Murat Aksoy

FETÖ Media Organization

15 Temmuz darbe girişiminin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Fetullah Terör Örgütü – Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PYD) medya yapılanması içerisinde yer aldıkları” iddiasıyla çoğunluğu gazeteci 35 kişi hakkında gözaltı kararı verdi. Hakkında gözaltı kararı verilenlerin isimleri ilk olarak hükümete yakın basın organlarında yayımlandı. Soruşaturma kapsamında ilk gözaltı operasyonları 27 Temmuz 2016’da yapıldı.

Soruşturma talimatı İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Fuzuki Aydoğdu tarafından verildi.

Aksoy, 1 Eylül 2016’da İstanbul’daki evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alındı. Vatan Emniyet Müdürlüğü yerine Gayrettepe’de bulunan Asayiş Şube Müdürlüğü’ne götürüldü. Aksoy ile birlikte gazeteciler Atilla Taş, Murat Aksoy, Mutlu Çölgeçen ve Gökçe Fırat Çulhaoğlu da aynı gün farklı kentlerde gözaltına alındı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından 3 Eylül günü diğer gazetecilerle birlikte Çağlayan Adliyesi’ne getirildi. Savcılık sorgusunun ardından aynı isimlerle birlikte tutuklanma talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Aksoy hakkında “örgüt hiyerarşisine dahil olmaksızın örgüte bilerek, isteyerek yardım etmek” suçlamasıyla tutuklama kararı verildi.

Tutuklama kararı sonrası Silivri Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Gazeteci Murat Aksoy aralarında bulunduğu 27’si gazeteci 29 sanık hakkındaki iddianame savcı Murat Çağlak tarafından hazırlandı. İddianame 196 sayfadan oluşuyordu.

Savcı Çağlak, iddianamenin 112 sayfasında “Fetullah Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ-PDY)” ile ilgili yapılanmasına, kuruluş dönemine dair kapsamlı bir değerlendirmede bulunuyor. Benzer davalarda da (FETÖ Ana Medya Davası gibi) böylesi değerlendirmeler kullanılıyor.

Aksoy hakkındaki değerlendirmeler ise iddianamenin 168’inci sayfasında başlıyor. Burada Aksoy, Yenişafak, Taraf, Millet ve Yeni Hayat gazetelerinde çalıştığı ve kendisine ait kişisel internet sitesinin olduğu bilgisine yer veriliyor. Aynı bölümde Millet gazetesinin daha sonra “FETÖ basın kuruluşu” olduğu iddiasıyla kapatıldığı belirtiliyor. İddianamede Aksoy ile diğer gazetecilerin yurtdışı çıkış kayıtları, sosyal medya paylaşımları, banka hesaplarındaki hareketlilik de deliller arasında gösteriliyor.

Ardından Aksoy’un Eylül 2015’te Halk TV’de katıldığı televizyon programında yaptığı değerlendirmelerin bir kısmına yer veriliyor. Savcı Çağlak programdaki ifadelere ilişkin “1 Kasım Seçimleri sonrasında, bir çok alternatifin olduğu bu alternatifler arasında darb’nin de bulunduğunu söylemiştir. Şüphelinin bu söyleminin o tarihlerde bazı basın yayın organlarında ‘paralel yazardan darbe tehdidi’ şeklinde eleştirildiği görülmüştür” değerlendirmesini yapıyor.

Savcı Çağlak, bazı bakan ve hükümet temsilcileriyle çocuklarına dönük gerçekleştirilen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasına dair görüşleri yüzünden Yenişafak gazetesinden ayrıldığı belirtiliyor. Ardından da Aksoy için “FETÖ/PDY yapılanması propagandaları doğrultusunda yurtiçi ve yurtdışında Türkiye aleyhine kamuoyu algısı oluşturma çabası içine girdiği, yazılarında açık bir şekilde Türkiye Cumhuriy’etinin IŞID’e destek verdiği algısını oluşturduğu görülmüştür. Örneğin şüpheli Ekim 2015 tarihli Miglet Gazetesinde ‘AKP:Soft Işid’ başlıklı yazısında Türkiye Cumhuriyeti’nin Işid terör örgütüne destek verdiğini belirtmiştir” değerlendirmesi yapılıyor. Burada “IŞİD: AKP’nin iyi çocukları” başlığıyla yayımlanmış bir yazısına da yer veriliyor.

Yine Aksoy’un Yeni Hayat gazetesinde 3 Temmuz 2016’da “AKP’nin İyi Çocuklarının Küresel Cihadı” başlıklı yazısını da iddianameye koyan savcı Çağlak, yazıya dair “Türkiye Cumhuriyeti’nin IŞİD Terör Örgütüne destek verdiğine yönelik algı oluşturduğu değerlendirilmektedir” yorumunu yapıyor.

Savcı Çağlak daha sonraki bölümde Aksoy için “FETÖ/PDY’ye ait basın kuruluşlarında köşe yazarlığı yapmasının yanı sıra, FETÖ/PDY’nin görsel medyası olan Can Erzincan TV’de programlara katıldığı ve katıldığı programlarda, yine devlet ve hükümet aleyhine demeçler vererek yurt içi ve yurt dışında kamuoyu oluşturmaya çalıştığı” değerlendirmniesi yapıyor.

Sonrasında ise Aksoy’un sosyal medya hesabındaki paylaşımlarına yer veriliyor. Burada “25 Temmuz 2015 ve 26 Temmuz 2016 tarihleri arasında paylaştığı bütün paylaşımların silindiği tespit edilmiştir” bilgisine yer veriliyor.

Savcı Çağlak, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi Aksoy’un paylaşıp daha sonra sildiğini savunduğu “Darbe girişimine karşı demokrasi ve siyaset diyoruz ama camilerden cihat çağrıları nedir?” şeklindeki paylaşımı sonrasında sosyal medya kullancıları tarafından eleştirildiği ve “FETÖ’cü olmakla itham edildiği” belirtiliyor. Ardından “bu şekildeki bir söylemin FETÖ örgütü tarafından kullanıldığı halk nezdinde de kabul görmektedir” ifadesi kullanıldı.

Ardından suç unsuru olarak görülen sosyal medya paylaşımlarına yer veriliyor.

• 6 Temmuz 2015 tarihinde “İnsan sormadan edemiyor @fuatavni_f daha ne yapsın?” şeklinde paylaşımda bulunmuştur.
• 29 Mayıs 2015 tarihinde “BankAsya’ya el koyan hukuk değil siyasettir” şeklinde paylaşımda bulunmuştur.
• 19 Mayıs 2015 tarihinde “Ankara Cumhuriyet savcısının AKP’yi kendisini eleştiren medyayı susturun talimatının demokraside kabul edilemez. O savcı suç işliyor”; “Medyanın susturulmaya çalışılması anayasal bir suçtur. Yargı anayasaya değil Erdoğan’a bağlı.” şeklinde paylaşımda bulunmuştur.
• 21 Şubat 2015 tarihinde “Gidişleri gelişlerinde daha gürültülü olacak ve insan içine çıkmaya çekinecekler o gündem sonra. Ki şimdi farklı değiller ya neyse” şeklinde paylaşımda bulunmuştur.
• 21 Şubat 2015 tarihinde paylaşılmış “Bank Asya: müsaderenin son kurbanı..” şeklindeki tweeti retweet yapmıştır.

Aksoy ile ilgili tespitler daha sonra çeşitli yayın organlarında yayımlanan yazılarıyla devam ediyor. Bu bölümde yazılara yer verilmeden önce “örgütün yayın organlarından olan Yeni Hayat ve Millet Gazetelerinde çok sayıda örgütün söylemleri ile örtüşen yazılar yazdığı tespit edilmiştir” ifadelerine yer veriliyor.

İddianameye konulan yazıları şöyle sıralanıyor:
• Silahsız Talan Örgütü (28.10.2015 http: //rn.marmarayerelhaber. Coni/ Miirat- AKSOY/ 38527 -Silahsiz-Talan-OrgLJtu)
• AKP’nin iyi çocukları (03. 07.2016)
• Hukukun cesedine tecavüz (2015)
• Modern İstiklal Mahkemeleri ,
• Bank Asya müsaderenin son kurbanı (06.02.2015 )
• 17-25 Aralık ve Ortadoğulu Türkiye (17.12.2014)
• Berkin’in gösterdiği gerçek: Türkiye zihnen bölünüyor (14.03.2014)

Savcı Çağlak, bu tespitlerin ardından Aksoy’un “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla cezalandırılmasını talep ediyor. Buna dair değerlendirmesi şöyle: “FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında kapatılan Millet ve Yeni Hayat Gazetelerinde ve bazı internet sitelerinde örgüt mensuplarının ve örgütün karapropaganda hesabının söylemlerini topluma duyurduğu, örgütle mücadele kapsamında yapılan soruşturmaları itibarsızlaştırıp görev alan kamu görevlilerini suç işlemekle itham ettiği, ayrıca aynen örgütün yapmaya çalıştığı gibi TC Devletini terör örgütü IŞİD ile irtibatlandırdığı anlaşılmıs;̧ bu haliyle örgütün algı faaliyetlerinde görev alıp örgüt üyesi olduğu anlaşılmıştır.”

Çağlak’ın hazırladığı iddianame İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Yargılamanın ilk duruşmasında Aksoy hakkında tahliye kararı verildi. Ancak henüz cezaevinden çıkmadan “darbeye teşebbüs” suçlamasıyla yeni bir soruşturma kapsamında yeniden gözaltına alındı. Gözaltı işleminin ardından ikinci bir suçlamayla tutuklanarak, cezaevine götürüldü.

Bu soruşturma ile ilgili de hakkında ikinci bir iddianame daha hazırlandı.

İkinci iddianame

İkinci iddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan tarafından 5 Haziran 2017’de tamamlandı. Aynı mahkemeye sunularak, ikinci yargılama başladı. Ancak daha sonra bu iki yargılama da birleştirildi.

Bu iddianame ise 314 sayfadan oluştu. İddianamede Aksoy ile birlikte daha önceki iddianamede de sanık olarak yer alan 13 gazeteci hakkında hazırlandı. Aynı şekilde iddianamenin ilk bölümü “FETÖ/PYD” yapılanması ve kuruluşunun yanısıra “hedef ve amaçlarına” dair 192 sayfalık değerlendirmeler yer aldı.

Aksoy ile ilgili tespit ve değerlendirmelerin bulunduğu bölüm iddianamenin 204’uncu sayfasından başlıyor. Söz konusu bölümün başlangıcında Aksoy’un çalıştığı yayın organlarına yer veriliyor. Bu yayın organları için “silahlı terör örgütünün basın-yayın yapılanmasında yer aldığı” değerlendirmesi yapılıyor. Yayın organlarıyla ilgili olarak açılan soruşturma ve sonrasında Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında kapatılmış olduklarına dair bilgilere yer veriliyor.

Ardından Aksoy’un ev araması sırasında el konulan telefonuna dair incelemelere yer veriliyor. Aksoy’un örgütün örgütün kendi arasında haberleşmek amacıyla geliştirdiği bir program olduğu savunulan Bylock yüklü 17 kişiyle kimi tarihlerde birden çok görüşmesinin olduğu kaydediliyor. Bu isimler arasında aynı soruşturma kapsamında yargılana Mutlu Çölgeçen, Said Sefa, Mehmet Gündem gibi gazetecilerin isimleri de yer alıyor.

Aksoy’un Zaman Gazetesi’ne kayyum atandığı dönemde protesto amacıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü önünde telefonundan sinyal alındığına da yer verilen iddianamede bu toplanmanın “örgüt mensuplarınca organize edildiği” savunuldu.

Davada diğer gazeteciler gibi Aksoy’un da Bank Asya ismindeki bankada hesabının olduğu ancak herhangi bir para hareketliliği olmadığına dair bilgiye yer veriliyor. Birçok benzer davada Bank Asya’da hesap olması yargılama konusunda delil olarak gösteriliyor. İddiaya göre soruşturma açılması sonrasında Fetullah Gülen’in çağrısıyla “örgütü sahiplenmek” amacıyla bankaya para yatırıldığı belirtiliyor.

Savcı Fidan bu tespitler ışığında Aksoy’un da aralarında bulunduğu 13 sanığı “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya unsurları” şeklinde değerlendirerek, şüphelilerin “Anayasal düzeni ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini hedef alan terör örgütüyle organik bağ içerisinde ve amaçları doğrultusunda süreklilik ve çeşitlilik arz edecek şekilde örgütsel faaliyetlerde bulundukları” tespitinde bulundu.

Savcı Fidan, Aksoy ve diğer sanıkların “örgütün algı faaliyetlerine katılmış olmaları nedeniyle”, “Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçunu işlediklerini savundu. Bu kapsamda cezalandırılmalarını istedi. İddianamenin aynı mahkmede süren diğer dava ile birleştirillmesini talep ederek, iddianameyi İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu.

Gazeteci Murat Aksoy ile birlikte 27’si gazeteci 29 sanıklı dava hakkındaki iddianame İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek, yargılanmaya başlandı. Davanın ilk duruşması için 27-31 Mart 2017 tarihi belirlendi.

İlk duruşmaya Aksoy’un da aralarında bulunduğu 26 tutuklu, bir tutuksuz sanık katıldı. Sanıklardan gazeteci Said Sefa ile Bülent Ceyhan ise firari oldukları için katılmadı. Duruşmaya tek tutuksuz sanık gazeteci Ünal Tanık’ın eşi M.T. de katıldı. Duruşma ise sanık ve izleyici sayısının çok olması nedeniyle Çağlayan Adliyesi’nin zemin katındaki büyük salonda görüldü.

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada ilk olarak tutuklu sanıklardan gazeteciler Atilla Taş ve Murat Aksoy’un avukatı Ali Deniz Ceylan, mahkeme başkanı İbrahim Lorasdağı’nın, İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimi iken Atilla Taş, Murat Aksoy, Mutlu Çölgeçen ve Gökçe Fırat Çulhaoğlu hakkında tutuklama kararı verdiğini hatırlattı. Mevcut kanunlara göre soruşturmada görev yapan hakimin kovuşturmada görev yapamayacağını hatırlatan avukat Ceylan, mahkeme başkanı İbrahim Lorasdağı’dan dosyadan el çekmesini, el çekmediği takdirde reddi hakim talebinde bulundu. Mahkeme, reddi hakim talebinin “usule uygun” olmadığı gerekçesiyle “oy birliği” ile reddetti.

Duruşma başlangıcında genelde olanın aksine jandarma görevlilerinin tavırları dikkat çekiciydi. Jandarmalar sanıklar ile yakınların birbirlerini görmelerini engelleyecek şekilde ayağa kalktı, mahkeme başkanının müdahalesi üzerine yeniden oturdu.

Mahkeme başkanının sanık savunmalarına geçme acelesi dikkat çekti. Çok sayıda dava olduğu yönünde açıklama yapan mahkeme başkanı Lorasdağı, avukatların reddi hakim talebini dinlemek istemedi. Sanıklardan Cihan Acar müdafii Gülşah Kaya, iddianame okunmadan savunmalara geçilmesi üzerine “İddianamenin okunmasını talep ediyorum. (Mahkeme başkanı tarafından sözünün kesilmesi üzerine) Duruşma böyle karşılıklı sürmez. Ben talepte bulunurum, siz karar veririsiniz. En azından iddianemeyi özetleme yükümlülüğünüz var” dedi, mahkeme cevap vermedi. İddianame okunmamasına rağmen tutanaklara “iddianame okundu” şeklinde geçmesine avukat Ömer Kavili “Yalan beyan olduğu kayıtlara geçsin” talebinde bulundu. Mahkeme heyeti cevap vermezken izleyiciler Kavili’yi alkışladı. Alkışlar üzerine mahkeme başkanı “Kimi alkışlıyorsunuz?” diye tepki gösterdi.

Kimlik tespitiyle devam eden duruşmada sanıklar savunma yaptı. Davanın ilk günkü oturumunda tutuklu gazeteci ve yazarlardan Ahmet Memiş, Abdullah Kılıç, Atilla Taş, Ali Akkuş ve Bayram Kaya savunmalarını yaptı; tahliye ve beraat talep ettiler.

Beş gün süren duruşmaların ardından 31 Mart günü savcılık aralarında Aksoy’un da bulunduğu sekiz kişi için tahliye talep etti. Davanın görüldüğü İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, duruşmanın sonunda Aksoy’la birlikte toplam 21 kişinin tahliye edilmesine karar verdi. Ancak tahliyeler gerçekleşmeden savcı tarafından tahliyesi istenen ve aralarında Aksoy’un da bulunduğu 13 kişi haklarında bu kez “darbeye teşebbüs” suçlamasıyla yeni bir soruşturma kapsamında gözaltı kararı verildi. Aksoy ve 12 gazeteci cezaeevinden çıkmadan yeniden gözaltına alındı. Aksoy ve 11 diğer kişi iki hafta sonra tutuklanıp tekrar cezaevine gönderildi. Geri kalan sekiz kişinin de tahliye kararına ise savcılıkça yapılan itirazın kabul edilmesiyle tahliyeler gerçekleşemeden tekrar tutuklandı.

21 kişi hakkında tahliye kararı veren 25. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İbrahim Lorasdağı, hakimler Barış Cömert ve Necla Yeşilyurt Gülbiçim ise 3 Nisan 2017’de açığa alındı.

Davanın ikinci duruşması 27 Nisan 2017 tarihinde görüldü. Duruşmaya az sayıda gazeteci dışında izleyici alınmadı. Davanın üçüncü duruşması ise 6 Temmuz’da görüldü. Dava boyunca üçüncü kez değişen mahkeme heyeti, duruşma sonunda savcının mütalaası doğrultusunda tüm tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamına karar verdi. Davanın üçüncü duruşmasında mahkeme heyetinin de üçüncü kez değiştiği görüldü. Duruşma mahkeme başkanının mahkemeye ulaşan evrakları okumasıyla başladı. Duruşmada söz alan sanıklar ve avukatları “terör örgütü üyeliği” suçlamasını reddederek tahliyelerini talep etti.

Bu yargılama devam ederken “darbeye teşebbüs” suçlamasıyla yeniden tutuklanan Aksoy’la birlikte 13 gazeteci hakkında ikinci bir iddianame daha hazırlandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan tarafından hazırlanan iddianame, önceki yargılamanın sürdüğü İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İkinci iddianamenin kabülüyle birlikte Aksoy’un da aralarında bulunduğu 13 kişi hakkındaki “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması 16 Ağustos 2017’de görüldü. Tutuklu sanıkların tümünün hazır bulunduğu duruşmada Mahkeme Başkanı Taner Akıncı, üye hakimler Emre Efe Şimşek ve Özlem Atuk Şimşek yerlerini aldı.

Savunma yapan Murat Aksoy, kendisinin her zaman sivil siyaseti savunduğunu, daima “daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok adalet” vurgusu yaptığını belirtti. Aksoy, “Ne yazık ki biz burada gazeteciliği savunuyoruz, ama beğenmeseniz de eleştirseniz de gazetecilik suç değil,” dedi. Aksoy, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalara kaynak olarak 12-13 kişiyle yaptığı telefon görüşmeleri, yurtdışı seyahatleri ve Taraf gazetesinde yedi ay çalışmasının gösterildiğini söyledi. Aksoy, “Eğer eleştirmek suçsa, suçlanabilirim, tartışılır. Ama ben 13 kişiyle yaptığım görüşmeler nedeniyle iki kez müebbetle yargılanıyorum,” dedi.

Duruşma sonunda tutuklu gazeteciler Bünyamin Köseli ve Cihan Acar’ın adli kontrol şartıyla tahliye edilmesine karar verildi. Aksoy ve diğer sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Mahkeme heyeti kararında davanın aynı mahkemede “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla görülen dava ile birleştirilmesine karar verdi.

Tahliye kararı

Birleştirme kararı sonrası ilk duruşma 24 Ekim 2017’de görüldü. Mahkemeye ulaşan Bank Asya ve ByLock kullanımına dair raporların okunmasından sonra sanık gazeteciler ve avukatları, kısaca söz aldı. Aksoy, “Terör örgütü üyeliğinden tutuksuz yargılanıyorum, cebir ve şiddet suçundan tutukluyum. Şiddet ve cebir de kullanmadım. Benim tek silahım kalemim, klavyem. Bir de tutamadığım dilim” dedi. Duruşma sonunda Aksoy ve Atilla Taş’ın tahliyesine karar verildi. Bu tahliyelerin ardından davada tutuklu yargılanan gazeteci sayısı 20’ye düştü.

Davanın bir sonraki duruşması ise 4 Aralık 2017’de görüldü. Aksoy’un tutuksuz yargılandığı ilk duruşmada tanıklar dinlendi. Tutuklu sanıklar hakkında tahliye çıkmazken, duruşma 6 Şubat 2018’e ertelendi.

Savcı, 6 Şubat 2018’de İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada esas hakkındaki mütalaasını sundu. Savcı Aksoy’un da aralarında bulunduğu 13 sanık hakkında “anayasal düzeni bozma” suçlamasının düşürülmesini talep etti. Aksoy ile birlikte aynı davada tutuklu yargılanan gazeteci Gökçe Fırat Çulhaoğlu ve M.T. dışındaki tüm sanıkların “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla cezalandırılması talep edildi. Aksoy’un Çulhaoğlu ile birlikte “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan ceza istedi.

Mütalaada ayrıca haklarında yakalama kararı bulunan firari sanıklar Said Sefa ve Bülent Ceyhan’ın dosyalarının ayrılması da talep edildi. Savcı mütalaasının ardından söz alan avukatlar, dijital rapor ve diğer delillerin müvekkillerinin lehine olmasına rağmen cezalandırma talep edilmesine tepki gösterdi. Avukatların büyük bölümü ayrıca müvekkillerine yönelik “örgüt üyeliği” iddialarını sabit kılacak somut delillerin yer almadığına dikkat çekti. Bu duruşmada tutuklu Halil İbrahim Balta’nın sağlık sorunları nedeniyle adli kontrol şartıyla tahliye edilmesine karar verildi. Soruşturmanın genişletilmesi taleplerini reddeden mahkeme, diğer taleplerin esas hükümle birlikte karara bağlanmasına kararlaştırdı. Avukatların savunma için ek süre talebini kabul eden mahkeme heyeti bir sonraki duruşmanın 22 Şubat 2018’de görülmesine karar verdi.

Davanın 22 Şubat 2018’de görülen duruşmasında tutuklu sanıklar Abdullah Kılıç, Ahmet Memiş, Bayram Kaya ve Muhammed Sait Kuloğlu ile tutuksuz yargılanan sanıklar Atilla Taş, Ali Akkuş ve Bünyamin Köseli savunma yaptı. Duruşmanın ikinci günkü oturumunda ise tutuklu yargılanan sanıklardan Cemal Azmi Kalyoncu, Gökçe Fırat Çulhaoğlu ve Habib Güler ile tutuksuz yargılanan sanıklar Cihan Acar ve Halil İbrahim Balta’nın savunmaları alındı. Duruşma Aksoy ve geri kalan gazetecilerin savunmalarının alınması için 7-8 Mart 2018 tarihine bırakıldı.

Davanın son duruşması 7-8 Mart 2018’de görüldü. İki gün boyunca süren oturumlarda savcı mütalaasına karşı savunmalarını daha önce yapamayan sanıklar savunma yaptı.

Murat Aksoy’un Savunması

Murat Aksoy, son savunmasını 7 Mart günü yaptı. Yazılarında daha özgür, daha demokratik ve daha adaletli bir Türkiye amaçlarını öne çıkarttığını söyleyen Aksoy, yazılarında kendi düşüncelerini ifade ettiğini, kimseden talimat almadığını söyledi.

Aksoy beş sayfalık savunmasını mahkemeye sundu. Aksoy, yazılarının muhalif veya eleştirel olarak değerlendirilebileceğini ancak sadece daha özgür, daha demokratik ve daha adaletli bir Türkiye talebinde bulunduğunu söyledi. “Bir Alevi olarak muhafazakârların hak ve özgürlüklerini savundum. Bunu yapmanın kendi hak ve özgürlüğümü savunmak olduğunu düşündüm,” diyen Aksoy, Yeni Şafak’ta da T24’te de aynı yazıları yazdığını ve bunlarda sadece kendi düşüncelerini ifade ettiğini belirtti.

Hakkında herhangi somut delil olmadığını da vurgulayan Aksoy ayrıca “Bedenimiz ve zihnimiz özgür, ama meslekî tutukluluğumuz devam ediyor. Bu davada yargılanmak mesleğimi sürdürmem açısından üzerimde Demokles’in kılıcı gibi duruyor” ifadelerini kullandı. (Aksoy’un yapmış olduğu savunma metninin tamamına dokümanlar bölümünden ulaşabilirsiniz.)

Karar Duruşması

Mahkeme heyeti 8 Mart’taki oturumunda sanıkların son sözünü aldı. Aksoy, “Ben gazeteciyim. Muhalifliğim ve eleştirelliğim sadece siyasi iktidarın doğruları ve yanlışlığı ile ilgilidir. Bunun için cezalandırılacaksam bir şey demiyorum. Son sözüm Fenerbahçe.” dedi.

Son sözlerin alınmasının ardından kararını açıkladı. Kararda Aksoy’un da aralarında bulunduğu üç sanık dışında 22’si gazetecinin “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla cezalandırılmasına karar verildi. Gazeteci Aksoy “örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Aksoy ile birlikte Atilla Taş’a da aynı suçlamadan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi. Mahkeme, her iki sanığın da tutuksuzluğunun devamına hükmetti. Mahkeme heyeti Rotahaber’in genel yayın yönetmeni Ünal Tanık’ın eşi M. T.’nin ise beraatine karar verdi.

“Örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla hapis cezası verilen 11 gazetecinin suçlamanın alt sınırdan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmalarına hükmedildi. Bu sanıklar şunlar: Abdullah Kılıç, Bayram Kaya, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu, Cihan Acar, Habip Güler, Halil İbrahim Balta, Hanım Büşra Erdal, Hüseyin Aydın, Yakup Çetin ve Gökçe Fırat Çulhaoğlu.

Mahkeme, diğer 12 sanığın ise “suçun işleniş özellikleri ve suça yönelik kastın yoğunluğu” nedeniyle yine “örgüt üyesi olmak” suçlamasından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Bu grupta yer alanlar şunlar: Ahmet Memiş, Ali Akkuş, Muhammed Sait Kuloğlu, Mustafa Erkan Acar, Mutlu Çölgeçen, Oğuz Usluer, Seyid Kılıç, Ufuk Şanlı, Ünal Tanık, Yetkin Yıldız, Cuma Ulus ve D. A..

Mahkeme ayrıca tüm tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin “hükmen tutuklu” olarak devamına karar verirdi. Daha önce tahliye edilen sanıklardan Ali Akkuş’un da yeniden tutuklanmasına hükmedildi.

Önceden tahliye olan diğer sanıkların ise temyiz süresince tutuksuz hâlleri devam etti. Kararda hakkında yakalama kararı bulunan firari sanıklar Said Sefa ile Bülent Ceyhan’ın dosyasının ayrılmasını kararlaştırdı. Eski Zaman gazetesi çalışanı Emre Soncan’ın da dosyasının hakkındaki bir başka dava ile birleştirilmesi üzerine davada yargılaması yapılan sanık sayısı 26’ya düştü.

İstinaf Süreci

Davanın gerekçeli kararının açıklanmasının ardından avukatlar kararı temyiz için istinaf mahkemesine taşıdı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 2. Ceza Dairesi, dosyayı 22 Ekim 2018’de karara bağladı. Mahkeme kararında temyiz başvurusunu reddederek, verilen hapis cezalarını onadı. Kararda tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi. BAM kararında, dosyada mevcut delillerin suçun ispatı bakımından yerinde ve yeterli olduğu ve yerel mahkemenin kararının hukuka uygun olduğu ifade edildi.

Cezanın onanması sonrası beş yılın altında ceza alan Aksoy ve Atilla Taş için yeniden cezaevi göründü. Aksoy, 22 Kasım 2018’de Çağlayan Adliyesi’ne giderek kalan cezanın infazı için teslim oldu. Aksoy, işlemlerinin ardından aynı gün Metris Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. Aksoy, denetimli serbestlik kapsamında iki ayı aşkın süren tutukluluğun ardından 4 Ocak 2019’da tahliye oldu.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Toplamda 400 günü aşkın süre cezaevinde kalan Aksoy, tutuklu olduğu dönemde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) de bireysel başvuruda bulundu.

Aksoy’un “uygulanan gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği” iddiasıyla yaptığı başvurusu cezanın infazdan sonra karara bağlandı. 2 Mayıs 2019’da kararını veren AYM, Aksoy’un kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verdi ve 40 bin lira tazminata hükmetti. Mahkeme kararında Aksoy’a 40 bin lira tazminat verilmesine hükmetti.

FETÖ Media Organization (Indictment)

FETÖ Media Organization (Reasoned Judgement)

FETÖ Media Organization (Defense)