Özgür Paksoy

Özgür Gündem Raid - "Resisting and Insulting the Police" Trial

İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi Özgür Gündem Gazetesi’ni, 16 Ağustos 2016’da, “terör örgütü propagandası” yapıldığı iddiası ile geçici olarak kapattı. Gazete, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) yönetimi sürecinde çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı. OHAL döneminde, hükümetin Meclis’in onayını almadan yürürlüğe koyduğu KHK’lerle pek çok basın yayın kuruluşu kapatıldı.

Geçici kapatma kararını uygulamak üzere polisler Özgür Gündem Gazetesi’nin İstanbul’daki binasına baskın düzenledi. Binaya çıkan sokağın iki yanı polis barikatları ile kapatıldı. Polisler binada arama yaptı, binadaki kişilere kimlik kontrolü yaptı. Bu sırada İstanbul merkezli haber kanlı İMC TV, basına yansıyan gazetenin kapatılma kararı ile ilgili haber yapmak üzere gazete binasındaydı. Polis binaya girdiği sırada İMC TV canlı yayındaydı. Polisin, İMC TV yayınını engellemeye çalıştığı da görüntülere yansıdı.

Baskın sırasında, haber takibi için binada bulunan DİHA muhabiri Özgür Paksoy’un da aralarında olduğu 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı. Bunlardan 17’si gazeteciydi. Baskında gözaltına alınanlar farklı karakollara götürüldüler. Üç günlük gözaltı sürecinin ardından Paksoy ile birlikte gözaltına alınanlar, ifadeleri alınmak üzere savcılığa sevk edildi. Paksoy ve beraberindekiler 18 Ağustos 2016’da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Gözaltına alınan 22 kişi hakkındaki iddianame 27 Eylül 2017’de tamamlandı.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığının 27 Eylül 2017 tarihinde tamamladığı iddianame beş sayfadan oluştu. İddianamenin üç sayfasında 22 kişinin kimlik bilgileri sıralandı. Gazete baskınında görevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi de iddianamede şikayetçi olarak yer aldı.

İddianamesinin dördüncü sayfasından itibaren, Özgür Gündem Gazetesi’ne yönelik polis baskınının nasıl geliştiği özetlendi. Buna göre; İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı görevlilerin, gazete binasının açık kapısından girdiği ve İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliği’nin kararının okunduğu ve arama yapılacağının bildirildiği ifade edildi.

İddianameye göre, bu sırada görüşülen kişi olan Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya ve Genel Yayın Yönetmeni Zana Bilir Kaya’ya kapatma işleminin nasıl yapılacağının anlatıldığı aktarıldı. Kızılkaya ve Kaya’ya haklarında gözaltı kararının olduğu bildirildi.

İddianamede, gözaltı işleminin uygulanmak istendiği sırada Kızılkaya ve Kaya ile birlikte o sırada gazete binasında bulunanların “görevli polis memurlarına sözlü ve fiziksel mukavemette bulunduğu” öne sürüldü.

İddianamede; “polis memurlarına tehdit içeren sözler söylendiği”, “İMC TV canlı yayının durdurulması istendiğinde de polis memurlarına fiziksel saldırıların gerçekleştiği” iddia edildi.

Polislere, “Buradan kimseyi çıkartamazsınız, siz kimsiniz, sizi tanımıyoruz, aşağılık herifler”, “Şerefsizler, Fethullahçılar bile sizden daha iyiydi, siz AKP’nin polislerisiniz”, “Mahkeme kararını tanımıyoruz, arama yaptırmayacağız, ölmek var dönmek yok”, “Yaptığınız hukuksuzluğu canlı yayında herkese göstereceğiz” sözlerinin söylendiği iddia edildi.

Ancak; iddia edilen bu fiili şüphelilerden hangilerinin işlediğine dair kimlik bilgisi verilmedi.

Polis memurlarının “kademeli olarak güç kullanarak direnmenin sonlandırılmasını istediği”, yakalama ve el koyma işlemlerinin yapıldığı iddia edildi.

İddianamede; gözaltına alınanların emniyette susma hakkını kullandığı, savcılıkta ise suçlamayı kabul etmedikleri aktarıldı. Şüpheli olarak tanımlanan gazetecilerin beyanları iddianamede yer almıyor.

Bir sayfalık özetin ardından iddianamede; Paksoy ve diğer sanıkların İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı görevlilere işyerinde arama yaptırmamak ve gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü ile genel yayın yönetmeninin gözaltına alınmaması için direnç gösterdikleri iddia edildi. Sanıkların, “hakaret ve tehdit içerir sözler söyledikleri anlaşılmıştır” ifadeleri kullanıldı. Tüm şüphelilerin cezalandırılması talep edildi.

Türk Ceza Kanunu’nun 125/3 maddesiyle düzenlenen “Kamu görevlisine hakaret” ve Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesiyle düzenlenen “Kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek”

Sanıklar hakkında; Türk Ceza Kanunu’nun 125/3 maddesi kapsamında “kamu görevlisine hakaret” suçunu işledikleri gerekçesiyle 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezası istendi.

Sanıklara ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi kapsamında, “Kamu görevlisinin görevini”, “toplu halde” ve “silahla ya da suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanarak engellemek” suçlaması yöneltildi. Bu iddia ile sanıklar hakkında, 1 yıl 6 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Böylece sanıklar hakkında istenen toplam ceza 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası oldu.

Ayrıca sanıkların, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında belli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. Sanıklar arasında bulunan DİHA muhabiri Özgür Paksoy, ilk duruşmaya katılmadı. Paksoy’un avukatı Özcan Kılıç, müvekkilinin Diyarbakır’da ikamet ettiğini belirterek, savunmasının alınması için adresini bildirdi. Mahkeme, bu adrese talimat yazılmasına karar verdi.

Bu duruşmada avukat Özcan Kılıç, binaya gelen ikinci polis ekibinin binadakilere hakaret ettiğini, ters kelepçe taktığını anlattı. Kendisine yönelik de darp ve hakaret içeren eylemlerde bulunulduğunu söyledi. Sanıkları gözaltında ziyaret ettiğinde yüzlerinde ve vücutlarında darp izlerini gördüğünü aktardı.

Yargılamanın 29 Haziran 2018’deki ikinci duruşmasında Paksoy’un savunmasının alınması için Diyarbakır 11. Asliye Ceza Mahkemesi’ne yazılan talimatın 4 Eylül 2018’e bırakıldığı görüldüğü bildirildi. Bu mahkemeye yazılan talimat cevabının beklenmesine karar verildi.

Duruşmaya şikayetçi polisler G.E. ve M.G. de katılmadı. Hakim, polislerin de bir sonraki duruşmada hazır edilmesi için zorla getirilmesine karar verdi. Hakim, şikayetçi polis Z.M.’nin ise ifadesinin alınması için görev yaptığı emniyet müdürlüğüne talimat yazılmasına karar verdi.

Paksoy, yargılamanın 30 Ocak 2019’daki 3. duruşmasına da katılmadı. Duruşmada Paksoy’un savunmasının alınması için verilen talimatların yerine getirilerek mahkemeye gönderildiği bildirildi. Paksoy, Diyarbakır’da talimat yoluyla yaptığı savunmasında olay tarihinde Dicle Haber Ajansı’nda çalıştığını, Özgür Gündem Gazetesi’nin kapatılması kararı üzerine haber takibi için gazete binasına gittiğini söyledi. Paksoy, polislerin binaya gelmesiyle yaşananları şöyle aktardı:

“Binanın ikinci katında bulunan haber merkezine ağır silahlarla ve maskeli polislerce baskın düzenlendi. Gazete çalışanlarının büyük bir bölümü o kata sıkıştırıldı, burada aramalar yapılırken hiçbir şekilde görüntü ve fotoğraf almamıza izin verilmedi.

Burada yayın yapan İMC TV’nin kameramanı defalarca polis tarafından görüntü almaması için tehdit edildi. Görevini sürdüren kameramanın kamerası polis tarafından kırılması üzerine polisler gazete çalışanlarına saldırmaya başladı. Bu anlar İMC TV tarafından tüm kamuoyuna yansıtıldı. Bunun üzerine polisler ikinci katta bulunan 25 kişiyi darp ederek gözaltına aldı.

“İMC TV’nin görüntülerinde görüldüğü üzere yanımda duran polis tarafından kafam duvara vurula vurula iki kat aşağıya indirildim. Aşağıda başka bir polis tarafından da darp edilerek ters kelepçeye maruz kaldım.

Gözaltına alınan ikinci kişiyim. Çevik kuvvet otobüsünde getirilen bütün arkadaşlarımın feci bir şekilde darp edilerek ters kelepçe halinde gözaltına alındığını gördüm. Ben yanımda bulunan fotoğraf makinesi ile birlikte kelepçelendim. 7 saat boyunca çevik kuvvet otobüsü içinde kaldım.”

Paksoy, “gözaltı aracında polislerden birinin kafasına fotoğraf makinası ile vurduğunu”, aynı polisin “gözaltındaki diğer kişilerin cinsel organlarına postalla tekme atıp kafalarını otobüs koltuğuna vurduğunu” anlattı.

Paksoy, kelepçesi açılmadığı için doktor muayenesinin kelepçeli yapıldığını, otobüsten her indirilip bindirildiğinde farklı polislerin darp ve işkencesine maruz kaldığını söyledi.

Paksoy, savunmasının devamında şunları dile getirdi:

“Dosyada müşteki olarak bulunan ve kendilerine mukavemette bulunduğumuzu iddia eden polisler gözaltında bulunduğumuz Kasımpaşa Karakolu’na gelerek kendilerinin yazdığı ‘şikayetçi olmadığımıza’ dair dilekçeyi bize imzalatmak istediler ancak biz bunları imzalamadık. Daha sonra çıkartıldığımız Çağlayan Adliyesi’nde ifademizi alan Cumhuriyet Savcısına darp ve işkenceyi anlattığımızda çok rahat bir şekilde ‘Bu polisler darbe atlattı, normaldir, siz de kafaya takmayın’ şeklinde bize cevap verdi. Gazete binasına ağır silahlarla basan maskeli polisler; ters kelepçe ile savunmasız bir şekilde polislere nasıl mukavemette bulunduğumuzu anlayamadım.”

Paksoy, üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini belirterek, “Bu dosyada benim mağdur, diğer müştekilerin ise sanık olması gerekiyor. Ben zaten doktora gittiğim zaman doktor da benim beynime çok kötü bir darbe aldığımı söyledi, benim tümörüm patladı, şuan hala tedavi görüyorum bu olaydan dolayı” dedi.

Duruşmada, şikayetçi polis G.E.’nin yanı sıra dört tanık polis memuru da dinlendi. Şikayetçi polis memuru G.E., “arama yapılırken canlı yayının devam ettiğini, canlı yayını durdurma hususunda uyardıklarını ancak gazetecilerin kendilerini dinlemediğini” iddia etti. Polis G.E., gazetecilerin “aramanın usulsüz olduğunu söylediklerini, sözlü itirazların fiziki mukavemete dönüştüğünü, gözaltına alma işlemi yapacaklarını söylediğinde ise direncin arttığını” öne sürdü. Polis G.E., olay yerinin kalabalık olduğu gerekçesiyle, hangi sanığın, kime, hangi eylemde bulunduğuna dair; isim isim ayrım yapma imkanı olmadığını söyledi. İddianamede, baskın sırasında gazetecilerin söylediği iddia edilen sözleri sıraladı, ancak bunların kimlerin söylediğini hatırlamadığını, onları görse bile “tanıyabileceğini düşünmediğini” ifade etti. Baskın sırasında Emniyet tarafından kayıt yapılıp yapılmadığını ise hatırlamadığını söyledi.

Tanık dört polis de, ifadelerinde “polise mukavemet olduğu”, “polisi tahrik edici sözler söylendiği”, “canlı yayını kapatmaya direnç gösterildiği” gibi iddialar öne çıktı.

Polis memurlarının beyanlarına karşı söz alan avukat Özcan Kılıç, bir müvekkili ile polis arasında gerilim yaşandığını, polis memurlarının gözaltına başladığını, ters kelepçe takıldığını ve mukavemette bulunmanın söz konusu olmadığını söyledi.

Mahkeme baskın sırasında görevli polis memuru G.E.’nin “suçtan zarar görmesi ihtimali” gerekçesiyle davaya şikayetçi taraf olarak katılmasına karar verdi.

Avukat Hazal Pekşen de müvekkillerin baskın sırasında el konulan telefonlarının halen iade edilmediğini söyledi.

Yargılamanın 4. duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü. Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi.

Yargılamanın 5. duruşması 5 Kasım 2019’a görüldü. Bu duruşmada; Hakim, yokluğunda yargılanan diğer sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verdi.

Yargılamanın 6. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Hakim, yokluğunda yargılanan sanık gazetecilerin yakalanmalarının beklenmesine karar verdi. Hakim, sanık gazetecilerin, baskın sırasında el konulan telefonları üzerinde herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının akıbetinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’ndan sorulmasına karar verdi.

Yargılama, 2 Haziran 2020 tarihinde görülecek yedinci duruşma ile sürecekti. Ancak, duruşma pandemi ilan edilen “coronavirüs” salgını karşısında Türkiye’de alınan tedbirler kapsamında, görülmeden 22 Ekim 2020 tarihine ertelendi.

7. Standing - June 2, 2020


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında görevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü. Şikayetçi ve tanık polisler dinlendi. Polisler olay günü yaşananları anlattı.

Yargılamanın dördüncü duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü. Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, baskında el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan diğer malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmasının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın beşinci duruşması 5 Kasım 2019’da görüldü. Baskın sırasında el konulan cep telefonlarının nerede olduğu, üzerlerinde hangi işlemin yapıldığı öğrenilemedi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın altıncı duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Sanık gazetecilerin, baskın sırasında el konulan telefonları üzerinde herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na sorulmasına karar verildi

Yargılamanın yedinci duruşması 2 Haziran 2020 tarihine bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2020, 9 a.m.


Duruşma, pandemi ilan edilen “coronavirüs” salgını karşısında Türkiye’de alınan önlemler kapsamında görülmeden ertelendi.

Bir sonraki duruşma 22 Ekim 2020 tarihine bırakıldı.

6. Standing - Feb. 25, 2020


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında gödevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü. Şikayetçi ve tanık polisler dinlendi. Polisler olay günü yaşananları anlattı.

Yargılamanın dördüncü duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü. Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, baskında el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan diğer malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmasının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın beşinci duruşması 5 Kasım 2019’da görüldü. Baskın sırasında el konulan cep telefonlarının nerede olduğu, üzerlerinde hangi işlemin yapıldığı öğrenilemedi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın altıncı duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: June 2, 2020, 9:40 a.m.


Duruşma, 09:40 saatinin belirlenmesine rağmen 35 dakika gecikme ile başladı. Mahkeme hakiminin yerini alması ile başlayan duruşmaya, sanıklar ve müştekiler katılmazken, avukatları hazır bulundu.

Celse arasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu tarafından Taksim Şehit Haşim Usta Polis Merkezi Amirliği’ne yazılan yazıya yanıt verildiğini açıklayan hakim, gözaltına alınan gazetecilerin el konulan dijital materyallerinin akıbetine ilişkin bilgi verildiğini söyledi.

Cevapta, iki telefon ve bazı dijital materyallerin tespit edilemediği, görevli polis hakkında soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Ardından söz alan Avukat Sercan Korkmaz, gelen belgeleri inceleyeceklerini, sonraki duruşmada beyanda bulunacaklarını belirtti. Diğer avukatlar da aynı beyanda bulundu.

Avukat Hazal Pekşen Demirhan, hakkında yakalama kararı bulunan sanık gazetecilerin dosyalarının ayrılmasını talep etti. Demirhan, adli emanette bulunan dijital materyallerin taraflarına iadesini istedi.


Ara kararını açıklayan mahkeme hakimi, yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanık gazetecilerin yakalanmalarının beklenmesine karar verdi.

Avukatların süre talebi kabul edilirken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosuna yazı yazılarak, sanık gazetecilerin el konulan telefonlarına dair her hangi bir işlem yapılıp yapılmadığının bildirilmesi istendi.

Davanın 7’inci duruşması 2 Haziran 2020 tarihine, saat 09:40’a bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve izleyiciler X-Ray cihazından geçirildi. Duruşmanın görüleceği koridorda güvenlik bariyeri bulunmuyordu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu, Çağlayan Adliyesindeki standart salonlardandı. Seyirciler için 10 kişilik yer ayrılmıştı. Duruşma salonunda pencere bulunmuyordu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı, P24, DİSK Basın İş, Gazetecileri Koruma Komites (CPJ) Türkiye Temsilcisi Özgür Öğret ve MLSA izledi.

Gözlemler

Mahkeme hakimi, duruşmanın geç başlaması nedeniyle avukatlardan özür diledi. Sanık gazetecilerin el konulan telefonlarının akıbetinin bildirilmemesine karşı mahkeme hakimi, bu durumun dosyayı karara çıkarmaları konusunda da zorladığını söyledi.

5. Standing - Nov. 5, 2019


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında gödevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü. Şikayetçi ve tanık polisler dinlendi. Polisler olay günü yaşananları anlattı.

Yargılamanın dördüncü duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü. Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, baskında el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan diğer malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi. Yurtdışında oldukları için duruşmalara katılmayan sanıkların yakalanmasının beklenmesine karar verildi.

Yargılamanın beşinci duruşması 5 Kasım 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 9:40 a.m.


Yeni gelen evrakların dosyaya eklenmesiyle duruşma başladı.

Hakim, gözaltına alınan gazetecilerin el konulan malzemelerinin nerede olduğu ve iadesiyle ilgili Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazılan müzekkereye cevap geldiğini söyledi. Cevapta soruların Taksim’deki Haşim Usta Polis Merkezi’ne sorulması gerektiğinin yazıldığını aktardı.

Hakim, Emniyet’in soruşturma sırasında tutulan tüm tutanakları göndermiş olması gerektiğini ifade etti.

Avukat Özcan Kılıç söz alarak, davaya konu baskının polis tarafından kameraya çekildiğini hatırlattı. Mahkemenin bu görüntüleri izlemesinin, davayı sonuçlandırmaya yeteceğini ifade etti.

Hakim, Emniyet’in bu görüntüleri göndermediğini böyle bir görüntü olmadığı yönünde cevap verdiğini belirtti.

Ardından hakim, ifadeleri alınmayan dört gazeteci hakkındaki yakalama kararının halen infaz edilmediğini söyledi. Avukat Kılıç, gazeteciler Amine Demirkıran, Günay Aksoy, Bayram Balcı ve Ersin Çaksu’nun yurtdışında olduğunu söyledi.


Hakim, Taksim Haşim Usta Polis Merkezi’ne gözaltı sırasında el konulan eşyalarla ilgili yazı yazılmasına karar verdi. Bu yazıda, verilecek yanıta soruşturma aşamasında tutulan tüm tutanakların eklenmesinin de isteneceğine karar verildi.

Mahkeme; yurtdışında oldukları için duruşmaya katılmayan sanıklar Amine Demirkıran, Günay Aksoy, Bayram Balcı ve Ersin Çaksu’nun yakalanmalarının beklenmesine hükmetti.


Duruşma Öncesi:

  1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin o günkü ikinci duruşmasıydı. İlk duruşma saati 9:30, ikinci duruşma saati 9:32, üçüncü duruşma saati ise 9:33 olarak belirlenmişti. Salonun önünde bekleyen birkaç kişi vardı.

Duruşma:

Duruşma 9.35’de başladı. 9.43’te sona erdi.

Mahkeme Salonu Koşulları:

Salonda izleyiciler için sekiz kişilik oturma alanı bulunuyordu. Salon küçük olduğu için mikrofon kullanımına gerek kalmadı.

Duruşmaya Katılım:

Duruşmaya avukatlar ile Mezopotamya Ajansı ile Medya ve Hukuk Derneği katıldı.

4. Standing - June 19, 2019


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında gödevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü. Şikayetçi ve tanık polisler dinlendi. Polisler olay günü yaşananları anlattı.

Yargılamanın dördüncü duruşması 19 Haziran 2019’da görüldü.



Next Trial: Nov. 5, 2019, 9:30 a.m.


Yeni gelen evrakların dosyaya eklenmesiyle duruşma başladı.

Hakim, 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “Özgür Gündem Ana Davasının” iddianamesinin mahkemeye gönderildiğini açıkladı. Mahkemeden asıl istenenin gözaltına alınan gazetecilerin el konulan malzemelerinin iadesiyle ilgili olduğunu ancak mahkemenin bunun yerine iddianameyi gönderdiğini belirtti. Avukatlar, el konulan malzemelerin akıbetini, Emniyet ve savcılıktan öğrenemediklerini söyledi.

Avukat Özcan Kılıç, Özgür Gündem Gazetesi’nin beş katlı binasına yapılan baskında el konulan malzemeleri bile geri aldıklarını, ancak bu davada sanık olan 22 gazetecinin malzemelerine hala ulaşamadıklarını belirtti.

Avukat Hazal Pekşen de el konulan telefonların her birinin kime ait olduğuna dair tutanak bulunduğunu söyledi. Emniyet’e yazı yazılarak, bu telefonlar hakkında herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulmasını istedi.

Başka bir davadan tutuklu bulunan Özgürlükçü Demokrasi editörü Reyhan Hacıoğlu’nun SEGBİS ile mahkemeye bağlanması bekleniyordu ancak Hacıoğlu diğer davalarda olduğu gibi mahkemeye katılmayacağını beyan etti. Avukatı, Hacıoğlu’nun duruşmalardan vareste tutulmasını istedi. Hacıoğlu’nun karar aşamasında mahkemede hazır bulunacağını belirtti.

Hakim, dört sanık hakkındaki yakalama kararının hala infaz edilmediğini söyledi ve “Bu kişilere ulaşsak da davayı bitirsek” dedi. Avukat Özcan Kılıç, bu dört kişinin yurtdışında bulunduğunu, avukatları olarak kendisinin beyanda bulunabileceğini belirtti.

Kılıç son olarak baskın sırasında İMC TV kamerasının canlı yayında olduğunu, ayrıca Emniyet’in de kendi kamerasıyla baskını kayıt altına aldığını belirtti. Hakimden, karar vermeden önce bu görüntülerin izlenmesini istedi.


Hakim, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılarak, el konulan telefonlar hakkında işlem yapılıp yapılmadığının, ayrıca el konulan malzemelerin nerede olduğunun sorulmasına karar verdi. Yurtdışında oldukları için duruşmaya katılmalan sanıkların yakalanmalarının beklenmesine karar verdi.


Duruşma öncesi

  1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin o günkü ilk duruşmasıydı. Duruşma öncesi kimse yoktu.

Mahkeme salonu koşulları

Salonda izleyiciler için 8 kişilik oturma alanı bulunuyordu. Salon küçük olduğu için mikrofon kullanımına gerek kalmadı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sadece avukatlar ile Mezopotamya Ajansı, P24 internet sitesi Medya ve Hukuk Derneği (MLSA) raportörleri katıldı.

3. Standing - Jan. 30, 2019


Özgür Gündem Gazetesi hakkında 16 Ağustos 2016’da İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla kapatma kararı verildi.

Gazetenin kapatılması kararının alındığı gün polis, kararı uygulamak üzere, gazete binasına baskın düzenledi. Polisler, binada arama yapmaya ve binadakilerin kimliklerini kontrol etmeye başladı. Bu sırada yaşananları haberleştirmek için binada bulunan IMC TV’nin canlı yayına da müdahale edildi. Müdahalenin ardından 17’si gazeteci 22 kişi darp edilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar çeşitli karakollara götürüldü. 14 gün süren gözaltı sürecinin ardından 22 kişi savcılığa sevk edildi. 22 kişi, savcılık ifadelerinin ardından, 28 Ağustos 2016’da serbest bırakıldı.

İddianame ile gazetecilere, “kamu görevlisine hakaret” ve “kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek” suçlaması yöneltildi. Gazeteciler hakkında 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istendi. Baskında gödevli üç Terörle Mücadele Şubesi polisi iddianamede şikayetçi olarak yer aldı. İddianame İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Yargılama süreci 9 Şubat 2018’de İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmaya katılmayan sanıklar hakkında bir sonraki duruşmada hazır edilmek üzere zorla getirme kararı çıkarıldı. İlk duruşmada sanıklar ve avukatları, baskın sırasında yaşananları aktardı.

Yargılamanın ikinci duruşması 28 Haziran 2018’de görüldü. Bu duruşmaya da katılmayan gazeteciler hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Sanıklardan şikayetçi olan ancak ilk iki duruşmaya katılmayan polisler hakkında da bir sonraki duruşmaya zorla getirme kararı çıkarıldı.

Yargılamanın üçüncü duruşması 30 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: June 19, 2019, 9:30 a.m.


Yeni gelen evrakların dosyaya eklenmesiyle duruşma başladı. Duruşmada Özgür Gündem Gazetesi’ne baskında görevli beş Terörle Mücadele polisi şikayetçi ve tanık olarak dinlendi.

Polis G. E. ifadesinde, kapatma kararı tebliğ edilirken, gazetedekilerin “Arama sırasında canlı yayının devam ettiğini, bu konuda kendilerini uyardıklarını ancak yapılan işlemin usulsüz olduğunu söyleyerek önce sözlü mukavemette bulunduklarını, sonra yavaş yavaş fiziki mukavemete dönmeye başladığını” söyledi.

Hakimin “fiziki mukavemeti” anlatmasını istemesi üzerine polis G.E., “Ufak ufak bizi ittirdiler. Gözaltına almak istediğimizde direnç başladı. Grup birlikte hareket ediyordu. ‘Siz AKP’nin polislerisiniz, FETÖ’cüler bile sizden iyiydi’ diyorlardı” ifadelerini kullandı.

Polis M. A. da zemin katta görevli olduğunu, gelen bağırış sesi üzerine sesin geldiği yere gittiklerini söyledi. Polis, “Gittiğimizde görevli polis arkadaşlarımıza zorluk çıkarıyorlardı. Direniyorlardı, bunu sözlü slogan atarak, polise karşı tahrik edici sözler söyleyerek, fiziki direnerek yapıyorlardı” dedi. “Fiziki direnme”yle ilgili hakimin sorusunu “Memur arkadaşlara engel olmak için önlerinde durup direniyorlardı” dedi. “Fiziki olarak vurma oldu mu” sorusunu ise “Evet, kesinlikle bir hücum oldu” diyerek yanıtladı.

Polis V. D, en üst katta görevli olduğunu, canlı yayın yapıldığını arkadaşlarından duyduklarını ve aşağı indiklerini söylerken “Binayı boşaltmalarını istedik, çıkmadılar. Saldıran da oldu, benim tişörtüm yırtıldı, güneş gözlüğüm kırıldı. Yapan kişiyi bilmiyorum, kargaşa vardı” dedi.

Polis K. T, canlı yayını görünce müdahalede bulunduklarını, “kademeli gözaltı” yaptıklarını, “koridor yapıp” araca götürdüklerini; sanıkların cam masayı “üzerlerine attıklarını, daha doğrusu iteklediklerini, polisler de müdahale etmek durumunda kaldığını” söyledi. Polis, “En az iki kişi hakaret etti, alay ettiler, gülmeye başladılar” dedi.

Polis M. T. de “Biz onları dışarı çıkarmaya çalışırken üzerimize saldırdılar” dedi. Sözlü ve fiziki dirençle karşılaştıklarını ifade etti.

Hakim, tüm tanıklara tek tek, sanıklar özelinde suçlama olup olmadığını ve bahsettikleri fiziki mukavemetin nasıl gerçekleştiğini sordu. Tanık polisler; “ittirdiler”, “hücum ettiler”, “cam masayı bize attıklarını hatırlıyorum, yani iteklediler” gibi yanıtlar verdi. Polisler, sanık gazetecilerin iddianamede yer alan hakaretleri de ettiğini, ancak kimin hangi sözü söylediğini hatırlayamadıklarını söylediler.

Avukat Özcan Kılıç, bahsettikleri gün kendisinin de Özgür Gündem binasında olduğunu, bir müvekkil ile polis arasında gerilim yaşandığının doğru olduğunu ancak mukavemetin söz konusu olmadığını, gözaltı sırasında ters kelepçe yapıldığını söyledi.

Avukat Cemal Polat, tanık beyanlarını kabul etmediklerini, gazetede çalışanlarının birçoğunun kadın olduğunu, mukavemetin söz konusu olmadığını söyledi.

Avukat Hazal Pekşen de müvekkillerin baskın sırasında el konulan telefonlarının iade edilmediğini söyledi. Emniyet’in kendilerini Özgür Gündem ana davasının görüldüğü İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yönlendirdiğini ancak bu davanın sanıkları ile o davanın sanıklarının ayrı olduğunu, bu karışıklığın çözülmesini istedi.

Duruşmaya 5 dakika ara verildi.


Aranın ardından karar açıklandı.

Savunmaları alınmayan gazetecilerin savunmalarının alınması için duruşma ertelendi. Bir sonraki duruşma 19 Haziran 2019 tarihine bırakıldı.


Duruşma Öncesi

  1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin o günkü ilk duruşmasıydı. Duruşma öncesi kimse yoktu.

Mahkeme Salonu Koşulları

Salonda izleyiciler için sekiz kişilik oturma alanı bulunuyordu. Salon küçük olduğu için mikrofon kullanımına gerek kalmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya, üç avukat ile P24 ve MLSA raportörleri katıldı.

Genel Gözlemler

Duruşma yaklaşık 1 saat sürdü. Hakim, tanık polisleri dikkatle dinlerken, avukatlara çok kısa söz hakkı verdi. Avukatlar konuştuğu süre boyunca gözlerini elindeki dosyalardan ayırmadı ve tanığa soru sormak isteyen bir avukata “Bugün sadece sizin dosyanız yok” dedi.

Hakim, yöneltilen “fiziki mukavemet” suçlamasının nasıl gerçekleştiğine değinmeyen tanık polislere üst üste ayrıntılı sorular yöneltti. Hakaret suçlamasını hangi sanığa yönelttiklerini sordu.

Özgür Gündem Raid - "Resisting and Insulting the Police" Trial (Indictment)

Özgür Gündem Raid - "Resisting and Insulting the Police" Trial 3. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgür Gündem Raid - "Resisting and Insulting the Police" Trial 4. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgür Gündem Raid - "Resisting and Insulting the Police" Trial 5. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgür Gündem Raid - "Resisting and Insulting the Police" Trial 6. Standing Download

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 22 Ekim 2016 ile 2 Kasım 2016 tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haber ve yazılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından soruşturma başlatıldı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve yazı işleri müdürü İshak Yasul hakkında başlatılan soruşturmaya; kapatılan Dicle Haber Ajansı’nın muhabirleri de dahil edildi. Gazeteciler Özgür Paksoy, Kenan Kırkaya, Aziz Oruç ve Selman Keleş, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yayımlanan haber ve yazıları nedeniyle suçlandı.

Gazetecilere; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” suçlamaları yöneltildi.

Yasalara göre bir kişi hakkında bu suçlama ile soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Gazetecilerin soruşturulması için gerekli bakanlık izni 12 Aralık 2016 tarihinde alındı.

Paksoy ile birlikte 6 gazeteci hakkındaki iddianame 12 Nisan 2017’de tamamlandı.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Özgür Paksoy ve diğer gazeteciler hakkındaki beş sayfadan oluşan iddianame 12 Nisan 2017’de tamamlanarak, mahkemeye sunuldu.

İddianamede, Paksoy’un; gazeteci Aziz Oruç ile birlikte kaleme aldığı “23 Yıl önce Lice şimdi Cizir” başlıklı haberi delil olarak gösterildi.

Haber, KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’nda 21 Ekim 2016’da yayımlanmıştı. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi de haberi, ajansın abonesi olarak yayınlanmıştı.

Savcı, haberde; “devleti aşağılamak maksadıyla sürekli olarak Kürt halkına yönelik ‘katliam ve vahşet’ planı uygulandığına dair bir iddianın dile getirildiğini” öne sürdü.

Savcı, gazetede yayımlanan haber ve yazıları “soyut ve dayanaktan yoksun” olmakla suçladı. Haberlerde “devleti aşağılama kastı ile hareket edildiğini” iddia etti.

İddianamede Paksoy; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamakla” suçlandı. Hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası istendi.

Ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi kapsamında belirli haklardan yoksun bırakılması talep edildi.

Kapatılan Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Özgür Paksoy ile birlikte 6 gazeteci hakkındaki yargılama İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 21 Eylül 2017 tarihinde görülen ilk duruşma ile başladı.

Paksoy, yargılamanın ilk üç duruşmasına katılmadı. 7 Şubat 2018’de, İstanbul’daki yargılama için Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde savunma yaptı.

Paksoy, savunmasında Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde değil, Dicle Haber Ajansı’nda çalıştığını ve gazetenin ajansın abonesi olduğunu belirtti. Gazetenin haberi istediği şekilde yayımlayabileceğini belirten Paksoy, şöyle konuştu:

“Benim çalıştığım ajansta yayımlanan haberde böyle bir başlık kullanılmamıştır. Bu nedenle söz konusu suçlamanın bana değil gazeteye yönelik olması gerekiyor. Çünkü gazete haberi istediği gibi kullanmıştı. DİHA, KHK ile kapatıldı. Bu nedenle kendi yaptığım haberi mahkemeye sunamıyorum. Söz konusu cümle bana ait değildir, Lice’de yaşanan olaylara tanıklık edenlerin beyanıdır.”

Yargılama 10 duruşma sürdü. Yargılamanın son duruşması 28 Kasım 2019’da görüldü.

Gazetecilerin avukatı Özcan Kılıç, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yazılı olarak sundu. Kılıç, savunmasında özetle, şunları dile getirdi:

“Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı taraftan. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘çocuk panzerin altına mı atladı’ yazılmalıydı.”

Kılıç, gazetecilerin beraatını talep etti.

Hakim bu duruşmada kararını açıkladı.

Özgür Paksoy’a; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” iddiasıyla 6 ay hapis cezası verildi.

Paksoy ile birlikte İshak Yasul, Selman Keleş ve Kenan Kırkaya’ya da aynı gerekçeyle aynı ceza verildi.

Hakim; Paksoy ile birlikte Yasul, Keleş ve Kırkaya’nın hapis cezasını 5 aya indirdi.

Paksoy; Kırkaya ve Yasul’a verilen hapis cezaları için Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Karar (HAGB) verildi.

Gazeteci Keleş’in cezası ise ertelendi.

Haklarında yakalama kararı bulunan Aziz Oruç ve Ersin Çaksu’nun dosyaları ayrıldı.

10. Standing - Nov. 28, 2019


Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin 22 Ekim 2016 ile 2 Kasım 2016 tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haber ve yazılar hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından soruşturma başlatıldı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve sorumlu yazı işleri müdürü İshak Yasul hakkında başlatılan soruşturmaya DİHA muhabirleri de dahil edildi. Gazeteciler Aziz Oruç, Özgür Paksoy, Kenan Kırkaya ve Selman Keleş; Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nde yayımlanan haber ve yazıları nedeniyle suçlandı.

Gazetecilere; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak” suçlamaları yöneltildi.

Yasalara göre bir kişi hakkında bu suçlamayla soruşturma açılabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın izni gerekiyor. Gazeteciler için gereken bakanlık izni 12 Aralık 2016 tarihinde alındı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame, 12 Nisan 2017’de tamamlanarak, mahkemeye sunuldu.

“Mülteciler Rojava’ya Akın Ediyor” ve “Şehba Köylerine Saldırı” başlıklı haberler, iddianamede delil olarak gösterildi. Savcı, haberlerde; “Ülkemizin sınır ötesi operasyonlarına katılan güçlerden ‘Türkiye ve ona bağlı çeteci gruplar’ olarak bahsedildiğini” iddia etti. “Operasyonlarda sivillerin hedef alınarak, göç etmeye zorlandıkları isnadında bunulduğunu” öne sürdü.

“Kobane Onurun Direnişidir”, “Zırhlılar Çocukların Kabusu Oldu”, “İntihar Değil Cinayet”, “Devrimci güçler Şehba’da ilerliyor”, “İnkar Cumhuriyetinden Kürt Soykırımı’na”, “İstifa Eden Korucu: Bizi Ölüme Gönderiyorlar”, “TSK’den Efrin’de Sivillere Saldırı”, “Yaşamı Ellerinden Alınan Küçük Yürekler”, “Şırnak’ta Çadır Zulmü: Şehri Yakıp Yıkmak Yetmedi, Şimdi de Halkı Göçertmek İstiyor” başlıklarıyla yayınlanan yazı ve haberler de suçlamalara dayanak olarak gösterildi.

Savcı, söz konusu haber ve yazıları, “somut ve dayanaksız” olmakla suçladı. “Aşağılama kastı ile hareket edildiğini” öne sürdü.

Türkiye’nin sınır ötesi askeri operasyonları ve zırhlı araçların sebep olduğu iddia edilen ölümlerle ilgili haberlerde; “Devletin milli güvenliğini sağlamak için yaptığı sınır ötesi operasyonlarda sivil katliam yapıldığının, bölgede işgalci güç olarak yer aldığının, kasıtlı olarak çocukların ölümüne neden olduğunun belirtildiğini” iddia etti.

Savcı, Çaksu ve Yasul’un; tüm bu haber ve yazılardan yetkili konumunda olduğu için sorumlu olduğunu öne sürdü.

DİHA muhabirleri Kenan Kırkaya, Ersin Çaksu, Özgür Paksoy ve Aziz Oruç ise ajans için kaleme aldıkları haberler üzerinden suçlandı. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi de haberi, ajansın abonesi olarak yayınlanmıştı.

Gazeteciler; Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi ile düzenlenen; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılamakla” ve “Devletin askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamakla” suçlandı. Haklarında altı aydan iki yıla kadar hapis cezası istendi.

Altı gazeteci hakkındaki yargılama, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 21 Eylül 2017’de görülen ilk duruşma ile başladı. İlk duruşmada, savunma yapan Yasul; şunları söyledi:

“Bahsedilen haberler editörlerimiz tarafından çeşitli ajanslardan alınarak haberleştirilmiştir. Editoryal bağımsızlık ilkesi gereği bu haberlere müdahale etmeyi etik bulmuyorum. Kaldı ki yapılan haberler suç unsuru ya da suç teşkil eden herhangi bir durum yoktur.”

Yargılamanın ikinci duruşması 7 Aralık 2017’de görüldü. Duruşma, Yasul dışındaki gazetecilerin savunmalarının alınmaması nedeniyle 12 Nisan 2018’e bırakıldı.

DİHA muhabirleri Kenan Kırkaya, Özgür Paksoy ve Selman Keleş, İstanbul’daki yargılama için savunmalarını, Şubat 2018’de; bulundukları illerdeki asliye ceza mahkemelerinde yaptı.

Yargılama 10 duruşma sürdü. Duruşmalar, yurtdışındaki Aziz Oruç ve Ersin Çaksu’nun savunmalarının alınamaması gerekçesiyle ertelendi.

Yargılamanın 10. duruşması 28 Kasım 2019’da görüldü.


Mahkeme heyetinin yerini alması ile duruşma 20 dakika geç başladı.

Duruşmaya, sanık gazeteciler katılmazken, avukatları Özcan Kılıç hazır bulundu. Mahkeme hakimi, Selman Keleş, Ersin Çaksu ve Aziz Oruç hakkında çıkarılan yakalama kararının infaz edilmediğini belirtti. Karar vereceğini belirten hakim, Avukat Özcan Kılıç’tan esas hakkındaki savunmasını yapmasını istedi.

Avukat Özcan Kılıç, esas hakkındaki savunmasını yazılı olarak mahkeme hakimine sundu. Kılıç, savunmasında özetle, “Söz konusu haberler Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin ajanslardan almış olduğu haberlerdir. Haberlerin suç teşkil ettiğini düşünmüyoruz. Burada bir suç değil, gazetecilik yargılanıyor. Bir haberde, ‘Panzer çocuğu ezdi’ denilmiş. Beğenirsiniz beğenmezsiniz. Yanlış ya da yalan haberse tekzip yayınlanır. Ancak böyle bir tekzip talebi olmamış karşı tarafın. Bu nasıl devleti küçük düşürüyor. Bu şekilde değil de ‘Çocuk panzerine altına mı atladı’ yazılmalıydı” dedi.

Kılıç, müvekkilleri için beraat talep etti. Aksi durumda adli “hükmün açıklanmasını geri bırakılmasını” istedi.


Avukat Özcan Kılıç’ın savunmasının ardından mahkeme hakimi, kararını açıklamak üzere duruşmaya 5 dakika ara verdi. Kararda, İshak Yasul, Selman Keleş, Kenan Kırkaya ve Özgür Paksoy hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” (TCK 301) suçundan 6’şar ay hapis cezası verildi.

Cezada 1/6 oranında indirim yapan mahkeme hakimi, cezayı 5 aya indirdi.

Gazeteciler İshak Yasul, Kenan Kırkaya ve Özgür Paksoy için hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildi. Selman Keleş için hakkında açılan bazı davalarda ceza aldığı öne sürülerek HAGB uygulanmadı, cezası ertelendi.

Ersin Çaksu ve Aziz Oruç’un dosyaları da ifadeleri alınmadığı gerekçesiyle ayrıldı.


Duruşma Öncesi

İzleyiciler ve gazeteciler X-Ray cihazlarından geçirilerek adliyeye alındı. 13:40’ta başlaması beklenen duruşma, 14.00’de başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salonda sanıklar için dört kişilik, izleyiciler içinde 10 kişilik yer ayrılmıştı. İzleyiciler ve gazeteciler duruşmanın başlamasını, salonun önünde bekledi. Her hangi bir bariyer yoktu.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) yetkilileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşmada olağanüstü bir durum gözlenmedi. Hakimin tavrı olumluydu.

9. Standing - Nov. 5, 2019


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu’nca Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin 22 Ekim ile 2 Kasım 2016’da tarihleri arasında yayımlanan 13 ayrı sayısındaki haberler gerekçe gösterilerek soruşturma başlatıldı.

Soruşturma, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Hükümetini, Emniyet ve Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama” (TCK 301) suçlamasına dayandırıldı. Soruşturma sonunda gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan İshak Yasul ile birlikte genel yayın yönetmeni Ersin Çaksu ve KHK ile kapatılan Dicle Haber Ajansı muhabirleri Kenan Kırkaya, Aziz Oruç, Selman Keleş ve Özgür Paksoy hakkında iddianame hazırlandı.

Altı gazeteci hakkındaki iddianame, 12 Nisan 2017’de tamamlanarak mahkemeye sunuldu.

İddianamede 22 Ekim ile 2 Kasım tarihleri arasındaki 13 ayrı sayıda çıkan haber ve yazıların başlıkları yer aldı.

Savcı, 2 Kasım 2016 günü yayımlanan sayıdaki “Mülteciler Rojava’ya akın ediyor” ve “Şehba köylerine saldırı” başlıklı haberle ilgili “ülkemizin sınır ötesi operasyonlarına katılan güçlerden Türkiye ve ona bağlı çeteci gruplar’ olarak bahsedilmek suretiyle bu operasyonlarda sivillerin hedef alınarak, göç etmeye zorlandıkları isnadında bulunulduğu” değerlendirmesinde bulundu.

Yine gazetenin iddianameye konu tarihleri arasında yayımlanan sayılarda “Kobane Onurun Direnişdir”, “Zırhlılar çocukların kabusu oldu”, “İntihar değil cinayet”, “Devrimci güçler Şehba’da ilerliyor”, “İnkar Cumhuriyetinden Kürt Soykırımı’na”, “İstifa eden korucu; bizi ölüme gönderiyorlar”, “TSK’den Efrin’de sivillere saldırı”, “Yaşamı ellerinden alınan küçük yürekler”, “Şırnak’ta çadır zulmü: Şehri yakıp yıkmak yetmedi, şimdi de halkı göçertmek istiyor” başlıklarıyla yer alan çeşitli yazı ve haberler benzer biçimde suçlama konusu yapıldı.

Savcı, söz konusu haber ve yazılarla ilgili “Tüm bu soyut ve dayanaktan yoksun haberlerde açıkça aşağılama kastıyla hareket edildiği” değerlendirmesini yapıyor. Yine sınır ötesi operasyonlar ve zırhlı araçlarla yaşanan ölümlere ilişkin hazırlanan haberler için de “Devletin milli güvenliğini sağlamak amacıyla yaptığı sınır ötesi operasyonlarında sivil katliam yaptığı, bölgede işgalci güç olarak yer aldığı, kasıtlı olarak çocukların ölümüne neden olduğu” değerlendirmesi yaparak, atılı suçlamanın işlendiğini savunuyor. Gazetecilerin altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep ediyor. Ayrıca TCK’nin 53’üncü maddesi kapsamındaki belirli haklardan yoksun bırakma cezasının da uygulanmasını talep ediyor.

İddianame İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek, yargılanmalarına başlandı. Davanın ilk duruşması, 21 Eylül 2017’de görüldü. Duruşmada Yasul ve avukatı Özcan Kılıç hazır bulundu.

Suçlamayı reddeden Yasul, şu şekilde savunma yaptı: “Bahsedilen haberler editörlerimiz tarafından çeşitli ajanslardan alınarak haberleştirilmiştir. Editöryal bağımsızlık ilkesi gereği bu haberlere müdahale etmeyi etik bulmuyorum. Kaldı ki yapılan haberler suç unsuru ya da suç teşkil eden herhangi bir durum yoktur.”

Davanın bir sonraki duruşması 7 Aralık 2017’ye bırakıldı. Bu duruşmada Yasul dışındaki gazetecilerin savunmalarının alınmaması nedeniyle 12 Nisan 2018’e bırakıldı.

Dava kapsamında yargılanan gazeteciler Kenan Kırkaya, Özgür Paksoy ve Selman Keleş, Şubat 2018’de talimatla savunmalarını yaptı.
Davanın dördüncü duruşması 12 Nisan 2018, altıncı 14 Şubat 2019’da görüldü. Duruşma, sanık gazeteciler Aziz Oruç ve Ersin Çaksu’nun ifadelerinin alınmamış olması nedeniyle 20 Haziran 2019’a bırakıldı.

Davanın bir sonraki duruşmasında gazeteciler Oruç ve Çaksu’nun halen ifadelerinin alınmaması ve haklarında çıkartılan yakalama kararının infaz edilmemiş olması nedeniyle 19 Eylül 2019’a bırakıldı. Davanın 19 Eylül’de görülen duruşması da aynı nedenle ertelenerek, 5 Kasım 2019’a bırakıldı.

Yargılamanın beşinci duruşması 5 Kasım 2019’da görüldü.



Next Trial: Nov. 28, 2019, 1:40 p.m.


Mahkeme heyetinin yerini alması ile başlayan duruşmaya, sanık gazeteciler katılmazken, avukatları Özcan Kılıç hazır bulundu.

Mahkeme hakimi, Ersin Çaksu ve Aziz Oruç hakkında çıkarılan yakalama kararının infaz edilmediğini belirtti.

Avukat Özcan Kılıç, bu aşamada bir taleplerinin olmadığını söyledi.


Ardından kararını açıklayan mahkeme hakimi, hakkında yakalama kararı bulunanlar hakkındaki kararın devamına karar verdi.

Duruşma, 28 Kasım 2019 saat 13:40’a bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşmanın görüldüğü adliye binasına X-Ray arama cihazından geçildikten sonra girildi. Duruşma 11:00’da başlaması beklenen duruşma, 11:40’de başladı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Duruşmanın görüldüğü salonda sanıklar için dört kişilik, izleyiciler içinde 10 kişilik yer ayrılmıştı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmayı izleyen olmadı.

Genel Gözlemler

Mahkeme hakiminin tavrı oldukça olumluydu. Duruşma yaklaşık 3 dakika sürdü.

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası (Indictment)

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası 9. Standing (Minutes of the Hearing)

Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi 301 Davası 10. Standing (Minutes of the Hearing)