Nazan Sala

Bilen, Sala, Uğur, Abi and Durgut - “Membership of an Armed Organization” Trial

Mezopotamya Ajansı (MA) Van bürosu, 13 Eylül 2020 tarihinde Van’ın Çatak ilçesinde askerlerin gözaltına aldığı Osman Şiban ve yaşamını yitiren Servet Turgut’un helikopterden atılarak, işkenceye uğradığına ilişkin hazırlanan “Gözaltına alındıktan 2 gün sonra hastanede çıktılar” başlıklı haberi abone ve okuyucularına servis etti. Sonraki süreçte de olaya dair haberleri servis etmeye devam etti.

Haberin servis edilmesinin üzerinden yaklaşık bir ay geçmişken, 6 Ekim 2020 tarihinde haberde imzası bulunan MA muhabiri Cemil Uğur ve Sala’nın da aralarında bulunduğu gazeteciler hakkında soruşturma başlatıldı.

Soruşturma Van Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatıldı. Sala, soruşturma kapsamında 6 Ekim 2020 günü Van’daki evine yapılan polis baskınında gözaltına alındı.

Sala’nın evine baskın yapıldığı sırada eş zamanlı olarak gazeteciler Adnan Bilen, Şehriban Abi ve Cemil Uğur’un evlerine ve Mezopotamya Ajansı Van Bürosu ile JİNNEWS bürosuna da baskın yapıldı.

Saatler süren aramalar sonrasında polisler tarafından gazetecilerin fotoğraf makinelerine, kamera ve teknik malzemelerine el konuldu. Mezopotamya Ajansı çalışanlarının veya avukatlarının aramalar sırasında polislere eşlik etmesine izin verilmedi.

Sala, Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine götürüldü. Yürütülen soruşturma dosyasına “kısıtlama” kararı getirildi.

6352 Sayılı Yasa Değişikliği ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunun (TMK) 10’uncu maddesinin üçüncü Fıkrasının e bendine göre şüphelinin avukatı ile görüşme hakkı, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, hakim kararıyla 24 saat süre ile kısıtlanabilir. Bu zaman zarfında ifade alınamaz.

Sala, ancak gözaltına alınmasından iki gün sonra, 8 Ekim 2020 tarihinde ilk defa avukatı ile görüşebildi. Aynı gün emniyet sorgusuna başlandı.

Emniyetteki işlemlerinin ardından Sala, 9 Ekim günü Van Adliyesine sevk edildi. Cumhuriyet Savcılığındaki ifade alma işleminin ardından savcılıkça “Devlet aleyhine toplumsal olayları haber yaptığı” ileri sürülerek, “Silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edildi.

Van 3. Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgusu ardından Sala hakkında “Silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarıyla tutuklama kararı verildi. Aynı gün Van M Tipi Kapalı Cezaevine götürüldü.

Sala ile birlikte gözaltına alınan gazeteciler Adnan Bilen, Cemil Uğur ve Şehriban Abi hakkında da tutuklama kararı verildi.

Gazeteci Nazan Sala’nın da aralarında bulunduğu beş gazeteci hakkındaki iddianame Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11 Şubat 2021 tarihinde tamamlandı. İddianame, 14 sayfadan oluşuyordu.

Sala’ya “Silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi.

İddianamenin ilk dört sayfasında Sala ve diğer gazetecilerin “üyesi olduğu” iddia edilen “PKK’nin kuruluş ve yapılanmasına” dair değerlendirmeler yer aldı. Aynı suçlamalarla hazırlanan başka davalarda da benzer metinler kullanılıyor.

İddianamede, Van İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü tarafından Kürt basın organları Mezopotamya Ajansı, Sterk TV, Jinnews ve Yeni Yaşam gazetesine hazırlanan bir rapora da yer verildi. Raporda, adı geçen basın kuruluşlarının, yasadışı ilan edilen ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) olarak adlandırılan silahlı örgütün sekretaryasına bağlı bir “yapılanmanın basın komitesinin hiyerarşik yapısı içerisinde bulundukları” iddia edildi.

İddianamede, gazetecilerin çalıştığı Mezopotamya Ajansı (MA), Jinnews Kadın Ajansı ve Yeni Yaşam gazetesi için ülke gündemine düşen münferit herhangi bir olayı “silahlı terör örgütü” lehine mübalağa ile ajite edip propaganda malzemesi yaparak devletin ve kurumlarının aleyhine haberler yaptığını ileri sürerek, “normal şekilde spor, magazinsel veya doğa olayları vs. basın komitesinin perspektifi doğrultusunda olmadığından haberleştirilmediğinin tespit edildiği” denildi.

Söz konusu basın kuruluşları hakkında farklı mahkemeler tarafından verilen erişim engeli kararları da iddianameye konuldu.

İddianamede bahsi geçen Kürt basın kuruluşlarının söz konusu “yasadışı örgütler lehine” bir yayın politikası izlediğine dair haber içeriklerini de kapsayan değerlendirmelere yer verildi.

İddianame, Sala’nın evinde yapılan aramada çok sayıda dijital materyalle ve Günlük, Özgür Gündem, İpekyolu ve Azadiya Welat gazetelerine el konulduğu bilgisini de içerdi. Sala’nın evinde yapılan aramada el konulan dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen kriminal raporunda herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı kaydedildi.

Sala’nın telefonlarının dinlenildiği bilgisine de iddianamede yer verildi. Ancak, bu dinlemenin hangi mahkemenin, hangi tarihli kararı ile yapıldığı bilgisi iddianamede yer almadı. İddianamede, Sala’nın haber kaynakları ile yaptığı telefon görüşmelerinde kendisini gazeteci olarak tanıttığı belirtildi.

Sala’nın soruşturma aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığı’nda alınan ifadesinden ise sadece “Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum” cümlesi iddianameye konuldu.

İddianamede, Sala’nın 2015 yılında Twitter hesabından yaptığı iki, Facebook sayfasından yaptığı bir paylaşımı ile 2016 yılında Facebook sayfasından yaptığı bir paylaşıma yer verilerek, “basın yayın yoluyla zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla suçlandı.

Gazeteciye yöneltilen suçlamaya dair ise iddianamede, çalıştığı basın kuruluşuna dair yapılan “yasadışı örgüt bağlantısı” değerlendirmesine atıfla Sala’nın “durumu bilerek” bu kurumda çalıştığı, “evinde ve dijital materyallerde çıkan örgütsel görüntülerinin, delillerin de bunu gösterdiği” ve kendisinin de örgüt mensuplarının ve sözleşmelerinin “emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği, bu suretle sanığın örgütün hiyerarşik yapısı içinde yer alarak, örgüt adına faaliyetlerde bulunarak örgütle organik bağ kurduğu” iddia edildi.

Sala’nın “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan cezalandırılması istendi. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314/2. maddesi kapsamında Sala’nın 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi. Atılı suçlamanın Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 5. Maddesi kapsamında olduğu gerekçesiyle de cezanın yarı oranında arttırılarak 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar yükseltilmesi istendi.

Ayrıca sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları da “Zincirleme şekilde basın yayın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” suçu kapsamında değerlendirilerek, bu suçlamadan da cezalandırılması istendi. “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasını düzenleyen Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2. maddesi uyarınca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması istendi. İddia edilen suçun “basın yayın yoluyla” işlendiği ileri sürülerek yarı oranında arttırılması istendi. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 43/1 maddesi uygulanarak cezanın ¼ oranında arttırılarak 1 yıl 10 ay 15 günden 13 yıl 1 aya kadar yükseltilmesi talep edildi.

Sala için ayrıca TCK’nın 58/9, 53/1, 63 ve 54/1. maddelerinin de uygulanması talep edildi.

Gazeteci Nazan Sala’nın da aralarında bulunduğu dördü tutuklu beş gazeteci hakkındaki iddianame, Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianameyle birlikte mahkeme Sala’nın tutukluluk incelemesiyle ilgili kararında tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Yargılamanın ilk duruşması 2 Nisan 2021 tarihine görüldü. Duruşmaya Covid-19 pandemisi gerekçesiyle sadece dört gazetecinin izlemesine izin verildi. Duruşmaya başka izleyici alınmadı. Ancak duruşmaya alınan dört gazetecinin de bilgisayar ve telefonlarını kullanımına izin verilmedi.

Sala ile birlikte dosya kapsamında tutuklu yargılanan gazeteciler Adnan Bilen, Cemil Uğur ve Şehriban Abi tutuklu bulundukları cezaevlerinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.

Duruşma kimlik tespitinin ardından gazeteci Adnan Bilen’in savunmasıyla başladı. Bilen savunmasından sonra ardından mahkeme başkanı, COVID-19 tedbirleri gereği salonda daha az avukat bulunmasını istedi ve bazı avukatların duruşma salonundan çıkarılması için içeri polis alındı. Savunma ile heyet arasında çıkan gerginlik sonucu mahkeme başkanı salonu terk etti. Baro Başkanı Uçar’ın görüştüğü mahkeme başkanı, salona geri döndü.

Mahkeme başkanının duruşma salonuna geri dönmesinin ardından duruşma, gazeteci Sala’nın savunması ile devam etti. Sala, iddianame yöneltilen suçlamalara karşı savunma yaptı.

“Burada yargılanan bizler değiliz, gazetecilik faaliyeti” diyerek, savunmasına başlayan Sala, “15 yıldır gazetecilik yapıyorum. Sarı basın kartı dikkate alınan bir kart değil. 2010 – 2017 yılları arasında sarı basın kartım vardı. 2017’de gazete KHK ile kapatıldıktan sonra kartım iptal edildi. 2019 yerel seçimleri sonrasında belediye basın biriminde müdürlük yaptım. Ta ki kayyım atanıncaya kadar. İşime son verilince mahkemeye başvurdum. Bu süreçte serbest gazetecilik yapmaya çalıştım. Yasal olan, bir sürü yerde temsilciliği ve muhabiri olan bir ajansta çalıştım. Davamı kazandım ve işe iade edildim. Sonrasında da tutuklandım. Benim işyerime baskın yapılacaksa, belediyeye baskın yapılmalıydı” diye konuştu.

Pandemiye dair de birçok haber yaptığını ancak iddianamede kasıtlı şekilde çeşitli tarihlerde yapılmış, seçili haberlere yer verildiğini söyleyen Sala, “Benim evimdeki gazete arşivinden de bahsedilmiş. 2010 ile 2016 tarihleri arasında çıkmış 10 gazeteden ibaret bir arşivim var. Bunlar iddianamede suç unsuru olarak çıkıyor. Gazeteler için toplatma kararı da yok. Bir gazetecinin arşivinde gazete bulunması kadar normal bir durum var mıdır?” dedi.

Sala, iddianamede yer alan soysal medya hesaplarındaki paylaşımlarıyla ilgili olarak ise “Twitter hesabımda 300’e yakın tweet var. Çocuk istismarından iş cinayetlerine kadar birçok konuda tweetim, retweetim var. Ancak iddia makamı maksatlı bir şekilde aralarından yalnızca birkaç tweeti seçmiş” dedi. Bu sırada mahkeme başkanı, “suç unsuru olacak şeylere girme” diyerek, Sala’nın sözünü kesti.

Sala, savunmasının devamında “Biz gazetecilere, özellikle Kürt gazetecilere uygulanan bir müdahale söz konusu. Bir ülkede basın özgür olmazsa kimse özgür olmaz; siz de olmazsınız. Tahliyemi ve beraatimi istiyorum” diyerek savunmasını sonlandırdı.

Sala, “örgüt propagandası yapmak” suçu yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) hükmünü kabul ettiğini söyledi.

Savunmaların tamamlanmasının ardından duruşma savcısı, mahkeme heyetine mütalaasını sundu. Mütalaada, basın özgürlüğünün de diğer tüm özgürlükler gibi sınırsız olmadığı ileri sürüldü. Mütalaada, Mezopotamya ve Jinnews Ajansı ile Yeni Yaşam gazetesi hakkında verilen erişim engeli kararları hatırlatıldı. Mütalaada, “Sanıkların PKK/KCK silahlı terör örgütünün basın yayın yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut delillerin mevcut olduğu, PKK/KCK terör örgütü ve diğer terör örgütlerini ideolojileri doğrultusunda faaliyette bulunmanın gazetecilik faaliyeti olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı” ileri sürülerek, tutukluluk hallerinin devamı talep edildi.

Mahkeme heyeti, tutuklu gazeteci Nazan Sala’nın tahliyesine karar verdi. Sala’nın ayda bir en yakın karakola giderek imza vermek ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol hükmünün uygulanmasına karar verildi.

Mahkeme heyeti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından Nazan Sala hakkında açılmış olan başka bir davanın akıbetinin sorulmasını istedi.

Duruşma sonrasında savcılık tarafından tahliye kararına itiraz edildi. Ancak üst mahkeme itirazı reddetti. Sala, aynı gün tutuklu bulunduğu cezaevinden tahliye edildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 2 Temmuz 2021 tarihinde görüldü. Mahkeme heyetinin değiştiği görüldü. Duruşmaya gazeteciler Cemil Uğur ve Adnan Bilen ile avukatları katıldı.

Gazeteci Cemil Uğur’a hakkında Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava bilgilerinin dosyaya gönderildiği görüldü.

Duruşmada söz alan gazeteci Adnan Bilen, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılandığını söyledi. Doğruyu ortaya çıkardıkları yargılanıp, tutuklandıklarını söyleyen Bilen, “Türkiye’de 50’den fazla gazeteci tutuklu yargılanmaktadır. Gerçeği ortaya çıkartmak bir ceza gerektiriyor, bunun bedelini ödemeye devam ediyoruz. Yaptığımız şeyler gazetecilik faaliyetidir. Suç̧ teşkil ettiğini düşünmüyorum” de
di.
Ardından söz alan gazeteci Cemil Uğur da yaptıkları haberle bir olayı ortaya çıkardıklarını ifade ederek, “Kendi beyanlarımızı habere katmadık, hastane raporları ile tanık beyanlarını yazdık. Tape kayıtları suç unsuru gibi gösterilmiş̧. Yaptığımız gazetecilik faaliyetidir, siyaset, mafya üçgeninde gazetecilik yapan arkadaşlarımız yargılanmamakta, bizler ise gerçekleri ortaya çıkardığımız için yargılanmaktayız” diye konuştu.

Gazetecilerin yargılanmasına neden olan haberlerin yüksek kamu yararı taşıdığını ifade eden avukat Erselan Aktan da “Aslında sunulan haber bir suç duyurusudur. Dosyada asıl suçlular gizlenip suçu haber yapanlar yargılanmaktadır” dedi
.
Avukat Ekin Yeter de gazeteciler hakkında uygulan adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını talep etti.

Duruşma savcısı da verdiği mütalaasında, avukatların ve gazetecilerin adli kontrol hükümlerinin kaldırılması talebinin reddini istedi.
Avukatlar, Cumhuriyet Savcısı’nın mütalaasına katılmadıklarını söyledi.

Mahkeme heyeti, verdiği kısa bir aranın ardından kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, gazeteci Nazan Sala’nın imza atma şeklindeki adli kontrol hükmünün kaldırılmasına karar verdi. Gazeteci Zeynep Durgut hakkındaki imza atma yükümlülüğünü ayda bir güne indirdi. Durgut’un yurt dışı yasağının da devamına karar verildi.

Mahkeme, dosyadaki eksik hususların tamamlanmasının beklenilmesine karar vererek, duruşmayı 21 Ekim 2021 tarihine erteledi.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Dava avukatları, Van 3. Sulh Ceza Hakimliğinin tutuklama kararına karşı Van 1. Sulh Ceza Hakimliğine 16 Ekim 2020 tarihinde itiraz etti. Hakimlik, 26 Ekim 2020 tarihinde itirazı reddetti.

Tutukluğa karşı yapılan itirazın Van 1. Sulh Ceza Mahkemesince reddedilmesi üzerine, avukatlar 20 Kasım 2020 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” ihlal edildiği gerekçesi ile “tedbir” başvurusunda bulundu. AYM, avukatların “tedbir” talebini “Gazetecilerin sağlık hizmetlerine erişim imkânına sahip olduğu, ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike oluşturduğuna dair bilgi ya da bulgunun olmadığı” gerekçesiyle reddetti.

AYM’nin gazetecinin “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” ile “ifade özgürlüğü haklarının ihlal edilip edilmediği”ne dair esas yönünden yaptığı inceleme ise devam ediyor.

2. Standing - July 2, 2021


Mahkemenin yerini almasıyla duruşma saatinde başladı. Mahkeme başkanı ve bir üyenin değiştiği görüldü. Yargılanan gazeteciler Cemil Uğur ve Adnan Bilen ile gazetecilerin avukatları duruşma salonunda hazır bulundu. Mahkeme başkanı, dosyaya gelen evrakları okudu. Gazeteci Cemil Uğur’a hakkında Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava bilgilerinin dosyaya gönderildiği belirtildi.

Ardından gazeteci Adnan Bilen söz alarak, savunma yaptı. Bilen, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılandığını söyledi. Doğruyu ortaya çıkardıkları yargılanıp, tutuklandıklarını söyleyen Bilen, “Türkiye’de 50’den fazla gazeteci tutuklu yargılanmaktadır. Gerçeği ortaya çıkartmak bir ceza gerektiriyor, bunun bedelini ödemeye devam ediyoruz. Yaptığımız şeyler gazetecilik faaliyetidir. Suç̧ teşkil ettiğini düşünmüyorum” dedi.
Ardından söz alan gazeteci Cemil Uğur da yaptıkları haberle bir olayı ortaya çıkardıklarını ifade ederek, “Kendi beyanlarımızı habere katmadık, hastane raporları ile tanık beyanlarını yazdık. Tape kayıtları suç unsuru gibi gösterilmiş̧. Yaptığımız gazetecilik faaliyetidir, siyaset, mafya üçgeninde gazetecilik yapan arkadaşlarımız yargılanmamakta, bizler ise gerçekleri ortaya çıkardığımız için yargılanmaktayız” diye konuştu.

Gazetecilerin yargılanmasına neden olan haberlerin yüksek kamu yararı taşıdığını ifade eden avukat Erselan Aktan da “Aslında sunulan haber bir suç duyurusudur. Dosyada asıl suçlular gizlenip suçu haber yapanlar yargılanmaktadır” dedi.

Avukat Ekin Yeter de gazeteciler hakkında uygulan adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını talep etti.
Duruşma savcısı da verdiği mütalaasında, avukatların ve gazetecilerin adli kontrol hükümlerinin kaldırılması talebinin reddini istedi.

Avukatlar, Cumhuriyet Savcısı’nın mütalaasına katılmadıklarını söyledi.


Mahkeme heyeti, verdiği kısa bir aranın ardından kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, gazeteci Nazan Sala’nın imza atma şeklindeki adli kontrol hükmünün kaldırılmasına karar verdi. Gazeteci Zeynep Durgut hakkındaki imza atma yükümlülüğünü ayda bir güne indirdi. Durgut’un yurt dışı yasağının da devamına karar verildi.

Mahkeme, dosyadaki eksik hususların tamamlanmasının beklenilmesine karar vererek, duruşmayı 21 Ekim 2021 tarihine, saat 09:20’ye erteledi.

1. Standing - April 2, 2021


Mahkeme heyetinin yerini alması ile birlikte duruşma bir dakika gecikme ile başladı. Dava kapsamında yargılanan gazeteciler tutuklu bulundukları cezaevlerinden ve bulundukları kentlerde Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmada avukatlar hazır bulundu.

Bilen: Bu Yargılama Tarihe Not Düşecektir

Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada, ilk olarak gazeteci Mezopotamya Ajansı muhabiri Adnan Bilen savunma yaptı. Kimlik tespitlerinin ardından ilk olarak Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Adnan Bilen söz aldı. “Biz gazeteciyiz ve bu bir gazetecilik yargılamasıdır” diyerek savunmasına başlayan Bilen “Burada yapılan yargılama, tüm muhalif gazetecilerin yargılanmasıdır. Bu yargılama tarihe not düşülecektir” dedi.

Bilen’in savunmasına mahkeme başkanı müdahale ederek, “İddianamede seninle ilgili yer alan iddialara yanıt ver, herkes biliyor” dedi.

20 yıldır gazeteci olduğunu, bugüne kadar böyle bir durumla karşılaşmadığını ifade ederek savunmasına devam eden Bilen, “Emniyette iki telefon konuşmasını kiminle yaptığım soruldu. Telefonda görüştüğüm kişi Van Tabip Odası Başkanı. İkincisi ise bir avukat ile müvekkili hakkında yaptığım görüşme. AİHM kararını bana açıklamasını istemişim. Bunlar nasıl suç olabilir?” diye konuştu.

2015 yılında Van’da gerçekleşen Newroz kutlamasında çektiği fotoğrafların bilgisayar arşivinden alınarak “örgüt üyelerinin flamaları çekilmiş” şeklinde bir notla iddianameye eklendiğini söyleyen Bilen, “Dünyanın hiçbir yerinde bu suç olamaz. O çektiğim fotoğrafları hepimiz çektik. Hepimiz oradaydık. Tüm televizyonlarda renkli şekilde yayınladı. Ben bu fotoğrafları sosyal medya hesaplarımda paylaştığım için propagandadan yargılandım ve HAGB aldım” dedi.

İddianamede kendilerinin sarı basın kartı sahibi olmadıklarına vurgu yapıldığını söyleyen Bilen, “Bize sarı basın kartımızı sordular. İddianamede de basın kartı sahibi olmadığımız yazıyor. Basın kartı, akredite kartıdır. İletişim Başkanlığı 4 ayda toplam 680 kişinin basın kartını iptal etti. Türkiye’deki yabancı basının %90’ı ülkeyi terk etti. Türkiye’de sarı basın kartı sahibi olmayan on binlerce gazeteci var. Van Gölü Gazeteciler Cemiyeti’nin 100 küsur üyesinin yalnızca 12’si sarı basın kartı sahibidir” dedi.

Bilen, İletişim Başkanlığı’nın basın kartı yönetmeliği iptal davasında kartın “tanımlayıcı değil kolaylaştırıcı nitelikte olduğu” şeklinde tanımlandığını söyledi.

Bilen savunmasının devamında “Bir ajansın yayın politikasını muhabir belirleyemez. Ben ve burada bulunan arkadaşlarımız kendi yaptıklarımızdan sorumlu tutulabiliriz. Bizler muhabiriz. Ajansın yaptıklarından bizim sorumluluğumuz olamaz. İstanbul’da bir merkezimiz var, yayın kurulu var. Son olarak, bu haksızlığa son verilmesi gerekir. Altı aydır cezaevindeyiz. Aylarca neyle suçlandığımızı bile bilmedik. Bu pandemi sürecinde biz özgürlüğümüzden, işimizden, evimizden uzak bırakıldık. Bu haksızlığın giderilmesi gerekiyor.” Mahkeme başkanı tarafından sık sık sözü kesilen Bilen, savunmasına “İddianame geldiğinde bunlarla suçlandığımıza inanamadık” ifadelerini kullandı.

Bilen’in savunmasının ardından mahkeme başkanı, COVID-19 tedbirleri gereği salonda daha az avukat bulunmasını istedi ve bazı avukatların duruşma salonundan çıkarılması için içeri polis alındı. Savunma ile heyet arasında çıkan gerginlik sonucu mahkeme başkanı salonu terk etti. Baro Başkanı Uçar’ın görüştüğü mahkeme başkanı, salona geri döndü.

Sala: Yargılanan Bizler Değil, Gazeteciliktir

Mahkeme başkanının duruşma salonuna geri dönmesinin ardından duruşma, tutuklu gazeteci Nazan Sala’nın savunması ile devam etti. “Burada yargılanan bizler değiliz, gazetecilik faaliyeti” diyerek, savunmasına başlayan Sala, “15 yıldır gazetecilik yapıyorum. Sarı basın kartı dikkate alınan bi kart değil. 2010 – 2017 yılları arasında sarı basın kartım vardı. 2017’de gazete KHK ile kapatıldıktan sonra kartım iptal edildi. 2019 yerel seçimleri sonrasında belediye basın biriminde müdürlük yaptım. Ta ki kayyım atanıncaya kadar. İşime son verilince mahkemeye başvurdum. Bu süreçte serbest gazetecilik yapmaya çalıştım. Yasal olan, bir sürü yerde temsilciliği ve muhabiri olan bir ajansta çalıştım. Davamı kazandım ve işe iade edildim. Sonrasında da tutuklandım. Benim işyerime baskın yapılacaksa, belediyeye baskın yapılmalıydı” diye konuştu.
Pandemiye dair de birçok haber yaptığını ancak iddianamede kasıtlı şekilde çeşitli tarihlerde yapılmış, seçili haberlere yer verildiğini söyleyen Sala, “Benim evimdeki gazete arşivinden de bahsedilmiş. 2010 ile 2016 tarihleri arasında çıkmış 10 gazeteden ibaret bir arşivim var. Bunlar iddianamede suç unsuru olarak çıkıyor. Gazeteler için toplatma kararı da yok. Bir gazetecinin arşivinde gazete bulunması kadar normal bir durum var mıdır?” diye konuştu.

Sala, iddianamede yer alan soysal medya hesaplarına dair de “Twitter hesabımda 300’e yakın tweet var. Çocuk istismarından iş cinayetlerine kadar birçok konuda tweet’im, retweet’im var. Ancak iddia makamı maksatlı bir şekilde aralarından yalnızca birkaç tweet’i seçmiş.” Mahkeme başkanı, “suç unsuru olacak şeylere girme” diyerek Sala’nın sözünü kesti. Sala savunmasına şöyle devam etti: “Ciddi bir inceleme yapılmış olsaydı benim paylaşımım olmadığı, etiketlendiğim için sayfamda görünen şeyler olduğu anlaşılırdı. Bunlardan suç isnat edilmektedir” ifadelerini kullandı.

Altı aydır cezaevinde olduklarını hatırlatan Sala, “Geçirmiş olduğum ameliyatlar nedeniyle ilaç almam gerekiyor. Üçüncü aydan sonra alafranga aparat aldırabildim. Ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya kaldım. Cezaevine geldiğimde karantinada kaldım. Günlerce, hatta aylarca kalan da var” dedi.

Sala, “Biz gazetecilere, özellikle Kürt gazetecilere uygulanan bir müdahale söz konusu. Bir ülkede basın özgür olmazsa kimse özgür olmaz; siz de olmazsınız. Tahliyemi ve beraatimi istiyorum” diyerek savunmasını sonlandırdı. Sala, “örgüt propagandası yapmak” suçu yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) hükmünü kabul ettiğini söyledi.

Abi: Ben Gazeteciyim

Sala’nın ardından Jinnews muhabiri Şehriban Abi savunma yaptı. 2019 yılında stajyer olarak Jinnews Ajansı’nda çalışmaya başladığını söyleyen Abi, “2018 yılında Türkiye yasalarına göre kurulmuş olan Jinnews Haber Ajansı’nda parça başı çalışmaya başladım. Tutukluluğumuzun beşinci ayında iddianame hazırlandı. İddianame denilse de… 2020 yılının ilk dört ayında teknik takip yapılmış. Ben kadın ve çocuk istismarı haberleri yaptım. Bu haberleri yapmak suç mudur?” dedi.

Abi, “Hakkımda örgüt üyeliği iddiasıyla iddianame hazırlanmış da olsa, örgüt üyesi olduğumuza dair bir tespit yapılamamıştır” dedi. Mahkeme başkanı, Abi’ye, “Dosyanda not defteri var, ona dair ne diyorsun?” diye sordu. Abi, mahkeme başkanının sorusunu, “Ben gazeteciyim, telefonumun kaybolması ya da kırılması durumunda rehberimdeki numaraları buraya geçiriyorum. Kim örgüt üyesidir kim değildir ben bilmiyorum, bilemem. Ben gazeteciyim. Bunun örgütsel herhangi bir anlamı yoktur” şeklinde cevapladı.

Uğur: İki Yurttaşın Helikopterden Atılmasını Haber Yaptığım İçin Tutuklandım

Sonrasında tutuklu MA muhabiri Cemil Uğur savunma yaptı. Uğur savunmasında, “Ben gazeteciyim ve burada gazetecilik yargılaması yapılıyor. İddianamede sadece toplumsal haberler yapıldığı, doğa olayları, spor ve magazin haberleri yapılmadığı iddia ediliyor. Oysa biz Van Başkale depreminden Türkiye’nin hafızasına kazınan kareleri de çektik. Mezopotamya Haber Ajansında çalışıyor olmamız suç unsuru olarak isnat edilmiş vaziyette. Oysa ajans yasal olarak kurulmuş ve ticaret sicile kayıtlı faaliyet yürütüyor. İki yurttaşın helikopterden atıldığına dair haberi yaptığım için tutuklandım. Oysa ki; haber yüksek kamu yararı taşıyordu” dedi.

İddianamede yer alan telefon görüşmelerine dair iddialara yanıt veren Uğur, “Bana sorulan telefon görüşmesi, haber kaynağımla yaptığım görüşmedir. Ben iki yurttaşın helikopterden atıldığına dair haberi yaptığım için tutuklandım. Bu suç değildir. Haberimizin kaynakları hastane raporları ve görgü tanıklarının beyanlarıdır. Bu tarz işkence haberleri yüksek kamu yararı taşır. Yargıtay kararlarına göre, Basın İş Kanunu’nun 1. Maddesi uyarınca fikir işlerine çalışan gazeteciler fikir işçisidir.

Gazetecilik tanımı için basın kartı şartı yoktur. Telefonda bulunan görüntüleri görmedim ve sosyal medyada paylaşmadım. Gazetecilik görevimi yerine getirdiğim için yapılan suçlamayı kabul etmiyorum çünkü gazetecilik suç değildir” diye konuştu.

Durgut: 8 Mart’ı Aktarmanın Neresi Suç

Tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zeynep Durgut da duruşmaya Cizre’den SEGBİS ile bağlandı. Durgut savunmasına şu ifadeleri kullandı: “Dört arkadaşın gözaltına alınmasından sonra hakkımda yakalama kararı çıkarıldı. 8 Mart’ı aktarmam suç olarak isnat ediliyor. Canlı bağlandığım TV programı da beni alakadar etmiyor. Bugün A Haber dahi arasa ona da aktarım yapabilirim. Ben gazeteciyim. Her gün yüzlerce kadının öldürüldüğü bu ülkede 8 Mart’ı aktarmanın nesi suç olabilir? Bunun hukuksuz olduğunu düşünüyorum. Jinnews haber kanalında 6 yıl süreyle çalıştım. Sterk TV’ye yaptığım açıklamalar suç unsuru olarak sunuldu.”

Avukat Timur: Savcı Penguen Belgeseli Bekliyor Sanırım

Gazetecilerin savunmalarını tamamlamasının ardından avukatlar savunma yapmaya başladı. Avukat Ekin Yeter, duruşmada iki tanık dinletmek istediğini söyledi. Mahkeme başkanı, avukat Yeter’e “Ne gerek var, çok heyecanlısınız” diyerek, talebi kabul etmedi. Avukat Murat Timur savunma yapmadan önce mahkeme başkanından sözünü kesmemesini istedi.
Timur savunmasında dosyanın özünün helikopterden atıldığı iddia edilen yurttaşlarla ilgili haberler olduğunu ifade ederek, “iddianamede bir şeyler serpiştirilmiş ama özü budur” diye konuştu. Kolluk aşamasında dosyada gizlilik kararı olduğunu öğrendiklerini söyleyen Timur, “Gizlilik kararı olduğu için dosyada bulunan hiçbir bilgi belgenin bize verilemeyeceği ifade edildi. Hiçbir delil incelenmedi, bu sanık hakları açısından da ciddi bir ihlaldi. Bir kişinin özgürlüğünü altı aydır keyfi bir şekilde ihlal ediliyor. Tutukluluğa itirazlarımız dahi incelenmedi. Sekiz tahliye talebimizin dördü matbu gerekçelerle reddedildi. Diğer dördünde ise tutuklama kararı isteyen savcı, tutuklama kararı veren hâkime denk getirebilmek için uzun süre dilekçemizi bekletti” dedi.

Savcının kendi bakış açısıyla iddianame hazırladığını vurgulayan Timur, “Neden magazin spor haberleri yok diye sorgulamış. Kendi değerlendirmeleri üzerinden penguen belgeseli bekliyor sanırım, ancak Van’da penguen yok. Van kedisi haberi mi bekliyor? Savcının iddianamesi politik belgedir” dedi.
Son olarak Bilen’in gazeteci olup olmadığı yönündeki değerlendirmeye ilişkin konuşan Timur, “Basın kartı alınmak zorunda değil. Dün de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, basın kartı yönetmeliğinin çeşitli hükümlerini keyfi olduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verdi. Kamuoyunda bu dosya gazetecilik dosyası olduğu biliniyor” diye konuştu.

Ok: Burada Yargılanan İşkence Haberidir

Avukat Veysel Ok de savunmasının başında, duruşmayı takip etmek isteyen gazetecilerin telefon ve bilgisayarlarına el konulduğunu hatırlatarak, mahkeme heyetinin telefon ve bilgisayarları iade etmesini aksi durumda ise buna dair karar almasını istedi. Ok, “Ben bu duruşmada size ‘gazetecilerin dijital materyalleri aranamaz, el konulamaz’ hükmü içeren bir AYM kararı sunacaktım ki duruşmayı izleyen gazetecilerin telefon ve bilgisayarlarına el koydunuz ve bunu tutanağa dahi geçirmediniz. Gazetecilerin telefonlarının ve bilgisayarlarının iade edilmesini, haberlerini yazmaları için kolaylık sağlanmasını talep ediyorum. Siz bu konuda kararınızı verin, savunmaya öyle geçeceğim” dedi.

Avukat Ok’un talebi üzerine mahkeme duruşma savcısından mütalaa istedi. Duruşma savcısı, “Verilen bir el koyma kararı olmadığı, ses ve görüntülerin alınmamasına yönelik bir tedbir olduğu açık ve anlaşılır olduğundan ve telefon ve bilgisayarlara bir el koyma işlemi yapılmadığından reddine karar verilmesi kamu adına talep olunur” dedi.

Mahkeme heyeti de oluşturduğu ara kararında, telefon ve bilgisayarlara el koyma kararı olmadığını iddia ederek, talebi reddetti.

Mahkeme heyetinin kararının ardından Ok yaptığı savunmada, “Gözaltı anında elde edilmiş delillerle, makul şüphe olmaksızın tutuklandılar. Burada yargılanan işkence haberleridir. Hepimiz bu gazetecilerin 6 aydır tutuklu olma nedeninin bu olduğunu biliyoruz. Fezleke doğrudan iddianamede yer alıyor. Savcının düşüncelerinden ibaret bir metin esas alınıyor. Savcı sıklıkla gazetecilerin çalıştıkları ajansların web sitelerin hakkında verilen erişim engeli kararlarını vurguluyor. Savcı hangi yetkiyle gazetecinin spor ve magazin haberi yapmamasını örgüt üyeliğine delil gösteriyor? Bu iddianame biz avukatlara da hakaret. Van’da gazeteci ne yapsın, Van’da sürekli hak ihlali var ve onun haberini yapıyor. Böyle bir yetkisi varsa savcı kanun yazmış, yasama organın yetkisini gasp etmiştir” dedi.

Savunmasının devamında Mezopotamya ve Jinnews hakkında farklı sulh ceza hakimliklerinin vermiş olduğu “erişim engelleri”ni hatırlatan Ok, “Erişim engeli kararı bir mahkûmiyet değildir, sulh ceza hâkimlerinin verdiği bir tedbirdir. O zaman bu gazetelerde yazan yüzlerce yazar ve muhabir örgüt üyesi. MA hâlâ faal, ticaret sicile kayıtlı, vergi ödeyen bir haber ajansıdır. İddianame bu kurumu terör örgütü olarak kodluyor. O zaman kapatın. Prim ve vergi alıyor ama çalışanları terörist diyorsunuz. Devlet, vatandaşa tuzak kurar mı? Avrupa Konseyi tavsiye kararında ‘eğer açık net bir delil yoksa gazetecinin telefonuna bilgisayarına ajandasına el konulamaz’ deniyor. Nasıl ki ben sizin masanızdaki CMK’ya el koyamıyorsam siz de böyle kolay el koyamazsınız” diye konuştu.

Ardından savunma yapan Avukat Ekin Yeter de müvekkili Durgut’un “Ajansınızı objektif bulmuyorum ama bu iddialarda suç yok” diyen farklı bir sulh ceza hâkiminin önüne çıkarıldığı için tutuksuz yargılandığını belirterek, “Gizlilik kararı verilen dosyanın iddianamesi çıkınca gördük ki elle tutulur tek bir delil, mesleki faaliyetlerin suçlama konusu edilmesi dışında da suçlama yok. Hapishanede yaşanan bir hak ihlalinin haberleştirilmesi neden devlet düşmanlığı olsun? Yurttaşlara işkence yapanların haberlerini yapmak iktidarı rahatsız eder doğrudur ama basının denetim görevidir” diye konuştu.

Avukat Naim Çali de savunmasında “İddianamenin kendisi müvekkili aklayıcı niteliktedir. Suç atfı yapılanlar kitaplar, gazeteler ve bir tane telefon görüşmesidir. Bu dosyanın asıl çıkış nedeni helikopter olayıdır” dedi.

Avukat Temur: Çarpıtma Söz Konusu

Avukat Resul Temur ise KCK Sözleşmesinde bahsi geçen basın birimi ile Mezopotamya Ajansı Van bürosu arasında bağlantı kurulmaya çalışılsa da bu bağlantının kurulamayacağını ifade etti. Ajanslar hakkında verilen erişim engeli kararlarına değinen Temur, “İddianamede erişime engelleme kararlarından söz ediliyor. Oysa bu bir tedbirdir. Bu erişim engelleme savunma dahi alınmaksızın tüm siteye yönelik geliyor. MA, Jinnews ve Yeni Yaşam’a yönelik bir kapatma kararı yok, hâlâ yasallar. Burada bir çarpıtma söz konusu” dedi.

Avukat Barış Oflas da soruşturmanın MA, Jinnews ve Yeni Yaşam’ı illegalize etmeye yönelik başlatıldığını vurgulayarak, “Helikopterden atılan köylülerin işkence iddialarını soruşturan savcı ile bu davanın soruşturma savcısı aynıdır” dedi. Kendi düğününden görüntülerin de dosyada suç delili olarak yer aldığını belirten Oflas, “Dosyada delil bulunamadığından benim düğünümde meslektaşlarımın sahneye çıktıkları an dahi Cemil Uğur’un telefonunda bulunmuş, Cemil bu görüntüleri kamuoyu ile paylaşacak gibi örgütsel propaganda olduğu öne sürülmüştür” dedi.

Van Barosu Başkanı Zülküf Uçar da “İddianame olayın aslını yansıtmıyor. Dava, helikopterden iki vatandaşın atılması ile ilgili. Haberi yapan arkadaşlar belgelere dayandırarak yapmıştır. Soruşturmanın başından beri gördüğümüz husus, soruşturmayı yürütenler üzerinde ciddi bir baskı olduğudur” dedi.

Avukat Şahin: Türkiye’deki Gazetecilerin Yüzde 50’si Sarı Basın Kartı Sahibi Değil

Uçar’ın ardından Türkiye Gazeteciler Sendikası avukatı Ülkü Şahin, savunma için söz aldı. Şahin, “Türkiye’de şu an gazetecilerin yarısı basın kartı sahibi değil. TGS tarafından İletişim Başkanlığı’na basın kartı sahibi olan ve sigortalı çalışan gazetecilerle ilgili yapılan bir bilgi edinme başvurusu var. 20 Aralık 2020 itibariyle yaklaşık 9 bin gazetecinin basın kartı olduğu cevabı verildi. 17 bin 500 kişinin de sigortalı çalıştığı belirtildi. Görüldüğü gibi Türkiye’deki gazetecilerin %50’si basın kartı sahibi değil. Bununla beraber dün Danıştay İDDK, basın kartı yönetmeliğinin pek çok hükmünün keyfiyete yol açar nitelikte olduğunu ortaya koydu ve yürütme durdurma kararı verdi. Bunun yanında AYM, Beyza Kural kararında başvurucunun basın kartı olmasa dahi gazeteci olarak kabul etmiş ve ihlal kararı vermiştir. Görüldüğü üzere gerek Danıştay gerek AYM gerekse de bizzat İletişim Başkanlığı tarafından kartın zorunlu olmadığı ortaya koyulmuştur” diye konuştu.

Avukat Zelal Pelin Doğan da Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık’ın tanık ve mağdurlarla görüşerek Osman Şiban’ın ağır yaralanmasının ve Servet Turgut’un ölüm nedeninin işkence olduğunu ortaya koyan raporu da mahkemeye sundu.

Avukatların savunmalarının tamamlanmasının ardından duruşma savcısı , mahkeme heyetine mütalaasını sundu. Mütalaada, basın özgürlüğünün de diğer tüm özgürlükler gibi sınırsız olmadığı ileri sürüldü. Mütalaada, Mezopotamya ve Jinnews Ajansı ile Yeni Yaşam gazetesi hakkında verilen erişim engeli kararları hatırlatıldı. Mütalaada, “Sanıkların PKK/KCK silahlı terör örgütünün basın yayın yapılanması içerisinde faaliyet yürüttüklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut delillerin mevcut olduğu, PKK/KCK terör örgütü ve diğer terör örgütlerini ideolojileri doğrultusunda faaliyette bulunmanın gazetecilik faaliyeti olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı” ileri sürülerek, tutukluluk hallerinin devamını talep edildi.


Mahkeme heyeti, verdiği 10 dakikalık aranın ardından kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, tutuklu gazeteciler Adnan Bilen, Nazan Sala, Cemil Uğur ve Şehriban Abi’nin tahliyesine karar verdi. Mahkeme heyeti, gazeteciler hakkında ayda bir en yakın karakola giderek imza verme ve yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol hükmünün uygulanmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından Nazan Sala hakkında açılmış olan davanın akıbetinin sorulmasına karar verdi. Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden de Cemil Uğur hakkında açılan davanın iddianamesi ve gerekçeli kararının istenilmesine karar verildi.

Mahkeme heyeti, sonraki duruşmayı 2 Temmuz 2021 tarihine, saat 09:00’a erteledi.


Mahkeme başkanının duruşma boyunca gergin olduğu görüldü. Duruşmanın başında, salondaki gazetecilerin telefon ve bilgisayarlarına mahkeme başkanının talimatı el konuldu. Duruşma salonunun kapısı duruşma boyunca kilitlendi. Duruşma salonunda polisler bulunduruldu. Mahkeme başkanı, duruşmaya çok sayıda avukat katıldığı için duruşmayı terk etti. Sık sık mahkeme başkanı tarafından yargılanan gazetecilerin ve avukatların sözleri kesildi. Kendi aralarında sessizce konuşan gazeteciler, mahkeme başkanı tarafından “Aranızda konuşmayın” şeklinde uyarıldı. Dört gazetecinin duruşmayı takip etmesine izin verildi.

Bilen, Sala, Uğur, Abi and Durgut - “Membership of an Armed Organization” Trial (Indictment)

Bilen, Sala, Uğur, Abi and Durgut - “Membership of an Armed Organization” Trial 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Contact: pressinarrest@gmail.com

Creative Commons License

Licensed under a Creative Commons Attribution-NonCommercial-NoDerivatives 4.0 International License.