Mustafa Gökkılıç

"MİT Kumpası" Davası

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan ve bazı MİT görevlileri, 7 Şubat 2012’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, “MİT’in PKK/KCK ile ilişkili olduğu” iddiasıyla “şüpheli” sıfatıyla ifade vermeye çağrıldı. Kamuoyunda “MİT krizi” olarak bilinen soruşturma, “hükümet ile PKK arasındaki müzakere sürecinin” devam ettiği bir dönemde başlatıldı. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın müdahalesi ile Fidan ve MİT personeli ifade vermeye gitmedi. Ancak soruşturma, daha sonra “Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının’ hükümete yönelik ilk kumpası olduğu” öne sürüldü. Soruşturmanın ardından, MİT Başkanı ve personelinin ifade vermeye çağrılmalarının Cumhurbaşkanı onayına sunulmasına yönelik yasal düzenleme yapıldı.
Fidan ve MİT görevlilerinin ifadeye çağrılmasıyla ilgili soruşturma ise 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından başlatıldı. Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu tarafından yürütüldü. Soruşturma kapsamında aralarında savcı ve polis memurlarının da bulunduğu 24 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Radikal Gazetesi ve HaberTürk TV muhabiri Mustafa Gökkılıç da hakkında gözaltı kararı verilenler isimler arasında yer aldı.

13 Temmuz 2018’de İstanbul’da gözaltına alındı. Emniyette beş gün süren gözaltı işlemlerinin ardından 18 Temmuz 2018’de adliyeye çıkarıldı. “’Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek” ve “’silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamaları ile tutuklanarak Silivri Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Hakkındaki iddianame 11 Şubat 2020’de tamamlandı.

Gazeteci Mustafa Gökkılıç’ın da aralarında bulunduğu 14’ü tutuklu 34 sanık hakkındaki iddianame, 11 Şubat 2020 tarihinde tamamlanarak mahkemeye sunuldu. İddianame 154 sayfadan oluştu.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte bakanlar kurulunda görev alan 26 bakan ile MİT Müsteşarı/Başkanı Hakan Fidan’ın da bulunduğu 32 kişi iddianamede “mağdur” olarak yer aldı.

İddianamede, kamuoyunda “7 Şubat MİT krizi” olarak bilinen soruşturmanın detaylarına genişçe yer verildi.

Buna göre; Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan ve dört MİT görevlisi 7 Şubat 2012’de, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, “MİT’in PKK/KCK ile ilişkili olduğu” iddiasıyla ve “şüpheli” sıfatıyla, telefonla ifade vermeye çağrıldı. “Devlet ile PKK arasında süren müzakere sürecinin” devam ettiği dönemde yaşanan bu olayda dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, MİT Başkanı ve personelinin ifadeye gitmelerini engelledi.

İddianamede “MİT krizinin” “kalkışma” olduğu iddia edildi.

İddianamede 29 Ocak 2019’dan, krizin yaşandığı döneme kadarki sürece dair kapsamlı bir kronolojiye yer verildi.

İddianamede, 20 Aralık 2011’de başlatılan ve kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen soruşturması kapsamında yapılan operasyon anımsatıldı. Operasyon kapsamında “MİT’in irtibat elemanı olduğu iddia edilen M.Ö.’nün de gözaltına alındığı” kaydedildi. M.Ö.’nün, gözaltındayken “MİT elemanı olduğunu ve konunun deşifre olmamasını istediği” kaydedildi. “M.Ö.’nün ifadesinin, daha sonra FETÖ/PDY mensubu olduğu iddia edilen çevreye ulaştırıldığı” ileri sürüldü.

İddianamede, daha sonra; 7 Şubat 2012’de saat 17:00’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ve 4 MİT görevlisinin telefonla aranarak, görevli savcı tarafından “ifade vermek üzere makamıma bekliyorum” denildiği aktarıldı.

Bu olayın yaşandığı sırada, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ameliyat olacağı, ancak ameliyata geç girmesiyle “olaya müdahale ettiği” belirtildi.

MİT mensuplarının ifadeye çağrılma girişimiyle, “Fidan’ın gözaltına alınması için uğraşıldığı; gözaltına alınmasıyla birlikte, emri Başbakan’dan aldığı algısıyla Erdoğan ve hükûmetin devrilmesinin planlandığı” ileri sürüldü.

Bu girişimin, “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti̇ ve hükümetı̇nı̇ yıkmaya yönelen ilk teşebbüs olduğu” iddia edildi.

Gazeteci Gökkılıç ile ilgili iddia ve değerlendirmeler iddianamenin 127’inci sayfasında başladı. Gökkılıç hakkındaki tespitler; “KCK Basın” soruşturmasında gözaltına alınıp serbest bırakılan ve “MİT mensubu olduğu” iddia edilen Agence France-Press (AFP) muhabiri M.Ö.’nün beyanlarıyla başladı.

M.Ö., beyanlarında; “Gökkılıç’ın, kendisinin gözaltı sürecinde verdiği ifadesine ulaştığı ve haber yapmak istediği için kendisini aradığını” iddia etti. M.Ö. olaya ilişkin şu beyanlardan bulundu:

“O da bana senin savcılık ve emniyet ifadelerin bende var haber yapıyorum, dedi. Ben de ona yaptığın şey sorumluluğu kaldırılamayacak bir şeydir. Yapma bunu görüştürelim yapma, dedim. O da hayır yapıyoruz manşete koyduk bile deyince, ben de komiser Ayhan’ın odasına girdim. Ona dedim ki ‘savcıyı ara ifadeler basına sızmış̧’ deyince, o da savcı beyi aradı ve durumu savcı beye anlattı. Sen durumu anlatamayacaksın deyince ben de olan biteni savcıya telefonda izah ettim. O da bana yok öyle bir şey olamaz gerekirse o gazeteciyi içeri attırırım yapılacak olan suçtur, dedi. Ben de adam öyle demiyor ama, diyerek kapattım. Hemen durumunu Ankara’ya MİT Müsteşarlığı’na bildirdim. Bu sayede o gün için yayın durduruldu.”

M.Ö., beyanının devamında, Mustafa Gökkılıç’ın; “ifadeleri başka medya kuruluşlarına vererek yayınlatmaya çalıştığını” ileri sürdü. “İfadelerin, 6 Mart 2012 tarihinde Türkiye Gazetesi’nde yayımlandığını ve bu haberde adının yer almadığını ama haberin kendisini deşifre ederek işaret etmekte olduğunu” iddia etti. “11 Mart 2012 tarihinde Sabah Gazetesi’nde de haber yapıldığını, ancak kendilerinin Türkiye Gazetesi’ndeki haberden artık deşifre olmanın vermiş olduğu tedirginlikle gizlenmeye çalıştığını” öne sürdü.

M. Ö., “28 Mart 2012’de de Taraf Gazetesi’nde ifade tutanakları üzerinden isminin tamamı yazılıp web sitesinde de fotoğraflarının yayımlanarak haber yapıldığını, bu suretle de MİT adına yürütmüş olduğu faaliyetlerin ve sırların deşifre edildiğini” ileri sürdü.

İddianamede, Gökkılıç’ın; “aynı haberi yayınlaması maksadıyla farklı basın kuruluşlarıyla da irtibata geçtiği ve bu doğrultuda hareket etmesi için M. Ö.’yü ikna etmeye çalıştığı” iddia edildi.

Gökkılıç’ın bu suretle de “FETÖ/PDY’nin mevcut siyasi iktidara yönelik giriştiği kumpas eliyle yürüttüğü Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçuna iştirak ettiği” öne sürüldü.

Gökkılıç’ın daha sonra yönetimine el konan Koza İpek Basın A.Ş. isimli firmada 2014-2015 yıllarında SGK kaydının olması, yine daha sonra kapatılan Pak Medya İş Sendikası üyesi olması da deliller arasında gösterildi.

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında hükümet, çok sayıda şirketin yönetimine el koymuş, Meclis’in onayına sunmadan yayınladığı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri ile çok sayıda sendika ve sivil toplum kuruluşunu kapatmıştı.

İddianamede, Gökkılıç; Türk Ceza Kanunu’nun 311/2 maddesi uyarınca, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etmekle” suçlandı. Bu kapsamda hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

Gökkılıç’ın, Türk Ceza Kanunu’nun 312/2 ve 328/1 maddeleri uyarınca “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçu kapsamında “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin ettiği” iddia edildi. Bu suçlama kapsamında da 15 yıldan 20 yıla kadar hapsi istendi.

Gökkılıç ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 ve Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” suçlandı. Bu kapsamda da hakkında yedi yıl altı aydan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

Gökkılıç hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 285/1 maddesi kapsamında “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” suçlamasıyla bir yıldan 3 yıla kadar; Türk Ceza Kanunu’nun 204/2 maddesi uyarınca “resmi belgede sahtecilik” iddiasıyla da üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası istendi.

Böylece Gökkılıç hakkında, iddianameyle, toplamda bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 26 yıl 6 aydan 46 yıla kadar hapis cezası istendi.

Gökkılıç’ın ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesindeki “belirli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

İddianame, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 Mart 2020’de kabul edildi.

Gazeteci Mustafa Gökkılıç’ın da aralarında bulunduğu 34 kişinin yargılanmasına 22 Haziran – 3 Temmuz 2020 tarihlerinde Silivri Cezaevi Yerleşkesi’ndeki İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek ilk duruşma ile başlandı.

Gazeteci Gökkılıç, yargılamanın ilk duruşmasına katıldı. Şikayetçi sıfatıyla yargılamaya katılan Milli İstihbarat Teşkilatı’nı temsil eden Hazine ve Maliye Bakanlığı avukatı, duruşmanın basına kapalı yapılmasını talep etti. Bazı sanıklar talebi kabul ederken, bazıları itiraz etti. Tutuklu gazeteci Mustafa Gökkılıç, gazetecilerin olduğu sıraya dönerek, “Bende gazeteciyim ama meslektaşlarımın dışarı çıkarılmasını istiyorum. Gazetecilerin bu süreçte sağlıklı haber yapacağını düşünmüyorum. Davanın kapalı görülmesini istiyorum” dedi.

Görüşü sorulan duruşma savcısı, “milli güvenliği tehlikeye düşürecek hususların ortaya çıkabileceği” iddiasıyla duruşmanın kapalı yapılmasını talep etti.

Mahkeme, “kamu güvenliği ve milli güvenliği tehlikeye düşürecek hususların ortaya çıkabileceği” iddiasıyla bu ve bundan sonraki duruşmaların kapalı olarak yürütülmesine karar verdi. Mahkeme, ayrıca; bundan sonraki tüm yargılama süreci için yayın yasağı kararı aldı. Yapılacak haberler hakkında da soruşturma açılması kararlaştırıldı.

NOT: Yasak kararı nedeniyle, yargılamanın bundan sonraki sürecine ilişkin izleme, belgeleye ve raporlama yapılmayacaktır.

Gökkılıç dahil tüm sanıkların tutukluluk halinin devam ettirilmesine karar verildi. Yargılamanın, 15 Eylül 2020 tarihinde görülecek ikinci duruşma ile devam etmesine karar verildi.

1. Standing - June 22, 2020


Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan ve bazı MİT görevlileri, 7 Şubat 2012’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, “MİT’in PKK/KCK ile ilişkili olduğu” iddiasıyla “şüpheli” sıfatıyla ifade vermeye çağrıldı. Kamuoyunda “MİT krizi” olarak bilinen soruşturma, “hükümet ile PKK arasındaki müzakere sürecinin” devam ettiği bir dönemde başlatıldı. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın müdahalesi ile Fidan ve MİT personeli ifade vermeye gitmedi. Ancak soruşturma, daha sonra “Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının’ hükümete yönelik ilk kumpası olduğu” öne sürüldü. Soruşturmanın ardından, MİT Başkanı ve personelinin ifade vermeye çağrılmalarının Cumhurbaşkanı onayına sunulmasına yönelik yasal düzenleme yapıldı. Soruşturmanın, daha sonra “Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının’ hükümete yönelik ilk kumpası olduğu” öne sürüldü.

Fidan ve MİT görevlilerinin ifadeye çağrılmasıyla ilgili soruşturma ise 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminin ardından başlatıldı. Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Bürosu tarafından yürütüldü. Soruşturma kapsamında aralarında savcı ve polis memurlarının da bulunduğu 24 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Radikal Gazetesi ve HaberTürk TV muhabiri Mustafa Gökkılıç da hakkında gözaltı kararı verilenler isimler arasında yer aldı.

Gökkılıç, 13 Temmuz 2018’de İstanbul’da gözaltına alındı. Emniyette beş gün süren gözaltı işlemlerinin ardından 18 Temmuz 2018’de adliyeye çıkarıldı. “’Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek” ve “’silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamaları ile tutuklanarak Silivri Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Gazeteci Mustafa Gökkılıç’ın da aralarında bulunduğu 14’ü tutuklu 34 sanık hakkındaki iddianame, 11 Şubat 2020 tarihinde tamamlanarak mahkemeye sunuldu.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte bakanlar kurulunda görev alan 26 bakan ile MİT Müsteşarı/Başkanı Hakan Fidan’ın da bulunduğu 32 kişi iddianamede “mağdur” olarak yer aldı.

İddianamede, kamuoyunda “7 Şubat MİT krizi” olarak bilinen soruşturmanın detaylarına genişçe yer verildi.

İddianamede “MİT krizinin” “kalkışma” olduğu iddia edildi.

İddianamede 29 Ocak 2019’dan, krizin yaşandığı döneme kadarki sürece dair kapsamlı bir kronolojiye yer verildi.

İddianamede, 20 Aralık 2011’de başlatılan ve kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen soruşturması kapsamında yapılan operasyon anımsatıldı. Operasyon kapsamında “MİT’in irtibat elemanı olduğu iddia edilen M.Ö.’nün de gözaltına alındığı” kaydedildi. M.Ö.’nün, gözaltındayken “MİT elemanı olduğunu ve konunun deşifre olmamasını istediği” kaydedildi. “M.Ö.’nün ifadesinin, daha sonra FETÖ/PDY mensubu olduğu iddia edilen çevreye ulaştırıldığı” ileri sürüldü.

İddianamede, daha sonra; 7 Şubat 2012’de saat 17:00’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ve 4 MİT görevlisinin telefonla aranarak, görevli savcı tarafından “ifade vermek üzere makamıma bekliyorum” denildiği aktarıldı.

Bu olayın yaşandığı sırada, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ameliyat olacağı, ancak ameliyata geç girmesiyle “olaya müdahale ettiği” belirtildi.

MİT mensuplarının ifadeye çağrılma girişimiyle, “Fidan’ın gözaltına alınması için uğraşıldığı; gözaltına alınmasıyla birlikte, emri Başbakan’dan aldığı algısıyla Erdoğan ve hükûmetin devrilmesinin planlandığı” ileri sürüldü.

Bu girişimin, “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, seçilmiş Türkiye Cumhuriyeti̇ ve hükümetı̇nı̇ yıkmaya yönelen ilk teşebbüs olduğu” iddia edildi.

Gazeteci Gökkılıç ile ilgili iddia ve değerlendirmeler iddianamenin 127’inci sayfasında başladı. Gökkılıç hakkındaki tespitler; “KCK Basın” soruşturmasında gözaltına alınıp serbest bırakılan ve “MİT mensubu olduğu” iddia edilen Agence France-Press (AFP) muhabiri M.Ö.’nün beyanlarıyla başladı.

M.Ö., beyanlarında; “Gökkılıç’ın, kendisinin gözaltı sürecinde verdiği ifadesine ulaştığı ve haber yapmak istediği için kendisini aradığını” iddia etti. M.Ö. olaya ilişkin şu beyanlardan bulundu:

“O da bana senin savcılık ve emniyet ifadelerin bende var haber yapıyorum, dedi. Ben de ona yaptığın şey sorumluluğu kaldırılamayacak bir şeydir. Yapma bunu görüştürelim yapma, dedim. O da hayır yapıyoruz manşete koyduk bile deyince, ben de komiser Ayhan’ın odasına girdim. Ona dedim ki ‘savcıyı ara ifadeler basına sızmış̧’ deyince, o da savcı beyi aradı ve durumu savcı beye anlattı. Sen durumu anlatamayacaksın deyince ben de olan biteni savcıya telefonda izah ettim. O da bana yok öyle bir şey olamaz gerekirse o gazeteciyi içeri attırırım yapılacak olan suçtur, dedi. Ben de adam öyle demiyor ama, diyerek kapattım. Hemen durumunu Ankara’ya MİT Müsteşarlığı’na bildirdim. Bu sayede o gün için yayın durduruldu.”

M.Ö., beyanının devamında, Mustafa Gökkılıç’ın; “ifadeleri başka medya kuruluşlarına vererek yayınlatmaya çalıştığını” ileri sürdü. “İfadelerin, 6 Mart 2012 tarihinde Türkiye Gazetesi’nde yayımlandığını ve bu haberde adının yer almadığını ama haberin kendisini deşifre ederek işaret etmekte olduğunu” iddia etti. “11 Mart 2012 tarihinde Sabah Gazetesi’nde de haber yapıldığını, ancak kendilerinin Türkiye Gazetesi’ndeki haberden artık deşifre olmanın vermiş olduğu tedirginlikle gizlenmeye çalıştığını” öne sürdü.

M. Ö., “28 Mart 2012’de de Taraf Gazetesi’nde ifade tutanakları üzerinden isminin tamamı yazılıp web sitesinde de fotoğraflarının yayımlanarak haber yapıldığını, bu suretle de MİT adına yürütmüş olduğu faaliyetlerin ve sırların deşifre edildiğini” ileri sürdü.

İddianamede, Gökkılıç’ın; “aynı haberi yayınlaması maksadıyla farklı basın kuruluşlarıyla da irtibata geçtiği ve bu doğrultuda hareket etmesi için M. Ö.’yü ikna etmeye çalıştığı” iddia edildi.

Gökkılıç’ın bu suretle de “FETÖ/PDY’nin mevcut siyasi iktidara yönelik giriştiği kumpas eliyle yürüttüğü Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçuna iştirak ettiği” öne sürüldü.

İddianamede, Gökkılıç; “silahlı terör örgütü üyesi olmak,” “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs etmek,” “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmek,” “soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” ve “resmi belgede sahtecilik yapmakla” suçlandı.

Böylece Gökkılıç hakkında, iddianameyle, toplamda bir kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 26 yıl 6 aydan 46 yıla kadar hapis cezası istendi.

İddianame, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 Mart 2020’de kabul edildi.

Gökkılıç’ın da aralarında bulunduğu 34 kişinin yargılanmasına 22 Haziran – 3 Temmuz 2020 tarihlerinde Silivri Cezaevi Yerleşkesi’ndeki İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı.



Next Trial: Sept. 15, 2020, 9 a.m.


Duruşmanın saat 10.00’da başlaması kararlaştırılmıştı. Ancak, duruşma; gecikmeli olarak 11:42’de başladı.

Duruşmaya, gazeteci Mustafa Gökkılıç ile birlikte altı sanık katıldı. Beş sanık ise tutuklu bulundukları cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.

Tutuklu sanık A. F. Y.’nin aralarında bulunduğu yedi sanığın “koronavirüs” pandemisi dolayısıyla duruşma salonuna gelmek istemediklerine ilişkin dilekçe sunduğu, bazı avukatların ise dilekçe sunarak müvekkilleri ile görüşemedikleri için savunma hazırlayamadıklarını belirttikleri açıklandı.

Şikayetçi sıfatıyla yargılamaya katılan Milli İstihbarat Teşkilatı’nı (MİT) temsil eden Hazine ve Maliye Bakanlığı avukatı, duruşmanın basına kapalı görülmesini talep etti.

Mahkeme heyeti, sanıkların MİT’in istemi karşısında sanıkların taleplerini sordu.

Bazı sanıklar duruşmanın kamuoyuna açık yapılmasını isterken, bazı sanıklar ise davanın kapalı görülmesini istedi.

Tutuklu sanık gazeteci Mustafa Gökkılıç, gazetecilerin olduğu sıraya dönerek, “Ben de gazeteciyim ama meslektaşlarımın dışarı çıkarılmasını istiyorum. Gazetecilerin bu süreçte sağlıklı haber yapacağını düşünmüyorum. Davanın kapalı görülmesini istiyorum” dedi.

Ardından sanık avukatları söz alarak, duruşmanın kamuoyuna açık yapılmasını istedi.

Sanıklardan birinin avukatı ile mahkeme başkanı arasında tartışma yaşandı. Sanık avukatı, “Duruşmanın aleni bir şekilde yapılmasını istiyoruz. Evet, kararınızı biliyoruz. Talebe ilişkin söz veriyorsunuz ama duruşmayı kapalı yapacaksınız. Bunu biliyoruz. Namusunuz ve vicdanınız üzerine…”

Avukatın sözünü kesen mahkeme başkanı, “Avukat bey niyet okuyorsunuz” dedi.

Sanık avukatının “söyleyeceklerim var” demesi üzerine sesini yükselten mahkeme başkanı, “Niyet okuyorsunuz. Ben bu mahkemenin başkanıyım, buranın düzenini ben sağlıyorum. Talebe karşı beyanda bulunacaksanız buyurun konuşun, niyet okuyacaksanız dışarı atarım” ifadelerini kullandı.

MİT’in avukatı, yargılamanın kapalı yapılması yönündeki taleplerinin devam ettiğini söyledi.

Sanık ve avukatlarının taleplerinin alınmasının ardından, görüşü sorulan duruşma savcısı; “milli güvenliği tehlikeye düşürecek hususların ortaya çıkabileceği” iddiasıyla duruşmanın kapalı yapılmasını talep etti.

Ardından mahkeme heyeti, talebi görüşmek üzere kısa bir süreliğine duruşma salonundan ayrıldı. İki dakika sonra duruşma salonuna dönen mahkeme heyeti, duruşmanın kapalı yapılması yönünde karar aldığını ve yargılamanın bundan sonraki süreçleri için yayın yasağı getirdiğini açıkladı.

Mahkeme heyeti, bundan sonra davanın içeriğine dair yapılacak haberler hakkında soruşturma açılması kararı aldı. Mahkeme heyeti, kararının gerekçesini ise “kamu ve milli güvenliğini tehlikeye düşürecek hususların ortaya çıkması ihtimali”ne dayandırdı.

Kararını açıklayan mahkeme başkanı, gazetecilerin dışarı çıkarılmasını istedi. Gazetecilerin duruşma salonundan çıkarılmasının ardından duruşma kapalı bir şekilde devam etti.


3 Temmuz 2020 tarihine kadar devam etmesi beklenen duruşma bir gün sürdü.

Bazı sanıkların savunması alındıktan sonra, yargılamanın; 15 Eylül 2020 tarihinde görülecek ikinci duruşması ile devam etmesine karar verildi.

Mahkeme heyeti, Gökkılıç’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devam ettirilmesine karar verdi.

NOT: Yasak kararı nedeniyle, yargılamanın bundan sonraki sürecine ilişkin izleme, belgeleye ve raporlama yapılmayacaktır.


Duruşma Öncesi

Duruşma, İstanbul Silivri Cezaevi’nin içinde kurulan Silivri Adliyesi’nde görüldü.

Adliye girişi bariyerlerle kapatılmıştı. Adliye girişler, sınırlı sayıda kurulan noktalardan sağlandı. Adliye girişinde gazeteciler ve avukatlar X-Ray cihazından geçirildi.

Gazeteciler, girişte verilen basın kimlik kartı ile duruşmayı izledi.

Gazetecilerin bilgisayarlarının adliyeye alınmasına da izin verilmedi. Görüşmeler sonucunda, bilgisayarların; basın odasından çıkarılmamak ve duruşma salonuna alınmamak üzere adliyeye sokulmasına izin verildi. Basın odasında bulunan ve duruşma salonlarından görüntünün yansıtıldığı televizyon ekranı kapatıldı. Gazetecilerin cep telefonlarını kullanmasına da izin verilmedi.

“Koronavirüs” pandemisi karşısında alınan tedbirler kapsamında adliye girişinde ateş ölçümü yapılmadı. Girişmere, olması gerektiği halde dezehfektan konulmadığı görüldü.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşma, Silivri Adliyesi’nin en büyük salonlarından birinde görüldü. Duruşmanın görüldüğü salonda 100 kadar avukat, 100 kadar gazeteci ve güvenlik, 250 kadar izleyici, 100 kadar da sanık için yer ayrılmıştı. Mahkeme heyeti ve duruşma savcısı için ayrı, sanıklar için ayrı, avukat, gazeteciler ve izleyiciler için ayrı giriş kapıları bulunuyordu. Mahkeme heyeti için ayrı bir oturma bölümü, duruşma savcısı içinde ayrı bir bölme olduğu görüldü.

Sanıkların oturduğu bölme demir bariyerler avukat, gazeteci ve izleyici sıralarından ayrılırken, ayrıca etrafına tahtadan bariyerler bulunuyordu.

Duruşma salonunda SEGBİS için 2 ayrı büyük ekran, kurulurken, SEGBİS kaydı içinde 5 ayrı kamera sistemi kurulduğu görüldü.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı çeşitli medya kuruluşlarının çalışanları izledi. Sanık yakınları “koronavirüs” pandemisi karşısında alınan önlemleri duruşma salonuna alınmadı.

Duruşmada gazeteci Mustafa Gökkılınç ve 10 sanık hazır bulundu. Duruşma salonuna getirilen altı sanık ve cezaevi askerinde maske bulunurken, askerlerde ayrıca koruyucu elbisenin olması dikkat çekti. SEGBİS ile duruşmaya katılan beş sanık ise mahkeme heyeti yerini alana kadar kendi aralarında sohbet etti.

Genel Gözlemler

Duruşmada yayın yasağı getirildi. Mahkeme heyeti, davanın içeriğine dair yapılacak haberler hakkında soruşturma açılması kararı aldı. Mahkeme heyeti, kararının gerekçesini ise “kamu ve milli güvenliğini tehlikeye düşürecek hususların ortaya çıkabileceği” iddiasına dayandırdı.

"MİT Kumpası" Davası (Indictment)

Press in Arrest is a database, monitoring, documentation and collective memory study of Press Research Association.
+90 (312) 945 15 56 | pressinarrest@gmail.com