Ömer Çelik

He started journalism as a reporter for Dicle News Agency (DİHA).

DİHA was shuttered with a decree law issued under the State of Emergency (OHAL) declared after the military coup attempt of July 15th, 2016. During the state of emergency, a number of media outlets were closed down with government decrees put into effect without the approval of the Parliament.

He was one of the 36 journalists and media workers arrested on December 24th, 2011 under the scope of the investigation widely known as “KCK Press Trial”. He was released on June 19th, 2013 at the 18th hearing of the trial. He stands trial without detention on charges of “membership of an armed terrorist organization”. He faces between seven years six months to 15 years in prison.

Separately, he stands trial for reporting on e-mails leaked by the hacker group ‘RedHack’ which allegedly belong to President Tayyip Erdoğan’s son-in-law, Minister of Energy and Natural Resources Berat Albayrak. He was imprisoned pending trial for 280 days in this case, where he faces up to 11 years in prison on charges of “spreading propaganda for a terrorist organization” and “blocking and disrupting an IT system, destroying or changing its data”.

In addition, he was tried for a news story published by Dicle News Agency under the heading “The name of the siege is ‘Flag 12’, its mastermind ‘Musa Çitil’“, concerning the military operations in the Sur district of Diyarbakır. In the lawsuit filed upon Çitil’s complaint, he was accused of “targeting those taking part in the fight against terrorism”. He faced a prison sentence between one to three years. He was acquitted at the trial on December 18th, 2019. However, the prosecutor’s office objected to the acquittal verdict. The proceedings continue at the court of appeal.

His trials continue without detention.

“Musa Çitil News” Trial

After a complaint by Musa Çitil, the then-Diyarbakır Gendarmerie Commander for the District, an investigation was initiated by the Diyarbakır Chief Public Prosecutor’s Office in 2016, about Ömer Çelik and five other journalists.

Çitil had made the complaint due to the news report titled, “The siege is named after ‘Flag 12’ under the command of Musa Çitil.” The news report was about the military conflicts and the curfew that took place in 2016 in Diyarbakır’s Sur district. It was mentioned in the news that Çitil was commanding the operation. In his petition for redress, Çitil claimed that he was being targeted through the news report.

Following Çitil’s complaint, an investigation was launched about some journalists in February 2016. The news report had been published by the Dicle News Agency. For this reason, an investigation was commenced regarding the journalists Hamza Gündüz, Selman Çiçek, Çağdaş Kaplan and Abdulvahap Taş, who shared the news through their social media accounts along with the DİHA news director Çelik. The news report had also been posted by the social media account of the Özgür Gündem Newspaper. Therefore, the managing editor of the newspaper, İnan Kızılkaya and concessionaire Kemal Sancılı were also included in the investigation.

In his testimony to the prosecutor, Çelik said the social media post was newsworthy. He also said that the information about the leadership of Musa Çitil in the Sur operation was mentioned in other various media outlets.

The indictment regarding the six journalists including Çelik, was completed on May 31, 2018. Musa Çitil was included as the “plaintiff” in the indictment. The journalists were accused of “targeting people who took charge in fighting against terrorism.”

In the 11-page indictment, it was stated that Çelik posted the news report titled as “The siege is named after ‘Flag 12’ under the command of Musa Çitil” through his Twitter account.

It was claimed in the indictment that the news report in question is targeting Çitil as his photograph was published too. Thus, Çelik was accused of “targeting people who took charge in fighting against terrorism.”

The indictment was accepted by the Diyarbakır 9th High Criminal Court.

The first hearing of the trial was held on Oct. 3, 2018. Çelik said the subject of accusation was newsworthy. “News reports cannot be subjects of accusations, this is unacceptable,” he said. He also added that they did not target Musa Çitil.

The second hearing of the trial was held on Jan. 13, 2019. Çitil submitted a 40-page letter of complaint to the court just 2 days before the hearing. In his complaint, Çitil responded to the statements of the defendants as “we made news within the scope of freedom of the press.”

Çitil wrote, “The journalists tried to defame - initially - me and the successful operations of all the members of Gendarmerie General Commandership and the other security organs of the state against the terrorist organization, by making unreal news, slandering and targeting us.” Çitil demanded that the journalists should be sentenced heavily.

The third hearing of the trial was held on May 8, 2019.

At the 3rd hearing of trial, the court ruled to wait for the execution of the arrest warrant against the defendant and to take Kemal Sancılı’s (who was detained due to another crime) testimony through SEGBİS. The next hearing of trial was set for Oct. 2, 2019.

In this hearing of the case, the prosecutor stated that they were repeating the previous opinion. The court board ruled for their acquittal due to the elements of crime not being constituted, even though a case was opened with the accusations.

5. Standing - Dec. 18, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi, sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci A. Vahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı ve S.G adlı bir sosyal medya kullanıcısı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. İddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Gazeteciler savunmalarında haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıklarını kabul ettiler.

İddianamede, DİHA muhabiri Selman Çiçek’in ayrıca sosyal medya hesabında yer alan paylaşımlarla örgütün cebir, şiddet eylemlerini övdüğü, meşru göstermeye çalışmak suretiyle üzerine atılı “örgüt propagandası yapmak” suçunu işlediği iddia edildi.

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılmayı ve gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.

Davanın 4. duruşması 2 Ekim 2019’da görüldü. Duruşmada mütalaasını sunan savcı, sanıkların sosyal medya paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK’ye yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’i hedef gösterdiklerini söyledi. Bu nedenle Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri, 3713 Sayılı TMK’nın 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi. Duruşma gazeteci ve avukatların ek savunma için süre talebinin kabulüyle ertelendi.

Yargılamanın beşinci duruşması 18 Aralık 2019’da görüldü.


Duruşma 09.50 olarak belirlenmesine rağmen 10.30’da başladı.

Duruşmada Kemal Sancılı’nın ara duruşmada tutuklu bulunduğu Edirne Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildiği için Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edilmemişti.

Mahkeme Başkanı, Abdulvahap Taş’a “Eğer senin hakkında bugün karar verirsek hükmün geri bırakılmasını ister misin?” diye sordu.

Abdulvahap Taş beyanında sadece haber amaçlı paylaşım yaptığını, bunun suç olmadığını, kimseyi ifşa etmediğini ve hedef göstermediğini belirterek öncelikle beraatini aksi takdirde hükmün geri bırakılmasını talep ettiğini söyledi.

Savcı, önceki mütalaayı tekrar ettiklerini belirtti. Yapılan yargılama, sanık beyanları ve tüm dosya kapsamında sanıkların dosyada yer alan paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK örgütüne yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’e ait birtakım bilgileri ve resmini paylaşarak müştekiyi hedef gösterdiğini söyledi.

Bu nedenle sanıkarın “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçunu işlediklerini iddia etti ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi.


Mahkeme heyeti duruşmaya 10 dakika ara verdikten sonra kararını verdi.

Heyet, haklarında her ne kadar “terörle mücadele operasyonlarında görevli kişileri hedef göstermek” gerekçesiyle dava açılmışsa da üzerlerine “atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle sanıkların beraatlerine karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 9:50 olarak belirlenmesine rağmen 10:30’da yapıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Abdulvahap Taş avukatı Resul Temur ile birlikte katıldı. Duruşmayı Susma 24 Platformu’ndan Özkan Küçük, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Diyarbakır Şube Başkanı Mahmut Oral, TGS avukatlarından Ülkü Şahin ve iki gazeteci izledi.

Genel Gözlemler

Duruşmayı adliye koridorunda bekleyen üç sivil polis, izleyici sıralarından izledi. Kemal Sancılı’nın ara duruşmada tahliye edildiğini mahkeme başkanı mübaşirden öğrendi. Sanık Abdulvahap Taş savunmasını yaptıktan sonra mahkeme başkanı “Beraatimi istiyorum” diyorsun değil mi diye sorarak hatırlatmada bulundu.

4. Standing - Oct. 2, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi, sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci A. Vahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı ve S.G adlı bir sosyal medya kullanıcısı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. İddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Gazeteciler savunmalarında haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıklarını kabul ettiler.

İddianamede, DİHA muhabiri Selman Çiçek’in ayrıca sosyal medya hesabında yer alan paylaşımlarla örgütün cebir, şiddet eylemlerini övdüğü, meşru göstermeye çalışmak suretiyle üzerine atılı “örgüt propagandası yapmak” suçunu işlediği iddia edildi.

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılmayı ve gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.

Yargılamanın dördüncü duruşması 2 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Dec. 18, 2019, 9 a.m.


Mahkeme başkanı sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infaz edilmediğini açıkladı. Kemal Sancılı önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyledi. Avukat Resul Temur da eksiklerin giderilmesini istedi.

Duruşmada mütalaasını sunan savcı, sanıkların sosyal medya paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK’ye yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’i hedef gösterdiklerini söyledi. Savcı, sanıkların “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçunu işlediklerini ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi.

Savcının mütalaasının ardından avukat Resul Temur mütalaaya katılmadıklarını, savunma için süre istediklerini belirtti.


Mahkeme heyeti, duruşmaya ara vermeden kararını şu şekilde açıkladı.

Sanık avukatlarının verilen mütalaaya yönelik savunma hazırlanması için süre verildi.

Sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine, akıbetinin sorulmasına; başka suçtan tutuklu Kemal Sancılı’nın tutuklu olması halinde SEGBİS sistemiyle hazır edilmesi için cezaevi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına; tutuksuz sanık Abdulvahap Taş’ın savunma yapması için duruşmada hazır edilmesine karar verdi.

Yargılamanın bir sonraki duruşması 18 Aralık 2019 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma saati 10.10 olarak belirtilmesine rağmen saat 09.15’te yapıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sadece Edirne F Tipi Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmada avukat Resul Temur ve tutuksuz yargılanan Selman Çiçek hazır bulundu. Çağdaş Kaplan, Ömer Çelik, İnan Kızılkaya, Abdulvahap Taş, Selman Çiçek ve Hamza Gündüz duruşmaya katılmadı.

Genel Gözlemler

Çok kısa süren duruşmada olağanüstü bir durum yaşanmadı.

3. Standing - May 8, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine KHK ile kapatılan DİHA’nın Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci Abdulvahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yedi gazeteci hakkında yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. İddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.  

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İfadesi alınan gazetecilerin savunmaları ve paylaşımları incelendiğinde de paylaşımları yaptıkları ve bunu kabul ettikleri belirtilen iddianamede, şu değerlendirme bulunuldu:

“Yapılan soruşturma sonucunda yukarıda yer verilen ve dosya arasına alınan paylaşımlar ile Sur ilçesinde PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyonlarda görev alan müştekiye ait bir takım bilgileri ve resmi yayınlamak suretiyle  müştekiyi hedef göstermek suretiyle üzerlerine atılı terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri…”

İddianamede, DİHA muhabiri Selman Çiçek’in sosyal medya hesabında yer alan paylaşımlarla örgütün cebir, şiddet eylemlerini övdüğü, meşru göstermeye çalışmak suretiyle üzerine atılı “örgüt propagandası yapmak” suçunu işlediği iddia edildi.

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil, 16 Ocak’taki ikinci duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılma talebinin olduğunu, gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.



Next Trial: Oct. 2, 2019, 9 a.m.


Duruşmada gazeteci olmayan tek sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infaz edilmediği görüldü.

Kemal Sancılı önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyledi. Bir önceki celse kendisi hakkında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılamanın devam ettiğini belirtmesi üzerine gönderilen yazıya cevap verildiği belirtildi.

Avukat Resul Temur da gelen belgelere diyeceklerinin olmadığını ve savunmalarını tekrar ettiklerini belirtti.


Mahkeme heyeti, duruşmaya ara vermeden kararını verdi.

Sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine, akıbetinin sorulmasına, başka suçtan tutuklu Kemal Sancılı’nın tutuklu olması halinde SEGBİS sistemiyle hazır edilmesi için cezaevi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Ekim 2019 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma belirlenen saatte yapıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sadece Edirne F Tipi Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukat Resul Temur de hazır bulundu.

Genel Gözlemler

Çok kısa süren duruşmada olağanüstü bir durum yaşanmadı.

Duruşma için isimler okunmasına rağmen araya iki duruşma daha alınarak bekletildi. Mahkemede olağanüstü bir durum yaşanmadı.

2. Standing - Jan. 16, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine KHK ile kapatılan DİHA’nın Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci Abdulvahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. Hazırlanan iddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianame savcısı, ifadesi alınan gazetecilerin savunmaları ve paylaşımları incelendiğinde de paylaşımları yaptıkları ve bunu kabul ettiklerini belirtti.

İddianamede şu değerlendirme bulunuldu:

“Yapılan soruşturma sonucunda yukarıda yer verilen ve dosya arasına alınan paylaşımlar ile Sur ilçesinde PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyonlarda görev alan müştekiye ait bir takım bilgileri ve resmi yayınlamak suretiyle  müştekiyi hedef göstermek suretiyle üzerlerine atılı terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri…”

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılma talebinin olduğunu, gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.



Next Trial: May 8, 2019, midnight


Duruşma saati 10.10 olarak belirlenmesine rağmen 11:40’da başladı.

Savcı, verdiği mütalaada; Musa Çitil’in suçtan zarar görme ihtimaline karşı katılan olarak kabulüne, sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin devamına ve sanıklardan Kemal Sancılı hakkında yazılı savunma yapılması için gelecek celseye kadar süre verilmesini mütalaa etti.

Duruşmada Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Özgür Gündem Gazetesi İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukat Resul Temur de hazır bulundu. Mahkeme heyetinin tebligat yoluyla şikayet ve delillerini sunmasını istediği Çitil’in, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sunduğu belirtildi. Mahkeme Başkanı, Çitil’in davaya katılma talebinin olduğunu söyledi.

Kemal Sancılı, beyanlarında, “ben müştekiyi tanımıyorum, suçlamaları da kabul etmiyorum” dedi. Özgür Gündem Gazetesinin İmtiyaz Sahibi olduğunu, müşteki ile ilgili herhangi bir yazısının bulunmadığını söyleyen Sancılı, “Konuya ilişkin İstanbul 23. ve 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davalarım var. Beraatimi istiyorum” dedi. Avukat Resul Temur da söz konusu internet sitesinin Özgür Gündem ANF uzantılı olduğunu, müvekkile isnat edilen suçun gerçekten Özgür Gündem gazetesine ait olup olmadığının incelenmesini istedi.

Avukat Temur, müşteki Çitil’in davaya katılma talebini kabul etmediklerini belirterek, ayrıca yazılı savunma için süre istedi.


Mahkeme Başkanı, duruşmaya ara vermeden kararını verdi. Müşteki Musa Çitil’in suçtan zarar görme ihtimaline binaen kamu davasına katılan olarak kabulüne karar verdi. Sanık Kemal Sancılı’nın bu celsedeki beyanları dikkate alınarak, hakkında kamu davası bulunup bulunmadığının İstanbul 23. ve 27. Ağır Ceza Mahkemelerine sorulmasına karar verildi.

Davanın bir sonraki duruşması 8 Mayıs 2019 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İzleyicilerin duruşma salonunun bulunduğu koridora geçişine izin verildi. Duruşma salona girişte herhangi bir üst araması yapılmadı. Basın mensuplarına basın kartı sorulmadı. Duruşma saati 10.10 olarak belirlenmesine rağmen 11:40’da başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya tutuksuz yargılanan Abdulavahap Taş katıldı. İzleyici olarak sadece Mezopotamya Haber Ajansı muhabiri katıldı.

Genel Gözlemler

Duruşma için isimler okunmasına rağmen araya iki duruşma daha alınarak bekletildi. Mahkemede olağanüstü bir durum yaşanmadı.

“Musa Çitil News” Trial (Indictment)

“Musa Çitil News” Trial 2. Standing (Minutes of the Hearing)

“Musa Çitil News” Trial 3. Standing (Minutes of the Hearing)

“Musa Çitil News” Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

“Musa Çitil News” Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

“KCK Press” Trial

49 journalists and media professionals working for “Kurdish media” outlets, namely Dicle News Agency (DİHA), Özgür Gündem Newspaper, Fırat News Agency (ANF) and Roj TV were arrested in the early morning hours on December 20th, 2011, with police raids on their homes or media outlets in Istanbul, Ankara, Izmir, Van, Adana and Diyarbakır.

Ömer Çelik, an editor with the now shuttered DİHA was among those taken under custody on December 20th.

The journalists and media professionals thus detained were taken on the next day to the Istanbul Police Department’s Anti-Terror Branch on Vatan Avenue, Istanbul.

The investigation was conducted by Istanbul Public Prosecutor’s Office. A “confidentiality / restriction order” was issued regarding the case. As a result, the journalists in custody were initially unable to learn the charges against them.

Seven of the journalists and media professionals taken into custody were released on December 23rd, 2011 following the prosecutor’s inquiry.

In his statement to the Chief Public Prosecutor during detention, Çelik stated that he was working as a contracted reporter at DİHA, was not part of the “KCK Press Committee”, did not attend the press conference, and refused the accusations.

On December 23rd, 2011, Ömer Çelik was referred to the court with a request for his arrest on charges of “membership of an armed terrorist organization”.

35 journalists and media professionals, including Çelik, were arrested on December 24th, 2011.

Çelik was placed in Kocaeli Kandıra No.1 F-Type Prison.

The indictment against 44 journalists and media professionals, including Ömer Çelik, an editor with DİHA, was completed on April 27th, 2012 by Istanbul Public Prosecutor’s Office.

In the indictment, it was claimed that the so-called “KCK / PKK Press Committee” and “Democratic Enlightenment Union” (Yekîtiya Ragihandina Demokratik - YRD) guided the editorial policy and news coverage of the “Kurdish media”.

Dicle News Agency (DİHA), Fırat Publishing and Distribution Company, Gün Printing House (which printed the newspapers Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus and the magazines Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik), Fırat News Agency (ANF), Azadiya Welat Newspaper, Özgür Gündem Newspaper and other daily and weekly newspapers in Turkish; as well as various media or news outlets, including Roj TV, Medya TV, and Mezopotamya Radio, were listed among “KCK / PKK’s media outlets” in the indictment.

The indictment added that “KCK / PKK’s Press Committee has been holding regular meetings since 2001 to consolidate the hierarchy within the organization’s media network, and Press Conferences have transformed into YRD Conferences over time”, and that “The Press Committee’s editorial policy focused on establishing the state of Kurdistan”.

Journalistic activities were presented as “terror group’s activities” in the indictment. The indictment made frequent use of allegations and definitions such as “so-called journalism activities”, “news designed to denigrate the state”, “terror group-driven journalism”, “an independent journalist would not have penned such news stories” and “the photographs found in the computer denigrated state officials”.

37 pages of the 800-page indictment were dedicated to explaining the “KCK / PKK structure”; this section featured the arguments of the prosecutor as well as statements by three members of the organization and three secret witnesses who were captured or had surrendered. In addition, Abdullah Öcalan’s talks with his lawyers and the latters’ correspondence with each other were also included.

The next 100 pages offered a history of the “Kurdish media”. There were claims regarding the relationship between the organization and the newspapers, magazines, radios, televisions and web sites going back to the 1970s.

The prosecution claimed that many media outlets, especially DİHA, Fırat News Agency (ANF), Roj TV, were “broadcasting to serve the purposes of KCK / PKK”.

The news, images, articles and interviews shared among these media outlets; statements of secret witnesses and suspects; and “KCK Charter’s sections related to the press” were presented to support these claims.

Journalists’ news stories, journalistic activities and coverage for media outlets such as Roj TV and ANF were presented as criminal activities.

In the indictment, 44 journalists and media employees were charged with “membership or leadership of a terrorist organization”.

17 pages of the indictment consisted of the prosecutor’s assessments on Çelik.

Çelik’s telephone conversations with journalists and news sources regarding the press conferences and protests by “political formations within the Kurdish movement” were presented as evidence. One such piece of evidence was a call by a member of BDP’s Sancaktepe district organization to Çelik in October 2009, concerning a party activity to be held the next day. Phone calls where Çelik shared news with Roj TV were likewise presented as criminal evidence.
The protests and press conferences that he covered as a journalist were listed as evidence of crime.

The indictment also included statements by two secret witnesses against Çelik. The secret witness “Bahar” claimed that DİHA, where Çelik worked, was “part of the KCK Press Committee”.

The prosecutor alleged that Çelik engaged in “black propaganda against the state” with his news stories. It was remarkable that one of the news stories concerned was related to the Van earthquake of 2011.

In the wiretapping records of Ömer Çelik’s phone conversations, the word “Brusk code” was noted down next to Ömer Çelik’s name, with the claim that this was his nom de guerre as a member of the terror organization. However, this expression was related to Çelik’s e-mail address.

Çelik was claimed to have exited and returned to Turkey through the Hatay Cilvegözü Border Gate in June 2009.

The indictment stated that Çelik “worked at DİHA, which operated under the command of the terror organization, and penned news stories”. The following statements on Çelik were noteworthy:

“He participated in the terror organization’s protests as journalist and shared news and footage with media outlets active in the organization’s press committee such as Roj TV and Fırat News; in the entirety of his news stories, he alleged that the police forces repressed the said protests with violence, and claimed that this violence was targeted against the Kurdish population, in order to agitate the people so as to serve the purposes of the organization …”

In the indictment, the prosecutor charged Çelik with “membership of an armed terror organization” as per Turkish Penal Code 314/2, demanding 5 to 10 years of imprisonment. However, he requested that the prison sentence be extended by half as per Anti-Terror Law Article 5. As such, Çelik faces 7 years, 6 months to 15 years in prison for “membership of an armed terror organization”.

Furthermore, the prosecutor demanded that Çelik be deprived of certain rights pursuant to Turkish Penal Code Article 53.

The “KCK Press Trial”, marked by debates on the right to defense in the mother tongue, was held at 15th High Criminal Court with Special Authority (10 episodes consisting of 32 sessions) from September 10th, 2012 to March 3rd, 2014. The hearings started at Çağlayan Courthouse and were moved to the courtroom in the Silivri campus on November 12th, 2012. From March 26th, 2014 to January 11th, 2018, 15 hearings were held at Istanbul 3rd High Criminal Court located in the Çağlayan Courthouse.

Defendants detained in different prisons, including the now shuttered DİHA’s editor Ömer Çelik, were brought to Silivri for the hearings planned to last many days. After the trials ended, they were taken back to their prisons by road.

At the beginning of the trial, protests took place within the courtroom upon the rejection of requests for defense in the mother tongue. Afterwards, all journalists detained under the “KCK” investigation and their lawyers started a hunger strike. Defendants continued to respond in Kurdish and Zazaki during ID confirmation.

Frequently debates and protests erupted during the hearings, lawyers’ microphones were turned off, and the courtroom was evacuated upon the orders of the judge. 15. High Criminal Court filed six charges against the audience, lawyers and defendants for allegedly “protesting the court by applause” or “making statements that go beyond the limits of defense to constitute crime”.

It took six hearings to read out loud the 800-page indictment, and the 185-page indictment against two other defendants whose files were merged with the main case. The indictments were read out in turns by two TRT announcers, mainly to an empty hall. When the reading out of the indictments was completed at the 12th session on April 22nd, 2013, 11 of the 37 prisoners had been released.

In the 12th session on April 22nd, 2013, translators from the Kurdish Institute, which the lawyers had invited for interpretation from Kurdish were also in attendance. DİHA editor Ertuş Bozkurt, one of the detained defendants, read out the 25-page Kurdish defense drafted on behalf of all defendants. Detained defendants presented their individual defenses after this joint defense. The defense of the detained defendants was completed at the 17th hearing on June 18th, 2013. The defendants who were not detained commenced their defenses at the 19th hearing on September 25th, 2013, after the completion of the statements of lawyers of the detained defendants.

The 16th hearing was held on June 17th, 2013. At this hearing, Ömer Çelik presented his defense in Kurdish, indicating that he followed all these protests as a journalist: “Your honors may check once again to see that in all these photos I have a camera and actually stand even behind the journalists.” He said that of the three phone conversations listed in the indictment, two were with news sources and one with a friend. The court asked Çelik why he was informed in advance of press conferences and protests. Çelik responded “I cannot tell a person who calls to inform me and give information, ‘Why did you call me, why do you give me information?’ I am a journalist.”

In the indictment it was claimed that a defendant said in a statement that Ömer Çelik was also known as “Direj Ömer”. The court asked him the reason for this. Çelik said that the word “direj” means “tall” in Kurdish, and that people called him that for being tall.

The 18th hearing was held on June 19th, 2013 and Çelik was released at the hearing.

The 30th hearing of the trial took place on January 13th, 2014. At the time, there was a heated public debate about whether the Courts with Special Authority were going to be abolished. Lawyers argued that this debate made controversial the court which conducted the “KCK Press” trial. Due to this reason, lawyers demanded that the proceedings at Istanbul 15th High Criminal Court be suspended and that the detainees be released. The court rejected this demand.
Courts with Special Authority were indeed abolished with a law that came into force on February 21st, 2014.

The last hearing of the “KCK Press Trial” at İstanbul 15th High Criminal Court with Special Authority was held on March 3rd, 2014. The file was then transferred to the Istanbul 3rd High Criminal Court.

The trial began on July 10th, 2014, at Istanbul 3rd High Criminal Court in Çağlayan Courthouse.

The ban on the traveling abroad of 37 defendants was lifted in the first hearing at Istanbul 3rd High Criminal Court.

At the 10th hearing, the judge ordered that the journalists’ passports be annulled as per a State of Emergency Decree Law.

The lawyers said that upon the abolition of Courts with Special Authority, the trial had lost its legal grounding. They argued that the continuation of these proceedings at high criminal courts was against the Constitution. The Istanbul 3rd High Criminal Court indeed referred the file to the Constitutional Court on allegations of unconstitutionality. The court waited for a response from the Constitutional Court for two hearings. The Constitutional Court sent no answer to the court for 16 months. The court then decided to continue the trial.

In the subsequent hearings, the lawyers reiterated their demand for waiting for the Constitutional Court’s ruling and the acquittal of all defendants.

Lawyers said that most of the law enforcement officers, prosecutors and judges involved in the investigation and prosecution of the trial before the trial was transferred to Istanbul 3rd High Criminal Court were now under arrest or on the run after the July 15th military coup attempt. Lawyers demanded that the legal measures taken against these individuals be included in the file. The court accepted this request. However, the court also ruled that all the other investigations and prosecutions concerning the journalists would also be included in the file.

Of the 46 defendants, only İsmet Kayhan, who is on the run, has not presented his defense in court. Even the “evidence assessment” phase has not been completed yet.

Judicial information about the officials involved in the investigation and prosecution phase has yet to be included in the file. İsmet Kayhan has not been arrested.

The 16th hearing of the trial took place on May 9th, 2019, and the 17th on October 22nd, 2019.

The 18th hearing was held on February 25th, 2020. Çelik did not attend this hearing.

The 19th hearing of the trial took place on July 2nd. The president of the court stated that the writ sent to the General Secretariat of Council of Judges and Prosecutors (HSK) about the progress in the trial was added to the case file. Accordingly, HSK demanded information from the court for the disciplinary investigation against Bilal Bayraktar, a prosecutor dismissed for alleged “membership of the Fethullahist Terror Organization.” Bayraktar was the prosecutor in charge of indictment and hearings at KCK Press Trial. Journalist Çağdaş Ulus’ lawyer Mehtap Acar Ulus stated that her client was included in the trial via manipulation. She demanded that his file be separated from the collective file and Ulus be acquitted. The court ruled to await the execution of the arrest warrant against İsmet Kayhan, who lives abroad.

The trial was adjourned until December 1st, 2020.

The prosecution has still not submitted its opinion as to the accusations although trial began in September 2012.

ECHR Proceedings

The European Court of Human Rights (ECHR) rejected the journalists’ application concerning this file in November 2019, pointing to non-exhaustion of domestic remedies -namely, the filing of an individual application with the Constitutional Court. However, at the time the journalists were arrested and had filed an application with ECHR, it was not yet possible to file an individual application with the Constitutional Court in Turkey. Therefore, the requirement of exhausting the individual application to the Constitutional Court before applying to ECHR did not exist yet.

19. Standing - July 2, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlandı. İddianameyi hazırlayan savcı; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılama, 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşma ile devam etti.



Next Trial: Dec. 1, 2020, 9:50 a.m.


Duruşma, gelen evrakların tutanağa geçirilmesiyle başladı.

Mahkeme heyeti başkanı; Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Genel Sekreterliği’nden bu yargılamanın geldiği aşama ile ilgili bilginin istendiği yazının dosyaya eklendiğini açıkladı. Buna göre, HSK; “Fethullahçı Terör Örgütü üyesi olduğu” iddiasıyla meslekten çıkarılan savcı Bilal Bayraktar ile ilgili disiplin soruşturması için mahkemeden bilgi istiyordu. Savcı Bayraktar, “KCK Basın” yargılamasının soruşturma ve iddianame savcısıydı.

Gazeteci Çağdaş Ulus’un avukatı Mehtap Acar Ulus, Çağdaş Ulus’un bir manipülasyon yoluyla bu davaya dahil edildiğini söyledi. Çağdaş Ulus hakkındaki dosyanın, bu dosyadan ayrılmasını ve Ulus’un beraatini talep etti.

Hakimler ve Savcılar Kurulu‘nun (HSK) savcı Bilal Bayraktar hakkındaki disiplin soruşturması kapsamında, “KCK Basın” yargılamasıyla ilgili gelişmelerin ve kararın HSK Genel Sekreterliği’ne bildirilmesine yönelik yazı, dosyaya eklendi.

“FETÖ üyesi olduğu” iddiasıyla meslekten çıkartılan savcı Bayraktar, “KCK Basın” dosyasının da soruşturma ve iddianame savcısıydı.

Çağdaş Ulus müdafii avukat Mehtap Acar Ulus, müvekkili hakkında beraat talebiyle yazılı beyan sundu. Ulus’un dosyasının KCK Basın dosyasından ayrılmasını talep etti.

Diğer sanık müdafiileri, bu aşamada bir talepleri olmadığını söyledi.


Mahkeme, Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebini reddetti.

HSK’nın iddianame savcısı Bilal Bayraktar hakkında yürüttüğü disiplin soruşturması için, yargılamanın her aşamasının HSK Genel Sekreterliği’ne bildirilmesine karar verildi.

Ayrıca, sanıklardan yurtdışında ikamet eden İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının yerine getirilmesinin beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın, 1 Aralık 2020 tarihinde görülecek 20. duruşma ile devam etmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

Güvenlik görevlisi, bariyerlerin geçilmesine izin verdi. Duruşma öncesi salonun önü boştu. Avukatlar tam duruşma saatinde, salonun önüne geldi.

Avukatlardan birinin beklenmesine karar verildi. Avukatın, o sırada başka bir mahkemede karar beklediği için geciktiği belirtildi.

Duruşma 10 dakika gecikmeli başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonunda yaklaşık 25 kişilik oturma alanı vardı. “Koronavirüs” pandemisi karşısında alınan tedbirleri kapsamında, sosyal mesafenin sağlanması için sandalyelere birer aralıkla bantlar çekilmişti.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan gözlemciler katıldı.

Genel Gözlemler

Duruşma 18 dakika sürdü.

Pandemi nedeniyle izleme alanında fiziksel mesafe önlemleri alınmıştı ancak salonda bulunan mahkeme başkanı, iki heyet üyesi, savcı ve katip arasında sadece bir mahkeme heyeti üyesi maskesini takıyordu.

Mahkeme başkanı duruşma boyunca mikrofonunu kullanmadı ve kısık sesle konuştu. Söyledikleri izleyiciler tarafından duyulmadı.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlandı. İddianame savcısı; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlandı. İddianame savcısı; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Yargılamanın 17. duruşması, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün, müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme Salonu koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlandı. İddianame savcısı; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme Başkanı, mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme Başkanı, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Mahkeme Başkanı, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi, 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı ve 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

“KCK Press” Trial (Indictment)

“KCK Press” Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

“KCK Press” Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

“KCK Press” Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

“KCK Press” Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)

“KCK Press” Trial 19. Standing (Minutes of the Hearing)

"RedHack" Trial

In September 2016, a ‘hacker’ group called ‘RedHack’ announced they hacked the email account of Berat Albayrak, the then-minister of Energy and Natural Resources. The content of emails, which were claimed to belong to Albayrak, was shared through social media and the journalists made news reports about these content.

An investigation was opened by the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office about the journalists Derya Okutan, Eray Sargın, Metin Yoksu, Ömer Çelik and Tunca Öğreten. The file of Deniz Yücel (a Die Welt newspaper reporter) who was arrested within the scope of the same investigation, was separated from that of the other journalists.

Ömer Çelik was taken into custody on Dec. 25, 2016, under the instruction of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office. The file was ordered confidentiality. Yet, a news report headlined “Operation to the perception team of RedHack” was published the same day on Sabah Newspaper’s website saying that “the suspects made propaganda of some illegal activities of a hacker group called RedHack through social media with the aim of managing perceptions.”

Ömer Çelik was under custody for 24 days. He was released on Jan. 17, 2017 by the 8th Criminal Court of Peace on judicial control. His indictment was completed on Jan. 23, 2017.

The 12-page indictment, completed by the Prosecutor on June 23, 2017, includes “a notification email” and a secret witness’ statement.

The indictment also includes journalists’ social media posts. The journalists are defined as “sponsors of the terrorist organizations.”

It is stated in the indictment that the hacker group called as RedHack got a hold of the email contents of Berat Albayrak, President Recep Tayyip Erdoğan’s son-in-law and then-Minister of Energy and Natural Resources. It is also claimed that it was done to corrode the elected government and to manage perceptions by implicating that the national energy policies had failed by manipulating the information belonging to the ministry. In addition, it was claimed that the suspects tried to manage perceptions about “Albayrak’s being associated with ISIS.”

These claims were supported by statements from a secret witness named ‘Çakı’. Çakı asserted the emails, which were claimed to belong to Albayrak, were shared with the journalists through their Twitter accounts.

It was claimed that there were photographs of Çelik with YPG members in his USB memory stick. Moreover, he was accused of “making a terrorist organization’s propaganda” with reference to his social media posts.

Çelik was accused of “making terrorist organizations’ propaganda, preventing and disrupting the information system along with destroying or changing the data.”

A sentence of 11 years imprisonment was recommended for him.

The first hearing of trial took place on Oct. 24, 2017.

In his defence, he said in Kurdish language:

“I, as a journalist, shared my ideas in my social media activity. What are regarded as crimes in the indictment do not constitute crimes in my opinion.”

He also said he was exposed to torture while in custody: “In the scope of the investigation about me, the police came to my house and as soon as I opened the door, they swooped down on me and tortured me for 2 hours instead of giving information about why I was being investigated. I have been under arrest for 10 months and we could not find the criminal complaint I had given about the torture in my file.”

Ömer Çelik was released after the first hearing of his trial. He was given a travel ban which remains effective.

The 7th hearing of trial took place on April 16, 2019.

Another legal motion initiated against Çelik was consolidated with this case’s file. Ömer Çelik’s attorney, Özcan Kılıç, demanded relief from attending the trial hearings and he demanded the return of confiscated digital materials, especially the ones which belong to the family members of the accused. The demand of relief from trial hearings was denied.

10. Standing - June 25, 2020


‘RedHack’ isimli hacker grubu, Eylül 2016’da, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı ve dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta hesabını ele geçirdiğini duyurdu. Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-posta içerikleri sosyal medya hesaplarında paylaşıldı. Yapılan paylaşımlar pek çok basın yayın kuruluşu tarafından haberleştirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Albayrak’a ait e-posta içeriklerini haberleştiren gazeteciler Tunca Öğreten, Derya Okatan, Eray Sargın, Metin Yoksu ve Ömer Çelik hakkında soruşturma başlattı. Savcılık, bu kapsamda; Almanya’da yayımlanan Die Welt Gazetesi’nin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel hakkında da soruşturma başlattı. Ancak Yücel’in dosyası daha sonra ayrıldı.

Gazeteciler hakkında, daha sonra hazırlanan iddianamede yer alan bilgilere göre, savcılık; 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne e-posta yoluyla yapılan bir ihbar üzerine soruşturma başlattı. İhbarda, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazetecinin, RedHack tarafından sızdırılan e-postaları aralarında paylaşarak yayımladıkları” iddia edildi.

Altı gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Gözaltı işlemleri 24 gün sürdü. Dosya üzerinde “gizlilik” kararı alındı. Ancak Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde aynı gün “Redhack’in algı ekibine operasyon” başlığıyla yayımlanan haberde gazeteciler için “Şüphelilerin RedHack isimli hacker grubunun gayri yasal bazı faaliyetlerinin sosyal medyada propagandasını yaptıkları ve algı yönettikleri öğrenildi” ifadeleri kullanıldı.

Gazeteciler, 17 Ocak 2017’de mahkemeye çıkarıldı. Daha sonra kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın haber müdürü Ömer Çelik ve Diken internet haber sitesinin editörü Tunca Öğreten, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı ile tutuklanarak İstanbul Silivri Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Etkin Haber Ajansı (ETHA) sorumlu yazı işleri müdürü Derya Okatan, Yolculuk Gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu tutuksuz yargılanmak üzere ve adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame 23 Haziran 2017’de tamamlandı. Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, haklarındaki iddianame hazırlandığında beş aydır cezaevindeydi.

İddianamede, gazeteciler hakkındaki soruşturmanın ihbar içerikli bir e-postaya ve gizli tanık ifadesine dayanarak açıldığı bilgisine yer verildi. Ayrıca gazetecilerin sosyal medya paylaşımları sıralandı. Gazetecilerin, “terör örgütleri ile ilişkili” olduğunun iddia edilmesi dikkat çekti.

İddianamede, “RedHack” adlı hacker grubunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta içeriklerini ele geçirdiği belirtildi. Amacın, “seçilmiş meşru hükümeti yıpratmak olduğu, bakanlığa ait bilgilerle manipülasyon yapılarak milli enerji politikasının başarısız olduğu gibi bir algı yaratılmaya çalışıldığı” ileri sürüldü.

Ayrıca, “Albayrak’ın IŞİD ile bağlantılı olduğu algısının yaratıldığı” iddia edildi.

Bu iddialar gizli tanık “Çakı”nın ifadelerine dayandırıldı. Gizli tanık “Çakı”, “Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-postaların gazetecilere Twitter hesaplarından ulaştırıldığını” iddia etti.

Gazetecilerin sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlar “terör örgütü propagandası” suçlamasına dayanak olarak gösterildi.

İddianamede, Tunca Öğreten; “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Diğer beş gazeteci ise “terör örgütü propagandası yapmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Altı gazeteci hakkında, toplamda, üç yıldan 11 yıla kadar hapis cezası istendi.

Altı gazeteci hakkındaki yargılama, 24 Ekim 2017’de, İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. Mahkeme heyetine, gazeteciler hakkında soruşturma aşamasında tutuklama kararı veren hakimin başkanlık etmesi dikkat çekti. Tutuklu olarak yargılanan gazeteciler Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, ilk duruşmada, yaklaşık 10 aydır tutukluydu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten, savunmasında; gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta RedHack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyledi. Öğreten, haberinde ne hükümetin enerji politikasını ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunu belirtti. “Bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu” söyledi. Takip ettiği Twitter adresleri üzerinden yöneltilen suçlama için de Öğreten, “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim” sorusunu yöneltti.

Kapatılan DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik, Kürtçe yaptığı savunmasında; gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyeti’nde işkence gördüğünü beyan etti. Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, savunmasında; Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini söyledi, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı” sorusunu yöneltti.

Yolculuk Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ise, e-posta içeriklerinin haber değeri taşıdığını, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, e-posta içeriklerinin paylaşıldığı Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik, ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2017’de görüldü. Tunca Öğreten ise bu duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 20 Mart 2018’de görüldü. Öğreten’in, haftada iki gün imza vermek şeklindeki adli kontrol şartının kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 13 Eylül 2018’de görüldü.

Yargılamanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019 tarihinde görüldü. Duruşmada, mahkeme heyetinin değiştiği gözlendi.

Mahkeme, dijital materyale ilişkin bilirkişi raporunun bir an önce mahkemeye sunulmasına, sunulamayacak ise gerekçesinin bildirilmesine hükmetti. Duruşma ertelendi.

Yargılamanın yedinci duruşması, 16 Nisan 2019’da görüldü. Duruşmanın sonunda Öğreten ile birlikte yargılanan Derya Okatan ve Metin Yoksu’nun duruşmalardan vareste tutulmasına, yani duruşmalara katılma zorunluluğunun kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın sekizinci duruşması 24 Eylül 2019’da görüldü. Mahkeme, yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması yönündeki talepleri reddetti. Ancak mahkeme, gazetecilere ait dijital materyalin iadesine karar verdi.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 6 Şubat 2020’de görüldü. Eray Sargın, “Üç yıldır yargılanıyoruz. Bu kadar duruşmada, daha fazla ilerleme kaydetmemiz gerekirken bizden alınan dijital materyalleri yeni alabildik. Karar verilmesini istiyorum” dedi. Tunca Öğreten ise “Örgüte üye olmamakla birlikte FETÖ ve DHKP-C örgütlerine yardımla suçlanıyorum. Bugün 9. duruşma fakat mahkeme bugüne kadar bu iki örgüte nasıl yardım ettiğime dair somut suçlamalarda bulunmadı. Müşteki olan sayın bakan suçlamaya konu olan haberimi üç yıl boyunca bir kez yalanlamadı. O zaman niye yargılanıyorum? Örgüte nasıl yardım ettiğimi bilmiyorum” ifadelerini kullandı.

Mahkeme; Öğreten ile birlikte Ömer Çelik ve Metin Yoksu hakkındaki yurtdışına çıkış yasağını kaldırmadı. Ancak Derya Okatan ve Eray Sargın’ın yurtdışına çıkış yasağı kaldırıldı.

Yargılamanın 10. duruşması 25 Haziran 2020’de görüldü.



Next Trial: Dec. 15, 2020, 10 a.m.


Saat 10.30’da başlaması gereken duruşma saat 11.504de başladı.

“Koronavirüs” pandemisi karşısında alınan tedbirler kapsamında, duruşmaya; izleyici, gazeteci ve sanık yakınları alınmadı.

Gazeteciler Tunca İlker Öğreten ve Eray Sargın, duruşmaya avukatları ile birlikte katıldı. Ancak diğer gazetecileri, duruşmada; avukatları temsil etti.

Duruşma savcısı, gazeteclier hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının uygulanmasına devam edilmesini talep etti.

Gazeteci Tunca Öğreten, 17 yıldır gazetecilik yaptığını ve seyahat kısıtlamalarının kendisini olumsuz etkilediğini belirterek, hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.
Gazeteci Eray Sargın; cep telefonunun, annesinin telefonunun, bilgisayarının, çalıştığı kurumun bilgisayarının, fotoğraf makinesinin incelendiğini, iddia edilen suçu işlemediğinin ortaya çıktığını söyledi. Sargın, “Ortada iddia var, delil yok. Gazetecilik var, üç yıldır adalet yok” dedi. Beraatını talep etti.

Önceki duruşmalarda, gazeteci Metin Yoksu hakkında açılan başka bir dava hakkında bilgi istenmişti. İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bu yargılama dosyasının, bu dosyaya eklendiği açıklandı.

Yoksu’nun avukatı Özcan Kılıç, iki dosyadaki suçlamaların aynı olduğunu vurguladı. Özcan Kılıç, ayrıca; Yoksu hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını istedi. Kılıç, “Bu adli kontrol nedeniyle müvekkilim sürekli taciz edilmektedir” dedi.

Gazetecilerin avukatları da yurtdışına çıkış yasaklarının kaldırılmasını ve müvekkillerinin suç işlemediklerini belirterek beraatlerini talep etti.


Mahkeme heyeti, kararını, duruşmaya ara vermeden açıkladı.

Yargılanan gazeteciler hakkındaki yurt dışı çıkış yasağının uygulanmasının devam edilmesine karar verildi.

Mahkeme heyetinin değiştiği görüldü. Bu yüzden, davanın gazeteci olmayan sanığı hakkında açılan başka bir davanın bu dosya ile birleştirilmesine karar verilmesi için dosyanın incelenmesine karar verildi.
Yargılamanın, 15 Aralık 2020 tarihinde görülecek 11. duruşma ile devam etmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

“Koronavirüs” pandemisi karşısında duruşmalara uzun bir süre duruşmalara ara verilmesi, alınan tedbirler nedeniyle Çağlayan Adliyesi’nin personel, avukat ve vatandaş girişlerinde yığılmaların olduğu gözlemlendi.

Saat 10:30’da başlaması gereken duruşma saat 11:50’de başladı.

“Koronavirüs” pandemisi karşısında alınan tedbirler kapsamında, duruşmaya; izleyici, gazeteci ve sanık yakınları alınmadı.

Her duruşma için böyle bir karar alınmadığı, bu kararın mahkeme başkanlarının inisiyatifinde olduğu belirtildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Gözlemciler de duruşmaya alınmadı. Avukatlar, duruşma salonunun yeterince büyük olduğunu ve teknik imkanının yeterli olduğunu aktardı.

Duruşmaya Katılım

Gazeteciler Tunca İlker Öğreten ve Eray Sargın, duruşmaya avukatları ile birlikte katıldı. Ancak diğer gazetecileri, duruşmada; avukatları temsil etti.

Genel Gözlemler

Yargılanan gazeteciler ve avukatları, mahkeme başkanının kendilerine yeterince söz hakkı tanıdığını ve duruşmada olağanüstü bir gelişme yaşanmadığını aktardı.

9. Standing - Feb. 6, 2020


‘RedHack’ isimli hacker grubu, Eylül 2016’da, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı ve dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta hesabını ele geçirdiğini duyurdu. Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-posta içerikleri sosyal medya hesaplarında paylaşıldı. Yapılan paylaşımlar pek çok basın yayın kuruluşu tarafından haberleştirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Albayrak’a ait e-posta içeriklerini haberleştiren gazeteciler Tunca Öğreten, Derya Okatan, Eray Sargın, Metin Yoksu ve Ömer Çelik hakkında soruşturma başlattı. Savcılık, bu kapsamda; Almanya’da yayımlanan Die Welt Gazetesi’nin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel hakkında da soruşturma başlattı. Ancak Yücel’in dosyası daha sonra ayrıldı.

Gazeteciler hakkında, daha sonra hazırlanan iddianamede yer alan bilgilere göre, savcılık; 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne e-posta yoluyla yapılan bir ihbar üzerine soruşturma başlattı. İhbarda, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazetecinin, RedHack tarafından sızdırılan e-postaları aralarında paylaşarak yayımladıkları” iddia edildi.

Altı gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Gözaltı işlemleri 24 gün sürdü. Dosya üzerinde “gizlilik” kararı alındı. Ancak Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde aynı gün “Redhack’in algı ekibine operasyon” başlığıyla yayımlanan haberde gazeteciler için “Şüphelilerin RedHack isimli hacker grubunun gayri yasal bazı faaliyetlerinin sosyal medyada propagandasını yaptıkları ve algı yönettikleri öğrenildi” ifadeleri kullanıldı.

Gazeteciler, 17 Ocak 2017’de mahkemeye çıkarıldı. Daha sonra kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın haber müdürü Ömer Çelik ve Diken internet haber sitesinin editörü Tunca Öğreten, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı ile tutuklanarak İstanbul Silivri Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Etkin Haber Ajansı (ETHA) sorumlu yazı işleri müdürü Derya Okatan, Yolculuk Gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu tutuksuz yargılanmak üzere ve adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame 23 Haziran 2017’de tamamlandı. Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, haklarındaki iddianame hazırlandığında beş aydır cezaevindeydi.

İddianamede, gazeteciler hakkındaki soruşturmanın ihbar içerikli bir e-postaya ve gizli tanık ifadesine dayanarak açıldığı bilgisine yer verildi. Ayrıca gazetecilerin sosyal medya paylaşımları sıralandı. Gazetecilerin, “terör örgütleri ile ilişkili” olduğunun iddia edilmesi dikkat çekti.

İddianamede, “RedHack” adlı hacker grubunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta içeriklerini ele geçirdiği belirtildi. Amacın, “seçilmiş meşru hükümeti yıpratmak olduğu, bakanlığa ait bilgilerle manipülasyon yapılarak milli enerji politikasının başarısız olduğu gibi bir algı yaratılmaya çalışıldığı” ileri sürüldü.

Ayrıca, “Albayrak’ın IŞİD ile bağlantılı olduğu algısının yaratıldığı” iddia edildi.

Bu iddialar gizli tanık “Çakı”nın ifadelerine dayandırıldı. Gizli tanık “Çakı”, “Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-postaların gazetecilere Twitter hesaplarından ulaştırıldığını” iddia etti.

Gazetecilerin sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlar “terör örgütü propagandası” suçlamasına dayanak olarak gösterildi.

İddianamede, Tunca Öğreten; “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Diğer beş gazeteci ise “terör örgütü propagandası yapmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Altı gazeteci hakkında, toplamda, üç yıldan 11 yıla kadar hapis cezası istendi.

Altı gazeteci hakkındaki yargılama, 24 Ekim 2017’de, İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. Mahkeme heyetine, gazeteciler hakkında soruşturma aşamasında tutuklama kararı veren hakimin başkanlık etmesi dikkat çekti. Tutuklu olarak yargılanan gazeteciler Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, ilk duruşmada, yaklaşık 10 aydır tutukluydu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten, savunmasında; gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta RedHack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyledi. Öğreten, haberinde ne hükümetin enerji politikasını ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunu belirtti. “Bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu” söyledi. Takip ettiği Twitter adresleri üzerinden yöneltilen suçlama için de Öğreten, “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim” sorusunu yöneltti.

Kapatılan DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik, Kürtçe yaptığı savunmasında; gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyeti’nde işkence gördüğünü beyan etti. Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, savunmasında; Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini söyledi, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı” sorusunu yöneltti.

Yolculuk Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ise, e-posta içeriklerinin haber değeri taşıdığını, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, e-posta içeriklerinin paylaşıldığı Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik, ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2017’de görüldü. Tunca Öğreten ise bu duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 20 Mart 2018’de görüldü. Öğreten’in, haftada iki gün imza vermek şeklindeki adli kontrol şartının kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 13 Eylül 2018’de görüldü.

Yargılamanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019 tarihinde görüldü. Duruşmada, mahkeme heyetinin değiştiği gözlendi.

Mahkeme, dijital materyale ilişkin bilirkişi raporunun bir an önce mahkemeye sunulmasına, sunulamayacak ise gerekçesinin bildirilmesine hükmetti. Duruşma ertelendi.

Yargılamanın yedinci duruşması, 16 Nisan 2019’da görüldü. Duruşmanın sonunda Öğreten ile birlikte yargılanan Derya Okatan ve Metin Yoksu’nun duruşmalardan vareste tutulmasına, yani duruşmalara katılma zorunluluğunun kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın sekizinci duruşması 24 Eylül 2019’da görüldü. Mahkeme, yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması yönündeki talepleri reddetti. Ancak mahkeme, gazetecilere ait dijital materyalin iadesine karar verdi.

Yargılamanın dokuzuncu duruşması 6 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: June 25, 2020, 10:30 a.m.


Mahkeme heyeti, belirlenen saatten yaklaşık bir saat sonra, saat 10.30’da duruşmayı başlattı.

Duruşmaya, Tunca Öğreten ve Eray Sargın katıldı.

Mahkemede ilk olarak gazeteci Eray Sargın söz aldı. Sargın, “Üç yıldır yargılanıyoruz. Bu kadar duruşmada daha fazla ilerleme kaydetmemiz gerekirken bizden alınan dijital materyalleri yeni alabildik. Ne kaldı? Karar verilmesini istiyorum” dedi.

Sargın’dan sonra gazeteci Tunca Öğreten, şu beyanda bulundu:

“İddianamede bir takım suçlamalar var. Üye olmamakla birlikte FETÖ ve DHKP-C örgütlerine yar-dımla suçlanıyorum. Bugün 9. duruşma fakat mahkeme bugüne kadar bu iki örgüte nasıl ve hangi metayla yardım ettiğime dair somut suçlamalarda bulunmadı. Müşteki olan sayın bakan suçlamaya konu olan haberimi üç yıl boyunca bir kez yalanlamadı. O zaman niye yargılanıyorum? Bu veriyi kimin elde ettiği belli. RedHack diye bir örgüt bu veriyi hacklemiş ve bunu itiraf etmiş. Sayın bakanı nasıl kandırdıklarını kronolojiyle anlattılar. Heyetin bana soru sormasını istiyorum. Siz bana sormazsanız ben kendimi nasıl savunacağım? Ben örgüte nasıl yardım ettiğimi bilmiyorum. Umarım mahkeme elimdeki kayıtlara dair bana soru sorar. Gazeteciyim ve 9 duruşma olmuş hala yurtdışına çı-kamıyorum. Sonuna kadar duruşmalara geleceğim. Ben bu davadan beraat edeceğim.”

Tunca Öğreten’in avukatı Tuğba Torun, “Müvekkilin örgüte yardım bakımından nelerle suçlandığı şeklindeki bağlantıları ortaya koyan bir veri yok dosyada. Kişisel verilerin kullanıldığı yazıyor. Hangi kişisel veriler yazılmıyor. Bu bağlantıları ortaya koyan veri yok dosyada. Bunların toplanmasını, soruşturmanın genişletilmesini istiyoruz. Kuvvetli şüphe olduğu takdirde adli kontrol talebi uygulanır. Yurt dışı yasağının da kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi.

Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatı Özcan Kılıç şunları söyledi:

“İddianame çalakalem yazılmış. Ana teması es geçilmiş. Bu dosya Çakı kod adlı RedHack elemanı ile Deniz Yücel isimli gazetecinin üzerine kurulu aslında. Ama iddianame bu iki isimden bahsetmiyor. Mağdurlar burada ama asıl kahramanlar yok dosyada. Çakı kod adlı kişi ele geçiriyor bu mailleri. Müvekkilerimiz ‘Çakı’ mahlaslı gizli tanığın söyledikleriyle yargılanıyor. Bu ‘Çakı’ var mı, yok mu bilmiyoruz. Bu kişinin bilgileri nasıl elde ettiğini bilmiyoruz. Bu kişi nerede? Bu kişiye soru sormak istiyorum. Müvekkilleri manipüle etti mi, etmedi mi bilmek istiyorum. Ayrıca Deniz Yücel dosyasının buraya getirilip incelenmesini istiyorum. Bu dosyanın ana teması orda geçiyordu.”

10:30’da başlayan duruşmaya 10:50’de ara verildi. Mahkeme heyeti, ara kararını sanıkların yüzüne okumadı. Duruşma tutanağı gazetecilere, avukatlara ve gazetecilere saat 11.15’de dağıtıldı.

11:15’te ise salon önünde bekleyen avukat ve sanıklara duruşma tutanağı verildi.


Mahkeme heyeti yazılı olarak verdiği ara kararında Ömer Çelik, Metin Yoksu ve Tunca İlker Öğreten hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının uygulanmasınan aynen devamına karar verdi.

Derya Okatan ve Eray Sargın hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı ise kaldırıldı.

Mahkeme ayrıca, Almanya’da yayımlanan Die Welt Gazetesi’nin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel hakkında yürütülen yargılama dosyasının incelenmek üzere istenmesine karar verdi. Avukat Özcan Kılıç, önceki duruşmalarda; “Bu dosyanın ana teması orada” demişti.

Yargılamanın, 25 Haziran 2020 günü görülecek 10. duruşma ile sürmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

Adliye girişi diğer günlere göre yoğun değildi.

Bu duruşma, mahkemenin o günkü iş takviminin ilk sırasındaydı. Buna rağmen duruşma, belirlenen saatten yaklaşık bir saat gecikmeli başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu büyüktü. Salonda 40’a yakın izleyici vardı. Salonda Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) bağlantıları için iki ekran bulunuyordu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders RSF), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Bağımsız Gazetecilik Platformu temsilcileri ve çok sayıda gazeteci izledi.

Genel Gözlemler:

Mahkeme başkanı, sanıkları ve avukatları gülümseyerek dinledi. Duruşmada herhangi olağaüstü bir durum yaşanmadı.

8. Standing - Sept. 24, 2019


‘RedHack’ isimli hacker grubu, Eylül 2016’da, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı ve dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta hesabını ele geçirdiğini duyurdu. Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-posta içerikleri sosyal medya hesaplarında paylaşıldı. Yapılan paylaşımlar pek çok basın yayın kuruluşu tarafından haberleştirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Albayrak’a ait e-posta içeriklerini haberleştiren gazeteciler Tunca Öğreten, Derya Okatan, Eray Sargın, Metin Yoksu ve Ömer Çelik hakkında soruşturma başlattı. Savcılık, bu kapsamda; Almanya’da yayımlanan Die Welt Gazetesi’nin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel hakkında da soruşturma başlattı. Ancak Yücel’in dosyası daha sonra ayrıldı.

Gazeteciler hakkında, daha sonra hazırlanan iddianamede yer alan bilgilere göre, savcılık; 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne e-posta yoluyla yapılan bir ihbar üzerine soruşturma başlattı. İhbarda, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazetecinin, RedHack tarafından sızdırılan e-postaları aralarında paylaşarak yayımladıkları” iddia edildi.

Altı gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Gözaltı işlemleri 24 gün sürdü. Dosya üzerinde “gizlilik” kararı alındı. Ancak Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde aynı gün “Redhack’in algı ekibine operasyon” başlığıyla yayımlanan haberde gazeteciler için “Şüphelilerin RedHack isimli hacker grubunun gayri yasal bazı faaliyetlerinin sosyal medyada propagandasını yaptıkları ve algı yönettikleri öğrenildi” ifadeleri kullanıldı.

Gazeteciler, 17 Ocak 2017’de mahkemeye çıkarıldı. Daha sonra kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın haber müdürü Ömer Çelik ve Diken internet haber sitesinin editörü Tunca Öğreten, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı ile tutuklanarak İstanbul Silivri Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Etkin Haber Ajansı (ETHA) sorumlu yazı işleri müdürü Derya Okatan, Yolculuk Gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu tutuksuz yargılanmak üzere ve adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame 23 Haziran 2017’de tamamlandı. Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, haklarındaki iddianame hazırlandığında beş aydır cezaevindeydi.

İddianamede, gazeteciler hakkındaki soruşturmanın ihbar içerikli bir e-postaya ve gizli tanık ifadesine dayanarak açıldığı bilgisine yer verildi. Ayrıca gazetecilerin sosyal medya paylaşımları sıralandı. Gazetecilerin, “terör örgütleri ile ilişkili” olduğunun iddia edilmesi dikkat çekti.

İddianamede, “RedHack” adlı hacker grubunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta içeriklerini ele geçirdiği belirtildi. Amacın, “seçilmiş meşru hükümeti yıpratmak olduğu, bakanlığa ait bilgilerle manipülasyon yapılarak milli enerji politikasının başarısız olduğu gibi bir algı yaratılmaya çalışıldığı” ileri sürüldü.

Ayrıca, “Albayrak’ın IŞİD ile bağlantılı olduğu algısının yaratıldığı” iddia edildi.

Bu iddialar gizli tanık “Çakı”nın ifadelerine dayandırıldı. Gizli tanık “Çakı”, “Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-postaların gazetecilere Twitter hesaplarından ulaştırıldığını” iddia etti.

Gazetecilerin sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlar “terör örgütü propagandası” suçlamasına dayanak olarak gösterildi.

İddianamede, Tunca Öğreten; “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Diğer beş gazeteci ise “terör örgütü propagandası yapmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Altı gazeteci hakkında, toplamda, üç yıldan 11 yıla kadar hapis cezası istendi.

Altı gazeteci hakkındaki yargılama, 24 Ekim 2017’de, İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. Mahkeme heyetine, gazeteciler hakkında soruşturma aşamasında tutuklama kararı veren hakimin başkanlık etmesi dikkat çekti. Tutuklu olarak yargılanan gazeteciler Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, ilk duruşmada, yaklaşık 10 aydır tutukluydu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten, savunmasında; gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta RedHack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyledi. Öğreten, haberinde ne hükümetin enerji politikasını ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunu belirtti. “Bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu” söyledi. Takip ettiği Twitter adresleri üzerinden yöneltilen suçlama için de Öğreten, “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim” sorusunu yöneltti.

Kapatılan DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik, Kürtçe yaptığı savunmasında; gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyeti’nde işkence gördüğünü beyan etti. Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, savunmasında; Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini söyledi, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı” sorusunu yöneltti.

Yolculuk Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ise, e-posta içeriklerinin haber değeri taşıdığını, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, e-posta içeriklerinin paylaşıldığı Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik, ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2017’de görüldü. Tunca Öğreten ise bu duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 20 Mart 2018’de görüldü. Öğreten’in, haftada iki gün imza vermek şeklindeki adli kontrol şartının kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 13 Eylül 2018’de görüldü.

Yargılamanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019 tarihinde görüldü. Duruşmada, mahkeme heyetinin değiştiği gözlendi.

Mahkeme, dijital materyale ilişkin bilirkişi raporunun bir an önce mahkemeye sunulmasına, sunulamayacak ise gerekçesinin bildirilmesine hükmetti. Duruşma ertelendi.

Yargılamanın yedinci duruşması, 16 Nisan 2019’da görüldü. Duruşmanın sonunda Öğreten ile birlikte yargılanan Derya Okatan ve Metin Yoksu’nun duruşmalardan vareste tutulmasına, yani duruşmalara katılma zorunluluğunun kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın sekizinci duruşması 24 Eylül 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 6, 2020, 9:30 a.m.


Yargılamanın sekizinci duruşmasına, gazeteciler Tunca Öğreten ve Eray Sargın katıldı.

Duruşma savcısı, gazetecilere uygulanan adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının devamını talep etti.

Ardından mahkeme başkanı, dijital materyallere dair hazırlanan bilirkişi raporunun mahkemeye geldiğini söyledi.

Gazeteci Tunca Öğreten, “Üç yıldır bir mağduriyet yaşıyorum. Bu süreçte adeta bana örgüt arandı. Bu fıkra gibi durum beni mağdur ediyor. Yaptığım haber bir devlet sırrı değildir. Bir yıl tutuklu kaldım ve yurt dışına çıkamıyorum. Bir gazeteci olarak seyahat hakkım engelleniyor. Mahkeme heyeti bizim mağduriyetlerimizi gidersin. Ben mağdur edildiğim gibi eşim de mağdur edilmiş durumda. Yurt dışına çıkmak istesem zaten bir yolunu bulurdum ama ben bu davadan beraat edeceğimi biliyorum” dedi.

Gazeteci Eray Sargın, hakkındaki adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını ve el konulan dijital materyallerinin iadesini istedi.

Avukat Özcan Kılıç, müvekkili Ömer Çelik’in babasının yaşamını yitirmesi nedeniyle duruşmaya katılamadığını belirtti. Kılıç, gazeteciler hakkındaki adli kontrol kararlarının kaldırılmasını ve duruşmalara katılma zorunluluklarının kaldırılmasını istedi. Kılıç, “Müvekkilimin evinden dijital materyaller alınmıştı. O materyallerin iadesini istiyorum. Ömer Çelik’in babası yaşamını yitirdi ama üç yıl önce el konulan telefonu adli emanette bekletiliyor” dedi.

Avukat Ali Deniz Ceylan da adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını, müvekkillerinin duruşmalara katılma zorunluluklarının kaldırılmasını ve el konulan dijital materyallerinin talep etti. Avukat Tuba Torun ve Avukat Ali Koç da aynı taleplerde bulundu.

Avukat savunmalarının ardından mahkeme heyeti, duruşmaya karar için kısa bir ara verdi.


Mahkeme, gazeteci ve avukatların adli kontrol ve duruşmalara katılma zorunluluğuna ilişkin taleplerini reddetti.

Ancak mahkeme, gazetecilerin el konulan dijital materyallerinin iadesine karar verdi.

Yargılamanın, 6 Şubat 2020 tarihinde görülecek dokuzuncu duruşma ile devam etmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

İzleyiciler uzun süre bariyerlerin önünde bekletildi. Yarım saat kadar geç başlayan duruşmanın görüldüğü salona giren avukat, sanık ve izleyiclerin karşısında her herhangi bir heyet yer almıyordu.

Bunun üzerine avukatlar ile mahkeme katibi arasında tartışma yaşandı. Yaşanan tartışmanın ardından heyetin üye hakimleri duruşma salonuna geldi ve yerlerine oturmadan bir daha geri çıktı. 10 dakika sonra ise heyet ve savcı duruşma salonuna geldi.

Mahkeme başkanı, gecikmenin nedenini; “İki ayrı heyet olarak çalışıyorduk ama birleştirildi heyetler. Ondan kaynaklı üye hakim yoktu. Üye hakimlerin atamasının yapılmasını bekliyorduk. Ancak oldu” sözleri ile açıkladı.

Mahkeme başkanı, adli kontrolün kaldırılması yönündeki taleplere “Özel bir mazeretinz varsa adli kontrol süreli olarak kaldırılabilir” karşılığını verdi.

Heyet, yeni atandığı ve dosyayı bilmediği için taleplerin bile kısa tutulmasını istedi ve duruşmayı bitirdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu’nun yanı sıra Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve P24 İnternet Sitesi’nden birer temsilci katıldı.

7. Standing - April 16, 2019


‘RedHack’ isimli hacker grubu, Eylül 2016’da, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı ve dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta hesabını ele geçirdiğini duyurdu. Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-posta içerikleri sosyal medya hesaplarında paylaşıldı. Yapılan paylaşımlar pek çok basın yayın kuruluşu tarafından haberleştirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Albayrak’a ait e-posta içeriklerini haberleştiren gazeteciler Tunca Öğreten, Derya Okatan, Eray Sargın, Metin Yoksu ve Ömer Çelik hakkında soruşturma başlattı. Savcılık, bu kapsamda; Almanya’da yayımlanan Die Welt Gazetesi’nin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel hakkında da soruşturma başlattı. Ancak Yücel’in dosyası daha sonra ayrıldı.

Gazeteciler hakkında, daha sonra hazırlanan iddianamede yer alan bilgilere göre, savcılık; 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne e-posta yoluyla yapılan bir ihbar üzerine soruşturma başlattı. İhbarda, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazetecinin, RedHack tarafından sızdırılan e-postaları aralarında paylaşarak yayımladıkları” iddia edildi.

Altı gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Gözaltı işlemleri 24 gün sürdü. Dosya üzerinde “gizlilik” kararı alındı. Ancak Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde aynı gün “Redhack’in algı ekibine operasyon” başlığıyla yayımlanan haberde gazeteciler için “Şüphelilerin RedHack isimli hacker grubunun gayri yasal bazı faaliyetlerinin sosyal medyada propagandasını yaptıkları ve algı yönettikleri öğrenildi” ifadeleri kullanıldı.

Gazeteciler, 17 Ocak 2017’de mahkemeye çıkarıldı. Daha sonra kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın haber müdürü Ömer Çelik ve Diken internet haber sitesinin editörü Tunca Öğreten, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı ile tutuklanarak İstanbul Silivri Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Etkin Haber Ajansı (ETHA) sorumlu yazı işleri müdürü Derya Okatan, Yolculuk Gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu tutuksuz yargılanmak üzere ve adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame 23 Haziran 2017’de tamamlandı. Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, haklarındaki iddianame hazırlandığında beş aydır cezaevindeydi.

İddianamede, gazeteciler hakkındaki soruşturmanın ihbar içerikli bir e-postaya ve gizli tanık ifadesine dayanarak açıldığı bilgisine yer verildi. Ayrıca gazetecilerin sosyal medya paylaşımları sıralandı. Gazetecilerin, “terör örgütleri ile ilişkili” olduğunun iddia edilmesi dikkat çekti.

İddianamede, “RedHack” adlı hacker grubunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta içeriklerini ele geçirdiği belirtildi. Amacın, “seçilmiş meşru hükümeti yıpratmak olduğu, bakanlığa ait bilgilerle manipülasyon yapılarak milli enerji politikasının başarısız olduğu gibi bir algı yaratılmaya çalışıldığı” ileri sürüldü.

Ayrıca, “Albayrak’ın IŞİD ile bağlantılı olduğu algısının yaratıldığı” iddia edildi.

Bu iddialar gizli tanık “Çakı”nın ifadelerine dayandırıldı. Gizli tanık “Çakı”, “Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-postaların gazetecilere Twitter hesaplarından ulaştırıldığını” iddia etti.

Gazetecilerin sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlar “terör örgütü propagandası” suçlamasına dayanak olarak gösterildi.

İddianamede, Tunca Öğreten; “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Diğer beş gazeteci ise “terör örgütü propagandası yapmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Altı gazeteci hakkında, toplamda, üç yıldan 11 yıla kadar hapis cezası istendi.

Altı gazeteci hakkındaki yargılama, 24 Ekim 2017’de, İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. Mahkeme heyetine, gazeteciler hakkında soruşturma aşamasında tutuklama kararı veren hakimin başkanlık etmesi dikkat çekti. Tutuklu olarak yargılanan gazeteciler Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, ilk duruşmada, yaklaşık 10 aydır tutukluydu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten, savunmasında; gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta RedHack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyledi. Öğreten, haberinde ne hükümetin enerji politikasını ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunu belirtti. “Bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu” söyledi. Takip ettiği Twitter adresleri üzerinden yöneltilen suçlama için de Öğreten, “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim” sorusunu yöneltti.

Kapatılan DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik, Kürtçe yaptığı savunmasında; gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyeti’nde işkence gördüğünü beyan etti. Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, savunmasında; Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini söyledi, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı” sorusunu yöneltti.

Yolculuk Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ise, e-posta içeriklerinin haber değeri taşıdığını, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, e-posta içeriklerinin paylaşıldığı Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik, ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2017’de görüldü. Tunca Öğreten ise bu duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 20 Mart 2018’de görüldü. Öğreten’in, haftada iki gün imza vermek şeklindeki adli kontrol şartının kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 13 Eylül 2018’de görüldü.

Yargılamanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019 tarihinde görüldü. Duruşmada, mahkeme heyetinin değiştiği gözlendi.

Mahkeme, dijital materyale ilişkin bilirkişi raporunun bir an önce mahkemeye sunulmasına, sunulamayacak ise gerekçesinin bildirilmesine hükmetti. Duruşma ertelendi.

Yargılamanın yedinci duruşması, 16 Nisan 2019’da görüldü.



Next Trial: Sept. 24, 2019, 9:30 a.m.


Yargılamanın yedinci duruşmasında mahkeme heyetinde değişiklik oldu. Gazetecilerin, el konulan dijital materyallerine ilişkin bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığı belirtildi.

Yargılanan gazetecilerden Ömer Çelik hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla hazırlanan iddianamenin bu dosya ile birleştirildiği belirtildi. Bir önceki duruşmada, savcılık, Çelik hakkında; yine “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla açılan soruşturmada verilen takipsizlik karanının kaldırılmasını, ek iddianame hazırlanmasını, hazırlanacak iddianamenin ise bu dosya ile birleştirilmesini talep etmişti.

Savcılık, bu duruşmada; gazetecilerin el konulan dijital materyallerine ilişkin bilirkişi raporunun incelenmesi için sanıklara ve avukatlara ek süre verilmesini talep etti.

Gazeteci Tunca Öğreten, gazetecilik faaliyeti nedeniyle yargılandıklarını, bir yıl haksız yere cezaevinde kaldığını söyledi. Aleniyet kazanmış belgeleri kamu adına haberleştirdiğini anlattı. Bu haberlerin dünyada ödül aldığını, kendisinin ise bir yıl hapis cezası ile karşılaştığını söyledi. Hiçbir örgüt ile ilişkisi olmadığını belirtti. Her duruşmaya geldiğini ve beraat alana dek gelmeye devam edeceğini aktardı. Beraat talebini iletti.

Gazeteci Derya Okatan, haklarındaki adli kontrol kararlarının hukuksuz olduğunu düşündüğünü anlattı. Gazetecilik faaliyeti ile yargılandıklarını, tedbir kararının mesleklerini yapmalarına engel olduğunu söyledi. Yurtdışına çıkış yasağının kalkmasını ve duruşmalardan vareste tutulmasını, yani duruşmalara katılma zorunluluğunun kaldırılmasını talep etti. El konulan dijital materyallerin iadesini isterken, bu talebinin yerine getirilmesinde hayatını kaybeden kuzenine ait olan bilgisayara öncelik verilmesini istedi.

Eray Sargın, dijital materyallerin iadesini, yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını istedi.

Metin Yoksu, mesleklerinin gazetecilik olduğunu söyleyerek, “İki yıldır işimizi yapmaktan vazgeçmedik” dedi. Bu tip yargılamaların diğer gazetecilerin korkmasına neden olduğunu ve kamuoyunun haber alma hakkına zarar verdiğini söyledi. Beraatini, dijital materyallerinin iadesi, hakkınndaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını ve duruşmalara katılma zorunluluğunun kaldırılmasını talep etti.

Ömer Çelik’in avukatı Özcan Kılıç, hakkında hazırlanan yeni iddianamedeki suçlamaların da 2015 tarihli olduğunu, iddianamenin Çelik’in DİHA’daki editör konumu nedeniyle hazırlandığını, hakkında buna benzer başka bir soruşturmanın da sürdüğünü dile getirdi.

“Kolluğun davaya yeni bir bilgi gibi bilgi göndermesi yargılamayı olumsuz etkilemeye teşebbüstür” dedi. Ömer Çelik’in duruşmalara katılma zorunluluğunun kaldırılmasını ve dijital materyallerin, özellikle sanıkların ailelerine ait olan cihazların iadesini talep etti.

Tunca İlker Öğreten’in avukatı Tuba Torun, müvekkiline yöneltilen suçlamanın işlenmediğinin açık olduğunu söyledi. Aleni hale gelmiş belgelerin haber yapıldığını aktardı. Kişisel olan bilgilere dokunulmadan kamu yararı olduğunu düşündüğü konuları derleme haber haline getirdiğini söyledi.

Hakim “Esas hakkına savunma yapıyorsun, toparla” uyarısında bulundu. Tuba Torun, kuvvetli suç şüphesi olmadığını, müvekkilinin sadece gazetecilik merakı ile haber yaptığının kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını ve dijital materyallerin iadesini istedi.

Duruşmaya saat 11.00’de ara verildi. Ara karar, 11.22’de açıklandı.


Mahkeme heyeti gazeteciler hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verdi.

Duruşmalara, Ses ve Görüntümü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katılan Ömer Çelik, bu duruşmada savunmasını yapamadı. Diyarbakır Adliyesi’nde boş salon bulunmadığı belirtildi.

Mahkeme, Çelik’in savunmasının bir sonraki duruşmada alınmasına karar verdi.

Derya Okatan ve Metin Yoksu’nun duruşmalara katılma zorunlulukları kaldırıldı. Ömer Çelik’in bu yöndeki talebi ise hakkında hazırlanan yeni iddianameye ilişkin savunmasının alınamaması gerekçesiyle reddedildi.

Yargılama, 24 Eylül 2018’de görülecek sekizinci duruşma ile sürmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

9.45’te başlaması beklenen duruşma için sanıklar ve izleyiciler 10.17’de salona alındı. Sanık gazetecilerden Metin Yoksu Diyarbakır’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) ile bağlanacaktı. SEGBİS bağlantısının sağlanamaması nedeniyle duruşma hemen başlayamadı. Heyet salondan ayrıldı. Heyet, salonua 10.41’de döndü. Metin Yoksu’nun SEGBİS bağlantısı yapıldı. Ancak bu kez de Ömer Çelik ile bağlantı sağlanamadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Seyircilere 30 sandalye ayrılmıştı. Salon penceresizdi ancak havalandırması yeterliydi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, tutuksuz sanık gazeteciler Derya Okatan, Eray Sargın ve Tunca Öğreten katıldı.

Tutuksuz gazetecilerden Metin Yoksu, duruşmaya; Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden bağlandı. Ömer Çelik için Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nden yapılması gereken SEGBİS bağlantısı ise kurulamadı. Duruşmada dört avukat vardı. Duruşmayı altısı gazeteci 10 kişi takip etti. Duruşma SEGBİS ile kayıt altına alındı.

Genel Gözlemler

Ağır Ceza Mahkemesi’nden duruşmaya bağlanması beklenen Ömer Çelik’in bağlanamamasındaki sorunun ne olduğuna ilişkin bilgi paylaşılmadı. Gerekçe, tutanağa; “Diyarbakır adliyesinde SEGBİS bağlantısı yapılabilecek boş salon bulunmaması” olarak kaydedildi.

6. Standing - Jan. 8, 2019


‘RedHack’ isimli hacker grubu, Eylül 2016’da, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı ve dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta hesabını ele geçirdiğini duyurdu. Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-posta içerikleri sosyal medya hesaplarında paylaşıldı. Yapılan paylaşımlar pek çok basın yayın kuruluşu tarafından haberleştirildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Albayrak’a ait e-posta içeriklerini haberleştiren gazeteciler Tunca Öğreten, Derya Okatan, Eray Sargın, Metin Yoksu ve Ömer Çelik hakkında soruşturma başlattı. Savcılık, bu kapsamda; Almanya’da yayımlanan Die Welt Gazetesi’nin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel hakkında da soruşturma başlattı. Ancak Yücel’in dosyası daha sonra ayrıldı.

Gazeteciler hakkında, daha sonra hazırlanan iddianamede yer alan bilgilere göre, savcılık; 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne e-posta yoluyla yapılan bir ihbar üzerine soruşturma başlattı. İhbarda, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazetecinin, RedHack tarafından sızdırılan e-postaları aralarında paylaşarak yayımladıkları” iddia edildi.

Altı gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Gözaltı işlemleri 24 gün sürdü. Dosya üzerinde “gizlilik” kararı alındı. Ancak Sabah Gazetesi’nin internet sitesinde aynı gün “Redhack’in algı ekibine operasyon” başlığıyla yayımlanan haberde gazeteciler için “Şüphelilerin RedHack isimli hacker grubunun gayri yasal bazı faaliyetlerinin sosyal medyada propagandasını yaptıkları ve algı yönettikleri öğrenildi” ifadeleri kullanıldı.

Gazeteciler, 17 Ocak 2017’de mahkemeye çıkarıldı. Daha sonra kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın haber müdürü Ömer Çelik ve Diken internet haber sitesinin editörü Tunca Öğreten, İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı ile tutuklanarak İstanbul Silivri Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

Etkin Haber Ajansı (ETHA) sorumlu yazı işleri müdürü Derya Okatan, Yolculuk Gazetesi sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu tutuksuz yargılanmak üzere ve adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame 23 Haziran 2017’de tamamlandı. Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, haklarındaki iddianame hazırlandığında beş aydır cezaevindeydi.

İddianamede, gazeteciler hakkındaki soruşturmanın ihbar içerikli bir e-postaya ve gizli tanık ifadesine dayanarak açıldığı bilgisine yer verildi. Ayrıca gazetecilerin sosyal medya paylaşımları sıralandı. Gazetecilerin, “terör örgütleri ile ilişkili” olduğunun iddia edilmesi dikkat çekti.

İddianamede, “RedHack” adlı hacker grubunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta içeriklerini ele geçirdiği belirtildi. Amacın, “seçilmiş meşru hükümeti yıpratmak olduğu, bakanlığa ait bilgilerle manipülasyon yapılarak milli enerji politikasının başarısız olduğu gibi bir algı yaratılmaya çalışıldığı” ileri sürüldü.

Ayrıca, “Albayrak’ın IŞİD ile bağlantılı olduğu algısının yaratıldığı” iddia edildi.

Bu iddialar gizli tanık “Çakı”nın ifadelerine dayandırıldı. Gizli tanık “Çakı”, “Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-postaların gazetecilere Twitter hesaplarından ulaştırıldığını” iddia etti.

Gazetecilerin sosyal medya hesaplarında yaptığı paylaşımlar “terör örgütü propagandası” suçlamasına dayanak olarak gösterildi.

İddianamede, Tunca Öğreten; “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Diğer beş gazeteci ise “terör örgütü propagandası yapmak” ve “bilişim sistemini engellemek, bozmak, verileri yok etmek veya değiştirmekle” suçlandı. Altı gazeteci hakkında, toplamda, üç yıldan 11 yıla kadar hapis cezası istendi.

Altı gazeteci hakkındaki yargılama, 24 Ekim 2017’de, İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. Mahkeme heyetine, gazeteciler hakkında soruşturma aşamasında tutuklama kararı veren hakimin başkanlık etmesi dikkat çekti. Tutuklu olarak yargılanan gazeteciler Tunca Öğreten ve Ömer Çelik, ilk duruşmada, yaklaşık 10 aydır tutukluydu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten, savunmasında; gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta RedHack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyledi. Öğreten, haberinde ne hükümetin enerji politikasını ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunu belirtti. “Bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu” söyledi. Takip ettiği Twitter adresleri üzerinden yöneltilen suçlama için de Öğreten, “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim” sorusunu yöneltti.

Kapatılan DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik, Kürtçe yaptığı savunmasında; gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyeti’nde işkence gördüğünü beyan etti. Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, savunmasında; Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini söyledi, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı” sorusunu yöneltti.

Yolculuk Gazetesi’nin sorumlu yazı işleri müdürü Eray Sargın ise, e-posta içeriklerinin haber değeri taşıdığını, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, e-posta içeriklerinin paylaşıldığı Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik, ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2017’de görüldü. Tunca Öğreten ise bu duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 20 Mart 2018’de görüldü. Öğreten’in, haftada iki gün imza vermek şeklindeki adli kontrol şartının kaldırılmasına karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 13 Eylül 2018’de görüldü.

Yargılamanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019 tarihinde görüldü.



Next Trial: April 16, 2019, 9:45 a.m.


Duruşma, mahkeme heyetinin yerini alması ile yaklaşık 15 dakika gecikme ile saat 10.15’te başladı.

Duruşmaya; gazeteciler Derya Okatan ve Tunca Öğreten katıldı. DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik ise duruşmaya Diyarbakır’dan, DİHA muhabiri Metin Yoksu ise Batman’dan Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile katıldı. Yargılananlardan Eray Sargın’ın ise çalıştığı iş yerinden izin alamadığı için duruşmaya katılmadığı belirtildi.

Eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ı, duruşmada, avukatı Ferah Yıldız temsil etti. Tunca Öğreten’in avukatı Sevgi Kalan Güvercin, Derya Okatan’ın avukatı Ali Koç, Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatı Özcan Karakoç da duruşmaya katıldı.

Duruşmada, mahkeme heyetinin değiştiği görüldü. Duruşmada, gazetecilerin dijital materyallerine ilişkin bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştırılmadığı belirtildi. Ancak, Ömer Çelik hakkında, “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla açılan başka bir soruşturmada verilen takipsizlik kararının dosyaya eklendiği açıklandı. Duruşma savcısı, söz konusu takipsizlik kararının kaldırılmasını ve ek iddianame hazırlanarak bu dosyayla birleştirilmesinin değerlendirilmesi için dosyanın savcılığa gönderilmesini talep etti.

Duruşmada ilk savunmayı Tunca Öğreten yaptı. Öğreten, gözaltına alındıklarında konutunda el konulan bilgisayar ve telefonunun iadesini istedi. Hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağının da kaldırılmasını talep etti.

Öğreten; bilgisayarının iade edilmemesinin ve hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının gazetecilik mesleğine engel olduğunu dile getirdi.

Etkin Haber Ajansı (ETHA) Derya Okatan ise iki yıldır yargılandıklarını, bir haksızlığa uğradıklarını, bu davanın gazetecilik mesleğinin yargılanması olduğunu kaydetti. Beraat kararı verilse bile mesleki faaliyet açısından açılan yaranın kapanmayacağını ifade eden Okatan da bilgisayar ve telefonlarının iadesi ile yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) haber müdürü, SEGBİS üzerinden yaptığı savunmada, bulunduğu yerden duruşmaya katılmasının bile mesleki faaliyeti açısından engelleyici bir durum oluşturduğuna dikkat çekti. Çelik, bu yüzden; duruşmalardan vareste tutulmasını, yani duruşmalara katılma zorunluluğunun kaldırılmasını talep etti.

Savunmasın Batman’dan SEGBİS ile alınan DİHA mahibiri Metin Yoksu da duruşmalara katılma zorunluluğu ve hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını, el konulan eşyalarının ise iadesini istedi.

Tunca Öğreten’in avukatı Sevgi Kalan Güvercin, yargılamanın 1 yılı aşkın süredir devam ettiğini, müvekkili hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılması ve el konulan bilgisayar ve telefonunun iadesine yönelik taleplerin standart gerekçelerle reddedildiğini belirtti. Avukat Kalan Güvercin, Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin benzer konularda yapılan başvurularda verdiği kararları hatırlattı. Yüksek mahkemelerin, adli kontrol tedbirine ilişkin kararlarda aynen tutuklulukta olduğu gibi gerekçe belirtilmesine hükmettiğini hatırlatan Kalan Güvercin, yargılamaya konu dosya kapsamında da somut hiçbir delil bulunmadığına işaret ederek, taleplerinin reddinin gerekçesi olmadığını vurguladı. Avukat daha sonra, gazetecilik mesleğini yürütmesi engellenen müvekkili hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılarak, el konulan eşyalarının iadesini istedi.

Bu beyanın ardından saat 10.25’te SEGBİS bağlantısında sorun yaşandı. Bunun üzerine mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi. Bu esnada katip ve mübaşir SEGBİS’in yeniden çalıştırılması, Diyarbakır ve Batman ile yeniden bağlantı kurulması için çaba gösterdi. SEGBİS’i yeniden çalıştırmaya uğraşan katip, Diyarbakır ve Batman’dan bağlanan Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatı Özcan Karakoç’a, “Hatlar meşgul, müvekkilinizin beyanları alındı, bağlanmadan devam etsek olur mu?” diye sordu. Avukat Karakoç da müvekkillerinin beyanlarının alındığını doğrulayarak, daha fazla gecikme olmaması için SEGBİS bağlantısı yapılmadan devam edebileceklerini söyledi. Buna rağmen Diyarbakır ve Batman ağır ceza mahkemelerinin duruşma salonları ile yeniden bağlantı kuruldu. Saat 10.40’ta SEBGİS bağlantısının yeniden kurulması üzerine heyet ve duruşma savcısı salona geri döndü. Avukatların beyan ve taleplerinin alınmasına devam edildi.

Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatları Özcan Karakoç da savcının mütalaasına itiraz etti. Ömer Çelik hakkındaki takipsizlik kararının kaldırılması talebiyle ilgili, ek bir iddianame hazırlanmasına gerek olmadığını kaydeden avukat Karakoç, söz konusu takipsizlik kararına konu suçlamaların, halihazırda yargılaması yapılan dosyadaki suçlamalara konu tarihlerdeki fiiller ile aynı olduğunu bildirdi.

Bakan Berat Albayrak’ın vekili Ferah Yıldız ise bir diyecekleri bulunmadığını söyledi.


Verilen yaklaşık 15 dakikalık aranın ardından tarafları ve izleyenleri yeniden salona alan mahkeme heyeti başkanı ara kararlarını açıkladı.

Mahkeme heyeti, yargılanan Derya Okatan, Eray Sargın, Ömer Çelik, Metin Yoksu ve Tunca Öğreten hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının uygulanmasının devam ettirilmesine karar verdi.

Mahkeme heyeti, gazetecilerin dijtila materyallerine ilişkin bilirkişi raporunun bir an önce mahkemeye sunulmasına, aksi halde nedeninin açıklanmasının istenmesine karar verdi.

Mahkeme, savcılığın; Ömer Çelik hakkında takipsizlik kararı verilen dosyaya dair talebini kabul ederek, dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine karar verdi.

Dijital materyallerin iadesine yönelik, bilirkişi raporunun ardından değerlendireceğini bildiren mahkeme, yargılananlardan Eray Sargın ile avukatının mazeretlerini kabul ederek, yargılamayı 16 Nisan 2019’a erteledi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öncesinde herhangi bir açıklama, destek ya da protesto gösterisi gerçekleştirilmedi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Davanın görüldüğü duruşma salonundaki fiziksel koşullar, görülen dava açısından yeterliydi. Sanıklara ve avukatlarına, katılan avukatına ve izleyenlere ayrılan bölümler herhangi bir sıkışıklığa yol açmayacak durumdaydı. Duruşmayı izleyenlerin elektronik aygıtlar kullanmalarına yönelik herhangi bir sınırlama konmadı. Duruşma salonuna erişim ve davayı takip etmek açısından, yargılamanın aleniyeti ilkesini ihlal eder hiçbir sınırlama gözlemlenmedi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya; yargılanan gazetecilere destek vermek, gözlem ve haber yapmak amacıyla gelen gazeteciler ile birlikte izleyici sıralarında oturan bir avukatın bulunduğu 10 kişi takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma salonunda takip edenler açısından zorluk yaratacak bir durum yoktu. Duruşmalarda sıklıkla başvurulan ve çoğunlukla tutuklu sanıklar açısından ceza yargılamasının olması gerektiği gibi yürütülmesine engel oluşturduğu eleştirilerine neden olan SEGBİS teknolojisinin, mahkeme heyeti ve adliye görevlilerine adeta bir TV kanalının rejisi işlevi de yüklediği görüldü.

Mahkeme heyetinin, avukatlar tarafından yüksek mahkeme kararlarına atıf yapılmasına karşın; adli kontrol kararlarının kaldırılmasına ilişkin kararlarında “aynen devamına” ifadesini kullanması dikkat çekti.

"RedHack" Trial (Indictment)

"RedHack" Trial 6. Standing (Minutes of the Hearing)

"RedHack" Trial 7. Standing (Minutes of the Hearing)

"RedHack" Trial 8. Standing (Minutes of the Hearing)

"RedHack" Trial 9. Standing (Minutes of the Hearing)

"RedHack" Trial 10. Standing (Minutes of the Hearing)

Press in Arrest is a database, monitoring, documentation and collective memory study of Press Research Association.
+90 (312) 945 15 56 | pressinarrest@gmail.com