Ramazan Pekgöz

KCK Media Trial

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem Gazetesi, Fırat Haber Ajansı ve Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyasında” görev yapan 49 gazeteci ve medya çalışanı; 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da evlerine veya çalıştıkları medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınları ile gözaltına alındı.

Dicle Haber Ajansı (DİHA) editörü Ramazan Pekgöz de gözaltına alınan gazeteci ve medya çalışanları arasındaydı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteci ve medya çalışanları İstanbul Vatan Caddesi’ndeki İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’ne götürüldü.

Soruşturma, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülüyordu. Dosya üzerinde “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındı. Gözaltındaki gazeteciler, bu yüzden, haklarındaki suçlamaları öğrenemedi.

Gözaltına alınan gazeteci medya çalışanlarından yedisi, savcılık sorgularının ardından 23 Aralık 2011’de serbest bırakıldı.

İddianameye göre; Pekgöz, savcılıkta verdiği ifadesinde, “Günlük Gazetesi’nde haber müdürlüğü yaptığını, DİHA’da editör olarak çalıştığı dönemde Murat Karayılan ile görüştüğünü, bu konuda yargılanıp beraat ettiğini” söyledi. Gizli tanıkların ifadelerindeki, “KCK Ana Davası’nda” yargılanan C.K. isimli şahıstan elde edilen notlardaki ve raporlardaki iddiaların doğru olmadığını söyledi.

Pekgöz, mahkemeye sevk edilen 35 gazeteci ve medya çalışanıyla birlikte 24 Aralık 2011’de tutuklandı. Pekgöz’e “silahlı terör örgütü kurucusu ve yöneticisi olmak” suçlaması yöneltildi. Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Kapatılan DİHA’nın editörü Ramazan Pekgöz’ün de aralarında bulunduğu 44 gazeteci ve medya çalışanı hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı.

İddianamede; “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)”, “Kürt medyasının” yayın politikasını ve haberlerini yönlendirdiği iddia edildi.
Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaası (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat Gazetesi, Özgür Gündem Gazetesi ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler; Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri iddianamede “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.
İddianamede, “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi iddialar yer aldı.
Gazetecilik faaliyetleri iddianamede “örgütsel faaliyet” olarak tanımlandı. İddianamede, bunun gibi; “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi iddia ve tanımlamalara yer verildi.
800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında “KCK/PKK yapılanması” anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile birlikte, yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.
Sonraki 100 sayfada ise “Kürt medyasının” tarihçesine yer verildi. 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet sitelerinin örgütle ilişkisine dair iddialar sıralandı.
Savcılık; DİHA, Fırat Haber Ajansı (ANF), Roj TV başta olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddia edildi. Bu basın yayın kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberler, görüntüler, haberler, yazılar, röportajlar ile birlikte; gizli tanık ve şüpheli ifadeleri ve “KCK Sözleşmesi’ndeki basın yayınla ilgili bölümler” bu iddiaya dayanak olarak gösterildi.
Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri; Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi.
İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” ya da “silahlı terör örgütü üyesi olmak” ile suçlandı.
İddianamenin Ramazan Pekgöz ile ilgili 21 sayfalık bölümü 260. sayfada başlıyor.

İddianamede Pekgöz’ün; başka gazeteciler, yazarlar ile haber kaynakları ile haberler üzerine yaptığı 13 görüşmenin tape kayıtlarına yer verildi. Bu görüşmelerin “tamamen örgütsel olduğu” iddia edildi.

Pekgöz’ün bilgisayarının sabit diskinde bulunan beş söyleşi ve makale, “terör örgütü propagandası” içerdiği iddia edilen iki haber, Kasım 2011’de KCK operasyonunda tutuklanan başka bir gazetecinin el konulan notlarından bölümler ve gizli tanık ifadeleri de delil olarak sıralandı.

Savcı, Pekgöz’ün haberleri için, “görüşmesini gazetecilik faaliyeti olarak yansıtmaya çalıştığı ancak örgütün amaçlarının propagandasının yapıldığını” iddia etti.

Pekgöz’ün 2003-2011 yıllarında Türkiye’den çıkış, Türkiye’ye giriş yaptığı tarihlere de iddianamede yer verildi.

“İletişim takibi” sonucu Pekgöz hakkında iddianameye eklenen deliller:

1- 25 Mayıs 2008’de, davanın sanıklarından gazeteci Nurettin Fırat ile yaptığı telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, Pekgöz’ün, “devlete hakaret niteliğinde beyanlarda bulunduğunu”, “Abdullah Öcalan’dan gelen notların her şeyden önemli olduğunu ifade ettiğini”, “(dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a) ağır küfürlerde bulunduğunu” iddia etti.

2- 25 Mayıs 2008’de, davanın sanıklarından gazeteci Nurettin Fırat ile yaptığı başka bir telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, Pekgöz’ün “Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde sorumlu düzeyde faaliyet gösteren Nurettin Fırat ile irtibatlı olduğunu”, “Fırat’ın Basın Komitesinden sorumlu bir örgüt mensubunun yazmış olduğu talimat niteliğindeki yazıların yayınlanması için talimat verdiğini” öne sürdü.

3- 26 Mayıs 2008’de, “(2011’de KCK’den tutuklanan ve 2012’de tahliye olan) Ragıp Zarakolu ile telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, Pekgöz’ün, “Siyaset Akademisi faaliyetlerinden dolayı tutuklanan Ragıp Zarakolu isimli şahısla irtibatlı olduğunu”, “kendi ağızlarından yapılacak haberin kamuoyunda etki bırakmayacağını bildiğinden dolayı örgütsel bir taktikle bu görevi Ragıp Zarakolu’na bıraktığını” iddia etti.

4- 26 Mayıs 2008’de, Günlük Gazetesi’nin kapatılmasının ardından bir gazeteciyle yaptığı telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, Pekgöz’ün, “kapatma cezası alan örgütsel yayınların yerine alternatifler bulduğunu”, “örgüt mensubuna farklı isimler vererek köşe yazılarını yayınladığını” öne sürdü.

5- 15 Ağustos 2008’de, (2011’de KCK ana davasında tutuklanan ve 2014’te tahliye olan) gazeteci C.K. ile telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, “KCK/PKK önderlik komitesinde faaliyet gösterdiği şüphesiyle tutuklanan C.K.’nin Basın Komitesi’nde faaliyet yürüten Pekgöz ile birlikte örgütsel kararlar aldıkları” ve “şifreli konuştukları” iddiasını öne sürdü.

6- 1 Temmuz 2008’de (2011’de KCK ana davasında tutuklanan) C. K. ile telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, Pekgöz’ün “dönemin 1. Kolordu Komutanı Hurşit Tolon ile ilgili bilgi istediği, K.’nin da ‘Tolon paşayı sert bir cümle ile tanıtabiliriz, İmralı’nın güvenlik sistemini ve cezaevini inşa eden komutandır’ şeklinde tanıtımını yapıp Tolon’u hedef haline getirmek istediğini”, “K.’nin Pekgöz’ü yönlendirdiğini” iddia etti.

7- 26 Temmuz 2008’de Günlük Gazetesi yazarı Veysi Sarısözen ile telefon görüşmesinin tape kaydı.

8- 2 Ağustos 2008’de Günlük Gazetesi yazarı Veysi Sarısözen ile telefon görüşmesinin tape kaydı.

9- 26 Haziran 2008’de Günlük Gazetesi yazarı Veysi Sarısözen ile telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, “Pekgöz’ün, gazete yazarı olan şahsa, yazacağı yazıları ve oluşturacağı gündemi dikte ettiğini, bu kişinin de sürekli olarak devleti ve Türk askerini zora sokacak yazılar ve gündemler belirlediğini” öne sürdü.

10- 28 Ağustos 2008’de, bir sendika başkanı ile haber için yaptığı telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı değerlendirme notunda, “Abdullah Öcalan’ın talimatları doğrultusunda uygulamaya konulmak istenen Çatı Partisi ile ilgili, görüş bildirir yazı istediğini” öne sürdü.

11- 10 Kasım 2008’de, BDP’nin meclis danışmanlarından biri ile telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı değerlendirme notunda, Pekgöz’ün “hükümetin Alevi açılımını baltalayıcı, farklı aksettirici işleyen yazılarla gündemi farklı aksettirmeyi hedeflediklerini” iddia etti.

12- 5 Ocak 2009’da Pekgöz’ün bir arkadaşı ile telefon görüşmesinin tape kaydı.
Savcı, “Kürtçe yayın yapan TRT Şeş ile ilgili olarak, kanalın hükümetin Kürtlere bir lütfu olmadığını konuştuklarını”, “kanal içeriği ile ilgili aşağılayıcı sözler sarf ettiklerini” belirtti.

13- 20 Kasım 2008’de, (2011’de KCK ana davasında tutuklanan ve 2014’te tahliye olan) Gündem Gazetesi yazarı C.K. ile telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı, “her iki şüphelinin de KCK/PKK terör örgütü propagandasının yapıldığı gazetelerde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüklerini, yayınlanacak örgütsel haberleri belirlediklerini” öne sürdü.

Savcı tüm bu tape kayıtları ilgili genel değerlendirmesinde, Pekgöz’ün “KCK ana davasında” ve “KCK basın davasında” yargılanan diğer gazetecilerle irtibatta olduğunu ve “örgüte müzahir basın yayın faaliyetlerini belirleyen şahıslardan olduğunu” iddia etti.

Açık kaynaklardan elde edilen ve “terör örgütü propagandası içerdiği” iddia edilen haberler iddianamede şöyle sıralandı:

1- 24 Ağustos 2009’da DİHA’nin internet sitesinde yayınlanan “Günlük Gazetesi’nin Kandil izlenimlerine soruşturma açıldı” başlıklı haber.
O dönem Günlük Gazetesi haber editörü olan Pekgöz’ün görüşüne yer verilen haberle ilgili savcılık notunda “Pekgöz’ün Federal Kürdistan Bölgesine bağlı Kandil’de KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ile görüştüğü tespit edilmiştir” ifadesi kullanıldı.

2- 2 Kasım 2010’da, Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) internet sitesinde yayınlanan “İmralı’da kritik 4 saat” başlıklı Pekgöz imzalı haber.
Savcı, “haberin Pekgöz tarafından yapıldığının tespit edildiğini” belirtti.

Kasım 2011’de KCK operasyonunda tutuklanan C.K.’den elde edildiği iddia edilen dokümanlar da iddianamenin Pekgöz hakkındaki bölümüne bir başlık olarak eklendi.

Savcı, C.K’den elde edilen dokümanların incelenmesi sonucu, Pekgöz’ün YRD’nin 2005’te düzenlendiği iddia edilen “3. Basın Yayın Konferansına” ve konferanstan sonra Murat Karayılan’la yapılan 14 kişilik toplantıya katılanlar arasında olduğu iddia etti. B. M. isimli örgüt üyesinin ifadelerinin de bu iddiayı destelediğini öne sürdü.

Savcı, C.K’den ele geçirilen notlardan, Pekgöz’ün “örgütün basın komitesine hitaben konuşmalar yaptığı” ve “19 Şubat 2009’da (Özgür Gündem Gazetesi’nde) yapılan toplantıda ise basın yöneticileri olarak görev ve sorumluluklara daha hassas yaklaşılması gerektiği şeklinde söylemlerde bulunduğunun anlaşıldığını” belirtti.

“İltisaklı tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanlarına ilişkin deliller” ise iddianamede şöyle sıralandı:

1- Gizli tanık Bahar’ın “Pekgöz: Basın Komitesi Türkiye sahasında yönetici düzeyde çalışır. Basın Komitesi adına çalışır” şeklindeki beyanı.

2- Gizli tanık Cemile’nin, “Ramazan Pekgöz’ün konferanslardan bazılarına katıldığını biliyorum…” şeklindeki beyanı.

3- Gizli tanık B. Y’nin, “Pekgöz: Azadiye Welat isimli gazetede editör olarak görev yapmaktaydı” şeklindeki beyanı.

4- Şüpheli B. M’nin “3. ve 5. YRD konferanslarına katıldı’ şeklinde ifade ettiği ‘Baran’ kod adlı şahsın ‘Baran’ kod adıyla toplantıya katılan Ramazan Pekgöz olduğu” iddiası.

Pekgöz’ün el konulan dijital malzemelerinin incelenmesi sonucu dosyaya eklenen deliller şöyle sıralandı:

1- Sabit diskte bulunan, Prof. Dr. Fikret Başkaya’nın “Yeni Paradigmayı Oluşturmak” başlıklı kitabı hakkında yaptığı söyleşi.
Savcı, Pekgöz’ün, “kitabı Öcalan’ın düşünceleriyle eşleştirmeye çalıştığını ve bu yönde soru sorduğunu” söyledi.

2- Sabit diskte bulunan, “Öcalan’ın Özgürlük Sosyolojisi, Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü, Sümer Rahip Devletlerinden Demokratik Uygarlığa kitaplarından derlenen bilgilerle oluşturulmuş, (savcılığın) sanat hakkında olduğunu değerlendirdiği” bir makale.

3- Sabit diskte bulunan, gazeteci C. K.’nin “Hakikat Komisyonlarında Dünya Deneyimleri” başlıklı makalesi.
Savcı makalenin Öcalan’ın “Hakikat Komisyonları kurulsun” çağrısını takiben kaleme alındığını iddia etti.

4- Sabit diskte bulunan, DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ile yapılan DTK hakkında bir röportaj.
İddianamede “Ayrıca Nelson Mandela’nın avukatı Essa Moosa tarafından kaleme alındığı anlaşılmıştır” ifadesi yer aldı. Bunun Moosa’nın yazdığı bir makaleyle mi yoksa Moosa ile yapılan bir söyleşiyle mi ilgili olduğu anlaşılmadı.

Savcı “özelikle Basın Komitesi Öcalan’ı kendisini halkının özgürlüğüne adamış bir barışsever olarak sunmak için dünyadan örnekler kullanılma çabası” iddiasını öne sürdü. Metin içinde “Mandela ve Öcalan’ın mücadelesinde çarpıcı benzerlikler olduğuna” dair ifadeler yer aldığını belirtti.

5- Sabit diskte bulunan, “Öcalan’ın avukatları ile görüşme notlarından ve yazmış olduğu kitaplardan alıntılarla kapitalizm ve demokrasi hakkında Nasrullah Kuran tarafından oluşturulan bir metin”.

Savcı, Pekgöz ile ilgili hukuki değerlendirme bölümünde, “Basın Komitesinin Türkiye yürütmesinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünü” ve “örgüt emrinde faaliyet yürüten Özgür Gündem, Azadiya Welat, Günlük gazeteleri ve DİHA’da yazar ve editör olarak görev yaptığını” belirtti.

Pekgöz’ün; “2005 ve 2009’daki YRD toplantılarına katıldığını” ve “örgüt üst düzey yöneticileriyle daha dar kapsamlı toplantılara da iştirak ettiğini” iddia eden savcı, Murat Karayılan ile yaptığı görüşmeyi “gazetecilik faaliyeti olarak yansıtmaya çalıştığını ancak röportaj ve haber içeriğinde açıkça örgütün ve amaçlarının propagandasının yapıldığının anlaşıldığını” iddia etti.

Pekgöz’ün “Baran kod adını kullandığı”, “örgütün üst düzey yöneticilerinden aldığı talimatları örgütün basın yayın kuruluşlarının başındaki kişilere ulaştırdığı” gibi suçlamalar yönelten savcı, Pekgöz’ü “terör örgütü örgüt yöneticiliğiyle” suçladı.

İddianamede Pekgöz; Türk Ceza Kanunu 314/1 düzenlemesi üzerinden “silahlı örgüt kurmak ve yönetmekle” suçlandı. Hakkında 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. Ancak cezanın Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi kapsamında yarı oranında arttırılması talep edildi. Böylece hakkında “silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla, 15 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istendi.

Ayrıca Pekgöz’ün, Türk Ceza Kanunu’nun 53. Maddesi kapsamında belli haklardan yoksun bırakılması da talep edildi.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu “KCK Basın Davası” yargılamaları, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) görüldü. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar; Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 duruşma görüldü.

Ramazan Pekgöz’ün de aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye götürüldü. Duruşmalar bittikten sonra yeniden karayolu ile cezaevlerine götürüldü.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti. Ardından “KCK” soruşturması kapsamında tutuklu tüm gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Kürtçe’nin Zazaca lehçesinde cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi; seyirciler, avukatlar ve sanıklar hakkında “mahkemeyi alkışla protesto ettikleri” ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözler söyledikleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianamenin okunması 6 duruşma sürdü. İddianameler dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

22 Nisan 2013’teki 12. celsede avukatların, Kürtçe savunmalar için getirdiği Kürt Enstitüsü’nden tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt okudu. Tutuklu sanıklar, ortak savunmanın ardından bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. duruşmada tamamlandı. Tutuksuz sanıklar ise savunmalarına; tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarının ardından, 25 Eylül 2013’teki 19. duruşmada başladı.

Yargılamanın 7. duruşması 16 Kasım 2012’de görüldü. Avukat Hüseyin Boğatekin, Pekgöz hakkındaki iddialara karşı savunma yaptı. Boğatekin, Pekgöz için “haber müdürü oluşunun bedelini örgüt yöneticiliğiyle yargılanarak ödemektedir” dedi. İddianamede Pekgöz’ün Karayılan’la yaptığı söyleşiye yer verildiğini belirten Boğatekin, Pekgöz’ün bu söyleşi nedeniyle yargılandığını ve beraat ettiğini hatırlattı ve müvekkilinin “soyut, gerçeklikten ırak, sözde delillerle” yargılandığını söyledi.

Avukat Ercan Kanar da, iddianamede, başka bir dosyada yargılanan bir gazeteciden elde edildiği edilen delillerin eklendiğini ancak bu gazetecinin verdiği ifadelerde o belgelerin kendisine ait olmadığını belirttiğini söyledi; bu kişinin mahkemede dinlenmesini talep etti.

Yargılamanın 11. duruşması, 8 Kasım 2013’te görüldü. Avukat Davut Erkan, iddianameyi eleştirdi. Gazetede haber müdürü olan Ramazan Pekgöz’ün aslında iş tanımı olan “gazetede yayınlanacak haberleri belirlemek ve bu doğrultuda kararlar almak ve görev dağılımı yapmak” gibi suçlamalarla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Yargılamanın 13. duruşması 24 Nisan 2012’de görüldü. Ramazan Pekgöz, savunmasını Kürtçe olarak sundu. Pekgöz, “Bu hukuksuz iddianame karşısında ben de hukuki bir savunma yapmayacağım. Bu iddianameyi de kabul etmiyorum. Fakat ben 17 aydır içerideyim. Birkaç şey üzerinde konuşmak istiyorum, görüşlerimi aktarmak istiyorum” dedi.

“Kürt basınının 115 yıldır baskı ve şiddete maruz kaldığını” anlatan Pekgöz, şunları söyledi:

“İddianamede geçen iddiaların, delillerin hepsi bizim gazetecilik mesleğimiz gereği yaptığımız haberlerdir, haber üzerine konuştuklarımızdır. Bunları inkar etmiyoruz zaten. Bunları kabul ediyoruz. Bunlar bizim işimizdir, işimiz gereğidir ve her gazetecinin işidir. Biz burada olmamalıyız, biz dışarıda kendi mesleğimizin gerektirdiği şeylerle uğraşmalıyız.”

Yargılamanın 15. duruşması 26 Nisan 2013’te görüldü. Avukat Fırat Epözdemir; Pekgöz’ün Murat Karayılan’la söyleşisi gerekçe gösterilerek yargılandığı davada verilen beraat kararını mahkemeye sundu. Yaygın medyada yayınlanan Karayılan röportajlarını da ekledi.

Yargılamanın 18. duruşması 19 Haziran 2013’te görüldü. Avukat Bahri Belen, Pekgöz’ün iki ayda bir yurtdışına çıkışının olduğunu söyleyen Belen, bu çıkışların bahsedilen konferanslarla bağdaştırılamayacağını ifade etti.

“Basın Konseyi üyeliği” suçlamasının telefon görüşmelerine dayandırıldığını ancak görüşmeleri gerçekleştirdiği kişilerin Pekgöz’ün mesai arkadaşları, gazetenin yazarları, yayın yönetmeni gibi kişilerden oluştuğunu belirtti.

Görüşmelerin içeriğinin de çıkacak haberler, yazılacak yazılar ve güncel olaylarla ilgili yapılması gereken röportajlarla ilgili olduğunu ifade etti.

Çeşitli röportajların iddianameye delil olarak eklenmesine tepki gösteren avukat Epözdemir ise, dosyadaki gizli tanık beyanlarının da net ve kesin bilgi içermediğini belirtti. Epözdemir, sanıkların “KCK isimli bir örgüte üye oldukları iddia edilse bile hiçbir sanıkta suç işlemeye, şiddete yönelik bir suç aleti bulunmadığı gibi hiçkimseye de şiddet oluşturan veyahut da şiddetle bağlantılı bir eylem ithaf edilmediğini” vurguladı.

Dosyadaki delillerin 2008-2011 yılları boyunca yapılan teknik takip sonucu elde edildiğini vurgulayan Epözdemir, bu durumda bir delil karartma şüphesi de olmadığını söyleyerek sanıkların tahliyesini talep etti.

Yargılamanın 3 Aralık 2013’teki 27. duruşmasında Pekgöz, deliller hakkında beyanda bulunmak için tekrar söz aldı.

Pekgöz, tercüman aracılığıyla Kürtçe yaptığı savunmasına, iki yılı aşkın süredir hapishanede olduklarını, bu nedenle mahkeme başkanının belirlediği 10 dakika süre sınırlamasının doğru olmadığını söyleyerek başladı.

Mahkeme Başkanı Ali Alçık, Pekgöz’e 10 dakikası olduğunu tekrarladı.

Pekgöz iddianamede “teröristlikle suçlandığı ifadelerin onlarca kez tekrar edildiğini” söyledi. Aleyhine delil olarak gösterilen görüşmelerin meslektaşları ve haber kaynaklarıyla yapılan görüşmeler olduğunu anlattı ve söz konusu 13 görüşmeyi tek tek sıraladı. Tamamının gazetecilik faaliyeti olduğunu ifade etti.

Mahkeme başkanı savunma süresinin dolduğu konusunda Pekgöz’ü uyardı. Avukatlar ve Pekgöz süre kısıtlamasına tepki gösterdi. Mahkeme başkanı Ali Alçık, 10 dakika olduğunu söyleyerek Pekgöz’ün mikrofonunu kapattı.

Avukat Ruşen Mahmutoğlu, söz alarak, savunmaların tercüman aracılığıyla yapıldığını hatırlattı ve süre sınırı belirlenirken bunun göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi. Sanıkların daha önce deliller hakkında beyanda bulunmadığını da vurgulayarak süre sınırı olmaması gerektiğini belirtti. Duruşma süre sınırlaması tartışmalarıyla devam etti. Ancak mahkemenin 10 dakikalık süre sınırlaması diğer sanıkların beyanlarında da devam etti.

Yargılamanın 30. duruşması 13 Ocak 2014’te görüldü. O günlerde ülke gündeminde Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceği tartışması yaşanıyordu. Avukatlar, bu tartışmaların, “KCK Basın” yargılamasını yürüten mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini savundu. Avukatlar bu gerekçe ile; İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti.

Özel Yetkili Mahkemeler 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren yasa ile adalet sisteminden kaldırıldı.

“KCK Basın Davası’nın” İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son duruşması 3 Mart 2014’te görüldü. Yargılama dosyası daha sonra İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Pekgöz’ün de aralarında bulunduğu altı tutuklu sanık 12 Mayıs 2014’te yapılan rutin tutukluluk incelemesi sonucu 3. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla tahliye edildi. Böylece davada tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı, Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanı olarak görev yaptı. Hakim Hakan Türkön, yargılamanın 10. duruşmasında, gazetecilerin OHAL KHK’si hükümlerine dayanarak iptal edilmesini talep etti.

Avukatlar ÖYM’lerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avukatlar Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi ve tüm sanıkların beraatı yönündeki taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti.
Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüldü. Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü. Duruşmada mahkeme heyeti; Hakan Türkön başkanlığında, üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü. Pekgöz duruşmaya katılmadı.

Yargılama, 2 Temmuz 2020’de görülecek 19. duruşma ile devam edecek.

AİHM Süreci

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

18. Standing - Feb. 25, 2020


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görüldü.



Next Trial: July 2, 2020, 10 a.m.


Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşmada Hakan Türkön başkanlığında üyeler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyeti görev aldı. Duruşma savcılığı görevini ise Ali Yapar yürüttü.

Duruşmaya, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılması beklenen Yüksel Genç, mahkeme salonunda hazır bulundu. Genç, yaptığı savunmayı ayrıca yazılı olarak da sundu.

Genç savunmasında, hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve daha sonra “KCK Basın” ile birleştirilen dosyanın iddianamesine tepki gösterdi. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) kuruculuğuyla suçlandığı bu dosyadaki deliller arasında hakkındaki teknik takip delillerinin de gösterildiğini, ancak kendisinin o tarihlerde “KCK Basın” davasından tutuklu olduğunu açıkladı.

DTK’da 2009-2011 arası görev yaptığını ve DTK’nın yasadışı bir yapı olmadığını söyledi, suçlamaları reddetti. TBMM Anayasa Komisyonu’nun DTK’dan resmi olarak görüş istediğine dair belgeyi mahkemeye sundu.

Sanıklardan Hüseyin Deniz de salonda hazır bulundu. Deniz bu aşamada söyleyecek bir şeyi olmadığını ifade etti.

Ardından Çağdaş Ulus’un avukatlığını üstlenen eşi sözü aldı. Ulus’la 5 senedir tanıştıklarını, çocuklarının 1 yaşında olduğunu ancak bu davanın halen devam ettiğini söyledi. Ayrıca eşi Ulus’un 2011’de gözaltına alınmadan birkaç ay önce zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiğini anlattı; teröristlikle suçlanmasına tepki gösterdi. Dosyasının ayrılmasını talep etti.

Ardından söz alan diğer tüm sanıklar müdafii Özcan Kılıç, öncelikle Yüksel Genç’in duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında açılan başka bir dosyanın birleştirilmesini de istedi.

Kılıç, müvekkillerinin DTK üyesi olmakla suçlandığını, ancak DTK’nın yasadığı bir yapı olmadığını anlattı. DTK’nın yasadışı bir örgüt olup olmadığının tespit edilmesini talep etti.

Avukat Kılıç, “KCK Basın’ dosyasının soruşturma aşamasında gözaltına alınan, o dönem AFP (Agence France Presse, Fransız Haber Ajansı) muhabiri Mustafa Özer’in MİT ajanı olduğunun ortaya çıktığını” iddia etti. İlk başta şüpheli listesinde yer alan ancak şu an dosyada bulunmayan Özer’in mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

Mahkeme karar için 5 dakika ara verdi.


Mahkeme sanıkların ve müdafilerinin tüm taleplerini reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 2 Temmuz 2020 saat 10.00’da görülecek.


Duruşma Öncesi

Duruşmadan birkaç dakika önce polis barikatı açılarak gazetecilerin salon önüne geçişine izin verildi.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu yaklaşık 30 kişilikti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak sekiz avukat katıldı. Duruşmayı; Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma öngörülen saatten 10 dakika sonra başladı, karar için verilen 5 dakikalık ara dahil, toplam 35 dakika sürdü.

Duruşma devam ederken, bir sonraki duruşmanın SEGBİS bağlantısı kuruldu ve SEGBİS’le bağlanan kişi kendi duruşmasını bekledi.

Duruşma esnasında mahkeme başkanının sanıklardan Yüksel Genç’e “sen” diyerek hitap etmesine bir avukat itiraz etti. Mahkeme başkanı “Bu sen-siz tartışması yıllardır sürüyor” dedi ve “sen” ifadesinin sıkıntılı bir ifade olmadığını söyleyerek duruşmaya devam etti.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Ancak savcının salonda oturuyordu. 5 dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.
Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 17. duruşması, 22 Ekim 2019’da görüldü.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi; Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi.

Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında, “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi üzerinden (SEGBİS) sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi.

Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması yönündeki talebi reddetti. Ziya Çiçekçi’nin dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi.

Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne yaklaşkasına duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi.

Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi.

Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Duruşmayı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) temsilcileri ve gazeteciler takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu.

Avukatlar, konuşmanın; sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.

Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


“Kürt medyasında” çeşitli görevlerde bulunan 46 gazeteci ve medya çalışanı, kamuoyunda “KCK Basın” olarak bilinen dava kapsamında 2012’den bu yana yargılanıyor. Gazeteci ve medya çalışanları “silahlı terör örgütü üyesi olmakla” veya “silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmekle” suçlanıyor. Haklarında 7 yıl 6 ay ile 22 yıl 6 ay arasında değişen hapis cezaları istendi.

Gazeteci ve medya çalışanlarından 37’si, 9 ay ile 2 yıl 6 ay arasında değişen sürelerde tutuklu olarak yargılandı. Bu gazeteci ve medya çalışanları daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Süreç, 20 Aralık 2011’de sabaha karşı; İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere “Kürt medyası” çalışanlarına yönelik polis operasyonu ile başladı.

Operasyon kapsamında, 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine veya görevli oldukları basın yayın kuruluşlarının merkezlerine yapılan baskınla gözaltına alındı.

Gazeteci ve medya çalışanları hakkındaki iddianame, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. Savcı Bayraktar; 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişiminden sonra mesleğinden ihraç edildi.

İddianamede; gazetecilik faaliyetleri, “örgütsel faaliyet” olarak suçlandı. “Sözde gazetecilik”,
“eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler sık sık kullanıldı.

Yargılama; 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar İstanbul Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki salona taşındı.

Özel Yetkili Mahkemeler, 21 Şubat 2014’te yürürlüğe giren kanun değişikliği ile adalet sisteminden kaldırıldı. Bu yüzden yargılamalar 26 Mart 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

Avukatlar Özel Yetkili Mahkemelerin adalet sisteminden kaldırılması ile yargılamaların meşruiyetini kaybettiğini dile getirdi. Bu yargılamaların ağır ceza mahkemelerinde devam etmesinin de Anayasaya aykırı olduğunu savundular. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de dosyayı anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Mahkeme iki duruşma boyunca Anayasa Mahkemesi’nden yanıt gelmesini bekledi. Anayasa Mahkemesi’nden beklenen cevap 16 ay boyunca mahkemeye gelmedi. Bunun üzerine mahkeme yargılamayı sürdürme kararı aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilerin yargılandığı dava dosyasına dair yapılan başvuruyu, Kasım 2019’da reddetti. Kararın gerekçesinde; Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuru yolunun tüketilmediği belirtildi. Ancak gazetecilerin tutuklandığı ve AİHM’e başvuru yapıldığı tarihte Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yapılamıyordu. Bu yüzden AİHM başvuruları için AYM’ye bireysel başvuru yolunun tüketilmesi şartı da yürürlükte değildi.

Sonraki duruşmalarda da avukatlar; yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma ve kovuşturma aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz askeri darbe girişiminin ardından tutuklandığını ya da firari konumda olduğunu söyledi. Avukatlar; tüm bu isimlerin haklarındaki hukuki işlemlerin, yargılama dosyasına eklenmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul etti. Ancak mahkeme, sanık gazeteciler hakkında şimdiye kadar açılan tüm soruşturma ve kovuşturma verilerinin de dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan, mahkemede savunmasını yapmadı. “Delil değerlendirmesi” de henüz gerçekleşmedi.

Soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alan görevliler hakkındaki yargılama bilgilerinin dosyaya eklenmesi bekleniyor. İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının da gerçekleşmesi bekleniyor.

Savcılık; Eylül 2012’den başlayan yargılamada esas hakkındaki mütalaasını halen sunmadı.

Yargılamanın 16. duruşması 9 Mayıs 2019’da görüşüldü.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi.

Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi.

Ayrıca “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen yargılamanın devam ettiğine dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye onay vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Kapı kapandıktan sonra gelen izleyicilerin içeri alınmasına zorluk çıkarıldı.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya altı avukat katıldı. Duruşmayı; P24, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan temsilciler ve muhabirler takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için, izleyici alanından sadece, sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Duruşma saatinde başladı.

Bu duruşmada, mahkeme heyeti; Hakan Türkan başkanlığında, üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluştu. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Özcan Kılıç da “KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


“KCK Basın” soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın akıbetinin sorulmasına karar verildi.

Dava, 9 Mayıs 2019 gününe bırakıldı.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 17. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 18. Standing (Minutes of the Hearing)