Oğuz Usluer

FETÖ Media Organization

Darbe girişiminin ardından “FETÖ medya yapılanması içerisinde yer aldıkları” iddiasıyla çoğunluğu gazeteci 35 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Hakkında gözaltı kararı verilenlerin isimleri, ilk olarak hükümete yakın medya organlarında yayımlandı. Temmuz 2016’daki ilk operasyonu Anadolu Ajansı, “FETÖ’nün medya yapılanmasına operasyon” başlığıyla duyurdu.

Soruşturma İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülüyordu. Usluer de soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu savcılarından Murat Çağlak’ın talimatı 11 Aralık 2016’da üzerine gözaltına alındı.

Usluer, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde bir hafta boyunca gözaltında tutuldu. Gözaltı işleminin ardından 28 Aralık 2016’da adliyeye çıkartıldı. Savcılık sorgusu sonrası tutuklanmma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

“Örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Silivri Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Gazeteci Oğuz Usluer ve 26’sı gazeteci 29 sanık hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Murat Çağlak tarafından 16 Ocak 2017’de tamamlandı. 196 sayfadan oluşuyordu. Savcı Çağlak, iddianamenin 112 sayfasında “Fetullah Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ-PDY)” ile ilgili yapılanmasına, kuruluş dönemine dair kapsamlı bir değerlendirmede bulunuyor. Benzer davalarda (FETÖ Ana Medya Davası gibi) böylesi değerlendirmeler kullanılıyor.

İddianamenin Usluer ile ilgili bölümü 183’üncü sayfada başlıyor. Usluer ile ilgili bölüm sadece bir sayfa ile sınırlı. Bu bölümde Usluer’in Kanal D’de gece editörü olarak gazeteciliğe başladığı, daha sonra Show TV’de editör, Star TV’de haber müdürlüğü, TV8’de iç yapımlar koordinatörü, Kanaltürk’te haber koordinatörlüğü yaptığı, Atv’de kısa bir süre editörlük görevinde bulunduktan sonra Habertürk’e çalışmaya devam ettiğine dair bilgilere yer veriliyor.

Savcı Çağlak, Usluer ile ilgili tespitine “fuatavni” isimli sosyal medya hesabından yapılan bir paylaşımla başlıyor. Söz konusu hesap bir dönem hükümet ile Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) içerisinde bilgilerin yoğunluklu olarak paylaşıldığı bir hesap idi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından hesaptan herhangi bir paylaşım yapılmadı. Usluer’in çalıştığı Habertürk televizyon kanalından Şubat 2014’te ayrılması sonrasında bu hesaptan “17 Aralık operasyonunda sonra tamamen dizayn edildi. HT Genel Yayın Yönetmeni O. Usluer görevinden alınıp izne gönderildi. Haber müdürü C. Ulus pasif bir göreve atandı.GYY yardımcısı A.Kılıç haberden uzaklaştırılarak Show Tv’ye gönderildi.” şeklinde ve 22 Şubat 2014 günü “Turgay Ciner Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Usluer‘e biz Gezi‘yi görmeyeceğiz, nasıl girileceğine dair en tepeden aradılar dedi” şeklinde paylaşımların yapıldığına yer verildi. Savcı Çağlak, bu paylaşımları Usluer’in “sahiplenilmesi” olarak değerlendirdi.

Ardından Usluer’in telefonun da örgütün iç mesajlaşma için kullandığı iddia edilen Bylock programının yüklü olduğu bilgisine yer veriliyor.

Savcı Çağlak, bu iki tespit üzerinden Usluer’in “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla cezalandırılmasını talep etti.

İkinci İddianame

Usluer’in yargılaması tutuklu olarak devam ederken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan tarafından ikinci bir iddianame daha hazırlandı. Bu iddianame 5 Haziran 2017’de tamamlandı. Aynı mahkemeye sunularak, ikinci yargılama başladı. Ancak daha sonra bu iki yargılama da birleştirildi.

İddianame 314 sayfadan oluştu. İddianamede Usluer ile birlikte daha önceki iddianamede de sanık olarak yer alan 13 gazeteci hakkında hazırlandı.İlk iddianamede olduğu gibi bu iddianamenin de ilk bölümünde “FETÖ/PYD” yapılanması ve kuruluşunun yanısıra “hedef ve amaçlarına” dair 192 sayfalık değerlendirmeler yer aldı.

Usluer ile ilgili bölüm 293’üncü sayfadan başladı. Usluer’in çalıştığı yayın organlarına bu bölümde de yer verildi.

Usluer’in diğer sanık gazetecilerde olduğu gibi Bank Asya’da hesabına dair inceleme yapıldığı ancak herhangi bir hesabının olmadığına yer verilirken, eşinin söz konusu bankada hesabının olduğu belirtiliyor. Birçok “FETÖ” davasında bu bankada hesap hareketliliğinin olması suçlama konusu yapılıyor. Buna gerekçe ise bankaya soruşturma açılması sonrası Fetullah Gülen’in talimatıyla bankayı “sahiplenmek” amacıyla para yatırılması gösteriliyor.

Savcı İrfan Fidan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Usluer’in telefonunda örgütün kendi iç mesajlaşması için kullandığı iddia edilen Bylock programı listesinde bu programı kullandığına dair bilgi olduğuna da yer verdi. Ardından Usluer’in iletişm tespitine dair incelemelere yer verildi ve “FETÖ gerekçesiyle tutuklu bulunan ya da yargılanan 22 kişiyle iletişimin olduğuna dair inceleme verileri bulunuyor” denildi.

Bugün TV, Kanaltürk Televizyonunun kapatıldığı günlerde Usluer’in protesto amacıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü önünde bulunduğu ve telefonundan sinyal alındığına da yer verilen iddianamede, bu toplanmanın “örgüt mensuplarınca organize edildiği” savunuldu.

Savcı Fidan bu tespitler ışığında Ulsluer’in de aralarında bulunduğu 13 sanığı “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün medya unsurları” şeklinde değerlendirerek, şüphelilerin “Anayasal düzeni ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini hedef alan terör örgütüyle organik bağ içerisinde ve amaçları doğrultusunda süreklilik ve çeşitlilik arz edecek şekilde örgütsel faaliyetlerde bulundukları” tespitinde bulundu.

Savcı İrfan Fidan, Usluer ve diğer sanıkların “örgütün algı faaliyetlerine katılmış olmaları nedeniyle”, “Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme” suçunu işlediklerini savundu. Bu kapsamda cezalandırılmalarını istedi. İddianamenin aynı mahkemede süren diğer dava ile birleştirilmesini talep ederek, iddianameyi İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundu.

Gazeteci Oğuz Usluer’in ve 27’si gazeteci 29 sanık hakkındaki iddianame, 13 Şubat 2017’de kabul edildi. Ardından İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce duruşma günü belirlendi. Davanın ilk duruşması için 27-31 Mart 2017’de görüldü.

İlk duruşmaya Usluer’in de aralarında bulunduğu 26 tutuklu, bir tutuksuz sanık katıldı. Sanıklardan gazeteci Said Sefa ile Bülent Ceyhan ise firari oldukları için katılmadı. Duruşmaya tek tutuksuz sanık gazeteci Ünal Tanık’ın eşi M.T. de katıldı. Duruşma ise sanık ve izleyici sayısının çok olması nedeniyle duruşma Çağlayan Adliyesi’nin zemin katındaki büyük salonda görüldü.

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada ilk olarak tutuklu sanıklardan gazeteciler Atilla Taş ve Murat Aksoy’un avukatı Ali Deniz Ceylan, mahkeme başkanı İbrahim Lorasdağı’nın İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimi iken Atilla Taş, Murat Aksoy, Mutlu Çölgeçen ve Gökçe Fırat Çulhaoğlu hakkında tutuklama kararı verdiğini hatırlattı. Mevcut kanunlara göre soruşturmada görev yapan hakimin kovuşturmada görev yapamayacağını hatırlatan avukat Ceylan, mahkeme başkanı İbrahim Lorasdağı’dan dosyadan el çekmesini, el çekmediği takdirde reddi hakim talebinde bulundu. Mahkeme, reddi hakim talebinin “usule uygun” olmadığı gerekçesiyle “oy birliği” ile reddetti.

Duruşma başlangıcında genelde olanın aksine jandarma görevlilerinin tavırları dikkat çekiciydi. Jandarmalar sanıklar ile yakınların birbirlerini görmelerini engelleyecek şekilde ayağa kalktı, mahkeme başkanının müdahalesi üzerine yeniden oturdu.

Mahkeme başkanının sanık savunmalarına geçme acelesi dikkat çekti. Çok sayıda dava olduğu yönünde açıklama yapan mahkeme başkanı Lorasdağı, avukatların reddi hakim talebini dinlemek istemedi. Sanıklardan Cihan Acar müdafii Gülşah Kaya, iddianame okunmadan savunmalara geçilmesi üzerine “İddianamenin okunmasını talep ediyorum. (Mahkeme başkanı tarafından sözünün kesilmesi üzerine) Duruşma böyle karşılıklı sürmez. Ben talepte bulunurum, siz karar veririsiniz. En azından iddianemeyi özetleme yükümlülüğünüz var” dedi, mahkeme cevap vermedi. İddianame okunmamasına rağmen tutanaklara “iddianame okundu” şeklinde geçmesine avukat Ömer Kavili “Yalan beyan olduğu kayıtlara geçsin” talebinde bulundu. Mahkeme heyeti cevap vermezken izleyiciler Kavili’yi alkışladı. Alkışlar üzerine mahkeme başkanı “Kimi alkışlıyorsunuz?” diye tepki gösterdi.

Kimlik tespitiyle devam eden duruşmada sanıklar savunma yaptı. Davanın ilk günkü oturumunda tutuklu gazeteci ve yazarlardan Ahmet Memiş, Abdullah Kılıç, Atilla Taş, Ali Akkuş ve Bayram Kaya savunmalarını yaptı; tahliye ve beraat talep ettiler.

Beş gün süren duruşmaların ardından 31 Mart günü aralarında savcılık sekiz kişi hakkında tahliye talep etti. Mahkeme heyeti verdiği ara kararında tutuklu 21 gazetecinin tahliyesine karar verdi. Ancak henüz tahliyeler gerçekleşmeden sekiz kişinin tahliyesine savcılıkça itirazda bulunuldu. İtirazın kabul edilmesiyle birlikte hakkında tahliye kararı verilen gazeteciler henüz cezaevinden çıkmadan yeniden tutuklandı. Diğer 13 gazeteci ise “darbeye teşebbüs” suçlamasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca açılan bir başka soruşturma kapsamında cezaevinden çıkmadan yeniden gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazeteciler emniyet sorgularının ardından tutuklandı.

21 kişi hakkında tahliye kararı veren 25. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı İbrahim Lorasdağı, hakimler Barış Cömert ve Necla Yeşilyurt Gülbiçim ise 3 Nisan 2017’de açığa alındı.

Davanın bir sonraki duruşması ise 27 Nisan 2017 tarihinde yapıldı. Duruşmaya az sayıda gazeteci dışında izleyici alınmadı. Bu duruşmada gazeteciler, önceki heyetin açığa alınması nedeniyle yeni bir mahkeme heyeti tarafından yargılandı. Duruşma sonunda 20 sanığın da tutukluluk halinin devamına karar verilerek, bir sonraki duruşma 6 Temmuz 2017 tarihine bırakıldı. Davanın üçüncü duruşmasında bir kez daha mahkeme heyeti değişti. Bu duruşmada da Usluer ve diğer sanıkların tutukluluklarına devam kararı verildi.

16 Ağustos’taki duruşmada savunma yapan Usluer, savcılığın kendisinin darbeye teşebbüs ettiğine dair bir delil sunmadığını söyledi. Bir gazeteci olarak herkesle konuşabileceğini söyleyen Usluer, “Ben gazeteciyim ve gazeteci herkesle konuşur. Kamu yararı gördüğümüz her şeyi de haber yaparız,” dedi.

Usluer’in “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla yargılandığı dava, aynı davada yargılanan 13 gazetecinin bir başka davasıyla da birleştirildi. Birleştirme kararı sonrası ilk duruşma ise 24 Ekim 2017’de görüldü. 24 Ekim 2017’de duruşmada savcının talebi doğrultusunda verilen ara kararla, Atilla Taş, Murat Aksoy ve D. A. tahliye edilirken, aralarında Usluer’in de bulunduğu diğer sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi. Bu duruşmada da tanıkların dinlenmesine devam edildi. Duruşma mahkemeye ulaşan Bank Asya ve ByLock kullanımına dair raporların okunmasıyla başladı. Ardından sanık gazeteciler ve avukatları kısa söz aldı. Duruşmaya gelen raporlara göre altı kişinin Bank Asya’da hesabının bulunmadığı, tutuklu dört sanığın Bank Asya’daki hesaplarının şüpheli olduğu, diğer sanıkların ise bankada hesabının bulunduğu ancak hayatın olağan akışına aykırı bir hareketin söz konusu olmadığı belirtildi.

ByLock kullanımı hakkındaki raporda ise D. A. ile aralarında Usluer’in yanı sıra tutuklu yargılanan Ufuk Şanlı, Seyit Kılıç, Bülent Ceyhan ve Mutlu Çölgeçen’in örgütün kendi içerisinde haberleşmek amacıyla kullandığı iddia edilen Bylock programını kullandıkları belirtildi. Ancak daha sonra söz alan Aydın, Usluer ve Kılıç bu iddiayı reddetti. Usluer iddianamede Bylock kullanıcısı olarak isminin geçmesine rağmen daha sonra davanın ilk duruşmasına Emniyet’ten gönderilen yazıda böyle bir kayda rastlanmadığının belirtildiğini ancak aynı iddianın şimdi tekrar gündeme geldiğini söyledi.

Birleştirme kararı sonrası ikinci duruşma 3-4 Aralık 2018’de görüldü. İki gün süren duruşma, tanıkların dinlenmesiyle başladı. Duruşmada tanıklara bir önceki duruşmada tahliye edilen Bünyamin Köseli, hakkında yakalama kararı bulunan Sait Sefa ve tutuklu sanıklar Bayram Kaya, Ahmet Memiş ve Muhammed Sait Kuloğlu hakkında sorular sorulurken toplam altı tanık dinlendi. Tanık ifadelerinin ardından mütalaasını açıklayan savcı, tüm tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamını istedi. Daha sonra tanık beyanlarına ilişkin olarak söz alan sanıklardan Seyit Kılıç ve Ufuk Şanlı, HTS kayıtlarına dayalı BYLCOK raporlarına itiraz ederek, telefon HTS [Telefon üzerinden sağlanan iletişim trafiği] kayıtlarıyla Bylock kullanımını gösterdiği iddia edilen telefon HTS kayıtlarının birbiriyle çeliştiklerini anlattı.

Savcı 6 Şubat 2018 tarihindeki duruşmada mütalaasını sundu. Mütalasında Usluer’inde bulunduğu 23 kişinin “örgüt üyesi olmak” suçlamasıyla cezalandırılması talep edildi. Ayrıca Usluer’in de aralarında bulunduğu 13 sanık hakkında “anayasal düzeni bozma” suçlamasının düşürülmesini talep etti. Duruşma avukatların savunma için ek süre talebinin kabul edilmesiyle 22 Şubat 2018’e bırakıldı. Bu duruşmada sağlık sorunları nedeniyle Halil İbrahim Balta’nın tahliyesine karar verildi.

Savcı mütalaasının ardından söz alan avukatlar, dijital rapor ve diğer delillerin müvekkillerinin lehine olmasına rağmen cezalandırma talep edilmesine tepki gösterdi. Avukatların büyük bölümü ayrıca müvekkillerine yönelik “örgüt üyeliği” iddialarını sabit kılacak somut delillerin yer almadığına dikkat çekti.

22 Şubat’taki duruşmada sanıklar son savunmalarını yaptı. Avukatlar esas hakkındaki mütalaaya ilişkin savunmalarını yaptı.

Bylock kullandığı iddia edilen Usluer, bu duruşmada yaptığı savunmada, hakkında hazırlanan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) raporu ile Emniyet raporu arasında çok büyük tutarsızlıklar olduğunu söyledi. Her iki rapordaki lokasyon, bağlantı saati ve IP numarası bilgileri arasında büyük farklılıklar olduğuna dikkat çeken Usluer, raporlar üzerinde bilirkişi değerlendirmesi olmamasını da eleştirerek, “Bylock raporlarında nedense hiç değerlendirme ya da imza yok. Bilirkişi olsa birkaç saate çözecekti, ama bilirkişi talebimiz kabul edilmedi” dedi. BTK raporundaki tutarsızlıklarla ilgili örnekler veren Usluer “Rapora göre 6 ay içinde telefonu uçuş moduna dahi almamışım. 1 gün içinde 24 saatin üzerinde internete bağlandığım olmuş. Bir gece saat 3:52’de TEM üzerinde Harp Akademileri Tüneli’nin içinde sabah 8’e kadar 550 kez ByLock’a bağlanmışım. Böyle gerçekdışı verilerle suçlanıyorum” ifadelerini kullandı. Bir dönemler Fethullah Gülen hareketine övgü dolu sözler söyleyenlerin herhangi bir soruşturmayla karşı karşıya olmadıklarına dikkat çeken Usluer, “Onların kandırılıp düştüğü yerde biz boğulduk, kelepçe o yalanın mağdurları olan bize takılıyor. Mahkemeden bir talebim var: ByLock kullanmadığımın tespit edilmesini istiyorum. Adalet yerini bulsun” diye konuştu.

İki gün süren duruşma savumalarını yapmayan sanıkların savunmalarını tamamlamaları için 7-8 Mart 2018’e bırakıldı. Bu duruşmada ayrıca hakkında yakalama kararı bulunan firari sanıklar Bülent Ceyhan ve Said Sefa’nın dosyalarının haklarında “örgüt üyeliği” suçundan açılan davalar nedeniyle ayrılmasına karar verdi. Mahkeme ayrıca, tutuklu yargılanan sanıklardan Emre Soncan’ın da dosyasının yine hakkındaki yeni bir davayla birleştirilmesine hükmetti. Bu ara kararlar sonucu davadaki toplam sanık sayısı 29’dan, 8’i tutuksuz olmak üzere 26’ya indi.

Karar Duruşması

7-8 Mart 2018’deki son duruşmada geriye kalan sanıklar savunmalarını yaptı. Savunmaların ardından mütalaaya ilişkin son sözleri alındı. Usluer, “20 yıllık gazeteciyim. Darbeci olmadığım gibi darbe karşıtı belgeseller yayınladım. Tüm gazetecilerin serbest kalmasını talep ediyorum.” dedi. Ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti üç sanık dışında diğer 23 sanığın “örgüt üyesi olmak” suçlamasından cezalandırılmasına hükmetti.

Usluer’in de aralarında bulunduğu diğer 12 sanığın “suçun işleniş özellikleri ve suça yönelik kastın yoğunluğu” nedeniyle yine “örgüt üyesi olmak” suçlamasından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Bu grupta yer alanlar şunlar: Ahmet Memiş, Ali Akkuş, Muhammed Sait Kuloğlu, Mustafa Erkan Acar, Mutlu Çölgeçen, Seyid Kılıç, Ufuk Şanlı, Ünal Tanık, Yetkin Yıldız, Cuma Ulus ve D. A..

Mahkeme geriye kalan 11 sanığın ise aynı suçlamanın alt sınırdan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmalarına hükmedildi. Bu sanıklar şunlardı: Abdullah Kılıç, Bayram Kaya, Bünyamin Köseli, Cemal Azmi Kalyoncu, Cihan Acar, Habip Güler, Halil İbrahim Balta, Hanım Büşra Erdal, Hüseyin Aydın, Yakup Çetin ve Gökçe Fırat Çulhaoğlu.

Ayrıca gazeteci Murat Aksoy’a “örgütün hiyerarşik yapısına dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası verilmesine hükmedildi. Aksoy ile birlikte Atilla Taş’a da aynı suçlamadan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi. Mahkeme, her iki sanığın da tutuksuzluğunun devamına hükmetti. Mahkeme heyeti Rotahaber’in genel yayın yönetmeni Ünal Tanık’ın eşi M. T.’nın da beraatine karar verdi.

Mahkeme ayrıca tüm tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin “hükmen tutuklu” olarak devamına karar verirdi. Daha önce tahliye edilen sanıklardan Ali Akkuş’un da yeniden tutuklanmasına hükmedildi. Önceden tahliye olan diğer sanıkların ise temyiz süresince tutuksuz hâlleri devam etti. Kararda hakkında yakalama kararı bulunan firari sanıklar Said Sefa ile Bülent Ceyhan’ın dosyasının ayrılmasını kararlaştırdı. Eski Zaman gazetesi çalışanı Emre Soncan’ın da dosyasının hakkındaki bir başka dava ile birleştirilmesi üzerine davada yargılaması yapılan sanık sayısı 26’ya düştü. Kararda Usluer’in de aralarında bulunduğu 13 sanık hakkında ikinci bir iddianameye yapılan “anayasal düzeni bozmak” suçlamalı yargılamanın düşürülmesine karar verildi.

İstinaf Süreci

Davanın gerekçeli kararının açıklanmasının ardından istinaf mahkemesine temyiz başvurusunu yapıldı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 22 Ekim 2018 tarihinde vermiş olduğu kararında temyiz talebini reddederek, cezaları onadı. Mahkeme tutuklu sanıkların tutukluluk hâllerinin de devamına hükmetti. Avukatların duruşma taleplerine karşın duruşmasız olarak verilen istinaf kararında, dosyada mevcut delillerin suçun ispatı bakımından yerinde ve yeterli olduğu ve yerel mahkemenin kararının hukuka uygun olduğu ifade edildi.

Yargıtay Süreci

Usluer ve 23 gazetecinin cezalarının beş yıl sınırın üzerinde olması nedeniyle bu kez Yargıtay’a temyiz başvurusu yapıldı. Yargıtay Başsavcılığı, temyiz başvurusuna dair verdiği tebliğnamede temyize taşınan davanın reddedilmesini talep etti. Yargıtay Başsavcılığı, yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığını öne sürerek temyiz davasının esastan reddedilmesini ve gazetecilerin hükümlerinin onanmasını talep etti.

Dosya Yargıtay’da henüz karara bağlanmayı bekliyor.

FETÖ Media Organization (Indictment)

FETÖ Media Organization (Reasoned Judgement)