Ramazan Pekgöz

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteciler İstanbul Vatan Emniyet’teki Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) götürüldü.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındığı söylenerek gözaltındaki gazetecilere ve avukatlarına suçlamalar hakkında bilgi verilmedi.

Pekgöz de 20 Aralık 2013’te İstanbul’da ev baskınıyla gözaltına alındı.

23 Aralık 2011’de sabaha karşı önce sağlık raporu alınmasının ardından Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazetecilerden yedisi savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Pekgöz’ün de aralarında bulunduğu 42 gazeteci tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi.

İddianameye göre, Pekgöz savcılıkta verdiği ifadede “Günlük gazetesinde haber müdürlüğü yaptığını, DİHA’da editör olarak çalıştığı dönemde Murat Karayılan ile görüştüğünü, bu konuda yargılanıp hakkında beraat kararı alındığını, hakkında gizli tanıkların ifadeleri ile KCK ana davasında yargılanan C.K. isimli şahıs elde edilen not ve raporlardaki iddiaların doğru olmadığını” söyledi.

24 Aralık 2011’de Pekgöz ve 35 gazeteci tutuklandı. Pekgöz, Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu. İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi değerlendirmeler yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında KCK/PKK yapılanması anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu medyaların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta DİHA, ANF, Azadiya Welat ve Roj Tv olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

Ramazan Pekgöz ile ilgili 21 sayfalık bölüm iddianamenin 260. sayfasında başlıyor. İddianamede Pekgöz’ün başka gazeteciler, yazarlar ve haber kaynaklarıyla gazetenin yayını/haberler hakkında yaptığı 13 görüşmenin tapeleri konuldu. Sabit diskte bulunan beş söyleşi ve makale, “örgüt propagandası” içerdiği iddia edilen iki haber, Kasım 2011’de KCK operasyonunda tutuklanan başka bir gazetecinin el konulan notlarından bölümler ve gizli tanık ifadeleri delil olarak yer aldı.

Savcı, iddianamede yer verilen görüşmelerinin “tamamının örgütsel olduğunu” savunurken, Pekgöz’ün haberleri hakkında “görüşmesini gazetecilik faaliyeti olarak yansıtmaya çalıştığı ancak röportaj ve haber içeriğinde açıkça örgütün ve amaçlarının propagandasının yapıldığının anlaşıldığı” ifadesini kullandı.

“Yurtdışına giriş-çıkış kayıtlarının incelenmesi” başlığında, Pekgöz’ün 2003-2011 yılında Türkiye’den giriş ve çıkış yaptığı tarihler listelendi. İddianamenin ilerleyen bölümünde, Pekgöz’ün PKK’nin basın yayın örgütlenmesi olduğu iddia edilen YRD 4-14 Haziran 2005’te düzenlendiği iddia edilen 3. Basın Yayın Konferansına katılmak için 18 Mayıs 200’te Türkiye’den karayoluyla çıkıp 17 Haziran 2005’te giriş yaptığı; ayrıca Eylül 2009’da 9 gün süren 5. Basın Yayın Konferansına katılmak için İstanbul Atatürk Havalimanından 7 Eylül 2009’da çıkış yapıp 19 Eylül 2009’da döndüğü iddia edildi.

İletişim takibi sonucu dosyaya eklenen deliller:

1- 25 Mayıs 2008’de, davanın sanıklarından, gazeteci Nurettin Fırat ile yaptığı telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, Pekgöz’ün “devlete hakaret niteliğinde beyanlarda bulunduğu”, “Öcalan’dan gelen notların her şeyden önemli olduğunu ifade ettiği”, “(dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a) ağır küfürlerde bulunduğu” ifadelerini kullandı.
2- 25 Mayıs 2008’de, davanın sanıklarından, gazeteci Nurettin Fırat ile yaptığı başka bir telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, “Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde sorumlu düzeyde faaliyet gösteren Nurettin Fırat ile irtibatlı olduğu”, “Fırat’ın Basın Komitesinden sorumlu bir örgüt mensubunun yazmış olduğu talimat niteliğindeki yazıların yayınlanması için talimat verdiği” ifadelerini kullandı.
3- 26 Mayıs 2008’de, (2011’de KCK’den tutuklanan ve 2012’de tahliye olan) o dönem yayın yönetmeni olan Ragıp Zarakolu ile telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, Pekgöz’ün “Siyaset Akademisi faaliyetlerinden dolayı tutuklanan Ragıp Zarakolu isimli şahısla irtibatlı olduğu”, “kendi ağızlarından yapılacak haberin kamuoyunda etki bırakmayacağını bildiğinden dolayı örgütsel bir taktikle bu görevi Ragıp Zarakolu’na tecdi ettiği” ifadelerini kullandı.
4- 26 Mayıs 2008’de, Günlük gazetesinin kapatılmasının ardından bir gazeteciyle yaptığı telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, Pekgöz’ün “kapatma cezası alan örgütsel yayınların yerine alternatifler bulduğu”, “örgüt mensubuna farklı isimler vererek köşe yazılarını yayınladığı” ifadelerini kullandı.
5- 15 Ağustos 2008’de, (2011’de KCK ana davasında tutuklanan ve 2014’te tahliye olan) gazeteci C.K. ile telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, “KCK/PKK önderlik komitesinde faaliyet gösterdiği şüphesiyle tutuklanan C.K.’nin Basın Komitesi’nde faaliyet yürüten Pekgöz ile birlikte örgütsel kararlar aldıkları” ve “şifreli konuştukları” ifadelerini kullandı.
6- 1 Temmuz 2008’de (2011’de KCK ana davasında tutuklanan) gazeteci C. K. ile telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, Pekgöz’ün “dönemin 1. Kolordu Komutanı Hurşit Tolon ile ilgili olarak bilgi istediği, K.’nin da ‘Tolon paşayı sert bir cümle ile tanıtabiliriz, İmralı’nın güvenlik sistemini ve cezaevini inşa eden komutandır’ şeklinde tanıtımını yapıp Tolon’u hedef haline getirmek istediği”, “K.’nin Pekgöz’ü yönlendirdiği” ifadelerini kullandı.
7- 26 Temmuz 2008’de Günlük gazetesi yazarı Veysi Sarısözen ile telefon görüşmesinin tapesi.
8- 2 Ağustos 2008’de Günlük gazetesi yazarı Veysi Sarısözen ile telefon görüşmesinin tapesi.
9- 26 Haziran 2008’de Günlük gazetesi yazarı Veysi Sarısözen ile telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, “Pekgöz’ün gazete yazarı olan şahsa yazacağı yazıları ve oluşturacağı gündemi dikte ettiği, bu kişinin de sürekli olarak devleti ve Türk askerini zora sokacak yazılar ve gündemler belirlediği” ifadelerini kullandı.
10- 28 Ağustos 2008’de bir sendika başkanı ile haber için yaptığı telefon görüşmesi.
Savcı değerlendirme notunda, “Öcalan’ın talimatları doğrultusunda uygulamaya konulmak istenen Çatı Partisi ile ilgili, görüş bildirir yazı istediği” ifadesini kullandı.
11- 10 Kasım 2008’de BDP’nin meclis danışmanlarından biri ile telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, Pekgöz’ün “hükümetin Alevi açılımını baltalayıcı, farklı aksettirici işleyen yazılarla gündemi farklı aksettirmeyi hedefledikleri” ifadesini kullandı.
12- 5 Ocak 2009’da Pekgöz’ün bir arkadaşı ile telefon görüşmesi.
Savcı değerlendirme notunda, “Kürtçe yayın yapan TRT ŞEŞ ile ilgili olarak kanalın hükümetin Kürtlere bir lütfu olmadığını konuştukları”, “kanal içeriği ile ilgili aşağılayıcı sözler sarf ettikleri” ifadelerini kullandı.
13- 20 Kasım 2008’de , (2011’de KCK ana davasında tutuklanan ve 2014’te tahliye olan) Gündem yazarı C.K. ile telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirme notunda, “her iki şüphelinin de KCK/PKK terör örgütü propagandasının yapıldığı gazetelerde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttükleri, yayınlanacak örgütsel haberleri belirledikleri” ifadesini kullandı.

Savcı tüm bu tapelerle ilgili genel değerlendirmesinde, Pekgöz’ün KCK ana davasında ve KCK basın davasında yargılanan diğer gazetecilerle irtibatta olduğunu ve “örgüte müzahir basın yayın faaliyetlerini belirleyen şahıslardan olduğunu” savundu. Daha önce ifade edilen değerlendirmeler bu bölümde de tekrarlandı.

Açık kaynaklardan elde edilen ve “terör örgütü propagandası içerdiği” iddia edilen haberler iddianamede şöyle sıralandı:

1- 24 Ağustos 2009’da DİHA web sitesinde yayınlanan “Günlük gazetesinin Kandil izlenimlerine soruşturma açıldı” başlıklı haber.
O dönem Günlük gazetesi haber editörü olan Pekgöz’ün görüşüne yer verilen haberle ilgili savcılık notunda “Pekgöz’ün Federal Kürdistan Bölgesine bağlı Kandil’de KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ile görüştüğü tespit edilmiştir” ifadesi kullanıldı.
2- 2 Kasım 2010’da ANF web sitesinde yayınlanan “İmralı’da kritik 4 saat” başlıklı Pekgöz imzalı haber.
Savcı, “haberin Pekgöz tarafından yapıldığının tespit edildiğini” söyledi.

Kasım 2011’de KCK operasyonunda tutuklanan C.K.’den elde edildiği söylenen dokümanlar da iddianamenin Pekgöz hakkındaki bölümüne bir başlık olarak eklendi.
Savcı, C.K’den elde edilen dokümanların incelenmesi sonucu, Pekgöz’ün YRD’nin 2005’te düzenlendiği iddia edilen 3. Basın Yayın Konferansına ve konferanstan sonra Murat Karayılan’la yapılan 14 kişilik toplantıya katılanlar arasında olduğunun tespit edildiğini iddia etti. “Besime Mordeniz” isimli örgüt üyesinin ifadelerinin de bunu desteklediğini savundu.
Savcı, C.K’den ele geçirilen notlardan, Pekgöz’ün “örgütün basın komitesine hitaben konuşmalar yaptığı” ve “19 Şubat 2009’da (Özgür Gündem gazetesinde) yapılan toplantıda ise basın yöneticileri olarak görev ve sorumluluklara daha hassas yaklaşılması gerektiği şeklinde söylemlerde bulunduğunun anlaşıldığını” söyledi.

“İltisaklı tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanlarına ilişkin deliller” şöyle sıralandı:
1- Gizli tanık Bahar’ın “Pekgöz: Basın Komitesi Türkiye sahasında yönetici düzeyde çalışır. Basın Komitesi adına çalışır” şeklinde beyanı.
2- Gizli tanık Cemile’nin “Ramazan Pekgöz’ün konferanslardan bazılarına katıldığını biliyorum…” şeklinde beyanı.
3- Gizli tanık Batuhan Yıldız’ın “Pekgöz: Azadiye Wlat isimli gazetede editör olarak görev yapmaktaydı” şeklindeki beyanı.
4- Şüpheli Besime Mordeniz’in “3. ve 5. YRD konferanslarına katıldı’ şeklinde ifade ettiği ‘Baran’ kod adlı şahsın ‘Baran’ kod adıyla toplantıya katılan Ramazan Pekgöz olduğu” iddiası.

Pekgöz’ün el konulan dijital malzemelerinin incelenmesi sonucu dosyaya eklenen deliller şöyle sıralandı:
1- Sabit diskte bulunan, Prof. Dr. Fikret Başkaya’nın “Yeni Paradigmayı Oluşturmak” başlıklı kitap hakkında yaptığı söyleşi.
Savcı, Pekgöz’ün “kitabı Öcalan’ın düşünceleriyle eşleştirmeye çalıştığını ve bu yönde soru sorduğunu” söyledi.
2- Sabit diskte bulunan, “Öcalan’ın Özgürlük Sosyolojisi, Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü, Sümer Rahip Devletlerinden Demokratik Uygarlığa kitaplarından derlenen bilgilerle oluşturulmuş, (savcılığın) sanat hakkında olduğunu değerlendirdiği” bir makale.
3- Sabit diskte bulunan, gazeteci C. K.’nin “Hakikat Komisyonlarında Dünya Deneyimleri” başlıklı makalesi.
Savcı makalenin Öcalan’ın “Hakikat Komisyonları kurulsun” çağrısını takiben kaleme alındığını söyledi.
4- Sabit diskte bulunan, DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ile yapılan DTK hakkında bir röportaj.
İddianamede “Ayrıca Nelson Mandela’nın avukatı Essa Moosa tarafından kaleme alındığı anlaşılmıştır” ifadesi yer aldı; bunun Moosa’nın yazdığı bir makaleyle mi yoksa Moosa ile yapılan bir söyleşiyle mi ilgili olduğu anlaşılmadı. Savcı “özelikle Basın Komitesi Öcalan’ı kendisini halkının özgürlüğüne adamış bir barışsever olarak sunmak için dünyadan örnekler kullanılma çabası” ifadesini kullandı. Metin içinde “Mandela ve Öcalan’ın mücadelesinde çarpıcı benzerlikler olduğuna” dair ifadeler yer aldığını belirtti.
5- Sabit diskte bulunan, “Öcalan’ın avukatları ile görüşme notlarından ve yazmış olduğu kitaplardan alıntılarla kapitalizm ve demokrasi hakkında Nasrullah Kuran tarafından oluşturulan bir metin”.

Savcı, Pekgöz ile ilgili hukuki değerlendirme bölümünde, “Basın Komitesinin Türkiye yürütümesinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünü” ve “örgüt emrinde faaliyet yürüten Özgür Gündem, Azadiya Welat, Günlük gazeteleri ve DİHA’da yazar ve editör olarak görev yaptığını” söyledi.

Pekgöz’ün 2005 ve 2009’daki YRD toplantılarına katıldığını ve “örgüt üst düzey yöneticileriyle daha dar kapsamlı toplantılara da iştirak ettiğini” iddia eden savcı, Murat Karayılan ile yaptığı görüşmeyi “gazetecilik faaliyeti olarak yansıtmaya çalıştığını ancak röportaj ve haber içeriğinde açıkça örgütün ve amaçlarının propagandasının yapıldığının anlaşıldığını” ifade etti.

“Baran kod adını kullandığı”, “örgütün üst düzey yöneticilerinden aldığı talimatları örgütün basın yayın kuruluşlarının başındaki kişilere ulaştırdığı” gibi suçlamalar sıralayan savcı, Pekgöz’ü örgüt yöneticiliğiyle suçladı.

(1) Bu bölümde ismi geçen yayın organları şöyle: Özgürlük Yolu (1975), Xebat (1976), Rizgari (1976), Roja Welat (1977), Kawa (1978), Ala Rizgari (1979), Serxwebûn (1980), Tirêj, Nûdem, Armanc, Kurdistan Press, Berbang, Berxwedan, Halk Gerçeği, Yeni Halk Gerçeği, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Welat, Welat Me, Azadiya Welat, Rewşen, Jiyana Rewşen, W, Tirôj, Zeud, Nûbihar, Med Tv, Roj Tv, Sterk Tv, Gün Tv, Erivan Radyosu, Denge Mezopotamya Radyosu, Gün Radyo, ANF, DİHA, YuksekovaHaber.com, YeniOzgurPolitika.com, Özgür Gazetesi, Günlük Gazetesi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar ise Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye getirildi. Duruşmalar sonlanınca yeniden karayolu ile cezaevine götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından KCK’den tutuklu tüm tutuklu gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. Ocak 2013’te başka bir mahkemede yargılanan iki kişinin daha dosyası ve 187 sayfalık iddianamesi KCK basın davasıyla birleştirildi. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. Celsede avukatların Kürtçe savunmalar için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt mahkeme salonunda okudu. Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar da savunmalarına başladı.

16 Kasım 2012’de görülen 7. celsede, avukat Hüseyin Boğatekin, Pekgöz hakkındaki iddialara değinirken “Haber müdürü oluşunun bedelini örgüt yöneticiliğiyle yargılanarak ödemektedir” dedi. İddianamede Pekgöz’ün Karayılan’la yaptığı söyleşiye yer verildiğini belirten Boğatekin, Pekgöz’ün bu söyleşi nedeniyle yargılandığını ve beraat ettiğini hatırlattı ve müvekkilinin “soyut, gerçeklikten ırak, sözde delillerle” yargılandığını söyledi.

Avukat Ercan Kanar da, iddianamede başka bir dosyada yargılanan bir gazeteciden elde edildiği edilen delillerin eklendiğini ancak bu gazetecinin verdiği ifadelerde o belgelerin kendisine ait olmadığını belirttiğini söyledi; bu kişinin mahkemede dinlenmesini istedi.

8 Şubat 2013’teki 11. celsede avukat Davut Erkan, iddianameyi eleştirdi. Gazetede haber müdürü olan Ramazan Pekgöz’ün aslında iş tanımı olan “gazetede yayınlanacak haberleri belirlemek ve bu doğrultuda kararlar almak ve görev dağılımı yapmak” gibi suçlamalarla karşı karşıya olduğunu söyledi.

24 Nisan 2012’teki 13. celsede Pekgöz’ün savunmasına geçildi. Pekgöz tercüman aracılığıyla Kürtçe olarak yaptığı savunmasına “Bu hukuksuz iddianame karşısında ben de hukuki bir savunma yapmayacağım. Bu iddianameyi de kabul etmiyorum. Fakat ben 17 aydır içerideyim. Birkaç şey üzerinde konuşmak istiyorum, görüşlerimi aktarmak istiyorum” diyerek başladı.

Kürt basınının 115 yıldır baskı ve şiddete maruz kaldığını anlatan Pekgöz, “İddianamede geçen iddiaların, delillerin hepsi bizim gazetecilik mesleğimiz gereği yaptığımız haberlerdir, haber üzerine konuştuklarımızdır. Bunları inkar etmiyoruz zaten. Bunları kabul ediyoruz. Bunlar bizim işimizdir, işimiz gereğidir ve her gazetecinin işidir. Biz burada olmamalıyız, biz dışarıda kendi mesleğimizin gerektirdiği şeylerle uğraşmalıyız” diye konuştu. Ardından mahkeme başkanı dosyadaki klasör numaralarını okuyarak Pekgöz’e kabul etmediği hususları sormaya başladı. Avukat Sinan Zincir, hukuka aykırı delil ikamesini kabul etmediklerini tutanağa geçirdi.

26 Nisan 2013’teki 15. celsede, avukat Fırat Epözdemir, Pekgöz’ün Murat Karayılan’la söyleşisinden beraat kararını mahkemeye sunarken, yaygın medyada yayınlanan Karayılan röportajlarını da mahkemeye sundu.

19 Haziran 2013’teki 18. celsede söz alan avukat Bahri Belen, Pekgöz adına savunma yaptı. Pekgöz’ün iki ayda bir yurtdışına çıkışının olduğunu söyleyen Belen, bu çıkışların bahsedilen konferanslarla bağdaştırılamayacağını ifade etti.

Basın Konseyi üyeliği suçlamasının telefon görüşmelerine dayandırıldığını ancak görüşmeleri gerçekleştirdiği kişilerin Pekgöz’ün mesai arkadaşları, gazetenin yazarları, yayın yönetmeni gibi kişilerden oluştuğunu belirtti. Görüşmelerin içeriğinin de çıkacak haberler, yazılacak yazılar ve güncel olaylarla ilgili yapılması gereken röportajlarla ilgili olduğunu ifade etti. Çeşitli röportajların da iddianameye delil olarak eklenmesine tepki gösteren avukat Epözdemir, dosyadaki gizli tanık beyanlarının da net ve kesin bilgi içermediğini belirtti.

Epözdemir, sanıkların “KCK isimli bir örgüte üye oldukları iddia edilse bile hiçbir sanıkta suç işlemeye şiddete yönelik bir suç aleti bulunmadığı gibi hiç kimseye de şiddet oluşturan veyahut da şiddetle bağlantılı bir eylem ithaf edilmediğini” vurguladı. Dosyadaki delillerin 2008-2011 yılları boyunca yapılan teknik takip sonucu elde edildiğini vurgulayan Epözdemir, bu durumda bir delil karartma şüphesi de olmadığını söyleyerek sanıkların tahliyesini talep etti.

3 Arralık 2013’te 27. celsede Pekgöz deliller hakkında beyanda bulunmak için tekrar söz aldı. Pekgöz, tercüman aracılığıyla Kürtçe verdiği beyanına, iki yılı aşkın süredir hapishanede olduklarını, bu nedenle mahkeme başkanının belirlediği 10 dakika süre sınırlamasının doğru olmadığını söyleyerek başladı. Mahkeme Başkanı Ali Alçık, Pekgöz’e 10 dakikası olduğunu tekrarladı. Pekgöz iddianamede “teröristlikle” suçlandığı ifadelerin onlarca kez tekrar edildiğini söyledi. Aleyhine delil olarak gösterilen görüşmelerin meslektaşları ve haber kaynaklarıyla gerçekleştiğini anlattı ve bu 13 görüşmeyi sırayla açıkladı. Tamamının gazetecilik faaliyeti olduğunu ifade etti. Mahkeme başkanı savunma süresinin dolduğu konusunda Pekgöz’ü uyardı. Avukatlar ve Pekgöz süre kısıtlamasına tepki gösterdi. Mahkeme başkanı Alçık, 15 dakika olduğunu söyleyerek Pekgöz’ün mikrofonunu kapattı.

Avukat Ruşen Mahmutoğlu söz alarak savunmaların tercüman aracılığıyla yapıldığını hatırlattı ve süre sınırı belirlenirken bunun göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi. Sanıkların daha önce deliller hakkında beyanda bulunmadığını da vurgulayarak süre sınırı olmaması gerektiğini belirtti. Avukat Ramazan Tuncer de süre sınırının CMK’ya aykırı olduğunu söyledi. Duruşma süre sınırlaması tartışmalarıyla devam etti. Ancak mahkemenin 10 dakikalık süre sınırlaması diğer sanıkların beyanlarında da devam etti.

13 Ocak 2014’teki 30. Celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

21 Şubat 2014’te ÖYM’lerin kanun değişikliğiyle tamamen kaldırılmasının ardından 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son celse 3 Mart 2014’te görüldü. Dava dosyası Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Pekgöz’ün de aralarında bulunduğu altı tutuklu sanık 12 Mayıs 2014’te yapılan rutin tutukluluk incelemesi sonucu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edildi. Böylece davada tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. 37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı. 5 Kasım 2014’teki 2. duruşmadan itibaren hakin Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanlığına atandı. 10. Duruşmada, Türkön’ün Emniyet’e müzekkere yazılarak gazetecilerin pasaportlarını Kanun Hükmünde Kararname kapsamında iptal edilmesini istediği ortaya çıktı.

Avukatlar kaldırılan ÖYM’lerdeki yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini, bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu söyledi ve İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi dosyayı anayasaya aykırılık iddiasının incelenmesi için Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. AYM’den cevap gelmesi için iki duruşma bekleyen mahkeme, 16 ay sonra AYM’den cevap gelmediğini söyleyerek davaya kendisi bakma kararı aldı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraati taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi. Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü.

Davanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek. Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)