Mazlum Özdemir

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Kapatılan DİHA’nın muhabiri Mazlum Özdemir de gözaltına alınanlar arasındaydı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

İddianameye göre; Mazlum Özdemir, savcılıkta verdiği ifadede “2002’den beri DİHA’da muhabirlik yaptığını, sorulan e-mail adresinin büronun ortak mail adresi olduğunu, örgütle haberleşmediklerini” söyledi. Özdemir, sorgusunda kendisine yöneltilen gizli tanık ve tanık beyanlarını kabul etmedi.

Özdemir, 35 gazeteci ile birlikte 24 Aralık 2011’de tutuklanarak Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Gazeteci Mazlum Özdemir’in de aralarında bulunduğu 44 gazeteci ve medya çalışanı hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri iddianamede “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.

Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.

İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

Gazeteci Mazlum Özdemir ile ilgili 21 sayfalık bölüm iddianamenin 224. sayfasında başladı.

Bu bölümde, Özdemir’in “arşiv kayıtları” başlığında ilk olarak yurtdışına çıkış - yurda giriş tarihleri, evinde bulunan Abdullah Öcalan’a ait kitaplar ve çeşitli dokümanlara yer verildi.

Ayrıca Özdemir’in, e-posta adresi üzerinden gerçekleştirdiği 12 yazışma, DİHA çalışanlarıyla haftalık ajans gündemi hakkındaki beş adet e-posta, Fırat Haber Ajansı (ANF) editörü İsmet Kayhan ile iletişimde olduğuna dair savcılık tespiti de iddianameye konuldu.

Son olarak “teslim olan bir örgüt üyesi olduğu iddia edilen B. M. ile gizli tanıklar Bahar ile Batuhan Yıldız’ın beyanları” Özdemir’e yönelik “silahlı terör örgütü yöneticiliği” suçlamasına delil olarak gösterildi.

12 adet MSN mesajlaşmasının tape kaydına yer veren savcı, bunların “terör örgütünün faaliyetlerine ilişkin çalışmalar yapıldığına dair görüşmeler olduğunu” iddia etti. Savcı, “örgütsel faaliyetlerin organizasyonu konusunda Mazlum Özdemir’in yetkili olduğunu, terör örgütünün basın faaliyetlerinin takibi ve düzenlemesinden sorumlu olduğunu” öne sürdü.

Özdemir’in “örgüte yardım ve propagandadan 1998’de tutuklanıp 2001’de tahliye edildiğini; 2004’te ise “yakalandı” kaydının bulunduğunu belirtildi.

“Yurtdışına giriş-çıkış kayıtlarının incelenmesi” başlığında, Özdemir’in 2003-2011 yılında Türkiye sınırından 36 kez giriş ve çıkış yaptığı tarihler listelendi. Savcı, “YRD’nin 2. Basın Yayın Konferansının” düzenlendiği 6-14 Mayıs 2003 tarihleriyle, Özdemir’in Türkiye’de olmadığı 1 Nisan- 18 Haziran 2003 tarihlerinin örtüştüğünü söyledi. “YRD’nin 5. Basın Yayın Konferansının” da Eylül 2009’da düzenlendiğini ve dokuz gün sürdüğünü belirten savcı, Özdemir’in 15-20 Eylül 2009’da yurtdışına çıkış – yurda giriş yaptığını söyledi.

İddianamede, Özdemir’in iki kez bu toplantılara katıldığını ve katılanların tamamının “terör örgütü üyesi ya da yöneticisi olduğunun kabulünün gerektiği” öne sürüldü.

Mazlum Özdemir’in evine düzenlenen operasyonda el konulan eşyalar ise iddianamede şöyle sıralandı:

1- Mem Yayınları’ndan çıkan “Halk Cumhuriyetine Doğru Özgür İnsan Savunması (Cilt I, II)” başlıklı kitap (2 adet)
2- Abdullah Öcalan’ın Çetin Yayınları’ndan çıkan “Bir Halkı Savunmak” başlıklı kitabı.
3- Abdullah Öcalan’ın Çetin Yayınları’ndan çıkan “Özgür İnsan Savunması” başlıklı kitabı (2 adet)
4- Beş adet CD
5- Bir harddisk
6- Otomatik av tüfeği ve mermileri
7- Bir adet cep telefonu
8- İki adet SIM kart
9- Özdemir’e ait pasaport
10- Özdemir’e ait “DİHA Basın Kartı”
11- İki adet doküman

Özdemir’in savcılık ifadesinde sorulduğunda DİHA bürosunun ortak e-posta adresi olduğunu belirttiği u...@...com adresli e-posta adresine, Özdemir’e hitaben gönderilen dört mesaj “kullanıcının kimliğinin tespit edilmesine yönelik yapılan çalışmalar” başlığı altında sıralandı. “Bu mesajların Özdemir’e hitaben yazıldığının anlaşıldığını” belirten savcı, bu e-posta adresinden elde ettiği delilleri ise şöyle sıraladı:

1- 13 Nisan 2010’da “KCK soruşturmasında” tutuklanan gazeteci Tayip Temel’in kullandığı iddia edilen e-posta adresi arasında Avrupa’da toplanacak Kürdistan Ulusal Kongresi’nin haberleştirilmesiyle ilgili MSN mesajları.
Savcı, değerlendirme notunda, Özdemir ve “KCK’den tutuklu Temel’in örgütün yapacağı çalışmaları gündemleştirilmesi için konuştuklarını” iddia ederken, “şifreli örgütsel çalışmalar” olarak değerlendirdi.

2- 15 Eylül 2010’da başka bir mail adresinden u...@...com adresine gelen, mesajı atan şahsın bir ödül töreninde yapacağı konuşmaya ilişkin MSN mesajları.
Savcı, değerlendirmesine, “kendisine verilecek ödülü örgüt adına alacağını ve duygusal atmosfer oluşturulmasını istediğini söylediği” notunu ekledi.

3- 16 Eylül 2010’da iki diğer mail adresi arasında geçen haberle ilgili mesajlaşmalar.
Savcı, Mazlum Özdemir’in, “herkesin anadilinde eğitim hakkının olduğu yönünde kamuoyu oluşturma konusunun gündemlerinde olduğunu belirttiği” ifadesini kullandı. Konuşmanın ertesi günü Özdemir’in Türkiye’den çıkış yaptığını da notlarına ekledi.

4- 12 Eylül 2010’da birkaç diğer adresle gerçekleşen mesajlaşmalar. Özdemir’in kimlik bilgilerini, davanın sanıklarından, DİHA muhasebecisi P. Y. ile (DİHA basın kartının yenilenmesi için) paylaştığı, başka biriyle Kürtçe yazı çevrilmesi gibi konularda konuştuğu mesajlara yer verildi.
Savcı, Özdemir’de, “iki-üç tane kimliği olduğunu, sürekli kimlik değiştirdiğini” iddia etti. Kimlik çıkartma işini de P.Y.’nin yaptığını söyleyen savcı, Özdemir’in Azadiya Welat Gazetesi’ne Kürtçe çeviri yapan bir kişiden bahsettiğini de belirtti.

5- 18-19 Eylül 2010’da DİHA’dan bir muhabir ile haber aktarımı içeren mesajlaşmalar.

6- 23-24-25-26 Eylül 2010’da, u...@...com adresinden, haberle ilgili gönderilen mesajlar.
Savcı değerlendirmesinde Özdemir’in “KCK sözleşmesinde yer alan YJA Kadın Komitesi’ne bağlı Demokratik Özgür Kadın Hareketi yürütme üyeleri ve bazı kadın belediye başkanlarının, kalıcı barış için kadınların rolüne ilişkin yapmış oldukları görüşmeleri takip ettiğini” iddia etti, görüşmelerde Kürt Ulusal Konferansının toplanması kararı alındığını ve Özdemir’in bu görüşmeleri “DİHA aracılığıyla Roj TV’ye aktardığını” belirtti.

7- 5 Ocak 2011’de diğer muhabirlerle mesajlaşmalar.
Savcı bu delili değerlendirirken, Özdemir’in “faili meçhul cinayetlerin takibi için köylerde ölen şahısların yakınları ile görüşme yaptığını” iddia etti.

8- 11 Ocak 2011’de televizyoncu olduğu öne sürülen bir kişiyle haber çekimi ve yayınına ilişkin mesajlaşmalar. Savcı değerlendirmesinde kamuoyunda “KCK Ana Davası” olarak bilinen davaya ilişkin “basın alanında yapılacak çalışmalara ilişkin talimat verdiği anlaşılmaktadır” dedi.

9- 13 Ocak 2011’de başka gazetecilerle haber başlığını belirlemeye yönelik mesajlaşma.

10- 23 Ocak 2011’de bir kişiyle maddi bir konuda mesajlaşması.

11- 3 Şubat 2011’de haber yayınıyla ilgili mesajlaşma.
Savcı, Özdemir’in, ANF editörü İsmet Kayhan’a haber gönderilmesini istediğini öne sürerken “örgütün yayın politikalarına göre sağa sola talimat verdiği görülmüştür” iddiasını kullandı.

12- 6 Şubat 2011’de Kadın Kentleri Konferansı’nın haber takibiyle ilgili mesajlaşma.

Savcı, bu görüşmelerden, “Özdemir’in örgütün basın faaliyetlerinden sorumlu olduğunun” anlaşıldığını öne sürdü.

Savcı Bayraktar, “mail adresinden gönderilen örgütsel talimat içeren haberler” başlığında ise şu haberlere yer verdi:

1- 21 Temmuz 2010’da, Özdemir’in DİHA muhabirlerine, o hafta yayınlanan DİHA haberlerinin değerlendirmesiyle ilgili gönderdiği e-posta. Savcı, Özdemir’in “haftalık örgütsel çalışmalara ilişkin” bilgiler verdiğini ve “örgütün gündemini basın komitesindeki diğer basın yayın organlarına bizzat ulaştırdığını” söyledi.

2- 10-19 ve 25 Nisan 2010’da, Özdemir’in, haftalık yayın gündemine ilişkin bir e-posta ile attığını öne sürdü. Savcı, bu e-posta için “örgütün o haftaki yayın politikası” suçlamasında bulundu.

3- 25 Nisan 2010’da başka bir adresten (iddianamede daha önce gazeteci Tayip Temel’e ait olduğu iddia edilen mail adresinden) Özdemir’e gönderilen, “Haftalık Ajans Gündem” başlıklı dosya. Savcı, doküman içeriğinde “Duran Kalkan’dan KCK Yürütme Konseyi üyesi olarak bahsedildiğini” vurguladı.

4- 3 Mayıs 2010’da, DİHA’ya ait bir e-posta adresinden, u...@...com adresine gönderilen haftalık gündem dosyası.

5- Belirtilmeyen bir tarihte, u...@...com adresine gönderilen, “KCK Yürütme Konseyi” başlıklı e-posta. Savcı, bu e-postanın “terör örgütü tarafından Kandil’den gönderildiğini” ve “acil röportaj olarak yayınlanmasının emredildiği” yönündeki iddiasını iddianamesine büyük harflerle yazdı.

İletişim takibine ilişkin delillerin sonuncusu ise Özdemir’in ANF editörü İsmet Kayhan ile iletişimde olduğuna dair iddialar oldu. Savcı Özdemir ile Kayhan’ın e-postalarından 22 kez mesajlaştıklarının tespit edildiğini belirtti.

“İltisaklı tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanlarına ilişkin deliller” ise iddianamede şöyle sıralandı:.

1- Teslim olan bir örgüt üyesi olduğu söylenen B.M’nin ifadesine dayanarak çizilen “örgüt şeması” ve fotoğrafla Özdemir’i “DİHA Irak sorumlusu” olarak teşhis ettiğine dair iddiası;

2- Gizli tanık Bahar’ın, Özdemir’in, “önceleri Gündem Gazetesi’nde muhabirlik yaptığı, şimdi Basın Komitesi’nde faaliyet yürüttüğüne” ve Murat Karayılan’la görüştüğüne dair iddiası;

3- Gizli tanık Batuhan Yıldız’ın, Özdemir’in, “Diyarbakır’da SİM prodüksiyonda çalıştığına dair iddiası.

Savcı, “hukuki değerlendirme” bölümünde, Özdemir’in; “Basın Komitesi’nin Türkiye yürütmesinde bulunan yedi kişiden biri olduğunu” iddia etti. Ayrıca “Kuzey Irak’taki kamplara giderek basın-yayın konusunda örgütsel eğitimler gördüğünü” öne sürdü.

Özdemir’in “örgüt güdümünde yayın yapan, örgütün Irak sahasında bulunan DİHA’dan sorumlu olduğunu” öne süren savcı, “üst düzey gizlilik içeren bilgileri örgütün alt kademesine ulaştırdığı” değerlendirmesinde bulundu.

“KCK Ana Davası”nda tutuklanan gazeteci Tayip Temel ve ANF editörü İsmet Kayhan’la şifreli görüşmelerinin tespit edildiğini iddia etti. Özdemir’in “iki kez YRD toplantısına katıldığını”, “Murat Karayılan ile Kandil’de özel toplantıya katıldığını” ileri sürdü.

“Örgütün Türkiye’de gündem olmasını istediği” konularda Özdemir’in gündem oluşturduğunu ve Roj TV ile bağlantılı olarak bu faaliyetleri yürüttüğünü belirtti.

İddianamede Özdemir; Türk Ceza Kanunu 314/1 düzenlemesi üzerinden “silahlı örgüt kurmak ve yönetmekle” suçlandı. Hakkında 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece hakkında “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla, 15 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

Ayrıca Özdemir’in, Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesi kapsamında belli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı muhabiri Mazlum Özdemir’in de aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye götürüldü. Duruşmalar bittikten sonra yeniden karayolu ile cezaevlerine götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından “KCK” soruşturması kapsamında tutuklu tüm gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. duruşmada başladı.

Yargılamanın 16 Kasım 2012’de görülen 7. duruşmasında söz alan Özdemir’in avukatlarından Ercan Kanar, iddianameyi eleştirdi. Özdemir’in Anayasa referandumu gibi konular ile faili meçhul cinayetlerin takibi gibi haberlerle suçlandığını söylerken, “gazetecinin devletin hak ihlallerine karşı kamuoyunu bilgilendirmek ve kamuoyu oluşturmak hakkı” olduğunu söyledi.

Özdemir’in “Türkiye- İran sınırında ölen kaçakçılarla ilgili bir belgesel çalışması” olan “Ölüm” isimli belgesel için yaptığı görüşmenin; iddianameye, “ölen örgüt mensuplarına ait hikayeler istediği” olarak yansıdığını söyledi. Savcılığın “varsayımlarla zemini genişletmeye çalıştığını” ifade etti.

Avukat Kanar, yurtdışına çıkışlarla ilgili değerlendirmede, Özdemir’in “YRD toplantısına katıldığı” iddia edilen tarihte belgeselinin çekimi için İran’da olduğunu aktardı. Bu sebeple herhangi bir örgütün Türkiye yürütmesinde olduğu suçlamasının da gerçekçi olmadığını ekledi.

Kanar, Özdemir’in ANF editörü Kayhan’la irtibatla olmakla da suçlandığını hatırlatırken, “iddianame kabul etmese de ANF Avrupa’da mevzuata uygun olarak faaliyet gösteren bir ajans” dedi.

Kanar, iki gazetecinin görüşmesinin olağan olduğunu anlattı, bu söylediklerinin davadaki tüm sanıklar açısından geçerli olduğunu belirtti.

Yargılamanın 8 Şubat 2013’teki 11. duruşmasında tekrar söz alan Ercan Kanar; Özdemir’in, “birden çok kimlik kullandığına” dair suçlamaya delil olarak gösterilen mesajlaşmanın, süresi dolan basın kartının değişimine ilişkin olduğunu anlattı.

Yargılamanın 26 Nisan 2013’teki 15. duruşmasında, avukat Kanar; iddianamede, Özdemir’in, 1998-2001 arasında “örgüte yardım ve propaganda” suçundan cezaevinde kaldığının belirtildiğini anımsattı. Ancak Özdemir’in, bu suçlamadan beraat ettiğini belirtti. Beraat kararının dosyaya eklenmesini istedi.
Avukat Kanar, iddianamede Özdemir’in, “Eylül 2009’da YRD toplantısı için Irak’a gittiğinin” iddia edildiğini hatırlattı.

Özdemir’in Show TV, NTV, STV, Kanal D gibi basın yayın kuruluşlarının muhabirleriyle aynı uçakla Irak Süleymaniye’ye gidip aynı otelde kaldığını söyledi. Mahkemeden tüm bu bilgilerin Erbil Konsolosluğu ve otelden istenmesini talep etti. Ayrıca iddianamede takip etmekle suçlandığı toplantılar hakkında savcılık soruşturması olup olmadığının da belirlenmesini istedi.

Mahkeme, avukatın istediği takdirde bu belgeleri kendisinin mahkemeye sunabileceğini söyleyerek tüm talepleri reddetti.

Yargılamanın 16. duruşması, 17 Haziran 2013’te görüldü. Mazlum Özdemir, bu duruşmada savunmasını tercüman aracılığıyla Kürtçe olarak yaptı. Özdemir, “bu davanın Kürt basınının ve ifade özgürlüğünün yargılanması olduğunu” söyledi.

Özdemir, “Kürtlerin isminin ya da Kürt basının geçtiği her şeyin suç delili olarak iddianameye eklendiğini” kaydetti.

Özdemir, ortada herhangi bir suç ya da mağdur olmadığını belirterek, iddianamenin “yüzeysel hazırlandığını ve birçok yanlış bilgi ve yorum içerdiğini” söyledi.

Özdemir, 1998’de 15 gün, 2001’de ise 5 ay tutuklu kaldığını ancak bunun iddianameye üç yıllık tutukluluk olarak yansıdığını belirtti.

Özdemir, iddianamede ve ek klasörde yer alan bazı mesajlaşmaların da kendisine ait olmadığını söyledi.

Mahkeme başkanı Özdemir’in dosyasındaki dokümanları sorarken, Özdemir görüşmelerin tamamının kendisine ait olmadığını söyledi. B. M.’in, hakkındaki beyanına ilişkin sorulara Özdemir, “2008’den beri DİHA’nın Irak ofisinde resmi olarak çalıştığını ve bunun gizli bir şey olmadığını” belirtti.

U...@...com adresinden gönderilen, iddianamede yer verilen e-postaların ise kendisine ait olduğunu söyledi.

Mahkeme başkanı Özdemir’e, iki kişinin ismini söyleyip tanıyıp tanımadığını sordu. Özdemir birisinin kuzeni olduğunu, diğerini tanımadığını söyledi.

Avukat Sinan Zincir söz alarak, müvekkiline “KCK davasında” yargılanan kişilerin isminin telefon rehberi bağlantısı üzerinden sorulmasının “masumiyet karinesinin ihlali” olduğunu söyleyerek tepki gösterdi.

Yaşanan kısa tartışmanın ardından Özdemir tekrar söz alarak, “YRD konferanslarına katılmadığının tespiti için Süleymaniye’de kaldığı otelin kayıtlarının ve bu tarihlerde Erbil’den yaptığı banka işlemlerinin dökümünün istenmesini” talep etti.

Özdemir, talebinin detaylarını soran mahkeme başkanı Ali Alçık’a, “Bunlarla iddianameye boşa çıkaracağım, yanlış olduğunu ortaya çıkaracağım” karşılığını verdi. Mahkeme başkanı “talebin net olarak anlaşılamadığını” belirtti ve yazılı olarak sunmasını istedi. Avukat Zincir, taleplerini yazılı dilekçeyle sunacaklarını belirtti.

Yargılamanın 18. duruşması 19 Haziran 2013’te görüldü. Avukat Kanar, Özdemir açısından önceki duruşmalarda belirtilen hususlarda dosyanın genişletilmesi talebinde bulundu. Ayrıca Özdemir’in örgüt toplantısına katıldığı ileri sürülen tarihlerde gazetecilik faaliyeti için Irak’ta olduğunun tespiti için, o tarihlerde yaptığı haberleri de mahkemeye sundu.

Mahkeme, 15 Eylül 2009’da İstanbul - Süleymaniye uçuşunun yolcu listesinin, Süleymaniye’deki otelin Özdemir’e ait kayıtlarının, Erbil’deki banka şubesinden yaptığı işlemlerin kaydının istenmesine karar verdi.

Gizli tanıkların mahkemede dinlenilmesi ve diğer talepler ise reddedildi ya da savunmaların tamamlanmasının ardından dikkate alınacağı belirtildi.

Yargılamanın 25 Eylül 2013’teki 19. duruşmasında, havayolları ve otelden gelen cevap dosyaya eklendi.

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Gazeteci Mazlum Özdemir’in de aralarında bulunduğu sekiz tutuklu sanık, 27 Mart 2014’te 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi. Geriye kalan altı tutuklu sanık ise 12 Mayıs 2014’te yapılan rutin tutukluluk incelemesi sonucu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar ÖYM’lerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.
46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da, 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Özdemir duruşmaya katılmadı.

Yargılama 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşma ile sürecek.

Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)