Ömer Çelik

Ömer Çelik started his journalism career as a reporter for the Dicle News Agency, which has since been closed. He is still working as an editor for the Mesopotamia News Agency.

In December 2011, Çelik was taken into custody within the scope of “Kurdistan Communities Union (KCK) operation” with 49 other journalists who were working for Kurdish media agencies such as Dicle News Agency (DİHA) and the Özgür Gündem Newspaper.

He was one of 36 journalists arrested on Dec. 24, 2011. He was released on June 19, 2013, after the 18th hearing of the trial, which was known as KCK Press Lawsuit. Since then, he continues to be pending trial for this case.

Moreover, Çelik was taken into custody on Dec. 25, 2016, with the other five journalists who made news shared by RedHack about the then-Minister of Energy and Natural Sources Berat Albayrak. He was arrested with two other journalists on Jan. 18, 2017, under the claim he was “making propaganda for a terrorist organization.” He was released after the first hearing of trial on Oct. 24, 2017. Çelik has been pending trial for this case.

He is also on trial due to his news report titled, “The siege is named after ‘Flag 12’ under the command of Musa Çitil,” which is about the military operation and conflicts that took place in Diyarbakır’s Sur district in 2016. He is accused of targeting Musa Çitil, a gendarmerie commander for the district, in the news report published by DİHA in February 2016. An action was commenced against him in June 2018 by the Diyarbakır 9th Assize Court along with the other seven people who shared the news, six of whom were also journalists. He is pending trial for this case.

Social Media Trial About Çitil

After a complaint by Musa Çitil, the then-Diyarbakır Gendarmerie Commander for the District, an investigation was initiated by the Diyarbakır Chief Public Prosecutor’s Office in 2016, about Ömer Çelik and five other journalists.

Çitil had made the complaint due to the news report titled, “The siege is named after ‘Flag 12’ under the command of Musa Çitil.” The news report was about the military conflicts and the curfew that took place in 2016 in Diyarbakır’s Sur district. It was mentioned in the news that Çitil was commanding the operation. In his petition for redress, Çitil claimed that he was being targeted through the news report.

Following Çitil’s complaint, an investigation was launched about some journalists in February 2016. The news report had been published by the Dicle News Agency. For this reason, an investigation was commenced regarding the journalists Hamza Gündüz, Selman Çiçek, Çağdaş Kaplan and Abdulvahap Taş, who shared the news through their social media accounts along with the DİHA news director Çelik. The news report had also been posted by the social media account of the Özgür Gündem Newspaper. Therefore, the managing editor of the newspaper, İnan Kızılkaya and concessionaire Kemal Sancılı were also included in the investigation.

In his testimony to the prosecutor, Çelik said the social media post was newsworthy. He also said that the information about the leadership of Musa Çitil in the Sur operation was mentioned in other various media outlets.

The indictment regarding the six journalists including Çelik, was completed on May 31, 2018, by Tufan Çaldıran. Musa Çitil was included as the “plaintiff” in the indictment. The journalists were accused of “targeting people who took charge in fighting against terrorism.”

In the 11-page indictment, it was stated that Çelik posted the news report titled as “The siege is named after ‘Flag 12’ under the command of Musa Çitil” through his Twitter account.

It was claimed in the indictment that the news report in question is targeting Çitil as his photograph was published too. Thus, Çelik was accused of “targeting people who took charge in fighting against terrorism.”

The indictment was accepted by the Diyarbakır 9th High Criminal Court.

The first hearing of the trial was held on Oct. 3, 2018. Çelik said the subject of accusation was newsworthy. “News reports cannot be subjects of accusations, this is unacceptable,” he said. He also added that they did not target Musa Çitil.

The second hearing of the trial was held on Jan. 13, 2019. Çitil submitted a 40-page letter of complaint to the court just 2 days before the hearing. In his complaint, Çitil responded to the statements of the defendants as “we made news within the scope of freedom of the press.”

Çitil wrote, “The journalists tried to defame - initially - me and the successful operations of all the members of Gendarmerie General Commandership and the other security organs of the state against the terrorist organization, by making unreal news, slandering and targeting us.” Çitil demanded that the journalists should be sentenced heavily.

The third hearing of the trial was held on May 8, 2019.

At the 3rd hearing of trial, the court ruled to wait for the execution of the arrest warrant against the defendant and to take Kemal Sancılı’s (who was detained due to another crime) testimony through SEGBİS. The next hearing of trial was set for Oct. 2, 2019.

4. Standing - Oct. 2, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi, sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci A. Vahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı ve S.G adlı bir sosyal medya kullanıcısı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Tufan Çaldıran’ın hazırladığı iddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Gazeteciler savunmalarında haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıklarını kabul ettiler.

İddianamede, DİHA muhabiri Selman Çiçek’in ayrıca sosyal medya hesabında yer alan paylaşımlarla örgütün cebir, şiddet eylemlerini övdüğü, meşru göstermeye çalışmak suretiyle üzerine atılı “örgüt propagandası yapmak” suçunu işlediği iddia edildi.

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılmayı ve gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.

Davanın 4. duruşması 2 Ekim 2019’da görüldü. Duruşmada mütalaasını sunan savcı Abdullah Kılıç, sanıkların sosyal medya paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK’ye yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’i hedef gösterdiklerini söyledi. Bu nedenle Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri, 3713 Sayılı TMK’nın 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi. Duruşma gazeteci ve avukatların ek savunma için süre talebinin kabulüyle 18 Aralık 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Dec. 18, 2019, 9 a.m.


Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 4. duruşmada mahkeme heyeti Enver Akman başkanlığında üye hâkimler Mehmet Tur ve Tuğçe Akdaş Meydan’dan oluştu. Mahkeme başkanı sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infaz edilmediğini açıkladı. Kemal Sancılı önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyledi. Avukat Resul Temur da eksiklerin giderilmesini istedi.

Duruşmada mütalaasını sunan savcı Abdullah Kılıç, sanıkların sosyal medya paylaşımları ile Sur ilçesinde PKK’ye yönelik Bayrak 12 isimli operasyonda görev alan Musa Çitil’i hedef gösterdiklerini söyledi. Savcı sanıkların “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçunu işlediklerini ve Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 6/1 maddesince cezalandırılmalarını istedi.

Savcının mütalaasının ardından avukat Resul Temur mütalaaya katılmadıklarını, savunma için süre istediklerini belirtti.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma saati 10.10 olarak belirtilmesine rağmen saat 09.15’te yapıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sadece Edirne F Tipi Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmada avukat Resul Temur ve tutuksuz yargılanan Selman Çiçek hazır bulundu. Çağdaş Kaplan, Ömer Çelik, İnan Kızılkaya, Abdulvahap Taş, Selman Çiçek ve Hamza Gündüz duruşmaya katılmadı.

Genel Gözlemler

Çok kısa süren duruşmada olağanüstü bir durum yaşanmadı.


Mahkeme heyeti duruşmaya ara vermeden kararını şu şekilde açıkladı.

Sanık avukatlarının verilen mütalaaya yönelik savunma hazırlanması için süre verildi.

Sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine, akıbetinin sorulmasına; başka suçtan tutuklu Kemal Sancılı’nın tutuklu olması halinde SEGBİS sistemiyle hazır edilmesi için cezaevi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına; tutuksuz sanık Abdulvahap Taş’ın savunma yapması için duruşmada hazır edilmesine karar verdi.

Dava 18 Aralık 2019 tarihinde 5. duruşma ile devam edecek.

3. Standing - May 8, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine KHK ile kapatılan DİHA’nın Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci Abdulvahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yedi gazeteci hakkında yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Tufan Çaldıran’ın hazırladığı iddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi.  

DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak”  iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İfadesi alınan gazetecilerin savunmaları ve paylaşımları incelendiğinde de paylaşımları yaptıkları ve bunu kabul ettikleri belirtilen iddianamede, şu değerlendirme bulunuldu:

“Yapılan soruşturma sonucunda yukarıda yer verilen ve dosya arasına alınan paylaşımlar ile Sur ilçesinde PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyonlarda görev alan müştekiye ait bir takım bilgileri ve resmi yayınlamak suretiyle  müştekiyi hedef göstermek suretiyle üzerlerine atılı terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri…”

İddianamede, DİHA muhabiri Selman Çiçek’in sosyal medya hesabında yer alan paylaşımlarla örgütün cebir, şiddet eylemlerini övdüğü, meşru göstermeye çalışmak suretiyle üzerine atılı “örgüt propagandası yapmak” suçunu işlediği iddia edildi.

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu. Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılma talebinin olduğunu, gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.



Next Trial: Oct. 2, 2019, 9 a.m.


Mahkeme heyeti Galip Akpınar (Başkan), Gülcan Onbaşı ve Hülya Yeşiller’den oluştu.

Duruşmada gazeteci olmayan tek sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infaz edilmediği görüldü. Bir önceki celse kendisi hakkında İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılamanın devam ettiğini belirtmesi üzerine gönderilen yazıya cevap verildiği belirtildi.

Kemal Sancılı önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyledi. Avukat Resul Temur da gelen belgelere diyeceklerinin olmadığını ve savunmalarını tekrar ettiklerini belirtti.


Mahkeme heyeti duruşmaya ara vermeden kararını verdi. Sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine, akıbetinin sorulmasına, başka suçtan tutuklu Kemal Sancılı’nın tutuklu olması halinde SEGBİS sistemiyle hazır edilmesi için cezaevi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar vererek duruşmayı 2 Ekim 2019 tarihine bıraktı.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma belirlenen saatte yapıldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sadece Edirne F Tipi Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukat Resul Temur de hazır bulundu.

Genel Gözlemler

Çok kısa süren duruşmada olağanüstü bir durum yaşanmadı.

Duruşma için isimler okunmasına rağmen araya iki duruşma daha alınarak bekletildi. Mahkemede olağanüstü bir durum yaşanmadı.

2. Standing - Jan. 16, 2019


Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Musa Çitil, Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı görevinde bulunduğu dönemde yürüttüğü Sur Operasyonu’na dair “Kuşatmanın adı ‘Bayrak 12’, başındaki isim Musa Çitil” başlıklı haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları için yedisi gazeteci sekiz kişi hakkında suç duyurusunda bulundu.

Çitil, söz konusu haberle “hedef gösterildiği” iddiasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu. Bu şikayet üzerine KHK ile kapatılan DİHA’nın Haber Müdürü Ömer Çelik, DİHA muhabirleri Çağdaş Kaplan, Hamza Gündüz, Selman Çiçek ve gazeteci Abdulvahap Taş ile haberi kapatılan Özgür Gündem gazetesinin resmi sosyal medya hesabında paylaşan gazetenin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve gazetenin İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı hakkında soruşturma başlatıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Şubat 2016’da yayınlanan haberi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları gerekçesiyle yürüttüğü soruşturmayı tamamlayarak iddianame hazırladı. Hazırlanan iddianamede, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” iddiasıyla yedi gazeteci için 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istendi. DİHA muhabiri Selman Çiçek hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla ayrıca 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Tufan Çaldıran, ifadesi alınan gazetecilerin savunmaları ve paylaşımları incelendiğinde de paylaşımları yaptıkları ve bunu kabul ettiklerini belirtti.

Çaldıran iddianamede şu değerlendirme bulunuldu:

“Yapılan soruşturma sonucunda yukarıda yer verilen ve dosya arasına alınan paylaşımlar ile Sur ilçesinde PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyonlarda görev alan müştekiye ait bir takım bilgileri ve resmi yayınlamak suretiyle  müştekiyi hedef göstermek suretiyle üzerlerine atılı terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunu işledikleri…”

İddianamenin Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilmesi üzerine açılan davanın ilk duruşması 3 Ekim 2018’de görüldü.

Musa Çitil 16 Ocak’taki duruşmadan iki gün önce Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sundu. Dilekçede, gazetecilerin verdikleri ifadelerinde “basın özgürlüğü kapsamında haber yaptık” beyanlarında bulunmasına atıfta bulunarak, “Söz konusu beyanların zamanlaması ve halen devam ettiği göz önüne alındığında ismimi ve resmimi paylaşarak bölücü terör örgütüne destek ve propaganda faaliyetlerine ısrarlı devam ettikleri; gerçek dışı haber yaparak iftira yaymak ve paylaşmak suretiyle şahsım başta olmak üzere bütün Jandarma Genel Komutanlığı mensuplarının ve diğer güvenlik güçlerinin terör örgütü karşısında icra ettiği başarılı operasyonları karalamaya çalıştıkları ve başarılı görev yapan personeli sindirmeye çalıştıkları sabittir” iddiasında bulundu.

Çitil’in dilekçesinde şikayetçi olduğu gazetecilere dair sunduğu ‘ek deliller’ ise, açılan dava ve ilk duruşmaya dair farklı basın-yayın organlarında çıkan haberler oldu.  Mahkemeye sunduğu dilekçesinde Çitil, Mardin’in Derik ilçesinde 13 köylünün öldürülmesi suçlamasıyla hakkında açılan davaya dair Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen beraat kararı ve Yargıtay tarafından onama kararını da dilekçesine ekledi. Çitil, davaya katılma talebinin olduğunu, gazetecilerin en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.



Next Trial: May 8, 2019, midnight


Savcı Ahmet Faruk Karakuş verdiği mütalaada; Musa Çitil’in suçtan zarar görme ihtimaline binaen CMK 237 ve devam eden maddelerince kamu davasına katılan olarak kabulüne, sanık S.G. hakkındaki yakalama emrinin devamına, sanık Kemal Sancılı hakkında yazılı savunma yapılması için gelecek celseye kadar süre verilmesini mütalaa etti.

Duruşmada Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde başka bir suçtan tutuklu Özgür Gündem Gazetesi İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Avukat Resul Temur de hazır bulundu. Mahkeme heyetinin tebligat yoluyla şikayet ve delillerini sunmasını istediği Çitil’in, Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 40 sayfalık dilekçe sunduğu belirtildi. Mahkeme Başkanı, Çitil’in davaya katılma talebinin olduğunu söyledi.

Kemal Sancılı, “ben müştekiyi tanımıyorum, suçlamaları da kabul etmiyorum” dedi. Özgür Gündem Gazetesinin İmtiyaz Sahibi olduğunu, müşteki ile ilgili herhangi bir yazısının bulunmadığını söyleyen Sancılı, “Konuya ilişkin İstanbul 23. ve 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davalarım var. Beraatimi istiyorum” dedi. Avukat Resul Temur da söz konusu internet sitesinin Özgür Gündem ANF uzantılı olduğunu, müvekkile isnat edilen suçun gerçekten Özgür Gündem gazetesine ait olup olmadığının incelenmesini istedi.

Avukat Temur, müşteki Çitil’in davaya katılma talebini kabul etmediklerini belirterek, ayrıca yazılı savunma için süre istedi.


Mahkeme Başkanı Galip Akpınar duruşmaya ara vermeden kararını verdi. Müşteki Musa Çitil’in suçtan zarar görme ihtimaline binaen kamu davasına katılan olarak kabulüne karar verdi. Sanık

Kemal Sancılı’nın bu celsedeki beyanları dikkate alınarak, hakkında kamu davası bulunup bulunmadığının İstanbul 23. ve 27. Ağır Ceza Mahkemelerine sorulmasına, yazılı savunmada bulunmak üzere gelecek celseye kadar süre verilmesine ve tutuklu olması halinde SEGBİS sistemiyle duruşmaya katılmasına karar verildi.

Davanın bir sonraki duruşması 8 Mayıs 2019 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma Diyarbakır Adliyesi’ndeki 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İzleyicilerin duruşma salonunun bulunduğu koridora geçişine izin verildi. Duruşma salona girişte herhangi bir üst araması yapılmadı. Basın mensuplarına basın kartı sorulmadı. Duruşma saati 10.10 olarak belirlenmesine rağmen 11:40’da başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonu, Diyarbakır Adliyesi’ndeki standart salonlardan birisiydi. Duruşma salonunun bulunduğu koridorda iki ayrı yere bariyer konulmuştu. Salon havalandırılmış ve temizdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya tutuksuz yargılanan Abdulavahap Taş katıldı. İzleyici olarak sadece Mezopotamya Haber Ajansı muhabiri katıldı.

Genel Gözlemler

Duruşma için isimler okunmasına rağmen araya iki duruşma daha alınarak bekletildi. Mahkemede olağanüstü bir durum yaşanmadı.

Social Media Trial About Çitil (Indictment)

Social Media Trial About Çitil 2. Standing (Minutes of the Hearing)

Social Media Trial About Çitil 4. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı, Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda, 49 gazeteci ve medya çalışanları evlerine ve işyerlerine düzenlenen polis baskınında gözaltına alındı. Operasyon İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’daki Dicle Haber Ajansı, Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV bürolarına düzenlenmişti.

Çelik de İstanbul’da sabaha karşı evine yapılan baskında gözaltına alındı.

Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” olduğu söylenerek, gözaltındaki gazetecilere ve avukatlarına suçlamalar hakkında bilgi verilmedi. 23 Aralık 2011’de tutukluma istemiyle mahkemeye sevk edildi. Çelik, 24 Aralık 2011’de 35 gazeteci ve medya çalışanı ile birlite tutuklandı. Çelik, Kocaeli Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ne gönderildi.

Çelik gözaltı işlemleri sırasında başsavcılığa verdiği ifadede DİHA’da sözleşmeli olarak çalıştığını, KCK Basın Komitesi içerisinde yer almadığını, basın yayın konferansına katılmadığını, suçlamaları kabul etmediğini söyledi.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği savunuldu. İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi değerlendirmeler yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu medyaların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta DİHA, ANF, Azadiya Welat ve Roj Tv olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili değerlendirmelerden oluştu. 17 sayfa boyunca Ömer Çelik ile ilgili değerlendirmelere yer verildi. Çelik’in; Kürt hareketinden siyasi oluşumların basın açıklamaları ve eylemleri ile ilgili gazetecilerle ve haber kaynakları ile telefon görüşmeleri delil olarak kullanıldı. Çelik’in Roj TV’ye haber aktarımı yaptığı telefon görüşmeleri de suçlama konusu yapıldı. Haber takibi için katıldığı eylemler ve basın açıklamaları ve gizli tanık beyanları aleyhine delil olarak yer aldı.

Örneğin; Ekim 2009’da BDP Sancaktepe ilçe örgütünden bir kişinin Çelik’i arayarak ertesi gün düzenlenecek bir etkinliği bildirmesi de suçlama konusu yapıldı.

Çelik’in haberleriyle “devlet aleyhine kara propaganda yaptığı” iddia edildi. Suçlama konusu yapılan haberlerden birin Van Depremi ile ilgili olması dikkat çekti.

Telefon dinlemesi ‘tape’lerinde isminin yanına örgüt üyesi olarak kullandığı kod ad iddiasıyla “Brusk Kod” ifadesi yazıldı. Ancak bu kelime, Çelik’in e-posta adresiydi.

Çelik’in Haziran 2009’da Hatay Cilvegözü sınır kapısından giriş çıkış yaptığı iddia edildi.

İddianamede Çelik aleyhine iki gizli tanığın beyanlarına da yer verildi. Gizli tanık ‘Bahar’, Çelik’in görev yaptığı DİHA’nın KCK Basın Komitesi içinde yer aldığını beyan etti.

İddianamede Çelik’in “örgüt emrinde faaliyet yürüten DİHA’da çalıştığı, haberler yaptığı” belirtildi. Çelik ile ilgili şu ifadeler dikkat çekti:

“Örgüt tarafından gerçekleştirilen eylemlerde gazeteci olarak bulunmak suretiyle elde ettiği haber ve görüntüleri örgütün basın komitesinde faaliyet gösteren Roj TV ve Fırat News gibi yayın organlarına aktardığı ve haberlerinin tamamında söz konusu eylemlerin güvenlik güçleri tarafından şiddetle engellendiğini ve müdahalelerin Kürt halkına yapıldığını belirterek kışkırtıcı ve halkı provoke edici örgütün amaçlarına uygun haberler yaptığı…”

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar ise Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Ömer Çelik’in de aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye gidip geldi.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti, ardından KCK’den tutuklu tüm tutuklu gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu.

Ocak 2013’te başka bir mahkemede yargılanan iki kişinin daha dosyası ve 187 sayfalık iddianamesi KCK basın davasıyla birleştirildi.

İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. Celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

Bu duruşmada avukatların sanıkların savunmaları için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt mahkeme salonunda okudu.

Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar.

Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar da savunmalarına başladı.

19 Haziran 2013’te görülen 18. celsede tahliye edilen iki gazeteci arasında yer alan Çelik, 17 Haziran 2013’te görülen 16. Celsede Kürt Enstitüsü’nden tercüman Ekrem Koçbaşı aracılığıyla savunmasını Kürtçe yaptı.

Katıldığı eylemlerin hepsinin muhabirlik üzerine olduğunu belirten Çelik, “Sayın mahkeme bir daha bakabilir, o resimlerin hepsinde elimde fotoğraf makinesiyle, hatta gazetecilerin arasındayım” dedi.

Telefon görüşmeleri yaptığı üç kişiyi tanıyıp tanımadığı sorulan Çelik, bu kişilerden ikisinin haber kaynağı, birinin ise arkadaşı olduğunu söyledi.

Şüpheli sıfatıyla ifade veren bir kişinin “Ömer Çelik’i Dırej Ömer olarak bildiğine” yönelik beyanını soran mahkemeye; bu kişiyi, mahkemede okunan beyanda da belirtildiği gibi, üniversiteden tanıdığını, “dirêj”in Kürtçe “uzun” anlamına geldiğini ve uzun boylu olduğu için insanların kendisine “dirêj” dediğini açıkladı.

Çelik, DİHA’nın sabit hatlarını ve kendi kişisel telefonunu arayarak basın açıklamaları ve eylemlerle ilgili bilgi veren kişilerle yapılan görüşmelerin kendisine sorulması üzerine “Beni arayıp bilgi vermek isteyen bir insana da beni niye aradın bilgi veriyorsun diyemem, basında böyle bir şey yoktur” dedi.

13 Ocak 2014’teki 30. celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti ancak 21 Şubat 2014’te ÖYM’lerin kanun değişikliğiyle tamamen kaldırılmasının ardından yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti.

ÖYM’lerin kaldırılmasının ardından geri kalan tüm tutuklu sanıklar tahliye edildi. Çelik’in de aralarında bulunduğu 37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da bu duruşmada kaldırıldı.
Avukatlar kaldırılan ÖYM’lerdeki yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini, bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi ve İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı anayasaya aykırılık iddiasının incelenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. AYM’den cevap gelmesi için iki duruşma bekleyen mahkeme, 16 ay sonra AYM’den cevap gelmediğini söyleyerek davaya kendisi bakma kararı aldı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatine taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi.

Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. duruşması 21 Mayıs 2019’da görüldü.

Davanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek. Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

RedHack Trial

In September 2016, a ‘hacker’ group called ‘RedHack’ announced they hacked the email account of Berat Albayrak, the then-minister of Energy and Natural Resources. The content of emails, which were claimed to belong to Albayrak, was shared through social media and the journalists made news reports about these content.

An investigation was opened by the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office about the journalists Derya Okutan, Eray Sargın, Metin Yoksu, Ömer Çelik and Tunca Öğreten. The file of Deniz Yücel (a Die Welt newspaper reporter) who was arrested within the scope of the same investigation, was separated from that of the other journalists.

Ömer Çelik was taken into custody on Dec. 25, 2016, under the instruction of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office. The file was ordered confidentiality. Yet, a news report headlined “Operation to the perception team of RedHack” was published the same day on Sabah Newspaper’s website saying that “the suspects made propaganda of some illegal activities of a hacker group called RedHack through social media with the aim of managing perceptions.”

Ömer Çelik was under custody for 24 days. He was released on Jan. 17, 2017 by the 8th Criminal Court of Peace on judicial control. His indictment was completed on Jan. 23, 2017.

The 12-page indictment, completed by the Prosecutor Yakup Ali Kahveci on June 23, 2017, includes “a notification email” and a secret witness’ statement.

The indictment also includes journalists’ social media posts. The journalists are defined as “sponsors of the terrorist organizations.”

It is stated in the indictment that the hacker group called as RedHack got a hold of the email contents of Berat Albayrak, President Recep Tayyip Erdoğan’s son-in-law and then-Minister of Energy and Natural Resources. It is also claimed that it was done to corrode the elected government and to manage perceptions by implicating that the national energy policies had failed by manipulating the information belonging to the ministry. In addition, it was claimed that the suspects tried to manage perceptions about “Albayrak’s being associated with ISIS.”

These claims were supported by statements from a secret witness named ‘Çakı’. Çakı asserted the emails, which were claimed to belong to Albayrak, were shared with the journalists through their Twitter accounts.

It was claimed that there were photographs of Çelik with YPG members in his USB memory stick. Moreover, he was accused of “making a terrorist organization’s propaganda” with reference to his social media posts.

Çelik was accused of “making terrorist organizations’ propaganda, preventing and disrupting the information system along with destroying or changing the data.”

A sentence of 16.5 years imprisonment was recommended for him.

The first hearing of trial took place on Oct. 24, 2017.

In his defence, he said in Kurdish language:

“I, as a journalist, shared my ideas in my social media activity. What are regarded as crimes in the indictment do not constitute crimes in my opinion.”

He also said he was exposed to torture while in custody: “In the scope of the investigation about me, the police came to my house and as soon as I opened the door, they swooped down on me and tortured me for 2 hours instead of giving information about why I was being investigated. I have been under arrest for 10 months and we could not find the criminal complaint I had given about the torture in my file.”

Ömer Çelik was released after the first hearing of his trial. He was given a travel ban which remains effective.

The 7th hearing of trial took place on April 16, 2019.

Another legal motion initiated against Çelik was consolidated with this case’s file. Ömer Çelik’s attorney, Özcan Kılıç, demanded relief from attending the trial hearings and he demanded the return of confiscated digital materials, especially the ones which belong to the family members of the accused. The demand of relief from trial hearings was denied.

8. Standing - Sept. 24, 2019


Hacker grubu RedHack’in 2016 yılında sızdırdığı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-postaların haberleştirilmesiyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/157051 numaralı soruşturma başlatıldı. Ancak soruşturma haberlerde yer alan konularla ilgili değil, haberi yapan gazeteciler hakkındaydı.

Daha sonra hazırlanan iddianamede yer verilen bilgiye göre savcılığı harekete geçiren 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne e-posta yoluyla yapılan bir ihbardı. İhbara göre, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazeteci”, Redhack’in sızdırdığı e-postaları aralarında paylaşarak yayımlamaya başlamışlardı. Bu soruşturma kapsamında 6 gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı.

24 gün gözaltında tutulan gazetecilerden Birgün muhabiri Mahir Kanaat, DİHA haber müdürü Ömer Çelik ve haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten 8. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı. ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Yolculuk gazetesinin imtiyaz sahibi Eray Saygın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Hacker grubunun sızdırdığı Bakan Albayrak’a ait e-posta yazışmalarının haberini yapan gazetecileri savcılık, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma”, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek”, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” gibi suçlamalar yöneltti.

Gazeteciler hakkında 23 Haziran 2017’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yakup Ali Kahveci tarafından 2017/3327 No’lu iddianame hazırlandı ve İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Savcı Kahveci iddianamesinde, PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, FETÖ/PDY ve DAEŞ (IŞİD) örgütlerini sayarak, bunların Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal kurumları ve bunları temsil edenlerin yıpratılması konusunda amaçsal birliktelik içinde olduklarını savladı. Savcı Berat Albayrak’ın e-posta adresinin şifresini kıran ve sonra da yazışmalarını kamuoyuyla paylaşan Redhack adlı hacker grubunun ise DHKP-C ile bağlantı içinde olduğunu belirtti. Savcı Kahveci iddianamesinde Redhack’in Albayrak’a ait e-posta yazışmalarını manipüle ettiğini de yazdı.

Gazetecilerin kamu yararı gözeterek yaptığı bu konudaki haberlerle ilgili savcı; “Enerji Bakanı Berat Albayrak ve onun şahsında seçilmiş meşru hükümeti yıpratmayı”, “milli enerji politikasını başarısızlığa uğratmak” ve “hükümet ile Bakan Albayrak’ın DAEŞ terör örgütü ile irtibatlı olduğu algısı oluşturulmaya çalışıldığı” suçlamalarında bulundu. Suçlamaların dayanağı olarak da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca “Çakı” mahlası verilen gizli tanığın beyanlarına yer verildi. Gizli tanığın iddialarına göre, Redhack ele geçirdiği Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını iki farklı mail hesabına yükleyerek, bu hesapların şifrelerini de Twitter üzerinden bir grup gazeteciyle paylaşmıştı. Amaç da son yılların en yaygın suçlama ifadesi olan “algı oluşturmak”tı. Bunun yanı sıra savcı, iddianamede gazetecilerin suçlamaya konu olayın dışında, sosyal medya paylaşımlarına ve Deniz Yücel gibi bir başka davada tutuklanan ve daha sonra salınan meslektaşlarıyla telefon konuşmalarına da “terör örgütü propagandası” ve “terör örgütleriyle ilişki”nin delili olarak yer verdi.

Ayrıca savcı Kahveci, Birgün muhabiri Mahir Kanaat’tan ele geçirilen 17/25 Aralık operasyonları sürecine ait bir polis fezlekesini de Kanaat’a yönelttiği “FETÖ üyeliği” suçlamasının delili olarak gösterdi. Davanın ilk duruşması 24 Ekim 2017’de görüldü. Mahir Kanaat, Ömer Çelik ve Tunca Öğreten’in 304 gündür tutukluluğun ardından karşısına çıktıkları mahkeme heyetine, haklarında tutuklama kararı veren eski 8. Sulh Ceza Hakimi Mustafa Çakar başkanlık etti. Duruşmada gazeteciler savunmalarını yaptı.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Wikileaks’in sitesinde de yer verilen Redhack’in sızdırdığı Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini, çünkü bunda kamu yararı bulunduğunun altını çizerek, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı?” diye sordu. Soruşturmanın e-postaların sızmasından 3 ay sonra başlatıldığına dikkat çeken Okatan, savcının iddianamesindeki hukuksuzluklara ve tutarsızlıklara da işaret ederek, daha önce hükümete yakın basın organlarında yer alan bazı haberlerle iddianame arasındaki paralelliğe işaret etti.

Yolculuk gazetesi imtiyaz sahibi Eray Sargın ise savunmasında, söz konusu e-postaların haber değeri taşıdığını, suçlamaya konu olayın haberleştirilmesinin de basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

Birgün muhabiri Mahir Kanaat de savunmasında gözaltında tutuldukları 24 gün boyunca gizlilik kararı öne sürülerek kendilerine bilgi verilmediğini, haklarındaki suçlamaları Sabah gazetesinden öğrendiklerini anlatarak, “Bize uygulanan ‘gizlilik’ Sabah gazetesine yoktu” dedi. Redhack’in iddianamede bahsi geçen grubu kendilerinin kurarak gazetecileri eklediği açıklamasını hatırlatan Kanaat, sözü edilen mailleri bulundurmadığını ve haberini yapmadığını söyledi. Redhack’in Twitter hesabını takip etmesinin suç olmadığının altını çizen Kanaat, kendisine yöneltilen “FETÖ üyeliği” suçlamasına ilişkin de “Solcu bir ailenin solcu bir ferdiyim. Benim değil bir cemaatçi ile bir araya gelmek, bir sağcı ile selamlaşmam bile mümkün değil. Bu suçlamayı hakaret sayıyorum” ifadesini kullandı.

Savcının iddianamede suçlamasına dayanak yaptığı gazeteci Deniz Yücel ile telefonda görüşmesine ilişkin de Kanaat, “Deniz Yücel bir gazetecidir. Bir hakimin hakimle konuşması neyse, bir gazetecinin de gazeteci ile konuşması odur. Kaldı ki bu isim ‘tespit’ edilmedi, ifademde ben söyledim” diye konuştu. Kendilerine yöneltilen “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” yani hackleme suçlamasını da reddeden Kanaat, 10 aydır hiçbir delil olmadan suçsuz yere cezaevinde tutulduklarını, bu süreçte doğan oğlunun kendisini tanımadığını beyan etti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, iddianamede söz edilen Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik de savunmasını anadilinde, Kürtçe yapmak istediğini beyan ederek, gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyetinde işkence gördüğünü beyan etti. Daha sonra İstanbul’a getirildiğini ve hakkındaki suçlamaları da ancak 24 gün sonra öğrenebildiğini vurguladı.

Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi. Çelik savunmasında Türkiye’deki hukuksuzluklara, OHAL uygulamalarına, basının özellikle de muhalif ve Kürt basınının üzerindeki baskılara da değinerek, değerlendirmelerde bulundu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten ise gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta Redhack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyleyerek başladığı savunmasında, imzalı haberinde iddianamede yöneltilen suçlamaların hiçbiri bulunmadığını vurguladı. Öğreten haberinde ne hükümetin enerji politikası ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunun altını çizerek, bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu kaydetti. Haberde yer alan konulara dair değil de haber yapmalarına dava açılmasının tuhaflığına işaret eden Öğreten, Twitter’daki gruba kendi iradesi dışında eklendiğini, 2 gün sonra çıktığını ve e-postalara da oradan paylaşılan bağlantı üzerinden ulaştığını belirtti. İddianamede takip ettiği Twitter adresleri nedeniyle yöneltilen suçlamalara ilişkin de “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim?” diye sordu.

Suçlamalara konu olayın haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu vurgulayan Öğreten, tahliyesini belirtti. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın da müdahillik talebinde bulunduğu ilk duruşmada tutuklu gazetecilerden Ömer Çelik tahliye edildi. Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten’in ise tutukluluğuna devam kararı verildi.

Kanaat ve Öğreten ise davanın 6 Aralık 2017’de görülen ikinci duruşmasında tahliye edildiler. Tutuklu sanık kalmayan davanın sonraki duruşmaları ise 3 Nisan ve 13 Eylül 2018’de görüldü. Dijital inceleme için bilirkişi raporu beklenen davada, mahkeme heyeti yargılanan gazetecilerin adli kontrollerinin kaldırılması ve el konulan bilgisayarlarının iadesi taleplerini reddetti. Davanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019’da görüldü.

Bir sonraki duruşma ise 16 Nisan 2019’a bırakıldı. Davanın 8’inci duruşması ise 24 Eylül 2019’da görüldü. Duruşmada imajı alınan dijital metaryellerin iadesine karar veren heyet, duruşmayı 6 Şubat 2020 tarhine bıraktı.



Next Trial: Feb. 6, 2020, 9:30 a.m.


İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 8. duruşmasında, gazeteciler Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Eray Sargın ile avukatları hazır bulundu.

Mahkeme heyeti Barış Öztürk başkanlığında üye hakimler Harun Bayram ve Ferhat Akdoğan’dan oluştu.

Duruşmada, ilk olarak iddia makamı ara mütalaasını açıkladı. Mütalaada savcı adli kontrol hükümlerinin devamını istedi.

Ardından mahkeme başkanı dijital materyallere dair hazırlanan bilirkişi raporunun mahkemeye geldiğini söyledi.

Ardından gazeteci Tunca Öğreten söz alarak, “Üç yıldır bir mağduriyet yaşıyorum. Bu süreçte adeta bana örgüt arandı. Bu fıkra gibi durum beni mağdur ediyor. Yaptığım haber bir devlet sırrı değildir. Bir yıl tutuklu kaldım ve yurt dışına çıkamıyorum. Bir gazeteci olarak seyahat hakkım engelleniyor. Mahkeme heyeti bizim mağduriyetlerimizi gidersin. Ben mağdur edildiğim gibi eşimde mağdur edilmiş durumda. Yurt dışına çıkmak istesem zaten bir yolunu bulurdum ama ben bu davadan beraat edeceğimi biliyorum” dedi.

Ardından söz alan gazeteci Mahir Kanaat da “Dijital materyallerin iadesini istiyorum. Duruşmadan vareste tutulmayı talep ediyorum ve adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını istiyorum” dedi.

Gazeteci Eray Sargın da adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını ve dijital materyallerin iadesini istedi.

Ardından söz alan avukat Özcan Kılıç, müvekkili Ömer Çelik’in babasının yaşamını yitirmesinden kaynaklı duruşmaya katılamadığını belirtti. Kılıç, gazeteciler hakkında ki adli kontrol kararlarının kaldırılmasını ve duruşmalardan vareste tutulmasını istedi. Kılıç, “Müvekkilimin evinden dijital materyaller alınmıştı. O materyallerin iadesini istiyorum. Ömer Çelik’in babası yaşamını yitirdi ama üç yıl önce el konulan telefonu daha adli emanette bekletiliyor” dedi.

Avukat Ali Deniz Ceylan da adli kontrol hükümlerinin kaldırılmasını, müvekkillerinin duruşmalardan vareste tutulmasını ve dijital materyallerinin iadesini istedi.

Avukat Tuba Torun ve Avukat Ali Koç da aynı taleplerde bulundu.

Avukat savunmalarının ardından mahkeme heyeti, duruşmaya karar için kısa bir ara verdi.


Kararda mahkeme heyeti, sanık gazeteci ve avukatların taleplerini reddetti. Kararda, imajı alınan dijital metaryellerin iadesine karar veren heyet, duruşmayı 6 Şubat 2020 tarhine bıraktı.


Duruşma Öncesi

İzleyiciler uzun süre bariyerlerin önünde bekletildi. Yarım saat kadar geç başlayan duruşmanın görüldüğü salona giren avukat, sanık ve izleyiclerin karşısında her herhangi bir heyet yer almıyordu. Duruşma salonunda heyetin yer almaması üzerine avukatlar ile mahkeme katibi arasında tartışma yaşandı. Yaşanan tartışmanın ardından heyetin üye hakimleri duruşma salonuna geldi ve yerlerine oturmadan bir daha geri çıktı. 10 dakika sonra ise heyet ve savcı duruşma salonuna geldi. Gecikmenin nedenini mahkeme başkanı “İki ayrı heyet olarak çalışıyorduk ama birleştirildi heyetler. Ondan kaynaklı üye hakim yoktu. Üye hakimlerin atamasının yapılmasını bekliyorduk. Ancak oldu” sözleri ile açıkladı.

Mahkeme başkanı, adli kontrolün kaldırılması yönünde ki taleplere karşılık, “Özel bir mazeretinz varsa adli kontrol süreli olarak kaldırılabilir” dedi.

Heyet, yeni atandığı ve dosyayı bilmediği için talepleri bile kısa alarak, duruşmayı bitirdi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu’nun yanı sıra Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve P24 İnternet Sitesi’nden birer temsilci katıldı.

7. Standing - April 16, 2019


Hacker grubu RedHack’in 2016 yılında sızdırdığı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-postaların haberleştirilmesiyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/157051 numaralı soruşturma başlatıldı. Ancak soruşturma haberlerde yer alan konularla ilgili değil, haberi yapan gazeteciler hakkındaydı.

Daha sonra hazırlanan iddianamede yer verilen bilgiye göre savcılığı harekete geçiren 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne e-posta yoluyla yapılan bir ihbardı. İhbara göre, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazeteci”, Redhack’in sızdırdığı e-postaları aralarında paylaşarak yayımlamaya başlamışlardı. Bu soruşturma kapsamında 6 gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı.

24 gün gözaltında tutulan gazetecilerden Birgün muhabiri Mahir Kanaat, DİHA haber müdürü Ömer Çelik ve haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten 8. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı. ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Yolculuk gazetesinin imtiyaz sahibi Eray Saygın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Hacker grubunun sızdırdığı Bakan Albayrak’a ait e-posta yazışmalarının haberini yapan gazetecileri savcılık, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma”, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek”, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” gibi suçlamalar yöneltti.

Gazeteciler hakkında 23 Haziran 2017’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yakup Ali Kahveci tarafından 2017/3327 No’lu iddianame hazırlandı ve İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Savcı Kahveci iddianamesinde, PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, FETÖ/PDY ve DAEŞ (IŞİD) örgütlerini sayarak, bunların Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal kurumları ve bunları temsil edenlerin yıpratılması konusunda amaçsal birliktelik içinde olduklarını savladı. Savcı Berat Albayrak’ın e-posta adresinin şifresini kıran ve sonra da yazışmalarını kamuoyuyla paylaşan Redhack adlı hacker grubunun ise DHKP-C ile bağlantı içinde olduğunu belirtti. Savcı Kahveci iddianamesinde Redhack’in Albayrak’a ait e-posta yazışmalarını manipüle ettiğini de yazdı.

Gazetecilerin kamu yararı gözeterek yaptığı bu konudaki haberlerle ilgili savcı; “Enerji Bakanı Berat Albayrak ve onun şahsında seçilmiş meşru hükümeti yıpratmayı”, “milli enerji politikasını başarısızlığa uğratmak” ve “hükümet ile Bakan Albayrak’ın DAEŞ terör örgütü ile irtibatlı olduğu algısı oluşturulmaya çalışıldığı” suçlamalarında bulundu. Suçlamaların dayanağı olarak da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca “Çakı” mahlası verilen gizli tanığın beyanlarına yer verildi. Gizli tanığın iddialarına göre, Redhack ele geçirdiği Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını iki farklı mail hesabına yükleyerek, bu hesapların şifrelerini de Twitter üzerinden bir grup gazeteciyle paylaşmıştı. Amaç da son yılların en yaygın suçlama ifadesi olan “algı oluşturmak”tı. Bunun yanı sıra savcı, iddianamede gazetecilerin suçlamaya konu olayın dışında, sosyal medya paylaşımlarına ve Deniz Yücel gibi bir başka davada tutuklanan ve daha sonra salınan meslektaşlarıyla telefon konuşmalarına da “terör örgütü propagandası” ve “terör örgütleriyle ilişki”nin delili olarak yer verdi.

Ayrıca savcı Kahveci, Birgün muhabiri Mahir Kanaat’tan ele geçirilen 17/25 Aralık operasyonları sürecine ait bir polis fezlekesini de Kanaat’a yönelttiği “FETÖ üyeliği” suçlamasının delili olarak gösterdi. Davanın ilk duruşması 24 Ekim 2017’de görüldü. Mahir Kanaat, Ömer Çelik ve Tunca Öğreten’in 304 gündür tutukluluğun ardından karşısına çıktıkları mahkeme heyetine, haklarında tutuklama kararı veren eski 8. Sulh Ceza Hakimi Mustafa Çakar başkanlık etti. Duruşmada gazeteciler savunmalarını yaptı.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Wikileaks’in sitesinde de yer verilen Redhack’in sızdırdığı Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini, çünkü bunda kamu yararı bulunduğunun altını çizerek, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı?” diye sordu. Soruşturmanın e-postaların sızmasından 3 ay sonra başlatıldığına dikkat çeken Okatan, savcının iddianamesindeki hukuksuzluklara ve tutarsızlıklara da işaret ederek, daha önce hükümete yakın basın organlarında yer alan bazı haberlerle iddianame arasındaki paralelliğe işaret etti.

Yolculuk gazetesi imtiyaz sahibi Eray Sargın ise savunmasında, söz konusu e-postaların haber değeri taşıdığını, suçlamaya konu olayın haberleştirilmesinin de basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

Birgün muhabiri Mahir Kanaat de savunmasında gözaltında tutuldukları 24 gün boyunca gizlilik kararı öne sürülerek kendilerine bilgi verilmediğini, haklarındaki suçlamaları Sabah gazetesinden öğrendiklerini anlatarak, “Bize uygulanan ‘gizlilik’ Sabah gazetesine yoktu” dedi. Redhack’in iddianamede bahsi geçen grubu kendilerinin kurarak gazetecileri eklediği açıklamasını hatırlatan Kanaat, sözü edilen mailleri bulundurmadığını ve haberini yapmadığını söyledi. Redhack’in Twitter hesabını takip etmesinin suç olmadığının altını çizen Kanaat, kendisine yöneltilen “FETÖ üyeliği” suçlamasına ilişkin de “Solcu bir ailenin solcu bir ferdiyim. Benim değil bir cemaatçi ile bir araya gelmek, bir sağcı ile selamlaşmam bile mümkün değil. Bu suçlamayı hakaret sayıyorum” ifadesini kullandı.

Savcının iddianamede suçlamasına dayanak yaptığı gazeteci Deniz Yücel ile telefonda görüşmesine ilişkin de Kanaat, “Deniz Yücel bir gazetecidir. Bir hakimin hakimle konuşması neyse, bir gazetecinin de gazeteci ile konuşması odur. Kaldı ki bu isim ‘tespit’ edilmedi, ifademde ben söyledim” diye konuştu. Kendilerine yöneltilen “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” yani hackleme suçlamasını da reddeden Kanaat, 10 aydır hiçbir delil olmadan suçsuz yere cezaevinde tutulduklarını, bu süreçte doğan oğlunun kendisini tanımadığını beyan etti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, iddianamede söz edilen Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik de savunmasını anadilinde, Kürtçe yapmak istediğini beyan ederek, gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyetinde işkence gördüğünü beyan etti. Daha sonra İstanbul’a getirildiğini ve hakkındaki suçlamaları da ancak 24 gün sonra öğrenebildiğini vurguladı.

Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi. Çelik savunmasında Türkiye’deki hukuksuzluklara, OHAL uygulamalarına, basının özellikle de muhalif ve Kürt basınının üzerindeki baskılara da değinerek, değerlendirmelerde bulundu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten ise gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta Redhack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyleyerek başladığı savunmasında, imzalı haberinde iddianamede yöneltilen suçlamaların hiçbiri bulunmadığını vurguladı. Öğreten haberinde ne hükümetin enerji politikası ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunun altını çizerek, bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu kaydetti. Haberde yer alan konulara dair değil de haber yapmalarına dava açılmasının tuhaflığına işaret eden Öğreten, Twitter’daki gruba kendi iradesi dışında eklendiğini, 2 gün sonra çıktığını ve e-postalara da oradan paylaşılan bağlantı üzerinden ulaştığını belirtti. İddianamede takip ettiği Twitter adresleri nedeniyle yöneltilen suçlamalara ilişkin de “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim?” diye sordu.

Suçlamalara konu olayın haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu vurgulayan Öğreten, tahliyesini belirtti. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın da müdahillik talebinde bulunduğu ilk duruşmada tutuklu gazetecilerden Ömer Çelik tahliye edildi. Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten’in ise tutukluluğuna devam kararı verildi.

Kanaat ve Öğreten ise davanın 6 Aralık 2017’de görülen ikinci duruşmasında tahliye edildiler. Tutuklu sanık kalmayan davanın sonraki duruşmaları ise 3 Nisan ve 13 Eylül 2018’de görüldü. Dijital inceleme için bilirkişi raporu beklenen davada, mahkeme heyeti yargılanan gazetecilerin adli kontrollerinin kaldırılması ve el konulan bilgisayarlarının iadesi taleplerini reddetti. Davanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019’da görüldü.

Bir sonraki duruşma ise 16 Nisan 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Sept. 24, 2019, 9:30 a.m.


RedHack Davası’nda 7. duruşmada heyet değişikliği oldu. Yeni heyet Ümit (Başkan), Erhan Akman ve İlayda Karaoğlu’dan oluştu. Hakim, celse arasında gelen belgeleri okudu. Ayrıca dijital materyaller ile ilgili bilirkişi raporunun geldiğini belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosundan savcı İsa Dalgıç’ın 675 nolu KHK ile Ekim 2016’da kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) Haber Müdürü Ömer Çelik ilgili “Terör örgütü propagandası” suçlamasıyla hazırladığı iddianamenin bu dosya ile birleştiği belirtildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Ömer Çelik hakkında, 2015’te yetkilisi olduğu Dicle Haber Ajansı’nda (DHA) “örgüt propagandası yaptığı” iddiasıyla soruşturma başlatmıştı. Ancak Çelik’in aynı suçtan tutuklanıp halen yargılandığını davaya atıf yapan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 Temmuz 2018’de Çelik hakkında takipsizlik kararı vererek dosyayı İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti. Duruşma savcısı önceki celse, Çelik hakkında verilen takipsizlik kararının mevcut dosyaya delil teşkil ettiğini savunarak, takipsizlik kararının kaldırılması için dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini ve yeni bir iddianame hazırlanmasını talep etmişti.

Savcı ara mütalaasında bilirkişi raporunun incelenmesi için sanıklara ve avukatlarına süre verilmesini talep etti. Savcı ayrıca, sanıkların hukuki durumlarında değişiklik olmadığını ifade ederek adli kontrollerinin devamını istedi.

Hakim, sanıklara gelen belgelere dair diyeceğinin olup olmadığını sordu.

Tunca Öğreten sadece gazetecilik faaliyeti nedeniyle yargılandıklarını, bir yıl haksız yere cezaevinde kaldığını söyledi. Aleniyet kazanmış belgeleri kamu adına haberleştirdiğini anlattı. Bu haberlerin dünyada ödül alırken kendisinin bir yıl hapis cezası ile karşılaştığını söyledi. Hiçbir örgüt ile ilişkisi olmadığını belirtti. Her duruşmaya geldiğini ve beraat alana dek gelmeye devam edeceğini aktardı. Beraat talebini iletti.

Derya Okatan, tedbir kararlarının hukuksuz olduğunu düşündüğünü anlattı. Gazetecilik faaliyeti ile yargılandıklarını, tedbir kararının mesleklerini yapmalarına engel olduğunu söyledi. Yurtdışına çıkış yasağının kalkmasını ve duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. El konulan dijital materyallerin iadesini isterken, hayatını kaybeden kuzenine ait olan bilgisayara öncelik verilmesini istedi.

Eray Sargın, dijital materyallerin iadesini, yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını istedi.

Metin Yoksu, mesleklerinin gazetecilik olduğunu hatırlatarak “İki yıldır işimizi yapmaktan vazgeçmedik” dedi. Bu tip yargılamaların diğer gazetecilerin korkmasına neden olduğunu ve kamuoyunun haber alma hakkına zarar verdiğini söyledi. Beraat, dijital materyallerin iadesi, yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması ve duruşmalardan vareste tutulmayı talep etti.

Ömer Çelik’in vekili Özcan Kılıç, hazırlanan yeni iddianamedeki suçlamaların da 2015 tarihli olduğunu, Çelik’in DİHA’daki editör konumu nedeniyle bu iddianamenin hazırlandığını, benzer başka bir soruşturmanın da sürdüğünü söyledi. “Kolluğun davaya yeni bir bilgi gibi bilgi göndermesi yargılamayı olumsuz etkilemeye teşebbüstür” dedi. Ömer Çelik’in duruşmalardan vareste tutulması ve dijital materyallerin, özellikle sanıkların ailelerine ait olan cihazların iadesini talep etti.

Tunca İlker Öğreten’in avukatı Tuba Torun, müvekkiline atılı suçun işlenmediğinin açık olduğunu söyledi. Aleni hale gelmiş belgelerin haber yapıldığını aktardı. Kişisel olan bilgilere dokunulmadan kamu yararı olduğunu düşündüğü konuları derleme haber haline getirdiğini söyledi. Hakim “Esas hakkına savunma yapıyorsun, toparla” uyarısında bulundu. Tuba Torun, kuvvetli suç şüphesi olmadığını, müvekkilinin sadece gazetecilik merakı ile haber yaptığının kabul edilmesi gerektiğini söyledi. Yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını ve dijital materyallerin iadesini istedi.

Duruşmaya saat 11.00’de ara verildi. 11.22’de kararını açıkladı.


Mahkeme heyeti adli kontrol tedbirlerinin devamına;

“Diyarbakır adliyesinde SEGBİS bağlantısı yapılabilecek boş salon bulunmadığından” Ömer Çelik’in birleşen dosya yönünden savunmasının gelecek celse alınmasına, yeni duruşma gün ve saatinin kendisine tebliğine;

Dijital materyalleri imajlarının tam olduğuna dair bilirkişiden görüş sorulmasına, bu görüş olumlu ise dijital materyallerin iadesine, eksik var ise materyallerin bilirkişiye teslimine;

Derya Okatan ve Metin Yoksu’nun vareste talebinin kabulüne;

Ömer Çelik’in avukatının sunduğu vareste talebinin birleşen dosyaya dair savunmasının alınmadığından reddine;

Derya Okatan’ın müdafii Ali Koç’un mazeretinin kabulüne;

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılarak Ömer Çelik yönünden 2019/21566 sayılı soruşturmanın akıbetinin sorulmasına karar verdi.

Davanın 8. duruşması 24 Eylül 2018 günü saat 9.30’da görülecek.


Duruşma Öncesi

9.45’te başlaması beklenen duruşma için sanıklar ve izleyiciler 10.17’de salona alındı. Sanık gazetecilerden Metin Yoksu Diyarbakır’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) ile bağlanacaktı. SEGBİS bağlantısının sağlanamaması nedeniyle duruşma hemen başlayamadı. Heyet salondan ayrıldı. 10.41’de heyet salona döndü. Ömer Çelik ile bağlantı sağlanamadı. Metin Yoksu Batman’dan bağlandı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ndeki standart salonlardandı. Seyircilere 30 sandalye ayrılmıştı. Penceresizdi. Havalandırma iyiydi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, tutuksuz sanık gazeteciler Derya Okatan, Eray Sargın, Tunca İlker Öğreten ve M.K. katıldı. Tutuksuz sanık gazetecilerden Metin Yoksu Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden bağlandı. Ömer Çelik Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nden bağlanacaksa da bağlantı sağlanamadı. Duruşmada dört avukat vardı. Duruşmayı altısı gazeteci 10 kişi takip etti. Duruşma SEGBİS ile kayıt altına alındı.

Genel Gözlemler

Ağır Ceza Mahkemesi’nden duruşmaya bağlanması beklenen Ömer Çelik’in bağlanamamasındaki sorunun ne olduğu salon ile paylaşılmadı. Tutanakta ise “Diyarbakır adliyesinde SEGBİS bağlantısı yapılabilecek boş salon bulunmaması” nedeniyle bağlantının sağlanamadığını görüldü.

6. Standing - Jan. 8, 2019


Hacker grubu RedHack’in 2016 yılında sızdırdığı dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’a ait e-postaların haberleştirilmesiyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/157051 numaralı soruşturma başlatıldı. Ancak soruşturma haberlerde yer alan konularla ilgili değil, haberi yapan gazeteciler hakkındaydı. Daha sonra hazırlanan iddianamede yer verilen bilgiye göre savcılığı harekete geçiren 20 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne e-posta yoluyla yapılan bir ihbardı.

İhbara göre, “terör örgütlerine müzahir 18-19 gazeteci”, Redhack’in sızdırdığı e-postaları aralarında paylaşarak yayımlamaya başlamışlardı. Bu soruşturma kapsamında 6 gazeteci 25 Aralık 2016’da gözaltına alındı. 24 gün gözaltında tutulan gazetecilerden Birgün muhabiri Mahir Kanaat, DİHA haber müdürü Ömer Çelik ve haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten 8. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklandı.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Yolculuk gazetesinin imtiyaz sahibi Eray Saygın ve DİHA muhabiri Metin Yoksu ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Hacker grubunun sızdırdığı Bakan Albayrak’a ait e-posta yazışmalarının haberini yapan gazetecileri savcılık, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma”, “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek”, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” gibi suçlamalar yöneltti.

Gazeteciler hakkında 23 Haziran 2017’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yakup Ali Kahveci tarafından 2017/3327 No’lu iddianame hazırlandı ve İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Savcı Kahveci iddianamesinde, PKK/KCK, DHKP-C, MLKP, FETÖ/PDY ve DAEŞ (IŞİD) örgütlerini sayarak, bunların Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal kurumları ve bunları temsil edenlerin yıpratılması konusunda amaçsal birliktelik içinde olduklarını savladı. Savcıya göre Berat Albayrak’ın e-posta adresinin şifresini kıran ve sonra da yazışmalarını kamuoyuyla paylaşan Redhack adlı hacker grubunun ise DHKP-C ile bağlantı içinde olduğunu belirtti. İddianamede Redhack’in Albayrak’a ait e-posta yazışmalarını manipüle ettiğini de öne sürdü.

Gazetecilerin kamu yararı gözeterek yaptığı bu konudaki haberlerle ilgili savcı; “Enerji Bakanı Berat Albayrak ve onun şahsında seçilmiş meşru hükümeti yıpratmayı”, “milli enerji politikasını başarısızlığa uğratmak” ve “hükümet ile Bakan Albayrak’ın DAEŞ terör örgütü ile irtibatlı olduğu algısı oluşturulmaya çalışıldığı” suçlamalarında bulundu. Suçlamaların dayanağı olarak da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca “Çakı” mahlası verilen gizli tanığın beyanlarına yer verildi. Gizli tanığın iddialarına göre, Redhack ele geçirdiği Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını iki farklı mail hesabına yükleyerek, bu hesapların şifrelerini de Twitter üzerinden bir grup gazeteciyle paylaşmıştı. Amaç da son yılların en yaygın suçlama ifadesi olan “algı oluşturmak”tı. Bunun yanı sıra savcı, iddianamede gazetecilerin suçlamaya konu olayın dışında, sosyal medya paylaşımlarına ve Deniz Yücel gibi bir başka davada tutuklanan ve daha sonra salınan meslektaşlarıyla telefon konuşmalarına da “terör örgütü propagandası” ve “terör örgütleriyle ilişki”nin delili olarak yer verdi. Ayrıca savcı Kahveci, Birgün muhabiri Mahir Kanaat’tan ele geçirilen 17/25 Aralık operasyonları sürecine ait bir polis fezlekesini de Kanaat’a yönelttiği “FETÖ üyeliği” suçlamasının delili olarak gösterdi.

Davanın ilk duruşması 24 Ekim 2017’de görüldü. Mahir Kanaat, Ömer Çelik ve Tunca Öğreten’in 304 gündür tutukluluğun ardından karşısına çıktıkları mahkeme heyetine, haklarında tutuklama kararı veren eski 8. Sulh Ceza Hakimi Mustafa Çakar başkanlık etti. Duruşmada gazeteciler savunmalarını yaptı.

ETHA Haber Müdürü Derya Okatan, Wikileaks’in sitesinde de yer verilen Redhack’in sızdırdığı Berat Albayrak’ın e-posta yazışmalarını, gazetecilik sorumluluğunu yerine getirmek için haberleştirdiklerini, çünkü bunda kamu yararı bulunduğunun altını çizerek, “Devlet sırrının bakanın kişisel mail hesabında ne işi vardı?” diye sordu. Soruşturmanın e-postaların sızmasından üç ay sonra başlatıldığına dikkat çeken Okatan, savcının iddianamesindeki hukuksuzluklara ve tutarsızlıklara da işaret ederek, daha önce hükümete yakın basın organlarında yer alan bazı haberlerle iddianame arasındaki paralelliğe işaret etti.

Yolculuk gazetesi imtiyaz sahibi Eray Sargın ise savunmasında, söz konusu e-postaların haber değeri taşıdığını, suçlamaya konu olayın haberleştirilmesinin de basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirtti.

Birgün muhabiri Mahir Kanaat de savunmasında gözaltında tutuldukları 24 gün boyunca gizlilik kararı öne sürülerek kendilerine bilgi verilmediğini, haklarındaki suçlamaları Sabah gazetesinden öğrendiklerini anlatarak, “Bize uygulanan ‘gizlilik’ Sabah gazetesine yoktu” dedi. Redhack’in iddianamede bahsi geçen grubu kendilerinin kurarak gazetecileri eklediği açıklamasını hatırlatan Kanaat, sözü edilen mailleri bulundurmadığını ve haberini yapmadığını söyledi. Redhack’in Twitter hesabını takip etmesinin suç olmadığının altını çizen Kanaat, kendisine yöneltilen “FETÖ üyeliği” suçlamasına ilişkin de “Solcu bir ailenin solcu bir ferdiyim. Benim değil bir cemaatçi ile bir araya gelmek, bir sağcı ile selamlaşmam bile mümkün değil. Bu suçlamayı hakaret sayıyorum” ifadesini kullandı. Savcının iddianamede suçlamasına dayanak yaptığı gazeteci Deniz Yücel ile telefonda görüşmesine ilişkin de Kanaat, “Deniz Yücel bir gazetecidir. Bir hakimin hakimle konuşması neyse, bir gazetecinin de gazeteci ile konuşması odur. Kaldı ki bu isim ‘tespit’ edilmedi, ifademde ben söyledim” diye konuştu. Kendilerine yöneltilen “Bilişim Sistemini Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme” yani hackleme suçlamasını da reddeden Kanaat, 10 aydır hiçbir delil olmadan suçsuz yere cezaevinde tutulduklarını, bu süreçte doğan oğlunun kendisini tanımadığını beyan etti.

DİHA muhabiri Metin Yoksu ise savunmasında, iddianamede söz edilen Twitter grubuna istek ve iradesi dışında eklendiğini ve grupta yazılanları takip etmediğini söyledi.

DİHA haber müdürü Ömer Çelik de savunmasını anadilinde, Kürtçe yapmak istediğini beyan ederek, gözaltına alındığı sırada ve Diyarbakır Emniyetinde işkence gördüğünü beyan etti. Daha sonra İstanbul’a getirildiğini ve hakkındaki suçlamaları da ancak 24 gün sonra öğrenebildiğini vurguladı. Çelik, “Kralın çıplak olduğunu görmeyelim mi, yazmayalım mı, söylemeyelim mi?” dedi. Çelik savunmasında Türkiye’deki hukuksuzluklara, OHAL uygulamalarına, basının özellikle de muhalif ve Kürt basınının üzerindeki baskılara da değinerek, değerlendirmelerde bulundu.

İnternet haber sitesi Diken’in editörü Tunca Öğreten ise gözaltına alındığında evde MLKP, emniyette DHKP-C, savcılıkta Redhack, mahkemede ise FETÖ ile suçlandığını söyleyerek başladığı savunmasında, imzalı haberinde iddianamede yöneltilen suçlamaların hiçbiri bulunmadığını vurguladı. Öğreten haberinde ne hükümetin enerji politikası ne de IŞİD ile bakanın irtibatlanmasının bulunduğunun altını çizerek, bu temelsiz ilişkilendirmeyi yapanın savcı olduğunu kaydetti. Haberde yer alan konulara dair değil de haber yapmalarına dava açılmasının tuhaflığına işaret eden Öğreten, Twitter’daki gruba kendi iradesi dışında eklendiğini, iki gün sonra çıktığını ve e-postalara da oradan paylaşılan bağlantı üzerinden ulaştığını belirtti. İddianamede takip ettiği Twitter adresleri nedeniyle yöneltilen suçlamalara ilişkin de “Sol örgütleri de IŞİD hesaplarını da takip ediyorum. Bu durumda selefi Marksist miyim?” diye sordu. Suçlamalara konu olayın haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu vurgulayan Öğreten, tahliyesini belirtti.

Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın da müdahillik talebinde bulunduğu ilk duruşmada tutuklu gazetecilerden Ömer Çelik tahliye edildi. Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten’in ise tutukluluğuna devam kararı verildi.

Kanaat ve Öğreten davanın 6 Aralık 2017’de görülen ikinci duruşmasında tahliye edildiler.

Tutuklu sanık kalmayan davanın sonraki duruşmaları ise 3 Nisan ve 13 Eylül 2018’de görüldü. Dijital inceleme için bilirkişi raporu beklenen davada, mahkeme heyeti yargılanan gazetecilerin adli kontrollerinin kaldırılması ve el konulan bilgisayarlarının iadesi taleplerini reddetti. Davanın altıncı duruşması 8 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma ise 16 Nisan 2019’a bırakıldı.



Next Trial: April 16, 2019, 9:45 a.m.


Hakim Ümit Kartlı başkanlığında üye hakimler Erhan Akman ve Özgür Erkan Duruşma’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini alasının ardından salon, saat 10.00’da açıldı.

Önceki celsede alınan karar, duruşmanın 09:45’te başlayacağıydı. Ancak İstanbul dışındaki yargılananların katılımını sağlamak için, bulundukları yerden yapılan SEGBİS bağlantıları nedeniyle gecikme yaşandı. Heyet duruşma salonuna saat 10:15’te geldi. Yargılananlardan Ömer Çelik’in SEGBİS bağlantısı ile duruşmaya katılacağı Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki katip, “Heyet gelmeyecekse, acil bir talimat var, önce onu alalım” dedi. Ancak İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi katibi Mustafa Güven, “Heyet geliyor, başlıyoruz” diyerek bu talebi çevirdi. Heyetin gelmesiyle birlikte celse açıldı.

Mahkeme Başkanı Ümit Kartlı, yargılananların ve müdafilerinin yoklamalarını aldı.

Derya Okatan, Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten duruşma salonunda hazır bulundu.

Ömer Çelik Diyarbakır 10 Ağır Ceza Mahkemesi’nden, Metin Yoksu ise Batman 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nden yapılan SEGBİS bağlantısı ile duruşmaya katıldı.

Yargılananlardan Eray Sargın’ın ise iş yerinden izin alamadığı için duruşmaya katılmadığı beyan edildi.

Davaya müdahil olan eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın avukatı Ferah Yıldız da duruşmaya katıldı. Duruşmada ayrıca Tunca Öğreten’in avukatı Sevgi Kalan Güvercin, Mahir Kanaat’ın avukatı Tolgay Güvercin, Derya Okatan’ın avukatı Ali Koç, Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatı Özcan Karakoç da hazır bulundu. Duruşmaya katılamayan Eray Sargın’ın avukatı Erman Öztürk de mesleki mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı.

Heyet değişikliği nedeniyle eski zabıtların okunmasıyla başlayan duruşmada, bilirkişi raporunun halen gelmediği belirtildi. Heyet Başkanı Ümit Kartlı ayrıca, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nun 04/10/2018 tarih ve 2017/168013 soruşturma No’lu yazıları ile Ömer Çelik hakkındaki 2018/5643 karar No’lu kovuşturmaya yer olmadığı kararı ve eklerinin dosyaya gönderildiğini bildirdi. Söz konusu kovuşturmaya yer olmadığı kararı ise, 2015 yılında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Ömer Çelik hakkında sorumlusu olduğu DİHA’da, “PKK/KCK terör örgütü propagandası yapıldığı” iddiasıyla açılan soruşturma dosyasının yetkisizlik kararıyla gönderildiği İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 10 Temmuz 2018 yılında verilmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu kararında, Ömer Çelik hakkında aynı suçlardan daha önce İstanbul’da soruşturma yapılıp, iddianame hazırlanması ve hali hazırda İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılamanın sürüyor olması nedeniyle, soruşturmanın mükerrer olduğunun anlaşıldığına hükmetmişti. Savcılık kararında, “terör örgütü propagandası suçunun temadi nitelik arz ettiğini, yani bu suçun örgütün varlığının sürmesi, suçlananın da suç ile ilişkisinin gözaltına alındığı ve tutuklandığı tarihten itibaren kesilmiş olduğunu, iddianame düzenlenmesiyle de hukuki kesintinin, yani suç ile şüphelinin bağının sonlandırıldığını gerekçe göstermişti.

Duruşmada ilk olarak savcı mütalaada bulundu. Savcı adli kontrol tedbirlerinin sürmesini ve yargılananlardan Ömer Çelik hakkında bir başka soruşturmada verilen takipsizlik kararının kaldırılmasını ve ek iddianame hazırlanarak bu dosyayla birleştirilmesinin değerlendirilmesi için söz konusu dosyanın savcılığa iadesini istedi.

Mahkeme heyeti başkanı daha sonra beyan ve talepleri için yargılanan gazetecilere söz verdi. İlk olarak söz alan Tunca Öğreten, gözaltına alındıklarında konutunda el konulan bilgisayar ve telefonunun iadesini istedi. Öğreten hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağının da kaldırılmasını talep etti. Öğreten el konulan bilgisayarının iade edilmemesinin ve uygulanan adli kontrol tedbirinin, gazetecilik mesleğini icra etmesine engel oluşturduğunu kaydetti. Daha sonra beyanda bulunan Birgün muhabiri Mahir Kanaat da el konulan cihazlarının iadesini ve yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi. Gözaltına alındığında eşinin ve yeğeninin telefonuna bile el konulduğunu söyleyen Kanaat, davayla ilgisi olmayan üçüncü kişilerin de mağdur olduğunu vurguladı. ETHA’nın haber müdürü Derya Okatan da iki yıldır yargılandıklarını, bir haksızlığa uğradıklarını, bu davanın gazetecilik mesleğinin yargılanması olduğunu kaydetti. Beraat kararı verilse bile mesleki faaliyet açısından açılan yaranın kapanmayacağını ifade eden Okatan da bilgisayar ve telefonlarının iadesi ile yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi. Daha sonra Diyarbakır’dan SEGBİS ile duruşmaya bağlanan Ömer Çelik de aynı talepleri yineledi ve bulunduğu yerden duruşmaya katılmanın güçlüklerinden söz ederek, bunun bile mesleki faaliyeti açısından engelleyici bir durum olduğuna işaret etti ve sonraki duruşmalardan vareste tutulmasını istedi. Batman’dan SEGBİS ile beyanı alınan DİHA muhabiri Metin Yoksu da kendilerine destek veren meslektaşları ve avukatlara teşekkür ederek, duruşmalardan vareste tutulma talebini dile getirdi. Yoksu da el konulan eşyaların iadesi ile yurt dışı yasağının kaldırılmasını istedi.

Ardından mahkeme heyeti başkanı avukatlara söz verdi. Tunca Öğreten’in avukatı Sevgi Kalan Güvercin, yargılamanın 1 yılı aşkın süredir devam ettiğini, müvekkili hakkında talepte bulunduğu yurt dışı yasağının kaldırılması ve el konulan bilgisayar ve telefonunun iadesinin reddine standart gerekçelerle karar verildiğini kaydetti. Avukat Kalan Güvercin, Anayasa Mahkemesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin benzer konularda yapılan başvurularda verdiği kararları hatırlattı. Değindiği kararlarında yüksek mahkemelerin, adli kontrol tedbirine ilişkin kararlarda aynen tutuklulukta olduğu gibi gerekçe belirtilmesine hükmettiğini hatırlatan Kalan Güvercin, yargılamaya konu dosya kapsamında da somut hiçbir şey bulunmadığına işaret ederek, taleplerinin reddinin gerekçesi olmadığını vurguladı. Avukat daha sonra, gazetecilik mesleğini icrası engellenen müvekkili hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılarak, el konulan eşyalarının iadesini istedi.

Bu beyanın ardından saat 10.25’te SEGBİS  bağlantısında sorun yaşandı. Bunun üzerine mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi. Bu esnada katip ve mübaşir SEGBİS’in yeniden çalıştırılması, Diyarbakır ve Batman ile yeniden bağlantı kurulması için uğraştı. SEGBİS’i yeniden çalıştırmaya uğraşan katip, Diyarbakır ve Batman’dan bağlanan Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatı Özcan Karakoç’a, “Hatlar meşgul, müvekkilinizin beyanları alındı, bağlanmadan devam etsek olur mu?” diye sordu. Avukat Karakoç da müvekkillerinin beyanlarının alındığını doğrulayarak, daha fazla gecikme olmaması için SEGBİS bağlantısı yapılmadan devam edebileceklerini söyledi. Ancak büyük olasılıkla mübaşirin mahkeme heyetinin bu konudaki olumsuz görüşünü iletmesi üzerine Diyarbakır ve Batman’daki yargılananların katılabilmesi için, bulundukları kentlerdeki ağır ceza mahkemelerinin duruşma salonları ile bağlantı yeniden kuruldu. Saat 10.40’ta SEBGİS bağlantısının yeniden kurulması üzerine heyet ve duruşma savcısı salona geri döndü. Avukatların beyan ve taleplerinin alınmasına devam edildi.

Mahir Kanaat’ın müdafii Tolgay Güvercin de savcının mütalaasına itiraz ederek, değişen bir hukuki durum bulunmadığını, adli kontrol tedbirinin devam etmesinin gerekçesinin olmadığını kaydetti. Müvekkilinin ve diğer yargılanan gazetecilerin mesleklerini icrasını ve seyahat haklarını engelleyen bu yargılamanın artık bir insan hakları ihlaline dönüştüğüne işaret eden avukat Güvercin de Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını hatırlattı. Güvercin, müvekkili hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılarak, el konulan eşyalarının iadesini istedi.

Ömer Çelik ve Metin Yoksu’nun avukatları Özcan Karakoç da savcının mütalaasına itiraz etti. Ömer Çelik hakkındaki takipsizlik kararının kaldırılması talebiyle ilgili, ek bir iddianame hazırlanmasına gerek olmadığını kaydeden Avukat Karakoç, söz konusu takipsizlik kararına konu suçlamaların, halihazırda yargılaması yapılan dosyadaki suçlamalara konu tarihlerdeki fiiller ile aynı olduğunu bildirdi.

Müşteki Berat Albayrak’ın vekili Ferah Yıldız ise bir diyecekleri bulunmadığını söyledi.


Verilen yaklaşık 15 dakikalık aranın ardından tarafları ve izleyenleri yeniden salona alan mahkeme heyeti başkanı ara kararlarını açıkladı.

Mahkeme heyeti, yargılanan Derya Okatan, Eray Sargın, Ömer Çelik, Mahir Kanaat, Metin Yoksu ve Tunca Öğreten hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbirinin aynen devamına karar verdi.

Mahkeme bu karara dilekçe vererek veya zabıt katibine beyanda bulunarak İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz edilebileceğine hükmetti.

Mahkemenin ara kararlarında ayrıca bilirkişi raporunun beklenmesine, bilirkişinin bir an önce raporunu mahkemeye sunmasına, sunamayacak ise nedenini belirtmesinin istenesine de hükmetti.

Mahkeme savcılığın Ömer  Çelik hakkında takipsizlik kararı verilen dosyaya dair talebini kabul ederek, dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verdi.

Kararında dijital materyallerin iadesini, bilirkişi raporunun ardından değerlendireceğini bildiren mahkeme, yargılananlardan Eray Sargın ile avukatının mazeretlerini kabul ederek, duruşmayı 16 Nisan 2019’a saat 09:45’e bıraktı.


Duruşma Öncesi Duruşma öncesinde herhangi bir açıklama, destek ya da protesto gösterisi gerçekleştirilmedi. Mahkeme Salonu Koşulları Davanın görüldüğü duruşma salonundaki fiziksel koşullar, görülen dava açısından yeterliydi. Sanıklara ve müdafilerine, katılan avukatına ve izleyenlere ayrılan bölümler herhangi bir sıkışıklığa yol açmayacak durumdaydı. Duruşmayı izleyenlerin elektronik aygıtlar kullanmalarına yönelik herhangi bir sınırlama yoktu. Duruşma salonuna erişim ve davayı takip etmek açısından, yargılamanın aleniyeti ilkesini ihlal eder hiçbir sınırlama gözlemlenmedi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmada davanın tarafları dışında, yargılanan gazetecilere destek, gözlem ve haber yapmak amacıyla gelen gazeteciler ile izleyici sıralarında oturan bir avukat (Gülizar Tuncer), 10 kadar takip eden vardı.

Genel Gözlemler

Duruşma salonunda takip edenler açısından zorluk yaratacak bir durum yoktu. Duruşmalarda sıklıkla başvurulan ve çoğunlukla tutuklu sanıklar açısından ceza yargılamasının layıkıyla gerçekleşmesine engel oluşturduğu eleştirilerine neden olan SEGBİS teknolojisinin, mahkeme heyeti ve adliye görevlilerine adeta bir TV kanalının rejisi gibi bir işlevi de yüklediği de görüldü. Mahkeme heyetinin, avukatlarca hatırlatılan yüksek mahkemelerin kararlarına itibar etmeyip adli kontrol kararlarının devamına, gerekçesiz bir şekilde karar vermesi ve hükmünde “aynen devamına” ifadesi kullanması dikkat çekti.

RedHack Trial (Indictment)

RedHack Trial 6. Standing (Minutes of the Hearing)

RedHack Trial 7. Standing (Minutes of the Hearing)

RedHack Trial 8. Standing (Minutes of the Hearing)