Kenan Kırkaya

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) editörü Kenan Kırkaya da 20 Aralık 2011’de Ankara’daki evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı. Ardından soruşturmanın yürütüldüğü İstanbul’a götürüldü.

Kırkaya cezaevinden yazdığı bir mektupta, polislerin kendisine “senin yaptığın haber teröristin yarattığı tehlikeden daha büyük” dediğini anlattı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

Gözaltına alınan gazeteci ve medya çalışanlarından yedisi, savcılık sorgularının ardından 23 Aralık 2011’de serbest bırakıldı. Ancak Kırkaya’nın da aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
İddianameye göre; Kırkaya, savcılıkta verdiği ifadede, “2002’de DİHA’da çalışmaya başladığını, hiçbir terör örgütü ile bağlantısı olmadığını, KCK/PKK terör örgütünün basın komitesi hakkında bir bilgisinin olmadığını, ikametinde yapılan aramada ele geçen bilgisayar ve diğer dijital malzemelerin kendisine ait olmadığını, DİHA’ya ait olduğunu” söyledi.

Kırkaya, 24 Aralık 2011’de 35 gazeteci ve medya çalışanıyla tutuklandı. Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Gazeteci Kenan Kırkaya’nın da aralarında bulunduğu 44 gazeteci ve medya çalışanı hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri iddianamede “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.

Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.

İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

Kenan Kırkaya ile ilgili 44 sayfalık bölüm iddianamenin 362. sayfasında başladı.

Bu bölümde; çoğu Kürtçe 29 kitap ve dergi, DİHA muhabirleriyle telefon görüşmeleri, Roj TV ve DİHA’dan gazetecilerle e-posta yazışmaları; Kırkaya imzalı 32 haber, söyleşi ve yazı; hard disklerinde bulunan haber metni, fotoğrafı ve belgeleri delil olarak yer aldı.

Savcı, “Abdullah Öcalan’ın, avukatları aracılığıyla, örgütsel talimatlarının bir mail adresine yüklendiğini ve Kırkaya’nın da aralarında olduğu kişilerin bu talimatları alarak medya aracılığıyla yaydığını” iddia etti.

İddianamenin “arşiv kayıtları” bölümünde savcı; “Kırkaya’nın, 1999-2002 yılları arasında, biri anadilde eğitim hakkı eyleminde olmak üzere dört farklı tarihte gözaltına alındığı bilgisine” yer verdi. “Eylemlerden ikisinde tutuklandığı” vurgulandı. Kırkaya’nın, “2004’te DİHA’ya yapılan baskında gözaltına alındığı” bilgisine de yer veren savcı, bu soruşturmaların sonuçlarını ve tahliye tarihlerini iddianamesine yazmadı.

Kırkaya’nın, ikametinde yapılan aramada el konulan; not defteri, ajanda, dizüstü bilgisayar, SIM kart, fotoğraf makinesi, fotoğraf filmleri gibi malzemelerin yanı sıra, 29 kitap ve dergi de iddianameye eklendi.

Bu 29 yayın arasında Kürtçe yayın yapan “Zend”, “Deng” ve “Tîroj” dergilerinin üç sayısı vardı. Ayrıca, Abdullah Öcalan’ın, “Yol Haritası: Türkiye’de Demokratikleşme Sorunları, Kürdistan’da Çözüm Modelleri”, İsmail Beşikçi’nin “Bir Aydın, Bir Örgüt ve Kürt Sorunu” ve Samî Tan’ın “Rêzimana Kurmancî (Kürtçe Dilbilgisi)” gibi kitaplar da sıralandı.

Kırkaya’nın, “telefonunun dinlemesi” sonucunda; ikisi “KCK Basın” davasında yargılanan, toplam üç DİHA çalışanıyla telefon görüşmelerinin tape kayıtları aktarıldı. Savcı, Kırkaya’nın görüştüğü kişilerle “bir arada hareket etiklerini” iddia etti. Tape kayıtları, iddianamede şöyle sıralandı:

1- Ekim 2009’da, davanın sanıklarından DİHA Haber Müdürü Fatma Koçak’la yaptığı telefon görüşmesinin tape kaydı.

2- Haziran 2009’da, bir DİHA muhabiriyle bir haberle ilgili telefon görüşmesinin tape kaydı.

3- Aralık 2007’de, davanın sanıklarından DİHA editörü Ertuş Bozkurt’la bir haberle ilgili telefon görüşmesinin tape kaydı.

Kırkaya’nın, e-posta takibi sonucu, Roj TV ve DİHA’dan gazetecilerle yaptığı görüşmeler de iddianameye delil olarak eklendi:

1- Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinin notlarının bulunduğu e-posta.

2- Roj TV’de çalışan ve e-postası takip edilen bir gazetecinin Kırkaya’ya gönderdiği haber konulu e-posta.

3- “KCK operasyonlarında” tutuklanan bir Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) yöneticisinin Kırkaya’ya “Haber anlamında işine yarayacak bölümleri alırsın” notuyla gönderdiği e-posta.

4- o...@...com adresinden Kırkaya’ya gönderilen, Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşme notlarının bulunduğu e-posta. İddianamenin önceki bölümlerinde, savcılık; “Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmelerinin notlarının, avukatlarca e-posta hesaplarının taslak bölümüne şifrelerle kaydedildikten sonra Irak’ın kuzeyinde düzenlendiğini, Irak ve Avrupa’ya gönderildiğini ve buradan da o...@...com adresi üzerinden Türkiye’ye gönderildiğini” iddia etti.

5- DİHA’nın muhasebecisi ile e-posta üzerinden irtibatta olması.

6- DİHA editörü ve davanın sanıklarından Ramazan Pekgöz ile haber takibi konulu e-postası.

7- Roj TV’de çalışan ve e-postası takip edilen bir gazeteciyle e-posta aracılığıyla irtibatta olması.

8- Fırat Haber Ajansı (ANF) editörü ve davanın sanıklarından İsmet Kayhan’la 11 MSN görüşmesi.

“Terör örgütü propagandası” içerdiği iddia edilen haberler ise iddianamede şöyle sıralandı:

1- DİHA’da, 13 Aralık 2011’de yayınlanan, “Ailelerin 2 bin kilometrelik adalet arayışı” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

2- DİHA’da, 4 Aralık 2011’de yayınlanan, “Salim Ensarioğlu: Devlet Kürt nüfusunu azaltmak için yasa hazırladı” başlıklı ve Kırkaya imzalı söyleşi.

3- DİHA’da, 25 Kasım 2011’de yayınlanan, “Seyit Rıza’nın torunundan Başbakan’a tarihi yanıt: Dersim katliamı sürüyor” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

4- DİHA’da, 1 Kasım 2011’de yayınlanan, “Kriminalize edilen BDP siyaset akademileri gerçeği!” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

5- DİHA’da, 20 Ekim 2011’de yayınlanan, “Medya ile 6 Nisan 1990 toplantısı güncelliyor mu?” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

6- DİHA’da, 9 Ekim 2011’de yayınlanan, “Kimse bizden PKK’ye düşmanlık beklemesin” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

7- DİHA’da, 6 Eylül 2011’de yayınlanan, “AKP’li eski vekilden özeleştiri: Durumumuz Heco Ağa gibidir” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

8- DİHA’da, 3 Eylül 2011’de yayınlanan, “30 yıldır değişmeyen konsept: Öcalan’ı etkisiz hale getirmek” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

9- DİHA’da 6 Ağustos 2011’de yayınlanan “Anayasa Konseyi devlet ile toplum arasında köprü olabilir” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

10- DİHA’da, 21 Mayıs 2011’de yayınlanan, “Başbakan’ın Kürt sorunuyla imtihanı: Bir adım ileri, iki adım geri” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

11- DİHA’da, 18 Mayıs 2011’de yayınlanan, “Kürt Hareketinin 20 yıllık birlik arayışı” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

12- DİHA’da, 10 Mayıs 2011’de yayınlanan, “Tuğluk: Adım atılmazsa Suriye ve Mısır’dan daha beter olacağımızı görmüyorlar mı?” başlıklı ve Kırkaya imzalı söyleşi.

13- DİHA’da, 11 Mart 2011’de yayınlanan, “Newroz ateşi bu yıl 130 merkezde yakılacak” başlıklı Kırkaya ve Sertaç Kayar imzalı haber.

14- DİHA’da, 6 Mart 2011’de yayınlanan, “Beşikçi: AKP’nin bölgede başarılı olması çözümü erteler” başlıklı ve Kırkaya imzalı söyleşi.

15- DİHA’da, 20 Ocak 2011’de yayınlanan, “Tarihi davaların avukatlarından KCK davası yorumu: Kürtlere karşı hukuk katledildi” başlıklı ve Kırkaya imzalı röportaj.

16- DİHA’da, 30 Aralık 2010’da yayınlanan, “Azadiya Welat’tan Türk aydınlarına ‘Kürt olsaydınız ne isterdiniz?’ sorusu” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

17- DİHA’da, 29 Ekim 2010’da yayınlanan, “Demirtaş: ‘Kış geliyor PKK eylem yapamaz’ demek, savaşı istemek demektir” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

18- DİHA’da, 21 Eylül 2010’da yayınlanan, “Demirtaş: Hükümetin randevu vermediği DTK İmralı’ya gidiyor” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

19- DİHA’da, 7 Eylül 2010’da yayınlanan, “BDP: Boykot 80 yıllık inkar ve imha siyasetine isyandır” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

20- DİHA’da, 17 Temmuz 2010’da yayınlanan, “Demirtaş: Lozan’a imza atan Kürt vekillerin yaptığını bize yaptırmak istediler” başlıklı ve Kırkaya ve Alper Atalay imzalı haber.

21- DİHA’da, 28 Mayıs 2010’da yayınlanan, “Ufuk Uras: Bir heyetin Öcalan ile görüşmesi süreci rahatlatır” başlıklı ve Kırkaya imzalı söyleşi.

22- DİHA’da, 24 Eylül 2009’da yayınlanan, “Tezkere PKK’yi bitirmedi ölümleri arttırdı” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

23- DİHA’da, 14 Eylül 2010’da yayınlanan, “Cangızbay: PKK silahsızlandırılmadan önce Türkiye siyaseti silahsızlandırılmalı” başlıklı ve Kırkaya imzalı söyleşi.

24- DİHA’da, 19 Ağustos 2009’da yayınlanan, “Oran: Öcalan’ın avukatlarının engellenmesi hükümetin tutarsızlığıdır” başlıklı ve Kırkaya imzalı söyleşi.

25- DİHA’da, 14 Ağustos 2009’da yayınlanan, “Tezkere PKK’yi bitirmedi ölümleri arttırdı” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

26- DİHA’da, 24 Eylül 2009’da yayınlanan, “Gözler İmralı’da: Türkiye Öcalan’ın yol haritasını bekliyor” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

27- DİHA’da, 5 Şubat 2009’da yayınlanan, “DTP Türkiye metropollerinde alternatif yaratmaya çalışıyor” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

28- DİHA’da, 25 Kasım 2008’de yayınlanan, “DTP’li Tuğluk’tan hükümete: Çatışmaların devam etmesinin nedeni Öcalan değil” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

29- Fırat Haber Ajansı’nda (ANF), 16 Temmuz 2011’de yayınlanan, “Bu acı Kürt sorununun acısı ve gerçeği” başlıklı ve Kırkaya imzalı yazı.

30- Özgür Gündem Gazetesi’nin web sitesinde, 14 Kasım 2011’de yayınlanan, “Marmara eylemi yeni bir fırtınanın habercisi mi” başlıklı ve Kırkaya imzalı yazı.

31- Özgür Gündem Gazetesi’nin web sitesinde, 1 Ekim 2011’de yayınlanan, “Başbakan’ın direniş çağrısı Hizbullah’a mı?” başlıklı ve Kırkaya imzalı haber.

32- Özgür Gündem Gazetesi’nin web sitesinde, 19 Mayıs 2011’de yayınlanan, “Kürtler arasında birlik arayışı” başlıklı Kırkaya imzalı haber.

İddianamede Kırkaya’nın ikametinde yapılan aramada 75 adet CD/DVD’ye el konulduğu belirtilirken, el konulan CD/DVD’lerin içeriğiyle ilgili şu iddialar sıralandı:

1- İçeriğinde “PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün kırsal alanda faaliyet gösteren silahlı militanlarının propagandasının yapıldığı ve övüldüğü” iddia edilen yedi adet mp3 formatlı ses dosyası.

2- “KCK soruşturması ve PKK hakkında haber ve yorumların bulunduğu belgeler” olduğu iddia edilen yazılar.

3- Abdullah Öcalan ile ilgili açıklamalar.
4- Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ile ilgili yazılar.
5- Kenan Kırkaya imzalı “KCK operasyonları” ile ilgili gazete yazıları.

6- “PKK üyesinin cenaze görüntüleri.” Görüntülerde, “Kürtçe söylenen ağıtın eşliğinde PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün propagandasının yapıldığı” iddia edildi.

7- Miting, basın açıklaması, mezarlıkta anma gibi yerlerde çekilmiş haber fotoğrafları. Fotoğrafların içeriği anlatılmadı. Ancak fotoğrafların “çok sayıda olduğu ve çoğunda örgüt bayrak ve flamalarının yer aldığı” öne sürüldü

8- “KCK” iddianameleri.
9- “Örgüte eleman kazandırmak ve milli duyguları hassas olan vatandaşlarımızı alenen tahrik ederek provakasyonel nitelikte hazırlanmış metin” olduğu iddia edilen bir yazı.

10- Kenan Kırkaya’nın DTP Eşbaşkanı Emine Ayna ile gerçekleştirdiği, “Ayna: Öcalan Kürtler için lider olduğu için Öcalan’a yaklaşım Kürtlere yaklaşımdır” başlığıyla DİHA’da yayınlanan röportaj. İddianamede röportajdan alıntılara yer verildi. Savcı, “DTP’nin kapatılması halinde bunun sonuçları herkes için ağır olur’ şeklinde ifade kullanarak, tehditkar sözler sarf ettiği ve Öcalan’ın Kürtlerin hakkı için mücadele yürüttüğünü söylediğini” öne sürdü.

11- Kırkaya’nın yazdığı iddia edilen, “Kürtler ideolojik/düşünsel kuşatma altında” başlıklı yazı.

12- “Ağır hasta bir mahpusun tedavisiyle ilgili yaşanan sıkıntılar” konusunda Kırkaya’nın “mahpusun ablasıyla” arasındaki mesajlar.
13- Kırkaya imzalı “Entegre bir politika olarak Kürtleri karşı karşıya getirme” başlıklı yazı.

Kırkaya ilgili deliller arasında, “Öcalan’dan önderlik komitesi üyesi avukatlar tarafından alınan görüşme notlarının 1. hali olan örgütsel talimatların örgüt mensuplarına ulaştırılmasına ilişkin deliller ve değerlendirilmesi” başlığına da yer verildi.

Savcı, “Öcalan’la görüşme notlarının bir mail adresine yüklendiğini ve Kırkaya’nın sadece örgütün üst düzey yöneticilerinde şifresi bulunan e-posta adreslerine giriş yaptığını ve örgüt adına talimatları ilgili kişilere ve basın yayın organlarına ulaştırdığını” iddia etti.

İddianamede, “Öcalan’la, İmralı’da gerçekleştirdiği haftalık görüşmeler sonrasında avukatlar tarafından metin haline getirilen görüşme notlarının o...@...com adresine yüklendiğini” iddia edildi. Notların, “bu adresin şifresini bilen örgüt üyeleri tarafından farklı zamanlarda okunduğu” öne sürüldü. Teknik takip sonucunda, “o...@...com e posta adresiyle” ilgili elde edilen tape kayıtlarına göre, “görüşme notlarının Kenan Kırkaya’nın e-posta adresinin de aralarında bulunduğu beş e-posta adresinden okunduğu” iddia edildi.

Teknik takip sonucu bu e-postaların okunduğu IP numaraları ve okunma tarih ve saatleri iddianamede sıralandı. Yapılan inceleme sonucu, “yedi IP’nin Ankara’da bir adrese kayıtlı olduğu, diğer IP numarasının kim tarafından kullanıldığının tespit edilemediği” belirtildi.

“o...@...com e-posta adresindeki” içerikleri okumak için giriş yapılan IP adresinden, “Kırkaya’nın e-posta adresine de giriş yapıldığı” iddia edildi.

“Giriş yapılan zaman dilimlerinin karşılaştırılması” başlıklı bir liste de sıralandı. Ardından Kırkaya’nın çeşitli tarihlerde “o...@...com e-posta adresine girerek okuduğu” iddia edilen “Görüşme Notlarının 2. Hali” başlıklı sekiz dosyanın içeriğine ilişkin 11 sayfalık bir özete de yer verildi.

Savcı “Öcalan’ın örgütü yönetmeye devam ettiğini, talimatlarını avukatlar aracılığıyla ilettiğini, avukatların sistematik olarak aldıkları bilgileri analiz ettikten sonra çok gizli bir şekilde bu bilgilerin ve talimatların önceden tespit edilen mail adreslerinin taslaklar kısmına kaydettiklerini” öne sürdü.

Savcı, “bilahare bu mail adresine sadece Kenan Kırkaya’nın da içinde bulunduğu üst düzey örgüt yöneticilerinde bulunan mail adresinin şifresini kullanmak suretiyle örgüte müzahir kesime ulaştırdıkları bu talimatlara göre de örgütün şekillendiği ve kendi tabirleriyle ‘eylemsellik geliştirdiklerini” iddia etti.

“İltisaklı tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanlarına ilişkin deliller” başlığında Kırkaya ile ilgili şu iddialara yer verildi:

1- Gizli tanık Bahar’ın “Tekrar Basın Komitesinde faaliyet yürüten isimleri sayacak olursak: (…)Kenan Kırkaya: Ankara’da DİHA’da (Dicle Haber Ajansı) yönetici düzeyinde faaliyet yürütmektedir. Basın Komitesi adına çalışır. Daha önce BDP’de basın danışmanlığı yapıyordu” şeklindeki ifadesi.

2- Gizli tanık Batuhan Yıldız’ın, “Kenan Kırkaya: Ankara Dicle Haber Ajansı’nda çalışmakta” şeklindeki ifadesi.

Savcı, Kırkaya’nın, “Basın Komitesinin Türkiye yürütmesinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini”, “Türkiye yürütmesinde bulunan yedi kişiden birisi olduğunu” ve “DİHA’da sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini” iddia etti.

Kırkaya’nın, “Öcalan’ın avukatları aracılığıyla gönderdiği talimatları okuyup, bu talimatları yönetiminde olduğu DİHA vasıtasıyla geniş kitlelere ulaştırdığını” öne sürdü. Kırkaya’nın “talimatları diğer basın kuruluşlarına da ulaştırmak suretiyle ülke çapında onlarca eylemin meydana gelmesine aracılık yaptığını” iddia etti. Kırkaya’nın “Türkiye Cumhuriyeti Devletini kamuoyu nezdinde küçük düşürmeye yönelik haberlere imza attığı” iddiasında bulundu.

İddianamede Kırkaya; Türk Ceza Kanunu 314/1 düzenlemesi üzerinden “silahlı örgüt kurmak ve yönetmekle” suçlandı. Hakkında 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece hakkında “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla, 15 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

Kırkaya’nın ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesi kapsamında belli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın editörü Kenan Kırkaya’nın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye götürüldü. Duruşmalar bittikten sonra yeniden karayolu ile cezaevlerine götürüldü.
Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından “KCK” soruşturması kapsamında tutuklu tüm gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. duruşmada başladı.

Yargılamanın 5. duruşması j13 Kasım 2012’de görüldü. Yaklaşık bir senedir tutuklu olarak yargılanan Kenan Kırkaya’nın, duruşmalara verilen aralarda veya duruşma salonunda çocuğunu görme talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi.

Yargılamanın 11. duruşması 8 Şubat 2013’te görüldü. Avukat Hasan Erdoğan, 102 klasörden oluşan “KCK Basın” dosyasının neredeyse tamamının röportajlar, yazılar ve çeşitli gazetecilik faaliyetlerinden oluştuğunu vurguladı. Kırkaya hakkındaki iki klasörlük deliller içerisinde 33 adet yazının defalarca tekrarlandığını, yazılardan çeşitli alıntılara yer verildiğini söyledi. Avukat Hasan Erdoğan, bu yazılar veya haberler hakkında açılmış dava bulunmadığını da vurguladı.

“İddianameyi özetlemek gerekirse ‘mayınlı alanlarda gazetecilik yapmak’ olarak özetleyebiliriz” diyen Erdoğan, 14 aydır tutuklu bulunan sanıklara, “anadilde savunma hakkı” tanınmamış olduğu için dosyanın içeriğini tartışmaya başlayamadıklarını anlattı.

Avukat Davut Erkan da iddianamede bir algı yaratılmaya çalışıldığını anlattı. Erkan, Kırkaya’yla ilgili polis tarafından tutulan Genel Bilgi Tarama (GBT) kayıtlarından örnekler veren Erkan, bu kayıtlarda tutuklama gerekçesi ya da beraat durumu gibi bilgilere yer verilmediğine dikkat çekti.

Yargılamanın 14. duruşması, 25 Nisan 2013’te görüldü. Kenan Kırkaya, savunmasını, tercüman aracılığıyla Kürtçe yaptı. Kırkaya, pek çok sanık gibi, iddianamede sık sık kullanılan “sözde” kavramına atıf yaptı. Kırkaya, “Bu iddianameye göre bir gazeteci olarak, ‘sözde gazeteci’ olarak, ‘sözde Kürt’ olarak karşınızdayım. Ama bana göre ‘sözde bir iddianame.’ ‘Sözde bir yargılama’ ile yargılanıyorum” diyerek başladı. Kırkaya, şunları söyledi:

“İddianamede yer alan haberleri gözden geçirdik, bu çalışmalarımdan dolayı başım dik duruyorum. Çünkü bu haberlerde barış var, demokrasi talebi var, bu ülkenin gelişimi var. 800 sayfalık iddianameyi anlamak için 10 kere okudum ama doğrusu bu iddianame bizim tutuklu olmamız ile ilgili hiçbir şey söylemiyor.

‘Mayınlı alanlarda haber yapıyorsunuz’, diyorlar. Nedir bu mayınlı alanlar? Kürt sorunudur. Diyorlar ki; Kürt sorunu hakkında haber yapma. Peki biz ne hakkında haber yapacağız? Ben Kürdüm ben bu ülkenin vatandaşıyım. Ülkenin geleceği beni alakadar ediyor. Kürt sorunu bu ülkenin bir gerçeğidir. Ben bunun üzerine gazetecilik yapıyorum.

Bu iddianamede 32 haberim var, devlet bundan bir örgüt kurmuş, yaratmış. Ama aynı devlet Hrant Dink’in öldürülmesinde herhangi bir örgüt bulamıyor, 17 ay üzerinden geçti, Roboski’de öldürülen 34 insanın katilini bulamıyor, Ceylan Önkol’un, Uğur Kaymaz’ın katilleri hala bulunamadı. Ama bizim haberlerimizden örgüt bulabiliyorlar. Bu da bu ülkenin bir gerçeğidir.”

Kırkaya, iddianamede yer alan haberlerine değindi, aynı haberlerin ana akım medyada da yer aldığını ancak “sadece Kürt medyasının haberlerinin suç konusu haline getirildiğini” örneklerle anlattı.

İki yaşındaki Hêvi Jiyan isimli kızının videolarının olduğu DVD’lerin bile iddianameye delil olarak eklendiğini, ek dosyalar içinde eşiyle özel konuşmalarının yer aldığını vurguladı.

Kırkaya’nın savunmasını bitirmesinin ardından mahkeme başkanı Ali Alçık, şunları söyledi:

“Başından beri yapılan bir çarpıtmayı düzeltmek zorundayım. Davanın başından beri dedik, biz mahkeme olarak kimseyi peşinen suçlamadık. Burada yargılanan kişiler silahlı terör örgütünün yöneticisi ve üyesi olmakla suçlanmaktadırlar. Mahkeme bu iddiayı yargılamaktadır. Mahkeme bu iddiayı yargılarken yargılanan kişilerin milliyetine, diline, uyruğuna, mesleğine karışmaz. Onları dikkate almaz. Sadece isnat edilen suçlamaları yargılar.”

Kırkaya, mahkeme başkanına yanıt vermek istedi, ancak bu talebi reddedildi.

Hakim Ali Alçık, Kırkaya hakkındaki delillerin numaralarını okumaya başladı. Kırkaya, eşiyle yaptığı özel görüşmelerin tape kayıtlarının ek klasörlerden çıkartılmasını talep etti.

Hakim Alpaslan Uz, “PKK/KCK Avrupa Basın Sorumlusu” olduğunu iddia ettiği ANF editörü İsmet Kayhan’la 11 görüşme yaptığını söyleyerek “Buna karşı bir diyeceğin var mı” diye sordu. Kırkaya, bahsedilen kişinin gazeteci olduğunu söyledi.

Yargılamanın 15. duruşması 26 Nisan 2013’te görüldü. Avukat Fırat Epözdemir, mahkemeye Kırkaya’nın DİHA’da çalışırken hakkında açılan davada verilen beraat kararını sundu. Epözdemir; Kırkaya’nın DİHA’yla olan serbest muhabirlik sözleşmesini ve Hürriyet, Milliyet, Radikal gibi gazetelerde yayınlanan haberlerden bir derlemeyi de ayrıca sundu.

Avukat Hasan Erdoğan ise “Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla görüşme notlarına” ilişkin suçlamalara değindi.

“o...@...com adresinden gelen e-postaların tek taraflı olduğunu, suçlama konusu olamayacağını” söyledi. Ayrıca sanık gazetecilerin “o...@...com e-posta adresine” giriş yaptığına dair iddiaların gerçek dışı olduğunu ifade etti ve mahkemeye bu konuyla ilgili bilirkişi raporu sundu.

Söz konusu e-posta adresinin, Almanya’dan tek taraflı olarak mail attığını ve gelen maillerin kimseyle paylaşmadığını, dolayısıyla ortada bir iletişim ağı ya da karşılıklı bir etkileşim olmadığını anlattı.

Kırkaya’nın, iddianamede sıralanan 32 haberiyle ilgili suçlamalara da değinen avukat Erdoğan; Taraf Gazetesi’nde yayınlanan 30 adet ve Radikal Gazetesi’nde yayınlanan üç adet benzer haberi mahkemeye sundu.

İddianamede Kırkaya’nın, “Basın Komitesindeki yönetici düzeydeki yedi kişiden biri olduğunun” iddia edildiğini hatırlatan avukat Erdoğan, iddianamede yer alan yedi kişilik listede Kırkaya’nın isminin yer almadığını vurguladı.

Kırkaya’nın DİHA muhasebecisi ile iddianamede yer alan görüşmesinin içeriğinin, BDP’nin ajans aboneliği ücretiyle ilgili olduğuna dair belgeleri de mahkemeye sundu.

Duruşma savcısı mütalaasında; Kırkaya’nın savunmasında, “sözde iddianame, sözde yargılama, rezil ve rezalet olan bir iddianame sözlerini kullandığını” belirtti. Kırkaya hakkında bu yüzden suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.

Mahkeme, savcının talebini kabul etti. Mahkeme ayrıca, “o...@...com adresine” gelen giden postaların ve bu e-posta hesabına giriş yapılan IP adreslerinin tespiti için Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına (TİB) yazı yazılmasına karar verdi.

Yargılamanın 18. duruşması, 19 Haziran 2013’te görüldü. Bir önceki duruşmada, e-posta adresi ile ilgili yazı yazılan TİB’den yanıt geldiği belirtildi. TİB’in, söz konusu e-posta hesabına erişim ile ilgili tarih ve saat bilgilerini istediği belirtildi. Mahkeme, ek bilgileri içeren yeni bir yazı yazılmasına karar verdi. TİB’den bu yazıya yanıt gelmedi.

Avukat Hasan Erdoğan, Kırkaya hakkında delillerin haberlerden, mesajlardan ve “o...@..com adresinden gelen e-postalardan oluştuğunu” söyledi. Hasan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Dosyayı incelerken yöneticilik iddiasının nereden geldiğini, neye dayandığını anlayamadık. Sayın iddia makamının yapması gerekeni biz yaptık. Çünkü müvekkilin, beraat ettiği dosyaları, sanki mahkum olmuş gibi tek tek sıralamıştı, biz ise hepsini topladık sunduk. Diğer delillerle ilgili bilirkişi raporları da sunduk. İddia makamı bir iddia ileri sürüyor, iki klasörlük delil sunuyor ve iki klasörlük delilin tamamı müvekkilin yazı ve röportajlarından ibaret. Yani aslında gazetecilik faaliyetinin yargılandığını anlatmaya çalışıyorum. Biz delil topluyoruz.”

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Kırkaya’nın da aralarında bulunduğu sekiz tutuklu sanık, 27 Mart 2014’te yapılan rutin tutukluluk incelemesi sonucu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi. 12 Mayıs 2014’te altı gazeteci daha tahliye oldu ve böylece davada tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.
37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar ÖYM’lerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.
Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü. Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 21 Mayıs 2019’da, 17. duruşması ise 22 Ekim 2019’da görüldü.

Yargılamanın 18. duruşması da 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Kırkaya, duruşmaya katılmadı.

Yargılama, 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşmayla sürecek.

Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)

Kırkaya Propaganda Davası

Gazeteci Kenan Kırkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlar gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı.

Kırkaya, “terör örgütü propagandası yapmakla” suçlandı.

Kırkaya hakkında, 10 Aralık 2018 tarihinde gözaltı kararı alındı. Kırkaya adresinde olmadığı için gözaltına alınmadı.

Kırkaya, daha sonra, avukatı ile birlikte Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’ne giderek ifade verdi.

Kırkaya, suçlanan paylaşımların yapıldığı Facebook hesabının kendisine ait olduğunu, ancak paylaşımları kendisinin yapmadığını savundu. İfadesinin ardından serbest bırakıldı.

Kırkaya hakkındaki iddianame, 31 Temmuz 2019 tarihinde tamamlandı.

Gazeteci Kenan Kırkaya hakkındaki iddianame, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı savcılarından Orçun Deniz Taşkın tarafından 31 Temmuz 2019’da tamamlandı. İddianame 2 sayfadan oluştu.

Kırkaya, hakkındaki iddianame tamamlanmadan önce, siyasal iktidara yakın Yeni Akit Gazetesi tarafından hedef gösterildi.

Yeni Akit Gazetesi’nin 21 Temmuz 2019 tarihli sayısında, Kırkaya’nın Yeni Yaşam Gazetesi’nde kaleme aldığı “Kürdistan’a yönelik saldırı sadece sansür değildir” başlıklı yazısı ile ilgili bir haber yayınlandı. Haberde şu ifadeler kullanıldı:

“PKK’nın yayın organı Yeni Yaşam ‘yazar’ı Kenan Kırkaya, yine ‘Kürdistan’ söylemi üzerinden devlete saldırdı. Kırkaya, ‘Kürtlüğü inkar edemedikleri gibi Kürdistan’ı da inkar edemeyecekler. Onların var ya da yok demesiyle Kürdün de Kürdistan’ın da hakikati değişmez’ sözleriyle terör örgütü PKK’nın hayallerini dillendirdi.”

İddianamede, Kırkaya; 2014 – 2017 yılları arasında yaptığı 8 sosyal medya paylaşımı ile suçladı.

“YPG: Cereblusu da özgürleştireceğiz”, “KCK’den devlete de kendi yerel birimlerine de eleştiri” ve “PKK Komutanı IŞİD’e karşı savaşı anlattı” ifadelerini içeren paylaşımların “haber metnine ilişkin bağlantı içerdiği” vurgulandı.

İddianamede ayrıca; “Avrupa’daki saldırılar gösterdi ki devletler korumuyor sömürüyor. YPG, Avrupa’ya da bir birlik gönderse hiç fena olmaz sanki” gibi ifadeler içeren paylaşımların ise “yazı paylaşımı” olduğu belirtildi.

Savcı Taşkın; Kırkaya’nın paylaşımlarının, “örgütün şiddet içeren yöntemlerini övücü, bunları meşru gösterici ve teşvik edici nitelik arz ettiğini” iddia etti.

İddianamede Kırkaya; Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 maddesi kapsamında “terör örgütü propagandası yapmakla” suçlandı. Ancak bu suçun Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesi kapsamında “zincirleme şekilde işlendiğini” iddia edildi. Bu nedenle cezanın yarı oranında arttırılması talep edildi. Kırkaya hakkında toplamda, 1 yıl 3 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istendi.

Kırkaya’nın ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında, “belirli haklardan yoksun bırakılması” talep edildi.

Gazeteci Kenan Kırkaya hakkındaki yargılama, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 5 Aralık 2019 tarihinde görülen ilk duruşma ile başladı. Kırkaya ilk duruşmaya, sağlık raporu sunarak katılmadı.

Yargılamanın ikinci duruşması 23 Ocak 2020 tarihinde görüldü. Kırkaya, bu duruşmada savunmasını yaptı.

Kırkaya; paylaşımları yaptığı sosyal medya hesabının kendisine ait olduğunu belirtti. Ancak hesabının şifresinin geçmişte çalındığını ve bu süreçte kimi paylaşımların yapıldığını ifade etti.

Kırkaya, hakkındaki soruşturmanın, Aralık 2018’de başladığını ancak kendisinin kaleme aldığı bir köşe yazısının Yeni Akit Gazetesi’nde hedef gösterilmesi sonrasında davaya dönüştüğünü belirtti. Kırkaya şunları söyledi:

“Yazıyı yazdıktan bir hafta sonra dava açıldı. İddianameye baktım, suçlama konusu paylaşımlar tamamen haber paylaşımlarıdır. Ben yıllardır gazetecilik yapıyorum, bu yargılandığım tek dava da değil. Bu paylaşımlar savunulmayacak paylaşımlar değil, ancak bir bütün olarak bakıldığında tamamen gazetecilik faaliyeti olup, ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Şahsıma, muhalif kimliğimden dolayı sistematik bir saldırı var. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi.

Ardından Kırkaya’nın avukatı Nuray Özdoğan, Ekim 2019’da yürürlüğe giren “1. Yargı Reformu” adı verilen yasal düzenlemeyi anımsattı. Özdoğan, Kırkaya’nın suçlandığı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 düzenlemesine, reform ile birlikte, “haber ve eleştirinin suçlanamayacağı” yönünde ifade eklendiğine işaret etti.

Avukat Özdoğan, Kırkaya’nın paylaşımlarının, “tamamen gazetecilik mesleği kapsamında” olduğunu ifade etti. Derhal beraat talebinde bulundu.

Savcılık, esas hakkındaki mütalaasını bu duruşmada sundu. Savcılık, Kırkaya’nın, “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti.

Avukat Özdoğan, esas hakkında mütalaa karşısında savunma hazırlanması için ek süre talep etti. Mahkeme talebi kabul etti.

Yargılamanın üçüncü duruşması 5 Mart 2020 tarihinde görüldü. Kırkaya, paylaşımların bir kısmının hesabının çalınması sonrası yapılan paylaşımlar olduğunu belirtti. Kırkaya şunları söyledi:

“Kaldı ki söz konusu paylaşımlarda suç teşkil edecek bir durum da yoktur. Ben bu ülkede bana tanınan hak ve özgürlükler kapsamında düşüncemi ifade ettim. Bu aynı zamanda gazetecilik mesleğimin bir parçasıdır. Ancak bir şekilde sosyal medya hesaplarım didik didik edilerek, suç unsuru çıkartılmaya çalışılıyor.”

Avukat Nuray Özdoğan ise soruşturma aşamasında Kırkaya’nın sosyal medya hesaplarının kolluk güçleri tarafından incelenmesine dönük bir mahkeme kararı olmadığını belirtti. Özdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin; “kişilerin sosyal medya hesaplarının hakim kararı olmaksızın kolluk tarafından araştırılmasının hak ihlali olduğu” yönündeki kararını anımsattı. Avukat Özdoğan; mahkemeden, Anayasa Mahkemesi kararının istenmesini talep etti.

Mahkeme; Anayasa Mahkemesi’ne yazılacak yazı ile “kolluk tarafından sosyal medya hesaplarında yapılacak incelemeye” ilişkin bir kararın olup olmadığının sorulmasına karar verildi. Alınmış bir karar varsa, bir örneğinin gönderilmesi talep edildi. Duruşma; Anayasa Mahkemesi’nden gelecek yazının beklenmesi için ertelendi.

Yargılama, 4 Haziran 2020 tarihinde görülecek dördüncü duruşma ile sürecek.

3. Standing - March 5, 2020


Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Yeni Yaşam gazetesi köşe yazarı gazeteci Kenan Kırkaya hakkında sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlar gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Kırkaya hakkında 10 Aralık 2018 tarihinde gözaltı kararı alındı ancak Kırkaya adresinde olmadığı için gözaltı işlemi uygulanmadı.

Daha sonra avukatıyla birlikte Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne giden Kırkaya, ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

Gazeteci Kırkaya’ya “Zincirleme şekilde örgüt propagandası yapmak” suçlamasının yöneltildiği iddianame, savcı Orçun Deniz Taşkın tarafından hazırlandı. Taşkın’ın 31 Temmuz 2019 tarihinde mahkemeye sunduğu iddianame iki sayfadan oluşuyordu.

İddianame mahkemeye sunulmadan önce hükümete yakınlığıyla bilinen gazetelerden Yeni Akit gazetesi, 21 Temmuz gününde Kırkaya’nın Yeni Yaşam gazetesinde kaleme aldığı “Kürdistan’a yönelik saldırı sadece sansür değildir” yazısını haberleştirerek, şöyle hedef göstermişti:

“PKK’nın yayın organı Yeni Yaşam ‘yazar’ı Kenan Kırkaya, yine ‘kürdistan’ söylemi üzerinden devlete saldırdı. Kırkaya, ‘Kürtlüğü inkar edemedikleri gibi Kürdistan’ı da inkar edemeyecekler. Onların var ya da yok demesiyle Kürdün de Kürdistan’ın da hakikati değişmez.’ sözleriyle terör örgütü PKK’nın hayallerini dillendirdi.”

Kırkaya’nın Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) muhabir olarak çalıştığı 2014-2017 yılları arasında sosyal medya hesabından yaptığı sekiz paylaşım ve haberler suçlama konusu yapıldı. İddianamede paylaşımlardan arasında yer alan “YPG: Cereblusu da özgürleştireceğiz”, “KCK’den devlete de kendi yerel birimlerine de eleştiri” ve “PKK Komutanı IŞİD’e karşı savaşı anlattı” paylaşımlarının haber paylaşımı olduğuna yer verildi.

Savcı Taşkın, suçlama konusu yapılan üç paylaşımın içeriğini haber olarak kabul ederken, paylaşımları “örgütün şiddet içeren yöntemlerini övücü, bunları meşru gösterici ve teşvik edici nitelik arz ettiğinin açık olduğunu ve bu suretle şüphelinin zincirleme örgüt propagandası yapmak suçunu işlediğini” kapsamında değerlendirdi.
Kırkaya’nın Terörle Mücadele Kanunu’ndaki 7/2 maddesi kapsamında yer alan “örgüt propagandası yapmak” suçunun “zincirleme şekilde” işlendiğini ileri sürdü. Kırkaya’nın 12,5 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Ayrıca TCK 53/1 maddesinde yer alan “belirli haklardan yoksun bırakılması” talep edildi.

İddianame Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek, dava açıldı.

Davanın ilk duruşması için 5 Aralık 2019 günü belirlendi. Kırkaya, davanın ilk duruşmasına rahatsızlığı nedeniyle sağlık raporu sunarak katılmadı. Duruşma Kırkaya’nın mazereti kabul edilerek, ertelendi.
Bir sonraki duruşma 23 Ocak 2020 tarihine bırakıldı. Gazeteci Kırkaya, bu duruşmada hazır bulundu. Kimlik tespitinin ardından Kırkaya savunma yaptı. Paylaşımların yapıldığı sosyal medya hesabının kendisine ait olduğunu ancak geçmiş dönemde şifresinin çalındığını ve bu süreçte kimi paylaşımların yapıldığını söyledi. Kırkaya, Aralık 2018’de bu soruşturmanın başladığını ancak kendisinin kaleme aldığı bir köşe yazısının Yeni Akit Gazetesi’nde hedef gösterilmesi sonrasında davaya dönüştüğünü belirterek, “Yazıyı yazdıktan bir hafta sonra dava açıldı. İddianameye baktım, suçlama konusu paylaşımlar tamamen haber paylaşımlarıdır. Ben yıllardır gazetecilik yapıyorum, bu yargılandığım tek dava da değil. Bu paylaşımlar savunulmayayacak paylaşımlar değil, ancak bir bütün olarak bakıldığında tamamen gazetecilik faaliyeti olup, ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Şahsıma, muhalif kimliğimden dolayı sistematik bir saldırı var. Paylaşımların tarihini bile hatırlamıyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi.

Ardından Kırkaya’nın avukatı Nuray Özdoğan müvekkiline beyanlarına katılarak, paylaşımların özellikle Ekim 2019’da yasallaşan yeni yargı paketi kapsamında tamamen gazetecilik mesleği kapsamında yapılan paylaşımlar olduğunu belirterek, derhal beraat talebinde bulundu.

İddia makamı esas hakkındaki mütalasını sunarak, Kırkaya’nın atılı suçlamadan cezalandırılmasını talep etti. Avukat Özdoğan’ın esas hakkındaki mütaalaya ilişkin ek süre talebi mahkemece kabul edilerek, bir sonraki duruşma 5 Mart 2020 tarihine bırakıldı.

Yargılamanın dördüncü duruşmasına Kenan Kırkaya, avukatı Nuray Özdoğan ile birlikte katıldı. Duruşmada esas hakkındaki mütalaaya ilişkin savunma yaptı.

Kırkaya, suçlama konusu yapılan paylaşımların “düşünce özgürlüğü” kapsamında yapılan paylaşımlar olduğunu belirterek, “Ben bu ülkede banan tanınan hak ve özgürlükler kapsamında düşüncemi ifade ettim. Bu aynı zamanda gazetecilik mesleğimin bir parçasıdır. Ancak bir şekilde sosyal medya hesaplarım didik didik edilerek, suç unsuru çıkartılmaya çalışılıyor. Mesleğim suçlama konusu yapılıyor. Mesleğimi yaptığım için yargılanacaksam hiçbir şey demiyorum” dedi.

Kırkaya’nın avukatı Nuray Özdoğan ise Anayasa Mahkemesi’nin “sosyal medya hesaplarının hâkim kararı olmadan kolluk tarafından araştırılamayacağına dair karar” aldığını belirterek, bu kararın bir örneğinin istenmesini talep etti.

Mahkeme heyeti ara kararında, Anayasa Mahkemesi’nin kararının bir örneğinin istenilmesi için yüksek mahkemeye yazı yazılmasına karar verdi. Kararın beklenmesi için bir sonraki duruşma, 4 Haziran 2020 günü saat 10:00’a bırakıldı.



Next Trial: June 4, 2020, 10 a.m.


Duruşmanın başlaması için 11:30 saati belirlenmişti. Ancak önceki duruşmaların uzaması nedeniyle, bu duruşma gecikmeli olarak 11:50’de başladı.

Duruşmaya, tutuksuz yargılanan gazeteci Kenan Kırkaya, avukatı Nuray Özdoğan ile birlikte katıldı. Kırkaya ve duruşmayı izlemek için gelenler duruşma sırası geldiğinde salona geçti. Bu sırada Mehmet Güven (başkan), Mehmet Özdamar ve Burcu Ünal Şahin’den (üyeler) oluşan mahkeme heyeti yerindeydi. Duruşma savcısılığı görevini ise İsmail Mermerci üstlendi.

Mahkeme heyeti başkanı Güven; Kırkaya’ya, hüküm verilmesi durumunda, ertelenmesini isteyip istemediğini sordu. Kırkaya, karar verilmesi durumunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması’nı (HAGB) istedi.

Ardından duruşma savcısı Mermerci, önceki duruşmada verdiği esas hakkındaki mütalaasını tekrarladığını söyledi.

Kırkaya, esas hakkındaki mütalaaya ilişkin savunmasını yaptı.

Kırkaya, paylaşımların bir kısmının hesabının çalınması sonrası yapılan paylaşımlar olduğunu belirtti. Kırkaya şunları söyledi:

“Bu paylaşımlar bana ait değildir. Kaldı ki söz konusu paylaşımlarda suç teşkil edecek bir durum da yoktur. Ben bu ülkede bana tanınan hak ve özgürlükler kapsamında düşüncemi ifade ettim. Bu aynı zamanda gazetecilik mesleğimin bir parçasıdır. Ancak bir şekilde sosyal medya hesaplarım didik didik edilerek, suç unsuru çıkartılmaya çalışılıyor. Mesleğim suçlama konusu yapılıyor. Mesleğimi yaptığım için yargılanacaksam hiçbir şey demiyorum.”

Kırkaya, beraatini talep etti.

Ardından Kırkaya’nın avukatı Nuray Özdoğan savunma yaptı.

Özdoğan, “davanın soruşturma aşamasının hukuksuz yürütüldüğünü” savundu.

Özdoğan; soruşturma aşamasında Kırkaya’nın sosyal medya hesaplarının kolluk güçleri tarafından incelenmesine dönük bir mahkeme kararı olmadığını belirtti.

Özdoğan, “Müvekkilim sosyal medya hesabının çalındığını söyledi. Ancak soruşturma aşamasında ve dava sürecinde bunun araştırması yapılmamıştır. İddianamede suç teşkil edecek bir iddia yok. Paylaşımlarda şiddeti teşvik edecek herhangi bir ifade yoktur. Ortada suç teşkil eden bir kanıt yok iken yargılamanın başlaması hukuka aykırıdır. Bu dosyada bir cezalandırma yapılmaması gerekir. Müvekkilimin beraatını istiyorum” dedi.

Özdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin; “kişilerin sosyal medya hesaplarının hakim kararı olmaksızın kolluk tarafından araştırılmasının hak ihlali olduğu” yönündeki kararını anımsattı. Avukat Özdoğan; mahkemeden, Anayasa Mahkemesi kararının istenmesini talep etti.

Savunmaların ardından mahkeme heyeti kararını açıklamak için, duruşmaya ara vermeden fikir alışverişinde yaptı.


Mahkeme heyeti üç dakika süren fikir alışverişinin ardından kararını açıkladı.

Avukat Özdoğan’ın talebi yerinde bulundu. Anayasa Mahkemesi’ne yazılacak yazı ile “kolluk tarafından sosyal medya hesaplarında yapılacak incelemeye” ilişkin bir kararın olup olmadığının sorulmasına karar verildi. Alınmış bir karar varsa, bir örneğinin gönderilmesi talep edildi.

Duruşma; Anayasa Mahkemesi’nden gelecek yazının beklenmesi için ertelendi.

Yargılama, 4 Haziran 2020 tarihinde saat 10:00’da görülecek duruşma ile devam edecek.


Duruşma Öncesi

Duruşma, Ankara Sıhhiye’deki adliye binasında görüldü. Mahkeme salonun bulunduğu binaya, x-ray cihazından kemerler ve çantalar çıkartılarak yapılan aramanın ardından girildi. Duruşma saati 11:30 olarak belirlenmişti. Ancak önceki duruşmaların uzaması nedeniyle 20 dakika gecikmeli olarak başladı. Duruşma başladığı sırada iki sivil polis ve bir resmi polis duruşma salonuna girdi. Duruşma görevlisiyle konuşup, ellerindeki kağıda not yazan polisler daha sonra salondan ayrıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonu küçüktü. İzleyiciler için altı sıra ayrılmıştı.

Duruşma Katılım

Duruşmaya sanık gazeteci Kırkaya ve avukatının yanı sıra meslektaşları da katıldı. Duruşmayı, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) de izledi.

Genel Gözlemler

Duruşma heyetinin tavrı olumluydu. Kırkaya savunmasını yaparken sözü kesilmedi. Kırkaya’nın savunması özetlenerek tutanağa geçirildi.

Duruşma savcısı; duruşma sırasında sırada sık sık bilgisayar ekranıyla ilgilendi Savcının başını ellerinin arasına koyarak gözlerini kapattığı da görüldü.

Mahkeme heyetinin, karar için fikir alışverişinde bulunurken, bilgisayarlarına bakarak inceleme yapmaları dikkat çekti.

Kararın açıklanmasının ardından mahkeme başkanı Anayasa Mahkemesi’nin kararına atıf yaptı.

O sırada duruşma salonunda bulunan ve kararla ilgili haberi yazan gazeteci, “Efendim haberi ben yazdım. Cumhuriyet Gazetesi muhabiriyim. Kararın gerekçesi açıklanmadı, yakın zamanda açıklanacak” dedi.

Bu sırada heyet üyesi, “Siz farklı değerlendiriyor olabilirsiniz, biz farklı değerlendiririz. O nedenle mahkemeden kararın gelmesini bekleyelim” yanıtı verdi.

Duruşma başladığı sırada salona giren sivil polislerin, duruşma bitiminde salon kapısında bekledikleri görüldü.

2. Standing - Jan. 23, 2020


Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Yeni Yaşam gazetesi köşe yazarı gazeteci Kenan Kırkaya hakkında sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlar gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Kırkaya hakkında 10 Aralık 2018 tarihinde gözaltı kararı alındı ancak Kırkaya adresinde olmadığı için gözaltı işlemi uygulanmadı.

Daha sonra avukatıyla birlikte Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne giden Kırkaya, ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

Gazeteci Kırkaya’ya “Zincirleme şekilde örgüt propagandası yapmak” suçlamasının yöneltildiği iddianame, savcı Orçun Deniz Taşkın tarafından hazırlandı. Taşkın’ın 31 Temmuz 2019 tarihinde mahkemeye sunduğu iddianame iki sayfadan oluşuyordu.

İddianame mahkemeye sunulmadan önce hükümete yakınlığıyla bilinen gazetelerden Yeni Akit gazetesi, 21 Temmuz gününde Kırkaya’nın Yeni Yaşam gazetesinde kaleme aldığı “Kürdistan’a yönelik saldırı sadece sansür değildir” yazısını haberleştirerek, şöyle hedef göstermişti:

“PKK’nın yayın organı Yeni Yaşam ‘yazar’ı Kenan Kırkaya, yine ‘kürdistan’ söylemi üzerinden devlete saldırdı. Kırkaya, ‘Kürtlüğü inkar edemedikleri gibi Kürdistan’ı da inkar edemeyecekler. Onların var ya da yok demesiyle Kürdün de Kürdistan’ın da hakikati değişmez.’ sözleriyle terör örgütü PKK’nın hayallerini dillendirdi.”

Kırkaya’nın Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) muhabir olarak çalıştığı 2014-2017 yılları arasında sosyal medya hesabından yaptığı sekiz paylaşım ve haberler suçlama konusu yapıldı. İddianamede paylaşımlardan arasında yer alan “YPG: Cereblusu da özgürleştireceğiz”, “KCK’den devlete de kendi yerel birimlerine de eleştiri” ve “PKK Komutanı IŞİD’e karşı savaşı anlattı” paylaşımlarının haber paylaşımı olduğuna yer verildi.

Savcı Taşkın, suçlama konusu yapılan üç paylaşımın içeriğini haber olarak kabul ederken, paylaşımları “örgütün şiddet içeren yöntemlerini övücü, bunları meşru gösterici ve teşvik edici nitelik arz ettiğinin açık olduğunu ve bu suretle şüphelinin zincirleme örgüt propagandası yapmak suçunu işlediğini” kapsamında değerlendirdi.

Kırkaya’nın Terörle Mücadele Kanunu’ndaki 7/2 maddesi kapsamında yer alan “örgüt propagandası yapmak” suçunun “zincirleme şekilde” işlendiğini ileri sürdü. Kırkaya’nın 12,5 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Ayrıca TCK 53/1 maddesinde yer alan “belirli haklardan yoksun bırakılması” talep edildi.

İddianame Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek, dava açıldı.

Davanın ilk duruşması için 5 Aralık 2019 günü belirlendi. Kırkaya, davanın ilk duruşmasına rahatsızlığı nedeniyle sağlık raporu sunarak katılmadı. Duruşma Kırkaya’nın mazereti kabul edilerek, ertelendi.

Bir sonraki duruşma 23 Ocak 2020 tarihine bırakıldı. Gazeteci Kırkaya, bu duruşmada hazır bulundu. Kimlik tespitinin ardından Kırkaya savunma yaptı. Paylaşımların yapıldığı sosyal medya hesabının kendisine ait olduğunu ancak geçmiş dönemde şifresinin çalındığını ve bu süreçte kimi paylaşımların yapıldığını söyledi. Kırkaya, Aralık 2018’de bu soruşturmanın başladığını ancak kendisinin kaleme aldığı bir köşe yazısının Yeni Akit Gazetesi’nde hedef gösterilmesi sonrasında davaya dönüştüğünü belirterek, “Yazıyı yazdıktan bir hafta sonra dava açıldı. İddianameye baktım, suçlama konusu paylaşımlar tamamen haber paylaşımlarıdır. Ben yıllardır gazetecilik yapıyorum, bu yargılandığım tek dava da değil. Bu paylaşımlar savunulmayayacak paylaşımlar değil, ancak bir bütün olarak bakıldığında tamamen gazetecilik faaliyeti olup, ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Şahsıma, muhalif kimliğimden dolayı sistematik bir saldırı var. Paylaşımların tarihini bile hatırlamıyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi.

Ardından Kırkaya’nın avukatı Nuray Özdoğan müvekkiline beyanlarına katılarak, paylaşımların özellikle Ekim 2019’da yasallaşan yeni yargı paketi kapsamında tamamen gazetecilik mesleği kapsamında yapılan paylaşımlar olduğunu belirterek, derhal beraat talebinde bulundu.

İddia makamı esas hakkındaki mütalasını sunarak, Kırkaya’nın atılı suçlamadan cezalandırılmasını talep etti. Avukat Özdoğan’ın esas hakkındaki mütaalaya ilişkin ek süre talebi mahkemece kabul edilerek, bir sonraki duruşma 5 Mart 2020 tarihine bırakıldı.



Next Trial: March 5, 2020, 11:30 a.m.


Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gazeteci Kenan Kırkaya’nın duruşması ilk görülecek duruşmaydı. Duruşma salonunun açılmasıyla gazeteci Kırkaya ve kendisine destek olmak için gelen meslektaşları duruşma salonuna alındı. Üyeler Mehmet Özdamar ve Ülkü Tiryakioğlu, yerini almıştı ancak savcı İsmail Mermerci ve başkan Mehmet Güven henüz salona değildi. Yaklaşık beş dakika sonra hakim ve savcının da yerini almasıyla duruşma başladı.

Kırkaya, kimlik tespitine dair beyanlarda bulundu.

Mahkeme başkanı Güven, suçlama konusu yapılan paylaşımların yapıldığı sosyal medya hesabının Kırkaya’ya ait olup olmadığını sordu.

Kırkaya, hesabın kendisine ait olduğunu, ancak daha önce kendisi cezaevinde bulunduğu (2011-Mart 2013) tarihleri arasında kendisinin bilgisi dışında bu hesaptan paylaşımlar yapıldığını belirtti. Kırkaya, ayrıca hesabın hacklendiği bir dönemde de bilgisi dışında paylaşımların yapıldığını söyledi.
Kırkaya, soruşturma kapsamında 2018 yılının Aralık ayında evinin basıldığını ve gözaltına alındığını hatırlatarak, dava dosyasının ise Yeni Yaşam gazetesine yazdığı bir yazıdan kaynaklı Akit Gazetesi’nin hedef göstermesi ardından açıldığını kaydetti. Bunun bir tesadüf olmayacağını belirten Kırkaya, “Yıllardır gazetecilik yapıyorum. İddianameye baktım, bunlar savunulmayacak paylaşımlar değildir, tamamen haber paylaşımlarıdır. Gerçeği söylemek adına söylüyorum, söz konusu paylaşımların yapıldığı hesap daha önce hecklendi. Hatta ben cezaevindeyken de bu hesaptan paylaşımlar yapılmıştı. Yıllardır gazetecilik yapıyorum. Bu tür davalara yabancı değilim, buna benzer davalarda yargılandım. Şahsıma, muhalif kimliğime dönük sistematik bir saldırı söz konusudur. Suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum” diye konuştu.

Kırkaya’nın ardından avukatı Nuray Özdoğan, beyanda bulundu.

Özdoğan, müvekkilinin beyanlarına katıldığını belirterek, “Paylaşımların tarihleri 2014, 2015, 2017’e aittir. Müvekkilim kolluk tarafından çok rahat ulaşılacak birisiyken evi basılarak gözaltına alınmıştır. Bir çocuk babasıdır. Açık kaynak araştırma tutanağına ilişkin usule uygun düzenlenmemiştir. Kollukta hesabının hacklendiğine dair beyanda bulunmasına rağmen hacklenip, hecklenmediği araştırılmamıştır. Kesin aidiyeti gösterir bir tespit söz konusu değildir. Bu konuda hem kovuşturma hem de soruşturma aşaması hukuka aykırı yürütülmüştür. Hacklenen bir hesap kişiye ait olduğu kabul edilemez” diye konuştu.

İddianameye konu olan paylaşımların da haber niteliği taşıdığını belirten Özdoğan, müvekkilinin beraatını talep etti.

Esas hakkındaki mütaalasını sunan iddia makamı, Kırkaya’nın “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla cezalandırılmasını talep etti.

Mütaala sonrası söz alan avukat Özdoğan, esasa ilişkin savunma yapmak için ek süre talebinde bulundu.


Beyanların ardından mahkeme heyeti duruşmaya ara vermeden kararını açıkladı. Kırkaya ve avukatı Özdoğan’ın savunma için ek süre talebi kabul edilerek, bir sonraki duruşma 5 Mart 2020 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüleceği Ankara Sıhhiye’deki Adliye binasına kemerler ve çantalar X-ray cihazına bırakılarak, yapılan aramadan sonra girildi. Duruşma için saat 09:30 belirlenmişti. Kırkaya ve kendisine destek olmak için gelen meslektaşları, duruşma salonu önünde beklerken resmi giysili iki polis gelerek, duruşma listesini kontrol etti. Kırkaya’nın duruşması mahkemede görülecek ilk duruşmaydı. Listede Kırkaya’nın sırasını gösteren polisler “Bunun için bekleyen var mı?” diye sorarak, Kırkaya’ya kim olduğunu sordu. Ardından da telsizden “amirim burada” şeklinde anons geçti. Duruşma saatinin gelmesiyle birlikte Kırkaya ve izleyiciler duruşma salonuna alındı. İki polis memuru duruşmayı izleyip not aldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma salonunda mahkemede görülen davalara ait klasörlerin izleyici sıralarının arkasına yığıldığı görüldü. Mahkeme salonu havalandırılmış ve temizdi. İzleyiciler için sekiz kişilik oturma yeri vardı. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) sistemi için iki büyük TV ekranı salonda hazırdı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Kenan Kırkaya avukatı Nuray Özdoğan, gazeteci Hüseyin Aykol ve destek olmak için gelen gazeteciler katıldı. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ile Mezopotamya Ajansı duruşmayı izledi.

Genel Gözlemler

Olağanüstü bir durum yaşanmadı. Duruşma salonuna geç gelen hakim oldukça nazik bir şekilde salondakilere “günaydın” dedi. Kırkaya’nın savunmasını kesmedi. Savunmayı olabildiğince tutanağa geçirdi. Duruşma tarihi için Kırkaya’nın avukatının görüşünü de dikkate aldı. Duruşma savcısı ise salona girdiği andan itibaren bilgisayar ve telefonuyla ilgilendi. Mütaalayı çok sessiz açıklarken, salondaki izleyiciler duymakta zorlandı.

1. Standing - Dec. 5, 2019


Yeni Yaşam gazetesi köşe yazırı gazeteci Kenan Kırkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlar gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Kırkaya hakkında 10 Aralık 2018 tarihinde gözaltı kararı alınmış ancak Kırkaya adresinde olmadığı için gözaltı işlemi uygulanmamıştı.

Daha sonra avukatıyla birlikte Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne giden Kırkaya, ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

Gazeteci Kırkaya’ya “zincirleme şekilde örgüt propagandası yapmak” suçlamasının yöneltildiği iddianame, savcı Orçun Deniz Taşkın tarafından hazırlandı. Taşkın’ın 31 Temmuz 2019 tarihinde mahkemeye sunduğu iddianame iki sayfadan oluşuyordu.

İddianame mahkemeye sunulmadan önce hükümete yakınlığıyla bilinen gazetelerden Yeni Akit gazetesi, 21 Temmuz gününde Kırkaya’nın Yeni Yaşam gazetesinde kaleme aldığı “Kürdistan’a yönelik saldırı sadece sansür değildir” yazısını haberleştirerek, şöyle hedef göstermişti:

“PKK’nın yayın organı Yeni Yaşam ‘yazar’ı Kenan Kırkaya, yine ‘kürdistan’ söylemi üzerinden devlete saldırdı. Kırkaya, ‘Kürtlüğü inkar edemedikleri gibi Kürdistan’ı da inkar edemeyecekler. Onların var ya da yok demesiyle Kürdün de Kürdistan’ın da hakikati değişmez.’ sözleriyle terör örgütü PKK’nın hayallerini dillendirdi.”

Kırkaya’nın Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) muhabir olarak çalıştığı 2014-2017 yılları arasında sosyal medya hesabından yaptığı sekiz paylaşım ve haberler suçlama konusu yapıldı. İddianamede paylaşımlardan arasında yer alan “YPG: Cereblusu da özgürleştireceğiz”, “KCK’den devlete de kendi yerel birimlerine de eleştiri” ve “PKK Komutanı IŞİD’e karşı savaşı anlattı” paylaşımlarının haber paylaşımı olduğuna yer verildi.

Savcı Taşkın, suçlama konusu yapılan üç paylaşımın içeriğini haber olarak kabul ederken, paylaşımları “örgütün şiddet içeren yöntemlerini övücü, bunları meşru gösterici ve teşvik edici nitelik arz ettiğinin açık olduğunu ve bu suretle şüphelinin zincirleme örgüt propagandası yapmak suçunu işlediğini” kapsamında değerlendirdi.

Kırkaya’nın Terörle Mücadele Kanunu’ndaki 7/2 maddesi kapsamında yer alan “örgüt propagandası yapmak” suçunun “zincirleme şekilde” işlendiğini ileri sürdü. Kırkaya’nın 12,5 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Ayrıca TCK 53/1 maddesinde yer alan “belirli haklardan yoksun bırakılması” talep edildi.

İddianame Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek, dava açıldı.

Davanın ilk duruşması için 5 Aralık 2019 günü belirlendi. Kırkaya, davanın ilk duruşmasına rahatsızlığı nedeniyle sağlık raporu sunarak katılmadı. Duruşma Kırkaya’nın mazereti kabul edilerek, ertelendi.

Bir sonraki duruşma 23 Ocak 2020 tarihine bırakıldı.



Next Trial: Jan. 23, 2020, 9:30 a.m.


Duruşma saati 09:45 olarak belirlenmişti. Ancak duruşma yaklaşık 45 dakika geç başladı. Başkan Mehmet Güven, üyeler Ülkü Tiryakioğlu ile Mehmet Özdemir ve savcı İsmail Mermerci yerini aldı.

Gazeteci Kenan Kırkaya, sağlık sorunlarını gerekçe göstererek katılmadı.

Avukat Nuray Özdoğan, müvekkili Kırkaya’nın sağlık raporunu mahkemeye sundu. Müvekkilinin önümüzdeki celsede duruşmada hazır olacağını ve savunma yapacağını belirtti.


Mahkeme heyeti, duruşmaya ara vermeden kararını açıkladı. Kırkaya’nın mazeretinin kabul eden mahkeme, bir sonraki duruşmayı 23 Ocak 2020 tarihine bıraktı.


Duruşma Öncesi

Ankara Sıhhiye’deki Adliye’ye X-ray cihazından kemerler ve çantalar ayrı ayrı olmak üzere yoğun bir güvenlik aramasından geçilerek girildi. Duruşma 45 dakika geç başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkemenin gördüğü davalara ait klasörlerin izleyici sıralarının arkasına yığıldığı görüldü. Mahkeme salonu havalandırılmış ve temizdi. İzleyiciler sekiz kişilik oturma yeri vardı. SEGBİS sistemi için iki büyük TV ekranı salonda hazırdı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Kenan Kırkaya katılmazken, avukatı Nuray Özdoğan hazır bulundu. TGS ve MLSA da duruşmayı izledi.

Genel Gözlemler

Olağanüstü bir durum yaşanmadı. Heyetin tavrı oldukça olumluydu. Duruşma günü için 21 Ocak tarihi verilmesi sonrasında avukatın aynı tarihte başka bir duruşmasının olduğunu belirtmesi üzerine 23 Ocak tarihi belirlendi.

Kırkaya Propaganda Davası (Indictment)

Kırkaya Propaganda Davası 1. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 22 Ekim 2016 ile 2 Kasım 2016 tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haber ve yazılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından soruşturma başlatıldı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve yazı işleri müdürü İshak Yasul hakkında başlatılan soruşturmaya; kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın muhabirleri de dahil edildi. Gazeteciler Kenan Kırkaya, Aziz Oruç, Selman Keleş ve Özgür Paksoy; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yayımlanan haber ve yazıları nedeniyle suçlandı.

Gazetecilere; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” suçlamaları yöneltildi.

Yasalara göre bir kişi hakkında bu suçlamayla soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Gazeteciler için gereken bakanlık izni 12 Aralık 2016 tarihinde alındı.

DİHA muhabiri Kenan Kırkaya; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yayımlanan “İnkar Cumhuriyetinden Kürt Soykırımı’na” başlıklı yazısı üzerinden suçlandı.

Kırkaya ile birlikte 6 gazeteci hakkındaki iddianame 12 Nisan 2017’de tamamlandı.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Kenan Kırkaya ile birlikte 6 gazeteci hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı savcılarından Yasemin Baba tarafından hazırlandı. Beş sayfadan oluşan iddianame 12 Nisan 2017’de tamamlanarak, mahkemeye sunuldu.

İddianamede, Kırkaya; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde 30 Ekim 2016’da yayımlanan, “İnkar Cumhuriyetinden Kürt Soykırımı’na” başlıklı yazısı gerekçe gösterilerek suçlandı. Gazete; Kırkaya’nın DİHA için kaleme aldığı haberi, başlığını ve formatını değiştirerek yayınlamıştı.

Savcı Baba; yazıyı, “soyut ve temelsiz” olmakla suçladı. Yazının, “Geçmişten bugüne kadar Türk devletinin sürekli olarak Kürtlere yönelik imha ve soykırım politikası işlediği, AK Parti’nin de bu durumu devam ettirdiği iddiasını merkeze aldığını” öne sürdü.

Kırkaya, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamakla” suçlandı. Hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında belirli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Kapatılan DİHA muhabiri Kenan Kırkaya’nın da aralarında bulunduğu 6 gazeteci hakkındaki yargılama İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 21 Eylül 2017’de görülen ilk duruşma ile başladı. Duruşmada Hakim Nursel Bedir görev aldı. Kırkaya duruşmaya katılmadı.

Kırkaya; 9 Şubat 2018’de, İstanbul’da yürütülen yargılama için Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde savunma yaptı.

Kırkaya, suçlamaya konu olan haberin, 28 Ekim 2016’da, “Kürtsüz Cumhuriyet Can Çekişiyor” başlığı ile Dicle Haber Ajansı tarafından yayınlandığını söyledi. Bu haberin 30 Ekim 2016’da, başlığı değiştirilerek ve editoryal müdahalelerle Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi tarafından yayınlandığını dile getirdi.

Haberinin, “Cumhuriyetin demokratikleşmesi ve Cumhuriyeti kuran unsurların bu demokratikleşmedeki payına yönelik” olduğunu söyledi. Haberinde, “Kürtler dahil kurucu unsurların inkar edilmesinin Cumhuriyeti anti-demokratikleştirdiğini ele aldığını” dile getirdi. Haberinde hakaret ve aşağılamanın söz konusu olmadığını belirtti. “Bunlar bir gazeteci olarak, siyasal ahlak olarak da benimsemediğim şeylerdir” dedi. Kırkaya savunmasında şunları söyledi:

“Eğer savcılık, ‘katliam’, ‘soykırım’ ifadelerinden rahatsızlık duymuş ise, bu kavramlar bana ait değildir. Dersim’de katliam yapıldığını dönemin Başbakanı olarak sayın Recep Tayyip Erdoğan açıklayıp, devlet adına özür diledi. Üstelik rakamlarla ve hangi araçlarla insanların öldürüldüğünü ifade etti. Ben de bir gazeteci olarak bunları tekrar hatırlatma gereği duydum.”

Haberinin, düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde ele alındığını ve arkasında olduğunu belirtti.

Yargılamanın 10. duruşması 28 Kasım 2019’da görüldü. Gazetecilerin avukatı Özcan Kılıç, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yazılı olarak sundu. Kılıç, savunmasında özetle, şunları dile getirdi:

“Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı taraftan. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘çocuk panzerin altına mı atladı’ yazılmalıydı.”

Kılıç, gazetecilerin beraatını talep etti.

Hakim Nursel Bedir bu duruşmada kararını açıkladı.

Kenan Kırkaya hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesiyle düzenlenen “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” suçunu işlediği gerekçesiyle 6 ay hapis cezası verildi. Ceza 5 aya indirildi ve hükmün açıklanması geri bırakıldı.

Kırkaya ile birlikte İshak Yasul, Selman Keleş, Özgür Paksoy hakkında da aynı suçlama ile aynı ceza verildi.

Selman Keleş hakkında verilen 5 ay hapis cezası ertelendi.

Haklarında yakalama kararı bulunan Ersin Çaksu ve Aziz Oruç’un dosyaları ise ayrıldı.

10. Standing - Nov. 28, 2019


Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 22 Ekim 2016 ile 2 Kasım 2016 tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haber ve yazılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından soruşturma başlatıldı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve sorumlu yazı işleri müdürü İshak Yasul hakkında başlatılan soruşturmaya DİHA muhabirleri de dahil edildi. Gazeteciler Aziz Oruç, Özgür Paksoy, Kenan Kırkaya ve Selman Keleş; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yayımlanan haber ve yazıları nedeniyle suçlandı.

Gazetecilere; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” suçlamaları yöneltildi.

Yasalara göre bir kişi hakkında bu suçlamayla soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Gazeteciler için gereken bakanlık izni 12 Aralık 2016 tarihinde alındı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba tarafından hazırlandı. Beş sayfadan oluşan iddianame, 12 Nisan 2017’de tamamlanarak, mahkemeye sunuldu.

“Mülteciler Rojava’ya Akın Ediyor” ve “Şehba Köylerine Saldırı” başlıklı haberler, iddianamede delil olarak gösterildi. Savcı Baba, haberlerde; “Ülkemizin sınır ötesi operasyonlarına katılan güçlerden ‘Türkiye ve ona bağlı çeteci gruplar’ olarak bahsedildiğini” iddia etti. “Operasyonlarda sivillerin hedef alınarak, göç etmeye zorlandıkları isnadında bunulduğunu” öne sürdü.

“Kobane Onurun Direnişidir”, “Zırhlılar Çocukların Kabusu Oldu”, “İntihar Değil Cinayet”, “Devrimci güçler Şehba’da ilerliyor”, “İnkar Cumhuriyetinden Kürt Soykırımı’na”, “İstifa Eden Korucu: Bizi Ölüme Gönderiyorlar”, “TSK’den Efrin’de Sivillere Saldırı”, “Yaşamı Ellerinden Alınan Küçük Yürekler”, “Şırnak’ta Çadır Zulmü: Şehri Yakıp Yıkmak Yetmedi, Şimdi de Halkı Göçertmek İstiyor” başlıklarıyla yayınlanan yazı ve haberler de suçlamalara dayanak olarak gösterildi.

Savcı Baba, söz konusu haber ve yazıları, “somut ve dayanaksız” olmakla suçladı. “Aşağılama kastı ile hareket edildiğini” öne sürdü.

Türkiye’nin sınır ötesi askeri operasyonları ve zırhlı araçların sebep olduğu iddia edilen ölümlerle ilgili haberlerde; “Devletin milli güvenliğini sağlamak için yaptığı sınır ötesi operasyonlarda sivil katliam yapıldığının, bölgede işgalci güç olarak yer aldığının, kasıtlı olarak çocukların ölümüne neden olduğunun belirtildiğini” iddia etti.

Savcı Baba, Çaksu ve Yasul’un; tüm bu haber ve yazılardan yetkili konumunda olduğu için sorumlu olduğunu öne sürdü.

DİHA muhabirleri Kenan Kırkaya, Ersin Çaksu, Özgür Paksoy ve Aziz Oruç ise ajans için kaleme aldıkları haberler üzerinden suçlandı. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi de haberi, ajansın abonesi olarak yayınlanmıştı.

Gazeteciler; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamakla” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamakla” suçlandı. Haklarında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası istendi.

Altı gazeteci hakkındaki yargılama, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 21 Eylül 2017’de görülen ilk duruşma ile başladı. Duruşmada, hakim Nursel Bedir görev aldı. İlk duruşmada, savunma yapan Yasul; şunları söyledi:

“Bahsedilen haberler editörlerimiz tarafından çeşitli ajanslardan alınarak haberleştirilmiştir. Editoryal bağımsızlık ilkesi gereği bu haberlere müdahale etmeyi etik bulmuyorum. Kaldı ki yapılan haberler suç unsuru ya da suç teşkil eden herhangi bir durum yoktur.”

Yargılamanın ikinci duruşması 7 Aralık 2017’de görüldü. Duruşma, Yasul dışındaki gazetecilerin savunmalarının alınmaması nedeniyle 12 Nisan 2018’e bırakıldı.

DİHA muhabirleri Kenan Kırkaya, Özgür Paksoy ve Selman Keleş, İstanbul’daki yargılama için savunmalarını, Şubat 2018’de; bulundukları illerdeki asliye ceza mahkemelerinde yaptı.
Yargılama 10 duruşma sürdü. Duruşmalar, yurtdışındaki Aziz Oruç ve Ersin Çaksu’nun savunmalarının alınamaması gerekçesiyle ertelendi.

Yargılamanın 10. duruşması 28 Kasım 2019’da görüldü.

Gazetecilerin avukatı Özcan Kılıç, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yazılı olarak sundu. Kılıç, savunmasında özetle, şunları dile getirdi:

“Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı taraftan. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘çocuk panzerin altına mı atladı’ yazılmalıydı.”

Kılıç, gazetecilerin beraatını talep etti.

Hakim Nursel Bedir bu duruşmada kararını açıkladı.

Kararda İshak Yasul ile birlikte Kenan Kırkaya, ve Özgür Paksoy’a; Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” suçunu işledikleri gerekçesiyle 6 ay hapis cezası verildi. Ceza, 5 aya indirildi. Gazetecilere verilen ceza için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB) karar verildi. Selman Keleş hakkındaki ceza ise ertelendi.

Hakkında yakalama kararı bulunan Ersin Çaksu ve Aziz Oruç’un dosyaları ise ayrıldı.


Mahkeme heyetinin yerini alması ile duruşma 20 dakika geç başladı. Duruşmaya, sanık gazeteciler katılmazken, avukatları Özcan Kılıç hazır bulundu.

Mahkeme hakimi Nursel Bedir, Selman Keleş, Ersin Çaksu ve Aziz Oruç hakkında çıkarılan yakalama kararının infaz edilmediğini belirtti. Karar vereceğini belirten hakim Bedir, Avukat Özcan Kılıç’tan esas hakkındaki savunmasını yapmasını istedi.

Avukat Özcan Kılıç, esas hakkındaki savunmasını yazılı olarak mahkeme hakimine sundu. Kılıç, savunmasında özetle, “Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde, ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş. Beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı tarafın. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘Çocuk panzerine altına mı atladı’ yazılmalıydı” dedi.

Kılıç, müvekkilleri için beraat talep etti. Aksi durumda adli “hükmün açıklanmasını geri bırakılmasını” istedi.


Duruşma Öncesi

İzleyiciler ve gazeteciler X-Ray cihazlarından geçirilerek adliyeye alındı. 13:40’ta başlaması beklenen duruşma, 14.00’de başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salonda sanıklar için dört kişilik, izleyiciler içinde 10 kişilik yer ayrılmıştı. İzleyiciler ve gazeteciler duruşmanın başlamasını, salonun önünde bekledi. Her hangi bir bariyer yoktu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) yetkilileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşmada olağanüstü bir durum gözlenmedi. Hakimin tavrı olumluydu.


Avukat Özcan Kılıç’ın savunmasının ardından mahkeme hakimi, kararını açıklamak üzere duruşmaya 5 dakika ara verdi. Kararda, İshak Yasul, Selman Keleş, Kenan Kırkaya ve Özgür Paksoy hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” (TCK 301) suçundan 6’şar ay hapis cezası verildi.

Cezada 1/6 oranında indirim yapan mahkeme hakimi, cezayı 5 aya indirdi.

Gazeteciler İshak Yasul, Kenan Kırkaya ve Özgür Paksoy için hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildi. Selman Keleş için hakkında açılan bazı davalarda ceza aldığı öne sürülerek HAGB uygulanmadı, cezası ertelendi.

Ersin Çaksu ve Aziz Oruç’un dosyaları da ifadeleri alınmadığı gerekçesiyle ayrıldı.

9. Standing - Nov. 5, 2019


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu’nca Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 22 Ekim ile 2 Kasım 2016’da tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haberler gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı.

Soruşturma “Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” (TCK 301) suçlamasına dayandırıldı. Soruşturma sonunda gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan İshak Yasul ile birlikte genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı muhabirleri Kenan Kırkaya, Aziz Oruç, Selman Keleş ve Özgür Paksoy hakkında iddianame hazırlandı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame savcı Yasemin Baba, tarafından hazırlandı. Beş sayfadan oluşan iddianame 12 Nisan 2017’de tamamlanarak mahkemeye sunuldu.

İddianamede 22 Ekim ile 2 Kasım tarihleri arasındaki 13 ayrı sayıda çıkan haber ve yazıların başlıkları yer aldı.

Savcı Baba, 2 Kasım 2016 günü yayımlanan sayıdaki “Mülteciler Rojava’ya akın ediyor” ve “Şehba köylerine saldırı” başlıklı haberle ilgili “ülkemizin sınır ötesi operasyonlarına katılan güçlerden Türkiye ve ona bağlı çeteci gruplar’ olarak bahsedilmek suretiyle bu operasyonlarda sivillerin hedef alınarak, göç etmeye zorlandıkları isnadında bulunulduğu” değerlendirmesinde bulundu.

Yine gazetenin iddianameye konu tarihleri arasında yayımlanan sayılarda “Kobane Onurun Direnişdir”, “Zırhlılar çocukların kabusu oldu”, “İntihar değil cinayet”, “Devrimci güçler Şehba’da ilerliyor”, “İnkar Cumhuriyetinden Kürt Soykırımı’na”, “İstifa eden korucu; bizi ölüme gönderiyorlar”, “TSK’den Efrin’de sivillere saldırı”, “Yaşamı ellerinden alınan küçük yürekler”, “Şırnak’ta çadır zulmü: Şehri yakıp yıkmak yetmedi, şimdi de halkı göçertmek istiyor” başlıklarıyla yer alan çeşitli yazı ve haberler benzer biçimde suçlama konusu yapıldı.

Savcı Baba, söz konusu haber ve yazılarla ilgili “Tüm bu soyut ve dayanaktan yoksun haberlerde açıkça aşağılama kastıyla hareket edildiği” değerlendirmesini yapıyor. Yine sınır ötesi operasyonlar ve zırhlı araçlarla yaşanan ölümlere ilişkin hazırlanan haberler için de “Devletin milli güvenliğini sağlamak amacıyla yaptığı sınır ötesi operasyonlarında sivil katliam yaptığı, bölgede işgalci güç olarak yer aldığı, kasıtlı olarak çocukların ölümüne neden olduğu” değerlendirmesi yaparak, atılı suçlamanın işlendiğini savunuyor. Gazetecilerin altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep ediyor. Ayrıca TCK’nin 53’üncü maddesi kapsamındaki belirli haklardan yoksun bırakma cezasının da uygulanmasını talep ediyor.

İddianame İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek, yargılanmalarına başlandı. Davanın ilk duruşması, 21 Eylül 2017’de görüldü. Hakim Nursel Bedir’in görev aldığı duruşmada Yasul ve avukatı Özcan Kılıç hazır bulundu.

Suçlamayı reddeden Yasul, şu şekilde savunma yaptı: “Bahsedilen haberler editörlerimiz tarafından çeşitli ajanslardan alınarak haberleştirilmiştir. Editöryal bağımsızlık ilkesi gereği bu haberlere müdahale etmeyi etik bulmuyorum. Kaldı ki yapılan haberler suç unsuru ya da suç teşkil eden herhangi bir durum yoktur.”

Davanın bir sonraki duruşması 7 Aralık 2017’ye bırakıldı. Bu duruşmada Yasul dışındaki gazetecilerin savunmalarının alınmaması nedeniyle 12 Nisan 2018’e bırakıldı.

Dava kapsamında yargılanan gazeteciler Kenan Kırkaya, Özgür Paksoy ve Selman Keleş, Şubat 2018’de talimatla savunmalarını yaptı.

Davanın dördüncü duruşması 12 Nisan 2018, altıncı 14 Şubat 2019’da görüldü. Hakim Nursel Bedir’in görev yaptığı duruşma, sanık gazeteciler Aziz Oruç ve Ersin Çaksu’nun ifadelerinin alınmamış olması nedeniyle 20 Haziran 2019’a bırakıldı.

Davanın bir sonraki duruşmasında gazeteciler Oruç ve Çaksu’nun halen ifadelerinin alınmaması ve haklarında çıkartılan yakalama kararının infaz edilmemiş olması nedeniyle 19 Eylül 2019’a bırakıldı. Davanın 19 Eylül’de görülen duruşması da aynı nedenle ertelenerek, 5 Kasım 2019’a bırakıldı.

Davanın 28 Kasım 2019’da görülen 10. duruşmasında dava karara bağlandı. Duruşmada Nursel Bedir, yerini alırken sadece gazetecilerin avukat Özcan Kılıç katıldı. Mahkemeye heyeti karar vereceğini ve avukat Kılıç’ın esas hakkındaki savunmasını yapmasını istedi. Kılıç, esas hakkındaki mütalaasını yazılı olarak mahkemeye sundu.

Kılıç, savunmasında özetle, şunları dile getirdi: “Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı taraftan. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘çocuk panzerin altına mı atladı’ yazılmalıydı.”

Kılıç, müvekkillerinin beraatını talep etti.

Mahkeme hakimi, kararını verdiği beş dakikalık aranın ardından açıkladı. Kararda İshak Yasul ile birlikte Kenan Kırkaya, ve Özgür Paksoy’a “Türkiye Cumhuriyeti ve Hükümetini, Devletini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamasıyla 6’şar ay hapis cezası verildi. Cezada indirim yapan hakim Bedir, cezayı beş aya indirdi. Hapis cezaları için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verildi.

Hakkında yakalama kararı bulunan Ersin Çaksu ve Aziz Oruç’un dosyaları ise ayrıldı.



Next Trial: Nov. 28, 2019, 1:40 p.m.


Mahkeme heyetinin yerini alması ile başlayan duruşmaya, sanık gazeteciler katılmazken, avukatları Özcan Kılıç hazır bulundu.

Mahkeme hakimi, Ersin Çaksu ve Aziz Oruç hakkında çıkarılan yakalama kararının infaz edilmediğini belirtti.

Avukat Özcan Kılıç, bu aşamada bir taleplerinin olmadığını söyledi.


Ardından kararını açıklayan mahkeme hakimi, hakkında yakalama kararı bulunanlar hakkındaki kararın devamına karar verdi.

Duruşma, 28 Kasım 2019 saat 13:40’a bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüldüğü adliye binasına X-Ray arama cihazından geçildikten sonra girildi. Duruşma 11:00’da başlaması beklenen duruşma, 11:40’de başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salonda sanıklar için dört kişilik, izleyiciler içinde 10 kişilik yer ayrılmıştı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı izleyen olmadı.

Genel Gözlemler

Mahkeme hakiminin tavrı oldukça olumluydu. Duruşma yaklaşık 3 dakika sürdü.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası (Indictment)

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası 9. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası 10. Standing (Minutes of the Hearing)