Nurettin Fırat

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin muhabiri Nurettin Fırat da İstanbul’da gözaltına alınan gazeteciler arasındaydı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

Gözaltına alınan gazeteci medya çalışanlarından yedisi, savcılık sorgularının ardından 23 Aralık 2011’de serbest bırakıldı.

Ancak Nurettin Fırat’ın da aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Fırat, iddianameye göre, başsavcılığa verdiği ifadede; “6 yıldır Özgür Gündem Gazetesi’nde editörlük yaptığını, haber amaçlı olarak yurtdışına giriş çıkışının çok olduğunu, KCK/PKK terör örgütünün basın komitesi tarafından yürütülen herhangi bir faaliyete katılmadığını, 2003-2005-2007 yıllarındaki “Demokratik Aydınlanma Birliği (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” toplantılarına katılmadığını, gizli tanıkların vermiş olduğu ifadeleri kabul etmediğini, “Serhat” kod adını kullanmadığını” söyledi.

Fırat’ın da aralarında bulunduğu 35 gazeteci ve medya çalışanı 24 Aralık 2011’de tutuklandı. Fırat, Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin muhabiri ve editörü Nurettin Fırat’ın da aralarında bulunduğu 44 gazeteci ve medya çalışanı hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri, iddianamede, “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.

Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.

İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

Nurettin Fırat ile ilgili 12 sayfalık bölüm iddianamenin 152. sayfasında başladı.

İddianamede; 2002 yılında Emniyet’e gelen bir ihbar sonucu, polis baskını düzenlenen bir evde Nurettin Fırat’ın da bulunduğu bilgisine yer verildi. Ayrıca, Fırat’ın,2003-2011 yılları arasındaki yurtdışına çıkışlarının tarihleri sıralandı.

“İletişim takibi” sonucu iddianameye eklenen deliller şöyle sıralandı:

1- Fırat’ın, Mayıs 2008’de, DİHA editörü ve davanın sanıklarından Ramazan Pekgöz ile haber üzerine yaptığı telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, Fırat’ın, “partilerin kapatılması ile ilgili konuda devlete hakaret niteliğinde beyanlarda bulunduğunu, örgüt lideri Öcalan’dan gelen notların gazetede yayınlanması konusunun her şeyden önemli olduğunu ifade ettiğini, ayrıca Başbakan’a (Erdoğan) ağır küfürlerde bulunduğunu, Diyarbakır iline ne yüzle geldiğini söylediğini” iddia etti.

2- Fırat’ın, Mayıs 2008’de, DİHA editörü ve davanın sanıklarından Ramazan Pekgöz ile bir yazıda kullanılacak mahlasla ilgili telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, DİHA editörü Pekgöz’ün, “Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini” iddia etti. “Fırat’ın da Pekgöz ile irtibatlı olduğunun bu konuşmadan anlaşıldığını” öne sürdü. Ayrıca Fırat’ın bu konuşmada “Basın Komitesinden sorumlu Avareş/Hüseyin Ali kod adlı örgüt mensubunun yazmış olduğu örgütsel talimat niteliğindeki yazıların yayınlanması için Pekgöz’e talimat verdiğini” iddia etti.

3- Fırat’ın, Nisan 2009’da, Özgür Halk ve Demokratik Modernite dergilerinde yayın kurulu üyesi ve Fırat Dağıtım eski çalışanı ve davanın sanıklarından Mikail Barut ile yaptığı telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, Mikail Barut’un, “Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini” iddia etti. Fırat’ın da “Barut ile koordineli bir şekilde örgütsel faaliyetleri organize etmek amacıyla toplantı ve oturumlar düzenlediklerini” iddia etti. Yine bu davanın sanıklarından olan Özgür Gündem yazarları Yüksel Genç ve Davut Uçar’ın da “Basın Komitesi sorumlusu olduğunu” öne sürdü. Fırat’ın bu kişilerle buluşacağına dair konuşma yaptığını ileri sürdü.

“Yurtdışına giriş-çıkış kayıtlarının incelenmesi” başlıklı bölümde, Fırat’ın yurtdışına, YRD (Demokratik Aydınlanma Birliği - Yekitiya Ragihandina Demokratik) Konferansları’na katılmak için çıktığı iddia edildi.

Savcı, değerlendirmesinde; “konferansa, örgüt üyesi olmayan gazeteci veya herhangi bir kimsenin katılamayacağını, katılanların tamamının terör örgütünün üyesi ya da yöneticisi olduğunun kabulünün gerektiğini” iddia etti.

Kasım 2011’de “KCK operasyonunda” tutuklanan başka bir gazetecinin dosyasından bazı bölümler de iddianameye eklendi.

Savcı, söz konusu gazetecinin, Fırat ile birlikte, 2005’te YRD’nin konferansına katıldığını iddia etti. Diğer gazeteciden elde edildiği öne sürülen dokümanların incelenmesi sonucunda, “Nurettin Fırat’ın örgüt içinde Nuri Fırat olarak bilindiğini ve üst düzey PKK yöneticileriyle irtibatta olduğunu” iddia etti.

İddianamede, teslim olan bir PKK üyesi olduğu öne sürülen “Zinarin” kod isimli bir kişinin; Fırat’ın, Günlük Gazetesi adına, YRD konferanslarına katıldığına yönelik beyanı ve gizli tanıklar Bahar, Cemile ve Batuhan Yıldız’ın, Fırat’ın Basın Komitesinde görev yaptığı yönündeki beyanına da yer verildi.

“KCK ana davasında” yargılanan bir kişinin, Diyarbakır’daki adresinde yapılan aramada el konulan bir flash bellekte yer alan, 2008 tarihli bir toplantının notları da iddianamede yer aldı.

Toplantının tape kaydında; “Nuri Ark” olarak adlandırılan bir kişinin konuştuğu görüldü. İddianamede “Nuri Ark” adlı kişinin Nurettin Fırat olduğu iddia edildi. Bu iddia da “KCK Ana Davası” kapsamında tutuklu olarak yargılanan ve Azadiya Welat Gazetesi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni olan Tayip Temel’in ifadesine dayandırıldı. Nurettin Fırat olduğu iddia edilen “Nuri Ark’ın” söz konusu toplantıda, “tamamı örgütsel nitelikte olan görüşleri aktardığı” öne sürüldü.

Savcı, Fırat’ın; “Basın Komitesinin Türkiye yürütmesinde görev yaptığını, KCK ve DTK üyesi olduğunu, üç kez YRD toplantılarına katıldığını, örgütün talimatlarını medyaya ilettiğini, Basın Komitesi’nin üst düzey yöneticileriyle irtibatta olduğunu, örgütsel toplantılarda örgüt faaliyetlerine yönelik düşüncelerini açıkladığını ve buna göre örgüt yöneticiliği suçunu işlediğini” iddia etti

İddianamede Fırat; Türk Ceza Kanunu 314/1 düzenlemesi üzerinden “silahlı örgüt kurmak ve yönetmekle” suçlandı. Hakkında 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece hakkında “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla, 15 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

Fırat’ın ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında belli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Kapatılan Özgür Gündem Gazetesi muhabiri ve editörü Nurettin Fırat’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye götürüldü. Duruşmalar bittikten sonra yeniden karayolu ile cezaevlerine götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından “KCK” soruşturması kapsamında tutuklu tüm gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. duruşmada başladı.

Yargılamanın 15. duruşması 16 Kasım 2012’de görüldü. Avukat Ercan Kanar, iddianamede Fırat aleyhine sıralanan delillerin özensizce yazıldığını ve hatalı olduğunu belirtti.

Fırat’ın, Türkiye’den çıkış yapıp, “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD) toplantısına katıldığının ileri sürüldüğü tarihte Kürtçe lehçeleri hakkında bir çalışma için İran’da olduğunu belirtti.

İddianameye giren diğer seyahatlerin de 2 aylık veya 7 aylık ziyaretler olduğunu ve bu ziyaretlerin iddia edildiği gibi iki gün süren YRD toplantısı için değil, gazetecilik faaliyetleri için olduğunu ifade etti.

Aynı gazetede çalışan gazetecilerin birbirleriyle telefon görüşmelerinin “örgütsel faaliyet” olarak yansıtıldığını söyleyen avukat Kanar, “KCK ana davasında” yargılanan bir gazetecide bulunduğu öne sürülen belgelerin, Fırat’ın aleyhine delil olarak dosyaya eklendiğini ancak bu kişinin bu belgelerin kendisine ait olmadığını açıkladığını hatırlattı. Bunların şüpheli belgeler olduğunu söyledi. Ayrıca iddianamede Fırat’ın Özgür Gündem’de çalışmadığı tarihlerde, gazetedeki toplantılara katılmış gibi gösterildiğini de ekledi.

Yargılamanın 26 Nisan 2013’teki duruşmasında avukat Fırat Epözdemir, Fırat’ın gazetecilik faaliyeti yürüttüğünü söyleyerek bazı haberlerini ve yazdığı kitapları mahkemeye sundu.

Fırat’ın savunmasına, 17 Haziran 2013’te görülen duruşmada geçildi. Duruşma, delillerin usule uygun toplanmadığı yönündeki tartışmayla başladı. Teknik bir sorun nedeniyle mahkeme salonundaki kayıt sistemi yarım saat boyunca çalışmadı. Bu nedenle tartışmalar ve Fırat’ın Kürtçe yaptığı 10 dakikalık savunma kayıt altına alınamadı.

Mahkeme başkanı Ali Alçık, savunmanın “Türkiye tek bir iddiaya sahip bir devlet. Türkiye sadece dünyada sansürün kaldırılışının yıl dönümünü kutluyor. Dünyada bunu kutlayan tek ülke Türkiye’dir” ifadeleri ile başladığını ve Fırat’ın savunmasına buradan devam edebileceğini söyledi. Fırat, “Tekrar etmek istemiyorum, söylediklerim yeterlidir” dedi.
Yargılamanın 18. duruşması 19 Haziran 2013’te görüldü. Fırat’ın avukatı Ercan Kanar, hem Fırat hem de davanın diğer gazeteci sanığı Mazlum Özdemir açısından soruşturmanın genişletilmesini talep etti. Kanar şöyle konuştu:

“Müvekkil her aşamada Irak’a gidişlerinin tamamen yasal yollardan ve gazetecilik amaçlı olduğunu, illegal herhangi bir toplantı ile ilgisi olmadığını belirtmiştir. Irak Kürt yönetiminde Enformasyon Bakanlığı’nda gazeteci olduğuna dair kayıtların bulunduğunu, buradan aldığı resmi çalışma ve gazetecilik evrakı ile en az 11 kez Irak’a gittiğini belirtmiştir. Gazete binasında yapılan aramada, söz konusu belgeye el konulmuştur. Ama bu belge dava dosyasına da intikal ettirilmemiştir. Terörle Mücadele Şubesi’ne yazı yazılarak el konulan bu belgenin istenmesini talep ediyoruz.

İddianamede, ‘KCK ana davada’ yargılanan, başka bir gazeteciden elde edildiği ileri sürülen bir belge var. Bu belgede 2005 yılında Özgür Gündem Gazetesi’nde yapılan bir toplantıda müvekkilin konuşma yaptığı ileri sürülmektedir. Müvekkil tüm safhalarda söz konusu tarihte Özgür Gündem Gazetesi ile bir ilişkisinin olmadığını, Özgür Gündem’de 2006’dan sonra çalışmaya başladığını belirtmiştir. Kaldı ki gazeteden mahkemeye gelen belgeler de bunu kanıtlamıştır.

İddianamede, müvekkil hakkında delil değeri taşımayan, sözde verilerden birisi, Zinarin kod isimli kişinin (sözleridir). Söz konusu şahıs müvekkille ilgili, 3 ve 4. örgüt konferanslarına katıldığını iddia ederken müvekkilin Günlük Gazetesi’nden geldiğini ileri sürmektedir. Dikkat edilirse iddianamede 3. konferansın 2005’te, 4. konferansın ise 2007’de yapıldığı iddiası yer almaktadır. Oysa Günlük Gazetesi ise 2009 yılında yani iddia edilen toplantılardan çok daha sonra yayına başlamıştır. Mahkemenizden Emniyet Müdürlüğü Basın Masası’na yazı yazılarak Günlük Gazetesi’nin ne zaman yayın hayatına başladığının tarihinin sorulmasını talep ediyoruz.”

Avukat Kanar; “tanık ve gizli tanıkların, bir delil değeri olmasa da, duruşmada dinlenmesini” talep etti.

Fırat’ın Diyarbakır’da yapılan bir toplantıya katıldığı iddiasına da değinen Kanar; “Tayip Temel’in Nuri Ark isimli kişinin Nurettin Fırat olduğuna dair bir ifadesinin olmadığına” ilişkin belgeyi mahkemeye sundu.

Mahkeme, avukat Kanar’ın taleplerinin hiçbirisini kabul etmedi.

Yargılamanın 3 Aralık 2013’te görülen 27. duruşmasında, mahkeme başkanı Ali Alçık, tüm sanıklara beyanda bulunmaları için 10’ar dakika ek süre vereceğini söyledi. “Delil değerlendirmesi” işlemi ve 10 dakikalık savunma süresiyle ilgili mahkeme heyeti ve avukatlar arasında tartışma yaşandı.

Bu duruşmada söz alan Fırat, tercüman aracılığıyla yaptığı Kürtçe savunmasında, 10 dakikanın yeterli olmadığını ve daha önce mahkemede yaptığı savunma sırasında kendisine hakkındaki delillerle ilgili hiçbir soru sorulmadığını belirtti.

“Hakkımdaki iddialar soyuttur. Yasadışı örgüt toplantısına katılmama dair iddiayla ilgili hiçbir delil yok, sadece tahmin yürütülüyor” dedi.

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Nurettin Fırat’ın da aralarında bulunduğu altı tutuklu sanık, Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, 12 Mayıs 2014’te yapılan rutin tutukluluk incelemesi sonucu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi. Böylece davada tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar ÖYM’lerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü. Yargılamanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Fırat duruşmaya katılmadı.

Yargılama, 2 Temmuz 2020 tarihli 19. duruşma ile sürecek.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)