Mazlum Özdemir

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı farklı kentlerde Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik bir operasyon düzenlendi. İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da 49 gazeteci ve medya çalışanı polis baskınıyla gözaltına alındı. Mazlum Özdemir de İstanbul’da gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteciler İstanbul Vatan Emniyet’teki Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) götürüldü.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındığı söylenerek gözaltındaki gazetecilere ve avukatlarına suçlamalar hakkında bilgi verilmedi.

23 Aralık 2011’de sabaha karşı önce sağlık raporu alınmasının ardından Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazetecilerden yedisi savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Özdemir’in da aralarında bulunduğu 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi.

Mazlum Özdemir, savcılıkta verdiği ifadede “2002’den beri DİHA’da muhabirlik yaptığını, sorulan e-mail adresinin büronun ortak mail adresi olduğunu, örgütle haberleşmediklerini” söyledi. Özdemir, sorgusunda kendisine yöneltilen gizli tanık ve tanık beyanlarını kabul etmedi.

Özdemir, 35 gazeteci ile birlikte 24 Aralık 2011’de tutuklanarak Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu. İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” değerlendirmeleri yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında KCK/PKK yapılanması anlatıldı. Bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu yayınların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat ve Roj Tv olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj TV, Medya TV, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

Mazlum Özdemir ile ilgili 21 sayfalık bölüm iddianamenin 224. sayfasında başlıyor.

Bu bölümde, Özdemir’in “arşiv kayıtları” başlığında ilk olarak yurtdışına giriş-çıkış tarihleri, evinde bulunan Öcalan’a ait kitaplar ve çeşitli dokümanlara yer verildi. Ayrıca Özdemir’in, e-posta adresi üzerinden gerçekleştirdiği 12 yazışma, DİHA çalışanlarıyla haftalık ajans gündemi hakkındaki beş adet e-posta, ANF editörü İsmet Kayhan ile iletişimde olduğuna dair savcılık tespiti de iddianameye konuldu. Son olarak teslim olan bir örgüt üyesi olduğu söylenen Besime Mordeniz ile gizli tanıklar Bahar ile Batuhan Yıldız’ın beyanları, Özdemir’e yönelik “örgüt yöneticiliği” suçlamasına delil olarak gösterildi.

12 adet MSN mesajlaşması tapesine yer veren savcı, bunların “terör örgütünün faaliyetlerine ilişkin çalışmalar yapıldığına dair görüşmeler olduğunu” söylerken, “örgütsel faaliyetlerin organizasyonu konusunda Mazlum Özdemir’in yetkili olduğu, terör örgütünün basın faaliyetlerinin takibi ve düzenlemesinden sorumlu olduğunu” savundu.

En başta yer alan arşiv incelemesinde, Özdemir’in “örgüte yardım ve propagandadan 1998’de tutuklanıp 2001’de tahliye edildiğini; 2004’te ise “yakalandı” kaydının bulunduğunu belirtildi.

“Yurtdışına giriş-çıkış kayıtlarının incelenmesi” başlığında, Özdemir’in 2003-2011 yılında Türkiye sınırından 36 kez giriş ve çıkış yaptığı tarihler listelendi.

Savcı, YRD’nin 2. Basın Yayın Konferansının düzenlendiği 6-14 Mayıs 2003 tarihleriyle, Özdemir’in Türkiye’de olmadığı 1 Nisan- 18 Haziran 2003 tarihlerinin örtüştüğünü söyledi. YRD’nin 5. Basın Yayın Konferansının da Eylül 2009’da düzenlendiğini ve dokuz gün sürdüğünü belirten savcı, Özdemir’in 15-20 Eylül 2009’da yurtdışına giriş-çıkış yaptığını söyledi. İddianamede, Özdemir’in iki kez bu toplantılara katıldığını ve katılanların tamamının “terör örgütü üyesi ya da yöneticisi olduğunun kabulünün gerektiği” ifade edildi.

Evine düzenlenen operasyonda el konulan eşyalar şöyle sıralandı:

1- Mem yayınlarından çıkan Halk Cumhuriyetine Doğru Özgür İnsan Savunması (Cilt I, II) başlıklı kitap (2 adet)
2- Öcalan’ın Çetin yayınlarından çıkan Bir Halkı Savunmak başlıklı kitabı
3- Öcalan’ın Çetin yayınlarından çıkan Özgür İnsan Savunması başlıklı kitabı (2 adet)
4- Beş adet CD
5- Bir harddisk
6- Otomatik av tüfeği ve mermileri
7- Bir adet cep telefonu
8- İki adet SIM kart
9- Özdemir’e ait pasaport
10- Özdemir’e ait DİHA Basın Kartı
11- İki adet doküman

Özdemir’in savcılık ifadesinde sorulduğunda DİHA bürosunun ortak e-posta adresi olduğu belirttiği u...@...com adresli e-posta adresine, Özdemir’e hitaben gönderilen dört mesaj “kullanıcının kimliğinin tespit edilmesine yönelik yapılan çalışmalar” olarak sıralandı. Bu mesajların Özdemir’e hitaben yazıldığının anlaşıldığını belirten savcı, bu e-posta adresinden elde ettiği delilleri ise şöyle sıraladı:

1- 13 Nisan 2010’da KCK soruşturmasında tutuklanan gazeteci Tayip Temel’in kullandığı iddia edilen e-posta adresi arasında Avrupa’da toplanacak Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (Kongreya Netewî ya Kurdistanê, KNK) haberleştirilmesiyle ilgili MSN mesajları.
Savcı değerlendirme notunda, Özdemir ve “KCK’den tutuklu Temel’in örgütün yapacağı çalışmaları gündemleştirilmesi için konuştuklarını” söylerken “şifreli örgütsel çalışmalar” olarak değerlendirdi.

2- 15 Eylül 2010’da başka bir mail adresinden u...@...com ‘a gelen, mesajı atan şahsın bir ödül töreninde yapacağı konuşmaya ilişkin MSN mesajları.
Savcı, “kendisine verilecek ödülü örgüt adına alacağını ve duygusal atmosfer oluşturulmasını istediğini söylediği” notunu düştü.

3- 16 Eylül 2010’da iki diğer mail adresi arasında geçen haberle ilgili mesajlaşmalar.
Savcı, Özdemir’in “herkesin anadilinde eğitim hakkının olduğu yönünde kamuoyu oluşturma konusunun gündemlerinde olduğunu belirttiği” ifadesini kullandı. Konuşmanın ertesi günü Özdemir’in Türkiye’den çıkış yaptığını ekledi.

4- 12 Eylül 2010’da birkaç diğer adresle gerçekleşen mesajlaşmalar. Özdemir’in kimlik bilgilerini davanın sanıklarından, DİHA muhasebecisi P. Y. ile (DİHA basın kartının yenilenmesi için) paylaştığı, başka biriyle Kürtçeye yazı çevrilmesi gibi konularda konuştuğu mesajlara yer verildi.
Savcı, Özdemir’de “iki-üç tane kimliği olduğunu, sürekli kimlik değiştirdiğini” iddia etti. Kimlik çıkartma işini de P.Y.’nin yaptığını söyleyen savcı, Özdemir’in Azadiya Welat gazetesine Kürtçe çeviri yapan bir kişiden bahsettiğini de belirtti.

5- 18-19 Eylül 2010’da DİHA’dan bir muhabir ile haber aktarımı içeren mesajlaşmalar.

6- 23-24-25-26 Eylül 2010’da u...@...com adresinden haberle ilgili gönderilen mesajlar.
Savcı değerlendirmesinde Özdemir’in “KCK sözleşmesinde yer alan YJA kadın komitesine bağlı DÖKH (Demokratik Özgür Kadın Hareketi) yürütme üyeleri ve bazı kadın belediye başkanlarının, kalıcı barış için kadınların rolüne ilişkin yapmış oldukları görüşmelerini takip ettiğini”, görüşmelerde Kürt Ulusal Konferansının toplanması kararı alındığını ve Özdemir’in bu görüşmeleri “DİHA aracılığıyla Roj TV’ye aktardığını” söyledi.

7- 5 Ocak 2011’de diğer muhabirlerle mesajlaşmalar.
Savcı bu delili değerlendirirken, Özdemir’in “faili meçhul cinayetlerin takibi için köylerde ölen şahısların yakınları ile görüşme yaptığı” ifadesini kullandı.

8- 11 Ocak 2011’de televizyoncu olduğu anlaşılan bir kişiyle haber çekimi ve yayınına ilişkin mesajlaşmalar.
Savcı değerlendirmesinde “KCK Ana Davası” olarak bilinen davaya ilişkin “basın alanında yapılacak çalışmalara ilişkin talimat verdiği anlaşılmaktadır” dedi.

9- 13 Ocak 2011’de başka gazetecilerle haber başlığını belirlemeye yönelik mesajlaşma.

10- 23 Ocak 2011’de bir kişiyle maddi bir konuda mesajlaşması.

11- 3 Şubat 2011’de haber yayınıyla ilgili mesajlaşma.
Savcı, Özdemir’in ANF editörü İsmet Kayhan’a haber gönderilmesini istediğini söylerken “dolayısıyla örgütün yayın politikalarına göre sağa sola talimat verdiği görülmüştür” ifadelerini kullandı.

12- 6 Şubat 2011’de Kadın Kentleri Konferansı’nın haber takibiyle ilgili mesajlaşma.

Savcı, bu görüşmelerden “Özdemir’in örgütün basın faaliyetlerinden sorumlu olduğunun” anlaşıldığını öne sürdü.

Savcı Bayraktar, “mail adresinden gönderilen örgütsel talimat içeren haberler” başlığında ise şu haberlere yer verdi:

1- 21 Temmuz 2010’da Özdemir’in DİHA muhabirlerine o hafta yayınlanan DİHA haberlerinin değerlendirmesiyle ilgili gönderdiği e-posta.
Savcı, Özdemir’in “haftalık örgütsel çalışmalara ilişkin” bilgiler verdiğini ve “örgütün gündemini basın komitesindeki diğer basın yayın organlarına bizzat ulaştırdığını” söyledi.

2- 10-19 ve 25 Nisan 2010’da haftalık yayın gündemine ilişkin değerlendirmeye ilişkin Özdemir’in mail attığını belirtti. Savcı, “örgütün o haftaki yayın politikası” ifadesini kullandı.

3- 25 Nisan 2010’da başka bir adresten (iddianamede daha önce gazeteci Tayip Temel’e ait olduğu belirtilen mail adresinden) Özdemir’e gönderilen “Haftalık Ajans Gündem” başlıklı dosya. Savcı, doküman içeriğinde “Duran Kalkan’dan KCK yürütme konseyi üyesi olarak bahsedildiğini” vurguladı.

4- 3 Mayıs 2010’da DİHA’ya ait bir mailden u...@...com adresine gönderilen haftalık gündem dosyası.

5- Belirtilmeyen bir tarihte u...@...com adresine gönderilen “KCK Yürütme Konseyi. Savcı, bu e-postanın “terör örgütü tarafından Kandil’den gönderildiğini” ve “acil röportaj olarak yayınlanmasının emredildiği” yönündeki değerlendirmesini büyük harflerle yazdı.

İletişim takibine ilişkin delillerin sonuncusu ise Özdemir’in ANF editörü İsmet Kayhan ile iletişimde olduğuna dair tespitler oldu. Savcı Özdemir ile Kayhan’ın e-postalarından 22 mesajlaşmalarının tespit edildiğini belirtti.

“İltisaklı tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanlarına ilişkin deliller” şöyle sıralandı.

1- Teslim olan bir örgüt üyesi olduğu söylenen Besime Mordeniz’in ifadesine istinaden çizilen örgüt şeması ve fotoğrafla Özdemir’i “DİHA Irak sorumlusu” olarak teşhis ettiğine dair iddiası;

2- Gizli tanık Bahar’ın Özdemir’in “önceleri Gündem gazetesinde muhabirlik yaptığı, şimdi Basın Komitesi’nde faaliyet yürüttüğüne” ve Murat Karayılan’la görüştüğüne dair iddiası;

3- Gizli tanık Batuhan Yıldız’ın Özdemir’in “Diyarbakır’da SİM prodüksiyonda çalıştığına dair iddiası.

Savcı, hukuki değerlendirme bölümünde Özdemir’in “Basın Komitesinin Türkiye yürütmesinde bulunan yedi kişiden biri olduğu”nu iddia etti. Ayrıca “Kuzey Irak’taki kamplarına giderek basın-yayın konusunda örgütsel eğitimler gördüğü” savundu. Özdemir’in “örgüt güdümünde yayın yapan örgütün Irak sahasında bulunan DİHA’dan sorumlu olduğu” ifadesini kullanan savcı, “üst düzey gizlilik içeren bilgileri örgütün alt kademesine ulaştırdığı” değerlendirmesinde bulundu. “KCK Ana Davası”nda tutuklanan gazeteci Tayip Temel ve ANF editörü İsmet Kayhan’la şifreli görüşmelerinin tespit edildiğini söyledi. Özdemir’in iki kez YRD toplantısına katıldığını, Murat Karayılan ile Kandil’de özel toplantıya katıldığını ileri sürdü.

Son olarak “örgütün Türkiye’de gündem olmasını istediği” konularda Özdemir’in gündem oluşturduğunu ve Roj TV ile bağlantılı olarak bu faaliyetleri yürüttüğünü belirtti.

Savcı, Mazlum Özdemir’in Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314/1. maddesi dolayısıyla “Silahlı Örgüt Yöneticisi Olmak” suçlamasıyla 10 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi. Savcı bu cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi dolayısıyla yarı oranında artırılmasını da talep etti. Böylece istenen ceza toplam 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapis oldu.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar ise Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Özdemir’in de aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye getirilip, götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından KCK’den tutuklu tüm tutuklu gazeteciler ve avukatlar, açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Zazaca cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla 6 kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianame altı duruşma boyunca iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların Kürtçe savunmalar için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar savunmalarına başladı.

Özdemir’in avukatlarından Ercan Kanar, 16 Kasım 2012’de görülen 7. celsede söz alarak iddianameyi eleştirdi. Özdemir’in Anayasa referandumu gibi konularda haberleri ve faili meçhul cinayetlerin takibi gibi şeylerle suçlandığını söylerken, “gazetecinin devletin hak ihlallerine karşı kamuoyunu bilgilendirmek ve kamuoyu oluşturmak hakkı” olduğunu söyledi. Özdemir’in “Türkiye- İran sınırında ölen kaçakçılarla ilgili bir belgesel çalışması” olan “Ölüm” isimli belgesel için yaptığı görüşmenin iddianameye “ölen örgüt mensuplarına ait hikayeler istediği” olarak yansıdığını söyledi. Savcılığın “varsayımlarla zemini genişletmeye çalıştığını” ifade etti.

Avukat Kanar, yurtdışı giriş çıkışlarıyla ilgili değerlendirmede Özdemir’in YRD toplantısına katıldığı iddia edilen tarihte belgeselinin çekimi için İran’da olduğunu aktardı. Bu sebeple herhangi bir örgütün Türkiye yürütmesinde olduğu suçlamasının da gerçekçi olmadığını ekledi. Kanar, Özdemir’in ANF editörü Kayhan’la irtibatla olmakla da suçlandığını hatırlatırken, “iddianame kabul etmese de ANF Avrupa’da mevzuata uygun olarak faaliyet gösteren bir ajans” dedi. Kanar, iki gazetecinin görüşmesinin olağan olduğunu anlattı, bu söylediklerinin davadaki tüm sanıklar açısından geçerli olduğunu belirtti.

8 Şubat 2013’teki 11. celsede tekrar söz alan Ercan Kanar, birden çok kimlik kullandığına dair suçlamaya delil gösterilen mesajlaşmanın süresi dolan basın kartının değişimine ilişkin olduğunu anlattı.

26 Nisan 2013’teki 15. celsede, avukat Kanar iddianamede Özdemir’in 1998-2001 arasında “örgüte yardım ve propaganda” suçundan cezaevinde kaldığının söylendi. Ancak Özdemir’in bu suçlamadan beraat ettiğini belirtip, resmi yazının dosyaya eklemesini talep etti. Özdemir’in Eylül 2009’da YRD toplantısı için Irak’a gittiğinin iddia edildiğini hatırlattı. Özdemir’in Show TV, NTV, STV, Kanal D gibi medyaların muhabirleriyle aynı uçakla Irak Süleymaniye’ye gidip aynı otelde kaldığını söyledi. Mahkemeden tüm bu bilgilerin Irak Erbil konsolosluğu ve otelden istenecek yazılarla tespit edilmesini talep etti. Kanar, konsolosluktan ve Basın Emformasyon Müdürlüğü’nden kayıtların sorulmasını talep etti. Ayrıca iddianamede takip etmekle suçlandığı toplantılar hakkında savcılık soruşturması olup olmadığının da belirlenmesini istedi. Mahkeme, avukatın istediği takdirde bu belgeleri kendisinin mahkemeye sunabileceğini söyleyerek tüm talepleri reddetti.

Özdemir’in savunmasına 17 Haziran 2013’te görülen 16. celsede geçildi. Özdemir, savunmasını tercüman aracılığıyla Kürtçe yaptı. Ortak savunmaya katıldığını ve “bu davanın Kürt basınının ve ifade özgürlüğünün yargılanması olduğunu” söyledi.

Özdemir, “Kürtlerin isminin ya da Kürt basının geçtiği her şeyin suç delili” olarak iddianameye eklendiğini kaydetti.

Özdemir, ortada herhangi bir suç ya da mağdur olmadığını belirterek, iddianamenin yüzeysel hazırlandığını ve birçok yanlış bilgi ve yorum içerdiğini söyledi.

1998’de 15 gün, 2001’de ise 5 ay tutuklu kaldığını ancak bunun iddianameye üç yıllık tutukluluk olarak yansıdığını belirten Özdemir, iddianamede ve ek klasörde yer alan bazı mesajlaşmaların da kendisine ait olmadığını söyledi. Delil ikamesi sırasında iddianamedeki yanlışlıkları ayrıntılı bir şekilde dile getireceğini vurguladı.

Mahkeme başkanı Özdemir’in dosyasındaki dokümanları sorarken, Özdemir görüşmelerin tamamının kendisine ait olmadığını yineledi. Besime Mordeniz’in hakkındaki beyanı sorulan Özdemir, “2008’den beri DİHA’nın Irak ofisinde resmi olarak çalıştığını ve bunun gizli bir şey olmadığını” belirtti. U...@...com adresinden gönderilen, iddianamede yer verilen e-postaların ise kendisine ait olduğunu söyledi. İddianameye yazılan tutukluluk bilgisinin de düzeltilmesini talep etti.

Mahkeme başkanı Özdemir’e iki kişinin ismini söyleyerek tanıyıp tanımadığını sordu. Özdemir birisinin kuzeni olduğunu, diğerini tanımadığını söyledi.

Avukat Sinan Zincir söz alarak, müvekkiline KCK davasında yargılanan kişilerin isminin telefon rehberi bağlantısı üzerinden sorulmasının masumiyet karinesinin ihlali olduğunu söyleyerek tepki gösterdi. Yaşanan kısa tartışmanın ardından Özdemir tekrar söz alarak, YRD konferanslarına katılmadığının tespiti için Süleymaniye’de kaldığı otelin kayıtlarının ve bu tarihlerde Erbil’den yaptığı banka işlemlerinin dökümünün istenmesini talep etti. Önce taleplerin detaylarını soran mahkeme başkanı Alçık, Özdemir’in “Bunlarla iddianameye boşa çıkaracağım, yanlış olduğunu ortaya çıkaracağım” cümlesinin ardından, taleplerin net anlaşılmadığını, yazılı olarak sunarsa değerlendireceklerini söyledi. Avukat Zincir, dilekçeyle talepleri sunacaklarını belirtti.

19 Haziran 2013’teki 18. celsede söz alan avukat Kanar, Özdemir açısından önceki duruşmalarda belirtilen hususlarda tevsii tahkikat talebinde bulundu. Ayrıca Özdemir’in örgüt toplantısına katıldığı ileri sürülen tarihlerde gazetecilik faaliyeti için Irak’ta olduğunun tespiti için, o tarihlerde yaptığı haberleri de mahkemeye ibraz etti.

Mahkeme, 15 Eylül 2009’da İstanbul Süleymaniye uçuşunun yolcu listesinin havayollarından istenmesine, Süleymaniye’deki otelin Özdemir’e ait kayıtlarının Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile istenilmesine, Özdemir’in Erbil’deki banka şubesinden yaptığı işlemlerin kaydının istenmesine karar verdi. Gizli tanıkların mahkemede dinlenilmesi ve diğer talepler ise reddedildi ya da savunmaların tamamlanmasının ardından dikkate alınacağı belirtildi.

25 Eylül 2013’teki 19. Celsede, havayolları ve otelden gelen cevap dosyaya eklendi.

13 Ocak 2014’teki 30. Celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

21 Şubat 2014’te ÖYM’lerin kanun değişikliğiyle tamamen kaldırılmasının ardından 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son celse 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti.

Özdemir’in de aralarında bulunduğu sekiz tutuklu sanık, 27 Mart 2014’te 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi. Geriye kalan altı tutuklu sanık ise 12 Mayıs 2014’te yapılan rutin tutukluluk incelemesi sonucu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi.

37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

Avukatlar kaldırılan Özel Yetkili Mahkemelerdeki yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini, bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi ve İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı anayasaya aykırılık iddiasının incelenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. AYM’den cevap gelmesi için iki duruşma bekleyen mahkeme, 16 ay sonra AYM’den cevap gelmediğini söyleyerek davaya bakma kararı aldı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraati taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi. Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece yokluğunda yargılanan sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. son duruşması 21 Mayıs 2019’da görüldü.

Davanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek. Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)