Oktay Candemir

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Dicle Haber Ajansı muhabiri Oktay Candemir, Kasım 2011’deki meydana gelen deprem nedeniyle yaşadığı Van’dan, bir süreliğine ayrılarak İstanbul’a gitti. 20 Aralık 2011’de, bir gazeteci arkadaşının misafir olduğu evine düzenlenen baskında gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

Candemir, Emniyet’te susma hakkını kullandı. Candemir’in daha sonraki anlatımına göre, polisler kendisine, “Susma hakkı örgütsel bir tavırdır, eğer burada ifade vermezsen gider yatarsın. Zaten dosyanda bir şey yok ama susma hakkını kullandığın için cezaevinde yatarsın, sonra gidersin bir yıl sonra falan, derdini hakime anlatırsın belki seni bırakır” dedi.

Gözaltına alınan gazeteci medya çalışanlarından yedisi, savcılık sorgularının ardından 23 Aralık 2011’de serbest bırakıldı.

Candemir, savcılıkta verdiği ifadesinde; Eylül 2010’a kadar DİHA’da çalıştığını, bir yıldır Prestij Gazetesi’nde çalıştığını, daha önce bir haberi nedeniyle hapis cezası aldığını ve cezanın ertelendiğini söyledi.

“PKK/KCK üyesi” olmadığını belirten Candemir, sadece Van Gölü Gazeteciler Cemiyeti üyeliği bulunduğunu belirtti.

Savcının sorusu üzerine, “Dicle Haber Ajansı’nın, Roj TV veya ve Mezopotamya TV arasında para alışverişi konusunda bir şey bilmediğini ve bunu ilk defa duyduğunu” söyledi.

“Murat Karayılan, Mustafa Karasu ve Cemil Bayık”ı sadece televizyondan tanıdığını, “KCK Basın Komitesi” ya da “Basın Konferanslarıyla” ilgisi olmadığını ve hiç yurtdışına çıkmadığını belirtti. Van depremi nedeniyle İstanbul’da arkadaşında kaldığını, yanında eşyası olmadığını, gözaltı sırasında el konulan elektronik eşyaların da kendisine ait olmadığını belirtti.

Candemir’in aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Candemir ve diğer gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olduğu” iddiasıyla tutuklandı. Candemir, Kandıra 1 Nolu F tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı muhabiri Oktay Candemir’in de aralarında bulunduğu 44 gazeteci ve medya çalışanı hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri iddianamede “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.

Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.

İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” ya da “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ile suçlandı.
Candemir ile ilgili 12 sayfalık bölüm, iddianamenin 659. sayfasında başladı. Bu bölümde Candemir’in yayınlanmış dokuz haberi, Fırat Haber Ajansı (ANF) editörü İsmet Kayhan’la 87 kez e-posta aracılığıyla konuştuğuna dair bilgi ve gözaltına alındığında el konulan hard disk ve CD’lerin içindeki yazılar yer aldı.

“İletişim takibine ilişkin delillerin değerlendirilmesi” başlığında, Candemir’in; ANF editörü ve davanın sanıklarından İsmet Kayhan ile 87 farklı zaman diliminde e-posta üzerinden mesajlaştığı belirtildi. Kayhan ve Candemir arasındaki muhabir-editör ilişkisi, “talimat” ve “örgütün amaçları doğrultusunda ısmarlama haber” gibi suçlamalarla iddianameye aktarıldı.
“KCK Basın operasyonundan” bir gün önce ifadesi alınan gizli tanık Bahar’ın beyanları bu iddiaya delil olarak gösterildi.

İddianamede, “terör örgütü propagandası içerdiği” iddia edilen ve DİHA’da yayınlanan haberler şöyle sıralandı:

1- 8 Ağustos 2010’da yayınlanan “‘KCK dosyası, Küresel Devlet ve Devletsiz Kürtler’ kitabına dava” başlıklı haber.
Savcı, bu haberle ilgili değerlendirmesinde, “Candemir’in KCK terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlara ilişkin kamuoyunda manipüle etmek amacıyla yazılan bir kitapla ilgili örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda haber yaptığı” iddiasında bulundu.

2- 29 Temmuz 2010’da yayınlanan “Kürt sorunu çözülmeden bölgeye yatırımcı gelmez” başlıklı haber.

3- 22 Temmuz 2010’da DİHA’da yayınlanan “Ölümün sınırında ‘Ekmek için’ kararan kaçak yaşamların öyküsü” başlıklı haber.
Savcı, bu haberle ilgili değerlendirmesinde Candemir’in, “Türk askerinden bahsederken yabancı bir ülkenin askerinden bahseder gibi haber yapıldığını”, “kaçakçıların Türk askerinin korkusundan İran askerlerine sığındığını, onlarında kendilerine daha iyi davrandığını, yine Türk askerlerinin kasten ölüm olaylarını gerçekleştirdiklerini, o bölgede neredeyse katliam boyutunda saldırılar yaptıklarını yazmak suretiyle Türk askerini kötülediğini, Türk ordusunu katliamcı gibi göstermeye çalıştığını” iddia etti.

4- 11 Temmuz 2010’da yayınlanan “Ağrı’da sendikalar yargı kıskacında” başlıklı haber.
İddianamede haber başlığı “Ölümün sınırında ‘Ekmek için’ kararan kaçak yaşamların öyküsü” olarak yazıldı ancak 11 Temmuz 2010 tarihli “Ağrı’da sendikalar yargı kıskacında” başlıklı haberin içeriğine yer verildi.

5- 7 Temmuz 2010’da yayınlanan “Iğdır’da polisin ‘ne bakıyorsun ulan’ dayağına soruşturma” başlıklı haber.
Savcı bu haberin “Türk polisinin halk nazarında itibarını sarsmaya yönelik, kasıtlı ve bilinçli olarak şiddet kullandığına dair algı oluşturacak nitelikte örgütün politikalarına hizmet eden haber” olduğunu öne sürdü.

6- 4 Temmuz 2010’da yayınlanan “Gözaltında ölen Gür dava açtığı polisler tarafından tehdit edilmiş” başlıklı haber.

7- 26 Haziran 2010’da yayınlanan “İran’ın zulmünden Türkiye’ye kaçtı ama…” başlıklı haber.
Savcı, “her türlü olayı objektif bir gazetecilik faaliyeti ile değerlendirmek yerine söz konusu haberlerden Türkiye Cumhuriyeti Devletinin askeri ve polisi aleyhine, KCK/PKK terör örgütünün de amaç ve hedefleri lehine nasıl bir sonuç çıkarabilirim düşüncesiyle ve çabasıyla yapılmış haberler olduğu değerlendirilmiştir” iddiasını öne sürdü.

8- 22 Haziran 2010’da yayınlanan “OHAL’den sonra ne değişti” başlıklı haber.
Savcı “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” iddiasını kullandı.

9- 15 Haziran 2010’da yayınlanan “Görgü tanığı: Asım Yavrutürk’ü askerler öldürdü” başlıklı haber.

Candemir’in gözaltına alındığı sırada el konulan dijital malzemelerin incelenmesi sonucu, 27 CD ve bir hard diskte bulunan yazı dosyalar iddianamede şöyle sıralandı:

1- “Ve açılımı bitirdiler” başlıklı yazının bulunduğu Word dosyası.
2- Hizbullah ve PKK çatışmasını anlatan yazının bulunduğu Word dosyası.
Savcı, metin içeriğinde “PKK/KONGRA-GEL, Hizbullah ve Hamas” ibarelerinin geçtiğini vurguladı.
3- JİTEM ile ilgili bir yazının bulunduğu Word belgesi.
4- “Korucular” başlıklı, içinde “korucular ve korucuların öldürdüğü iddia edilen kişilerle” ilgili bilgilerin bulunduğu Word dosyası.
5- “Aracısız Toplumsal İlişki ve Yöntem Modeli” başlıklı Word belgesi. Savcı, “metinde demokratik konfederalizm konusunda içerik yer aldığını” iddia etti.
6- “Kürdistan Demokratik Konfederalizmi ilan edildi” başlıklı Word dosyası.
7- “Demokratik Modernitenin Boyutları” başlıklı Word dosyası.
8- “Demokratik Komünizm” başlıklı Word belgesi.
9- Bir korucuyla yapılmış röportajın bulunduğu Word belgesi.
10- KCK operasyonunda gözaltına alınan avukatların isim ve fotoğraflarının olduğu CD.
11- Awaze Çiya’nın “PKK Ne” şarkısının MP3’ü.
12- Nihat Behram’ın “Darağacında Üç Fidan” isimli kitabıyla ilgili içeriklerin bulunduğu Word belgesi.
13- “Kürdistan jeopolitiği” başlıklı belge. Savcı, belgede “Kürdistan” ifadesinin kullanıldığını belirtti.
14- “Çok sayıda komünist fikir adamlarına ait kitapların bulunduğu” belirtilen klasör.
15- “İsviçre Konsolosluğu”, “BDP Merkez ilçe başkanı” gibi ifadelerin ve telefon numaralarının bulunduğu dosya.
16- m..medikal@...com adresinin yazılı olduğu dosya.
17- Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde çekilen fotoğrafların ve “örgüt üyelerinin kırsalda çekilen fotoğraflarının” olduğu dosya.
18- “Van Gölü kıyısı işgali” başlıklı, Candemir imzalı yazının bulunduğu dosya.
19- “Avukatlara yönelik KCK operasyonunda” gözaltına alınmış bir avukatın fotoğraflarının bulunduğu dosya.
20- Candemir’in İstanbul’da evinde kaldığı kişinin isminin geçtiği Word dosyası.
21- “KCK operasyonlarında” gözaltına alınan bir avukatın “Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu” bağımsız adayı olarak yaptığı seçim çalışmalarına dair bilgilerin olduğu Word dosyası.
22- Esat Faraşin’in “Dağların Şarkıları” adlı kitabı. Kitap hakkında Siirt Sulh Ceza Mahkemesi’nin 10.01.2009 tarihli toplatma kararı olduğu belirtildi.

Savcı, Oktay Candemir ile ilgili “hukuki değerlendirme” bölümünde, “Basın Komitesinin Türkiye yürütmesinde faaliyet gösterdiğini” iddia etti. Candemir’in DİHA’da muhabir olarak çalıştığını, Roj TV ve Mezopotamya’nın Sesi Radyosu’na da bilgi ve haber aktardığını öne sürdü; bu şekilde “örgütsel faaliyette bulunduğunu” iddia etti.

Candemir’in, haber ve röportajlarıyla “örgüte yönelik soruşturma ve operasyonları tahkir etmeye ve itibarsızlaştırmaya” çalıştığı iddia edildi.

Candemir’in, haberleriyle, “Türkiye’yi dünya kamuoyunda küçük düşürmeye, yalnızlaştırmaya çalıştığını”, “özellikle Kürtleri katleden bir devlet olarak göstermeye gayret gösterdiğini”, “örgüte itibar kazandırmaya yönelik haberler yaptığını” öne sürdü.

İddianameyle, Candemir; Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 düzenlemesi üzerinden “silahlı örgüte üye olmakla” suçlandı. Hakkında 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak cezanın, Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece hakkında “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

Candemir hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında belli haklarından yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) muhabiri Oktay Candemir’in de aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye götürüldü. Duruşmalar bittikten sonra yeniden karayolu ile cezaevlerine götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından “KCK” soruşturması kapsamında tutuklu tüm gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. duruşmada başladı.

10 Ekim 2012’de görülen duruşmada Candemir’in avukatları, Candemir’in gözaltına alındığı ikamette el konulan belgelerin misafir olduğu evin sahibine ait olduğunu belirtti. Bilgisayar ile 26 adet CD’nin iadesini talep etti.

Yargılamanın 7. duruşması, 16 Kasım 2012’de görüldü. Avukat Feyzi Çelik, Candemir’in “örgüt üyesi” olduğuna dair dosyada bir delil bulunmadığını belirtti. Candemir’e savcılıkta soruların da iddianamenin kendisinin de haberlerden oluştuğunu dile getirdi. Avukat Çelik, “Yani Oktay Candemir’in yaptığı haberler incelenmeye alınmıştır. Bu haberler nedeniyle suçlama yapıldığı da açık bir şekilde belirtilmiştir” diye konuştu.

Avukat Çelik, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun hükümleri gereği, suç tarihinin 31 Aralık 2011 öncesi olması nedeniyle, Candemir hakkındaki yargılamanın durdurulması gerektiğini vurguladı.

Candemir’in 1 Eylül 2010 itibarıyla DİHA’daki görevinden ayrıldığını anlatan avukat Çelik, suç içerdiği iddia edilen haberlerin siyaset haberleri değil, ekonomik ve sosyal sorunlarla ilgili haberlerden oluştuğunu söyledi. Haber başlıklarının ve haberin düzenlemesinin Candemir gibi muhabirler değil, editörler tarafından yapıldığını da anlattı.

Candemir’in Van depremi nedeniyle şehirden ayrılan 500 bin Vanlıdan biri olduğunu belirten Çelik, 7 Aralık 2011’den beri İstanbul’da olan Candemir’in misafir olarak kaldığı başka bir gazetecinin evinde gözaltına alındığını söyledi.

Operasyonda el konulan malzemelerden birkaç not defterinin müvekkiline ait olduğunu ve bunların tutanak karşılığında kendisine teslim edildiğini söyledi. Avukat Çelik, ev sahibine ait bilgisayar ve CD’lerin iadesini istedi. Savcılığa da bu konuda talepte bulunduklarını anlatan avukat Çelik, şöyle konuştu:

“Cumhuriyet Savcısı bu talebimizi dikkate almadı. (Bilgisayarın sahibi olan arkadaşını) da Cumhuriyet Savcılığının huzuruna çıkardık, dilekçe verdi. Ona denildi ki ‘O zaman seni içeri alalım, Oktay Candemir’i serbest bırakalım’. Burada hem (diğer gazetecinin) bilgisayarı nedeniyle gazetecilik faaliyeti aksıyor hem de o bilgisayarlar yüzünden müvekkilimiz Oktay Candemir tutuklu yargılanmaya devam ediyor.”

Duruşma sonunda, duruşma savcısı, avukat Çelik’in yargılamanın durdurulması talebinin reddedilmesini istedi. Mahkeme bu talebi reddetti. Ancak Candemir, bu duruşmanın sonunda tahliye edildi.

Yargılamanın 11. duruşması 8 Şubat 2013’te görüldü. Avukat Davut Erkan, iddianamenin Candemir ile ilgili bölümünde yer alan, “örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler” ifadesini eleştirdi. Avukat Erkan, şunları söyledi:

“Yani bunu yapanlar, gazete kapatanlar, işkence vakalarını gerçekleştirenler, yargısız infazı yapanlar herhangi bir şekilde örgütün ekmeğine sözde yağ sürmüyor da bunu haberleştirenler mi yağ sürüyor? Yani bu nasıl bir iddianame, bu nasıl bir değerlendirme. Biz bunun bir savcının elinden çıktığını düşünmüyoruz zaten. Muhtemelen amatör bir polis memuru böyle bir şey yapmış.”

Candemir, yargılamanın 20. duruşmasında Türkçe olarak savunma yaptı. Ancak savunmasına, “anadilde savunma” hakkının önemini vurgulayarak başladı. Bir önceki duruşmaya katılamadığını, Van’da yaşadığını ve duruşmalara gelmesinin kolay olmadığını anlattı. Ancak haklarında “zorla getirme kararı çıkartıldığını” öğrendiğini söyledi. Candemir, “Buna hiç gerek yoktu, biz bir yere kaçmıyoruz ve buradayız” dedi.

Candemir, “İddianamede tüm gazetecilik faaliyetlerinin suç sayıldığını, haberlerin kriminalize edilmeye çalışıldığını, haber müdürü ve muhabir arasında yapılan haber görüşmelerinin örgütsel talimat olarak adlandırıldığını” söyledi.

“Yaptığımız haberlerin altına yapılan değerlendirmeler isabetsiz, zorlama ve niyet okumaya dayalıdır. Ben kesinlikle bu iddiaları kabul etmiyorum” diye konuştu.

Gözaltına alındıktan sonra, polislerin kendisine “bir yıl yatar çıkarsın” dediğini anlatan Candemir, savcılıkta da adil bir sorgu yaşanmadığını, ifadelerinin polis fezlekesine göre alındığını anlattı.

Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, katıldığı bir televizyon programında “KCK operasyonlarını biz organize ettik” dediğini belirtti. Candemir, şöyle konuştu:

“Bu durum mahkemelerde defalarca dile getirilmesine rağmen reddedilmiştir. Ancak 21 Mart 2013’te başlayan barış süreci ile birlikte KCK operasyonları da durmuştur. Bu yüzden kimse bize bu ülke de yargının tam anlamıyla bağımsızlığından söz etmesin. (…) Bizim coğrafya da gazetecilik yapmak ateşten gömlek ve büyük bir risktir. Eğer gerçekleri haberleştiriyorsanız, ölüm, işkence ve cezaevi sizi bekliyor demektir. Bizler bugün burada Kürt gazeteci olduğumuz için yargılanıyoruz. Bu davanın başka bir izahı yoktur. Buradan şunu söyleyeyim. Bu devleti yönetenler, açılan bu davalardan ötürü yıllar sonra bunun özeleştirisini vererek, gazetecileri tutuklamak gibi büyük hatalar yaptık diyecekler.”

“Yaptığım haberler bu ülkede barışa hizmet etmeliydi. Bu yüzden gazeteci oldum” diyen Candemir, haber yapmakla suçlandığı DİHA’nın Türkiye’deki yasalara, ANF’nin ise Hollanda’daki yasalara göre kurulan ve çalışan haber ajansları olduğunu vurguladı.

İddianamede Roj TV ve Mezopotamya’nın Sesi Radyosu’na bağlanmakla suçlandığını hatırlattı. Roj TV’ye 2007-2008’de 2-3 kere bağlandığını, ancak Mezopotamya’nın Sesi Radyosu’na hiç bağlanmadığını söyledi. Ancak bu radyoya bağlanmanın suç olduğunu düşünmediğini de belirtti.
İddianamede yer alan haberlerine değinen Candemir, İnsan Hakları Derneği ve Ağrı Barosu’nun yaptığı basın açıklamalarını aktaran haberi; yazar Mehmet Gülen’e “KCK Dosyası: Küresel Devlet ve Devletsiz Kürtler” kitabı nedeniyle açılan dava hakkındaki haberi; Van Genç İşadamları Derneği ve Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanının görüşlerinin olduğu haberi; İran sınırı ile Van arasında mazot kaçakçılığı yapanların ölümleriyle ilgili haberi; işkence iddiası nedeniyle hakkında inceleme başlatılan polislerle ilgili haberin iddianameye eklendiğini belirtti.

Savunmanın tamamlanmasının ardından mahkeme başkanı Ali Alçık, Candemir’in savcılık ifadesini ve delilleri sırladı. Candemir gözaltı sırasında el konulan CD’ler ve bilgisayarın kendisine ait olmadığını tekrar etti. Avukat Sinan Zincir, hukuka aykırı yapılan “delil değerlendirmesine” itiraz ettiklerini söyledi ve diğer tutuksuz sanıkların savunmalarına geçildi.

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılmasının yargılamaların meşruiyetini kaybettirdiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.
Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.
Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü. Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Candemir, duruşmaya katılmadı.

Yargılama 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşmayla sürecek.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)