Önder Elaldı

“Özgür Gündem Raid” Trial

İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi, Özgür Gündem Gazetesi’ni, 16 Ağustos 2016’da, “terör örgütü propagandası” yapıldığı iddiası ile geçici olarak kapattı. Gazete, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimi sürecinde çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile tamamen kapatıldı. OHAL döneminde, hükümetin Meclis’in onayını almadan çıkardığı KHK’larla pek çok basın yayın kuruluşu kapatıldı.

Geçici kapatma kararını uygulamak üzere polisler Özgür Gündem Gazetesi’nin İstanbul’daki binasına baskın düzenledi. Binaya çıkan sokağın iki yanı polis barikatları ile kapatıldı. Polisler binada arama yaptı, binadaki kişilere kimlik kontrolü yaptı. Bu sırada İstanbul merkezli haber kanlı İMC TV, basına yansıyan gazetenin kapatılma kararı ile ilgili haber yapmak üzere gazete binasındaydı. Polis binaya girdiği sırada İMC TV canlı yayındaydı. Polisin, İMC TV yayınını engellemeye çalıştığı da görüntülere yansıdı.

Baskın sırasında, Özgür Gündem Gazetesi editörü Önder Elaldı’nın da aralarında olduğu 22 kişi darp edilerek ve ters kelepçe ile gözaltına alındı. Bunlardan 17’si gazeteciydi. Baskında gözaltına alınanlar farklı karakollara götürüldüler. Üç günlük gözaltı sürecinin ardından Elaldı ile birlikte gözaltına alınanlar, ifadeleri alınmak üzere savcılığa sevk edildi. Elaldı ve beraberindekiler 18 Ağustos 2016’da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Gözaltına alınan 22 kişi hakkındaki iddianame 27 Eylül 2017’de tamamlandı.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığının 27 Eylül 2017 tarihinde tamamladığı iddianame beş sayfadan oluştu. İddianamenin üç sayfasında 22 kişinin kimlik bilgileri sıralandı. Gazete baskınında görevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi de iddianamede şikayetçi olarak yer aldı.

İddianamesinin dördüncü sayfasından itibaren, Özgür Gündem Gazetesi’ne yönelik polis baskınının nasıl geliştiği özetlendi. Buna göre; İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı görevlilerin, gazete binasının açık kapısından girdiği ve İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararının okunduğu ve arama yapılacağının bildirildiği ifade edildi.

İddianameye göre, bu sırada görüşülen kişi olan Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve Genel Yayın Yönetmeni Zana Bilir Kaya’ya kapatma işleminin nasıl yapılacağının anlatıldığı aktarıldı. Kızılkaya ve Kaya’ya haklarında gözaltı kararının olduğu bildirildi.

İddianamede, gözaltı işleminin uygulanmak istendiği sırada Kızılkaya ve Kaya ile birlikte o sırada gazete binasında bulunanların “görevli polis memurlarına sözlü ve fiziksel mukavemette bulunduğu” öne sürüldü.

İddianamede; “polis memurlarına tehdit içeren sözler söylendiği”, “İMC TV canlı yayının durdurulması istendiğinde de polis memurlarına fiziksel saldırıların gerçekleştiği” iddia edildi.

Polislere, “Buradan kimseyi çıkartamazsınız, siz kimsiniz, sizi tanımıyoruz, aşağılık herifler”, “Şerefsizler, Fethullahçılar bile sizden daha iyiydi, siz AKP’nin polislerisiniz”, “Mahkeme kararını tanımıyoruz, arama yaptırmayacağız, ölmek var dönmek yok”, “Yaptığınız hukuksuzluğu canlı yayında herkese göstereceğiz” sözlerinin söylendiği iddia edildi.

Ancak; iddia edilen bu fiili şüphelilerden hangilerinin işlediğine dair kimlik bilgisi verilmedi.

Polis memurlarının “kademeli olarak güç kullanarak direnmenin sonlandırılmasını istediği” yakalama ve el koyma işlemlerinin yapıldığı iddia edildi.

İddianamede; gözaltına alınanların emniyette susma hakkını kullandığı, savcılıkta ise suçlamayı kabul etmedikleri aktarıldı. Şüpheli olarak tanımlanan gazetecilerin beyanları iddianamede yer almıyor.

Bir sayfalık özetin ardından iddianamede; Eladı ve diğer sanıkların İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı görevlilere işyerinde arama yaptırmamak ve gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü ile genel yayın yönetmeninin gözaltına alınmaması için direnç gösterdikleri iddia edildi. Sanıkların, “hakaret ve tehdit içerir sözler söyledikleri anlaşılmıştır” ifadeleri kullanıldı. Tüm şüphelilerin cezalandırılması talep edildi.

Türk Ceza Kanunu’nun 125/3 maddesiyle düzenlenen “Kamu görevlisine hakaret” ve Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesiyle düzenlenen “Kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlamaları yöneltildi.

Sanıklar hakkında; Türk Ceza Kanunu’nun 125/3 maddesi kapsamında “kamu görevlisine hakaret” suçunu işledikleri gerekçesiyle 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezası istendi.

Sanıklara ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi kapsamında, “Kamu görevlisinin görevini”, “toplu halde” ve “silahla ya da suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanarak engellemek” suçlaması yöneltildi. Bu iddia ile sanıklar hakkında, 1 yıl 6 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Böylece sanıklar hakkında istenen toplam ceza 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası oldu.

Ayrıca sanıkların, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında belli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. Gazeteci Elaldı ve avukatı Özcan Kılıç, duruşmada hazır bulundu. Elaldı, olay günü yaşananları anlattı. Kar maskesi takılı olarak ve uzun namlulu silahlarla içeri giren polislere arama kararını sorduklarını, avukatlarının geldiğini, kimliklerinin toplandığını söyledi. Bilgisayar başında polisler tarafından işlem yapılırken, bir polisin bir kameramanı darp ederek gözaltına almasının ardından herkesin gözaltına alınmaya başlandığını söyledi.

Elaldı, “İkinci kattan çıkışa dek darp edildiklerini, kıyafetlerinin yırtıldığını, emniyet aracında ters kelepçe takılmasına rağmen darp eyleminin sürdüğünü” aktardı. İddianamedeki sözleri sarf etmediğini, bu sözleri sarf edeni duymadığını, polise yönelik “direnmenin olmadığını” belirtti. Beraatını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç ise , binaya gelen ikinci polis ekibinin binadakilere hakaret ettiğini, ters kelepçe taktığını anlattı. Kendisine yönelik de darp ve hakaret içeren eylemlerde bulunulduğunu söyledi. Sanıkları gözaltında ziyaret ettiğinde yüzlerinde ve vücutlarında darp izlerini gördüğünü aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 29 Haziran 2018’da görüldü. Bu duruşmaya şikayetçi polisler G.E. ve M.G. katılmadı. Hakim, polislerin bir sonraki duruşmada hazır edilmesi için zorla getirilmesine karar verdi. Hakim, şikayetçi polis Z.M.’nin ise ifadesinin alınması için görev yaptığı emniyet müdürlüğüne talimat yazılmasına karar verdi.

Yargılamanın 30 Ocak 2019’daki 3. duruşmasında hakim, savunmaları alınmayan gazetecilerle ilgili olarak, savunmalarının alınıp serbest bırakılmaları hususunda yakalama kararı çıkarılmasına karar verdi.

Bu duruşmada, şikayetçi polis G.E.’nin yanısıra dört tanık polis memuru da dinlendi. Şikayetçi polis memuru G.E., “arama yapılırken canlı yayının devam ettiğini, canlı yayını durdurma hususunda uyardıklarını ancak gazetecilerin kendilerini dinlemediğini” iddia etti. Polis G.E., gazetecilerin “aramanın usulsüz olduğunu söylediklerini, sözlü itirazların fiziki mukavemete dönüştüğünü, gözaltına alma işlemi yapacaklarını söylediğinde ise direncin arttığını” öne sürdü. Polis G.E., olay yerinin kalabalık olduğu gerekçesiyle, hangi sanığın, kime, hangi eylemde bulunduğuna dair; isim isim ayrım yapma imkanı olmadığını söyledi. İddianamede, baskın sırasında gazetecilerin söylediği iddia edilen sözleri sıraladı, ancak bunların kimlerin söylediğini hatırlamadığını, onları görse bile “tanıyabileceğini düşünmediğini” ifade etti. Baskın sırasında Emniyet tarafından kayıt yapılıp yapılmadığını ise hatırlamadığını söyledi.

Tanık dört polisin de ifadelerinde “polise mukavemet olduğu”, “polisi tahrik edici sözler söylendiği”, “canlı yayını kapatmaya direnç gösterildiği” gibi iddialar öne çıktı.

Polis memurlarının beyanlarına karşı söz alan avukat Özcan Kılıç, bir müvekkili ile polis arasında gerilim yaşandığını, polis memurlarının gözaltına başladığını, ters kelepçe takıldığını ve mukavemette bulunmanın söz konusu olmadığını söyledi.

Mahkeme baskın sırasında görevli polis memuru G.E.’nin “suçtan zarar görmesi ihtimali” gerekçesiyle davaya şikayetçi taraf olarak katılmasına karar verdi.

Avukat Hazal Pekşen de müvekkillerin baskın sırasında el konulan telefonlarının halen iade edilmediğini söyledi.

Yargılamanın 4. duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü. Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi.

Yargılamanın 5. duruşması 5 Kasım 2019’a görüldü. Bu duruşmada; Hakim, yokluğunda yargılanan sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verdi.

Yargılamanın 6. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Hakim, bu duruşmada da yokluğunda yargılanan sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verdi. Hakim, sanık gazetecilerin, baskın sırasında el konulan telefonları üzerinde herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’ndan sorulmasına karar verdi.

Yargılama, 2 Haziran 2020 tarihinde görülecek yedinci duruşma ile sürecekti. Ancak, duruşma pandemi ilan edilen “coronavirüs” salgını karşısında Türkiye’de alınan tedbirler kapsamında, görülmeden 22 Ekim 2020 tarihine ertelendi.

7. Standing - June 2, 2020


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında görevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü. Şikayetçi ve tanık polisler dinlendi. Polisler olay günü yaşananları anlattı.

Yargılamanın dördüncü duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü. Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, baskında el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan diğer malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmasının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın beşinci duruşması 5 Kasım 2019’da görüldü. Baskın sırasında el konulan cep telefonlarının nerede olduğu, üzerlerinde hangi işlemin yapıldığı öğrenilemedi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın altıncı duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Sanık gazetecilerin, baskın sırasında el konulan telefonları üzerinde herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na sorulmasına karar verildi

Yargılamanın yedinci duruşması 2 Haziran 2020 tarihine bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2020, 9 a.m.


Duruşma, pandemi ilan edilen “coronavirüs” salgını karşısında Türkiye’de alınan önlemler kapsamında görülmeden ertelendi.

Bir sonraki duruşma 22 Ekim 2020 tarihine bırakıldı.

6. Standing - Feb. 25, 2020


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında gödevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü. Şikayetçi ve tanık polisler dinlendi. Polisler olay günü yaşananları anlattı.

Yargılamanın dördüncü duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü. Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, baskında el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan diğer malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmasının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın beşinci duruşması 5 Kasım 2019’da görüldü. Baskın sırasında el konulan cep telefonlarının nerede olduğu, üzerlerinde hangi işlemin yapıldığı öğrenilemedi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın altıncı duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: June 2, 2020, 9:40 a.m.


Duruşma, 09:40 saatinin belirlenmesine rağmen 35 dakika gecikme ile başladı. Mahkeme hakiminin yerini alması ile başlayan duruşmaya, sanıklar ve müştekiler katılmazken, avukatları hazır bulundu.

Celse arasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu tarafından Taksim Şehit Haşim Usta Polis Merkezi Amirliği’ne yazılan yazıya yanıt verildiğini açıklayan hakim, gözaltına alınan gazetecilerin el konulan dijital materyallerinin akıbetine ilişkin bilgi verildiğini söyledi.

Cevapta, iki telefon ve bazı dijital materyallerin tespit edilemediği, görevli polis hakkında soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Ardından söz alan Avukat Sercan Korkmaz, gelen belgeleri inceleyeceklerini, sonraki duruşmada beyanda bulunacaklarını belirtti. Diğer avukatlar da aynı beyanda bulundu.

Avukat Hazal Pekşen Demirhan, hakkında yakalama kararı bulunan sanık gazetecilerin dosyalarının ayrılmasını talep etti. Demirhan, adli emanette bulunan dijital materyallerin taraflarına iadesini istedi.


Ara kararını açıklayan mahkeme hakimi, yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanık gazetecilerin yakalanmalarının beklenmesine karar verdi.

Avukatların süre talebi kabul edilirken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosuna yazı yazılarak, sanık gazetecilerin el konulan telefonlarına dair her hangi bir işlem yapılıp yapılmadığının bildirilmesi istendi.

Davanın 7’inci duruşması 2 Haziran 2020 tarihine, saat 09:40’a bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve izleyiciler X-Ray cihazından geçirildi. Duruşmanın görüleceği koridorda güvenlik bariyeri bulunmuyordu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu, Çağlayan Adliyesindeki standart salonlardandı. Seyirciler için 10 kişilik yer ayrılmıştı. Duruşma salonunda pencere bulunmuyordu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, P24, DİSK Basın İş, Gazetecileri Koruma Komites (CPJ) Türkiye Temsilcisi Özgür Öğret ve MLSA izledi.

Gözlemler

Mahkeme hakimi, duruşmanın geç başlaması nedeniyle avukatlardan özür diledi. Sanık gazetecilerin el konulan telefonlarının akıbetinin bildirilmemesine karşı mahkeme hakimi, bu durumun dosyayı karara çıkarmaları konusunda da zorladığını söyledi.

5. Standing - Nov. 5, 2019


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında gödevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü. Şikayetçi ve tanık polisler dinlendi. Polisler olay günü yaşananları anlattı.

Yargılamanın dördüncü duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü. Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, baskında el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan diğer malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmasının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın beşinci duruşması 5 Kasım 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 9:40 a.m.


Yeni gelen evrakların dosyaya eklenmesiyle duruşma başladı.

Hakim, gözaltına alınan gazetecilerin el konulan malzemelerinin nerede olduğu ve iadesiyle ilgili Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazılan müzekkereye cevap geldiğini söyledi. Cevapta soruların Taksim’deki Haşim Usta Polis Merkezi’ne sorulması gerektiğinin yazıldığını aktardı.

Hakim, Emniyet’in soruşturma sırasında tutulan tüm tutanakları göndermiş olması gerektiğini ifade etti.

Avukat Özcan Kılıç söz alarak, davaya konu baskının polis tarafından kameraya çekildiğini hatırlattı. Mahkemenin bu görüntüleri izlemesinin, davayı sonuçlandırmaya yeteceğini ifade etti.

Hakim, Emniyet’in bu görüntüleri göndermediğini böyle bir görüntü olmadığı yönünde cevap verdiğini belirtti.

Ardından hakim, ifadeleri alınmayan dört gazeteci hakkındaki yakalama kararının halen infaz edilmediğini söyledi. Avukat Kılıç, gazeteciler Amine Demirkıran, Günay Aksoy, Bayram Balcı ve Ersin Çaksu’nun yurtdışında olduğunu söyledi.


Hakim, Taksim Haşim Usta Polis Merkezi’ne gözaltı sırasında el konulan eşyalarla ilgili yazı yazılmasına karar verdi. Bu yazıda, verilecek yanıta soruşturma aşamasında tutulan tüm tutanakların eklenmesinin de isteneceğine karar verildi.

Mahkeme; yurtdışında oldukları için duruşmaya katılmayan sanıklar Amine Demirkıran, Günay Aksoy, Bayram Balcı ve Ersin Çaksu’nun yakalanmalarının beklenmesine hükmetti.


Duruşma Öncesi:

  1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin o günkü ikinci duruşmasıydı. İlk duruşma saati 9:30, ikinci duruşma saati 9:32, üçüncü duruşma saati ise 9:33 olarak belirlenmişti. Salonun önünde bekleyen birkaç kişi vardı.

Duruşma:

Duruşma 9.35’de başladı. 9.43’te sona erdi.

Mahkeme Salonu Koşulları:

Salonda izleyiciler için sekiz kişilik oturma alanı bulunuyordu. Salon küçük olduğu için mikrofon kullanımına gerek kalmadı.

Duruşmaya Katılım:

Duruşmaya avukatlar ile Mezopotamya Ajansı ile Medya ve Hukuk Derneği katıldı.

4. Standing - June 19, 2019


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında gödevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü. Şikayetçi ve tanık polisler dinlendi. Polisler olay günü yaşananları anlattı.

Yargılamanın dördüncü duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü.



Next Trial: Nov. 5, 2019, 9:30 a.m.


Yeni gelen evrakların dosyaya eklenmesiyle duruşma başladı.

Hakim, 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “Özgür Gündem Ana Davasının” iddianamesinin mahkemeye gönderildiğini açıkladı. Mahkemeden asıl istenenin gözaltına alınan gazetecilerin el konulan malzemelerinin iadesiyle ilgili olduğunu ancak mahkemenin bunun yerine iddianameyi gönderdiğini belirtti. Avukatlar, el konulan malzemelerin akıbetini, Emniyet ve savcılıktan öğrenemediklerini söyledi.

Avukat Özcan Kılıç, Özgür Gündem Gazetesi’nin beş katlı binasına yapılan baskında el konulan malzemeleri bile geri aldıklarını, ancak bu davada sanık olan 22 gazetecinin malzemelerine hala ulaşamadıklarını belirtti.

Avukat Hazal Pekşen de el konulan telefonların her birinin kime ait olduğuna dair tutanak bulunduğunu söyledi. Emniyet’e yazı yazılarak, bu telefonlar hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulmasını istedi.

Başka bir davadan tutuklu bulunan Özgürlükçü Demokrasi editörü Reyhan Hacıoğlu’nun SEGBİS ile mahkemeye bağlanması bekleniyordu ancak Hacıoğlu diğer davalarda olduğu gibi mahkemeye katılmayacağını beyan etti. Avukatı, Hacıoğlu’nun duruşmalardan vareste tutulmasını istedi. Hacıoğlu’nun karar aşamasında mahkemede hazır bulunacağını belirtti.

Hakim, dört sanık hakkındaki yakalama kararının hala infaz edilmediğini söyledi ve “Bu kişilere ulaşsak da davayı bitirsek” dedi. Avukat Özcan Kılıç, bu dört kişinin yurtdışında bulunduğunu, avukatları olarak kendisinin beyanda bulunabileceğini belirtti.

Kılıç son olarak baskın sırasında İMC TV kamerasının canlı yayında olduğunu, ayrıca Emniyet’in de kendi kamerasıyla baskını kayıt altına aldığını belirtti. Hakimden, karar vermeden önce bu görüntülerin izlenmesini istedi.


Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi. Yurtdışında oldukları için duruşmaya katılmalan sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verdi.


Duruşma öncesi

  1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin o günkü ilk duruşmasıydı. Duruşma öncesi kimse yoktu.

Mahkeme salonu koşulları

Salonda izleyiciler için 8 kişilik oturma alanı bulunuyordu. Salon küçük olduğu için mikrofon kullanımına gerek kalmadı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sadece avukatlar ile Mezopotamya Ajansı, P24 internet sitesi Medya ve Hukuk Derneği (MLSA) raportörleri katıldı.

3. Standing - Jan. 30, 2019


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında gödevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: June 19, 2019, 9:30 a.m.


Yeni gelen evrakların dosyaya eklenmesiyle duruşma başladı. Duruşmada Özgür Gündem Gazetesi’ne baskında görevli beş Terörle Mücadele polisi şikayetçi ve tanık olarak dinlendi.

Polis G. E. ifadesinde, kapatma kararı tebliğ edilirken, gazetedekilerin “Arama sırasında canlı yayının devam ettiğini, bu konuda kendilerini uyardıklarını ancak yapılan işlemin usulsüz olduğunu söyleyerek önce sözlü mukavemette bulunduklarını, sonra yavaş yavaş fiziki mukavemete dönmeye başladığını” söyledi.

Hakimin “fiziki mukavemeti” anlatmasını istemesi üzerine polis G.E., “Ufak ufak bizi ittirdiler. Gözaltına almak istediğimizde direnç başladı. Grup birlikte hareket ediyordu. ‘Siz AKP’nin polislerisiniz, FETÖ’cüler bile sizden iyiydi’ diyorlardı” ifadelerini kullandı.

Polis M. A. da zemin katta görevli olduğunu, gelen bağırış sesi üzerine sesin geldiği yere gittiklerini söyledi. Polis, “Gittiğimizde görevli polis arkadaşlarımıza zorluk çıkarıyorlardı. Direniyorlardı, bunu sözlü slogan atarak, polise karşı tahrik edici sözler söyleyerek, fiziki direnerek yapıyorlardı” dedi. “Fiziki direnme”yle ilgili hakimin sorusunu “Memur arkadaşlara engel olmak için önlerinde durup direniyorlardı” dedi. “Fiziki olarak vurma oldu mu” sorusunu ise “Evet, kesinlikle bir hücum oldu” diyerek yanıtladı.

Polis V. D, en üst katta görevli olduğunu, canlı yayın yapıldığını arkadaşlarından duyduklarını ve aşağı indiklerini söylerken “Binayı boşaltmalarını istedik, çıkmadılar. Saldıran da oldu, benim tişörtüm yırtıldı, güneş gözlüğüm kırıldı. Yapan kişiyi bilmiyorum, kargaşa vardı” dedi.

Polis K. T, canlı yayını görünce müdahalede bulunduklarını, “kademeli gözaltı” yaptıklarını, “koridor yapıp” araca götürdüklerini; sanıkların cam masayı “üzerlerine attıklarını, daha doğrusu iteklediklerini, polisler de müdahale etmek durumunda kaldığını” söyledi. Polis, “En az iki kişi hakaret etti, alay ettiler, gülmeye başladılar” dedi.

Polis M. T. de “Biz onları dışarı çıkarmaya çalışırken üzerimize saldırdılar” dedi. Sözlü ve fiziki dirençle karşılaştıklarını ifade etti.

Hakim, tüm tanıklara tek tek, sanıklar özelinde suçlama olup olmadığını ve bahsettikleri fiziki mukavemetin nasıl gerçekleştiğini sordu. Tanık polisler; “ittirdiler”, “hücum ettiler”, “cam masayı bize attıklarını hatırlıyorum, yani iteklediler” gibi yanıtlar verdi. Polisler, sanık gazetecilerin iddianamede yer alan hakaretleri de ettiğini, ancak kimin hangi sözü söylediğini hatırlayamadıklarını söylediler.

Avukat Özcan Kılıç, bahsettikleri gün kendisinin de Özgür Gündem binasında olduğunu, bir müvekkil ile polis arasında gerilim yaşandığının doğru olduğunu ancak mukavemetin söz konusu olmadığını, gözaltı sırasında ters kelepçe yapıldığını söyledi.

Avukat Cemal Polat, tanık beyanlarını kabul etmediklerini, gazetede çalışanlarının birçoğunun kadın olduğunu, mukavemetin söz konusu olmadığını söyledi.

Avukat Hazal Pekşen de müvekkillerin baskın sırasında el konulan telefonlarının iade edilmediğini söyledi. Emniyet’in kendilerini Özgür Gündem ana davasının görüldüğü İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yönlendirdiğini ancak bu davanın sanıkları ile o davanın sanıklarının ayrı olduğunu, bu karışıklığın çözülmesini istedi.

Duruşmaya 5 dakika ara verildi.


Aranın ardından karar açıklandı.

Savunmaları alınmayan gazetecilerin savunmalarının alınması için duruşma ertelendi. Bir sonraki duruşma 19 Haziran 2019 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

  1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin o günkü ilk duruşmasıydı. Duruşma öncesi kimse yoktu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Salonda izleyiciler için sekiz kişilik oturma alanı bulunuyordu. Salon küçük olduğu için mikrofon kullanımına gerek kalmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya, üç avukat ile P24 ve MLSA raportörleri katıldı.

Genel Gözlemler

Duruşma yaklaşık 1 saat sürdü. Hakim, tanık polisleri dikkatle dinlerken, avukatlara çok kısa söz hakkı verdi. Avukatlar konuştuğu süre boyunca gözlerini elindeki dosyalardan ayırmadı ve tanığa soru sormak isteyen bir avukata “Bugün sadece sizin dosyanız yok” dedi.

Hakim, yöneltilen “fiziki mukavemet” suçlamasının nasıl gerçekleştiğine değinmeyen tanık polislere üst üste ayrıntılı sorular yöneltti. Hakaret suçlamasını hangi sanığa yönelttiklerini sordu.

“Özgür Gündem Raid” Trial (Indictment)

“Özgür Gündem Raid” Trial 3. Standing (Minutes of the Hearing)

“Özgür Gündem Raid” Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

“Özgür Gündem Raid” Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

“Özgür Gündem Raid” Trial 6. Standing (Minutes of the Hearing)

“Özgürlükçü Demokrasi Newspaper” Trial

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konuldu.

Hakimliğin “kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Elaldı da, hakkında gözaltı kararı verilen isimler arasında yer aldı. Elaldı, adresinde bulunamadı. Gazetenin editör ve yöneticilerinden 7 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü götürüldü. Gözaltına alınanlar 7 gün boyunca İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi’nde tutuldu.

Avukatlar, sanıkların neden gözaltına alındığını, sanıklara yöneltilen suçlamaları gözaltı işlemleri devam ederken öğrenemedi. Çünkü soruşturma dosyası üzerinde “kısıtlılık” kararı alınmıştı. Bu bilgilere, sanıklar Emniyet’ten savcılığa sevk edildiğinde erişilebildi.

Bir hafta süren gözaltı işlemlerinin ardından gazeteciler, İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Gazeteciler, savcılıkta ifade verdikten sonra, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Gözaltına alınanlardan 6’sı hakkında “silahlı terör örgütü üyesi olmak” iddiasıyla tutuklama kararı verildi. Gazete çalışanlarından birisi ise mahkeme kararı ile serbest bırakıldı.

Gözaltına alınamayan Önder Elaldı ve diğer beş hakkında ise 18 Nisan 2018’de yakalama kararı çıkartıldı.

Soruşturma sonunda Elaldı ile birlikte 13 gazeteci ve medya çalışanı hakkında iddianame hazırlandı. Hakkında soruşturma yürütülen beş gazeteci hakkında ise takipsizlik kararı verildi.

Önder Elaldı ve diğer isimler hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 22 Mayıs 2018’de tamamlandı.

Gazeteci Önder Elaldı ile birlikte gazetenin çalışan ve editörlerinin de aralarında bulunduğu 14 kişi hakkındaki iddianame İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu Savcılığı tarafından 22 Mayıs’ta hazırlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden yedisi gazeteciydi.

İddianamede Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgür Gündem Gazetesi, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından başlayan Olağanüstü Hal (OHAL) yönetiminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmıştı. Hükümetin, Meclis’in onayına başvurmadan çıkardığı KHK’lerle çok sayıda basın yayın kuruluşu kapatılmıştı. Özgürlük Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan tüm sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi. Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi. Savcı, “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Bu haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğu” iddia edildi. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığı” öne sürüldü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınları için iddianamede şu ifadelere yer verdi:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) “propaganda” ve “ajitasyon” anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

İddianamede ayrıca, “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtlarına da gözaltına alınanların evlerinde el konuldu. Bu kayıtlar iddianamede delil olarak yer aldı.

Savcı gazeteyle ilgili olarak iddianamede, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği, gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Elaldı ile ilgili değerlendirme ve iddialar iddianamenin 66’ıncı sayfasında yer aldı. Bu bölümde Elaldı’nın daha önce Özgür Gündem gazetesinde muhabirlik yaptığı bilgisine yer verildi: “Kapatılan örgütsel gazetede muhabirlik yapmış olan şüphelinin bölücü terör örgütünün propaganda ve ajitasyon amaçlarına yönelmiş basın yapılanmasıyla organik bağının devamı olarak ‘Özgürlükçü Demokrasi’ gazetesinde de bir dönem editörlük yaptığı…”

Savcı, iddianame kapsamında diğer gazetecilerle ilgili yaptığı öne sürdüğü ifadeleri Önder Elaldı için de kullandı: “Örgütünün yayını olarak çıkarılan her iki gazetede terör örgütünün bölücü ve şiddet içerikli ideolojisinin, korkutucu gücünün yayılması, örgütün meşru ve haklı gösterilmesi, örgüt lehine uluslararası kamuoyu ve destek oluşturulması amaçlarına yönelmiş sözde haber ve açıklamaları hazırlamakla görevli olduğu…”

Ayrıca Elaldı’nın evindeki arama sırasında el konulan “Yüreğimi Dağlara Nakşettim - Gurbetelli Ersöz”, “Hep Kavgaydı Yaşamım - Sakine Cansız” ve “Gün Işığında Zap - Ahmet Tahir” isimli kitaplar suç delilleri arasında gösterilerek, “örgüt ideolojisine uygun şekilde dizayn edilmiş kapak fotoğraflarının tespit edildiği, hatta ‘Gün Işığında Zap’ isimli kitabın arka kapağında bölücü terör örgütünün işaret ve amblemiyle fotoğrafı çekilmiş silahlı teröristlerin görseline yer verildiği” ifadeleri kullanıldı.

Önder Elaldı hakkında; Türk Ceza Kanunu’nun 314/2 maddesi kapsamında “Silahlı Örgüt Üyeliği” iddiasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istendi. Bu cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması istendi. Böylece Elaldı hakkında, “Silahlı Terör Örgütü Üyeliği” iddiasıyla 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

Elaldı hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca belli haklardan mahrum bırakılması talep edildi.

İddianame, 22 Haziran 2018’de, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Önder Elaldı, ilk duruşmaya katılmadı. Hakkında 18 Nisan 2018’de yakalama kararı verildi. Ancak, yargılama süreci boyunca yakalanamadı. Bu yüzden duruşmalara katılmadı. Yargılamanın tüm duruşmalarında mahkeme heyeti başkanlığını aynı hakim yürüttü.

Elaldı ile birlikte yargılanan 7’si gazeteci 14 kişi hakkındaki yargılama 28 Haziran 2019 tarihli 6’ıncı ve son duruşma ile karara bağlandı.

Bu duruşmada; haklarındaki yakalama kararı uygulanamayan Elaldı ve 5 gazeteci hakkındaki dosyanın ayrılmasına karar verildi. Buna göre Elaldı ve 5 gazeteci hakkındaki yargılama yokluklarında sürüyor.

Mahkeme heyeti başkanı; Hicran Urun, Reyhan Hacıoğlu, İshak Yasul’a “örgüte yardım etmek” suçlamasıyla her birine ayrı ayrı 3 yıl 1 ay 15’er gün hapis cezası verildi. Yasul’a ayrıca “örgüt propagandası” yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 6 ay 22 gün, Mehmet Ali Çelebi’ye de “yardım etmek” suçlamasıyla 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar’a da silah bulundurmaktan 10 ay hapis cezası verdi. Mahkeme, Hacıoğlu, Çelebi ve Yaşar için cezaevinde geçirdiği süreyi dikkate alarak tahliye kararı verdi.

Karar duruşmasında haklarında yakalama kararı bulunan Elaldı ve beş gazetecinin dosyasının ayrılarak yargılamalarının devam etmesine karar verildi.

Dava kapsamında Elaldı hakkındaki yargılama yokluğunda sürüyor.

5. Standing - June 28, 2019


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2018 günü görüldü. Gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 21 Şubat 2019’da görüldü. Dosyanın esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesine karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 10 Nisan 2019’da görüldü. Savcılık esas hakkında mütalaasını açıkladı. Gazetecilerin; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme olarak örgüt yayınlarını basmak ve yayınlamak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla cezalandırılması talep edildi.

Yargılamanı son duruşması ise 28 Haziran 2019’da görüldü.


Mahkeme Başkanı, sanıkların taleplerini beyan etmelerini istedi.

Mehmet Ali Çelebi, “Eleştiri ve düşünce özgürlüğü üzerindeki tutuklama gölgesinin kaldırılmasını talep ediyorum” dedi.

Çelebi “iddianamenin ‘kürdofobi’ anlayışıyla hazırlandığını” ifade etti.

İddianamede aleyhine delil olarak gösterilen imzalı bir haberi bulunmadığını, gazetede yayınlanan ve kendisinin hazırlamadığı haberlerin sıralandığını belirtti. “Delil bulunamadığı için evimde bulunan kitap ve dergiler iddianameye konulmuş. Bunlar yasal bir şekilde satılan, birçok kitapçıda bulunabilen yayınlardır. Satışı legal bir şekilde yapılan yayınlar hakkında okuyucu suçlanamaz” diye konuştu.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin de vergi denetiminde bir gazete olduğunu, bu davaya kadar herhangi bir yasak ya da yargılama konusu olmadığını belirtti.

Nisan 2019’daki bir önceki duruşmada tahliye edilen gazete editörü Hicran Urun da gazetenin yasal statüsüne vurgu yaptı. Birçok haberinin yanısıra, bilgisayarlarında bulunan Kürtçe şarkıların iddianameye delil olarak eklendiğini hatırlattı.

“Bu davada bizim yaptığımız haberler de değil, gazetenin yayın politikası yargılanıyor” diye konuşan Urun, Kıbrıs’taki Afrika Gazetesi’yle ilgili davanın, Özgürlükçü Demokrasi davasıyla benzerliğine değindi.

Hakkındaki adli kontrol şartının kaldırılmasını talep etti.

Urun’la aynı duruşmada tahliye edilen yazıişleri müdürü İshal Yasul, yaptığı kısa savunmada, üzerine savunma yapabileceği somut bir delil bulunmadığını söyledi.

Tutuklu gazeteci Reyhan Hacıoğlu, sözlerine “15 aydır gazeteci olduğumu ispat etmeye çalışıyorum. Bana ait olmayan materyaller ve yapmadığım haberler nedeniyle özgürlüğümden alıkonuluyorum” diye başladı.

Kendisine ait olmayan birçok haberin yanısıra, milletvekilleriyle yaptığı iki röportajın iddianameye konulduğunu söyledi. Bu haberlerin hiçbirinin suç teşkil etmediğini ve soruşturmaya konu olmadığını ifade etti. Üye olduğu tek örgütün, DİSK Basın-İş olduğunu ve bunun da bir meslek örgütü olduğunu belirtti.

Hacıoğlu, davanın Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyonu sırasında yapılan haberleri konu aldığını hatırlattı.

“Haberlerimiz birini rahatsız ediyorsa işimizi doğru yapıyoruz. İddianamede talimat aldığımız iddia ediliyor ama talimat almayı mesleğime saygısızlık kabul ederim” diye konuştu.

Savaş muhabiri Şerif Turgut’un “Toplu ölümleri kanıksatmalarına izin vermeyin” sözünü hatırlayarak habercilik yaptığını söyledi ve bir Washington Post yazarından yaptığı alıntıyla devam etti: “Hiçbir gerçek, bir ülkeye bir yalan kadar zarar veremez.”

Hacıoğlu’nun ardından tutuksuz sanık M.F., SEGBİS ile mahkemeye bağlandı.

Avukatlar beraat taleplerini sundu. Mahkeme karar için duruşmaya ara verdi. Karar okunurken gazeteciler ve sanık yakınları, mahkeme başkanının emriyle salona alınmadı.


“Silahlı terör örgütü üye olmak” suçlamasından yargılanan Çelebi’ye “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçundan 3 yıl 9 ay gün hapis cezası verildi.

Çelebi “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Mahkeme aldığı toplam ceza miktarını göz önünde bulundurarak Çelebi’nin tahliye edilmesine karar verdi. Çelebi’ye yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

İshak Yasul “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yargılanıyordu ancak “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına; “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasından ise 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Suçu ve suçluyu övme, halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” suçlamalarından beraat etti. Yasul’a yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Hicran Urun da “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasından yargılanıyordu “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Urun’a yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Reyhan Hacıoğlu, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasından yargılanıyordu “üye olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. “Terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlama” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından beraat etti. Mahkeme aldığı toplam ceza miktarını göz önünde bulundurarak Hacıoğlu’nun adli kontrol tedbiriyle tahliye edilmesine karar verdi. Hacıoğlu’na yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Haklarında yakalama kararı olan Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı ve D.U. hakkındaki dosya ayrılarak yargılamanın devam etmesine karar verildi.


Duruşma öncesi

Saat 11.15’e kadar duruşmayı izlemek için gelen gazeteciler ve sanık yakınları bariyerin ardındaki duruşma salonunun önüne alınmadı.

Mahkeme salonu koşulları

Mahkeme salonu 30 izleyici kapasiteliydi. Gazeteciler ve sanık yakınlarının izlediği duruşmada salon doluydu.

Duruşmaya getirilen üç tutuklu sanığa yedi cezaevi jandarması eşlik etti. Adliyede görevli bir kadın güvenlik görevlisi de salonun girişinde duruşma boyunca bekledi.

Duruşmaya katılım

Duruşmada üç tutuklu ve dört tutuksuz sanık ve dört avukat hazır bulundu. Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan (TGS) bir avukat, P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma

10:30’da başlaması öngörülen duruşma 11:00’da başladı. 12.54’te karar için ara verildi. Mahkeme Başkanı, aranın 1 saat süreceğini söyledi. Karar 2 saat 20 dakika sonra açıklandı. Mahkeme Başkanı, karar sırasında sadece avukatların ve sanıkların salona alınmasını söyledi. Sanık yakınları ve gazeteciler içeri alınmadı.

Mahkeme Başkanı, salondaki sanıkların beyanları sırasında, SEGBİS’den gelen gürültü üzerine, SEGBİS personeline seslendi ve gürültü yapmamaları için sert bir şekilde uyardı.

Mahkeme Başkanı, sanıkların konuşmaları boyunca sanıklara hiç bakmadı ve elindeki kağıtları okudu.

4. Standing - April 10, 2019


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2018 günü görüldü. Gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 21 Şubat 2019’da görüldü. Dosyanın esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesine karar verildi.

Yargılamanın dördüncü duruşması 10 Nisan 2019’da görüldü.



Next Trial: June 28, 2019, 10:30 a.m.


Duruşmada savcı, tüm sanıklar hakkında ceza ve tutukluluk devamını talep ettiği esas hakkındaki mütalaasını sundu.

Sanıklar esas hakkındaki mütalaaya karşı sözlerinde suçlamaları reddetti ve tahliye talep etti.

Sanık avukatları tahliye ve esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma için ek süre talep etti. Savcı soruşturmanın genişletilmesi talebi olmadığını söyleyerek esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.

Hicran Urun, Mehmet Ali Çelebi, İshak Yasul ve Reyhan Hacıoğlu’nun “silahlı terör örgütüne üye olma”, “zincirleme olarak terör örgütlerinin yayınlarını basmak ve yayınlamak”, “silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçlarını işledikleri iddiasıyla cezalandırılmalarını istedi.

Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı’nın dosyalarının ayrılmasını talep etti.

Sanıklar esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarını yaptı. Hepsi suçlamaları reddetti.

İhsak Yasul, atılı suçun somut delili olmadığını, ifade ve basın özgürlüğünün dikkate alınması gerektiğini söyledi. Örgüte üyeliği olmadığını, propaganda iddiasına dayanak olarak gazete haberleri gösterildiğini aktardı. “Örgüt yayını basmak” iddiasına karşın ise “Gazetecisiniz, açıklamayı vermek zorundasınız” dedi. “Kanıt yokken gazetecilik faaliyeti üzerinden yargılanıyoruz. İddia makamı ‘sen üyesin, değilsen kanıtla’ diyor. Ben nasıl kanıtlayacağım. Kanıtlaması gereken iddia makamı” dedi.

Yasul 25 yaşında olduğunu, öğrenci olduğunu, eğitim durumunun bir yıllık tutukluluk nedeniyle ortadan kalktığını belirterek tahliyesini talep etti.

Mehmet Ali Çelebi, bir yıldır tutuklu olduklarını, cezaevi koşullarının oldukça ağır olduğunu söyledi. Cezaevindeki koşulları şöyle sıraladı:

“İletişim halkımız engelleniyor. İstediğimiz gazeteler verilmiyor. İstediğimiz radyoları dinleyemiyoruz. İstediğimiz kanalı izleyemiyoruz. En ufak itiraz olduğunda insanlar tecride alınıyor, haklarından mahdum bırakılıyor. Bu çerçevede onlarca cezaevinde insanlar açlık grevinde.”

Çelebi açlık grevindeki insanlar hakkında bilgi verirken hakim “Savunmasını sordum” diye sözünü kesti. Çelebi “Bu koşullarda savunma yapmaya çalışıyoruz” diyerek savunmasına devam etti.

“Gazetecilik suç değildir. Hiçbir güç gazeteci ile halk arasındaki iletişime bariyer olmamalı. Yargının cezaevindeki gerçeği trajediyi de görmesi gerekiyor” sözleri üzerine hakim tekrar “Toparla artık” dedi. “Bir gazetede çalıştı diye suçlamamalı kimse. İddia makamı somut olarak ortaya koymalı. Soyut temeller üzerinden iddia ortaya konmuş” diyen Çelebi tahliyesini talep etti.

Hicran Urun “Yargılanan gazetecilik. Gazeteciliği savunmaya çalıştık. Bugün Türkiye’deki basın davaları bu ülkenin adaletinin utancıdır. Yüzlerce binlerce basın yayın organı var. İnsan binlerce farklı fikir duyacağım diyebiliyor ama her biri sadece iktidarın söylemlerini yayıyor. İnsanlar sesini duyuramaz olmuşlar. Biz bu sesleri duyup duyurmaya çalıştık. Bu ayıbın bir an önce son bulmasını diliyorum” dedi.

Tüm sanıkların avukatı Özcan Kılıç, üyelik suçlamasına dair iddianamede dayanak olmadığını söyledi, tahliye talebini iletti, savunma için ek süre istedi.

Hicran Urun ve Mehmet Ali Çelebi’nin avukatı Sercan Korkmaz tahliye talebini dile getirdi ve süre istedi.

İhsak Yasul’un avukatları Nurefşan Torunoğlu Yasul, Müslüm Kocaoğlu ve Taha Enes Yasul tek tek söz aldı.

İhsak Yasul’un hakkında gözaltı kararı olduğunu öğrenince kendisinin emniyete gittiğini, öğrenci olduğunu, iddiaların iddia aşamasında kaldığını, şüpheden öte delil olmadığını, tutuklamanın bir tedbir uygulaması olduğunu belirttiler. Basın ve ifade özgürlüğüne vurgu yaptılar. Tahliye ve esas hakkında mütalaa için süre istediler.

Avukat Taha Enes Yasul’un “Mütalaaya katılmamız mümkün değil vicdandan hukuktan insanlıktan uzak karardır” sözleri üzerine mahkeme başkanı “Sözlerinize dikkat edin, eleştirebilirsiniz, insanlıktan uzak sözünü düzeltin” şeklinde müdahalede bulundu.


Mahkeme heyeti, karar için verdiği 15 dakikalık aranın ardından kararını, seyircileri salona almadan, basını, avukatları ve sanıkları salona alarak açıkladı.

Mahkeme İhsak Yasul ve Hicran Urun’un üzerine atılı suçun mahiyeti, tutuklulukta geçirmiş oldukları süreler, İhsak Yasul bakımından eğitim durumu, Hicran Urun bakımından dosyaya yansıyan savunmaları dikkate alınarak yurtdışına çıkış yasağı ve haftada bir polis karakoluna imza atmak şeklindeki adli kontrol ile tahliyelerine karar verdi.

Tutuklu diğer sanıklar İ.Y., Mehmet Ali Çelebi ve Reyhan Hacıoğlu’nun tutukluluklarının devamına karar verdi. Haklarında yakalama kararı bulunan Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı hakkında yakalama kararlarının beklenmesine karar verdi.

Sanık avukatlarına esas hakkında mütalaaya karşı savunma için süre verilmesine karar verdi ancak İhsak Yasul avukatlarının esasa ilişkin savunmalarını yaptıkları gerekçesiyle bu taleplerini reddetti.


Duruşma Öncesi

10.45’te başlaması gereken duruşma 14.08’de başladı. Basın mensupları koridora ve salona izleyicilerden önce alındı. Bir sorun yaşanmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonunda izleyiciler için 30 sandalye ayrılmıştı. Penceresiz. Normal büyüklükteydi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya tutuklu sanıklar İhsak Yasul, İ.Y., Mehmet Ali Çelebi, Hicran Urun ile tutuksuz iki sanık katıldı. Tutuksuz bir sanık Yüksekova’dan Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) sistemi ile duruşmaya katıldı. Sanıkların yanında 11 jandarma görevlisi vardı. Duruşmayı dört gazeteci ve sanık yakınları izledi.

Genel Gözlemler

Mahkeme Başkanı, sanıklar açlık grevlerinden söz ettiği sırada savunmalarına müdahale etti. Avukat Taha Enes Yakul’un “Mütalaaya katılmamız mümkün değil vicdandan hukuktan insanlıktan uzak karardır” sözlerin üzerine mahkeme başkanı “Sözlerinize dikkat edin, eleştirebilirsiniz, insanlıktan uzak sözünü düzeltin” şeklinde müdahalede bulundu. Duruşma Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBIS) ile kayıt altına alındı. Tutuklu sanıklar kelepçe ile salona getirildi. Salona girişte kelepçeleri açıldı.

3. Standing - Feb. 21, 2019


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2018 günü görüldü. Gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın üçüncü duruşması 21 Şubat 2019’da görüldü.



Next Trial: April 10, 2019, 10:45 a.m.


Duruşma saat 14.40 sularında beş tutuklu sanık ve iki tutuksuz sanık ile avukatlar Özcan Kılıç, Sercan Korkmaz, Savaş İşliyen, Taha Enes Yasul ve Nur Efşan Torunoğlu Yasul’un huzura alınmasıyla başladı.

Tutuklu sanıklar mahkeme salonuna kelepçeli bir şekilde getirildi. Salonda kelepçeleri açılarak, jandarma erleri ile birlikte sanık sandalyelerine yerleştiler.

Duruşma başında barodan atanan avukatlar Simge Karal Yavuz ve Amine Bilir’in sanıkların özel müdafii bulunduğu için görevlerinin sonlandırılmasına karar verildi ve salondan ayrıldılar.

Ardından mahkeme başkanı, “Tutuklu sanıkların tahliye talepleriyle başlayalım” dedi ve tutuklu sanıklar sırayla söz aldı.

İhsak Yasul, neredeyse bir yıldır tutuklu olduklarını, iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyleyerek tahliye talep etti.

Mehmet Ali Çelebi “11 aydır hem hayatımız hem özgürlüğümüz çalınmış durumda. Bunun dışarıdakiler için bir baskı aracı olarak kullanılmaması gerekiyor” diyerek tahliye talep etti.

Reyhan Hacıoğlu, gazeteciliğin suç olmadığını belirtmek istediğini söyleyerek başladığı beyanında, 21 Şubat Anadil Günü’nü kutladı.

Ardından “Şu anda 156 cezaevinde 300’ü aşkın tutsak açlık grevinde” ifadelerini kullanan Hacıoğlu’nun sözünü kesen Mahkeme Başkanı, “Bu bizi ilgilendirmez, bu yargılamanın konusu değil” dedi. “Biz içeride de dışarıda da gazeteciyiz, bunu hatırlatmak istedim” diyen Hacıoğlu tahliyesini istedi.

Hicran Urun, “İddianamenin neredeyse tamamı haberlerden oluşuyor. Burada halkın haber alma hakkı ve özgür basın yargılanıyor. Türkiye’de demokrasi ve adalet artık bir ütopyadır” dedi ve tahliyesini istedi.

Sanıklardan sonra avukatlar sırayla söz aldı.

Tüm tutuklu sanıkların avukatı Özcan Kılıç, mahkemeye bir dilekçe sunarken, “Dilekçemde adil ve hakkaniyetli bir yargı yapılmadığını belirtiyorum. Başından beri iddianameye itiraz ettik. Müvekkillerden Hicran’ın yaptığı, bir haber bile önüne konmadı. 8 Mart’tan bir fotosu, 1 SMS konuldu. Gazetede sigortalı çalışan olduğu için tutuklu. Diğer bir müvekkil Mehmet Ali aynı zamanda bir yazar. Evinde el konulan ve iddianameye eklenen dergiler de yazarı olduğu dergiler. Dosyada hangi yazının suç içerdiği yazılmamış. Salih Müslüm’ün telefon numarasının rehberinde bulunması bir suç değil” diye konuştu.

Tüm sanıkların tahliyesini isteyen Kılıç, “Gazetenin yayın çizgisini burada yargılananlara yükleyemezsiniz. Tutukluluk süreleri bir yıla yaklaştı. Ben müvekkillerime neden içeride olduklarını izah edemiyorum” dedi.

Urun’un avukatı Sercan Korkmaz, soruşturma ve kovuşturma dosyasında somut delil bulunmadığını söyleyerek tahliye talep etti.

Yasul’un avukatı Savaş İşleyen, iddianamede örgüt üyeliği suçlamasına sadece gazetecilik faaliyetlerinin delil gösterildiğini, gazetecilerin bu şekilde yargılanamayacağını söylerken, dosyaya göre tutuklama tedbiri gerektirecek hiçbir şey olmadığını, müvekkilinin üniversite öğrencisi olduğunu ifade etti.

Hukukun hukukçular tarafından askıya alındığını, IŞİD dosyalarında açıkça şiddete bulaşmış kişiler tahliye edilirken, her dosyada farklı uygulamalar yapıldığını söyledi.

Yasul’un avukatı Taha Enes Yasul, müvekkilinin “sadece gazetede haber yayınlama eyleminden tutuklu olduğunu” söyledi.

Nur Efşan Torunoğlu Yasul de uzun tutukluluk gerekçesiyle tahliye talep etti.

Ardından savcının mütalaasına geçildi.

Duruşma savcısı, mütalaasında yakalama kararı tebliğ edilmeyen sanıkların dosyalarının ayrılarak, yargılanmalarına başka bir dosyada devam edilmesini, diğer sanıklar hakkındaki adli kontrol ve tutukluluk tedbirlerinin devamını istedi.


Tutuklu sanıklar Hicran Urun, İhsan Yaşar, İshak Yasul, Mehmet Ali Çelebi, Reyhan Hacıoğlu’nun tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Haklarında yakalama kararı bulunan ve yakalama emirleri infaz edilemeyen Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy, Önder Elaldı ve Davut Uçar’ın yakalama kararlarının gereğinin yerine getirilmesinin beklenilmesine,

Dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak için savcılığa gönderilmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

11.30’da başlaması öngörülen duruşma 14.40’da başladı. Duruşmanın görüleceği mahkeme salonunun bulunduğu koridorda, 27 akademisyenin yargılandığı bir dava görülmekteydi. Sabah saatlerinde akademisyen duruşmasına gazetecilerin girmesine izin vermeyen güvenlik görevlileri, Özgürlükçü Demokrasi duruşmasının başlaması öngörülen 11.30’tan itibaren ise sadece akademisyenlerin duruşmasını izleyecek gazetecilerin koridora girmesine izin vermeye başladı. Saat 14.30’a kadar Özgürlükçü Demokrasi davasını takip edecek gazetecilerin duruşmaya girmesine izin verilmedi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu 30 izleyici kapasiteliydi. Sanık müdafiisi olarak sekiz avukat, izleyici olarak beş avukat, gazeteciler ve sanık yakınlarının hazır bulunduğu salon doldu. Beş tutuklu sanığa 11 jandarma görevlisi eşlik etti. Bir jandarma sanıklar, avukatlar ve mahkeme heyetinin bulunduğu alana açılan kapının önünde, ikisi kadın ve erkek sanıkların arasında, diğerleri sanıkların arka sırasındaki sandalyelerde duruşmayı bekledi. Duruşmaya katılım Duruşmaya beş tutuklu sanık, bir tutuksuz sanık, 5-6 gazeteci, Af Örgütü gözlemcisi bir avukat ve sanık yakınları katıldı. Aynı gün saat 12.00’da Çağlayan Adliyesi’nde, Cumhuriyet gazetesi davası hükümlüleri için düzenlenen Adalet Nöbeti’ne katılan gazeteci, milletvekili ve aktivistler duruşmayı takip etmedi.

Genel Gözlemler

Duruşmaya verilen arada tüm izleyiciler salondan, ardından da mahkeme salonunun bulunduğu koridordan, barikatların diğer tarafına çıkartıldı. Güvenlik görevlileri, orada bulunan gazetecileri ve tutuksuz sanıkları da çıkartmaya çalıştı, mübaşir gazetecilerin ve tutuksuz sanıkların çıkmasına gerek olmadığını söyledi. Karar açıklanırken, mahkeme başkanı gazetecilerin ve sanık yakınlarının salona girmesine izin vermedi. Sadece sanıklar ve avukatları aldı. Tutuklu sanıklar salona kelepçeli getirildi. Duruşma salonunda bulunan jandarma şefi, tutuklu sanıkların duruşma salonundaki yakınlarıyla konuşmasını engelledi.

2. Standing - Dec. 6, 2018


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Savcı, gazeteyle ilgili şu iddiaları sıraladı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu yargılanan gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Yargılamanın ikinci duruşması 6 Aralık 2018 günü görüldü.



Next Trial: Feb. 21, 2019, 11:30 a.m.


Mahkeme heyetinin yerini almasıyla, 2.5 saat gecikmeli olarak, 13:00’de başladı.

Sanıklara ait dijital inceleme raporlarına ilişkin bilirkişi raporlarının dosyaya geldiği görüldü.

Gazetenin editörü Reyhan Hacıoğlu, şu beyanda bulundu:

“Evde bulunan bütün materyaller bana aitmiş gibi gösterilmiş. Arama sırasında da benim olmadığını ifade etmiş, ve bunu tutanağa geçirmiş olmama rağmen bilirkişi raporu tüm materyaller bana aitmiş şeklinde düzenlenmiş. Bilirkişi raporunda da suç teşkil eden bir durum yok. Bilgisayar ile ilgili durumu savunmamda söylemiştim, söz konusu bilgisayar da gazete ortak kullanımında olan bir bilgisayardı.

Mahkeme Başkanı, araya girerek, “YPG’lilerin bulunduğu fotoğraflar var bunlara ilişkin ne diyeceksin? diye sordu.

Hacıoğlu, “Onlar bana ait olan materyaller değil, geçen duruşmada da belirtmiştim” yanıtı verdi.

Hacıoğlu, beyanlarını şu şekilde sürdürdü:

“Bizim şahsımızda gazetecilik yargılanıyor. Hukuki bir süreçten ziyade siyasi bir süreç işliyor. İfade özgürlüğüne dönük bir darbe söz konusudur. Biz hakikat gazeteciliği yapan gazetecileriz. Bütün haberlerimiz gerçeklere dayalıdır, toplumdan saklananları dile getirmek için gazetecilik yapıyoruz.

Türkiye artık her gün gazetecilerin gözaltına alınıp tutuklandığı bir ülke oldu. Gazetecilik faaliyetlerimden dolayı 8 aydır tutukluyum. Bizim tüm faaliyetlerimiz gazetecilik faaliyetidir.”

Gazetenin tutuklu editörü Hicran Urun şu savunmayı yaptı:

“Önceki duruşmada bilirkişi raporuna dair beyanlarda bulunmuştum. Burada bizim ‘örgüt üyesi olduğumuz ifade ediliyor. Ancak bunlara delil olarak bilgisayarımdaki Kürtçe şarkılar, masa başında çalışırken çekilmiş fotoğrafım ve mailimdeki bir basın açıklaması metni delil olarak gösteriliyor. Bunlar örgüt üyeliğine delil değildir. Muhalif olduğumuz için bugün burada yargılanıyoruz.

Son zamanlarda ‘soğan terörü’ ve ‘boşanma terörü’ nitelendirilmeleri ile de karşı karşıya kalmaya başladı. Her şeyin bu kadar kolay terörize edildiği bir yerde iktidarın yönetme krizi var demektir.

Bizlerin örgüt üyesi olmadığımızı siz bizden daha biliyorsunuz. Uzun zamandır aynı adreste yaşıyorum. Sabit ikametgah adresim var. Örgüt üyesi olmanın koşulları nelerdir, bunlar yasalarda belirlenmiştir. İddianamedeki suçlamalar mesnetsizdir, hukuki değildir. Tahliyemi talep ediyorum.”

Hakim, dosyada Neşe Özgen ile Urun arasındaki bir e-postayı kastededek, “Neşe Özgen kimdir, ne diye yardımcı oluyordu?” diye sordu.

Hacıoğlu, “Neşe Özgen, Yunanistan’da yaşayan bir akademisyendir. Kendisi Yunanca bir çeviri için yardımcı oldu” yanıtını verdi.

Daha sonra gazetenin Sorumlu Yazı işleri Müdürü İshak Yasul’un beyanlarına geçildi.

Hakim; Yasul ile ilgili İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki bir başka dosyanın birleştirilmesi talebi yönündeki müzakereye yanıt geldiğini belirterek, yargılama dosyalarının birleştirilmesini kabul edip etmediğini sordu.

Yasul, kendisinin bu talepte bulunduğu belirterek, dava dosyalarının birleştirilmesini istedi.

Yasul, şu savunmayı yaptı:

“Buradaki yargılama gazetenin yayın çizgisine dair bir yargılamadır. Yayın çizgisine herhangi bir etkim yok. Sorumlu yazı işleri müdürlüğü, hukuki bir zorunluluktur. Bunu beyan etmek zorundasınız. Diğer gazetelerde de bir denetleme sansür amacından ziyade kanun gereği böyle olmalıdır.”“

Hakim, burada beyanları keserek, “Bunun sorumluluğunu bilerek bu görevi almadın mı?” diye sordu.

Yasul, soruya yanıt vererek, beyanlarını şöyle sürdürdü:

“Evet ama bu bir denetleme görevi değildir. Birçok gazetede sayısız müdür vardır. Kimi yerde kanunen gerekli olduğu, kimi yerlerde işleri kolaylaştırmak için beyan ediliyor. Onun dışında zaten denetleme gibi bir olanağım yok. Devam eden okulumdan dolayı da belli sürede gazeteye gidebiliyordum.

Birçok mesleki gruptan gazetelere müdür olan çok örnekler vardır. Editörün yaptığı habere müdahale etme şansımız yoktur. Görevi yürüttüğüm sürede beş altı dava açıldı. Bunlar da devam ediyor.

Üyelik ile yargılandığımız halde hakkımda gözaltı kararı olduğunu öğrenince emniyete gidip ifade vermek istedim, gözaltına alındım. Örgüt üyesi olan birisi kendisi ifadeye gider mi? Kaçmaz mı? Tahliyemi talep ediyorum.”

Daha sonra gazete editörü Mehmet Ali Çelebi’nin beyanlarına geçildi. Çelebi, şu beyanda bulundu:

“Raporda da görüldüğü gibi benimle ilgili herhangi bir haber, fotoğraf, yazı yazdığıma dair bir şey yok. Orada sadece günlük olarak birkaç sohbet ayrıca bir haberle ilgili ileti söz konusudur. Dolayısıyla suç unsuru olarak değerlendirebilecek bir şey söz konusu değildir.

Binlerce yıllık toplumsal zenginliği yansıtan bir coğrafyada yaşıyoruz. Binlerce yıllık birikimi, zenginliği olan bu coğrafyaya gazeteciliğin bu şekilde yargılanması hak edilmeyecek bir durumdur.

Türkiye’nin, Mısır ve diğer ülkelerin yaptığı muamelenin aksine gazeteciliğe farklı bir şekilde yaklaşması gerekiyor. Hükümetler değişebilir, önemli olan yargının objektif değerlendirmesidir. Basın özgürlüğünü demokrasinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmek zorundadır.

Mahkeme Başkanı, “tahliye talebine gelelim” diyerek, sözlerini kesti. Çelebi, şöyle devam etti:

“8 aydır özgürlüğüm tutukludur. Mağdur ediliyoruz, gazetecilik yargılanarak gazetecilik hapis edilerek aynı zamanda sansür de bir şekilde hayata geçirilmek isteniyor. Türkiye’nin basın özgürlüğünün geleceği için basın yargılamalarının durdurulmasını talep ediyorum. Tahliyemi talep ediyorum.

Sanıkların beyanlarından sonra avukatların beyanlarına geçildi. İlk olarak söz alan Özcan Kılınç, şunları söyledi:

“Geçen celse bilirkişi raporu vardı. İncelemiştik hakikaten çok ciddi bir örgütsel delil yok. Bildiğimiz klasik şeyler. Bunlar üyeliğe delil değildir.

PTT Genel Müdürlüğü’nün yazısı var. Gazetenin İmralı’ya gönderildiğine dair bir yazıdır. Beni rahatsız eden bir durum. Özgür Gündem de aynı şekilde İmralı’ya gidiyordu. Alındı belgeleri geliyordu. İade edilenler de geri geliyordu. Burada da aynı sistem var. Böyle dosya hazırlanmaz. Gazeteler dağıtımla her yere gidebilir. Yasak yayın değil ki.

Propaganda Afrin’den ibaret değildir. Başka haberler var, bunlara değinilmiyor. Mehmet Ali Çelebi, propaganda yapacak bir nosyonu yok. Dış haberlerle ilgilenir. İshak Yasul emniyete ifade vermeye gittiğinde gözaltına alındı, tutuklandı. Örgüt üyesi gibi görülemez. Örgüt üyeliğinin kıstaslar var. Hepsi ailelerinin evinden alındı. Hiçbirinin illegal bir yönü, durumu yok.

Burada Afrin operasyonu, devletin bir konseptidir. Bu dosya militarist bir dosyaya dönüşmüş. Operasyondan bir hafta önce basın mensupları çağrıldı. ‘Haberleri bu şekilde yapın’ denildi. Bu açıktan yapıldı. O çerçevenin dışında haber yapılmadı.”

Avukat Nurefşan Torunoğlu, İshak Yasul’e ilişkin beyanlarda bulundu:

“Kendisini ifadeye götürdüm, kaçma şüphesi olan örgüt üyesi olan bir insan emniyete gitmez bu bakımdan bile müvekkilimin tutuklu bulunmasının hiçbir anlamı yok. Ülkede hukuk yok ama hukuk bir kurumu olan tutuklama iliklerimize kadar yaşatılıyor bizler. Müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum.”

Avukat Müslüm Kocaoğlu ise şunları söyledi:

“Burada yargılanan bir gazetedir. ‘Örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” suçu istinat ediliyor. Ama bunun koşulları yoktur. Dosya kapsamında yargılanan bir gazete var bu yargılamayı ya da dosyayı kriminalize etmek amacıyla istinat edilen suçlamalardır, kabul etmiyoruz.

Örgüt üyeliğinin koşulları yasalarda belirlenmiştir. İstinat edilen suçların işlendiğine dair somut ve inandırıcı delil bulunmaktadır. Bunun dışında müvekkilimim 8 aydır tutukludur. Bu tutuklama maddi ve manevi zararlara götürmektedir.

Müvekkilimin kaçma şüphesi yoktur. Bunu gösteren somut bir delile de görünmektedir. Sabit adres sahibidir. Kendi işini yapmaktadır. Bunların göz önünde bulundurularak, tahliyesini talep ediyoruz.”

Avukat beyanlarından sonra savcı, adli kontrol yükümlülüğünün yetersiz kalacağı gerekçesiyle tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamını talep etti.

Savcı, adli kontrol şartı bulunanların bu yükümlülüğünün iş hayatlarını etkilemeyecek şekilde yeniden düzenlenmesini istedi.

Mahkeme heyeti, karar için duruşmaya ara verdi.


Mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma tarihi için 21 Şubat 2019 günü belirlendi.

Dosyanın, esas hakkında mütalaanın hazırlanması için savcılığa gönderilmesine karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüleceği İstanbul Çağlayan Adliyesi’nin ana girişinde kalabalık nedeniyle uzun kuyruklar vardı. Sarı basın kartı gazeteciler de vatandaş girişinden binaya giriş yaptı. Girişlerde çantaların yanı sıra kemer, saat, gözlükler de X-Ray cihazından geçirildi. Ardından güvenlikçiler tarafından da elle üst araması yapıldı.

Duruşma salonunun bulunduğu koridorun girişine de bariyer konulmuş ve bir güvenlik görevlisi konumlandırılmıştı. Herhangi bir engelle karşılaşılmadan duruşma salonunun bulunduğu alana geçildi.

Duruşmanın başlaması için 10:30 saati belirlenmişti. Ancak duruşmanın başlaması öğlen arasından sonraya kaldı. İzleyiciler duruşma salonuna 12.30’da girdi. Savcı da aynı saatte yerini alırken, mahkeme heyeti 13:00’de yerini aldı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkemenin görüleceği duruşma salonu Çağlayan Adliyesi’ndeki standart duruşma salonlarından birisiydi.

Salonda izleyiciler için 30 kişilik oturma sırası vardı. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) için iki adet ekran kurulmuştu.

Duruşmayı izlemek üzere salon dışında bekletilen olmadı.

Dosya kapsamında tutuklu bulunan gazetenin imtiyaz sahibi İshak Yasul ve gazete editörü Mehmet Ali Çelebi jandarma eşliğinde salona, ayrı bir giriş kapısı olmadığı için normal izleyici kapısında salona getirildi. Salona girişleri sırasında ellerinden birinin bir jandarma görevlisiyle birlikte kelepçelendiği görüldü.

Hicran Urun ve Reyhan Hacıoğlu da daha sonra 6 jandarma eşliğinde izleyici kapısından salına getirildi. Kelepçeler sanık sandalyesine oturulduğu sırada söküldü.

Duruşmaya Katılım

Tutuklu sanıklar Hicran Urun, Reyhan Hacığlu, Mehmet Ali Çelebi ile İshak Yasul duruşmada hazır bulundu. Duruşma sanık yakınları ve avukatların dışında CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile çeşitli basın organlarında çalışan beş gazeteci izledi. Duruşma salonunda 30’un üzerinde izleyici olduğu için bazı sanık yakınları duruşma salonuna giremeyerek, salon önünde beklemek zorunda kaldı.

Duruşmada güvenlik amacıyla tutuklu sanıklarla birlikte cezaevinden gelen 9 jandarma görevlisi de duruşma salonunda sanık ve izleyiciler arasında ayakta bekledi.

Genel Gözlemler

Mahkeme heyeti, sanık ve sanık avukatlarının beyanlarını dinlerken, notlar aldı. Mahkeme Başkanının tüm sanıkların beyanlarda bulunduğu sırada sözlerini keserek, sorular sormasının yanı sıra yargılamaya dair değil de duruşmanın erken bitmesi için uyarı niteliğinde uyarılarda bulunduğu gözlendi.

Duruşma salonun küçük olmasından dolayı salona giremeyen izleyiciler, içerideki izleyicilerle ara ara yer değiştirdi. Ancak bir süre sonra Mahkeme Başkanı, “Han kapısı değil, öyle girip çıkamazsınız” diye sert bir uyarıda bulundu. Bunun üzerine giriş kapısına bir güvenlik görevlisi görevlendirilerek, kimsenin giriş ve çıkışına izin verilmedi.

Tutuklu sanıkların su talepleri karşılanmadı.

Beyanlar SEGBİS sistemiyle kayıt altına alındığı için duruşma sonunda bu beyanlar, avukatlara verilen tutanaklara geçmedi.

Karar için ara verildiği sırada tutuklu sanıklar salon girişinin yanında ayakta bekletilirken, yakınlarının kendileriyle iletişim kurmasına jandarma tarafından izin verilmediği görüldü.

1. Standing - Sept. 12, 2018


Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 3 Nisan 2018 tarihli kararı ile Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ne “kayyum” olarak atandı. Böylece gazetenin yönetimine “el konulmuş” oldu. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin öncesinde ve sonrasında pek çok gazete yönetimine aynı yöntemle el konulmuştu.

“Kayyum” kararının ardından Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanı 19 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Gazeteciler Fırat Benli, Yılmaz Yıldız, Ersin Çaksu, Günay Aksoy ve Önder Elaldı evlerinde bulunmadıkları için gözaltına alınmadı. Haklarında yakalama kararı çıkarıldı.

Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyeliği” iddiasıyla tutuklanarak cezaevine götürüldü.

Gazeteciler ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, 22 Mayıs 2018’de tamamlandı. İddianamede yer alan 14 kişiden dokuzu gazeteciydi.

İddianamede; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin devamı olduğu iddia edildi. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’ni çıkaran yayıncı şirketin adresinin Özgür Gündem Gazetesi’nin yayıncı şirketi ile aynı olması da söz konusu iddiaya delil olarak gösterildi.

67 sayfalık iddianamenin 52 sayfalık bölümünde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 20 Ocak - 27 Mart 2018 tarihleri arasından yayımlanan sayılarındaki haberlerin başlıkları ve kısa içeriklerine yer verildi.

Delil olarak konulan haberlerin büyük bir bölümü, Türkiye’nin 21 Ocak 2018’de başlattığı Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’e yönelik sınır ötesi askeri operasyon ile ilgiliydi.

Savcı, haberlerde “askeri harekatın işgal olarak nitelendirildiğini” belirtti. Bu haberlerin “olumsuz bir algı oluşturmak amacını güden gerçeğe aykırı haberler” olduğunu öne sürdü. Haberlerin “örgüt lehine, devlet aleyhine yalan haberler olduğunu” iddia etti. Haberlerle “terör örgütü propagandası yapıldığını” öne sürdü.

Savcı, gazetenin Afrin operasyonu ile ilgili yayınlarını şu ifadelerle suçladı:

“Gazetenin her nüshasının tamamında, özellikle Afrin Harekatı karşısında bölücü terör örgütünü haklı göstermek adına, KCK Basın Komitesi’yle ilgili (…) ‘propaganda’ ve ‘ajitasyon’ anlayışına uygun bir çizginin örgütsel olarak takip edildiği ortadadır.”

Gazetecilerin, evlerinde el konulan; “Kürt basınının” 1990 yılından beri tutulmuş arşiv kayıtları da iddianamede deliller arasında gösterildi.

Gazeteyle ilgili şu iddialar sıralandı:

“Ülkemiz aleyhine yayımlandığı aşikar olan sözde gazetenin isyana davet ve şiddete teşvikin mümkün olmadığı demokratik bir toplum düzeninde masum görülemeyeceği; gazete içerikleri kamu yararı, ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün korunması amaçlarıyla bağdaşmadığından basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve korunmasının olanaklı olmadığı…”

Gazeteciler Hicran Urun, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi; “silahlı terör örgütü üyesi olmak”, “zincirleme şekilde terör örgütlerinin yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “zincirleme şekilde terör örgütü propagandası yapmak” suçlamaları yöneltildi. Haklarında 10 yıldan 29 yıla kadar hapisle cezası talep edildi.

Yargılamanın ilk duruşması, 12 Eylül 2018’de, İstanbul 23 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.



Next Trial: Dec. 6, 2018, 10:30 a.m.


Duruşma kimlik tespiti ile başladı.

Duruşma başında avukat Özcan Kılıç, ilk savunmayı gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul’un yapmasını talep etti. Mahkeme Başkanı, Kılıç’a sesini yükselterek, “Siz işimizi bize öğretmeyin” dedi. Mahkeme Başkanı, sık sık tutuklu gazetecilerin savunmalarını keserek, sorular yöneltti.

Duruşmada ilk olarak İhsan Yaşar savunma yaptı. Yaşar’ın ardından gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul savunma yaptı. Yasul, şunları söyledi:

“İddianamede somut iddialar yok. Bu gazete tüm gerekli mercilere gidiyor. Yayınladığı gün savcılık tarafından kontrol ediliyor. Bir suç olduğunu bilsem kendim, gözaltına alınmadan iki gün önce adliyeye gelip ifade vermezdim. 67 haber iddianamede yer alıyor. Bu gazete birçok kesime hitap ediyor. Bir olay varsa gazeteci tüm tarafların görüşlerini yansıtmak zorundadır. Tüm gerçekliği topluma gösterir. İddianamede talimatla haberler yapıldığını söylüyor. Soyut iddialar üzerinden suçlama yapmış, adeta hakaret edilmiş. Ben öğrenciyim. Editöryal bağımsızlık var.”

Başkan: Basın kanunun 11. Maddesinden haberdarsın değil mi?
Yasul: Evet, haberdarım. Benim günde çıkan yüz haberi denetlemek gibi bir imkanım yok
Başkan: Bana gazetecilik tanımını yapar mısın bir inşaat öğrencisi olarak?
Yasul: Halkın haber alma hakkını sağlamaktır. Benim kişisel görüşümdür. O gazetede iddianamede yer alan haberlerin dışında da haberler yer alıyor.
Başkan: Ben suç olanları okuyorum. Merak etme. Beni bu iddianame dışındaki haberler ilgilendirmez. Ne sıklıkla gidersin gazeteye.
Yasul: Haftada 3-4 gün giderim.
Başkan: İnşaat mühendisliği okuyorsunuz? Daha önce gazeteciliğe dair bir ilgin var mıydı?
Yasul: Siz bugün stajyer avukattan hukuku tam olarak anlatmasını isteyebilir misiniz? Öğreniyor değil mi?
Başkan: O hukuk okuyor ama…
Yasul: Ama öğreniyor.
Başkan: Peki. Geçelim bu konuyu artık. Gazetenin haber akışı nereden sağlanıyor. Neredeyse gün gün cepheden haber geçiyorsunuz?
Yasul: Ajanslardan haberler alıyoruz. Hem yerel, hem de ulusal yayınlardan alıyoruz. Ayrıca muhabirlerimiz var. Gönüllü muhabir ağımız var.
Başkan: İmralı’daki terörist başına PTT’den gazete gönderme işlemi olmuş haberin var mı?
Yasul: PTT’den kargo göndermek ile işim olmaz.
Başkan: Anlaşılan şu anda burada hiçbir yönetici yok. Tüm her şeyin arkasında Davut Uçar ve Yılmaz Yıldız arkasında çıkıyor.

Yasul’un savunması ardından gazetenin editörü Hicran Urun savunma yaptı. Urun’un savunması şu şekilde:

“Bir gazeteciyim. Bu ülkede yalnızca iktidarın değil, gerçeği duymak isteyen belli bir kesim de var. Bizde ana akım medyanın sesine yer vermediği kesimlerin sesine yer verdik. Bu bir ilkedir. Bunların başında da kadınlar geliyor. Daha çok kadın haberleri ile ilgileniyorum. Haberlerin kaynağı bellidir. Haberlerin nasıl sayfalarda yer alacağını genel yayın yönetmenleri belirler. Ötekilerin sesini duyurmak amacıyla başladığım bu mesleği devam ettirdim. Siz sadece bir tarafın haberlerini suçlama konusu yapmışsınız. Gazetede ÖSO’cuların Efrin’in girişte yaptığı talanın haberi de var. Bunu uluslararası ajanslar da yazdı. Cumhurbaşkanı ve Sözcüsü de bunu doğruladı. Bu açıklamalarda haberlerde yer alıyor. Tek taraflı bir gazeteciliği ben doğru bulmuyorum. İddianamenin tamamı haberlerden oluşuyor ve burada gazetecilik yargılanıyor. Benim hakkımda iddianamede delil olarak Kürtçe şarkılar yer alıyor. Bir asimilasyon yapılıyor.

Başkan: Kürtçe konuşmanızı kim yasakladı. Algı yaratmadan devam edin savunmanıza
Urun: Amacım algı yaratmak değil. Ama iddianamenin dayanağı Kürtçe şarkılar. Hakkımdaki iddiaları doğru bulmuyorum.
Başkan: Haber kaynakları hakkınızda bir şey söyleyecek misiniz?
Urun: Ajanslar ve yaptığım haberlerdir.
Başkan: Haber kaynaklarınızı araştırır mısınız?
Urun: Kadın sayfası yapıyorum. Ben yüksek lisansımı kadın ve medya üzerine yaptım. Benim için haberi değeri taşıyor ve kanıtlıysa haber yaparım.
Başkan: Örgüt içerisinde yaşanan taciz ve tecavüz olaylarına ilişkin haber yaptınız mı? Yer yer haberlerde yer alıyor bu iddialar.
Urun: Ben daha şahit olmadım. Onun içinde haberlerini yapmadım.

Mehmet Ali Çelebi’nin savunması ise şu şekilde:

“Türkiye yıllardır darbe ortamından geçiyor. Tüm alanlarda bir baskı oluşur. Basın da bu baskı ortamının kaldırılması için bir çaba içerisine girer. Özgür basın bir tarih fotoğrafı çeker. Bizde toplumsal hakikatleri yansıtır. Evrensel basın ilkelerini baz alırız. Objektif olmaya, nesnel olmaya davet ediyoruz. İfade özgürlüğünün demokrasinin temel sütunudur. İfade özgürlüğü yoksa demokrasinin ayağına taş bağlanmış demektir. Basın özgürlüğü yoksa demokrasi yoktur. Basın özgürlüğü hayati önemdedir. Basın yayın ilkelerini, manşetini iktidara göre belirleyemez. Basın kendine ait bir dil, bir format oluşturur. İktidarlar her dönem değişir ve basın iktidarlara göre yayın politikasını belirlerse basın özgürlüğünden söz edilemez. Basın tarih ansiklopedisidir. Bir gazetede hergün yüzlerce haber çıkar. Örneğin ABD, AB Hamas’ı terör örgütü olarak ilan eder. ABD, AB onu terör örgütü olarak nitelendirdiği için Hamas’a terör örgütü demiyoruz.

Başkan: Habercilik anlayışının nedir? Şehit aileleri de yayın politikanızı belirler mi? Salih Müslim’in numarası var mıydı sizde?
Çelebi: Yayın akışını dönemin gelişmeleri belirler. Şu anda İdlib olduğu gibi. Salih Müslim’in numarası var. Bugün bir çok gazetecide de vardır.

Gazetenin editörlerinden Reyhan Hacıoğlu’nun savunmasına geçildi:

“Bizim şahsımızda burada gazetecilik yargılanıyor. Benim yaptığım bir haber suçlama konusu. Bu haber de bir dönem İktidarın görüştüğü Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkindir. Bu ülkede bir çözüm süreci yaşanmadı mı? Newroz’da milyonları bir araya getiren bir siyasi kimliğin haberini yapmam mı suç?”“

Başkan: Yaptığınız röportajda ‘Orada ‘günümüz Dehaklarından’ kastınız nedir?
Hacıoğlu: Sizin kaynaklarınızın beyanlarını çarpıtmak gibi bir durumunuz söz konusu olamaz. Haber kaynağının ifadesidir. Burada yargılanan gazetecilik ve hakikattir. OHAL’in kaldırılmasına dakikalar kala, Rojava Medya ve bizim gazetenin KHK ile kapatılması ne anlam ifade ediyor? Tek Kürtçe gazetenin kapatılması ne ifade ediyor? Biz kimsenin vermediği haberleri verdik. Başbakan Yıldırım, Efrin operasyonu öncesi 15 maddelik basın bülteni yayınladı. Biz buna uymadığımız için bugün yargılanıyoruz. Biz hırsızlıktan ya da başka bir suçlamadan değil, habercilik yaptığımız için burada yargılanıyoruz.
Başkan: Evde bir gaz maskesi bulunmuş. Size mi ait.
Hacıoğlu: Hayır bana ait değil. Gazetecinin gaz maskesi kullanması kadar doğal bir durum yoktur.
Başkan: Nerede kullanırsanız kullanın. İster otururken kullanın. Size mi ait değil mi onu sordum.

Gazetecilerin savunmasının ardından dava avukatları savunma yaptı.

Savcılık, tutuklu gazetecilerin tutukluluk hallerinin devamını talep etti. Savcı, talebini; “suç vasfında bir değişiklik olmadığı” gerekçesine dayandırdı.

Mahkeme heyeti, karar için duruşmaya kısa bir ara verdi.


Mahkeme; gazeteciler Hicran Urun, Reyhan Hacıoğlu, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi hakkında tutukluluk hallerinin devam ettirilmesine karar verdi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öncesi adliye binası önünde destek açıklaması yapıldı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Züleyha Gülüm ve Ahmet Şık; DİSK Basın-İş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu, Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ) ve çok sayıda gazeteci katıldı. Gazeteciler adına açıklamayı ÖGİ Sözcüsü Hakkı Boltan yaptı.

Gazetecilerin şahsi avukatları olmasına rağmen, duruşmadan bir gün önce İstanbul Barosu’na yazı yazan mahkeme heyetinin, İstanbul Barosu’ndan avukat talebinde bulunduğu ortaya çıktı. Duruşma başladığında avukatlar duruşmadan çekildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın yapıldığı salon küçük olduğu için çok sayıda kişi duruşmayı izleyemedi. Duruşmaya izleyiciler sıra ile girebildi. Avukatların ‘büyük salonda duruşma görülsün’ talebi de mahkeme heyeti tarafından kabul edilmedi.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı çok sayıda gazeteci, aileler, yabancı heyetler, HDP Milletvekilleri Ahmet Şık, Züleyha Gülüm ve Ali Kenanoğlu izledi.

Genel Gözlemler

Kadın tutuklular duruşmaya ellerinde kelepçe olmadan getirilirken, gazetenin Yazıişleri Müdürü İshak Yasul ile gazete editörlerinden Mehmet Ali Çelebi elleri kelepçeli halde duruşmaya getirildi. Elleri kelepçelenen gazeteciler Yasul ve Çelebi’nin kollarının yanındaki askerlere kelepçe ile bağlanması da dikkat çekti.

Duruşmada, avukatların getirdiği suların tutuklu gazetecilere verilmesi engellendi. Bu tutum, askerler tarafından “güvenlik gerekçesiyle” açıklandı.

Avukatlar, savunmalarını yaparken, mahkeme başkanının “uzadağına” dair uyarıları ile karşılaştı. Heyet, avukatların savunmalarını bir-iki dakika ile sınırlamasını istedi.

“Özgürlükçü Demokrasi Newspaper” Trial (Indictment)

“Özgürlükçü Demokrasi Newspaper” Trial 1. Standing (Minutes of the Hearing)

“Özgürlükçü Demokrasi Newspaper” Trial 2. Standing (Minutes of the Hearing)

“Özgürlükçü Demokrasi Newspaper” Trial 3. Standing (Minutes of the Hearing)

“Özgürlükçü Demokrasi Newspaper” Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

“Özgürlükçü Demokrasi Newspaper” Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

Press in Arrest is a database, monitoring, documentation and collective memory study of Press Research Association.
+90 (312) 945 15 56 | pressinarrest@gmail.com