Metin Yoksu

Metin Yoksu was a reporter for the Dicle News Agency, which has since been closed. He reported the news about Recep Tayyip Erdoğan’s son-in-law and then-Minister of Energy and Natural Sources Berat Albayrak’s emails, which were published by a ‘hacker’ group called ‘RedHack.’ He has been pending trial within the scope of the ‘Redhack lawsuit.’ Prosecutors recommended he receive 16.5 years of jail time.

RedHack Trial

In September 2016, the ‘hacker’ group called ‘RedHack’ announced they had hacked the email account of Berat Albayrak, the then-minister of Energy and Natural Resources. The content of the emails, which were claimed to belong to Albayrak, was shared through social media and journalists made news reports about the content.

An investigation was opened by the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office about the journalists Derya Okutan, Eray Sargın, Metin Yoksu, Ömer Çelik and Tunca Öğreten. The file of Deniz Yücel (a Die Welt newspaper reporter) who was arrested within the scope of the same investigation, was separated from that of the other journalists.

Metin Yoksu was taken into custody on Dec. 25, 2016 under the instruction of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office. During the raid to his house, the telephones and personal belongings of his family members were also confiscated.

There was a confidentiality order in the file. Yet, a report headlined, “Operation to the perception team of RedHack,” was published the same day on the Sabah Newspaper’s website saying that, “The suspects made propaganda for some of the illegal activities of a hacker group called RedHack through social media with the aim of managing perceptions.”

Metin Yoksu was under custody for 24 days. He was released on Jan. 17, 2017 by the 8th Criminal Court of Peace under judicial control.

His indictment was completed on June 23, 2017.

The 12-page indictment, completed by Prosecutor Yakup Ali Kahveci on June 23, 2017, includes “a notification email” and a secret witness’ statement.

The indictment also includes journalists’ social media posts. The journalists are defined as “sponsors of the terrorist organizations.”

It is stated in the indictment that the hacker group called RedHack got a hold of the emails belonging to Berat Albayrak, President Recep Tayyip Erdoğan’s son-in-law and then-Minister of Energy and Natural Resources. It is also claimed that it was conducted to corrode the elected government and to manage perceptions by implicating that the national energy policies had failed by manipulating the information belonging to the ministry. In addition, it was claimed that the suspects tried to manage perceptions about “Albayrak being associated with ISIS.”

These claims were supported by statements of a secret witness named ‘Çakı.’ Çakı asserted the emails, which are claimed to belong to Albayrak, were sent to the journalists through their twitter accounts.

The fact Yoksu was following the twitter accounts of RedHack was also offered as evidence to the accusations.

Moreover, Yoksu was claimed to have made “propaganda for the DHKP-C’s [the Revolutionary People’s Salvation Party-Front, a far left organization] and the PKK/KCK [the Kurdistan Workers’ Party, a Kurdish separatist group that has been at war with the Turkish state for the past four decades]” through his social media posts.

Yoksu was accused of “making terrorist organizations’ propaganda, preventing and disrupting the information system along with destroying or changing the data.”

Prosecutors have recommended he receive 16.5 years of jail time.

The first hearing of trial took place on Oct. 24, 2017.

In his defense, he said:

“We were taken under custody because we made news about Berat Albayrak, we were given an indictment for making this news. The tweets were already published as news by the news agency and they were complying with journalism terminologies.”

The seventh hearing of trial took place on April 16, 2019. Metin Yoksu reminded the court that they were journalists. “We have not given up on doing our jobs for two years,” he said and added these types of trials frighten the other journalists, which results in hindering the public’s right to information. He demanded to be acquitted, to retrieve his digital materials, he requested his travel ban be removed, and asked to be relieved from attending the hearing trials.

The court board denied his demand on to remove the travel ban, and decided that his digital materials should be returned to him. However, the court requested that a review of the images in the materials still needed to be completed. He was also relieved from attending the hearings of the trials.

8. Standing - Sept. 24, 2019


Hacker grubu RedHack’in 2016 yılında sızdırdığı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-postaların haberleştirilmesiyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/157051 numaralı soruşturma başlatıldı. Ancak soruşturma haberlerde yer alan konularla ilgili değil, haberi yapan gazeteciler hakkındaydı.

Daha sonra hazırlanan iddianamede yer verilen bilgiye göre savcılığı harekete geçiren 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne e-posta yoluyla yapılan bir ihbardı. İhbara göre, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazeteci”, Redhack’in sızdırdığı e-postaları aralarında paylaşarak yayımlamaya başlamışlardı. Bu soruşturma kapsamında 6 gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı.

24 gün gözaltında tutulan gazetecilerden Birgün muhabiri Mahir Kanaat, DİHA haber müdürü Ömer Çelik ve haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten 8. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı. ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Yolculuk gazetesinin imtiyaz sahibi Eray Saygın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Hacker grubunun sızdırdığı Bakan Albayrak’a ait e-posta yazışmalarının haberini yapan gazetecileri savcılık, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma”, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek”, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” gibi suçlamalar yöneltti.

Gazeteciler hakkında 23 Haziran 2017’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yakup Ali Kahveci tarafından 2017/3327 No’lu iddianame hazırlandı ve İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Savcı Kahveci iddianamesinde, PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, FETÖ/PDY ve DAEŞ (IŞİD) örgütlerini sayarak, bunların Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal kurumları ve bunları temsil edenlerin yıpratılması konusunda amaçsal birliktelik içinde olduklarını savladı. Savcı Berat Albayrak’ın e-posta adresinin şifresini kıran ve sonra da yazışmalarını kamuoyuyla paylaşan Redhack adlı hacker grubunun ise DHKP-C ile bağlantı içinde olduğunu belirtti. Savcı Kahveci iddianamesinde Redhack’in Albayrak’a ait e-posta yazışmalarını manipüle ettiğini de yazdı.

Gazetecilerin kamu yararı gözeterek yaptığı bu konudaki haberlerle ilgili savcı; “Enerji Bakanı Berat Albayrak ve onun şahsında seçilmiş meşru hükümeti yıpratmayı”, “milli enerji politikasını başarısızlığa uğratmak” ve “hükümet ile Bakan Albayrak’ın DAEŞ terör örgütü ile irtibatlı olduğu algısı oluşturulmaya çalışıldığı” suçlamalarında bulundu. Suçlamaların dayanağı olarak da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca “Çakı” mahlası verilen gizli tanığın beyanlarına yer verildi. Gizli tanığın iddialarına göre, Redhack ele geçirdiği Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını iki farklı mail hesabına yükleyerek, bu hesapların şifrelerini de Twitter üzerinden bir grup gazeteciyle paylaşmıştı. Amaç da son yılların en yaygın suçlama ifadesi olan “algı oluşturmak”tı. Bunun yanı sıra savcı, iddianamede gazetecilerin suçlamaya konu olayın dışında, sosyal medya paylaşımlarına ve Deniz Yücel gibi bir başka davada tutuklanan ve daha sonra salınan meslektaşlarıyla telefon konuşmalarına da “terör örgütü propagandası” ve “terör örgütleriyle ilişki”nin delili olarak yer verdi.

Ayrıca savcı Kahveci, Birgün muhabiri Mahir Kanaat’tan ele geçirilen 17/25 Aralık operasyonları sürecine ait bir polis fezlekesini de Kanaat’a yönelttiği “FETÖ üyeliği” suçlamasının delili olarak gösterdi. Davanın ilk duruşması 24 Ekim 2017’de görüldü. Mahir Kanaat, Ömer Çelik ve Tunca Öğreten’in 304 gündür tutukluluğun ardından karşısına çıktıkları mahkeme heyetine, haklarında tutuklama kararı veren eski 8. Sulh Ceza Hakimi Mustafa Çakar başkanlık etti. Duruşmada gazeteciler savunmalarını yaptı.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Wikileaks’in sitesinde de yer verilen Redhack’in sızdırdığı Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini, çünkü bunda kamu yararı bulunduğunun altını çizerek, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı?” diye sordu. Soruşturmanın e-postaların sızmasından 3 ay sonra başlatıldığına dikkat çeken Okatan, savcının iddianamesindeki hukuksuzluklara ve tutarsızlıklara da işaret ederek, daha önce hükümete yakın basın organlarında yer alan bazı haberlerle iddianame arasındaki paralelliğe işaret etti.

Yolculuk gazetesi imtiyaz sahibi Eray Sargın ise savunmasında, söz konusu e-postaların haber değeri taşıdığını, suçlamaya konu olayın haberleştirilmesinin de basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

Birgün muhabiri Mahir Kanaat de savunmasında gözaltında tutuldukları 24 gün boyunca gizlilik kararı öne sürülerek kendilerine bilgi verilmediğini, haklarındaki suçlamaları Sabah gazetesinden öğrendiklerini anlatarak, “Bize uygulanan ‘gizlilik’ Sabah gazetesine yoktu” dedi. Redhack’in iddianamede bahsi geçen grubu kendilerinin kurarak gazetecileri eklediği açıklamasını hatırlatan Kanaat, sözü edilen mailleri bulundurmadığını ve haberini yapmadığını söyledi. Redhack’in Twitter hesabını takip etmesinin suç olmadığının altını çizen Kanaat, kendisine yöneltilen “FETÖ üyeliği” suçlamasına ilişkin de “Solcu bir ailenin solcu bir ferdiyim. Benim değil bir cemaatçi ile bir araya gelmek, bir sağcı ile selamlaşmam bile mümkün değil. Bu suçlamayı hakaret sayıyorum” ifadesini kullandı.

Savcının iddianamede suçlamasına dayanak yaptığı gazeteci Deniz Yücel ile telefonda görüşmesine ilişkin de Kanaat, “Deniz Yücel bir gazetecidir. Bir hakimin hakimle konuşması neyse, bir gazetecinin de gazeteci ile konuşması odur. Kaldı ki bu isim ‘tespit’ edilmedi, ifademde ben söyledim” diye konuştu. Kendilerine yöneltilen “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” yani hackleme suçlamasını da reddeden Kanaat, 10 aydır hiçbir delil olmadan suçsuz yere cezaevinde tutulduklarını, bu süreçte doğan oğlunun kendisini tanımadığını beyan etti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, iddianamede söz edilen Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik de savunmasını anadilinde, Kürtçe yapmak istediğini beyan ederek, gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyetinde işkence gördüğünü beyan etti. Daha sonra İstanbul’a getirildiğini ve hakkındaki suçlamaları da ancak 24 gün sonra öğrenebildiğini vurguladı.

Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi. Çelik savunmasında Türkiye’deki hukuksuzluklara, OHAL uygulamalarına, basının özellikle de muhalif ve Kürt basınının üzerindeki baskılara da değinerek, değerlendirmelerde bulundu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten ise gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta Redhack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyleyerek başladığı savunmasında, imzalı haberinde iddianamede yöneltilen suçlamaların hiçbiri bulunmadığını vurguladı. Öğreten haberinde ne hükümetin enerji politikası ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunun altını çizerek, bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu kaydetti. Haberde yer alan konulara dair değil de haber yapmalarına dava açılmasının tuhaflığına işaret eden Öğreten, Twitter’daki gruba kendi iradesi dışında eklendiğini, 2 gün sonra çıktığını ve e-postalara da oradan paylaşılan bağlantı üzerinden ulaştığını belirtti. İddianamede takip ettiği Twitter adresleri nedeniyle yöneltilen suçlamalara ilişkin de “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim?” diye sordu.

Suçlamalara konu olayın haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu vurgulayan Öğreten, tahliyesini belirtti. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın da müdahillik talebinde bulunduğu ilk duruşmada tutuklu gazetecilerden Ömer Çelik tahliye edildi. Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten’in ise tutukluluğuna devam kararı verildi.

Kanaat ve Öğreten ise davanın 6 Aralık 2017’de görülen ikinci duruşmasında tahliye edildiler. Tutuklu sanık kalmayan davanın sonraki duruşmaları ise 3 Nisan ve 13 Eylül 2018’de görüldü. Dijital inceleme için bilirkişi raporu beklenen davada, mahkeme heyeti yargılanan gazetecilerin adli kontrollerinin kaldırılması ve el konulan bilgisayarlarının iadesi taleplerini reddetti. Davanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019’da görüldü.

Bir sonraki duruşma ise 16 Nisan 2019’a bırakıldı. Davanın 8’inci duruşması ise 24 Eylül 2019’da görüldü. Duruşmada imajı alınan dijital metaryellerin iadesine karar veren heyet, duruşmayı 6 Şubat 2020 tarhine bıraktı.



Next Trial: Feb. 6, 2020, 9:30 a.m.


İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 8. duruşmasında, gazeteciler Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Eray Sargın ile avukatları hazır bulundu.

Mahkeme heyeti Barış Öztürk başkanlığında üye hakimler Harun Bayram ve Ferhat Akdoğan’dan oluştu.

Duruşmada, ilk olarak iddia makamı ara mütalaasını açıkladı. Mütalaada savcı adli kontrol hükümlerinin devamını istedi.

Ardından mahkeme başkanı dijital materyallere dair hazırlanan bilirkişi raporunun mahkemeye geldiğini söyledi.

Ardından gazeteci Tunca Öğreten söz alarak, “Üç yıldır bir mağduriyet yaşıyorum. Bu süreçte adeta bana örgüt arandı. Bu fıkra gibi durum beni mağdur ediyor. Yaptığım haber bir devlet sırrı değildir. Bir yıl tutuklu kaldım ve yurt dışına çıkamıyorum. Bir gazeteci olarak seyahat hakkım engelleniyor. Mahkeme heyeti bizim mağduriyetlerimizi gidersin. Ben mağdur edildiğim gibi eşimde mağdur edilmiş durumda. Yurt dışına çıkmak istesem zaten bir yolunu bulurdum ama ben bu davadan beraat edeceğimi biliyorum” dedi.

Ardından söz alan gazeteci Mahir Kanaat da “Dijital materyallerin iadesini istiyorum. Duruşmadan vareste tutulmayı talep ediyorum ve adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını istiyorum” dedi.

Gazeteci Eray Sargın da adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını ve dijital materyallerin iadesini istedi.

Ardından söz alan avukat Özcan Kılıç, müvekkili Ömer Çelik’in babasının yaşamını yitirmesinden kaynaklı duruşmaya katılamadığını belirtti. Kılıç, gazeteciler hakkında ki adli kontrol kararlarının kaldırılmasını ve duruşmalardan vareste tutulmasını istedi. Kılıç, “Müvekkilimin evinden dijital materyaller alınmıştı. O materyallerin iadesini istiyorum. Ömer Çelik’in babası yaşamını yitirdi ama üç yıl önce el konulan telefonu daha adli emanette bekletiliyor” dedi.

Avukat Ali Deniz Ceylan da adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını, müvekkillerinin duruşmalardan vareste tutulmasını ve dijital materyallerinin iadesini istedi.

Avukat Tuba Torun ve Avukat Ali Koç da aynı taleplerde bulundu.

Avukat savunmalarının ardından mahkeme heyeti, duruşmaya karar için kısa bir ara verdi.


Kararda mahkeme heyeti, sanık gazeteci ve avukatların taleplerini reddetti. Kararda, imajı alınan dijital metaryellerin iadesine karar veren heyet, duruşmayı 6 Şubat 2020 tarhine bıraktı.


Duruşma Öncesi

İzleyiciler uzun süre bariyerlerin önünde bekletildi. Yarım saat kadar geç başlayan duruşmanın görüldüğü salona giren avukat, sanık ve izleyiclerin karşısında her herhangi bir heyet yer almıyordu. Duruşma salonunda heyetin yer almaması üzerine avukatlar ile mahkeme katibi arasında tartışma yaşandı. Yaşanan tartışmanın ardından heyetin üye hakimleri duruşma salonuna geldi ve yerlerine oturmadan bir daha geri çıktı. 10 dakika sonra ise heyet ve savcı duruşma salonuna geldi. Gecikmenin nedenini mahkeme başkanı “İki ayrı heyet olarak çalışıyorduk ama birleştirildi heyetler. Ondan kaynaklı üye hakim yoktu. Üye hakimlerin atamasının yapılmasını bekliyorduk. Ancak oldu” sözleri ile açıkladı.

Mahkeme başkanı, adli kontrolün kaldırılması yönünde ki taleplere karşılık, “Özel bir mazeretinz varsa adli kontrol süreli olarak kaldırılabilir” dedi.

Heyet, yeni atandığı ve dosyayı bilmediği için talepleri bile kısa alarak, duruşmayı bitirdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu’nun yanı sıra Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve P24 İnternet Sitesi’nden birer temsilci katıldı.

7. Standing - April 16, 2019


Hacker grubu RedHack’in 2016 yılında sızdırdığı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-postaların haberleştirilmesiyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/157051 numaralı soruşturma başlatıldı. Ancak soruşturma haberlerde yer alan konularla ilgili değil, haberi yapan gazeteciler hakkındaydı.

Daha sonra hazırlanan iddianamede yer verilen bilgiye göre savcılığı harekete geçiren 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne e-posta yoluyla yapılan bir ihbardı. İhbara göre, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazeteci”, Redhack’in sızdırdığı e-postaları aralarında paylaşarak yayımlamaya başlamışlardı. Bu soruşturma kapsamında 6 gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı.

24 gün gözaltında tutulan gazetecilerden Birgün muhabiri Mahir Kanaat, DİHA haber müdürü Ömer Çelik ve haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten 8. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı. ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Yolculuk gazetesinin imtiyaz sahibi Eray Saygın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Hacker grubunun sızdırdığı Bakan Albayrak’a ait e-posta yazışmalarının haberini yapan gazetecileri savcılık, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma”, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek”, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” gibi suçlamalar yöneltti.

Gazeteciler hakkında 23 Haziran 2017’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yakup Ali Kahveci tarafından 2017/3327 No’lu iddianame hazırlandı ve İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Savcı Kahveci iddianamesinde, PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, FETÖ/PDY ve DAEŞ (IŞİD) örgütlerini sayarak, bunların Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal kurumları ve bunları temsil edenlerin yıpratılması konusunda amaçsal birliktelik içinde olduklarını savladı. Savcı Berat Albayrak’ın e-posta adresinin şifresini kıran ve sonra da yazışmalarını kamuoyuyla paylaşan Redhack adlı hacker grubunun ise DHKP-C ile bağlantı içinde olduğunu belirtti. Savcı Kahveci iddianamesinde Redhack’in Albayrak’a ait e-posta yazışmalarını manipüle ettiğini de yazdı.

Gazetecilerin kamu yararı gözeterek yaptığı bu konudaki haberlerle ilgili savcı; “Enerji Bakanı Berat Albayrak ve onun şahsında seçilmiş meşru hükümeti yıpratmayı”, “milli enerji politikasını başarısızlığa uğratmak” ve “hükümet ile Bakan Albayrak’ın DAEŞ terör örgütü ile irtibatlı olduğu algısı oluşturulmaya çalışıldığı” suçlamalarında bulundu. Suçlamaların dayanağı olarak da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca “Çakı” mahlası verilen gizli tanığın beyanlarına yer verildi. Gizli tanığın iddialarına göre, Redhack ele geçirdiği Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını iki farklı mail hesabına yükleyerek, bu hesapların şifrelerini de Twitter üzerinden bir grup gazeteciyle paylaşmıştı. Amaç da son yılların en yaygın suçlama ifadesi olan “algı oluşturmak”tı. Bunun yanı sıra savcı, iddianamede gazetecilerin suçlamaya konu olayın dışında, sosyal medya paylaşımlarına ve Deniz Yücel gibi bir başka davada tutuklanan ve daha sonra salınan meslektaşlarıyla telefon konuşmalarına da “terör örgütü propagandası” ve “terör örgütleriyle ilişki”nin delili olarak yer verdi.

Ayrıca savcı Kahveci, Birgün muhabiri Mahir Kanaat’tan ele geçirilen 17/25 Aralık operasyonları sürecine ait bir polis fezlekesini de Kanaat’a yönelttiği “FETÖ üyeliği” suçlamasının delili olarak gösterdi. Davanın ilk duruşması 24 Ekim 2017’de görüldü. Mahir Kanaat, Ömer Çelik ve Tunca Öğreten’in 304 gündür tutukluluğun ardından karşısına çıktıkları mahkeme heyetine, haklarında tutuklama kararı veren eski 8. Sulh Ceza Hakimi Mustafa Çakar başkanlık etti. Duruşmada gazeteciler savunmalarını yaptı.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Wikileaks’in sitesinde de yer verilen Redhack’in sızdırdığı Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini, çünkü bunda kamu yararı bulunduğunun altını çizerek, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı?” diye sordu. Soruşturmanın e-postaların sızmasından 3 ay sonra başlatıldığına dikkat çeken Okatan, savcının iddianamesindeki hukuksuzluklara ve tutarsızlıklara da işaret ederek, daha önce hükümete yakın basın organlarında yer alan bazı haberlerle iddianame arasındaki paralelliğe işaret etti.

Yolculuk gazetesi imtiyaz sahibi Eray Sargın ise savunmasında, söz konusu e-postaların haber değeri taşıdığını, suçlamaya konu olayın haberleştirilmesinin de basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

Birgün muhabiri Mahir Kanaat de savunmasında gözaltında tutuldukları 24 gün boyunca gizlilik kararı öne sürülerek kendilerine bilgi verilmediğini, haklarındaki suçlamaları Sabah gazetesinden öğrendiklerini anlatarak, “Bize uygulanan ‘gizlilik’ Sabah gazetesine yoktu” dedi. Redhack’in iddianamede bahsi geçen grubu kendilerinin kurarak gazetecileri eklediği açıklamasını hatırlatan Kanaat, sözü edilen mailleri bulundurmadığını ve haberini yapmadığını söyledi. Redhack’in Twitter hesabını takip etmesinin suç olmadığının altını çizen Kanaat, kendisine yöneltilen “FETÖ üyeliği” suçlamasına ilişkin de “Solcu bir ailenin solcu bir ferdiyim. Benim değil bir cemaatçi ile bir araya gelmek, bir sağcı ile selamlaşmam bile mümkün değil. Bu suçlamayı hakaret sayıyorum” ifadesini kullandı.

Savcının iddianamede suçlamasına dayanak yaptığı gazeteci Deniz Yücel ile telefonda görüşmesine ilişkin de Kanaat, “Deniz Yücel bir gazetecidir. Bir hakimin hakimle konuşması neyse, bir gazetecinin de gazeteci ile konuşması odur. Kaldı ki bu isim ‘tespit’ edilmedi, ifademde ben söyledim” diye konuştu. Kendilerine yöneltilen “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” yani hackleme suçlamasını da reddeden Kanaat, 10 aydır hiçbir delil olmadan suçsuz yere cezaevinde tutulduklarını, bu süreçte doğan oğlunun kendisini tanımadığını beyan etti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, iddianamede söz edilen Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik de savunmasını anadilinde, Kürtçe yapmak istediğini beyan ederek, gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyetinde işkence gördüğünü beyan etti. Daha sonra İstanbul’a getirildiğini ve hakkındaki suçlamaları da ancak 24 gün sonra öğrenebildiğini vurguladı.

Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi. Çelik savunmasında Türkiye’deki hukuksuzluklara, OHAL uygulamalarına, basının özellikle de muhalif ve Kürt basınının üzerindeki baskılara da değinerek, değerlendirmelerde bulundu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten ise gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta Redhack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyleyerek başladığı savunmasında, imzalı haberinde iddianamede yöneltilen suçlamaların hiçbiri bulunmadığını vurguladı. Öğreten haberinde ne hükümetin enerji politikası ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunun altını çizerek, bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu kaydetti. Haberde yer alan konulara dair değil de haber yapmalarına dava açılmasının tuhaflığına işaret eden Öğreten, Twitter’daki gruba kendi iradesi dışında eklendiğini, 2 gün sonra çıktığını ve e-postalara da oradan paylaşılan bağlantı üzerinden ulaştığını belirtti. İddianamede takip ettiği Twitter adresleri nedeniyle yöneltilen suçlamalara ilişkin de “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim?” diye sordu.

Suçlamalara konu olayın haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu vurgulayan Öğreten, tahliyesini belirtti. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın da müdahillik talebinde bulunduğu ilk duruşmada tutuklu gazetecilerden Ömer Çelik tahliye edildi. Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten’in ise tutukluluğuna devam kararı verildi.

Kanaat ve Öğreten ise davanın 6 Aralık 2017’de görülen ikinci duruşmasında tahliye edildiler. Tutuklu sanık kalmayan davanın sonraki duruşmaları ise 3 Nisan ve 13 Eylül 2018’de görüldü. Dijital inceleme için bilirkişi raporu beklenen davada, mahkeme heyeti yargılanan gazetecilerin adli kontrollerinin kaldırılması ve el konulan bilgisayarlarının iadesi taleplerini reddetti. Davanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019’da görüldü.

Bir sonraki duruşma ise 16 Nisan 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Sept. 24, 2019, 9:30 a.m.


RedHack Davası’nda 7. duruşmada heyet değişikliği oldu. Yeni heyet Ümit (Başkan), Erhan Akman ve İlayda Karaoğlu’dan oluştu. Hakim, celse arasında gelen belgeleri okudu. Ayrıca dijital materyaller ile ilgili bilirkişi raporunun geldiğini belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan savcı İsa Dalgıç’ın 675 nolu KHK ile Ekim 2016’da kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik ilgili “Terör örgütü propagandası” suçlamasıyla hazırladığı iddianamenin bu dosya ile birleştiği belirtildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Ömer Çelik hakkında, 2015’te yetkilisi olduğu Dicle Haber Ajansı’nda (DHA) “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla soruşturma başlatmıştı. Ancak Çelik’in aynı suçtan tutuklanıp halen yargılandığını davaya atıf yapan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 Temmuz 2018’de Çelik hakkında takipsizlik kararı vererek dosyayı İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti. Duruşma savcısı önceki celse, Çelik hakkında verilen takipsizlik kararının mevcut dosyaya delil teşkil ettiğini savunarak, takipsizlik kararının kaldırılması için dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini ve yeni bir iddianame hazırlanmasını talep etmişti.

Savcı ara mütalaasında bilirkişi raporunun incelenmesi için sanıklara ve avukatlarına süre verilmesini talep etti. Savcı ayrıca, sanıkların hukuki durumlarında değişiklik olmadığını ifade ederek adli kontrollerinin devamını istedi.

Hakim, sanıklara gelen belgelere dair diyeceğinin olup olmadığını sordu.

Tunca Öğreten sadece gazetecilik faaliyeti nedeniyle yargılandıklarını, bir yıl haksız yere cezaevinde kaldığını söyledi. Aleniyet kazanmış belgeleri kamu adına haberleştirdiğini anlattı. Bu haberlerin dünyada ödül alırken kendisinin bir yıl hapis cezası ile karşılaştığını söyledi. Hiçbir örgüt ile ilişkisi olmadığını belirtti. Her duruşmaya geldiğini ve beraat alana dek gelmeye devam edeceğini aktardı. Beraat talebini iletti.

Derya Okatan, tedbir kararlarının hukuksuz olduğunu düşündüğünü anlattı. Gazetecilik faaliyeti ile yargılandıklarını, tedbir kararının mesleklerini yapmalarına engel olduğunu söyledi. Yurtdışına çıkış yasağının kalkmasını ve duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. El konulan dijital materyallerin iadesini isterken, hayatını kaybeden kuzenine ait olan bilgisayara öncelik verilmesini istedi.

Eray Sargın, dijital materyallerin iadesini, yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını istedi.

Metin Yoksu, mesleklerinin gazetecilik olduğunu hatırlatarak “İki yıldır işimizi yapmaktan vazgeçmedik” dedi. Bu tip yargılamaların diğer gazetecilerin korkmasına neden olduğunu ve kamuoyunun haber alma hakkına zarar verdiğini söyledi. Beraat, dijital materyallerin iadesi, yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması ve duruşmalardan vareste tutulmayı talep etti.

Ömer Çelik’in vekili Özcan Kılıç, hazırlanan yeni iddianamedeki suçlamaların da 2015 tarihli olduğunu, Çelik’in DİHA’daki editör konumu nedeniyle bu iddianamenin hazırlandığını, benzer başka bir soruşturmanın da sürdüğünü söyledi. “Kolluğun davaya yeni bir bilgi gibi bilgi göndermesi yargılamayı olumsuz etkilemeye teşebbüstür” dedi. Ömer Çelik’in duruşmalardan vareste tutulması ve dijital materyallerin, özellikle sanıkların ailelerine ait olan cihazların iadesini talep etti.

Tunca İlker Öğreten’in avukatı Tuba Torun, müvekkiline atılı suçun işlenmediğinin açık olduğunu söyledi. Aleni hale gelmiş belgelerin haber yapıldığını aktardı. Kişisel olan bilgilere dokunulmadan kamu yararı olduğunu düşündüğü konuları derleme haber haline getirdiğini söyledi. Hakim “Esas hakkına savunma yapıyorsun, toparla” uyarısında bulundu. Tuba Torun, kuvvetli suç şüphesi olmadığını, müvekkilinin sadece gazetecilik merakı ile haber yaptığının kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını ve dijital materyallerin iadesini istedi.

Duruşmaya saat 11.00’de ara verildi. 11.22’de kararını açıkladı.


Mahkeme heyeti adli kontrol tedbirlerinin devamına;

“Diyarbakır adliyesinde SEGBİS bağlantısı yapılabilecek boş salon bulunmadığından” Ömer Çelik’in birleşen dosya yönünden savunmasının gelecek celse alınmasına, yeni duruşma gün ve saatinin kendisine tebliğine;

Dijital materyalleri imajlarının tam olduğuna dair bilirkişiden görüş sorulmasına, bu görüş olumlu ise dijital materyallerin iadesine, eksik var ise materyallerin bilirkişiye teslimine;

Derya Okatan ve Metin Yoksu’nun vareste talebinin kabulüne;

Ömer Çelik’in avukatının sunduğu vareste talebinin birleşen dosyaya dair savunmasının alınmadığından reddine;

Derya Okatan’ın müdafii Ali Koç’un mazeretinin kabulüne;

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılarak Ömer Çelik yönünden 2019/21566 sayılı soruşturmanın akıbetinin sorulmasına karar verdi.

Davanın 8. duruşması 24 Eylül 2018 günü saat 9.30’da görülecek.


Duruşma Öncesi

9.45’te başlaması beklenen duruşma için sanıklar ve izleyiciler 10.17’de salona alındı. Sanık gazetecilerden Metin Yoksu Diyarbakır’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) ile bağlanacaktı. SEGBİS bağlantısının sağlanamaması nedeniyle duruşma hemen başlayamadı. Heyet salondan ayrıldı. 10.41’de heyet salona döndü. Ömer Çelik ile bağlantı sağlanamadı. Metin Yoksu Batman’dan bağlandı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Seyircilere 30 sandalye ayrılmıştı. Penceresizdi. Havalandırma iyiydi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, tutuksuz sanık gazeteciler Derya Okatan, Eray Sargın, Tunca İlker Öğreten ve M.K. katıldı. Tutuksuz sanık gazetecilerden Metin Yoksu Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden bağlandı. Ömer Çelik Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nden bağlanacaksa da bağlantı sağlanamadı. Duruşmada dört avukat vardı. Duruşmayı altısı gazeteci 10 kişi takip etti. Duruşma SEGBİS ile kayıt altına alındı.

Genel Gözlemler

Ağır Ceza Mahkemesi’nden duruşmaya bağlanması beklenen Ömer Çelik’in bağlanamamasındaki sorunun ne olduğu salon ile paylaşılmadı. Tutanakta ise “Diyarbakır adliyesinde SEGBİS bağlantısı yapılabilecek boş salon bulunmaması” nedeniyle bağlantının sağlanamadığını görüldü.

6. Standing - Jan. 8, 2019


Hacker grubu RedHack’in 2016 yılında sızdırdığı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-postaların haberleştirilmesiyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/157051 numaralı soruşturma başlatıldı. Ancak soruşturma haberlerde yer alan konularla ilgili değil, haberi yapan gazeteciler hakkındaydı. Daha sonra hazırlanan iddianamede yer verilen bilgiye göre savcılığı harekete geçiren 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne e-posta yoluyla yapılan bir ihbardı.

İhbara göre, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazeteci”, Redhack’in sızdırdığı e-postaları aralarında paylaşarak yayımlamaya başlamışlardı. Bu soruşturma kapsamında 6 gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı. 24 gün gözaltında tutulan gazetecilerden Birgün muhabiri Mahir Kanaat, DİHA haber müdürü Ömer Çelik ve haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten 8. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Yolculuk gazetesinin imtiyaz sahibi Eray Saygın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Hacker grubunun sızdırdığı Bakan Albayrak’a ait e-posta yazışmalarının haberini yapan gazetecileri savcılık, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma”, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek”, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” gibi suçlamalar yöneltti.

Gazeteciler hakkında 23 Haziran 2017’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yakup Ali Kahveci tarafından 2017/3327 No’lu iddianame hazırlandı ve İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Savcı Kahveci iddianamesinde, PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, FETÖ/PDY ve DAEŞ (IŞİD) örgütlerini sayarak, bunların Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal kurumları ve bunları temsil edenlerin yıpratılması konusunda amaçsal birliktelik içinde olduklarını savladı. Savcıya göre Berat Albayrak’ın e-posta adresinin şifresini kıran ve sonra da yazışmalarını kamuoyuyla paylaşan Redhack adlı hacker grubunun ise DHKP-C ile bağlantı içinde olduğunu belirtti. İddianamede Redhack’in Albayrak’a ait e-posta yazışmalarını manipüle ettiğini de öne sürdü.

Gazetecilerin kamu yararı gözeterek yaptığı bu konudaki haberlerle ilgili savcı; “Enerji Bakanı Berat Albayrak ve onun şahsında seçilmiş meşru hükümeti yıpratmayı”, “milli enerji politikasını başarısızlığa uğratmak” ve “hükümet ile Bakan Albayrak’ın DAEŞ terör örgütü ile irtibatlı olduğu algısı oluşturulmaya çalışıldığı” suçlamalarında bulundu. Suçlamaların dayanağı olarak da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca “Çakı” mahlası verilen gizli tanığın beyanlarına yer verildi. Gizli tanığın iddialarına göre, Redhack ele geçirdiği Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını iki farklı mail hesabına yükleyerek, bu hesapların şifrelerini de Twitter üzerinden bir grup gazeteciyle paylaşmıştı. Amaç da son yılların en yaygın suçlama ifadesi olan “algı oluşturmak”tı. Bunun yanı sıra savcı, iddianamede gazetecilerin suçlamaya konu olayın dışında, sosyal medya paylaşımlarına ve Deniz Yücel gibi bir başka davada tutuklanan ve daha sonra salınan meslektaşlarıyla telefon konuşmalarına da “terör örgütü propagandası” ve “terör örgütleriyle ilişki”nin delili olarak yer verdi. Ayrıca savcı Kahveci, Birgün muhabiri Mahir Kanaat’tan ele geçirilen 17/25 Aralık operasyonları sürecine ait bir polis fezlekesini de Kanaat’a yönelttiği “FETÖ üyeliği” suçlamasının delili olarak gösterdi.

Davanın ilk duruşması 24 Ekim 2017’de görüldü. Mahir Kanaat, Ömer Çelik ve Tunca Öğreten’in 304 gündür tutukluluğun ardından karşısına çıktıkları mahkeme heyetine, haklarında tutuklama kararı veren eski 8. Sulh Ceza Hakimi Mustafa Çakar başkanlık etti. Duruşmada gazeteciler savunmalarını yaptı.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Wikileaks’in sitesinde de yer verilen Redhack’in sızdırdığı Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini, çünkü bunda kamu yararı bulunduğunun altını çizerek, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı?” diye sordu. Soruşturmanın e-postaların sızmasından üç ay sonra başlatıldığına dikkat çeken Okatan, savcının iddianamesindeki hukuksuzluklara ve tutarsızlıklara da işaret ederek, daha önce hükümete yakın basın organlarında yer alan bazı haberlerle iddianame arasındaki paralelliğe işaret etti.

Yolculuk gazetesi imtiyaz sahibi Eray Sargın ise savunmasında, söz konusu e-postaların haber değeri taşıdığını, suçlamaya konu olayın haberleştirilmesinin de basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

Birgün muhabiri Mahir Kanaat de savunmasında gözaltında tutuldukları 24 gün boyunca gizlilik kararı öne sürülerek kendilerine bilgi verilmediğini, haklarındaki suçlamaları Sabah gazetesinden öğrendiklerini anlatarak, “Bize uygulanan ‘gizlilik’ Sabah gazetesine yoktu” dedi. Redhack’in iddianamede bahsi geçen grubu kendilerinin kurarak gazetecileri eklediği açıklamasını hatırlatan Kanaat, sözü edilen mailleri bulundurmadığını ve haberini yapmadığını söyledi. Redhack’in Twitter hesabını takip etmesinin suç olmadığının altını çizen Kanaat, kendisine yöneltilen “FETÖ üyeliği” suçlamasına ilişkin de “Solcu bir ailenin solcu bir ferdiyim. Benim değil bir cemaatçi ile bir araya gelmek, bir sağcı ile selamlaşmam bile mümkün değil. Bu suçlamayı hakaret sayıyorum” ifadesini kullandı. Savcının iddianamede suçlamasına dayanak yaptığı gazeteci Deniz Yücel ile telefonda görüşmesine ilişkin de Kanaat, “Deniz Yücel bir gazetecidir. Bir hakimin hakimle konuşması neyse, bir gazetecinin de gazeteci ile konuşması odur. Kaldı ki bu isim ‘tespit’ edilmedi, ifademde ben söyledim” diye konuştu. Kendilerine yöneltilen “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” yani hackleme suçlamasını da reddeden Kanaat, 10 aydır hiçbir delil olmadan suçsuz yere cezaevinde tutulduklarını, bu süreçte doğan oğlunun kendisini tanımadığını beyan etti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, iddianamede söz edilen Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik de savunmasını anadilinde, Kürtçe yapmak istediğini beyan ederek, gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyetinde işkence gördüğünü beyan etti. Daha sonra İstanbul’a getirildiğini ve hakkındaki suçlamaları da ancak 24 gün sonra öğrenebildiğini vurguladı. Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi. Çelik savunmasında Türkiye’deki hukuksuzluklara, OHAL uygulamalarına, basının özellikle de muhalif ve Kürt basınının üzerindeki baskılara da değinerek, değerlendirmelerde bulundu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten ise gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta Redhack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyleyerek başladığı savunmasında, imzalı haberinde iddianamede yöneltilen suçlamaların hiçbiri bulunmadığını vurguladı. Öğreten haberinde ne hükümetin enerji politikası ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunun altını çizerek, bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu kaydetti. Haberde yer alan konulara dair değil de haber yapmalarına dava açılmasının tuhaflığına işaret eden Öğreten, Twitter’daki gruba kendi iradesi dışında eklendiğini, iki gün sonra çıktığını ve e-postalara da oradan paylaşılan bağlantı üzerinden ulaştığını belirtti. İddianamede takip ettiği Twitter adresleri nedeniyle yöneltilen suçlamalara ilişkin de “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim?” diye sordu. Suçlamalara konu olayın haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu vurgulayan Öğreten, tahliyesini belirtti.

Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın da müdahillik talebinde bulunduğu ilk duruşmada tutuklu gazetecilerden Ömer Çelik tahliye edildi. Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten’in ise tutukluluğuna devam kararı verildi.

Kanaat ve Öğreten davanın 6 Aralık 2017’de görülen ikinci duruşmasında tahliye edildiler.

Tutuklu sanık kalmayan davanın sonraki duruşmaları ise 3 Nisan ve 13 Eylül 2018’de görüldü. Dijital inceleme için bilirkişi raporu beklenen davada, mahkeme heyeti yargılanan gazetecilerin adli kontrollerinin kaldırılması ve el konulan bilgisayarlarının iadesi taleplerini reddetti. Davanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma ise 16 Nisan 2019’a bırakıldı.



Next Trial: April 16, 2019, 9:45 a.m.


Hakim Ümit Kartlı başkanlığında üye hakimler Erhan Akman ve Özgür Erkan Duruşma’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini alasının ardından salon, saat 10.00’da açıldı.

Önceki celsede alınan karar, duruşmanın 09:45’te başlayacağıydı. Ancak İstanbul dışındaki yargılananların katılımını sağlamak için, bulundukları yerden yapılan SEGBİS bağlantıları nedeniyle gecikme yaşandı. Heyet duruşma salonuna saat 10:15’te geldi. Yargılananlardan Ömer Çelik’in SEGBİS bağlantısı ile duruşmaya katılacağı Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki katip, “Heyet gelmeyecekse, acil bir talimat var, önce onu alalım” dedi. Ancak İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi katibi Mustafa Güven, “Heyet geliyor, başlıyoruz” diyerek bu talebi çevirdi. Heyetin gelmesiyle birlikte celse açıldı.

Mahkeme Başkanı Ümit Kartlı, yargılananların ve müdafilerinin yoklamalarını aldı.

Derya Okatan, Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten duruşma salonunda hazır bulundu.

Ömer Çelik Diyarbakır 10 Ağır Ceza Mahkemesi’nden, Metin Yoksu ise Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden yapılan SEGBİS bağlantısı ile duruşmaya katıldı.

Yargılananlardan Eray Sargın’ın ise iş yerinden izin alamadığı için duruşmaya katılmadığı beyan edildi.

Davaya müdahil olan eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın avukatı Ferah Yıldız da duruşmaya katıldı. Duruşmada ayrıca Tunca Öğreten’in avukatı Sevgi Kalan Güvercin, Mahir Kanaat’ın avukatı Tolgay Güvercin, Derya Okatan’ın avukatı Ali Koç, Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatı Özcan Karakoç da hazır bulundu. Duruşmaya katılamayan Eray Sargın’ın avukatı Erman Öztürk de mesleki mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı.

Heyet değişikliği nedeniyle eski zabıtların okunmasıyla başlayan duruşmada, bilirkişi raporunun halen gelmediği belirtildi. Heyet Başkanı Ümit Kartlı ayrıca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nun 04/10/2018 tarih ve 2017/168013 soruşturma No’lu yazıları ile Ömer Çelik hakkındaki 2018/5643 karar No’lu kovuşturmaya yer olmadığı kararı ve eklerinin dosyaya gönderildiğini bildirdi. Söz konusu kovuşturmaya yer olmadığı kararı ise, 2015 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Ömer Çelik hakkında sorumlusu olduğu DİHA’da, “PKK/KCK terör örgütü propagandası yapıldığı” iddiasıyla açılan soruşturma dosyasının yetkisizlik kararıyla gönderildiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 10 Temmuz 2018 yılında verilmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu kararında, Ömer Çelik hakkında aynı suçlardan daha önce İstanbul’da soruşturma yapılıp, iddianame hazırlanması ve hali hazırda İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılamanın sürüyor olması nedeniyle, soruşturmanın mükerrer olduğunun anlaşıldığına hükmetmişti. Savcılık kararında, “terör örgütü propagandası suçunun temadi nitelik arz ettiğini, yani bu suçun örgütün varlığının sürmesi, suçlananın da suç ile ilişkisinin gözaltına alındığı ve tutuklandığı tarihten itibaren kesilmiş olduğunu, iddianame düzenlenmesiyle de hukuki kesintinin, yani suç ile şüphelinin bağının sonlandırıldığını gerekçe göstermişti.

Duruşmada ilk olarak savcı mütalaada bulundu. Savcı adli kontrol tedbirlerinin sürmesini ve yargılananlardan Ömer Çelik hakkında bir başka soruşturmada verilen takipsizlik kararının kaldırılmasını ve ek iddianame hazırlanarak bu dosyayla birleştirilmesinin değerlendirilmesi için söz konusu dosyanın savcılığa iadesini istedi.

Mahkeme heyeti başkanı daha sonra beyan ve talepleri için yargılanan gazetecilere söz verdi. İlk olarak söz alan Tunca Öğreten, gözaltına alındıklarında konutunda el konulan bilgisayar ve telefonunun iadesini istedi. Öğreten hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağının da kaldırılmasını talep etti. Öğreten el konulan bilgisayarının iade edilmemesinin ve uygulanan adli kontrol tedbirinin, gazetecilik mesleğini icra etmesine engel oluşturduğunu kaydetti. Daha sonra beyanda bulunan Birgün muhabiri Mahir Kanaat da el konulan cihazlarının iadesini ve yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi. Gözaltına alındığında eşinin ve yeğeninin telefonuna bile el konulduğunu söyleyen Kanaat, davayla ilgisi olmayan üçüncü kişilerin de mağdur olduğunu vurguladı. ETHA’nın haber müdürü Derya Okatan da iki yıldır yargılandıklarını, bir haksızlığa uğradıklarını, bu davanın gazetecilik mesleğinin yargılanması olduğunu kaydetti. Beraat kararı verilse bile mesleki faaliyet açısından açılan yaranın kapanmayacağını ifade eden Okatan da bilgisayar ve telefonlarının iadesi ile yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi. Daha sonra Diyarbakır’dan SEGBİS ile duruşmaya bağlanan Ömer Çelik de aynı talepleri yineledi ve bulunduğu yerden duruşmaya katılmanın güçlüklerinden söz ederek, bunun bile mesleki faaliyeti açısından engelleyici bir durum olduğuna işaret etti ve sonraki duruşmalardan vareste tutulmasını istedi. Batman’dan SEGBİS ile beyanı alınan DİHA muhabiri Metin Yoksu da kendilerine destek veren meslektaşları ve avukatlara teşekkür ederek, duruşmalardan vareste tutulma talebini dile getirdi. Yoksu da el konulan eşyaların iadesi ile yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi.

Ardından mahkeme heyeti başkanı avukatlara söz verdi. Tunca Öğreten’in avukatı Sevgi Kalan Güvercin, yargılamanın 1 yılı aşkın süredir devam ettiğini, müvekkili hakkında talepte bulunduğu yurt dışı yasağının kaldırılması ve el konulan bilgisayar ve telefonunun iadesinin reddine standart gerekçelerle karar verildiğini kaydetti. Avukat Kalan Güvercin, Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin benzer konularda yapılan başvurularda verdiği kararları hatırlattı. Değindiği kararlarında yüksek mahkemelerin, adli kontrol tedbirine ilişkin kararlarda aynen tutuklulukta olduğu gibi gerekçe belirtilmesine hükmettiğini hatırlatan Kalan Güvercin, yargılamaya konu dosya kapsamında da somut hiçbir şey bulunmadığına işaret ederek, taleplerinin reddinin gerekçesi olmadığını vurguladı. Avukat daha sonra, gazetecilik mesleğini icrası engellenen müvekkili hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılarak, el konulan eşyalarının iadesini istedi.

Bu beyanın ardından saat 10.25’te SEGBİS  bağlantısında sorun yaşandı. Bunun üzerine mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi. Bu esnada katip ve mübaşir SEGBİS’in yeniden çalıştırılması, Diyarbakır ve Batman ile yeniden bağlantı kurulması için uğraştı. SEGBİS’i yeniden çalıştırmaya uğraşan katip, Diyarbakır ve Batman’dan bağlanan Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatı Özcan Karakoç’a, “Hatlar meşgul, müvekkilinizin beyanları alındı, bağlanmadan devam etsek olur mu?” diye sordu. Avukat Karakoç da müvekkillerinin beyanlarının alındığını doğrulayarak, daha fazla gecikme olmaması için SEGBİS bağlantısı yapılmadan devam edebileceklerini söyledi. Ancak büyük olasılıkla mübaşirin mahkeme heyetinin bu konudaki olumsuz görüşünü iletmesi üzerine Diyarbakır ve Batman’daki yargılananların katılabilmesi için, bulundukları kentlerdeki ağır ceza mahkemelerinin duruşma salonları ile bağlantı yeniden kuruldu. Saat 10.40’ta SEBGİS bağlantısının yeniden kurulması üzerine heyet ve duruşma savcısı salona geri döndü. Avukatların beyan ve taleplerinin alınmasına devam edildi.

Mahir Kanaat’ın müdafii Tolgay Güvercin de savcının mütalaasına itiraz ederek, değişen bir hukuki durum bulunmadığını, adli kontrol tedbirinin devam etmesinin gerekçesinin olmadığını kaydetti. Müvekkilinin ve diğer yargılanan gazetecilerin mesleklerini icrasını ve seyahat haklarını engelleyen bu yargılamanın artık bir insan hakları ihlaline dönüştüğüne işaret eden avukat Güvercin de Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını hatırlattı. Güvercin, müvekkili hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılarak, el konulan eşyalarının iadesini istedi.

Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatları Özcan Karakoç da savcının mütalaasına itiraz etti. Ömer Çelik hakkındaki takipsizlik kararının kaldırılması talebiyle ilgili, ek bir iddianame hazırlanmasına gerek olmadığını kaydeden Avukat Karakoç, söz konusu takipsizlik kararına konu suçlamaların, halihazırda yargılaması yapılan dosyadaki suçlamalara konu tarihlerdeki fiiller ile aynı olduğunu bildirdi.

Müşteki Berat Albayrak’ın vekili Ferah Yıldız ise bir diyecekleri bulunmadığını söyledi.


Verilen yaklaşık 15 dakikalık aranın ardından tarafları ve izleyenleri yeniden salona alan mahkeme heyeti başkanı ara kararlarını açıkladı.

Mahkeme heyeti, yargılanan Derya Okatan, Eray Sargın, Ömer Çelik, Mahir Kanaat, Metin Yoksu ve Tunca Öğreten hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbirinin aynen devamına karar verdi.

Mahkeme bu karara dilekçe vererek veya zabıt katibine beyanda bulunarak İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz edilebileceğine hükmetti.

Mahkemenin ara kararlarında ayrıca bilirkişi raporunun beklenmesine, bilirkişinin bir an önce raporunu mahkemeye sunmasına, sunamayacak ise nedenini belirtmesinin istenesine de hükmetti.

Mahkeme savcılığın Ömer  Çelik hakkında takipsizlik kararı verilen dosyaya dair talebini kabul ederek, dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verdi.

Kararında dijital materyallerin iadesini, bilirkişi raporunun ardından değerlendireceğini bildiren mahkeme, yargılananlardan Eray Sargın ile avukatının mazeretlerini kabul ederek, duruşmayı 16 Nisan 2019’a saat 09:45’e bıraktı.


Duruşma Öncesi Duruşma öncesinde herhangi bir açıklama, destek ya da protesto gösterisi gerçekleştirilmedi. Mahkeme Salonu Koşulları Davanın görüldüğü duruşma salonundaki fiziksel koşullar, görülen dava açısından yeterliydi. Sanıklara ve müdafilerine, katılan avukatına ve izleyenlere ayrılan bölümler herhangi bir sıkışıklığa yol açmayacak durumdaydı. Duruşmayı izleyenlerin elektronik aygıtlar kullanmalarına yönelik herhangi bir sınırlama yoktu. Duruşma salonuna erişim ve davayı takip etmek açısından, yargılamanın aleniyeti ilkesini ihlal eder hiçbir sınırlama gözlemlenmedi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmada davanın tarafları dışında, yargılanan gazetecilere destek, gözlem ve haber yapmak amacıyla gelen gazeteciler ile izleyici sıralarında oturan bir avukat (Gülizar Tuncer), 10 kadar takip eden vardı.

Genel Gözlemler

Duruşma salonunda takip edenler açısından zorluk yaratacak bir durum yoktu. Duruşmalarda sıklıkla başvurulan ve çoğunlukla tutuklu sanıklar açısından ceza yargılamasının layıkıyla gerçekleşmesine engel oluşturduğu eleştirilerine neden olan SEGBİS teknolojisinin, mahkeme heyeti ve adliye görevlilerine adeta bir TV kanalının rejisi gibi bir işlevi de yüklediği de görüldü. Mahkeme heyetinin, avukatlarca hatırlatılan yüksek mahkemelerin kararlarına itibar etmeyip adli kontrol kararlarının devamına, gerekçesiz bir şekilde karar vermesi ve hükmünde “aynen devamına” ifadesi kullanması dikkat çekti.

RedHack Trial (Indictment)

RedHack Trial 6. Standing (Minutes of the Hearing)

RedHack Trial 7. Standing (Minutes of the Hearing)

RedHack Trial 8. Standing (Minutes of the Hearing)