Sultan Güneş Uysal

KCK Media Trial

20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci ve medya çalışanı evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı.

Ertesi gün gözaltına alınan tüm gazeteciler İstanbul Vatan Emniyet’teki Terörle Mücadele Şubesi’ne (TEM) götürüldü. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “kısıtlılık-gizlilik kararı” alındığı söylenerek gözaltındaki gazetecilere ve avukatlarına suçlamalar hakkında bilgi verilmedi.

Sultan Güneş Ünsal da 20 Aralık 2011’de İstanbul’da silahlı polislerce düzenlenen ev baskınında gözaltına alındı. Emniyette susma hakkını kullandı. 23 Aralık 2011’de sabaha karşı önce sağlık raporu alınmasının ardından Beşiktaş’ta bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirilen gazetecilerden yedisi savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldıı. Ünsal’ın da aralarında bulunduğu 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi.

24 Aralık 2011’de 36 gazeteci tutuklandı. Ünsal ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

İddianameye göre, Ünsal savcılık sorgusunda “DİHA’da İngilizce çevirmen olarak çalıştığını, internet sitesinde çıkan haberleri İngilizceye çevirdiğini, KCK Basın Komitesi içerisinde yer almadığını, ajansta kendisine ait bir odanın olmaması nedeniyle el konulan malzemelerin bir kısmının kendisine ait olmadığını” söyledi. Ünsal’a savcılık sorgusunda gazeteci Ayşe Oyman’la, bir başka DİHA muhabiriyle ve çeşitli gazeteciler ve yayıncılarla tanışıklığı, ajansın telefonuna cevap verdiği görüşmeler soruldu. Kendisine tanıyıp tanımadığı isimler arasında 2009’da Diyarbakır Lice’de koyun otlatırken meydana gelen patlamada hayatını kaybeden 14 yaşındaki Ceylan Önkol da vardı.

İddianame İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından 27 Nisan 2012’de tamamlandı. İddianamede özetle, “KCK/PKK Basın Komitesi” ve “Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekîtiya Ragihandina Demokratik – YRD)” Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu. İddianamede 44 gazeteci ve medya çalışanı “örgüt yöneticisi olmak” ya da “örgüt üyesi olmak” ile suçlandı.

İddianamede “KCK/PKK’nin Basın Komitesi’nin, örgütün medya ağında hiyerarşiyi sağlamlaştırmak için 2001’den bu yana düzenli toplantılar düzenlediği, Basın Konferansları’nın zamanla YRD Konferansları’na dönüştüğü”, “Basın Komitesi’nin Kürdistan devleti kurulması doğrultusunda yayın politikası oluşturmayı hedeflediği” gibi değerlendirmeler yer aldı.

Gazetecilik faaliyetleri “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “devletin imajını bozacak haberler”, “Türk devletini sıkıntıya sokacak haberler”, “örgütsel gazetecilik”, “bağımsız bir gazeteci tarafından bu haberlerin yapılmasının mümkün olamayacağı”, “bilgisayarda bulunan fotoğraflarla devlet büyüklerine hakaret edildiği” gibi değerlendirmeler sıralandı.

800 sayfalık iddianamenin 37 sayfasında KCK/PKK yapılanması anlatıldı; bu bölümde savcının tespitleri ile yakalanan ya da teslim olan üç örgüt üyesinin ve üç gizli tanığın ifadelerine yer verildi. Bunların yanısıra Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmeler ve avukatların kendi aralarındaki yazışmaların dökümleri de yer aldı.

Sonraki 100 sayfada ise Kürt medyasının tarihçesi, 1970’lerden bu yana yayın yapan gazete, dergi, radyo, televizyon ve internet siteleri ve bu medyaların örgütle ilişkisine dair iddialara yer verildi. Başta DİHA, ANF, Azadiya Welat ve Roj Tv olmak üzere birçok medya kuruluşunun “KCK/PKK’nin amaçları doğrultusunda yayın yaptığını iddia eden savcılık, delil olarak bu medya kuruluşlarının birbirinden alıntıladığı haberleri, görüntü, yazı ve röportajlar, gizli tanık ifadeleri, şüpheli ifadeleri ve KCK Sözleşmesi’nde basın-yayınla ilgili bölümler gösterildi.

Gazetecilerin haberleri, gazetecilik faaliyetleri, Roj TV ve ANF gibi medya kuruluşlarıyla çalışmaları ya da haber aktarımı yapmaları suç delili olarak değerlendirildi. İddianamenin 650 sayfası 44 gazeteciyle ilgili bireysel değerlendirmelerden oluştu.

Dicle Haber Ajansı (DİHA), Fırat Basım Yayım Dağıtım Şirketi, Gün Matbaa (Azadiya Welat, Denge Welat, Özgür Gündem, Yeni Demokratik Toplum, Yeni Demokratik Yaşam, Yeni Demokratik Ulus gazeteleri; Özgür Halk, Demokratik Modernite, Yurtsever Gençlik dergilerinin basıldığı matbaa), Fırat Haber Ajansı (Ajansa Nûçeyan a Firatê - ANF), Azadiya Welat gazeteleri, Özgür Gündem ve öncesinde Türkçe olarak yayınlanan günlük ve haftalık gazeteler, Roj Tv, Medya Tv, Mezopotamya Radyo’nun da aralarında bulunduğu çeşitli yayın organları ve haber siteleri “KCK/PKK’nin basın yayın organları” arasında sıralandı.

Ünsal’ın Emniyet’te susma hakkını kullandığı belirtilen iddianamenin “Arşiv kayıtları” başlığında Ünsal’ın 1988 ve 1990’da çeşitli eylem ve yürüyüşlerden üç gözaltı kaydı yer aldı. (1 Mayıs yürüyüşünde ve bir başka yürüyüşte, ayrıca 1988’de “cezaevindeki açlık grevini desteklemek ve sözde 1 Ağustos genelgesini protesto etmek” için düzenlenen eylem)

Yurtdışı kayıtlarında 2008 ve 2011’de Türkiye’den iki kez çıkış ve bir giriş tarihine yer verildi.

Gözaltı sırasında el konulan malzemeleri arasında hard diskler, bilgisayar, video kasetler, telefon kartı, CD/DVD’ler, telefon fihristi, SIM kart, 90 sayfa doküman, yabancı dil programlarının disketleri, flash bellek gibi malzemelerin yanısıra DİHA tanıtım kartı ve DİHA basın kartı da sıralandı.

El konulan malzemeler arasındaki dergi ve raporlar ise şöyle:
1- Ateş Hırsızı adlı derginin Nisan-Mayıs 1999 tarihli 10. Sayısı.
2- İHD’nin Melsa Yayınları’ndan basılan “1991 OHAL Bölge Raporu” kitapçığı.
3- Karam Mecmua isimli dergisinin Ocak-Şubat 2003 tarihli 8. Sayısı.
4- Özgür Halk ve Demokratik Modernite dergisi Haziran- Temmuz 2011 sayısı.

Telefon dinlemesi sonucu, Ünsal’ın yaptığı sekiz telefon görüşmesi iddianameye girdi:
1- Mart 2009’da Özgür Gündem editörü ve davanın sanıklarından Ayşe Oyman ile yaptığı telefon görüşmesi.
2- Mayıs 2008’de bir DİHA muhabiri ile yaptığı telefon görüşmesi.
3- Eylül 2009’da DİHA’yı arayan bir şahıs ile yaptığı telefon görüşmesi.
4- Ekim 2009’da Asrın Hukuk Bürosu ile yaptığı telefon görüşmesi.
5- Ocak 2010’da C. İsimli bir şahısla yaptığı telefon görüşmesi.
6- Ocak 2010’da A. İsimli bir şahısla yaptığı telefon görüşmesi.
7- Ocak 2010’da M. İsimli bir şahısla yaptığı telefon görüşmesi.
8- Şubat 2010’da U. ve Ö. İsimli şahıslarla yaptığı telefon görüşmesi.

İddianamede sadece tarih ve saatleriyle sıralanan görüşmelerin içeriğine ek klasörlerde yer verilirken, görüşmelerin içeriğiyle ilgili iddianamedeki özette, Ünsal’ın Basın Komitesi’nden olduğu, Öcalan’ın avukatlarının İmralı’ya gidip gitmediklerini takip ettiği, BDP teşkilatından KCK operasyonlarında gözaltına alınan BDP Belediye başkanlarıyla ilgili bilgi ve fotoğraf istediği söylendi. Ünsal’ın “KCK/PKK’nın sözde barış sürecinde öne sürmüş olduğu şartlarla ilgili değişik kişilerle röportajlar yapılarak Türkiye kamuoyunda gündem oluşturulması yönünde çalışmalar yaptığı” ifadesi kullanıldı.

Ünsal’ın gözaltına alınması sırasında el konulan malzemelerin incelenmesi sonucu iddianameye delil olarak eklenen hususlar şöyle sıralandı:

1- 17 dakikalık bir röportaj videosu. Savcılık, videonun 04:23 dakikası itibariyle “Kürdistan” ve 05:40 itibariyle “Kürt açılımının, Kürt halkının mücadelesi sayesinde olduğu” şeklinde ifadeler içerdiğini belirtti.
2- Sosyalist Parti İl Başkanı ile yapıldığı belirtilen röportaj videosu.
Savcı, röportajda “Öcalan’ın devlet tarafından muhatap alınması, iki taraflı olarak silahların bırakılması gerektiği gibi konuların işlendiğini” söyledi.
3- Samsun Üniversitesi öğrencileri ile yapıldığı belirtilen 17 dakikalık röportaj videosu. Savcı, röportajda “Bir taraftan PKK’nin ateşkes imzaladığı, diğer taraftan KCK davalarının tüm hızıyla devam ettiği”, “Kürt mücadelesinin haklı olduğu” gibi açıklamaların bulunduğunu belirtti. “Kürt kökenli vatandaşların haklarını savunduğu iddiasıyla eylemlerini sürdüren KCK/PKK terör örgütünün üst rolün haklı olarak görüldüğü görüntülerin tespit edildiğini” söyledi.
4- “Siyasal Durum Değerlendirmesi” başlıklı Word dosyası. Yazı içeriği kısaltılarak (“Kürdistan” ifadesinin geçtiği cümleler) iddianameye konuldu. Savcı bu metinle ilgili “Sözde Kürdistan diye nitelendirdikleri Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan halkın eski yaşamlarını değiştirmek istedikleri, Nevruzla birlikte sözde demokratik mücadeleleri serhıldana (baş kaldırış) ve sözde gerilla hareketine dönüştürdükleri” gibi değerlendirmelerde bulundu.
5- “06-Gerillayen Kahreman” başlıklı müzik dosyası. Savcı bu şarkıyla ilgili değerlendirmesinde “Örgütün kırsal alanında faaliyet gösteren sözde gerilla olarak nitelendirdikleri şahısları kahraman seçtikleri, KCK/PKK terör örgütünü rehber olarak gördükleri, örgüt üyelerini motive etmek amacıyla propaganda yaptıkları değerlendirilmektedir” dedi.
6- Ünsal’ın el konulan telefon fihristinde Vedat Türkali, İhsan Eliaçık, Ayşe Berktay gibi yazarlar, KCK operasyonunda gözaltına alınan yayıncı Deniz Zarakolu, siyasetçiler Dursun Yıldız, Cesim Soylu, Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez gibi isimlerin de aralarında olduğu, PKK, KCK, DHKP-C’ye yardım etme suçlamasıyla gözaltına alınan 20’ye yakın ismin numarasının bulunduğu belirtildi.
7- “Şanlıurfa DİHA” ibaresiyle başlayan ve “PKK terör örgütünü övücü mahiyette, insanları teşvik edici mahiyette” olduğu iddia edilen haber metni. Haber metnine iddianamede yer verilmedi.
8- Öcalan’ın “Kürtler için anahtar konumundaki lider olduğu ve barışın onunla birlikte mümkün olacağı” ifadesini içeren metin.
9- Öcalan’dan “övücü şekilde” ve “Kürtlerin lideri” olarak bahsedilen metin.
10- “Güney Kürdistan’da 12 şahıs ellerinde silah türü malzemelerle yakalandı” başlıklı haber metni.
11- “Apocu Gençlik İnisiyatifi”nin açıklamasını içeren metin.
12- “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Diyarbakır’dan itibaren doğusu ve üst taraftan Artvin’e kadar bölünerek, Irak, İran ve Suriye’den de topraklar alınmış şekilde, Özgür Kürdistan adı altında, başkentinin ise Diyarbakır olduğunu gösterir harita”.

Savcılık, bu dokümanlarla ilgili değerlendirmesinde, Ünsal’ın “örgüt içinde faaliyette bulunmak şüphesiyle hakkında işlem yapılan” birçok kişiyle irtibatta olduğunu vurguladı. Ayrıca “örgütü övücü mahiyette çok sayıda dokümana sahip olduğunu” söyledi.

Savcı, Sultan Güneş Uysal ile ilgili hukuki değerlendirme bölümünde, Ünsal’ın “Basın Komitesi Türkiye yürütmesinde faaliyet gösterdiğini” iddia etti ve “DİHA’da görev yaptığını, ajansta haberlerden sorumlu olduğunu” söyledi. Ünsal’ı “gündem oluşturmak amacıyla terör örgütü lehine çeşitli haberler ve röportajlar yapmakla” suçladı.

Ünsal’ın Asrın Hukuk Bürosu ile irtibatlı olduğunu ve örgüt propagandası yapılan belgeler bulundurduğunu söylerken, Ünsal’a örgüt üyeliği suçlaması yöneltti.

Anadilde savunma hakkı tartışmalarının damga vurduğu yargılamalar, 10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı. 26 Mart 2014’ten 11 Ocak 2018’e kadar ise Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Tutuklu sanıklar, günlerce süren duruşmalar için farklı cezaevlerinden Silivri’ye gidip geldi.

Yargılamanın başında, anadilde savunma taleplerinin reddedilmesi üzerine duruşma salonunda protestolar gerçekleşti, ardından KCK’den tutuklu tüm tutuklu gazeteciler ve avukatlar açlık grevine başladı. Sanıklar kimlik tespitinde Kürtçe cevap vermeye devam etti.

Duruşmalarda sık sık tartışmalar yaşandı, protestolar gerçekleşti, avukatların mikrofonları kapatıldı, salon boşaltıldı. 15. Ağır Ceza Mahkemesi, seyirciler, avukatla ve sanıklar hakkında mahkemeyi alkışla protesto ettikleri için ya da “savunma sınırlarını aşan ve suç teşkil eden sözleri” iddiasıyla altı kez suç duyurusunda bulundu.

44 sanık hakkındaki 800 sayfalık iddianamenin ve dosyaları birleştirilen iki sanık hakkındaki 185 sayfalık iddianame altı duruşma boyunca dönüşümlü olarak iki TRT spikeri tarafından çoğunlukla boş salona okundu. Ocak 2013’te başka bir mahkemede yargılanan iki kişinin daha dosyası ve 187 sayfalık iddianamesi KCK basın davasıyla birleştirildi. İddianamelerin okunması 22 Nisan 2013’teki 12. celsede tamamlandığında 37 tutuklu sanıktan 11’i tahliye edilmişti.

Bu duruşmada avukatların Kürtçe savunmalar için getirdikleri Kürt Enstitüsü’nden (Enstîtuya Kurdî) tercümanlar da hazır bulundu. Tüm sanıklar adına hazırlanan 25 sayfalık Kürtçe savunmayı, tutuklu sanıklardan DİHA editörü Ertuş Bozkurt mahkeme salonunda okudu.

Ortak savunmanın ardından tutuklu sanıklar bireysel savunmalarını yaptılar. Tutuklu sanıkların savunmaları 18 Haziran 2013’teki 17. celsede tamamlandı. Avukatların beyanlarının ardından 25 Eylül 2013’teki 19. celsede tutuksuz sanıklar da savunmalarına başladı.

5 Aralık 2013’te görülen 28. celsede, Sultan Güneş Ünsal savunmasına sosyalist bir gazeteci olduğunu söyleyerek başladı ve bunun nedenlerini anlatacağını ifade etti.

Savunmasında yaygın medyada çıkan haber ve köşe yazılarından alıntılar yapacağını belirten Ünsal, Ayşe Hür’ün 19 Aralık 2010’da Taraf gazetesinde yayınlanan “Kürtlere özerklik verildi mi?” başlıklı yazısı; Sadi Borak’ın derlediği “Atatürk’ün Özel Mektupları” kitabı, Hikmet Kıvılcımlı’nın “İhtiyat Kuvvet: Milliyet Şark” kitabından bölümler okuyarak “Kürdistan” ifadesinin kullanılması ve özerklik tartışmalarına değindi. “Kürt halkının yaşadığı bölgenin kendi isimleriyle adlandırılmasını bir sorumluluk olarak görüyorum” diye konuşan Ünsal, “Kürdistan” ifadesinin resmi kullanımına dair tarihi belgelerden örnekler verdi.

Haberlerinde ise “Kürdistan” ifadesini kullanmadığını, bunun nedeninin kendisinin ve çalıştığı kurumların otosansür uygulamak zorunda hissetmesi olduğunu söyleyen Ünsal, Nagehan Alçı’nın Kasım 2013’te Milliyet gazetesinde “Türkiye Kürdistan’dır, Kürdistan Türkiye’dir” başlıklı bir yazısının yayınlandığını söyledi.

Ardından kendi gazetecilik geçmişini anlatmaya başladı. Kürt bağımsız gazetecilik geleneğinin ilk günlük gazetesini çıkarmak için 1989’da çalışmaya başladıklarını anlatan Ünsal, önce iki haftada bir çıkmaya başlayan Halk Gerçeği gazetesinin 1990’da günlük yayına başladığını, son olarak Özgür Gündem ismiyle yayını sürdürdüğünü belirtti. Hüseyin Aykol’un Özgür Gündem’de yayınlanan ve iddianamede de yer alan “Kürt Basını 111 yaşında” başlıklı haberi okuyarak, Kürt medyasına yönelik sansür girişimlerine değindi. “Halk Gerçeği, Yeni Halk Gerçeği, Özgür Halk, Özgür Ülke, Gerçek, Gelecek, Yeni Ülke, Özgür Yaşam, Özgür Bakış, Demokrasi, Gündem, Günlük, 2000’de Yeni Gündem, Yedinci Gündem, Yaşamda Gündem, Ülkede Özgür Gündem, Alternatif gibi sık sık değişen gazete isimleri bile özgür basına uygulanan baskıların bir fotoğrafını çekiyor” diye konuştu. Tüm bunlar olurken, Türkiye’deki sosyalist medya dışındaki medyanın Kürtlerle ilgili gerçekleri yazmadığını söyleyen Ünsal, gazeteci Mehmet Ali Birand’ın 13 Ekim 2010’da Milliyet’te yayınlanan “Rüya görmeyelim. PKK böyle tasfiye edilmez…” başlıklı yazısında medyanın PKK ile ilgili nasıl haber yaptığına “PKK haberlerinin çoğu bizim senaryonuz” sözleriyle değindiğine dikkat çekti. Bu köşe yazısının ardından, gazeteci Celal Başlangıç’ın bianet’te yayınlanan “Medya 30 Yıldır Kürtlere Yönelik Hak İhlallerini Görmüyor” başlıklı röportajını okudu. Kürt medyasına yönelik baskılara örnekler vermeye devam eden Ünsal, Ayşe Hür’ün 22 Eylül 2013’te Radikal’de yayınlanan “Öfkesiz Kürt Ape Musa” başlıklı yazısını, CNNTürk’ün 9 Mayıs 2012 tarihli “Sincar’ın eşi 19 yıl sonra Meclis’te” başlıklı haberini, Radikal’de 28 Kasım 2013’te yayınlanan “Yüzüme Bakamadılar” başlıklı haberi, Radikal’de 8 Ekim 2013’te “Can Dündar: 12 Eylül sansürünü özledim” başlıklı söyleşiyi ve o dönem anaakım gazetelerde işten çıkarılan gazetecilerin verdikleri söyleşilerden örnekleri mahkemeye okudu. 12 Eylül’de açılan ihlallerle 2000’li yılları kıyasladı. Nisan 2013’te Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi’nin hazırladığı rapordan bölümler okuyarak, kamu görevlilerine yönelik cezasızlık, işkence yasağı, adil yargılama, yargı bağımsızlığı konu alan bölümlerini okuduktan sonra, Savcılık sorgusunda kendisine tanıyıp tanımadığı sorulan Taraf köşe yazarı Roni Marguiles’in 7 Ocak 2012’de yayınlanan ve KCK Basın soruşturmasını eleştirdiği “Polise yardım edelim” başlıklı yazısını mahkemeye okuyarak savunmasına devam etti.

Ardından iddianamenin kendisiyle ilgili bölümüne geçti. En başta yer alan gözaltı kayıtlarını açıklayan Ünsal, 1 Mayıs kutlamalarında haber takibi yaparken gözaltına alınmasının “yasadışı yürüyüş” olarak yansıtılmaya çalışıldığını söyledi. Ünsal, iddianameye konulan yurtdışı kayıtlarının kendisine yöneltilen iddiayla alakası olmadığını belirtti ve bu tarihlerde nereye gittiğini açıklamaya gerek duymadığını söyledi, bunun tespitinin mahkemece yapılmasını talep etti.

El konulan DVD’lerde bulunarak iddianameye eklenen röportaj videolarının, internetten bulunan bir haber dizisinin parçaları olduğunu, herhangi bir suç unsuru içermediği, haber hakkında bir soruşturma, suç duyurusu olmadığını belirtti. Yine birçok gazete ve internet sitesinde yayınlanan bir basın açıklamasının da aleyhine deliller arasında sıralandığına dikkat çekti. Cep telefonundaki numaraları yedeklediği el yazısı fihristinde yer alan isimlerden KCK ile ilişkisi iddia edilen kişilerin isimlerinin ayıklanarak iddianameye konulduğunu söyleyen Ünsal, “Bu iş o kadar abartılmış ki, yeğenimin kayıt işlerini sormak için aradığım üniversite santralinin de böyle bir bağlantısı olduğu iddia ediliyor” dedi. İddiaların bununla sınırlı olmadığını, kendisinin irtibatlı olmadığı kişilerin de iddianamede yer aldığını söyledi. Örneğin S. İsimli bir arkadaşının irtibatlı olduğu kişinin, Ünsal ile S.’nin bağlantısı üzerinden iddianamede yer aldığın anlattı.

İddianamenin kendisiyle ilgili bölümünde iki haberin de listelendiğini söylerken, kendisinin haberleri İngilizceye çevirmekten sorumlu olduğunu, iddianamede yer verilen haberlerin Türkçesi veya Kürtçesi hakkında bir soruşturma bulunmadığını belirtti.

İddianamede “Kürdistan haritası” olarak geçen haritaya da değinen Ünsal, haritanın “Cumhuriyet gazetesinin strateji ekinden bir kupür olduğunu, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi’nden bahseden haberlerde görsel olarak kullanıldığını, kendisinin bu haritayı Filistin’le ilgili bir haberi araştırırken kullandığını” söyledi.

Tapelerin ise diğer gazetecilerle ya da ajansı arayan kişilerle yaptığı görüşmeler olduğunu ifade etti. 2 numaralı tapenin kendisine ait olmadığını, başka bir tapede arayan kişiyi haber müdürüne yönlendirdiğinin görüldüğünü, üç diğer tapenin ise röportaj için randevu görüşmelerinden oluştuğunu belirtti. Ayrıca el konulan DİHA basın kartının iadesini istedi.

6 Aralık 2013’teki 29. celsede, mahkeme Ünsal’ın iddianamede yer verilen yurtdışı çıkış tarihinde nereye gittiğinin tespit edilmesine ve DİHA basın kartının örneği alındıktan sonra iadesine karar verdi. Duruşma savcısı İsmail Işıkl, Ünsal’n savunmasında kullandığı “mesleki onur adına utanç duymayacak mısınız?”, “Yolu tiksintiden geçen herkes bundan nasibini alır” ifadeler nedeniyle suç duyurusunda bulunulmasın mütalaa etti. Mahkeme, sözlerin “savunma sınırlarını aştığını” söyleyerek, suç duyurusunda bulunmaya karar verdi.

13 Ocak 2014’teki 30. celsede, Ünsal’ın yurtdışı kayıtlarına ilişkin mahkemeye gelen cevapta, Ünsal’ın Türkiye’ye giriş-çıkış tarihleri tekrarlandı ancak istenilen hangi ülkeye gittiği bilgisine yer verilmedi. Mahkeme Emniyet Müdürlüğü’ne ek müzekkere yazı.

Bu celsede, avukatlar gündemdeki Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) lağvedileceğine dair tartışmaların bu mahkemeyi de tartışmalı hale getirdiğini söyleyerek, İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamanın durdurulmasını ve tutukluların tahliyesini talep etti. Mahkeme bu talebi reddetti. Ancak 21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle ÖYM’lerin tamamen kaldırıldı ve 3 Mart 2014’te 15. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki son celse görüldü. Ardından dava dosyası Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Geriye kalan tutuklu sanıklar da rutin tutukluluk incelemelerinde serbest bırakıldı ve 12 Mayıs 2014 itibarıyla davadan tutuklu sanık kalmadı.

Yargılama 10 Temmuz 2014’ten itibaren Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti. 37 sanık hakkındaki yurtdışına çıkış yasağı da Vedat Yılmaz Abdurrahmanoğlu’nun başkanlığındaki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada kaldırıldı.

5 Kasım 2014’teki ikinci duruşmadan itibaren hakim Ersin Özlaslan, 20 Haziran 2017’de görülen 10. duruşmadan itibaren ise hakim Hakan Türkön mahkeme başkanlığına atandı. 10. duruşmada, Türkön’ün Emniyet’e müzekkere yazılarak gazetecilerin pasaportlarını Kanun Hükmünde Kararname kapsamında iptal edilmesini istediği ortaya çıktı.

Avukatlar AYM kararının beklenmesi ve tüm sanıklar hakkında beraat taleplerini ilerleyen duruşmalarda da tekrar etti. Sonraki duruşmalarda da avukatlar, yargılama İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınana kadar soruşturma, kovuşturma ve yargı aşamasında yer alan kolluk görevlileri, savcılar ve hakimlerin çoğunun 15 Temmuz darbe girişiminin ardından tutuklu ya da firari olduğunu söylerken, hepsi hakkındaki hukuki işlemlerin dosyaya eklenmesini istedi. Mahkeme bu talebi kabul ederken, sanık gazeteciler hakkında şimdiye açılan tüm kovuşturma ve soruşturmalarının da dosyaya eklenmesine karar verdi.

46 sanıktan sadece firari sanık İsmet Kayhan mahkemede savunmasını yapmadı. Delil ikamesi de henüz gerçekleşmedi.

Dosyaya, soruşturma-kovuşturma aşamasında görev alan emniyet görevlileri hakkında İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyanın eklenmesi bekleniyor. Aynı zamanda İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazı bekleniyor.

Davanın 16. duruşması 21 Mayıs 2019’da görüldü.

Davanın 17. duruşması 22 Ekim 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görülecek. Eylül 2012’den bugüne süren davada iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını halen vermedi.

17. Standing - Oct. 22, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 2012’de bugüne yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Halen esas hakkında mütalaa açıklanmadı.

Davanın 18. duruşması 25 Şubat 2020’de görülecek.



Next Trial: Feb. 25, 2020, 10:30 a.m.


İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 17. duruşmada, Hakan Türkön başkanlığında üye hakimler Halide Yazıcı ve Ayşegül Yazıcı Yılmaz’dan oluşan mahkeme heyeti görev yaptı.

Bir önceki duruşmada, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesi talebi, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmişti. İki duruşma arasında, İstinaf Mahkemesi, Genç hakkındaki iki dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine resen karar verdi. Duruşma, bu kararın dosyaya eklenmesiyle başladı. Yeni dosya eklendiği için Genç’in tekrar savunma sunması istendi. Avukat Özcan Kılıç, Genç’in savunması için Diyarbakır’da hazır edileceğini ifade etti.

Sanıklardan Ziya Çiçekçi hakkında “terör örgütü yayınlarını basmak ve yayınlamak” suçlamasıyla İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesi için muvafakat (kabul etme) yazısı geldi. Avukat Özcan Kılıç da dosyaların birleştirilmesi talebinde bulundu.

Avukat Mehtap Acar Ulus, FETÖ suçlamasıyla yargılanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan bir emniyet müdürünün (Yunus Dolar) müvekkili Çağdaş Ulus’un sahte delillerle tutuklandığına dair ifadelerinin olduğunu belirtti ve bu konudaki delilleri mahkemeye sundu. Müvekkili Ulus’un dosyasının ayrılmasını talep etti.


Mahkeme, sanıklardan Yüksel Genç’in bir sonraki duruşmada savunmasını sunmak üzere Diyarbakır’da bir mahkemede SEGBİS’le hazır edilmesi için talimat yazılmasına karar verdi. Çağdaş Ulus’un dosyasının ayrılması talebini reddetti. Ziya Çiçek’in dosyasının birleştirilmesi talebini de reddetti.

İsmet Kayhan hakkındaki yakalama kararının infazının beklenmesine de karar veren mahkeme bir sonraki duruşmanın 25 Şubat 2020 saat 10.30’da görüleceğini açıkladı.


Duruşma öncesi:

Duruşma öncesi gazetecilerin bir kısmının barikattan geçip mahkeme salonu önünde beklemesine izin verildi. Mahkeme salonu önü kalabalıklaştıktan sonra ise barikattan geçişler kapatıldı. İki gazetecinin salon önüne girişine duruşma başladığı ana kadar izin verilmedi. Gazeteciler ve güvenlik görevlileri arasında tartışma yaşandı. Gazetecilerden biri, güvenlik görevlisine “keyfi davrandığını” söyledi. Bunun üzerine güvenlik görevlisi barikatı kapatarak “Sadece senin geçişine izin vermiyorum, keyfi değil mi” dedi. Duruşmanın başlamasıyla, güvenlik şefi gelerek, gazetecilerin içeri girişini sağladı.

Mahkeme salonu koşulları:

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve duruşmada konuşulan hiçbir şey izleyici bölümünden duyulmadı.

Duruşmaya katılım:

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24 ve Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Duruşma:

Duruşma öngörülen saatten 40 dakika sonra başladı, 25 dakika sürdü.

Salona girdikten sonra yaklaşık 10 dakika boyunca mahkeme katibi dosyayla ilgili telefonda konuştu. İzleyici bölümünden sadece “Burası terör mahkemesi değil” cümlesi duyuldu. Avukatlar, konuşmanın sanıklardan Yüksel Genç’in İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava dosyasının KCK Basın dosyasıyla birleştirilmesiyle ilgili olduğunu açıkladı.

Duruşma başladığında, avukatlardan biri başka bir adliyede de duruşması olduğu için ayrılacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı öfkelendi, birkaç dakikalık bir tartışma yaşandı.
Mahkeme karar için ara verdiğinde salon boşaltıldı. Beş dakika sonra salonun kapısı açıldı. Mahkeme başkanının bir sonraki duruşma tarihini söylemesiyle duruşma sona erdi.

Mahkeme heyeti üyelerinden biri değişmişti. Mahkeme başkanı erkek, heyetin iki üyesi kadın hakimdi.

16. Standing - May 9, 2019


Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının 7 yıldır yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik KCK operasyonunda 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

İddianameyi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası meslekten ihraç edilen Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar hazırladı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti.

Çağlayan Adliyesi’nde başlayan duruşmalar, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki duruşma salonuna taşındı.

26 Mart 2014’ten 9 Mayıs 2019’a kadar Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 duruşma görüldü.

Kürt medyasından 46 gazeteci ve medya çalışanının yedi yıldır “örgüt yöneticiliği” veya “örgüt üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı dava.

Süreç 20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj TV başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği” (KCK) operasyonunda 49 kişi evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alınmasıyla başladı.

27 Nisan 2012’de hazırlanan iddianamede, gazetecilik faaliyetleri savcılık tarafından “örgütsel faaliyet” olarak tanımlanırken; iddianamede “sözde gazetecilik”, “eyleme gazeteci görünümünde katılmak”, “devletin imajını bozacak /devleti sıkıntıya sokacak haberler”, “Şüphelinin gazetecilik faaliyeti yapmayıp, örgütün ekmeğine yağ süren nitelikte haberler yaptığı görülmüştür” gibi ifadeler kullanıldı.

Türkiye tarihinin en kalabalık gazeteci yargılaması ve toplu gazeteci yargılamalarının ilk örneği olarak değerlendirilen “KCK Basın” davasında yargılanan 46 gazeteci ve medya çalışanından 37’si 9 ay ile 2,5 yıl arası tutuklu kaldı.

10 Eylül 2012’den 3 Mart 2014’e kadar Özel Yetkili 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde (32 celseden oluşan 10 fasıl) gerçekleşti. Mahkeme üç gün süren ilk faslın ardından, “sanıkların duruşmadaki tavır ve davranışları, duruşma salonunun yetersizliği” gibi gerekçelerle Çağlayan Adliyesi’ndeki duruşmaların, 12 Kasım 2012’de Silivri yerleşkesindeki mahkeme salonuna taşınmasına karar verdi.

21 Şubat 2014’te kanun değişikliğiyle özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılmasının ardından, yargılama 26 Mart 2014’ten bu yana Çağlayan Adliyesi’ndeki İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

Davanın bir sonraki duruşması 22 Ekim 2019’a bırakıldı.



Next Trial: Oct. 22, 2019, 10 a.m.


Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için 10 dakika süren duruşma boyunca katılımcılar çok az şey duyabildi. Daha sonra duruşma tutanağından edinilen bilgiye göre, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün sanık Dilek Demiral’ın pasaportu üzerindeki şerhin kaldırılması şeklindeki işlemlerin devam ettiği yönünde cevabı dosyaya eklendi. Ayrıca KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dosyanın (2018/273) derdest olduğuna dair cevap ve duruşma zaptı örneği de mahkemeye ulaştı. Avukat Özcan Kılıç, Ocak 2019’da görülen bir önceki duruşmada bu davanın akıbetinin öğrenilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti Hakan Türkön (Başkan), Ayşegül Yazıcı Yılmaz, Sevil Çalışkan Koçkuzu’dan oluştu.

Mahkeme başkanı Türkön, sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir dava açıldığını ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kendilerine birleştirme kararı gönderdiğini söyledi. Türkön, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti olarak birleştirmeye muvafakat (onay) vermediklerini söyledi.

Duruşma savcısı Ahmet Eryeli, bu duruşmada da esas hakkındaki mütalaasını açıklamadı; eksiklerin giderilmesini mütalaa etti.

Mahkeme ara vermeden, kararını açıkladı.


Sanıklardan Yüksel Genç hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyayla birleştirilmesini kabul etmeyen mahkeme, dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderdi.

Bir sonraki duruşmanın 22 Ekim 2019 saat 10.00’a bırakılmasına karar verildi.


Duruşma Öncesi

Avukatlar ve iki muhabirin salona girmesinin ardından salonun kapısı kapandı. Bundan birkaç saniye sonra mahkeme salonunun kapısına vardığımda, kapının önünde durarak içeri girmeme engel olan güvenlik görevlisi, hangi duruşmaya geldiğimi sordu. Ardından KCK Basın duruşmasının henüz başlamadığını söyleyerek, içeri giremeyeceğimi ifade etti. Birkaç dakikalık tartışmanın ardından, güvenlik görevlisi kapıyı açtı.

Davanın 16. celsesinde mahkeme üyelerinden biri değişmişti.

Duruşmaya katılım

Duruşmaya sanık müdafii olarak altı avukat katıldı. Mezopotamya Haber Ajansı, P24, MLSA ve TGS’den muhabir/avukatlar duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadığı için izleyici alanından sadece sanıklardan Yüksel Genç’in dosyası ile ilgili konuşmalar ve bir sonraki duruşma tarihi duyulabildi.

Duruşma 10 dakika sürdü.

15. Standing - Jan. 11, 2019


20 Aralık 2011’de sabaha karşı, İstanbul, Ankara, İzmir, Van, Adana ve Diyarbakır’da Dicle Haber Ajansı (DİHA), Özgür Gündem gazetesi, Fırat Haber Ajansı, Roj Tv başta olmak üzere Kürt medyası çalışanlarına yönelik “Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) operasyonunda” 49 gazeteci evlerine ve medya kuruluşlarına düzenlenen polis baskınlarında gözaltına alındı. Yedi gazeteci savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılırken, 42 gazeteci mahkemeye sevk edildi. 24 Aralık 2011’de altı gazeteci mahkemede serbest bırakıldı, 36 gazeteci tutuklandı.

KCK Basın Davası iddianamesi 27 Nisan 2012’de İstanbul Cumhuriyet Savcısı Bilal Bayraktar tarafından hazırlandı. 808 sayfalık iddianamede özetle, KCK/PKK Basın Komitesi ve Demokratik Aydınlanma Birliği’nin (Yekitiya Ragihandina Demokratik – YRD) Kürt medyasının yayın politikasını ve haberleri yönlendirdiği savunuldu ve 49 gazeteci örgüt yöneticiliği ya da örgüt üyeliği ile suçlandı.

Davanın ilk duruşması, 36 gazetecinin tutuklanmasından 8,5 ay sonra, 10 Eylül 2012’de gerçekleşti.

Gazeteciler Çağdaş Ulus ve Cihat Ablay 13 Eylül 2012’de; Çiğdem Aslan ve Oktay Candemir 16 Kasım 2012’de; İsmail Yıldız, Pervin Yerlikaya, Zuhal Tekiner, Ziya Çiçekçi, Çağdaş Kaplan, Ömer Çiftçi ve Saffet Orman 8 Şubat 2013’te; Zeynep Kuray ile Sadık Topaloğlu 26 Nisan 2013’te, Ömer Çelik ve Selahattin Aslan 19 Haziran 2013’te; İrfan Bilgiç ve Fatma Koçak 27 Eylül 2013’te; Nilgün Yıldız 6 Aralık 2013’te; Nahide Ermiş 14 Ocak 2014’te; Dilek Demiral, Sibel Güler ve Ayşe Oyman 3 Mart 2014’te; Mazlum Özdemir, Şeyhmus Fidan, Hüseyin Deniz, Nevin Erdemir, Semiha Alankuş, Kenan Kırkaya, Mehmet Emin Yıldırım ve Haydar Tekin 27 Mart 2014’te; Ramazan Pekgöz, Nurettin Fırat, Turabi Kişin, Yüksel Genç, Davut Uçar, Ertuş Bozkurt 12 Mayıs 2014’te tahliye edildi ve davada tutuklu sanık kalmadı.

Özel Yetkili Mahkemelerin (ÖYM) kaldırılmasının ardından, dava Temmuz 2014’te İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı.

Sanık avukatları, daha önce Özel yetkili savcılıklarca açılmış soruşturma ve davaların özel yetkileri kaldırılan Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından yürütülmeye devam edilmesine itiraz etti ve Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurulmasını talep etti.

İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Kasım 2014’te dosyayı AYM’ye gönderdi. 10 Nisan 2015 ve 10 Eylül 2015’teki duruşmaları AYM kararının gelmesi için erteleyen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2016’da görülen duruşmada AYM’nin dosya ile ilgili kararını açıklamamasını gerekçe göstererek davalara kendisi bakma kararı aldı.

Yeniden görülmeye başlanan davanın 15. son duruşması 11 Ocak 2019’da görüldü. Bir sonraki duruşma 9 Mayıs 2019’da görülecek.



Next Trial: May 9, 2019, 1 p.m.


Hakan Türkon başkanlığında üye hakimler Ayşegül Yazıcı Yılmaz ve Halide Yazıcı’dan oluşan mahkeme heyetinin yerini almasıyla KCK Basın Davası’nın 15. duruşması başladı. Duruşma 10 dakika sürdü.

Avukat Hasan Erdoğan, müvekkili Kenan Kırkkaya hakkındaki yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep etti.

Avukat Özcan Kılıç da KCK Basın soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan davanın (2018/273) akıbetinin öğrenilmesini talep etti.


1- İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/273 Esas sayılı dosyasının ne aşamada bulunduğunun ilgili mahkemeden sorulmasına,
2-Sanıklardan Kenan Kırkaya müdafii avukat Hasan Erdoğan, sanık Fatma Koçak müdafii avukat Senem Doğanoğlu, sanık Kenan Kırkaya müdafii avukat Nuray Özdoğan’ın mazeretlerinin kabulü ile kendilerine yeni duruşma gününün tebliğine,
3- Sanıklardan Kenan Kırkaya vekaletname sunan avukat Nuray Özdoğan’ın adı geçen sanık müdafii olarak davaya kabulüne
4- Sanık Dilek Demiral adına vekaletname sunan avukat Zelal Pelin Doğan’ın adı geçen sanık müdadii olarak davaya kabulüne,
5-Sanıklardan İsmet Kayhan hakkında savunmasmın tespiti maksadıyla Mahkememize getirilmek veya SEGBİS vasıtasıyla hazır edilmek üzere çıkartılan yakalama emrinin infaz edilmesinin beklenilmesine,
6-Sanıklardan Kenan Kırkaya hakkında daha önce verilmiş ve UYAP sisteminde kalmış bir yurt dışı çıkış yasağı işlemi bulunup bulunmadıgmın kalemce kontrolü ile böyle bir kayıt varsa kaldırılması için gerekli işlemin yapılmasına,
7-Bu nedenle duruşmanın 9 Mayıs 2019 günü saat 13:00 bırakılmasma karar verildi.


Duruşma Öncesi

Duruşma öngörülen saatte başladı. Öncesinde sanık gazeteciler ile duruşmayı takibe gelen gazeteciler sohbet etti. Duruşma öncesi herhangi bir destek açıklaması yapılmadı.

Mahkeme Salonu Koşulları

Mahkeme salonu katılımcı sayısına göre genişti. Mahkeme başkanı mikrofon kullanmadı ve sözleri katılımcılar tarafından duyulmadı.

Duruşmaya Katılım

Duruşmaya iki sanık ve dokuz avukat katıldı. Dört muhabir duruşmayı haber/rapor amacıyla takip etti.

Genel Gözlemler

Duruşma yıllardır sürdüğü, halen esas hakkında mütalaa verilmediği ve davada ilerleme olmadığı için duruşmaya katılım çok düşüktü.

KCK Media Trial (Indictment)

KCK Media Trial 15. Standing (Minutes of the Hearing)

KCK Media Trial 16. Standing (Minutes of the Hearing)