecek bir şey söz konusu değildir.

“Öncelikle bunu belirtmek gerekiyor ki binlerce yıllık bir toplumsal zenginliği yansıtan bir coğrafyada yaşıyoruz. Binlerce yıllık birikimi, zenginliği olan bu coğrafyaya gazeteciliğin bu şekilde yargılanması hak edilmeyecek bir durumdur.

Türkiye, Mısır ve diğer ülkelerin yaptığı muamelenin aksine gazeteciliğe farklı bir şekilde yaklaşması gerekiyor. Hükümetler değişebilir, önemli olan yargının objektif değerlendirmesidir. Basın özgürlüğünü demokrasinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmek zorundadır.

Mahkeme Başkanı Uğuz, “tahliye talebine gelelim” diyerek, beyanlarını kesti.

Çelebi, beyanlarına şöyle devam etti:

“8 aydır özgürlüğüm tutukludur. Mağdur ediliyoruz, gazetecilik yargılanarak gazetecilik hapis edilerek aynı zamanda sansür de bir şekilde hayata geçirilmek isteniyor. Türkiye’nin basın özgürlüğünün geleceği için basın yargılamalarının durdurulmasını talep ediyorum. Tahliyemi talep ediyorum.

Çelebi’nin ardından gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar’ın beyanlarına geçildi.

Uğuz, Yaşar’a ilişkin bilirkişi raporuna atıf yaparak “Bu raporda Fırat Haber Ajansı ile ilgili bir takıma aramalar ve bu site üzerinden kaydedilmiş fotoğraflar yer alıyor. Örgüt mensuplarının toplandığı bir fotoğrafın olduğu görülüyor” bunlara ilişkin beyanlarını sordu.
Yaşar, şu beyanlarda bulundu:

“Ben denilen fotoğrafların ne şekilde telefona indirildiğin bilmiyorum. Ben ticaretle uğraşıyorum ne şekilde indirilmiş bilgi sahibi değilim. Ben kendim indirmemişimdir, o teknolojiyi kullanacak yeteneğim yok. 8 aydır tutukluyum, gazete benden önce zaten fiili olarak yayına devam ediyordu.

“Sağlık sorunlarım vardır. Ben ameliyat olacaktım, gözaltına alınmadan bir ay sonra olacaktım. Tutuklandığım için olamadım. Sağ gözümü cezaevi koşullarında tedavi olamadığım için yüzde 80 kaybettim. 30 yıldır İstanbul’da ikamet ediyor, ticaretle uğraşıyorum. Tutukluluğuma son verilmesini talep ediyorum.”

Tanık olarak gazetenin eski çalışanı Nedim Demirkıran dinlendi. Demirkıran, gazete temizlikçi olarak çalıştığını ve sanıkları gazeteden tanıdığını kimin hangi alanda ne yaptığını bilmediğini söyledi.

Sanıkların beyanlarından sonra avukatların beyanlarına geçildi.

İlk olarak söz alan Özcan Kılınç, şunları söyledi:

“Geçen celse bilirkişi raporu vardı. İncelemiştik hakikaten çok ciddi bir örgütsel delil yok. Bildiğimiz klasik şeyler. Bunlar üyeliğe delil değildir.

“PTT Genel Müdürlüğü’nün yazısı var. Gazetenin İmralı’ya gönderildiğine dair bir yazıdır. Beni rahatsız eden bir durum. Özgür Gündem de aynı şekilde de İmralı’ya gidiyordu. Alındı belgeleri geliyordu. İade edilenler de geri geliyordu. Burada da aynı sistem var. Böyle dosya hazırlanmaz. Gazeteler dağıtımla her yere gidebilir. Yasak yayın değil ki.

“Propaganda Afrin’den ibaret değildir. Başka haberler var, bunlara değinilmiyor. Mehmet Ali Çelebi, propaganda yapacak bir nosyonu yok. Dış haberlerle ilgilenir. İshak Yasul emniyete ifade vermeye gittiğin gözaltına alındı, tutuklandı. Örgüt üyesi gibi görülemez. Örgüt üyeliğinin kıstaslar var. Hepsi ailelerinin evinden alındı. Hiçbirinin illegal bir yönü durumu yok.

“Burada Afrin operasyonu, devletin bir konseptidir. Bu dosya militarist bir dosyaya dönüşmüş. Operasyondan bir hafta önce basın mensupları çağrıldı. ‘Haberleri bu şekilde yapın’ denildi. Bu açıktan yapıldı. O çerçevenin dışında haber yapılmaması yaptı.

Avukat Nurefşan Torunoğlu İshak Yasul’e ilişkin beyanlarda bulundu:

“Kendisini ifadeye götürdüm, kaçma şüphesi olan örgüt üyesi olan bir insan emniyete gitmez bu bakımdan bile müvekkilimin tutuklu bulunmasının hiçbir anlamı yok. Ülkede hukuk yok ama hukuk bir kurumu olan tutuklama iliklerimize kadar yaşatılıyor bizler. Müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum.”

Avukat Müslüm Kocaoğlu ise şunları söyledi:

“Burada yargılanan bir gazetedir. ‘Örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” suçu istinat ediliyor. Ama bunun koşulları yoktur. Dosya kapsamında yargılanan bir gazete var bu yargılamayı ya da dosyayı kriminalize etmek amacıyla istinat edilen suçlamalardır, kabul etmiyoruz.

“Örgüt üyeliğinin koşulları yasalarda belirlenmiştir. İstinat edilen suçların işlendiğine dair somut ve inandırıcı delil bulunmaktadır. Bunun dışında müvekkilimim 8 aydır tutukludur. Bu tutuklama maddi ve manevi zararlara götürmektedir.

“Müvekkilimin kaçma şüphesi yoktur. Bunu gösteren somut bir delile de görünmektedir. Sabit adres sahibidir. Kendi işini yapmaktadır. Bunların göz önünde bulundurularak, tahliyesini talep ediyoruz.”

Avukat beyanlarından sonra savcı Aydın Boştaş, atılı suçların vasfı ve kanunda ön görülen ceza miktarının göz önünde bulundurularak adli kontrol yükümlülüğünün bu süreçte yetersiz kalacağından tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına, adli kontrol şartı bulunanların bu yükümlülüğünün iş hayatlarını etkilemeyecek şekilde yeniden düzenlenmesi yönünde mütalaa verdi.


Mütalaanın ardından mahkeme heyeti 13:42’de ara kararını müzakere etmek için duruşmaya ara verdi. Ara verildiğin tutuklu sanıklar ve izleyiciler salondan çıkarıldı. 20 dakika ara sonrasında heyet kararını vermek için yeniden yerini aldı. İzleyiciler alınmadı, tutuklu sanıklar ve gazetecilerin içeriye girişen izin verildi.

Mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma tarihi için 21 Şubat 2019 günü belirlendi.

Ara kararda ayrıca şunlar kararlaştırıldı:

“* Haklarında yakalama kararı bulunan ve yakalama emirleri infaz edilmeyen Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı, Davut Uçar’ın yakalama kararlarının infazının beklenmesine,

“*İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ne müzakere yazılarak mahkememize azmış olduğu birleştirmeye muvafakat müzekkeresine sanıklar İshak Yasul ve Yılmaz Yıldız bakımından muvafakat verilmesine, İshak Yasul ve Yılmaz Yıldız’ın mahkemelerinin dosyalarında verilecek tefrik kararı ile dosyaların mahkememize gönderilmesinin istenilmesine;

“* Sanıklar Ramazan Sola ve Pınar Tarlak bakımından yurtdışı çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin aynen muhafazasına sanıklar hakkındaki imzaya yönelik tedbirin ayda bir kez her ayın 25’i olmak üzere düzenlenmesine;

“* Dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak için celse arasında iddia makamına tevdiine, iddia makamı mütalaasını mahkememize sunduğunda mütalaasının esas hakkındaki savunmalarını hazırlamak üzere sanıklar ve sanıklar müdafiine tebliğine;”


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüleceği İstanbul Çağlayan Adliyesi’nin ana girişinde kalabalık nedeniyle uzun kuyruklar vardı. Sarı basın kartı gazeteciler de vatandaş girişinden binaya giriş yaptı. Girişlerde çantaların yanı sıra kemer, saat, gözlükler de X-Ray cihazından geçirildi. Ardından güvenlikçiler tarafından da elle üst araması yapıldı.

Duruşma salonunun bulunduğu koridorun girişine de bariyer konulmuş ve bir güvenlik görevlisi konumlandırılmıştı. Duruşma izleneceği beyanı sonrası herhangi bir engelle karşılaşılmadan duruşma salonunun bulunduğu alana geçildi.

Duruşma için saat 10:30 olarak belirlenmişti. Ancak duruşmanın başlaması öğlen arasından sonraya kaldı. İzleyiciler duruşma salonuna 12.30’da girdi. Savcı da aynı saatte yerini alırken, mahkeme heyeti ise 13:00’de yerini aldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkemenin görüleceği duruşma salonu Çağlayan Adliyesi’ndeki standart duruşma salonlarından birisiydi. Salonda izleyiciler için 30 kişilik oturma sırası vardı. SEGBİS bağlantıları için iki adet televizyon vardı. Duruşmayı izlemek üzere salon dışında bekletilen olmadı. Dosya kapsamında tutuklu bulunan gazetenin imtiyaz sahibi İshak Yasul ve sorumlu yazıişleri müdürü İhsan Yaşar ve gazete editörü Mehmet Ali Çelebi jandarma eşliğinde salona ayrı bir giriş kapısı olmadığı için duruşma için normal izleyici kapısında salona getirildi. Salona girişleri sırasında ellerinden birinin bir jandarma görevlisiyle birlikte kelepçelendiği görüldü. Hicran Urun ve Reyhan Hacıoğlu da daha sonra 6 jandarma eşliğinde izleyici kapısından salına getirildi. Kelepçeler sanık sandalyesine oturulduğu sırada söküldü.

Duruşmaya Katılım

Tutuklu sanıklar Hicran Urun, Reyhan Hacığlu, Mehmet Ali Çelebi, İshak Yasul ile İhsan Yaşar’ın yanı sıra tutuksuz yargılanan Ramazan Sola ve Pınar Tarlak duruşmada hazır bulundu. Duruşma sanık yakınları ve avukatların dışında CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, çeşitli basın organlarında çalışan beş gazeteci izledi. Duruşma salonunda 30’un üzerinde izleyici olduğu için bazı sanık yakınları duruşma salonuna giremeyerek, salon önünde beklemek zorunda kaldı.

Duruşmada güvenlik amacıyla tutuklu sanıklarla birlikte cezaevinden gelen 9 jandarma görevlisi de duruşma salonunda sanık ve izleyiciler arasında ayakta bekledi.

Genel Gözlemler

Mahkeme heyeti, sanık ve sanık avukatlarının beyanlarını dinlerken, notlar aldı. Mahkeme başkanı Ahmet Uğuz’un tüm sanıkların beyanlarda bulunduğu sırada sözlerini keserek, sorular sormasının yanı sıra yargılamaya dair değil de duruşmanın erken bitmesi için uyarı niteliğinde beyanlarda bulunduğu gözlendi.

Duruşma salonun küçük olmasından dolayı salona giremeyen izleyiciler, içerideki izleyicilerle ara ara yer değiştirdi. Ancak bir süre sonra Mahkeme Başkanı Ahmet Uğuz, “Han kapısı değil, öyle girip çıkamazsınız” diye sert bir uyarıda bulundu. Bunun üzerine giriş kapısına bir güvenlik görevlisi görevlendirilerek, kimsenin giriş ve çıkışına izin verilmedi.

Tutuklu sanıkların ihtiyaçları olan suyu istemelerine rağmen bu ihtiyaçlarının karşılanmadığı görüldü.

Beyanlar SEGBİS sistemiyle kayıt altına alındığı için duruşma sonunda bu beyanlar, müdafi avukatlarına verilen tutanaklara geçmedi.

Karar için ara verildiği sırada tutuklu sanıklar salon girişinin yanında ayakta bekletilirken, yakınlarının kendileriyle iletişim kurmasına jandarma tarafından izin verilmediği görüldü.

1. Standing - Sept. 12, 2018


İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin Ocak ayından itibaren yaptığı yayınlarda; “Özellikle kamuoyunda ‘Zeytin Dalı Harekatı’ olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti devletinin PKK/KCK bölücü terör örgütüne ve örgütün Suriye uzantılarına yönelik Afrin’de yürütmekte olduğu meşru operasyonlarla ilgili örgütün lehine, devletimiz aleyhine yalan haberlerle olumsuz bir algı oluşturmak amacıyla rutin ve sistematik şekilde terör örgütü propagandasının yapıldığı” iddiası ileri sürüldü.

Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 675 sayılı KHK ile kapatılan Özgür Gündem gazetesinin devamı niteliğinde olduğu iddia edilen iddianamede, “… bölücü terör örgütünün ‘Özgür Gündem’ gazetesiyle yürüttüğü KCK organizesindeki propaganda ve ajitasyon faaliyetlerinde gazetenin kapatılması ile oluşan boşluğun ‘Özgürlükçü Demokrasi’ gazetesiyle doldurulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verildi.

İddianamede suçlamalara esas olarak, büyük çoğunlukla, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde Ocak ayından itibaren yapılmış haberler delil olarak gösterildi. Gazetecilere “terör örgütüne üye olmak” (TCK 314/2) ve “terör örgütü propogandası yapmak” (TCK 7/2) suçlamaları yöneltildi.

Davanın ilk duruşması 12 Eylül 2018 günü, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.



Next Trial: Dec. 6, 2018, 10:30 a.m.


İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Özgürlükçü Demokrasi Davası’nın 1. duruşmasında mahkeme heyeti, Ahmet Uğuz başkanlığında Emine Çakır ve Kürşad Bektaş’tan oluştu. Duruşma kimlik tespiti ile başladı.

Duruşma başında Avukat Özcan Kılıç, ilk savunmayı gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul’un yapmasını talep etti. Mahkeme Başkanı Ahmet Uğuz, Kılıç’a sesini yükselterek, “Siz işimizi bize öğretmeyin” dedi. Mahkeme başkanı Ahmet Uğuz, sık sık tutuklu gazetecilerin savunmalarını keserek, sorular yöneltti.

Duruşmada ilk olarak İhsan Yaşar savunma yaptı.

Yaşar’ın ardından gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul savunma yaptı: Yasul’un savunması şu şekilde:

“İddianamede somut iddialar yok. Bu gazete tüm gerekli mercilere gidiyor. Yayınladığı gün savcılık tarafından kontrol ediliyor. Bir suç olduğunu bilsem kendim, gözaltına alınmadan iki gün önce adliyeye gelip ifade vermezdim. 67 haber iddianamede yer alıyor. Bu gazete birçok kesime hitap ediyor. Bir olay varsa gazeteci tüm tarafların görüşlerini yansıtmak zorundadır. Tüm gerçekliği topluma gösterir. İddianamede talimatla haberler yapıldığını söylüyor. Soyut iddialar üzerinden suçlama yapmış, adeta hakaret edilmiş. Ben öğrenciyim. Editöryal bağımsızlık var

Uğuz: Basın kanunun 11. Maddesinden haberdarsın değil mi?
Yasul: Evet, haberdarım. Benim günde çıkan yüz haberi denetlemek gibi bir imkanım yok
Uğuz: Bana gazetecilik tanımını yapar mısın bir inşaat öğrencisi olarak?
Yasul: Halkın haber alma hakkını sağlamaktır. Benim kişisel görüşümdür. O gazetede iddianamede yer alan haberlerin dışında da haberler yer alıyor.
Uğuz: Ben suç olanları okuyorum. Merak etme. Beni bu iddianame dışındaki haberler ilgilendirmez. Ne sıklıkla gidersin gazeteye.
Yasul: Haftada 3-4 gün giderim.
Uğuz: İnşaat mühendisliği okuyorsunuz? Daha önce gazeteciliğe dair bir ilgin var mıydı?
Yasul: Siz bugün stajyer avukattan hukuku tam olarak anlatmasını isteyebilir misiniz? Öğreniyor değil mi?
Uğuz: O hukuk okuyor ama…
Yasul: Ama öğreniyor.
Uğuz: Peki. Geçelim bu konuyu artık. Gazetenin haber akışı nereden sağlanıyor. Neredeyse gün gün cepheden haber geçiyorsunuz?
Yasul: Ajanslardan haberler alıyoruz. Hem yerel, hem de ulusal yayınlardan alıyoruz. Ayrıca muhabirlerimiz var. Gönüllü muhabir ağımız var.
Uğuz: İmralı’daki terörist başına PTT’den gazete gönderme işlemi olmuş haberin var mı?
Yasul: PTT’den kargo göndermek ile işim olmaz.
Uğuz: Anlaşılan şu anda burada hiçbir yönetici yok. Tüm her şeyin arkasında Davut Uçar ve Yılmaz Yıldız arkasında çıkıyor.

Yasul’un savunması ardından gazetenin editörü Hicran Urun savunma yaptı. Urun’un savunması şu şekilde:

“Bir gazeteciyim. Bu ülkede yalnızca iktidarın değil, gerçeği duymak isteyen belli bir kesim de var. Bizde ana akım medyanın sesine yer vermediği kesimlerin sesine yer verdik. Bu bir ilkedir. Bunların başında da kadınlar geliyor. Daha çok kadın haberleri ile ilgileniyorum. Haberlerin kaynağı bellidir. Haberlerin nasıl sayfalarda yer alacağını genel yayın yönetmenleri belirler. Ötekilerin sesini duyurmak amacıyla başladığım bu mesleği devam ettirdim. Siz sadece bir tarafın haberlerini suçlama konusu yapmışsınız. Gazetede ÖSO’cuların Efrin’in girişte yaptığı talanın haberi de var. Bunu uluslararası ajanslar da yazdı. Cumhurbaşkanı ve Sözcüsü de bunu doğruladı. Bu açıklamalarda haberlerde yer alıyor. Tek taraflı bir gazeteciliği ben doğru bulmuyorum. İddianamenin tamamı haberlerden oluşuyor ve burada gazetecilik yargılanıyor. Benim hakkımda iddianamede delil olarak Kürtçe şarkılar yer alıyor. Bir asimilasyon yapılıyor.

Uğuz: Kürtçe konuşmanızı kim yasakladı. Algı yaratmadan devam edin savunmanıza
Urun: Amacım algı yaratmak değil. Ama iddianamenin dayanağı Kürtçe şarkılar. Hakkımdaki iddiaları doğru bulmuyorum.
Uğuz: Haber kaynakları hakkınızda bir şey söyleyecek misiniz?
Urun: Ajanslar ve yaptığım haberlerdir.
Uğuz: Haber kaynaklarınızı araştırır mısınız?
Urun: Kadın sayfası yapıyorum. Ben yüksek lisansımı kadın ve medya üzerine yaptım. Benim için haberi değeri taşıyor ve kanıtlıysa haber yaparım.
Uğuz: Örgüt içerisinde yaşanan taciz ve tecavüz olaylarına ilişkin haber yaptınız mı? Yer yer haberlerde yer alıyor bu iddialar.
Urun: Ben daha şahit olmadım. Onun içinde haberlerini yapmadım.

Urun’un ardından gazete çalışanı Pınar Tarlak savunma yaptı.

Tarlak’ın ardından tutuklu gazeteci Mehmet Ali Çelebi savunma yaptı. Çelebi’nin savunması şu şekilde:

“Türkiye yıllardır darbe ortamından geçiyor. Tüm alanlarda bir baskı oluşur. Basın da bu baskı ortamının kaldırılması için bir çaba içerisine girer. Özgür basın bir tarih fotoğrafı çeker. Bizde toplumsal hakikatleri yansıtır. Evrensel basın ilkelerini baz alırız. Objektif olmaya, nesnel olmaya davet ediyoruz. İfade özgürlüğünün demokrasinin temel sütunudur. İfade özgürlüğü yoksa demokrasinin ayağına taş bağlanmış demektir. Basın özgürlüğü yoksa demokrasi yoktur. Basın özgürlüğü hayati önemdedir. Basın yayın ilkelerini, manşetini iktidara göre belirleyemez. Basın kendine ait bir dil, bir format oluşturur. İktidarlar her dönem değişir ve basın iktidarlara göre yayın politikasını belirlerse basın özgürlüğünden söz edilemez. Basın tarih ansiklopedisidir. Bir gazetede hergün yüzlerce haber çıkar. Örneğin ABD, AB Hamas’ı terör örgütü olarak ilan eder. ABD, AB onu terör örgütü olarak nitelendirdiği için Hamas’a terör örgütü demiyoruz.

Uğuz: Habercilik anlayışının nedir? Şehit aileleri de yayın politikanızı belirler mi? Salih Müslim’in numarası var mıydı sizde?
Çelebi: Yayın akışını dönemin gelişmeleri belirler. Şu anda İdlib olduğu gibi. Salih Müslim’in numarası var. Bugün bir çok gazetecide de vardır.

Gazetenin editörlerinden Reyhan Hacıoğlu’nun savunmasına geçildi:

“Bizim şahsımızda burada gazetecilik yargılanıyor. Benim yaptığım bir haber suçlama konusu. Bu haber de bir dönem İktidarın görüştüğü Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkindir. Bu ülkede bir çözüm süreci yaşanmadı mı? Newroz’da milyonları bir araya getiren bir siyasi kimliğin haberini yapmam mı suç?

Uğuz: Yaptığınız röportajda ‘Orada ‘günümüz Dehaklarından’ kastınız nedir?
Hacıoğlu: Sizin kaynaklarınızın beyanlarını çarpıtmak gibi bir durumunuz söz konusu olamaz. Haber kaynağının ifadesidir. Burada yargılanan gazetecilik ve hakikattir. OHAL’in kaldırılmasına dakikalar kala, Rojava Medya ve bizim gazetenin KHK ile kapatılması ne anlam ifade ediyor? Tek Kürtçe gazetenin kapatılması ne ifade ediyor? Biz kimsenin vermediği haberleri verdik. Başbakan Yıldırım, Efrin operasyonu öncesi 15 maddelik basın bülteni yayınladı. Biz buna uymadığımız için bugün yargılanıyoruz. Biz hırsızlıktan ya da başka bir suçlamadan değil, habercilik yaptığımız için burada yargılanıyoruz.
Uğuz: Evde bir gaz maskesi bulunmuş. Size mi ait.
Hacıoğlu: Hayır bana ait değil. Gazetecinin gaz maskesi kullanması kadar doğal bir durum yoktur.
Uğuz: Nerede kullanırsanız kullanın. İster otururken kullanın. Size mi ait değil mi onu sordum.

Gazetecilerin savunmasının ardından dava avukatları savunma yaptı.


İddia makamı verdiği mütalaasında tüm tutuklu gazetecilerin, tutukluluk halinin devamını talep etti. Savcı, mütalaasına suç vasfından bir değişiklik olmadığı gösterdi.

Duruşmaya kısa bir ara veren mahkeme heyeti, gazete çalışanı Pınar Tarlak hakkında adli kontrol şartı ile tahliye kararı verdi. Hicren Urun, Reyhan Hacıoğlu, İshak Yasul, İhsan Yaşar ve Mehmet Ali Çelebi hakkında tutukluluk halinin devamına karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öncesi adliye binası önünde destek açıklaması yapıldı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Züleyha Gülüm ve Ahmet Şık, DİSK Basın-İş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu, Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ), Mezopotamya Ajansı ve çok sayıda gazeteci katıldı. Gazeteciler adına açıklamayı ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan yaptı.

Gazetecilerin şahsi avukatları olmasına rağmen, duruşmadan bir gün önce İstanbul Barosu’na yazı yazan mahkeme heyeti, Baro’dan avukat talebinde bulunduğu ortaya çıktı. Duruşma başladığında avukatlar duruşmadan çekildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın yapıldığı salon küçük olduğu için çok sayıda kişi duruşmayı izleyemedi. Duruşmaya izleyiciler sıra ile girebildi. Avukatların ‘büyük salonda duruşma görülsün’ talebi de mahkeme heyeti tarafından kabul edilmedi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı çok sayıda gazeteci, aileler, yabancı heyetler, HDP Milletvekilleri Ahmet Şık, Züleyha Gülüm ve Ali Kenanoğlu izledi.

Genel Gözlemler

Kadın tutuklular duruşmaya ellerinde kelepçe olmadan getirilirken, gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul, gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar ile gazete editörlerinden Mehmet Ali Çelebi elleri kelepçeli halde duruşmaya getirildi. Elleri kelepçelenen gazeteciler Yasul, Yaşar ve Çelebi’nin kolları ayrıca yanında ki askerlere kelepçe ile bağlanması dikkat çekti. İlk defa bu uygulama başlatıldı.

Duruşmada avukatların getirdiği suların tutuklu gazetecilere verilmesi askerlerce “güvenlik” nedeni ile engellendi.

Avukatlar, savunmalarını uzattığında mahkeme başkanı tarafından uyarılara maruz kaldı. Heyet, avukatların savunmalarını bir-iki dakika ile sınırlamasını istedi.

Özgürlükçü Demokrasi Trial (Indictment)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Trial 6. Standing (Minutes of the Hearing)