İsmail Yıldız

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci ve medya çalışanının evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteciler İstanbul Vatan Emniyet’teki Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) götürüldü.

İsmail Yıldız 20 Aralık 2011’de İstanbul’da silahlı polislerce düzenlenen operasyonda gözaltına alındı. 23 Aralık 2011’de sabaha karşı önce sağlık raporu alınmasının ardından Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazetecilerden yedisi, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. İsmail Yıldız’ın aralarında bulunduğu 42 gazeteci ise mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de Yıldız ve 35 gazeteci tutuklandı. Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

İddianameye göre, Yıldız savcılık sorgusunda “herhangi bir terör örgütü ile bir ilişkisinin olmadığını, tiyatrocu ve şiddete karşı bir kişi olduğunu, geçimini sağlamak için ek iş olarak serbest gazetecilik yaptığını; ANF ile ilişkisinin de para karşılığı haber yapmasından ibaret olduğunu, terör örgütü ile bir ilgisinin olmadığını, Rawin Sterk isminin kendisine doğduğunda ailesinin verdiği isim olduğunu, sterk’in “yıldız” anlamına geldiğini” söyledi.

Kendisine gösterilen basın kartının Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (FİJİ) uluslararası basın kartı olduğunu, sorulan yurtdışına çıkış tarihlerinde de bir film çekimi için Almanya’da olduğunu söyledi. Sorulan CD’nin IRA’nın müzik CD’si olduğunu ve suç içermediğini belirtti. Evindeki ses kayıtlarının Funda Danışman ve Rojin Canan Akın’ın çıkardığı “Bildiğin Gibi Değil” başlıklı kitap için yapılan röportajlar olduğunu ve deşifre etmesi için kendisine verildiğini anlattı. ANF editörü İsmail Kayhan’la haber müdürü olduğu için görüştüğünü, Roj TV’nin canlı yayınlarına ücret karşılığı değil, haber aktarmak için bağlandığını belirtti. Roj TV’nin ANF’ye abone olduğunu ve bu nedenle ANF’ye yaptığı haberlerle ilgili kendisinin arandığını söyledi.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu. İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi değerlendirmeler yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında KCK/PKK yapılanması anlatıldı. Bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu medyaların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta DİHA, ANF, Azadiya Welat ve Roj TV olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamenin Yıldız hakkındaki 24 sayfalık bölümü (612-638. sayfa), yurtdışı kayıtları, el konulan 19 kitabın listesi, 19 telefon görüşmesi tapesi, dört Facebook paylaşımı, dokuz imzalı haber ve söyleşisi, haberleştirdiği yedi eylem/basın açıklaması ve iki gizli tanık ifadesinden oluştu.

“Arşiv kayıtları” başlığında, Yıldız’ın 2005’te Demokratik Halk Partisi’nin (DEHAP) düzenlediği bir basın açıklaması sırasında ve 2008’de Adana’da düzenlenen KCK operasyonunda gözaltına alınıp serbest bırakıldığı belirtildi.

Yıldız’ın 2011’de hava yoluyla Türkiye’den çıkış ve giriş tarihi de iddianamede yer aldı.

El konulan kitaplar iddianamenin hem başında hem de ortasında, iki kere tekrar edildi.

Telefon dinlemesi sonucu iddianameye delil olarak eklenen görüşmelerin Dicle Haber Ajansı (DİHA) ile haber amaçlı konuşmaları, ANF haber merkezinde gelen telefonlara verdiği yanıtlar; Asrın Hukuk Bürosu’nu haberine görüş almak için yaptığı aramalardan oluştu. Bu görüşmeler 2008-2011 yıllarına ait.

Savcı iddianamede bazı görüşmelere yorumlar ekledi. Bu görüşmeler şunlar:
1- Ekim 2009’da Asrın Hukuk Bürosu’nu aradığı görüşmenin tapesi.
Savcı bu tapelerle ilgili değerlendirmesinde, “Yıldız’ın DİHA’da çalıştığının” tespit edildiğini söylerken, “DTP, BDP ve örgütün önderlik komitesinin merkez üssü olan Asrın Hukuk Bürosu ile irtibatlı olduğu görülmüştür” ifadesini kullandı.

2- Kasım 2011’de Roj TV’den biriyle yaptığı görüşmenin tapesi.
Savcı bu görüşmelerle ilgili değerlendirmesinde, DİHA’da sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini iddia ettiği Yıldız’ı “KCK operasyonlarını itibarsızlaştırmaya çalışmak”la suçladı. “Roj TV’ye sürekli olarak canlı bağlanmak suretiyle örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda Türkiye’deki gündem üzerinde değerlendirmelerde bulunduğu; değerlendirmede bulunurken Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini kötülediği, terör örgütüne yapılan operasyonları örgütün görüşü doğrultusunda siyasi operasyonlar olarak nitelemek suretiyle örgütün propagandasını yaptığı; yine açıkça terör örgütünün başı olan A. Öcalan’dan övgü ile bahsettiği, KCK operasyonlarını itibarsızlaştırmaya çalıştığı” ifadelerini kullandı.

3- Kasım 2011’de ANF editörü ve davanın sanıklarından İsmet Kayhan’ın Ankara’da yakınında gerçekleşen bir patlamanın ardından Yıldız’ı aradığı görüşmenin tapesi.
Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, “canlı olarak eylemin haberini yapmak için olay yerine geldiği, dolayısıyla örgütsel eylemlerden eylem öncesinde haberdar olduğu görülmüştür” dedi.

4- Kasım 2011’de ANF editörü ve davanın sanıklarından İsmet Kayhan’la haber imzaları ve bir dergi hakkında yaptıkları görüşmenin tapesi.

Savcı değerlendirmesinde, Yıldız’ın telefonda “devlete küfretmeyen anarşist olamaz” dediğini vurguladı. Ayrıca Kayhan’ın “çıkaracağı dergi içerisinde devlete hakaret ettiğini belirttiğini”, “devlete küfredenleri tanıdığını” söylediğini, Yıldız’ın da bu şahıslarla irtibat halinde olduğunu savundu.

E-posta incelemesi sonucu eklenen deliller sıralanırken, Yıldız’ın İsmet Kayhan ile 128 kez e-posta üzerinden mesajlaştığı belirtildi. Savcı, Kayhan’ın “Basın Komitesi bünyesinde faaliyet yürüten muhabirlerle de doğrudan irtibatlı olduğunu, bu kişilere ANF’de örgüt lehine haberler yaptırdığını belirttiğini” söyledi. Kayhan’ın kullandığı söylenen e-posta adresiyle Yıldız arasında geçen dört mesajlaşmanın tapesi iddianameye eklendi.

Yıldız’ın sosyal hayatında ve gazeteci olarak kullandığı “Rawin Sterk” ismiyle bir Facebook hesabı olduğunu belirten savcı, “Rawin Sterk” isminin kod isim olduğunu iddia etti.

Yıldız’ın el konulan malzemelerin başında, iddianamede daha önce sadece başlıklarıyla sıralanan kitaplar yer aldı.

1- Kürdistan Egemenlik Mücadelesi ve Devrimci Demokratik Tutum, A. Öcalan, Mart 2003, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 25.03.2003 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
2- Özgür İnsan Savunması, A. Öcalan,i Temmuz 2003, Berdan Matbaacılık.
Kitap hakkında Bingöl Sulh Ceza Mahkemesinin 8 Ağustos 2003 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
3- Dağın Kalbinde Gizliyiz – Gerilla Şiirleri 2, Ocak 2002, Aram Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 11 Ocak 2002 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
4- 21. Yüzyılın Mücadele Çizgisi Olarak Meşru Savunma Stratejisi HPG Ana Karargah Komutanlığı, Cemal Botan, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 17 Mayıs 2004 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
5- Demokratik Kurtuluş Mücadelesinde Serhildan, Mahsum Şafak, Ağustos 2001, Berdan Matbaacılık.
Kitap hakkında İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 7 Eylül 2001 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
6- Önderlik Gerçeği ve Apocu Siyaset, A. Öcalan, Eylül 2002, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 4. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 11 Eylül 2002 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
7- Sanat, Edebiyat ve Kürt Aydınlanması, A. Öcalan, 6 Kasım 2003, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 29 Aralık 2003 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
8- Kürdistan’da Halk Kahramanlığı, A. Öcalan, 22 Mart 2004, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 22 Mart 2004 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
9- Partileşme Sorunları ve Görevlerimiz, A. Öcalan, Ocak 2002, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 11 Ocak 2002 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
10- Bu Yürek Dağlar Aşar - Gerilla Şiirleri Cilt 1, Aram Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 26 Mart 2003 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
11- İmralı Konuşmaları: Barış Umudu – Cilt 1, A. Öcalan, Kasım 2005, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında Kars Sulh Ceza Mahkemesinin 29 Mart 2010 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
12- Özgür Yaşamda Diyaloglar: 1995-1998 Çözümlemeleri, A. Öcalan, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 6. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 30 Ekim 2002 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
13- Kültür Sanat Devrimi Üzerine, A. Öcalan, Ekim 2008, Aram Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 1 Şubat 2008 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
14- Güneşin Sofrasında – Cilt 1, A. Öcalan, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 6 Nisan 2005 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
15- Tasfiyeciliğin Tasfiyesi, A. Öcalan, Çetin Yayınları.
Kitap hakkında İstanbul 2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 28 Aralık 1993 tarihli yasaklama, el koyma ve toplatma kararı olduğu belirtildi.
16- Sosyal Devrim ve Yeni Yaşam, A. Öcalan, Şubat 2005.
17- PKK Ayrılıkçı Şiddetin 20 Yılı, İsmet G. Imset, Haziran 1993.
18- Özgür Gençlik Manifestosu, Çetin Yayınları.
19- Güney Kürdistan’da Egemenlik Mücadelesi ve Devrimci Demokratik Tutum, A. Öcalan.

Yıldız’ın Rawin Sterk isimli Facebook adresinde paylaştığı mesajlardan bazıları da iddianameye eklendi.

El konulan malzemeler başlığında, Yıldız’ın bir avukat, bir gazeteci olan beş kişiyle yaptığı röportajların ses kayıtlarının tapesi, fotoğraflar, ANF muhabirlerinin isimlerine düzenlenmiş basın kartları ve “örgütü övücü” nitelikte olduğu ifade edilen dört müzik dosyası da yer aldı.

“Terör örgütü propagandası” içerdiği iddia edilen haberler şöyle sıralandı:

1- 16 Haziran 2009’da Evrensel internet sitesinde yayınlanan “Bu iddianamede yok yok” başlıklı, 2008’deki KCK operasyonları sonucu DİHA muhabiri İsmail Yıldız’ın da bulunduğu 63 kişi hakkında hazırlanan iddianame hakkındaki haber.
2- 7 Eylül 2011’de Yıldız’ın ANF’de yayınlanan “Rifat Bali: Kürtler için 6-7 eylül tehlikesi var” başlıklı söyleşisi.
3- 11 Ocak 2011’de Yıldız’ın ANF’de yayınlanan “Av. Beştaş: Müvekkillerimiz geri adım atmayacak” başlıklı söyleşisi.
4- 28 Aralık 2011’de Yıldız’ın ANF’de yayınlanan “Üstündağ: Kürtlerin projesini ağızları açık dinliyorlar” başlıklı söyleşisi.
5- 27 Aralık 2011’de Yıldız’ın ANF’de yayınlanan “Yazarlar Parlamentosu: Diller üzerindeki baskı kabul edilmez” başlıklı haberi.
6- 22 Ekim 2010’da Yıldız’ın ANF’de yayınlanan “Kürt meselesini ihanet konuşuyoruz, çok ayıp” başlıklı Hakkı Devrim söyleşisi.
7- 18 Şubat 2011’de Yıldız’ın ANF’de yayınlanan “Gürpınar’da yaşanan vahşet: 4 ayrı toplu mezarda 66 kişi” başlıklı haberi.
8- 30 Aralık 2010’da Yıldız’ın ANF’de yayınlanan “TMK yeniden hortladı, çocuklar yeniden toplanıyor” başlıklı haberi.
9- 10 Ocak 2011’de Yıldız’ın ANF’de yayınlanan “Diyarbakır yoksullaşıyor” başlıklı haberi.

Yıldız’ın “katılmış olduğu eylemler” başlığında şunlar yer aldı:

1- 16 Ocak 2011’de İstanbul’da BDP vekili Sebahat Tuncel’in de katıldığı belirtilen eyleme, Yıldız’ın “gazeteci görünümünde katıldığı ve buradan elde ettiği görüntü ve haberleri örgütün yayın organlarına aktardığı” iddia edildi. ANF’de yayınlanan “Tarlabaşı ve Dolapdere savaş alanına döndü” başlıklı haber bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.
2- 2 Mart 2008’de TSK’nın Irak’a yönelik hava operasyonuna yönelik İstanbul’da düzenlenen protesto sırasında Yıldız’ın da orada bulunduğunu söylendi.
3- 25 Mart 2011’de BDP’nin İstanbul’da düzenlediği bir eylem sırasında Yıldız’ın da orada bulunduğunu söylendi.
4- 27 Mart 2013’te İstanbul Demokratik Kent Konseyi ve BDP’nin Gezi parkında düzenlediği bir eylem sırasında Yıldız’ın da orada bulunduğunu söylendi.
5- 19 Nisan 2011’de İstanbul’daki KCK protestolarında Yıldız’ın “eylemci grupla birlikte hareket ettiği” iddia edildi ve eylemle ilgili “Binlerce kişi Aksaray’a doğru yürüyüşe geçti”, “İstanbul’da şiddetli çatışmalar”, “Aksaray’da çok sayıda gözaltı ve yaralı var”, “Helikopterden gaz bombası atıyorlar”, “Polis gaz bombasına çevirdi” başlıklı haberler yayınlandı.
6- 16 Mayıs 2011’de BDP vekillerinin katılımıyla İstanbul’da düzenlenen bir eylem sırasında Yıldız’ın da orada bulunduğu ve “İstanbul’da binlerce kişi 12 gerilla için ayağa kalktı” başlıklı haberi yaptığı söylendi.
7- 18 Eylül 2010’da İHD’nin düzenlediği bir basın açıklamasını konu alan “İHD: Hakkari’deki olayı çarpıtmak savaşa hizmet etmektir” başlıklı habere yer verilen iddianamede Yıldız’ın “yayın organına bu haberle ilgili fotoğraf gönderdiği” gibi tespitler yer aldı.

Yıldız hakkındaki “iltisaklı tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanları” şöyle sıralandı:

1- “1 nolu gizli tanık” ifadesinde “7- İsmail Yıldız: 2000-2001 yılları arasında DEHAP İl Gençlikte faaliyet yürütüyordu. Mezopotamya Kültür Merkezi’ne takılırdı. 2001 tarihinde PKK terör örgütüne katılmak için örgütün kırsal alanına gitti. Daha sonra bu şahısla ilgili bir şey duymadım” şeklindeki beyanı.
2- Gizli tanık Bahar’ın “33- İsmail Yıldız: Örgütün basın alanında faaliyet yürüttüğünü biliyorum” beyanı.

Savcı, “örgüt üyeliği” ile suçladığı Yıldız ile ilgili “hukuki değerlendirme” bölümünde, Yıldız’ın KCK Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde görev yaptığını iddia etti. “ANF ve ROJ TV ile bağlantılı örgütsel haberler yaptığı”, “Kayhan’la irtibatı olduğu ve ondan aldığı talimatlara göre örgütsel nitelikte haberler yaptığı”, “eylemlere propagandasını yapan çok sayıda habere imza attığı”, “ANF antetli kimlik kartları bulundurduğu” gibi ifadeler sıraladı.

Gizli tanık ifadelerine göre Yıldız’ın örgüte katılmak için “kırsal” alana gittiği ve Basın Komitesi’nde yer aldığını söyledi. Ayrıca eylemlerden önceden haberdar olduğunu ve eylem haberlerini Kayhan’a ilettiğini iddia etti.

Savcı, Yıldız’ın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314/2. maddesi gereği “Silahlı Örgüt Üyesi Olmak” ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi gereği cezasının artırılarak 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar ise Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

İsmail Yıldız’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye getirilip götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti, ardından KCK’den tutuklu tüm tutuklu gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Zazaca cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. Ocak 2013’te başka bir mahkemede yargılanan iki kişinin daha dosyası ve 187 sayfalık iddianamesi KCK basın davasıyla birleştirildi. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

Bu duruşmada avukatların Kürtçe savunmalar için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt mahkeme salonunda okudu.

Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar da savunmalarına başladı.

13 Kasım 2012’deki 5. celsede, tutuklu bulunan Yıldız’ın çocuklarıyla mahkeme salonunda sarılması talebi reddedildi.

16 Kasım 2012’deki 7. celsede söz alan avukat Cem Gök, iddianamedeki hususlara değinmeden önce Yıldız’ı mahkemeye tanıtmak istediğini, Yıldız’ın kendisin anarşist olarak tanımladığını ve anarşizmin ne olduğunu anlattı. “İddianamede yer alan telefon görüşmelerinde müvekkilin anarşist olduğunu söylemesi iddianamede müvekkilin aleyhine delil olarak sunulmaktadır. Oysa tersine müvekkilin anarşist olması KCK - PKK iddia edildiği gibi KCK üyesi olmadığını göstermektedir” dedi.

Facebook profilinde paylaştığı eleştiri içerikli mesajların iddianamede delil olarak yer almasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Gök “Eğer savcı bu eleştirileri iddianameye koyuyorsa ve siz bu eleştiriler üzerinden yargılama yapıyorsanız; bu hiç tartışma yok ki düşüncenin yargılanmasıdır” diye konuştu. İddianamedeki tapelerin gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu, Yıldız’ın bağımsız gazeteci olarak birçok gazetede çalıştığını anlattı.

İddianamenin ANF haber müdürü İsmet Kayhan’ın “örgüt yöneticisi” olduğu iddiasıyla yazıldığını ve buna bağlı olarak gazeteci-editör ilişkilerinin de suç sayıldığını belirtti. Gök, iddianameye eklenen haberlerle ilgili de “Haberin konusu veya hangi basın kuruluşunda yaptığı haber yaparken kiminle bağlantı kurulduğu tartışılmaz. Olsa olsa haberin içeriği tartışılabilir. Mevcut ceza kanunlarına göre bu da sizin mahkemeniz yetkisi içerisinde bir tartışma değildir, basın kanunu ile ilgilidir” dedi.

Gizli tanık beyanlarıyla ilgili de şunları söyledi: “Tarafımıza tanığa soru sorulma imkanı verilmemesi tanığı kimliğinin neden gizlendiğinin tarafımızca bilinmemesi ve nihayetinde tanık dinlemeye yetkili olmayan makamlar önündeki beyanları tanık delili olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı göz önüne alınarak tutukluluk kararının devamı için gerekçe olarak ele alınamayacağı kanaatindeyiz”. Gizli tanığın Yıldız’ı en son 2001’de gördüğünü söylediğini hatırlatan Gök, 2008’da fotoğraf üzerinden teşhis yapmasının inandırıcı olmadığını ifade etti ve gizli tanık beyanındaki diğer çelişkilere de değindi. Gizli tanığın Yıldız hakkında “2000-2001 yılları arasında DEHAP İl Gençlikte faaliyet yürütüyordu” dediğinin ancak o tarihlerde DEHAP diye bir parti olmadığının altını çizdi.

Yıldız’ın evinin yakınında bomba patlaması üzerine olay yerine giderek haber merkezini aramasının da iddianamede suçlama olarak yer aldığını hatırlatırken, bunun gazetecilik refleksi olduğunu açıkladı.

“Genel geçer beyanlarla insanlar şu anda yargılanıyor ve tutuklu tutuluyor. İddianamede savcı işine gelen müvekkili suçlayabilecek lehe aleyhe olan delilleri bahsediyor ama lehe olan delillerle ilgili bir şekilde bahsetmiyor” diye konuşan Gök, “eyleme gazeteci kılığında gitmek” gibi suçlamaların iddianameyi komik hale getirdiğini ifade etti. 11 aydır tutuklu bulunan müvekkilinin eşinin bu sırada doğum yaptığını, çocuğunun büyümeye başladığını ve tutukluluk halinin cezaya dönüştüğünü söylerken, Yıldız ve diğer sanıkların beraatini talep etti.

Avukat Sinan Zincir de söz alarak, Yıldız’ın iki dakikalığına çocuğunu görmesini talep etti. Mahkeme başkanı bu konuda daha önce karar açıkladıklarını ve buna izin vermeyeceklerini söyledi. Daha sonra söz alan Yıldız da bebeğinin o hapishanedeyken 7,5 aylık olduğunu söylerken, iki dakikalık görüşme talebinin neden kabul edilmediğini sordu. “Bu salonun yıkıp yerine güzel bir çocuk bahçesi yapmak dahi sizin buradaki bir sözünüze bakar. Çok adil yargılama önünde bir engelse asker tutsun yakından görmüş olayım” dedi. Mahkeme başkanı Ali Alçık “Mahkememizin böyle bir görüş verme yetkisi yok” diyerek talebi reddetti.

8 Şubat 2013’teki 11. celsede, Yıldız’ın bebeği “düzeni bozduğu” gerekçesiyle salona alınmadı.

Duruşmada söz alan avukat Ayşe Acinikli, ikamet aramalarının usule uygun olmadığını belirtti, “Örneğin dosyada İsmail Yıldız’ın ev arama tutanağında yalnızca bir hazirunun imzası var ve bu hazirunun kim olduğu da belli değil. Ad ve imzasının yanında herhangi bir telefon veya adres notu düşülmemiş. Bu kişinin kolluktan biri olmadığının tespiti mümkün mü acaba?” dedi.

Avukat Cem Gök, iddianameye eklenen röportajların 90’lı yıllarda çocuk olan kişilerin anılarını konu alan “Bildiğin Gibi Değil” isimli kitapla ilgili röportajlar olduğunu belirtti. Başka gazeteciler tarafından yapılan röportajların Yıldız tarafından deşifre edildiğini anlattı ve kitabı delil olarak mahkemeye sundu.

Gizli tanıklardan birinin Yıldız’ın 2000-2002 arasında Mezopotamya Kültür Merkezi’nde (MKM) takıldığını söylediğini ancak Malatya’da o dönemde MKM diye bir dernek olmadığını belirtti ve Malatya İl Dernekler Müdürlüğüne bu konuda müzekkere yazılmasını talep etti. Gizli tanığın diğer bir iddiasının da Yıldız’ın 2001’de dağa çıktığı şeklinde olduğunu hatırlatan Gök, Yıldız’ın o dönem öğrenci olduğunu ve 2000, 2001, 2002 ve 2003 yıllarında ÖSS sınavlarına girdiğini söyledi, bu konuda ÖSYM’ye müzekkere yazılmasını istedi. Gök, “1 nolu gizli tanığın” çelişkili ifadelerinin mahkemede çürütüldüğünü söyledi ve yalan tanıklık nedeniyle bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Mahkeme Malatya Valiliği’ne ve ÖSYM’ye müzekkere yazılmasını kabul ederken, gizli tanık hakkında suç duyurusu talebini reddetti.

Yıldız bu celsenin sonunda “tutuklu kaldıkları süre ve mevcut delil durumu göz önüne alınarak” serbest bırakılan yedi sanık arasında yer aldı.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede ÖSYM’den gelen cevapta “2000 ÖSS, 2001 ÖSS, 2002 ÖSS ve 2003 ÖSS sınavlarına katılan TC kimlik numaralı adı geçenin, 2000 ÖSS ve 2001 ÖSS sınavlarına ilişkin sınav giriş yeri bilgilerine ulaşılamamakta olup, 2002 ÖSS ve 2003 ÖSS sınavlarına ilişkin merkezimiz kayıtlarında yer alan sınav yeri giriş bilgileri ekte sunulmuştur” denildi. Malatya Valiliği de “Mezopotamya Kültür Merkezi isimli derneğin bulunmadığı 2000 yılı öncesi ve sonrası böyle bir derneğin kayıtlı olmadığını” bildirildi.

15 Eylül 2013’teki 19. celsede Yıldız yaptığı Türkçe savunmasında, 14 ay cezaevinde tutulup tahliye edildiğini, 22 arkadaşının hala bu dava kapsamında tutuklu olduğunu ve bu durumun hukuki bir açıklaması olmadığını belirtti. Savunma metnini Kürtçe hazırladığını söyleyen Yıldız, “Ancak kendi anadilimde parayla konuşuyor olmak, yani ‘anadilde savunma hakkını verdik, parasını ver konuş’ durumuna protesto olarak savunmamı Türkçe yapmak istiyorum” dedi. KCK operasyonlarını eleştiren Yıldız, iddianameye değinirken “Eğer iddia makamı, dünyada bir kuruluşun basın kuruluşu olup olmadığını sadece kendilerinin ya da hizmet ettikleri iktidarın tayin edebileceğini düşünüyorsa, yanılıyor” dedi.

Kendisi hakkındaki ek klasörlerin 27 sayfasını eşiyle olan konuşmalarının oluşturduğunu belirten Yıldız, bunun özel hayatın ihlali olduğunun altını çizdi. Elinde fotoğraf makinesi, kamerayla haber takibi için gittiği eylemlere katıldığı iddiasına değindi, haberi takip etmek için eylemi gerçekleştiren kitleyi takip etmesi gerektiğini, “eylemcilerle birlikte hareket etmenin” bir gazeteciye suçlama olarak yöneltilemeyeceğini söyledi. Yıldız, kendisine herhangi bir örgüte üye olması suçlamasının yöneltilmesinin de gerçekçi olmadığını belirtti ve savcılık ifadesinde vicdani retçi ve anarşist olduğunu açıkladığını, anarşist olmanın herhangi bir örgüte üye olmanın önünde engel olduğunu anlattı.

ANF’ye haber yapmakla suçlanan Yıldız, “Benim çalışma alanımı, manevra alanımı genişlettiği için ANF’ye haber geçtim” derken, yaygın medyada çıkan haber ve röportajlarından örnekler verdi. ANF, Roj TV, DİHA gibi yayın kuruluşlarının gazetecilik faaliyeti yaptığını düşündüğünü belirtti ve İsmet Kayhan dahil hiçbir ANF çalışanıyla tanışıklığı olmadığını ekledi. Kayhan’la aralarındaki editör-muhabir ilişkisini açıkladı.

Rawin Sterk isminin kod isim değil, hem sosyal hayatında hem tiyatro ve gazetecilik faaliyetlerinde kullandığı isim olduğunu söyleyen Yıldız, “gazeteci olarak uluslararası literatüre uygun davrandığını ve devletin tanımına uymak zorunda olmadığını ifade etti. Hakkında iddianameye delil olarak eklenen hususlar konusunda avukatlarının yaptığı savunmaları detaylı bir şekilde tekrar açıkladı. 2000’de liseden mezun olduğuna dair belgeyi, aynı sene Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde bir özel yetenek sınavına giriş belgesini, 2000-2001-2002 ve 2003 senelerinde ÖSS’ye girdiğine dair sınav numaralarını, puanlarını ve diğer ÖSYM belgelerini mahkemeye sundu. Roj TV’yle yaptığı Kürtçe görüşmelerin Türkçeye çevrildiği tapelerde maddi hatalar olduğunu belirtti. ANF çalışanlarının geçtiği haberlerin, iddianamede sanki Yıldız farklı isimlerle haber geçiyormuş gibi yansıtıldığını söyledi. Tapelerin kesilerek iddianameye eklendiğini ve görüşme içeriklerinin manipüle edildiğini anlattı.

İddianamede Kasım 2011’deki bir patlamanın ardından “canlı olarak eylemin haberini yapmak için olay yerine geldiği, dolayısıyla örgütsel eylemlerden eylem öncesinde haberdar olduğunun” iddia edildiğini ancak söz konusu patlamanın evinin 150 metre yakınında gerçekleştiğini söyledi. İddianamede verilen yurtdışına giriş-çıkış tarihleri süresince de Almanya’da olduğunu ifade etti. Yıldız, iddianamedeki tapeleri tek tek açıklarken, bunların haber kaynakları ve diğer meslektaşlarıyla yaptığı görüşmeler olduğunu; ANF editörü Kayhan’la 3-4 yıl çalıştığını, 128 e-posta mesajının olağan olduğunu söyledi.

İddianameye eklenen Facebook paylaşımlarına da değinen Yıldız, bu paylaşımların içeriklerini ve hangi olayların üzerine yazıldığını detaylı bir şekilde açıkladı. Aynı şekilde “terör örgütü propagandası içerdiği” iddia edilen haberlerinin de konularını anlattı.

Son olarak, bir kısmı Almanya’da bir kısmı Guetamala’da çekilecek bir belgesel üzerine çalıştığını söyledi ve bunun için yurtdışı çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Mahkeme başkanı, Yıldız’ın savcılık ifadesini ve delilleri okumaya başladı. Yıldız, HPG’nin bayrağının olduğu fotoğraflarla ilgili “o fotoğrafta HPG bayrağı varsa onu herhalde ben oraya asmadım. Fotoğrafını çektim” dedi. Evinde bulunan kitaplarla ilgili de “Evde yığınla kitap var. Bunlardan bir tanesi de Alpaslan Türkeş’in 9. Işık idi. Polislere onu da götürmelerini söyledim ama götürmediler. O kitapların tamamı okuduğum kitaplar. Bu herhangi bir suç teşkil etmese gerek” dedi.

Mahkeme başkanının soruları üzerine Yıldız “bir gazetecin çalıştığı haber ajansında haber müdüründen haber önerisi alması, hangi sorular üzerinde duracağına yönelik öneriler alması gazeteciliğin en doğal işleyiş biçimi. Bu sadece ANF’de, DİHA’da değil, bütün basın kuruluşlarında böyledir” dedi. Mahkeme başkanı, tapelerdeki yanlış çevirilerle ilgili bir listeyi duruşmadan sonra mahkemeye vermesini istedi. Hakim Kazım Yahyaoğlu ise “ANF’den haber başına mı ücret alıyorsunuz” diye sordu.

Avukat Özcan Kılıç söz alarak, “eylem” kelimesinin çok geçtiğini söyledi ve Yıldız’dan haber takibi yaptığı eylemlerin ne olduğunu açıklamasını istedi. Yıldız BDP’lilerin vekil adaylarının adaylıklarının düşürülmesi üzerine düzenlenen yürüyüş, Cumartesi anneleri, Güngören’de çöken bir binada hayatını kaybedenlerin yakınlarının her hafta düzenlediği eylemleri saydı. Orada fotoğraf veya video çektiğini söyledi. Mahkeme başkanı Alçık, “Bu eylemlerde taşkınlık olmadı mı, molotof atılmadı mı? Bunu mu demek istiyorsunuz” dedi. Yıldız, “Hayır, bana sorulan soruyu cevapladım. Ama molotof atılsa da benimle ilgisi olamaz. Bunu bütün basın verir, ben görüntü çekerim” diye cevapladı.

13 Ocak 2014’teki 30. celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti. Ancak 21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle ÖYM’lerin tamamen kaldırıldı ve 3 Mart 2014’te 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son celse görüldü. Ardından dava dosyası Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Geriye kalan tutuklu sanıklar da rutin tutukluluk incelemelerinde serbest bırakıldı ve 12 Mayıs 2014 itibarıyla davadan tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. İsmail Yıldız’ın da aralarında bulunduğu 37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanlığına atandı. 10. duruşmada, Türkön’ün Emniyet’e müzekkere yazılarak gazetecilerin pasaportlarını Kanun Hükmünde Kararname kapsamında iptal edilmesini istediği ortaya çıktı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıklar hakkında beraat taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi. Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 19 Ocak 2018’de görülen 12. Celsede, Yıldız hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008’de “örgüt üyeliği” suçlamasıyla açılan soruşturmanın derdest olduğuna; Ayrıca Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde örgüt üyeliği suçlamasından kovuşturma bulunduğu, suç tarihinin 15/08/2008 ve öncesi olduğu, iddianame tarihinin 27/05/2009 olduğu ve davanın derdest olduğuna dair belgeler dosyaya eklendi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. duruşması 21 Mayıs 2019’da görüldü.

Davanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek. Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)