Nurettin Fırat

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik soruşturmayla 49 gazeteci ve medya çalışanı, evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alındı.

Fırat da İstanbul’da, sabaha karşı gözaltına alınarak, Vatan Emniyet’teki Terörle Mücadele Şubesi’ne (TMŞ) götürüldü. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındığı söylenerek gözaltındaki gazetecilere ve avukatlarına suçlamalar hakkında bilgi verilmedi.

23 Aralık 2011’de sabaha karşı önce sağlık raporu alınmasının ardından Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazetecilerden yedisi savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Fırat’ın da aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı ise tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Fırat gözaltı işlemleri sırasında başsavcılığa verdiği ifadede, “6 yıldır Özgür Gündem gazetesinde editörlük yaptığını, haber amaçlı olarak yurtdışına giriş çıkışının çok olduğunu, KCK/PKK terör örgütünün basın komitesi tarafından yürütülen herhangi bir faaliyete katılmadığını, 2003-2005-2007 yıllarındaki ‘Demokratik Aydınlanma Birliği (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” toplantılarına katılmadığını, gizli tanıkların vermiş olduğu ifadeleri kabul etmediğini, Serhat kod adını kullanmadığını’ söyledi.

Fırat 24 Aralık 2011’de soruşturma kapsamında tutuklanan 36 kişi arasındaydı. Fırat, Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma
Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi değerlendirmeler yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında KCK/PKK yapılanması anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerinin yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu medyaların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta DİHA, ANF, Azadiya Welat ve Roj Tv olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

Nurettin Fırat ile ilgili 12 sayfalık bölüm 152. sayfada başlıyor.

İddianamedeki bu bölüm 2002’de Emniyet’e gelen bir ihbar sonucu iki kişinin yakalanması için baskın düzenlenen adreste Fırat’ın da bulunduğu bilgisi ve Fırat’ın 2003-2011 arası yurtdışına çıkış tarihleriyle başladı.

İletişim takibi sonucu dosyaya eklenen deliller şöyle sıralandı:

1- Fırat’ın Mayıs 2008’de DİHA editörü (ve davanın sanıklarından) Ramazan Pekgöz ile yaptığı haber üzerine telefon görüşmesinin tapesi.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, “partilerin kapatılması ile ilgili konuda devlete hakaret niteliğinde beyanlarda bulunduğu, örgüt lideri Öcalan’dan gelen notların gazetede yayınlanması konusunun her şeyden önemli olduğunu ifade ettiği, ayrıca Başbakana (Erdoğan) ağır küfürlerde bulunduğu, Diyarbakır iline ne yüzde geldiğini söylediği görülmüştür” ifadelerini kullandı.

2- Fırat’ın Mayıs 2008’de DİHA editörü (ve davanın sanıklarından) Ramazan Pekgöz ile bir yazıda kullanılacak mahlasla ilgili telefon görüşmesinin tapesi.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, DİHA editörü Pekgöz’ün “Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini” ve Fırat’ın da Pekgöz ile irtibatlı olduğunun bu konuşmadan anlaşıldığını söyledi. Ayrıca Fırat’ın bu konuşmada “Basın Komitesinden sorumlu Avareş/Hüseyin Ali kod adlı örgüt mensubunun yazmış olduğu örgütsel talimat niteliğindeki yazıların yayınlanması için Pekgöz’e talimat verdiğini” savundu.

3- Fırat’ın Nisan 2009’da Özgür Halk ve Demokratik Modernite dergisi yayın kurulu üyesi ve Fırat Dağıtım eski çalışanı (ve davanın sanıklarından) Mikail Barut ile yaptığı telefon görüşmesinin tapesi.

Savcı bu görüşmeyle ilgili değerlendirmesinde, Mikail Barut’un “Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiğini” ve Fırat’ın da Barut ile “koordineli bir şekilde örgütsel faaliyetleri organize etmek amacıyla toplantı ve oturumlar düzenlediklerini” söyledi. Yine bu davanın sanıklarından olan Özgür Gündem yazarları Yüksel Genç ve Davut Uçar’ın da Basın Komitesi sorumlusu olduğunu ve Fırat’ın bu kişilerle buluşacağına dair konuşma yaptığını, delil olarak sundu.

“Yurtdışına giriş-çıkış kayıtlarının incelenmesi” başlıklı bölümde, Fırat’ın yurtdışına YRD (Demokratik Aydınlanma Birliği - Yekitiya Ragihandina Demokratik) Konferansları’na katılmak için çıktığı savunuldu. Savcı değerlendirmesinde “Şüpheli Nuretin Fırat üç kez katıldığı terör örgütünün basın faaliyetlerini düzenleyen ve üst kısımda ayrıntılı olarak izah: yapılan YRD’nin örgütsel toplantılarına örgüt üyesi olmayan gazeteci veya herhangi bir kimsenin katılamayacağının, katılanların tamamının terör örgütünün üyesi ya da yöneticisi olduğunun kabulü gerektiği her türlü izahtan varestedir” ifadelerini kullandı.

Kasım 2011’de KCK operasyonunda tutuklanan başka bir gazetecinin dosyasından bazı bölümler de iddianameye eklendi. Savcı, diğer gazetecinin Fırat ile birlikte 2005’te YRD’nin konferansına katıldığını söyledi. Diğer gazeteciden elde edildiği söylenen dokümanların incelenmesi sonucu, (“Nuri Fırat” imzasıyla haberleri ve yazıları yayınlanan) Nurettin Fırat’ın “örgüt içinde Nuri Fırat olarak bilindiğini” ve üst düzey PKK yöneticileriyle irtibatta olduğunu iddia etti.

İddianamede, teslim olan bir PKK üyesi olduğu söylenen “Zinarin” kod isimli bir kişinin Fırat’ın Günlük gazetesi adına YRD konferanlarına katıldığına yönelik beyanına ve gizli tanıklar Bahar, Cemile ve Batuhan Yıldız’ın Fırat’ın Basın Komitesinde görev yaptığı yönündeki beyanına da yer verildi.

Son olarak KCK ana davada yargılanan bir kişinin Diyarbakır’daki adresinde yapılan aramada el konulan bir flash bellekte yer alan 2008 tarihli bir toplantının notları iddianamede yer aldı. İddianamede yer verilen toplantı tapesinde, “Nuri Ark” olarak adlandırılan bir kişinin konuştuğu görüldü. Söz konusu toplantıya katıldığı söylenen ve KCK ana davasında tutuklu bulunan Azadiya Welat Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Tayip Temel’in ifadesinde “Özgür Gündem’de yazan Nuri Fırat isimli birini tanıyorum” beyanında bulunduğu belirtildi. Savcı, Basın Komitesinin üst düzey yöneticilerinin katıldığı bu toplantıda açılış konuşmasını yapan “Nuri Ark”ın Nurettin Fırat olduğunu söylerken “tamamı örgütsel nitelikte olan görüşlerini aktardığı görülmüştür” ifadesini kullandı.

Savcı, Fırat ile ilgili hukuki değerlendirme bölümünde, Fırat’ın “Basın Komitesi”nin Türkiye yürütmesinde görev yaptığını, KCK ve DTK üyesi olduğunu, üç kez (2003, 2005, 2007) YRD toplantılarına katıldığını, örgütün talimatlarını medyaya ilettiğini, “Basın Komitesi” üst düzey yöneticileriyle irtibatta olduğunu, örgütsel toplantılarda örgüt faaliyetlerine yönelik düşüncelerini açıkladığını ve buna göre örgüt yöneticiliği suçunu işlediğini söyledi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar ise Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Nurettin Fırat’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye gidip geldi.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti, ardından KCK’den tutuklu tüm tutuklu gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Zazaca cevap vermeye devam etti. Fırat da kimlik tespitlerinde Kürtçe cevap verdi.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla 6 kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianame 6 duruşma boyunca dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. Ocak 2013’te başka bir mahkemede yargılanan iki kişinin daha dosyası ve 187 sayfalık iddianamesi KCK basın davasıyla birleştirildi. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. Celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

Bu duruşmada avukatların sanıkların savunmaları için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tutuklu sanıklardan DİHA Editörü Ertuş Bozkurt, tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı mahkeme salonunda okudu.

Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar da savunmalarına başladı.

16 Kasım 2012’de 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 7. celsede, avukat Ercan Kanar söz alarak, Nurettin Fırat hakkında iddianamede delil olarak yer alan bazı bilgilerin özensizce yazıldığını ve hatalı olduğunu söyledi. Fırat’ın Türkiye’den çıkış yapıp “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD) toplantısına katıldığının ileri sürüldüğü tarihte Kürtçe lehçeleri hakkında bir çalışma için İran’da olduğunu belirtti. İddianameye giren diğer seyahatlerin de 2 aylık, 7 aylık ziyaretler olduğunu ve bu ziyaretlerin iddia edildiği gibi iki gün süren YRD toplantısı için değil, gazetecilik faaliyetleri için olduğunu ifade etti. Aynı gazetede çalışan gazetecilerin birbirleriyle telefon görüşmelerinin örgütsel faaliyet olarak yansıtıldığını söyleyen avukat Kanar, KCK ana davasında yargılanan bir gazetecide bulunduğu öne sürülen belgelerin, Fırat’ın aleyhine delil olarak dosyaya eklendiğini ancak bu kişinin bu belgelerin kendisine ait olmadığını açıkladığını hatırlattı, bunların şüpheli belgeler olduğunu söyledi. Ayrıca iddianamede Fırat’ın Özgür Gündem’de çalışmadığı tarihlerde, gazetedeki toplantılara katılmış gibi gösterildiğini de ekledi.

8 Şubat 2013’te görülen 11. celsede bu hususları tekrar eden avukat Kanar, iddianamede Fırat’ın 2002’de gözaltına alındığının belirtildiğini ancak bu davadan beraat ettiğinin ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye ceza verdiğinin iddianamede belirtilmediğini ifade etti.

26 Nisan 2013’teki 15. celsede avukat Fırat Epözdemir, müvekkilinin gazetecilik faaliyetini yürüttüğünü söyleyerek bazı haberlerini ve yazdığı kitapları mahkemeye sundu.

Fırat’ın savunmasına 17 Haziran 2013’teki 16. celsede geçildi. Duruşma delillerin usule uygun toplanmadığı yönündeki tartışmayla başladı. Teknik bir sorun nedeniyle mahkeme salonundaki kayıt sistemi yarım saat boyunca çalışmadı. Bu nedenle tartışmalar ve Fırat’ın Kürtçe yaptığı 10 dakikalık savunma kayıt altına alınamadı. Mahkeme başkanı Alçık, Fırat’ın savunmasının “Türkiye tek bir iddiaya sahip bir devlet. Türkiye sadece dünyada sansürün kaldırılışının yıl dönümünü kutluyor. Dünyada bunu kutlayan tek ülkedir. Dünyada bunu kutlayan tek ülke Türkiye’dir. 24 Temmuz’da 1999 denmiş. Sonra düzeltilmiş 1909 diye başlamış” diye başladığını ve devam edebileceğini söyledi. Fırat “Tekrar etmek istemiyorum söylediklerim yeterlidir” dedi ve Hamza Sümeli’nin savunmasına geçildi.

19 Haziran 2013’teki 18. celsede, avukat Ercan Kanar müvekkili Fırat ve Mazlum Özdemir açısından soruşturmanın genişletilmesini (tevsi-i tahkikat) istedi. Kanar, taleplerini şöyle sıraladı:

“Müvekkil her aşamada Irak’a gidişlerinin tamamen yasal yollardan olduğunu ve gazetecilik amaçlı olduğunu, illegal herhangi bir toplantı ile ilgisi olmadığını belirtmiştir. Irak resmi makamlarının kayıtlarında da legal düzeyde gazetecilik yaptığına dair Irak Kürt yönetiminde enformasyon bakanlığında kayıtlarını bulunduğunu, buradan aldığı resmi çalışmana ve izni ve gazetecilik evrakı ile en az 11 kez Irak’a gittiğini belirtmiştir. Mevcut soruşturma ile ilgili yapılan operasyonlarda gazete binasında yapılan aramada söz konusu Irak Kürt yönetimini enformasyon bakanlığındaki kayıtları belgeye el konulmuştur. Ama bu belge dava dosyasına da intikal ettirilmemiştir. Terörle mücadele şubesine yazı yazılarak el konulan bu belgenin istenmesini talep ediyoruz.

İddianamede “KCK ana davada yargılanan başka bir gazeteciden elde edildiği ileri sürülen bir belge var. Bu belgede 2005 yılında Özgür Gündem gazetesinde yapılan bir toplantıda müvekkilin konuşma yaptığı ileri sürülmektedir. Müvekkil tüm safhalarda söz konusu tarihte Özgür Gündem gazetesi ile bir ilişkisinin olmadığını, Özgür Gündem’de 2006’dan sonra çalışmaya başladığını belirtmiştir. Kaldı ki gazeteden mahkemeye gelen belgeler de bunu kanıtlamıştır. Ayrıca söz konusu belgede siyasetçi Cüneyt Zapsu ile gazeteci Ahmet Hakan ile ilgili müvekkile mal edilen konuşmalar geçmektedir. Müvekkilin bugüne dek bu kişilerle herhangi bir ilişkisi söz konusu olmamıştır. Bu belgenin ve iddiaların doğruluk derecesinin araştırılması açısından KCK ana davada yargılanan gazetecinin, Cüneyt Zapsu’nun, gazeteci Ahmet Hakan’ın duruşmada dinlenmelerini talep ediyoruz.

İddianamede müvekkil hakkında delil değeri taşımayan sözde verilerden birisi (Zinarin kod isimli) kişinin atfı cürümleridir. Söz konusu şahıs müvekkille ilgili 3 ve 4. örgüt konferanslarına katıldığını iddia ederken müvekkilin Günlük gazetesinden geldiğini ileri sürmektedir. Dikkat edilirse iddianamede 3. konferansın 2005’de, 4. konferansın ise 2007’de yapıldığı iddiası yer almaktadır. Oysa Günlük gazetesi ise 2009 yılında yani iddia edilen toplantılardan çok daha sonra yayına başlamıştır. Mahkemenizden Emniyet Müdürlüğü Basın Masasına yazı yazılarak Günlük gazetesinin ne zaman yayın hayatına başladığının tarihinin sorulmasını talep ediyoruz.

Ayrıca çelişkili atfı cürümlerde bulunan (Zinarin kod isimli) kişinin ve gizli tanık Bahar, gizli tanık Cemile ve gizli tanık Batuhan’ın da, bu tür gizli tanıkların bir delil değeri, hukuki bir değeri olmamasına rağmen yine de duruşmada dinlenmesini talep ediyoruz.”

Avukat Kanar, Bahar adlı gizli tanığın Fırat’ın Demokratik Toplum Kongresi (DTK) üyesi olduğunu öne sürdüğünü hatırlatırken, DTP’nın meşru bir yapı olduğunu ve çalışmalarına katılmanın suç olmadığını ifade etti.

Fırat’ın Diyarbakır’da yapılan bir toplantıya katıldığı iddiasına da değinen Kanar, “İddianameye göre Tayyip Temel güya Nuri Ark olarak belirtilen kişinin müvekkil olduğunu söylemektedir. Ekte sunduğumuz aslında bu belge daha önce mahkemenize birkaç kez verildi biz de tekrar ekliyoruz dilekçemize. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nda alınmış 07.10.2011 tarihli ifadesinde görüleceği gibi Tayyip Temel’in söz konusu toplantıda bulunduğu ileri sürülen Nuri Ark isimli kişinin Nuri Fırat olduğuna dair bir beyanı yoktur. Sadece Özgür Gündem’de yazı yazan Nuri Fırat isimli birini tanıyorum, demiştir. Yani beyanı ‘toplantıya katılan Nuri’ diye değil, ‘Özgür Gündem’de yazı yazan Nuri Fırat’ı tanıyorum’ şeklindedir. İstihraç ve istiklal yöntemi ile bu belge tahrip edilerek İddia Makamınca delil üretilmeye çalışılmıştır” diye konuştu. Avukatlar, Fırat ile ilgili DTK eşbaşkanlarının bilgisine başvurulmasını da talep etti.

Mahkeme talepleri kabul etmedi. 27 Eylül 2013’t görülen 21. celsede, Günlük gazetesinin yayına başlama tarihinin savcılıktan sorulmasına karar verdi.

3 Aralık 2013’te görülen 27. celsede, mahkeme başkanı Alçık tüm sanıklara beyanda bulunmaları için 10’ar dakika ek süre vereceğini söyledi. Delil ikamesi ve 10 dakikalık savunma süresiyle ilgili mahkeme heyeti ve avukatlar arasında tartışma yaşandı. Bu celsede söz alan Fırat, tercüman aracılığıyla yaptığı Kürtçe savunmasında, 10 dakikanın yeterli olmadığını ve daha önce mahkemede yaptığı savunma sırasında kendisine hakkındaki delillerle ilgili hiçbir soru sorulmadığını belirtti. “İddianamede hakkımdaki iddialar soyuttur. Yasadışı örgüt toplantısına katılmama dair iddiayla ilgili hiçbir delil yok, sadece tahmin yürütülüyor” dedi. Milletvekillerinin iktidarın bilgisi dahilinde İmralı’ya gittiğini, bunun çifte standart olduğunu, hakkındaki davanın hukuka aykırı olduğunu söyledi.

Fırat’ın da aralarında bulunduğu altı gazeteciyi serbest bırakmayan 15. Ağır Ceza Mahkemesi, “daha önce belirtilen tutuklama sebeplerinin henüz ortadan kalkmamış olması”, “isnat edilen suçun [5271 sayılı CMK’nın 100/3] katalog suçlarından olması” ve “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özgürlük ve güvenlik hakkı”nı düzenleyen 5. maddesinde tutuklu yargılama için azami bir süre şartı getirilmemesi” gibi gerekçeler öne sürdü.

13 Ocak 2014’teki 30. celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

21 Şubat 2014’te ÖYM’lerin kanun değişikliğiyle tamamen kaldırılmasının ardından yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. 37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da bu duruşmada kaldırıldı.

Fırat’ın da aralarında bulunduğu altı tutuklu sanık, Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, 12 Mayıs 2014’te yapılan rutin tutukluluk incelemesi sonucu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi.

Avukatlar kaldırılan ÖYM’lerdeki yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini, bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi ve İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı anayasaya aykırılık iddiasının incelenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. AYM’den cevap gelmesi için iki duruşma bekleyen mahkeme, 16 ay sonra AYM’den cevap gelmediğini söyleyerek davaya kendisi bakma kararı aldı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraati taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi. Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü.

Davanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek. Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)