İsmail Yıldız (Rawin Sterk)

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Gazeteci İsmail Yıldız da 20 Aralık 2011’de İstanbul’da silahlı polislerce düzenlenen operasyonda gözaltına alınan gazeteciler arasındaydı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

Gözaltına alınan gazeteci medya çalışanlarından yedisi, savcılık sorgularının ardından 23 Aralık 2011’de serbest bırakıldı. Ancak Yıldız’ın da aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı hakkında tutuklama kararı verildi. Yıldız, Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.
İddianameye göre; Yıldız savcılık sorgusunda, “Herhangi bir terör örgütü ile bir ilişkisinin olmadığını, tiyatrocu ve şiddete karşı bir kişi olduğunu, geçimini sağlamak için ek iş olarak serbest gazetecilik yaptığını; ANF ile ilişkisinin de para karşılığı haber yapmasından ibaret olduğunu, terör örgütü ile bir ilgisinin olmadığını, ‘Rawin Sterk’ isminin kendisine doğduğunda ailesinin verdiği isim olduğunu, ‘Sterk’in’ “yıldız” anlamına geldiğini” söyledi.

Kendisine gösterilerek sorulan basın kartının Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) düzenlediği uluslararası basın kartı olduğunu, yurtdışına çıkış tarihlerinde de bir film çekimi için Almanya’da olduğunu söyledi.

Evindeki ses kayıtlarının Funda Danışman ve Rojin Canan Akın’ın çıkardığı “Bildiğin Gibi Değil” başlıklı kitap için yapılan röportajlar olduğunu ve deşifre etmesi için kendisine verildiğini anlattı.

ANF editörü İsmail Kayhan’la haber müdürü olduğu için görüştüğünü, Roj TV’nin canlı yayınlarına ücret karşılığı değil, haber aktarmak için bağlandığını belirtti. Roj TV’nin ANF’ye abone olduğunu ve bu nedenle ANF’ye yaptığı haberlerle ilgili kendisinin arandığını söyledi.

Gazeteci İsmail Yıldız’ın da aralarında bulunduğu 44 gazeteci ve medya çalışanı hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri iddianamede “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.

Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.

İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

Yıldız hakkındaki 24 sayfalık bölüm, iddianamenin 612. sayfasında başlıyor. Bu bölüm, Yıldız’ın yurtdışına çıkış – yurda dönüş kayıtları, el konulan 19 kitabın listesi, 19 telefon görüşmesinin tape kaydı, dört Facebook paylaşımı, dokuz imzalı haber ve söyleşisi, haberleştirdiği yedi eylem/basın açıklaması ve iki gizli tanık ifadesinden oluştu.

“Arşiv kayıtları” başlığında, Yıldız’ın 2005’te Demokratik Halk Partisi’nin (DEHAP) düzenlediği bir basın açıklaması sırasında ve 2008’de Adana’da düzenlenen “KCK operasyonunda” gözaltına alınıp serbest bırakıldığı belirtildi.

Yıldız’ın 2011’de hava yoluyla Türkiye’den çıkış ve Türkiye’ye giriş tarihi de iddianamede yer aldı.

El konulan kitaplar iddianamede, iki kere tekrar edildi.

Telefon dinlemesi sonucu iddianameye delil olarak eklenen görüşmelerin tape kayıtlarının; Dicle Haber Ajansı (DİHA) ile haber amaçlı konuşmaları, ANF haber merkezinden gelen telefonlara verdiği yanıtlar; Asrın Hukuk Bürosu’nu haberine görüş almak için yaptığı aramalardan oluştu.

Savcı iddianamede bazı görüşmelere yorumlar ekledi. Bu görüşmeler şunlar:

1- Ekim 2009’da Asrın Hukuk Bürosu’nu aradığı görüşmenin tape kaydı.
Savcı bu tape kayıtları ile ilgili değerlendirmesinde, “Yıldız’ın DİHA’da çalıştığının” tespit edildiğini söylerken, Yıldız’ın “DTP, BDP ve örgütün önderlik komitesinin merkez üssü olan Asrın Hukuk Bürosu ile irtibatlı olduğunu” iddia etti.

2- Kasım 2011’de Roj TV’den biriyle yaptığı görüşmenin tape kaydı.
Savcı bu görüşmelerle ilgili değerlendirmesinde, DİHA’da sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini iddia ettiği Yıldız’ı, “KCK operasyonlarını itibarsızlaştırmaya çalışmakla” suçladı. Yıldız hakkında; “Roj TV’ye sürekli olarak canlı bağlanmak suretiyle örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda Türkiye’deki gündem üzerinde değerlendirmelerde bulunduğu; Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini kötülediği, terör örgütüne yapılan operasyonları örgütün görüşü doğrultusunda siyasi operasyonlar olarak nitelemek suretiyle örgütün propagandasını yaptığı; yine açıkça terör örgütünün başı olan A. Öcalan’dan övgü ile bahsettiği, KCK operasyonlarını itibarsızlaştırmaya çalıştığı” iddialarını sıraladı.

3- Kasım 2011’de ANF editörü ve davanın sanıklarından İsmet Kayhan’ın Ankara’da gerçekleşen bir patlamanın ardından Yıldız’ı aradığı görüşmenin tape kaydı.
Savcı, bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, “canlı olarak eylemin haberini yapmak için olay yerine geldiği, dolayısıyla örgütsel eylemlerden eylem öncesinde haberdar olduğu görülmüştür” iddiasını öne sürdü.

4- Kasım 2011’de ANF editörü ve davanın sanıklarından İsmet Kayhan’la haber imzaları ve bir dergi hakkında yaptıkları görüşmenin tape kaydı.
Savcı, değerlendirmesinde; Yıldız’ın telefonda “devlete küfretmeyen anarşist olamaz” dediğini vurguladı. Ayrıca Kayhan’ın “çıkaracağı dergi içerisinde devlete hakaret ettiğini belirttiğini”, “devlete küfredenleri tanıdığını” söylediğini, Yıldız’ın da bu şahıslarla irtibat halinde olduğunu iddia etti.

E-posta incelemesi sonucu iddianameye eklenen deliller sıralanırken, Yıldız’ın, İsmet Kayhan ile 128 kez e-posta üzerinden mesajlaştığı belirtildi. Savcı, Kayhan’ın “Basın Komitesi bünyesinde faaliyet yürüten muhabirlerle de doğrudan irtibatlı olduğunu, bu kişilere ANF’de örgüt lehine haberler yaptırdığını belirttiğini” söyledi. Kayhan’ın kullandığı iddia edilen e-posta adresiyle Yıldız arasında geçen dört mesajlaşmanın tape kaydı da iddianameye eklendi.

Yıldız’ın sosyal hayatında ve gazeteci olarak kullandığı “Rawin Sterk” ismiyle bir Facebook hesabı olduğunu belirten savcı, “Rawin Sterk” isminin kod isim olduğunu iddia etti.

Yıldız’ın, el konulan malzemelerinin başında, iddianamede daha önce sadece başlıklarıyla sıralanan kitaplar yer aldı. El konulan kitaplar şöyle sıralandı:

1- “Kürdistan Egemenlik Mücadelesi ve Devrimci Demokratik Tutum”, A. Öcalan, Mart 2003, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 25.03.2003 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

2- “Özgür İnsan Savunması”, A. Öcalan, Temmuz 2003, Berdan Matbaacılık. Kitap hakkında Bingöl Sulh Ceza Mahkemesi’nin 8 Ağustos 2003 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

3- “Dağın Kalbinde Gizliyiz – Gerilla Şiirleri 2”, Ocak 2002, Aram Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 11 Ocak 2002 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

4- “21. Yüzyılın Mücadele Çizgisi Olarak Meşru Savunma Stratejisi HPG Ana Karargah Komutanlığı”, Cemal Botan, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 17 Mayıs 2004 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

5- “Demokratik Kurtuluş Mücadelesinde Serhildan”, Mahsum Şafak, Ağustos 2001, Berdan Matbaacılık. Kitap hakkında İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 7 Eylül 2001 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

6- “Önderlik Gerçeği ve Apocu Siyaset”, A. Öcalan, Eylül 2002, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 4. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 11 Eylül 2002 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

7- “Sanat, Edebiyat ve Kürt Aydınlanmas”ı, A. Öcalan, 6 Kasım 2003, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 29 Aralık 2003 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

8- “Kürdistan’da Halk Kahramanlığı”, A. Öcalan, 22 Mart 2004, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 22 Mart 2004 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

9- “Partileşme Sorunları ve Görevlerimiz”, A. Öcalan, Ocak 2002, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 11 Ocak 2002 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

10- “Bu Yürek Dağlar Aşar - Gerilla Şiirleri Cilt 1”, Aram Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 26 Mart 2003 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

11- “İmralı Konuşmaları: Barış Umudu – Cilt 1”, A. Öcalan, Kasım 2005, Çetin Yayınları. Kitap hakkında Kars Sulh Ceza Mahkemesi’nin 29 Mart 2010 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

12- “Özgür Yaşamda Diyaloglar: 1995-1998 Çözümlemeleri”, A. Öcalan, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 6. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 30 Ekim 2002 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

13- “Kültür Sanat Devrimi Üzerine”, A. Öcalan, Ekim 2008, Aram Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1 Şubat 2008 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

14- “Güneşin Sofrasında – Cilt 1”, A. Öcalan, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 6 Nisan 2005 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

15- “Tasfiyeciliğin Tasfiyesi”, A. Öcalan, Çetin Yayınları. Kitap hakkında İstanbul 2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 28 Aralık 1993 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.

16- “Sosyal Devrim ve Yeni Yaşam”, A. Öcalan, Şubat 2005.

17- “PKK Ayrılıkçı Şiddetin 20 Yılı”, İsmet G. Imset, Haziran 1993.

18- “Özgür Gençlik Manifestosu”, Çetin Yayınları.

19- “Güney Kürdistan’da Egemenlik Mücadelesi ve Devrimci Demokratik Tutum”, A. Öcalan.

Yıldız’ın Rawin Sterk isimli Facebook adresinde paylaştığı mesajlardan bazıları da iddianameye eklendi.

İddianamenin “El konulan malzemeler” başlığında; Yıldız’ın biri avukat, biri gazeteci olan beş kişiyle yaptığı röportajların ses kayıtlarının tape kaydı, fotoğraflar, ANF muhabirlerinin isimlerine düzenlenmiş “basın kartları” ve “örgütü övücü” nitelikte olduğu iddia edilen dört müzik dosyası da yer aldı.

“Terör örgütü propagandası” içerdiği iddia edilen haberler ise iddianemede şöyle sıralandı:

1- 16 Haziran 2009’da, Evrensel Gazetesi’nin internet sitesinde yayınlanan “Bu iddianamede yok yok” başlıklı, 2008’deki “KCK operasyonları” sonucu DİHA muhabiri İsmail Yıldız’ın da bulunduğu 63 kişi hakkında hazırlanan iddianame hakkındaki haber.

2- 7 Eylül 2011’de, Yıldız’ın ANF’de yayınlanan, “Rifat Bali: Kürtler için 6-7 eylül tehlikesi var” başlıklı söyleşisi.

3- 11 Ocak 2011’de, Yıldız’ın ANF’de yayınlanan, “Av. Beştaş: Müvekkillerimiz geri adım atmayacak” başlıklı söyleşisi.

4- 28 Aralık 2011’de, Yıldız’ın ANF’de yayınlanan, “Üstündağ: Kürtlerin projesini ağızları açık dinliyorlar” başlıklı söyleşisi.
5- 27 Aralık 2011’de, Yıldız’ın ANF’de yayınlanan, “Yazarlar Parlamentosu: Diller üzerindeki baskı kabul edilmez” başlıklı haberi.

6- 22 Ekim 2010’da, Yıldız’ın ANF’de yayınlanan, “Kürt meselesini ihanet konuşuyoruz, çok ayıp” başlıklı Hakkı Devrim söyleşisi.

7- 18 Şubat 2011’de, Yıldız’ın ANF’de yayınlanan, “Gürpınar’da yaşanan vahşet: 4 ayrı toplu mezarda 66 kişi” başlıklı haberi.

8- 30 Aralık 2010’da, Yıldız’ın ANF’de yayınlanan, “TMK yeniden hortladı, çocuklar yeniden toplanıyor” başlıklı haberi.

9- 10 Ocak 2011’de, Yıldız’ın ANF’de yayınlanan, “Diyarbakır yoksullaşıyor” başlıklı haberi.

Yıldız’ın “katıldığı iddia edilen eylemler” ise şöyle sıralandı:

1- 16 Ocak 2011’de, İstanbul’da BDP milletvekili Sebahat Tuncel’in de katıldığı belirtilen eyleme, Yıldız’ın “gazeteci görünümünde katıldığı ve buradan elde ettiği görüntü ve haberleri örgütün yayın organlarına aktardığı” iddia edildi. ANF’de yayınlanan “Tarlabaşı ve Dolapdere savaş alanına döndü” başlıklı haber bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

2- 2 Mart 2008’de, TSK’nın Irak’a yönelik hava operasyonuna yönelik İstanbul’da düzenlenen protesto sırasında Yıldız’ın da orada bulunduğunu söylendi.

3- 25 Mart 2011’de, BDP’nin İstanbul’da düzenlediği bir eylem sırasında Yıldız’ın da orada bulunduğunu söylendi.

4- 27 Mart 2013’te, İstanbul Demokratik Kent Konseyi ve BDP’nin Gezi Parkı’nda düzenlediği bir eylem sırasında Yıldız’ın da orada bulunduğunu söylendi.

5- 19 Nisan 2011’de, İstanbul’daki “KCK protestolarında”, Yıldız’ın, “eylemci grupla birlikte hareket ettiği” iddia edildi ve eylemle ilgili “Binlerce kişi Aksaray’a doğru yürüyüşe geçti”, “İstanbul’da şiddetli çatışmalar”, “Aksaray’da çok sayıda gözaltı ve yaralı var”, “Helikopterden gaz bombası atıyorlar”, “Polis gaz bombasına çevirdi” başlıklı haberlerin yayınlandığı belirtildi.

6- 16 Mayıs 2011’de, BDP milletvekillerinin katılımıyla, İstanbul’da düzenlenen bir eylem sırasında, Yıldız’ın da orada bulunduğu ve “İstanbul’da binlerce kişi 12 gerilla için ayağa kalktı” başlıklı haberi yaptığı söylendi.

7- 18 Eylül 2010’da, İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği bir basın açıklamasını konu alan “İHD: Hakkari’deki olayı çarpıtmak savaşa hizmet etmektir” başlıklı habere yer verilen iddianamede, Yıldız’ın, “yayın organına bu haberle ilgili fotoğraf gönderdiği” gibi tespitler yer aldı.

Yıldız hakkındaki “iltisaklı tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanları” ise şöyle sıralandı:

1- “1 nolu gizli tanık” ifadesinde “İsmail Yıldız: 2000-2001 yılları arasında DEHAP İl Gençlikte faaliyet yürütüyordu. Mezopotamya Kültür Merkezi’ne takılırdı. 2001 tarihinde PKK terör örgütüne katılmak için örgütün kırsal alanına gitti. Daha sonra bu şahısla ilgili bir şey duymadım” şeklindeki beyanı.

2- Gizli tanık Bahar’ın “İsmail Yıldız: Örgütün basın alanında faaliyet yürüttüğünü biliyorum” yönündeki beyanı.

Savcı, “silahlı terör örgütü üyeliği” ile suçladığı Yıldız ile ilgili “hukuki değerlendirme” bölümünde; Yıldız’ın “KCK Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde görev yaptığını” iddia etti.

“ANF ve ROJ TV ile bağlantılı örgütsel haberler yaptığı”, “Kayhan’la irtibatı olduğu ve ondan aldığı talimatlara göre örgütsel nitelikte haberler yaptığı”, “eylemlere propagandasını yapan çok sayıda habere imza attığı”, “ANF antetli kimlik kartları bulundurduğu” gibi iddialar sıralandı.

Savcı, Gizli tanık ifadelerine göre Yıldız’ın “örgüte katılmak için kırsal alana gittiği” ve “Basın Komitesi’nde yer aldığı” iddia edildi. Ayrıca “eylemlerden önceden haberdar olduğunu” ve “eylem haberlerini Kayhan’a ilettiğini” iddia etti.

Savcı, Yıldız’ın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314/2. maddesi gereği “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi gereği cezasının artırılarak 7.5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Ayrıca Yıldız’ın, Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesi kapsamında belli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi yazarı Yüksel Genç’in de aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye götürüldü. Duruşmalar bittikten sonra yeniden karayolu ile cezaevlerine götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından “KCK” soruşturması kapsamında tutuklu tüm gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. duruşmada başladı.

Yargılamanın 13 Kasım 2012’deki 5. duruşmasında, tutuklu bulunan Yıldız’ın, mahkeme salonunda çocuklarına sarılma talebi reddedildi.

Yargılamanın 16 Kasım 2012’deki 7. duruşmasında söz alan avukat Cem Gök, iddianamedeki hususlara değinmeden önce, Yıldız’ı mahkemeye tanıtmak istediğini, Yıldız’ın kendisini “anarşist” olarak tanımladığını ve “anarşizmin” ne olduğunu anlattı.

“İddianamede yer alan telefon görüşmelerinde müvekkilin anarşist olduğunu söylemesi iddianamede müvekkilin aleyhine delil olarak sunulmaktadır. Oysa tersine müvekkilin anarşist olması iddia edildiği gibi KCK üyesi olmadığını göstermektedir” dedi.

Facebook profilinde paylaştığı eleştiri içerikli mesajların iddianamede delil olarak yer almasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Gök, “Eğer savcı bu eleştirileri iddianameye koyuyorsa ve siz bu eleştiriler üzerinden yargılama yapıyorsanız; bu, hiç tartışma yok ki düşüncenin yargılanmasıdır” diye konuştu. İddianamedeki tape kayıtlarının gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu, Yıldız’ın bağımsız gazeteci olarak birçok gazetede çalıştığını anlattı.

İddianamede, ANF haber müdürü İsmet Kayhan’ın “örgüt yöneticisi” olduğu iddiasıyla yazıldığını ve buna bağlı olarak gazeteci-editör ilişkilerinin de suç sayıldığını belirtti. Gök, iddianameye eklenen haberlerle ilgili de “Haberin konusu veya hangi basın kuruluşunda yaptığı, haber yaparken kiminle bağlantı kurulduğu tartışılmaz. Olsa olsa haberin içeriği tartışılabilir. Mevcut ceza kanunlarına göre bu da sizin mahkemeniz yetkisi içerisinde bir tartışma değildir, basın kanunu ile ilgilidir” dedi.

Avukat Gök, gizli tanık beyanlarıyla ilgili de şunları söyledi:

“Tarafımıza tanığa soru sorulma imkanı verilmemesi tanığı kimliğinin neden gizlendiğinin tarafımızca bilinmemesi ve nihayetinde tanık dinlemeye yetkili olmayan makamlar önündeki beyanların tanık delili olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı göz önüne alınarak tutukluluk kararının devamı için gerekçe olarak ele alınamayacağı kanaatindeyiz.”
Gizli tanığın, Yıldız’ı, en son 2001’de gördüğünü söylediğini hatırlatan Gök, 2008’da fotoğraf üzerinden teşhis yapmasının inandırıcı olmadığını ifade etti ve gizli tanık beyanındaki diğer çelişkilere de değindi.

Gizli tanığın, Yıldız hakkında, “2000-2001 yılları arasında DEHAP İl Gençlikte faaliyet yürütüyordu” dediğinin ancak o tarihlerde DEHAP diye bir parti olmadığının altını çizdi.

Yıldız’ın evinin yakınında bomba patlaması üzerine olay yerine giderek haber merkezini aramasının da iddianamede suçlama olarak yer aldığını hatırlatırken, bunun gazetecilik refleksi olduğunu açıkladı.

“Genel geçer beyanlarla insanlar şu anda yargılanıyor ve tutuklu tutuluyor. İddianamede savcı, işine gelen müvekkili suçlayabilecek, aleyhe olan delillerden bahsediyor ama lehe olan delillerden bahsetmiyor” diye konuşan Gök, “eyleme gazeteci kılığında gitmek” gibi suçlamaların iddianameyi komik hale getirdiğini ifade etti.

11 aydır tutuklu bulunan müvekkilinin eşinin bu sırada doğum yaptığını, çocuğunun büyümeye başladığını ve tutukluluk halinin cezaya dönüştüğünü söylerken, Yıldız ve diğer sanıkların beraatini talep etti.

Avukat Sinan Zincir de söz alarak, Yıldız’ın, iki dakikalığına çocuğunu görmesini talep etti. Mahkeme Başkanı, bu konuda daha önce karar aldıklarını ve buna izin vermeyeceklerini söyledi.

Daha sonra söz alan Yıldız da bebeğinin o hapishanedeyken 7.5 aylık olduğunu söyledi. İki dakikalık görüşme talebinin neden kabul edilmediğini sordu.
“Bu salonu yıkıp yerine güzel bir çocuk bahçesi yapmak dahi sizin buradaki bir sözünüze bakar. Çok adil yargılama önünde bir engelse asker tutsun yakından görmüş olayım” dedi. Mahkeme Başkanı Ali Alçık “Mahkememizin böyle bir görüş verme yetkisi yok” diyerek talebi reddetti.

Yargılamanın 8 Şubat 2013’teki 11. duruşmasında, Yıldız’ın bebeği “düzeni bozduğu” gerekçesiyle salona alınmadı.

Duruşmada söz alan avukat Ayşe Acinikli, ikamet aramalarının usule uygun olmadığını belirtti. Acinikli, “Örneğin dosyada İsmail Yıldız’ın ev arama tutanağında yalnızca bir hazirunun imzası var ve bu hazirunun kim olduğu da belli değil. Ad ve imzasının yanında herhangi bir telefon veya adres notu düşülmemiş. Bu kişinin kolluktan biri olmadığının tespiti mümkün mü acaba?” dedi.

Avukat Cem Gök, iddianameye eklenen röportajların, 1990’lı yıllarda çocuk olan kişilerin anılarını konu alan “Bildiğin Gibi Değil” isimli kitapla ilgili röportajlar olduğunu belirtti. Başka gazeteciler tarafından yapılan röportajların Yıldız tarafından deşifre edildiğini anlattı ve kitabı delil olarak mahkemeye sundu.

Gizli tanıklardan birinin, Yıldız’ın “2000-2002 arasında Mezopotamya Kültür Merkezi’nde (MKM) takıldığını söylediğini” ancak Malatya’da o dönemde MKM diye bir dernek olmadığını belirtti. Malatya İl Dernekler Müdürlüğü’ne bu konuda yazı yazılmasını talep etti.

Gizli tanığın Yıldız’ın “2001’de ‘dağa çıktığını” iddia ettiğini hatırlatan Gök, Yıldız’ın o dönem öğrenci olduğunu ve 2000, 2001, 2002 ve 2003 yıllarında üniversite sınavlarına (ÖSS) girdiğini söyledi, bu konuda Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi’ne (ÖSYM) yazı yazılmasını istedi.

Gök, “1 nolu gizli tanığın” çelişkili ifadelerinin mahkemede çürütüldüğünü söyledi ve yalan tanıklık nedeniyle bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Mahkeme Malatya Valiliği’ne ve ÖSYM’ye yazı yazılmasını kabul ederken, gizli tanık hakkında suç duyurusunda bulunulması yönündeki talebi reddetti.

Yıldız, bu celsenin sonunda, yedi sanıkla birlikte tahliye edildi.

Yargılamanın 12. duruşması, 22 Nisan 2013’te görüldü. ÖSYM’den gelen yanıt mahkeme başkanı tarafından okundu. Yanıtta, “2000 ÖSS, 2001 ÖSS, 2002 ÖSS ve 2003 ÖSS sınavlarına katılan TC kimlik numaralı adı geçenin, 2000 ÖSS ve 2001 ÖSS sınavlarına ilişkin sınav giriş yeri bilgilerine ulaşılamamakta olup; 2002 ÖSS ve 2003 ÖSS sınavlarına ilişkin merkezimiz kayıtlarında yer alan sınav yeri giriş bilgileri ekte sunulmuştur” denildi.

Malatya Valiliği de mahkemeye, “Mezopotamya Kültür Merkezi isimli derneğin bulunmadığı, 2000 yılı öncesi ve sonrası böyle bir derneğin kayıtlı olmadığını” bildirdi.

Yargılamanın 19. duruşması 15 Eylül 2013’te görüldü. Yıldız, Türkçe yaptığı savunmasında, 14 ay cezaevinde tutulup tahliye edildiğini, 22 arkadaşının hala bu dava kapsamında tutuklu olduğunu ve bu durumun hukuki bir açıklaması olmadığını belirtti.

Savunma metnini Kürtçe hazırladığını söyleyen Yıldız, “Ancak kendi anadilimde parayla konuşuyor olmak, yani ‘anadilde savunma hakkını verdik, parasını ver konuş’ durumuna protesto olarak savunmamı Türkçe yapmak istiyorum” dedi.

“KCK operasyonlarını” eleştiren Yıldız, “Eğer iddia makamı, dünyada bir kuruluşun basın kuruluşu olup olmadığını sadece kendilerinin ya da hizmet ettikleri iktidarın tayin edebileceğini düşünüyorsa, yanılıyor” dedi.

Kendisi hakkındaki ek klasörlerin 27 sayfasını eşiyle olan konuşmalarının oluşturduğunu belirten Yıldız, bunun özel hayatın ihlali olduğunun altını çizdi.

Elinde fotoğraf makinesi ve kamerayla haber takibi için gittiği eylemlere katıldığı iddiasına değindi, haberi takip etmek için eylemi gerçekleştiren kitleyi takip etmesi gerektiğini, “eylemcilerle birlikte hareket etmenin” bir gazeteciye suçlama olarak yöneltilemeyeceğini söyledi.

ANF’ye haber yapmakla suçlanan Yıldız, “Benim çalışma alanımı, manevra alanımı genişlettiği için ANF’ye haber geçtim” derken, yaygın medyada çıkan haber ve röportajlarından örnekler verdi. ANF, Roj TV, DİHA gibi yayın kuruluşlarının gazetecilik faaliyeti yaptığını düşündüğünü belirtti ve İsmet Kayhan dahil hiçbir ANF çalışanıyla tanışıklığı olmadığını ekledi. Kayhan’la aralarındaki editör-muhabir ilişkisini açıkladı.

“Rawin Sterk” isminin kod isim değil, hem sosyal hayatında hem tiyatro ve gazetecilik faaliyetlerinde kullandığı isim olduğunu söyleyen Yıldız, “gazeteci olarak uluslararası literatüre uygun davrandığını ve devletin tanımına uymak zorunda olmadığını” ifade etti.

Hakkında iddianameye delil olarak eklenen hususlar konusunda avukatlarının yaptığı savunmaları detaylı bir şekilde tekrar açıkladı. 2000’de liseden mezun olduğuna dair belgeyi, aynı sene Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde bir özel yetenek sınavına giriş belgesini, 2000-2001-2002 ve 2003 senelerinde üniversite sınavına (ÖSS) girdiğine dair sınav numaralarını, puanlarını ve diğer ÖSYM belgelerini mahkemeye sundu.

Roj TV’yle yaptığı Kürtçe görüşmelerin Türkçeye çevrildiği tape kayıtlarında maddi hatalar olduğunu belirtti. ANF çalışanlarının geçtiği haberlerin, iddianamede sanki kendisi tarafından farklı isimlerle haber geçiyormuş gibi yansıtıldığını söyledi. Tape kayıtlarının kesilerek iddianameye eklendiğini ve görüşme içeriklerinin manipüle edildiğini anlattı.

İddianamede Kasım 2011’deki bir patlamanın ardından “eylemin haberini yapmak için olay yerine geldiği, dolayısıyla örgütsel eylemlerden eylem öncesinde haberdar olduğunun” iddia edildiğini ancak söz konusu patlamanın evinin 150 metre yakınında gerçekleştiğini söyledi.

İddianamede verilen yurtdışına çıkış – yurda giriş tarihleri süresince de Almanya’da olduğunu ifade etti.

Yıldız, iddianamedeki tape kayıtlarını tek tek açıklarken, bunların haber kaynakları ve diğer meslektaşlarıyla yaptığı görüşmeler olduğunu; ANF editörü Kayhan’la 3-4 yıl çalıştığını, 128 e-posta mesajının olağan olduğunu söyledi.

İddianameye eklenen Facebook paylaşımlarına da değinen Yıldız, bu paylaşımların içeriklerini ve hangi olayların üzerine yazıldığını detaylı bir şekilde açıkladı. Aynı şekilde “terör örgütü propagandası içerdiği” iddia edilen haberlerinin konularını da anlattı.

Bir kısmı Almanya’da, bir kısmı Guetamala’da çekilecek bir belgesel üzerine çalıştığını söyledi ve bunun için yurtdışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Mahkeme başkanı Ali Alçık, Yıldız’ın savcılık ifadesini ve delilleri okumaya başladı. Yıldız, “HPG’nin bayrağının” olduğu fotoğraflarla ilgili “o fotoğrafta HPG bayrağı varsa onu herhalde ben oraya asmadım. Fotoğrafını çektim” dedi.

Evinde bulunan kitaplarla ilgili de “Evde yığınla kitap var. Bunlardan bir tanesi de Alpaslan Türkeş’in “9 Işık” adlı kitabıydı. Polislere onu da götürmelerini söyledim ama götürmediler. O kitapların tamamı okuduğum kitaplar. Bu herhangi bir suç teşkil etmese gerek” dedi.

Mahkeme başkanının soruları üzerine Yıldız “bir gazetecin çalıştığı haber ajansında haber müdüründen haber önerisi alması, hangi sorular üzerinde duracağına yönelik öneriler alması gazeteciliğin en doğal işleyiş biçimi. Bu sadece ANF’de, DİHA’da değil, bütün basın kuruluşlarında böyledir” dedi.
Mahkeme başkanı, tape kayıtlarındaki yanlış çevirilerle ilgili bir listeyi duruşmadan sonra mahkemeye vermesini istedi.

Hakim Kazım Yahyaoğlu ise “ANF’den haber başına mı ücret alıyorsunuz” diye sordu.

Avukat Özcan Kılıç söz alarak, iddianamede “eylem” kelimesinin çok geçtiğini söyledi ve Yıldız’dan haber takibi yaptığı “eylemlerin” ne olduğunu açıklamasını istedi.

Yıldız; BDP’lilerin vekil adaylarının adaylıklarının düşürülmesi üzerine düzenlenen yürüyüş, Cumartesi anneleri, Güngören’de çöken bir binada hayatını kaybedenlerin yakınlarının her hafta düzenlediği eylemleri sıraladı. Orada fotoğraf veya video çektiğini söyledi. Mahkeme başkanı Ali Alçık, “Bu eylemlerde taşkınlık olmadı mı, molotof atılmadı mı? Bunu mu demek istiyorsunuz” dedi. Yıldız, “Hayır, bana sorulan soruyu cevapladım. Ama molotof atılsa da benimle ilgisi olamaz. Bunu bütün basın verir, ben görüntü çekerim” diye cevapladı.

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.
37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

Yargılamada 5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar ÖYM’lerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Yargılamanın 16. duruşması 21 Mayıs 2019’da, 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Yıldız duruşmaya katılmadı.

Yargılama 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşma ile sürecek.

Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)