Sadık Topaloğlu

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteciler İstanbul Vatan Emniyet’teki Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) götürüldü.

Sadık Topaloğlu da 20 Aralık 2011’de Urfa’da gözaltına alınarak İstanbul’a getirildi. 23 Aralık 2011’de sabaha karşı önce sağlık raporu alınmasının ardından Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazetecilerden yedisi savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Yıldız’ın da aralarında bulunduğu 42 gazeteci ve medya çalışanı mahkemeye sevk edildi. Mahkemece “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı. Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürüldü.

İddianameye göre, Topaloğlu savcılık sorgusunda “DİHA’da çalıştığını, yapmış olduğu haberlerin kendisine ait olduğunu, tamamen gazetecilik faaliyeti ile ilgili haberler yaptığını, örgüt propagandası amacıyla haber yapmadığını, ROJ TV isimli televizyon kanalının muhabirlerinin haber almak amaçlı kendisini zaman zaman aradıkları, herhangi bir örgüt üyesi olmadığını” söyledi.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu. İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi değerlendirmeler yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında KCK/PKK yapılanması anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu medyaların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta DİHA, ANF, Azadiya Welat ve Roj Tv olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

İddianamede Sadık Topaloğlu’na 23 sayfa ayrılmış (564-587. sayfa). Bu bölümde Topaloğlu’nun büyük çoğunluğu gazetecilik faaliyetleriyle ilgili 32 telefon görüşmesi ve 15 imzalı haberi buluuyor. 32 telefon görüşmesinden üçü, iddianamede ikişer kez tekrarlandı.

İddianamenin başında Topaloğlu’nun 2009 ve 2010’daki yurtdışı giriş-çıkışları sıralansa da, bu konuda herhangi bir suçlama yöneltilmedi.

Telefon dinlemesi sonucu iddianameye delil olarak eklenen görüşmeler şöyle sıralandı:
1- Haziran 2011’de bir basın açıklamasının yeri ve saatini haber vermek için arayan bir kişiyle yaptığı görüşmenin tapesi.
2- Temmuz 2011’de bir kişiye haber takibi hakkında bilgi verdiği görüşmenin tapesi.
3- Ağustos 2011’de “DİHA’dan Ömer Çiftçi” olarak belirtilen bir kişiyle haber konulu bir görüşmenin tapesi.
4- Ağustos 2011’de Roj TV’den bir gazeteciyle yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili bilgi. Savcı, bu görüşmede Roj TV’deki kişi ile Topaloğlu’na programda konuşulacak konulara ilişkin yaptıkları ön görüşmeyi “Topaloğlu’na röportaj sırasında ne söyleyeceğini anlattığı, dava hakkında bilgi soracağını söylediği, nasıl konuşacağı konusunda yönlendirdiği” şeklinde yorumladı. Topaloğlu’nun ertesi günkü programdaki konuşmasında, takip ettiği duruşmada yaşanan protestoları aktarmasını ise “İstanbul Beşiktaş adliyesinde yürütülmekte olan davalarla ilgili Kürt kamuoyunda örgüt yanlısı hava estirmek amaçlı kışkırtıcı beyanlarda bulunduğu” şeklinde değerlendirdi.
5- Ağustos 2011’de bir kişi ile “Ben ajanstayım, sen geldin mi” şeklindeki telefon konuşmasının tapesi.
6- Ağustos 2011’de kod isim kullandığı söylenen biriyle telefon konuşmasının tapesi.
7- Ağustos 2011’de başka bir gazeteciyle haber konulu telefon görüşmesinin tapesi.
8- Ağustos 2011’de Demokratik Modernite dergisine yönelik polis baskınının haberleştirilmesiyle ilgili bir telefon konuşmasının tapesi.
9- Ağustos 2011’de kod isim kullandığı söylenen birinin bir olayı haber vermek için Topaloğlu’nu aradığı telefon görüşmesi.
10- Ağustos 2011’de bir kişinin Topaloğlu’na bir etkinliği haber verdiği telefon görüşmesinin tapesi.
11- Ağustos 2011’de başka bir kişinin Topaloğlu’na bir etkinliği haber verdiği telefon görüşmesinin tapesi.
12- Kasım 2011’de haber takibiyle ilgili bir telefon görüşmesinin tapesi.
13- Kasım 2011’de Topaloğlu’nun habere gideceğini söylediği telefon konuşmasının tapesi.
14- Kasım 2011’de iddianamede DİHA’dan olduğu belirtilen bir kişi ile telefon görüşmesinin tapesi.
15- Aralık 2011’de Topaloğlu’nun birini arayarak haber takibi (BDP’nin o dönem gerçekleştirdiği, Sivil Cuma Namazları) için nerede olduklarını sorması.
16- Aralık 2011’de kendisini arayan bir kişiye (15 numaralı tapede bahsedilen) haber görüntüsünü çekip öyle geleceğini söylemesi.
17- Aralık 2011’de Antep’teki KCK operasyonuyla ilgili BDP il başkan yardımcısını arayarak bilgi istemesi. Savcı “ajitasyona yönelik haber yapmak amaçlı görüştükleri, operasyon hakkında kamuoyunda dezenformasyona yönelik haber arayışı içerisinde olduğu değerlendirilmiştir” ifadesini kullandı.
18- Aralık 2011’de Topaloğlu’nun Hayat TV’yi aradığı konuşmanın tapesi.
19- Aralık 2011’de Topaloğlu’nun bir telefon görüşmesinde “şifreli bir şekilde” Roj TV’ye haber görüntüsü yolladığını anlattığı iddiası. (Görüşmenin tapesi yer almadı)
20- Kasım 2011’de Roj TV’den olduğu belirtilen bir kişiyle telefon görüşmesi.
21- Aralık 2011’de Roj TV’den bir gazetecinin Topaloğlu’nu arayarak ertesi günkü mitingle ilgili haber geçmesi için bağlantı yapmak istediğini söylediği görüşmenin tapesi.
22- Aralık 2011’de Roj TV’den bir kişiyle canlı yayın öncesi kısa telefon görüşmesinin tapesi.
23- Aralık 2011’de Roj TV’ye haber aktardığı canlı yayın bağlantısının tapesi.
24- Aralık 2011’de Roj TV’den bir gazetecinin Topaloğlu’ndan bir haber kaynağı numarası istediği görüşmenin tapesi.
25- Aralık 2011’de Topaloğlu’nun bir mitingden Roj TV’ye canlı olarak haber aktardığı konuşmanın tapesi.
26- Aralık 2011’de Demokratik Modernite’den olduğunu söyleyen bir kişinin Topaloğlu’nu haber amaçlı arayarak kendilerine yönelik sözlü saldırılar olduğunu söylediği görüşmenin tapesi.
27- Ağustos 2011’de Demokratik Modernite’den olduğunu söyleyen bir kişinin basın açıklaması yeri ve saati bildirdiği görüşmenin tapesi.

Savcı bu tapelerle ilgili değerlendirmesinde, “Özgür Halk-Demokratik Modernite isimli dergi bünyesinde çalışan örgüt mensuplarıyla irtibatlı olduğu ve bazı konularda yardımlaştıkları, örgüte müzahir kitlelere her türlü olayı şüphelinin bulunduğu DİHA’ya bildirdikleri, eylem öncesinde DİHA’dan olay yerinde çekim yapması için muhabir ve kameraman istedikleri görülmüştür” ifadelerini kullandı.

28- Ağustos 2011’de Topaloğlu’nun DİHA’dan olduğu belirtilen bir kişiye polis müdahalesi olduğunu haber verdiği görüşmenin tapesi.
29- Ağustos 2011’de Topaloğlu’nun DİHA’dan olduğu belirtilen bir kişiye polis müdahalesi konusunda haber geçtiği görüşmenin tapesi.
30- Aralık 2011’de yaptığı ve iddianamede daha önce yer verilen (15 numaralı) tapenin tekrarı. Aynı tapeye ikinci kez yer verilirken, konuştuğu kişinin telefon numarası ve ismi de açık olarak yazıldı.
31- Aralık 2011’de yaptığı ve iddianamede daha önce yer verilen (16 numaralı) tapenin tekrarı. Aynı tapeye ikinci kez yer verilirken, konuştuğu kişinin telefon numarası da açık olarak yazıldı.
32- Aralık 2011’de yaptığı ve iddianamede daha önce yer verilen (17 numaralı) tapenin uzun hali.

Savcı bu tapelerle ilgili değerlendirmesinde, “adına gerçekleştirilen kitlesel eylemler (sözde alternatif cuma namazları, sözde demokratik çözüm çadırları…) ve KCK/PKK terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonlarla ilgili haberler yaptığı, bu sayede örgüt tabanının ve örgüte müzahir kitlenin örgütsel bilincini canlı tutmak amaçlı hareket ettiği” ifadelerini kullandı.

33- Kasım 2011’de kısa bir telefon görüşmesinin tapesi. Arayan kişinin Topaloğlu’na “sen gitmeden önce görüşelim” dediği görüşme, savcı tarafından Topaloğlu’nun “gizliliğe riayet ettiği, telefonda bazı konular hakkında konuşmaktan kaçındığı” şeklinde değerlendirildi.
34- Aralık 2011’de başka bir gazeteciyle BDP’nin Siyaset Akademisi’ne gitmekle ilgili telefon görüşmesinin tapesi.
35- Aralık 2011’de bir kişiyle BDP’nin Siyaset Akademisi’nde görüşmekle ilgili telefon görüşmesinin tapesi.
Savcı değerlendirmesinde bahsedilen Siyaset Akademisi buluşmalarının “örgüte kadro kazandırmak amacıyla” olduğunu savundu ve Topaloğlu’nu bu akademide “ders almak”la suçladı.

Dökümü yapılan 35 telefon görüşmesiyle ilgili genel bir değerlendirme yazan savcı, bu bölümde daha önce sıraladığı tespitleri tekrar etti.

Topaloğlu’nun “Terör örgütü propagandası içerdiği” iddia edilen haberleri şöyle sıralandı:

1- 10 Aralık 2011’de DİHA’da yayınlanan “Medyanın ‘bombacıları’ serbest bırakıldı” başlıklı haber.
2- 9 Aralık 2011’de DİHA’da yayınlanan “Urfa’da iki aylık bilanço: 235 gözaltı, 81 tutuklama” başlıklı haber.
3- 29 Eylül 2011’de DİHA’da yayınlanan “Birimiz özgür değilse hiçbirimiz özgür değildir” başlıklı haber.
4- 24 Eylül 2011’de DİHA’da yayınlanan “17 yaşındaki çocuğa polis kurşunu iddiası” başlıklı haber.
5- 21 Eylül 2011’de DİHA’da yayınlanan “Öcalan’a görüş engeli Türkiye acısından ciddi bir tehlikedir” başlıklı haber.
6- 17 Eylül 2011’de DİHA’da yayınlanan “Anadilde eğitim için ‘okul boykotu’” başlıklı haber.
7- 28 Ağustos 2011’de DİHA’da yayınlanan “Kürkçü: Kongre ‘toplumsal muhalefet güçleri ittifakı’ olacak” başlıklı haber.
8- 1 Ağustos 2011’de DİHA’da yayınlanan “İran operasyonu, Türkiye operasyonlarının akıbetine uğrayacak” başlıklı haber.
9- 31 Temmuz 2011’de DİHA’da yayınlanan “BDP Karlıova İlçe Başkanı: Polis ve korucular beni infaz etmek için anlaştı” başlıklı haber.
10- 31 Temmuz 2011’de DİHA’da yayınlanan “Tuğluk: Barış sürecinden bahsedilecekse Öcalan özgürlüğüne kavuşmalıdır” başlıklı haber.
11- 12 Temmuz 2011’de DİHA’da yayınlanan “Tokatlı Barış Annesi: Mücadelemizi her yere taşıyacağız” başlıklı haber
12- 11 Temmuz 2011’de DİHA’da yayınlanan “Acıları ve hedefleri aynı” başlıklı haber
13- 10 Aralık 2011’de DİHA’da yayınlanan “Devlet bir yılda 64 kişiyi öldürdü” başlıklı haber
14- 22 Eylül 2011’de DİHA’da yayınlanan “Öcalan barışta en kestirme yol” başlıklı haber
15- 25 Kasım 2011’de DİHA’da yayınlanan “Kazlıçeşme’de on binler ‘Zulme boyun eğmeyeceğiz’ diyor” başlıklı haber.

Savcı değerlendirmesinde Topaloğlu’nun “yapmış olduğu tüm haberlerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, onun hükümetini, ordusunu, yargı sistemini, emniyet güçlerini küçük düşüren sürekli olarak Kürt toplumuna zulüm yapan baskı ve şiddette sınır tanımayan bir devlet olarak göstermeye” çalıştığını ve bu şekilde örgüt amaçlarına hizmet ettiğini söyledi. “Özellikle masum Kürt halkını Devletine karşı kışkırtmaya, provoke etmeye ve terör örgütüne saflarında yer almalarına yönelik haberler yaptığı, halkı itaatsizliğe sevk ettiği görülmüştür” ifadelerini kullandı.

Savcının hukuki değerlendirmesi

Savcı “hukuki değerlendirme” bölümünde, “örgüt üyeliği” ile suçladığı Topaloğlu’nun KCK Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde görev yaptığını iddia etti.

Topaloğlu’nun DİHA’da haber yaptığını vurgularken, DİHA ile diğer basın komitesi yayın organları arasında irtibatı sağladığını öne sürdü. Telefonla bağlandığı Roj TV’nin “muhabirlerinin talimatına göre haber yaptığı”, “özellikle KCK operasyonlarını eleştiren haberler yaptığı”, “özellikle terör örgütü adına gerçekleştiren alternatif Cuma namazları, demokratik çözüm çadırları ile ilgili haberler yaptığı ve yaptırdığı”, “siyaset akademisinde ders aldığı”, “örgütün amaç̧ ve hedeflerine uygun çok sayıda haber yaptığı”, “telefon görüşmelerinde şifreli görüşmeye özen gösterdiği” iddialarını sıraladı.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar ise Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Sadık Topaloğlu’nun da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye gidip geldi.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti, ardından KCK’den tutuklu tüm tutuklu gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe ve Zazaca cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianame altı duruşma boyunca okundu. İddianameyi dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. Ocak 2013’te başka bir mahkemede yargılanan iki kişinin daha dosyası ve 187 sayfalık iddianamesi KCK basın davasıyla birleştirildi. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

Bu duruşmada avukatların Kürtçe savunmalar için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt mahkeme salonunda okudu.

Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar da savunmalarına başladı.

16 Kasım 2012’deki yedinci celsede avukat Feyzi Çelik, müvekkili Topaloğlu’nun yasal bir kuruluş olan DİHA çalışanı olduğunu, savcılık sorgusu sırasında kendisine yaptığı haberler ya da haber sürecindeki telefon görüşmeleriyle ilgili sorular sorulduğunu söyledi. Bir sendika kongresinin (Hava-İş Sendikası) yeri ve zamanını sorması gibi telefon konuşmaların iddianamede aleyhe delil olarak yer aldığını anlattı. Urfa’daki Siyaset Akademisi’yle ilgili haber yaptığı halde, sanki kendisi ders almış gibi yorumlandığını söyleyen Çelik “İfade ve haberleşme özgürlüğünün ihlali anlamına gelen bu dinleme ve tespitlerinin örgüt üyeliği delili olarak gösterilmesi anayasa ve yasalara da aykırıdır” diye konuştu. Topaloğlu’nun tahliyesini istedi.

26 Nisan 2013’teki 15. celsede avukat Fırat Epözdemir, iddianamede Topaloğlu’nun sivil Cuma namazlarıyla ilgili haber yaptığı gün gerçekleştirdiği telefon görüşmelerinin, diğer muhabirlerle yaptığı haber içerikli konuşmaların yer aldığını, gazetecilik faaliyetlerinin suç delili gibi sunulduğunu söyledi. Topaloğlu’nun konuştuğu DİHA muhabirlerinin isimlerinin de sanki kod isim kullanıyorlarmış gibi iddianamede yer aldığını belirtti. Topaloğlu ve Zeynep Kuray bu duruşmada tahliye edildi.

2 Aralık 2013’teki 26. celsede savunmasını tercüman aracılığıyla Kürtçe yapan Topaloğlu, Özgür Basın geleneğini ve geçmişten bu yana Kürt basınına yönelik baskılardan bahsetti. “Şunu biliyorum ki, Özgür Ülke’nin bombalanması tek bir yerden alınmış bir karardı. Bize yönelik operasyon da böyleydi” diye konuşan Topaloğlu, KCK dosyasındaki gizli belgelerin anaakım medyada yayınlandığını, bu belgeler arasında DİHA çalışanlarının isimlerinin de olduğu, gerçek dışı bir “örgüt şeması” da olduğunu ve bu yayınlarla ilgili hiçbir dava açılmadığını belirtti. Operasyonun Kürt medyasına gözdağı vermek için düzenlendiğini söyledi.

İddianamede hakkında delil olarak eklenen hususlara tek tek değinen Topaloğlu, öncelikle yurtdışı giriş-çıkışların iddianameye eklenmesini eleştirdi, bunun seyahat özgürlüğünün tartışmaya açılması anlamına geldiğini söyledi. Bir sendika görevlisinin kendisini gerçekleşecek bir basın açıklamasından haberdar ettiği konuşma, ajanstan bir muhabire haberi yazdıktan sonra yanına geleceğini söylediği konuşma gibi rutin görüşmelerin iddianameye eklendiğini ifade etti. Gazetecilerin sık kullandığı “görüntüleri çözmek” gibi ifadelerin iddianamede vurgulandığını, tapelerde geçen Kürtçe isimlerin büyük harflerle yazıldığını belirtti. Suç teşkil etmeyen birkaç cümlelik telefon görüşmelerinin de iddianameye konulduğunu söyleyen Topaloğlu, “Burada yargılanan bizim gazeteciliğimizdir” dedi. Haber kaynaklarına ilettikleri bilgilerle ilgili soru sormak, habere muhabir yönlendirmek gibi faaliyetlerin suç gibi yansıtıldığını, haberini yaptığı eylemlere katıldığının iddia edildiğini anlattı. KCK operasyonuyla ilgili haber yapmasına savcının değindiğini belirten Topaloğlu, “bunun haberini hala yapıyorum çünkü bu haberdir” derken, bu operasyonla ilgili haberlerin tüm medya kuruluşlarınca yapıldığını belirtti. Roj TV’ye nasıl görüntü yollayacağını soran birine, Roj TV’nin DİHA abonesi olmadığını söylediği görüşmenin savcı tarafından “şifreli bir şekilde konuşma” olarak yorumlandığını söyleyen Topaloğlu, Roj TV’ye haber aktarımı yapmasının da suç sayıldığını ancak muhabir olarak arayan tüm kanallara konuştuğunu söyledi.
Topaloğlu tapelerle ilgili detaylı açıklamaların ardından, iddianameye eklenen 15 haberden örnekler verdi. Haberlerin içeriklerini ve hazırlanma süreçlerine değinen Topaloğlu, bu haberler hakkında hiçbir soruşturma olmadığını ancak iddianamede suç delili olarak yer aldığını söyledi. “Ben bu haberleri yaptım, bugün de hala yapıyorum” dedi.

Hakim Ali Alçık, Topaloğlu’nun savcılıkta verdiği ifadeyi okuyup eklemek istediği bir şey olup olmadığını sordu. Topaloğlu, Irak Federal Kürdistan Bölgesi’ne Parlamenter Mahmut Osman ile röportaj yapmak için üç kez gittiğini ekledi. Ardından hakim delil kategorilerini ve klasör numaralarını sıralamaya başladı. Topaloğlu’nun numarasının çeşitli siyasetçilerin telefon rehberlerinde kayıtlı olduğunu söyledi. Topaloğlu, gazeteci olduğu için bunun doğal olduğunu ifade etti. Hakim Alpaslan Uz da Roj TV’ye canlı yayın bağlantısı dışında haber yapıp yapmadığını sordu. Topaloğlu yapmadığını söyledi. Ayrıca öğrenci olduğunu ve araştırma için yurtdışına çıkması gerektiğini söyleyerek hakkındaki yurtdışı yasağı şeklindeki adli kontrol kararının kaldırılmasını talep etti. Talep 6 Aralık 2013’teki 29. celsede reddedildi.

13 Ocak 2014’teki 30. celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti. Ancak 21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle ÖYM’lerin tamamen kaldırıldı ve 3 Mart 2014’te 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son celse görüldü. Ardından dava dosyası Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Geriye kalan tutuklu sanıklar da rutin tutukluluk incelemelerinde serbest bırakıldı ve 12 Mayıs 2014 itibarıyla davadan tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. Sadık Topaloğlu’nun da aralarında bulunduğu 37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki 2. duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanlığına atandı. 10. duruşmada, Türkön’ün Emniyet’e müzekkere yazılarak gazetecilerin pasaportlarını Kanun Hükmünde Kararname kapsamında iptal edilmesini istediği ortaya çıktı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıklar hakkında beraat taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi. Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. duruşması 21 Mayıs 2019’da görüldü.

Davanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek. Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)