Turhan Günay

Turhan Günay was the editor-in-chief of the Cumhuriyet newspaper’s literature supplement. He has been working as a journalist since 1968. He worked for the Günaydın newspaper and Gırgır comic. He was prosecuted in the Cumhuriyet trial and accused of “aiding a terrorist organization.” He was imprisoned for 9 months. The Constitutional Court ruled that his rights were violated. During his 50-year journalism career he was subjected to 787 trials. He was acquitted in all of them. He was also acquitted in the Cumhuriyet trial.

Cumhuriyet Newspaper Trial

Upon the request of the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office, the Istanbul 5th Criminal ruled to search the Cumhuriyet Foundation’s headquarter along with the residences and offices of some of the Cumhuriyet newspaper’s managers to confiscate allegedly criminal items on Oct. 31, 2016. Turhan Günay, the editor-in-chief of the Cumhuriyet’s supplement, “Cumhuriyet Kitap” was among them.

In accordance with the court ruling, the police searched Turhan Günay’s residence and office, confiscated his mobile phone, tablet, and computer, and took Günay under custody.

Turhan Günay testified to the public prosecutor, Murat İnam at the Istanbul Police Headquarters, where he was detained on Oct. 4, 2016.

In his testimony, Günay said he had been working for the Cumhuriyet newspaper since 1985 and has published the Cumhuriyet Kitap since 1992, in which he published interviews with authors and book reviews. Noting he had never been a board member of the Cumhuriyet Foundation, Günay said that he “was only a board member of the Yenigün News Agency in 2011 and 2013, and through these years the newspaper had never published articles or reports in favor of terrorist organizations.”

“I have never been in the editorial board of the Cumhuriyet newspaper. Therefore, I had no authority over the editorial policy of the newspaper. Thus, I have nothing to the with the headlines, reports, articles and social media posts that were subjected to the investigation,” said Günay.

Along with the other seven Cumhuriyet workers, Günay was sent to the Istanbul 9th Criminal Court of Peace on a request for arrest on charges of “aiding and abetting an organization knowingly and willingly, although he does not belong to the structure of that organization” (TPC 220/7) on Oct. 4, 2016.

The court ruled to detain Günay for “aiding and abetting an organization knowingly and willingly, although he does not belong to the structure of that organization,” Günay appealed the verdict on Oct. 14, 2016. The Istanbul 10th Criminal Court of Peace rejected the appeal. Günay’s demand for release on December 2, 2016, was also rejected by the Istanbul 7th Criminal Court of Peace.

As the discussion surrounding the operation against the Cumhuriyet newspaper continued, it was revealed that the investigation’s prosecutor, Murat İnam, was a defendant in a trial along with 53 other judges and prosecutors for “FETÖ’s plot on the Selam Tevhid investigation.” In the trial, which was continuing in the Court of Cassation’s 16th Penal Chamber, an aggravated life sentence and 67 years 3 months of jail time were recommended for 10 charges, including “attempting to abolish the government, political and military espionage, and being a member of FETÖ.”

Upon this development, İnam was dismissed from the investigation and replaced with Mehmet Akif Ekinci, the deputy of the Istanbul Chief Public Prosecutor, and Yasemin Baba, a junior prosecutor with the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office.

Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri ile birlikte tutuklu Turhan Günay’ın yargılanmasına, 24 Temmuz 2017’de, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı.

24 Temmuz tarihi; Türkiye’de, basında sansürün kaldırılışının yıl dönümü olarak kabul ediliyor. 24 Temmuz 1908’de basında sansür uygulamalarının kaldırılışına işaret ediyor ve “Basın Bayramı” olarak kutlanıyor.

Duruşmanın, 26 Temmuz 2017 tarihli oturumda savunmasını yapan Turhan Günay, “Cumhuriyet Gazetesi yaşam boyunca hep siyasi yönetimlerin baskısıyla karşılaşmış bir gazete. Kuruluşundan bu yana onlarca kez kapatılmış ve yöneticileri soruşturmaya uğratılmış bir yayın organı. Bu dönemlerde Cumhuriyeti tüm kurum ve kuruluşlarıyla destekleyen Gazete, hükümetlerin yanlış bulduğu politikalarını ve uygulamalarını eleştirmekten hiçbir zaman vazgeçmemiş. Bu eleştirel bakış İlhan Selçuk döneminde de devam etmiş, bugün de etmektedir” dedi.

Turhan Günay, 33 yıldır çalıştığı Cumhuriyet’te, Kitap Eki’nin başına 1992’de İlhan Selçuk’un isteği ile getirildiğini belirtti. Bu eki 25 yıldır yönettiğini, Kitap Eki yayınlanmaya başladığı yıllarda Türkiye’de, tür olarak yılda 1500 kitap yayınlandığını, Kitap Eki’nin çıktığı tarihinden başlayarak yayıncılıkta da hareket başladığını söyledi:

“2002 yılına geldiğimizde Türkiye’de yayınlanan kitap sayısı tür olarak 7500’lere çıkmıştı. Çünkü yayıncıya rehberlik ediyor, kurumlarını geliştirmek için tavsiyelerde bulunuyor, destek veriyorduk. Bugün Türkiye’de yılda 55 bin tür kitap yayınlanıyor.”

İddianamede Cumhuriyet Vakfı’nın yönetim kurulunun üyesi olduğunun yazıldığını kaydeden Turhan, “Ben hiçbir zaman Cumhuriyet Vakfı üyesi olmadım. Sadece bir süre için o da 2011 – 2013 yılları arasında Yenigün Haber Ajansı ve Yenigün Holding’te sadece kitap yayınından, Cumhuriyet Gazetesi’nin Cumhuriyet Kitapları biriminin sorumlusu olarak görev yaptım. Sonrasında da herhangi bir görevim yok” diye konuştu.

“FETÖ/PDY Silah Terör Örgütü ile irtibat iddiasıyla hakkında soruşturma yürütülen dört kişi ile iletişim kaydının bulunduğu” yönündeki suçlama ile ilgili olarak Günay, şunları söyedi:

“Bu dört telefondan ikisi kitap fuarlarına davet için. Doğan Ramazan Yalçıner, ki Altın Portakal’ın herhalde görevlisi. Fuara davet etti. Herhalde Antalya’da üç kez kitap fuarı yapıldı. Oraya gittim. O telefon görüşmeleri. İkincisi; Mustafa Koç, Kayseri Belediyesi’nden aramıştı beni, gayet iyi hatırlıyorum. Çünkü hiç hayatımda Kayseri’ye gitmedim. İki kere sadece otobüsle içinden geçtim. Birisi bundan yıllar önce 1960’larda annem, babamla Göreme’ye gitmiştik. Ya da bir de Kayseri’yi görelim diye içinden otobüsle geçtik sadece. İkincisi de İlhan Ağabey rahmetlinin ölümünün defnettikten sonra Hacı Bektaş’tan Kayseri Havaalanı’na geldik. Yine şehrin içinden geçip havaalanına gitmiştik o kadar. Yani Kayseri’nin toprağına ayağımı basmış değilim hayatımda. Arkadaş beni davet etti. Fakat o günlerde başka yoğun bir işim vardı gidemedim. Gitmeyi çok isterdim ama gidemedim. O konuşmam, o beni aramış sadece. Bir de, Ali Çolak, şurada kayıtlarda adı var. Ali Çolak, Zaman Gazetesi’nin Kültür Servisi’nde çalışan bir arkadaşımızdı. Bir kitap yazmış, gazeteyi aramış, bulamamış, numara bırakmış. Ben onu aradım. ‘Bir kitabım çıktı, size gönderirim ilgilenirseniz sevinirim’ dedi. O kadar, konuşma bu. Dördüncü telefon ise Yıldız Üniversitesi’nde Rıfat Şahiner adında bir akademisyen. Bu arkadaşımız iyi bir çevirmen. Aynı zamanda kitapları da var. Muhtemelen o da bir kitap için aramıştır herhalde. Konuştum, doğru, konuşmuşluğum var. Sadece bu nedenlerle, yani şu dört şey ve üstüme atılmış olan vakıf üyeliği ve Yenigün Haber Ajansı ile ilgilerimi anlattım. Bu nedenle 267 gündür tutukluyum.”

Cumhuriyet savcısı, 28 Temmuz 2017 tarihli duruşmada, mevcut delil durumu ve suç vasfının değişme ihtimalini gerekçe göstererek Günay’ın tahliyesine karar verilmesini talep etti.

Mahkeme, 28 Temmuz 2017’de tamamladığı oturumun sonunda Turhan Günay’ın da aralarında bulunduğu yedi kişinin tahliyesine karar verdi. Mahkeme, tahliye edilen gazeteciler için yurt dışına çıkış yasağı koydu.

Yargılamanın yedinci duruşması 16 Mart 2018’de görüldü. Savcı Hacı Hasan Bölükbaşı, esas hakkındaki mütalaasını bu duruşmada açıkladı. Savcı Bölükbaşı, Turhan Günay’ın; hakkındaki tüm suçlamalardan beraatini istedi.

Yargılamanın karar duruşması 24 Nisan 2018’de görüldü. Turhan Günay, son savunmasında ve sözünde suçsuz olduğunu belirterek beraatini istedi.

Mahkeme, 25 Nisan 2018’deki oturumda kararını açıklayarak; Turhan Günay’ın tüm suçlardan beraatine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Anayasa Mahkemesi, 26 Aralık 2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunan Turhan Günay’ın başvurusunu 11 Ocak 2018’de sonuçlandırdı. Yüksek Mahkeme, Günay’ın Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” karar verdi.

Kararın gerekçesinde, Turhan Günay’a yöneltilen suçlamanın temelinde; “gazetede yayımlanan manşet, haber ve yazılardan, vakıf ve/veya şirket yönetiminde bulunması nedeniyle sorumlu tutulduğu iddiasının” bulunduğu belirtildi. Ancak kararda, Günay’ın; hiçbir zaman Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmadığı belirtildi. Kararda, şu ifadeler kullanıldı:

“Başvurucu ayrıca uzun yıllardır Gazete’nin Kitap Eki’nden sorumlu olduğunu ancak Yayın Kurulu’nda görev almadığını, dolayısıyla Gazete’nin yayın politikasının belirlenmesinde herhangi bir etkisinin olmadığını söylemiştir. Soruşturma makamlarınca başvurucunun bu savunmasının aksi yönde -özellikle yayın politikasının değiştiği iddia edilen 2013 yılından sonra herhangi bir yönetim kademesinde bulunduğuna veya yayın politikası üzerinde etkili olduğuna dair- bilgi veya belge ortaya konulamamıştır. Nitekim iddianamede yer verilen 2013 yılı ve sonrasındaki Vakıf Yönetim Kurulu üyeleriyle ilgili listelerde başvurucunun adının olmadığı görülmektedir.”

Kararda, iddianamede yer alan “FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle haklarında soruşturma yapılan dört kişiyle telefon görüşmeleri yaptığı ve başvurucuya PKK ile bağlantılı olduğu belirtilen bir televizyonun kurucusu olan firmada çalışan birisi tarafından 600 TL havale edildiği” suçlamaları da aktarıldı. Kararda, bu suçlamalarla ilgili olarak da şu ifadeler kullanıldı:

“Bununla birlikte iddianamede telefon görüşmelerinin tarih ve içerikleri belirtilmemiş, söz konusu parayı havale eden kişiyle PKK arasında oldukça dolaylı bir bağlantıya işaret edilmiştir. Kaldı ki soruşturma makamlarınca bu iddialara karşı başvurucunun hayatın olağan akışına uygun savunmasının (telefon görüşmelerinin gazetenin kitap ekiyle, paranın ise kızının işleriyle ilgili olduğu) aksine herhangi bir bilgi ya da belge gösterilmemiştir.

Bu itibarla eldeki belgelere göre somut olayda ‘suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin’ soruşturma makamlarınca yeterince ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle suç işlediğine dair kuvvetli belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.”

The first hearing of the trial was held in the Istanbul 27th High Criminal Court in Çağlayan on July 24, 2017.

Günay defended himself on July 26, 2017. In his defense, Günay said:

“From day one, the Cumhuriyet newspaper has always faced oppression from the political authorities. It is a newspaper that has been shut down and prosecuted several times since its foundation. The newspaper, which has always supported the Republic and all its institutions, never refrained from criticizing governments for their wrongdoings. This critical approach continued both in İlhan Selçuk’s [former chairman of the Executive Board of the Cumhuriyet Foundation, who is now deceased] term and today.”

Günay who has been working for the Cumhuriyet newspaper for 33 years, noted he was appointed to the editor-in-chief position of the newspaper’s book supplement by İlhan Selçuk in 1992. He said he has been in charge of the supplement for the past 25 years, and that when the Cumhuriyet Kitap started its publishing life, there had been 1,500 book genres published per year in Turkey, and after the supplement, the publishing sector was also revived.

“In 2002, the number of the genres published in a year increased to 7500 because we were guiding, advising and supporting the publishers. Today, there are 55,000 genres published per year in Turkey,” Günay said.

Günay reiterated that the prosecutors mentioned him as a board member of the Cumhuriyet Foundation in the indictment, and said, “I have never been a board member of the Cumhuriyet Foundation. I was only a board member of the Yenigün News Agency in 2011-2013, and only responsible for the Cumhuriyet newspapers’ Cumhuriyet Books branch. I didn’t have any further responsibilities.”

Regarding the accusation of having communication logs with four people who were investigated for FETÖ affiliation [Fethullahist Terrorist Organization - The followers of Fethullah Gülen, an Islamist living in self-imposed exile in the US that is accused of orchestrating a 15th of July coup attempt. The Turkish government declared FETÖ as a terrorist organization and it was approved by Turkish courts after 2016], Günay defended himself in the following terms:

“Two of these four phone calls were for invitations for the book fairs. Doğan Ramazan Yalçıner, I guess worked for the Golden Orange. He invited me to the fair. There were three book fairs in Antalya, I believe. I went there. That phone call was about that fair. The second one is Mustafa Koç. He was working for the Kayseri Municipality. I remember clearly. Because I have never been in Kayseri in my life. I have only passed through it by bus. First time was in the 1960s. I was going to Göreme with my parents. The other time was when we were heading to the Kayseri airport from Haci Bektaş, after the funeral of brother İlhan [Selçuk]. That’s all. So I have never stepped on the ground of Kayseri. That friend invited me over. But I was so busy in those days, that’s why I couldn’t go. That phone call is the one where he called me. One of the logs was from Ali Çolak. Ali Çolak was one of my friends who worked for the Zaman newspaper’s [a newspaper that was shut down for alleged Gülenist affiliation after the coup attempt in 2016] culture department. He wrote a book and called me from the newspaper but couldn’t reach me, so he left his number. So I called him. ‘My book was just published, I can send a copy if you are interested,’ said Çolak. That’s all. The fourth call is from Rıfat Şahiner, an academic from the Yıldız University. He is a translator. Also, he published books. He also called for that, I believe. I talked with him, right. But that’s all. Just because of these reasons, these four calls, the alleged membership of the foundation and my position in the publishing company, I am in jail.”

In the hearing, which was held on July 28, 2017, the prosecutor asked for the release of Günay citing existing evidence and the possible change of the crime’s characteristic.

The court ruled to release seven defendants, including Günay on July 28, 2017, with a travel ban under judicial control.

Prosecutor Hacı Hasan Bölükbaşı explained his opinion of the accusation in the seventh hearing of the trial, which was held on March 16, 2018, and recommended an acquittal for Turhan Günay.

The Verdict

The final hearing of the trial was held on April 24, 2018. In his last defense, Günay said he was not guilty and asked for his acquittal.

The court reached a verdict on April 25, 2018. Turhan Günay was acquitted for all charges.

The Constitutional Court reached a verdict for Turhan Günay’s individual application that was dated Dec. 26, 2016, on Jan. 11, 2018. The Superior Court ruled that according to the 19th article of the Constitution, Günay’s personal liberty and security was violated.

In the reasoning of the verdict, it was stated that [the violation occurred] because the accusations against Turhan Günay were based on his position at the Foundation and/or the publishing company, therefore, he was allegedly responsible for editorial decisions concerning headlines, reports and articles. In the verdict, it was reiterated that the applicant noted he had never been a board member of the foundation, and it was stated that:

“The applicant said he has been responsible for the newspaper’s book supplement for years but has never been in the editorial board, therefore he had no contributions regarding the determination of editorial policy. The investigative authority couldn’t provide any information or document contrary to the applicant’s aforementioned defense - regarding the accusations of whether he was in a managing position after 2013, the date when the alleged editorial shift began and his alleged influence on the editorial policy. Hence, the applicant’s name wasn’t on the lists of the Executive Board of the Cumhuriyet Foundation.”

In the verdict, the prosecutor’s accusation also included that “the applicant had communication logs with four people who were investigated for affiliation with FEÖ/PDY and a person who was one of the founders of a TV station that was affiliated with the PKK [Kurdistan Workers’ Party, a militant Kurdish group] sent 600 TL to the applicant.”

The following terms were included in the verdict:

“In addition to this, the dates and the contents of the phone calls weren’t included in the indictment. And the connection with the PKK and the aforementioned person who transferred the money was too circuitous. Moreover, the investigative authority couldn’t provide any information or document contrary to the applicant’s defense against the accusations (that the phone calls were about the newspaper’s book supplement and the money was about his daughter’s business). In this respect, the Superior Court came to a conclusion regarding the existing documents related to this tangible case, the investigative authority failed to present ‘strong evidence of a crime.’ Regarding the aforementioned reasons, without presenting strong evidence of the crime, the application of the arrest measure was violating the Constitution’s article 19 titled ‘personal liberty and security’.”

1. Standing - Nov. 21, 2019


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyonu 31 Ekim 2016’da başlattı.

Gazetenin genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu, yazarları Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ve Hakan Kara, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, Okur Temsilcisi Güray Tekin Öz ile birlikte gazetenin avukat ve çalışanları gözaltına alındı. Gazetenin çizeri Musa Kart ve yazarı Kadri Gürsel, haklarındaki gözaltı kararını öğrenince, kendi iradeleri ile Emniyet’e gitti, ama gözaltına alındılar.

Gazetenin yazar ve yöneticileri İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği yargıcı Mustafa Çakar’ın kararı ile 5 Kasım 2016’da tutuklandı. Yazarlar Aydın Engin ve Hikmet Çetinkaya ile birlikte iki gazete çalışanı yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldı.

Hakkında yakalama kararı çıkarıldığında yurtdışında olan gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Türkiye’ye dönmesiyle birlikte 12 Kasım 2016’da tutuklandı.

Soruşturmayı yürüten savcı Murat İnam’ın, aralarında “FETÖ üyeliği ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” iddiasının da yer aldığı 10 ayrı suçtan yargılandığı ortaya çıktı. İnam hakkındaki yargılama Yargıtay aşamasına kadar gelmişti. Yargılamanın gidişatını değiştirebilecek bu bilginin ortaya çıkmasının ardından İnam, Cumhuriyet Gazetesi davasından alındı. Dosya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Mehmet Akif Ekici ve savcı Yasemin Baba’ya verildi.

Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Ahmet Şık ise 29 Aralık 2016’da gözaltına alındı. Haberleri ve Twitter paylaşımları suçlama konusu yapıldı. 30 Aralık 2016’da “FETÖ, DHKP/C ve PKK terör örgütlerinin propagandasını yaptığı” iddiasıyla tutuklandı. Şık’ın dosyası daha sonra Cumhuriyet Gazetesi dava dosyası ile birleştirildi.

Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve muhabiri İlhan Tanır da soruşturmaya dahil edildi. Ancak Dündar ve Tanır yurtdışında olduklarından haklarındaki dosya ana dosyadan ayrıldı. Haklarındaki yargılama yokluklarında sürdü.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Mehmet Akif Ekici ve Savcı Yasemin Baba, Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticisi 18 kişi hakkındaki iddianameyi 3 Nisan 2017’de tamamladı.

İddianamede, Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticilerine; “silahlı terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlamaları yöneltildi.

Gazetenin yazar ve yöneticilerine “hattına Bylock yüklü olduğu iddia edilen” veya “haklarında FETÖ’den dolayı soruşturma bulunan” kişilerle iletişim kurmak gibi suçlamalar da yöneltildi.

Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç, çizer Musa Kart ve yazar Hakan Kara’nın bir tatil şirketini araması haklarında delil olarak gösterildi.

Gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın avukat meslektaşı Faik Işık ile olan irtibatı da suç unsurları arasında gösterildi. Işık, geçmişte Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da avukatlığını yapmıştı.

Gazetenin Okur Temsilcisi Güray Tekin Öz de “hakkında FETÖ’den soruşturma yapılan bir kişiyle iletişim kurduğu” iddiasıyla suçlanan gazeteciler arasındaydı. Ancak o kişi, Güray Tekin Öz’ün alışveriş yaptığı pidecisiydi.

Ayrıca köşe yazıları, manşetler, sosyal medya paylaşımları da suçlamalara delil olarak gösterildi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin bazı çalışanları da gazetenin yargılanan yazar ve yöneticilerinin aleyhine tanık olarak yer aldı.

İddianame, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Böylece Cumhuriyet Gazetesi yargılaması 19 Nisan 2017’de başlamış oldu.

Cumhuriyet Gazetesi davası, Türkiye’de “basında sansürün kaldırılışının” yıldönümü olarak kutlanan 24 Temmuz 2017’de başladı.

24 Temmuz tarihi; Türkiye’de, basında sansürün kaldırılışının yıl dönümü olarak kabul ediliyor. 24 Temmuz 1908’de basında sansür uygulamalarının kaldırılışına işaret ediyor ve “Basın Bayramı” olarak kutlanıyor.

İlk duruşma beş gün sürdü. Duruşmanın sonunda Güray Tekin Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Turhan Günay ile gazetenin üç yöneticisinin tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verildi.

Kadri Gürsel, yargılamanın 25 Eylül 2017 tarihli üçüncü duruşmasında tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verildi.

25 Aralık 2017’de görülen duruşmada gazeteci Ahmet Şık, siyasi iktidarı sert sözlerle eleştiren bir savunma yaptı. Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, “savunma sınırının dışına çıkıldığı, düzenin bozulduğu” iddiası ile Şık’ın mahkeme salonunun dışına çıkarılmasına karar verdi. Bunun üzerine Akın Atalay ve Murat Sabuncu da savunmalarını yapmadı.

9 Mart 2018’de görülen altıncı duruşmada Murat Sabuncu ve Ahmet Şık tahliye edildi. Akın Atalay’ın ise tutukluluğunun devamına karar verildi. Mahkeme heyeti başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, kararını, “Gemiyi en son kaptan terk eder, Akın bey bizimle” sözleri ile açıkladı.

Anayasa Mahkemesi, gazetenin Kitap Eki yönetmeni Turhan Günay’ın başvurusunu 11 Ocak 2018’de karara bağladı. Mahkeme, Günay’ın, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ihlal edildiğine karar verdi.

Cumhuriyet Gazetesi yargılaması sekiz duruşma sürdü. 24 Nisan 2018’de başlayan 8. duruşmanın ikinci gününde gazetenin yazar, çizer, muhabir ve yöneticileri hakkındaki karar açıklandı.

Tüm sanıklara; Türk Ceza Kanunu’nun 220/7 ve 314/2 maddeleri gereğince, “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım” suçlamasıyla hapis cezası verildi.
Akın Atalay’a 7 yıl 13 ay 15 gün, Orhan Erinç’e 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu’nun 7 yıl 6 ay, Kadri Gürsel’in 2 yıl 6 ay, Güray Tekin Öz’ün 3 yıl 9 ay, Musa Kart’ın 3 yıl 9 ay, Hakan Kara’nın 3 yıl 9 ay, Aydın Engin’in 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya’nın 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık’ın 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Hükmün açıklanması ile birlikte Akın Atalay tahliyesine de karar verildi.

İddianamede kendilerine “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlaması yöneltilen tüm sanıklar bu suçtan beraat etti.

Turhan Günay ile birlikte gazetenin iki çalışanının beraatine karar verildi.

Can Dündar ve İlhan Tanır’ın dosyaları yurtdışında oldukları için ayrıldı.

İstinaf Süreci

Karara istinaf mahkemesinde itiraz edildi. Ancak istinaf yargılamasını yürüten İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, 18 Şubat 2019’da kararları onadı.

İstinaf mahkemesi, yerel mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulmadı. Delillerde ve işlemlerde eksiklik de bulmadı. İstinaf mahkemesi, verilen mahkumiyet kararlarının da kanuni olduğunu değerlendirdi.

Onama kararı ile birlikte daha önce yaklaşık 9 ay süreyle tutuklu olarak yargılanan Musa Kart, Hakan Kara ve Güray Tekin Öz ile birlikte gazetenin iki yöneticisi tekrar cezaevine girdi. Ceza Muhakemeleri Kanunu’na göre haklarında 5 yıldan az hapis cezası verilenlere Yargıtay’da temyiz yolu kapalıydı.

Kart, Kara ve Öz ile birlikte iki gazete yöneticisi Kandıra Cezaevi’ndeyken, Yargıtay süreci tamamlandı.

Gazetenin yazarı Kadri Gürsel de, istinaf mahkemesinin hakkındaki kararı onamasının ardından tekrar cezaevine götürüldü. Denetimli serbestlik hükümlerinden yararlandırılan Gürsel, aynı gün, yine tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Yargıtay Süreci

Yerel mahkemede haklarında 5 yıldan fazla hapis cezası verilenler, bu kararı Yargıtay’da temyiz etti. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin temyiz incelemesini tamamlaması beklenirken, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya üzerinde verilmesi gereken karara ilişkin tebliğname sundu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, tebliğname ile; Orhan Erinç, Akın Atalay, Murat Sabuncu, Hikmet Çetinkaya ve Aydın Engin ile Ahmet Şık hakkında verilen hapis cezalarının bozulmasını talep etti. Tebliğnamede Ahmet Şık dışındaki gazetecilerin beraatlarına karar verilmesi istendi.

Tebliğnamede, Ahmet Şık’ın ise; “silahlı terör örgütüne yardım” suçundan değil, “silahlı terör örgütünü ve şiddeti övme”, “terör örgütü propagandası” ve “devlet organlarını aşağılama” iddiaları ile yargılanması talep edildi.

Tebliğnamede, Yargıtay’ın vereceği olası bozma kararından, istinaf mahkemesinin onama kararının ardından ikinci kez hapse giren ve temyiz hakkın bulunmayan Musa Kart, Hakan Kara, Güray Öz Tekin, Kadri Gürsel ve gazetenin üç yöneticisinin yararlanması talep edildi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, temyiz incelemesini 12 Eylül 2019’da tamamladı. Daire, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliğnamesindeki taleplere uygun bir karar verdi. Akın Atalay, Orhan Erinç, Murat Sabuncu, Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya ve Ahmet Şık hakkında verilen hapis cezası hükümlerini bozdu.

Daire; Güray Tekin Öz, Musa Kart ve Hakan Kara hakkında istinaf mahkemesinde kesinleşen hükümlerin de bozulmasına karar verdi. Öz, Kart ve Kara’ya yurtdışına çıkış yasağı kondu.

Gazetenin muhasebe çalışanı E.İ. hakkında verilen 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası Yargıtay tarafından onandı.

Daire, Ahmet Şık hakkında ilk derece mahkemesi tarafından “örgüte yardım” suçlaması ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını bozdu. Ancak daire Şık’ın, Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinde düzenlenen “silahlı terör örgütünün eylemlerini meşru gösterme” ve Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesinde düzenlenen “devlet organlarını aşağılama” suçlamalarından yargılanmasını istedi.

Tüm sanıklar hakkında yargılama İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 21 Kasım 2019 günü yeniden başladı.

Anayasa Mahkemesi Süreci

Cumhuriyet Gazetesi davasında yargılanan 10 gazeteci ve gazete yöneticisi tutuklu oldukları dönemde, 6 Aralık 2016’da Anayasa Mahkemesi’ne bireysel hak ihlali başvurusu yaptı.

Anayasa Mahkemesi, gazetenin Kitap Eki yayın yönetmeni Turhan Günay’ın başvurusuna karşı kararını 26 Aralık 2016’da verdi. Yüksek Mahkeme, Günay’ın Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan, “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” karar verdi.

Anayasa Mahkemesi diğer başvurularla ilgili kararını 2 Mayıs 2019’da verdi.

Akın Atalay, Murat Sabuncu, Güray Tekin Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Ahmet Şık ile birlikte gazetenin üç yöneticisinin hak ihlali başvurusunu reddetti.

Anayasa Mahkemesi 2 Mayıs 2019’da verdiği kararında bir tek Kadri Gürsel’in “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” ile “ifade ve basın özgürlüklerinin” ihlal edildiğine karar verdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Süreci

Gazetenin 10 yazar ve yöneticisi 9 Kasım 2016’da da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne hak ihlali başvurusunda bulundu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin incelemesi sürüyor.

Yeniden Yargılama Süreci

Tüm sanıklar hakkında yargılama 21 Kasım 2019’da İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden başladı.


Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden başalayan yargılamanın ilk duruşması belirlenen saatte başladı.

Mahkeme heyeti Ersin Öztürk başkanlığında üye hakimler Fatih Akgün ve Kürşad Bektaş’tan oluştu. Duruşma savcılığı görevini ise Korkmaz Gülsün yürüttü.

Duruşmada, Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Bülent Utku, Mustafa Kemal Güngör, Akın Atalay, Aydın Engin, Güray Tekin Öz, Hakan Kara (Karasinir), Musa Kart, Hikmet Çetinkaya, Murat Sabuncu, Orhan Erinç, Önder Çelik hazır bulundu.

Duruşma, kimlik tespiti ile başladı. Ardından mahkeme başkanı tarafından Yargıtay’ın bozma ilamının özeti okundu. Sonrasında mütalaa için söz alan duruşma savcısı, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin kararına karşı direnilmesini talep etti.

Savcının mütalaasının ardından mahkeme başkanı sanıklara, bozma ilamına karşı söz vereceğini, son sözü sonra vereceğini söyledi.

İlk olarak Kemal Gürsel söz aldı. Gürsel, “Savcının mütalaasını kabul etmiyorum. Yargıtay’ın bozma ilamına uyulsun” dedi.

Gürsel’in avukatı Köksal Bayraktar da, Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasını istedi. “İddia makamının mütalaası her yönüyle yanlıştır” dedi.

Akın Atalay söz aldığı sırada, mahkeme başkanı “Kaptan kim” diye sordu. Mahkeme başkanının sorusu gülüşmelere neden oldu. Avukatlar da, “Önceki mahkeme heyeti de aynı cümleyi kullanmıştı” diyerek, tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı “samimiyet olsun diye dedim” dedi.

Akın Atalay’da savcının mütalaasını kabul etmediğini, bozma ilamına uyulmasını istedi.

Avukat Bahri Belen “Savcının mütalaasından şu anlaşılıyor: Cumhurbaşkanı ve Bakanlar bu örgütü (FETÖ) biliyordu. Savcı aslında onları da suçlamış oluyor. Direnme istemenin hukuki bir dayanağı olmalı. Bir hasım mütalaası olmamalıdır. Savcılık, sanıkların lehine olan delilleri de toplaması gereken bir makamdır. Bu görüşü yok sayıyorum; abesle iştigal olduğunu düşünüyorum” dedi.

Ahmet Şık söz alarak, “Cumhuriyet komplosu, hukuki saiklerle açıklama yapılacak bir dava değildir. Mafyalaşmış bir siyasi iktidar, ona tetikçilik yapma rol ve görevini üstlenmiş bir yargı ve işbirlikçisi medya ortaklığıyla kurulmuş bir komplodur. Ama tüm yargılamalar boyunca söylenen tek doğru suç işlendiğidir. O suçu işleyenler burada sanık sıfatıyla bulunanlar değil komplonun ortakları olanlardır. Savcı bey mütalaasıyla komploya ve suça ortak olmaya devam edeceğini beyan etmiştir. Sizin vereceğiniz karar bu suça ortak olup olmayacağınıza dair tercihinizi belirleyecektir. Söyleyeceklerim şimdilik bundan ibarettir” dedi.

Avukat Can, davada durma kararı verilmesini istedi ve savcının mütalaasını kabul etmediklerini söyledi.

Aydın Engin söz aldı:

“Mütalaayı dinlemeseydim konuşmayacaktım. Savcının hazırladığı iddianameyi bundan önceki mahkeme kabul etmişti. Bu bir hukuk ayıbıydı. Galiba kendisi hukuk derslerinde pencereden dışarıya bakmış.”

Cumhuriyet eski avukatlarından Bülent Utku söz aldı ve “Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyon en başından beri siyasi amaçlı bir intikam operasyonudur. Yargılamanın hiçbir aşamasında bu değişmedi. Savcının mütalaasına karşı diyeceklerim budur” dedi. Mahkeme başkanının, “takdir mahkemenin diyorsunuz yani” sözleri üzerine Utku, “Hayır ben bir şey demiyorum” dedi.

Avukat Ergin Cinmen de “Ne yazık ki şimdi yine görüyorum ki hukukun amir ilkeleri yok sayılıyor. Bu davada suç teşkil eden fiilin ne olduğu belli değil. Ben böyle bir mütalaa beklemiyordum. Bu dava tarihe çakılan bir davadır. Lütfen artık Türkiye’yi kurtarın” dedi.

Gazeteciler Güray Tekin Öz, Hakan Kara, Musa Kart, Hikmet Çetinkaya, Orhan Erinç, Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik de savcının mütalaasını kabul etmediklerini, bozma ilamına uyulmasını talep etti.

Gazeteci Murat Sabuncu “Savcının mütalaasından anlıyorum ki gazeteciliğin üç yıldır yargılanma süreci bitmemiş. Yargıtay’ın kararına uyulmasını talep ediyorum” dedi.

Beyanların ardından son sözlere geçildi. Mahkeme Başkanı’nın “Türkiye’de yargılama yapmak zor tabii usul çok” sözleri üzerine salonda gülüşmeler oldu.

Mahkeme heyeti, sanıklardan son sözlerini soracağını söylemesi üzerine avukatlar duruma itiraz etti. Avukat Belen “Önce mahkeme karar vermeli, bozmaya uyulursa son söz verilmeli. ” diyerek usulü hatırlattı:

“Bozmaya uyulduğu takdirde adeta yeni bir yargılama başlar. Bu süreçte iddia makamının yeni görüşü, sanık avukatlarının varsa kovuşturmanın genişletilmesine ilişkin talepleri, yoksa esas hakkındaki görüşe göre son savunmalarını yapmalarına geçilir. Son söz sanıklara sorularak yargılama süreci sona erdirilir ve bundan sonra yeni bir hüküm kurulur. Bu bakımdan mahkemenin uyma ya da direnme konusunda karar vermeden sanıkların son sözlerini istenmesi usule uygun değildir.”

Avukat Ergin Cinmen de “Son sözlerin sorulması mantığa aykırıdır. Şu aşamada yeniden söz verilmesinin anlamı yoktur. Mahkeme önce karar vermelidir ve yargılamaya devam etmelidir. 40 yıllık avukatım bunu ilk defa gördüm” dedi.

Avukatların itirazı üzerine, mahkeme heyeti Yargıtay’ın bozma ilamını değerlendirmek için duruşmaya 5 dakika ara verdi.

Duruşmaya devam edildi. Mahkeme Başkanı avukatların itirazlarına yönelik açıklamasını yaptı: “Sanık avukatlarının bu talepleriyle ilgili bozmanın mahiyeti içeriği dikkate alınarak yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı noktasında ara bozmaya direnme noktasından sonra son sözün sorulamayacağı ve bu nedenle CMK’daki 216/3 aykırılık teşkil edebileceği kanaatiyle uyma ve direnme hususunun son sözlerinin alınmasından itibaren hükümle birlikte değerlendirilmesine karar verildi.”

Bülent Utku’nun avukatı Cinmen, mahkemenin kararının ihsas-ı rey (oyunu belli etme) olduğunu söyledi:

“Direnme kararı verecekseniz uygulama tam da bu şekilde olur çünkü. Mahkemenin ihsas-ı rey yaptığını düşünüyor ve heyeti reddediyoruz.”

Cinmen’in talebi “Duruşmayı uzatma amacıyla yapıldığı” gerekçesiyle heyetin reddi isteği mahkeme tarafından reddedildi.

Ardından sanıkların son sözlerine geçildi.

Kadri Gürsel: “Neye istinaden son söz söyleyeceğimi bilmiyorum. Hangi sona geldik ki söz açıklayacağım. Sonunda ne olacağını bilmediğim için direnme ve bozma kararına da uyumlu bir son söz söyleyeceğim. Sizden önceki heyetin sürdürdüğü yargılamada delilsiz, mesnetsiz iddianame karşısında ve kabul edilmesinin ardından yapılan yargılamada yaptığım tüm savunmanın özü AYM’nin lehime verdiği kararla çürütülmüştü. Yaptığımız bütün savunmalar Yargıtay kararına da yansımıştır. Aleyhimdeki hüküm mesnetsiz ve hukuksuzdur. Beraat yönündeki bozma kararına uyulsun.”

Akın Atalay: “Burada eski savunmalarımı tekrar etmeyeceğim, bunlar zaten dava dosyasında ama şunun bir kez daha kayıtlara geçmesini isterim. Bizleri, Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerini hukuka kanuna ve ahlaka ve mahşeri vicdana sığmayan gerekçelerle ağır bir şekilde mahkûm etmek istediler. Zaten bu davanın açılması ve bizlerin tutuklanmasının iki temel amacı var. Birinci amaç siyasi iktidarın uygulamalarının eleştirilmesinden; toplumdan gizlenmesi istenen bilgilerin haberleştirilmesinden hoşnut olunmaması, bunun için de gazete yönetiminin değiştirilmesiydi. Bir Pirus Zaferi’dir ama kazanıldı. Bugünün Türkiye’sinde medyanın acınılası hali bu davanın sonucudur. 18 Temmuz 2016’da Murat İnam tarafından açılmış bir soruşturmadır bu. Bizim hakkımızda FETÖ’ye yardımdan soruşturma açmış bu Savcı, hala FETÖ’ye üyelikten yargılanıyor. Tarihin bir cilvesi mi bilemem ama 18 Temmuz 2016’da hakkında soruşturma başlatılan Cumhuriyet Gazetesi’nde bu tarihten bir hafta önce “FETÖ ve hizmetkarları” diye bir yazı dizisi yayımlamıştı. (Atalay yazı dizisinden ayrıntılar verdi) ‘FETÖ ve hizmetkarları’ başlıklı yazının üstünden bir hafta geçmeden, bizler hakkında FETÖ’ye yardım suçlamasıyla, FETÖ’ye üyelikten yargılanan bir savcı tarafından soruşturma başlatıldı. Davanın bilirkişisine ilk yargılamadan sonra sosyal medya üzerinden bilirkişi olarak nasıl atandığını sordum. ‘Akın bey siz de biliyorsunuz. Bu bir devlet sırrıdır ve benimle birlikte mezara gidecektir’ dedi. Atanması devlet sırrı olan bir bilirkişi de gördük. İkinci amaç tüm yöneticilerin hapse atılması suretiyle diğer medya kuruluşlarına sopa göstermekti. Bu dava ile az önce belirttiğim iki amaca da ulaşılırsa artık böyle bir yargılamaya gerek kalmadığı görüşüne vardılar. Arkadaşımız Ahmet Şık yönünden, biz Ahmet’in yaptığı gazeteciliğin yakın tanığıyız. Bu davada onun mahkûm edilmesi hepimizin, gazeteciliğin mahkûm edilmesidir. Birlikte mahkûm olduk, şimdi de hepimiz için bir hüküm kurmanızı istiyorum.”

Ahmet Şık: “Cumhuriyet komplosu, hukuki saiklerle açıklama yapılacak bir dava değildir. Mafyalaşmış bir siyasi iktidar, ona tetikçilik yapma rol ve görevini üstlenmiş bir yargı ve işbirlikçisi medya ortaklığıyla kurulmuş bir komplodur. Ama tüm yargılamalar boyunca söylenen tek doğru suç işlendiğidir. O suçu işleyenler burada sanık sıfatıyla bulunanlar değil komplonun ortakları olanlardır. Savcı bey mütalaasıyla komploya ve suça ortak olmaya devam edeceğini beyan etmiştir. Sizin vereceğiniz karar bu suça ortak olup olmayacağınıza dair tercihinizi belirleyecektir. Söyleyeceklerim şimdilik bundan ibarettir.

“Bunları demiştim ama tutanağa olduğu gibi yansıması için tekrarladım. Yargıtay kararına ilişkin söyleyeceklerim, genel olarak doğru ama eksik olduğudur. Doğrusu yargılanan herkesin beraat ettirilmesidir. Şu eksik haliyle bile Yargıtay verdiği kararla sizden önce o koltuklarda oturanların, mahkeme başkanı Abdurrahman Orkun Dağ ve duruşma savcısı Hasan Bölükbaşı başta olmak üzere soruşturma ve kovuşturma aşamasında görev alanların hukukçu olmadığının tespitini yapmıştır. Aşağıda adaleti simgeleyen Themis heykelinin elindeki terazinin bir kefesinde yargı mensuplarının menfaatleri bir diğerinde haysiyetleri var. Yargıtay kararı aynı zamanda, sizden önce bu yargılamada görev alanların ve onları korumakla kalmayıp terfi ettirenlerin haysiyetlerini değil menfaatlerini tercih ettiğini de ortaya koydu. Hal böyle iken hukukun evrensel normlarını ve mesleğinin etik değerlerini menfaatlerine çiğnetmeyi tercih edenlerin, meslekte geçirdiğim 30 yıl boyunca tek bir ayıba imza atmamış olan şahsım hakkında gazeteciliğimi tartışmaya açmaları hakkı ve haddi değildir. Dolayısıyla bu komploda görev alanların da her kim olursa olsun yargı önüne çıkarılması gerektiği ortadadır. Son olarak eklemekte ve tekrarlamakta fayda var: Bu komplonun emrini veren siyasi iktidar da suç ortaklığı yapan yargı ve medyası da bilsin ki ne korkacağız ne de diz çökeceğiz.”

Aydın Engin: “En yaşlı değil ama en kıdemli gazeteci benim. Dolayısıyla mahkemenin vereceği karar hapsimize yönelikse şaşırmam, benim için farketmez. Çıktıktan sonra yine yazarım. Ama sizin için fark edecek. Bu sizin hukuk sınavınız. 27. Ağır Ceza’nın yeni heyetisiniz o nedenle ‘sınav’ diyorum. Daha önceki heyet hukukta sınıfta kaldı. Kolay gelsin.”

Bülent Utku: “Avukatım heyeti reddetti. 35 yıllık avukatım. Heyetinizin uyguladığı gibi bir usul görmedim. Dolayısıyla son söz olarak ne söyleyeceğimi bilmiyorum.”

Hakan Kara: “İddianamedeki iddiaların hepsini tek tek çürüttük. Tuhaf olan mahkeme bu açıklamalarımızı hiç duymamış gibi. Bu dava hukuk anlamında çok ilginç bir dava haline geldi. Bu dava hukuk tarihine geçecek ve hakkında çok kitap yazılacak. Geç gelen adalet, adalet değildir. 9 ay yattık çıktık. Şimdiyse ne olacağı belli değil. Yargıtay’ın kararı benim için mükemmel değil ama bir adımdır. Bu çerçevede de beraat kararı talep ediyoruz. “

Güray Tekin Öz: “Savcının mütalaasını kabul etmek mümkün değil. Yargıtay kararına uyulmasını istiyorum.”

Musa Kart: “Bir mizahçının hayal gücünü aşan bir döneme tanıklık ettik. Çağdaş hukuk devletlerinde insanlar yargılandıktan sonra hapis yatarlar bizde tam tersi oldu. Şu an ömründen aylar yıllar çalınmış bir gazeteci olarak özür bekliyorum.”

Hikmet Çetinkaya: “Suç işlemedim, beraatimi istiyorum.”

Murat Sabuncu: “Hemen her gece derin sessizlikte daha da yoğun yankılanan bir gürültüyle uyanıyorum. Pencereye doğru gidiyorum… İnsanlar… Sayıları her geçen gün çoğalan insanlar Ayaklarında prangalar onların çıkardığı şakırtıyla kendi mahallelerinde bir aşağı bir yukarı yürüyorlar Daha doğrusu ayaklarını sürüyorlar… Gözlerine bakıyorum, sıkı sıkı yummuşlar… Elleriyle ağızlarını kapatmışlar… Dilleri var konuşmuyorlar… Gözleri var bakmıyorlar… Kulakları var duymuyorlar… Ayakları var gitmiyorlar… Oysa… Yakınlarda bir yerde… Pek çok mahallede insanlar… Acı çekiyorlar… Haksızlığa uğruyorlar… Yoksulluk yaşıyorlar… Böyle zamanlarda… Görülmeyeni göstermek… Söylenmeyeni söylemek… Gidilmeyen yere gitmek şahitlik etmek görev olur… Eğer gazeteciyseniz… Özgür, bağımsız, tarafsız… Gazeteciler… Şahitlik etmek gerçekleri dile getirmekle görevlidirler… Bedeli ne olursa olsun… Meslek kıdemleri 30 ile 60 yıl arasında değişen Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri, şahit olduklarını, gördüklerini, duyduklarını, kimsenin etkisinde kalmadan kimseden emir almadan ve kimseden korkmadan yazıp çizdikleri için; 14 ile 18 ay arasında hapiste kaldılar. 3 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldılar… Şu an karşınızda duran isimlerin; kendilerinin ve ailelerinin; okudukları okullardan satın aldıkları-sattıkları evlere… Tüm hayatları boyunca yaptıkları banka hesap hareketlerine… 30 yıl evvel boşandıkları eşten 5 yaşındaki çocuklarına… Araştırıldılar… E mailleri cep telefonları evleri didik didik arandı… Gazetenin tüm kayıtları incelendi. Sonuçta; parkeciden pideciye tur şirketine telefon aramalarından suç yaratmaya çalışma kepazeliğiyle… Gazetenin haberlerinden kriminalize etme çalışmaları arta kaldı… Soruşturmayı üzerinde Demokles’in kılıcı sallanan bir savcıya açtırdılar… Ülkenin seküler, solcu gazetesinin solcu yöneticilerine FETÖ’den ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan bir savcı açtı davayı… Bilirkişi sosyal medya paylaşımlarında iktidar amigoluğu yapan hayatında gazetecilik yapmamış, bilirkişi listelerinde olmayan özel biriydi… Manşetleri çarpıtmaktan bile çekinmeyecek-arlanmayacak bir kişi… Yayın politikasını değiştirmek diye suç icat etmek de gerçek olmasa da tiraj düşüşü de suçlamalar arasındaydı… Uzun süren mahkeme maratonunda şahit adı altında toplananlar… Yargılananların gazeteci olduklarını hep söyledik ne suçu var, diyen toplama ekipten oluşuyordu… Biz yargılananlar… İçeride… Arkadaşlarımız dışarıda iki şeyin altını çizdik… Gazetecilik yaptık, gazetecilik suç değildir… Özgürlüğü sadece kendimiz için değil fikirlerinden dolayı demir parmaklıklar arkasında olan herkes için istiyoruz. Kısa bir süre içinde bu dava teknik olarak bitecek… Beraat edeceğiz ya da ceza alacağız… Ancak bu dava… Vicdanlarda asla sona ermeyecek… Hukuk fakültelerinde vaka analizi olarak okutulacak… Yargıtay 16. Ceza Dairesi davada hepimize beraat isterken meslektaşım arkadaşım Ahmet Şık için başka bir maddeden cezalandırma talep etmiş. Sayın heyet, Ahmet Şık sadece işini yapan, meslektaşı olmaktan gurur duyduğum bir isimdir. Bizim Ahmet’ten, Ahmet’in bizden bu davada ayrısı gayrısı olmaz. Ya ona da beraat verin ya bizi de onunla beraber yargılayın… Bitirirken… Bir ülkede; her üç gençten biri işsiz kalmışsa… İntihar vakaları yaşanıyorsa… Güçlü ülkelerin vatandaşları pazarlık masalarında tahliye olurken… Bu ülkenin Türk, Kürt vatandaşları içi boş iddianamelerle yıllarca hapsediliyorsa… Dışarıda yalnızlaşma içeride ötekileştirme yoğun bir şekilde yaşanıyorsa… Mutsuzluk umutsuzluk yayılmış yaygınlaşmışsa… Bir gazetecinin görevi… Bunları haber yapmak, konuşmak, söylemektir… Memleketi sevmek… Gerçekleri eğip bükerek günü kurtarmak değil… Gerçeklerle yüzleşerek geleceği inşa etmektir… Benim, sizin, hepimizin evlatlarının mutlu barış içindeki geleceği için… Bedeli ne olursa olsun gerçekleri söylemeye yazmaya devam edeceğim…”

Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi avukat Mustafa Kemal Güngör: “Tüm savunmalarımı tekrar ediyor ve mütalaayı reddediyorum. Bu dava hukuki değildir, Cumhuriyet’i susturmak içindir. Tüm medya ya gözdağı verilmek istenmiştir. Mütalaayla da bunu görüyoruz. Bu mahkûmiyet kararının yasal dayanağı yoktur. Basın ve ifade özgürlüğü hiçe sayılmıştır. Cumhuriyet’teki haber ve yazılar tamamen halkın haber alma hakkına uygun yapılmıştır. Bu yargılama keyfidir. Kolektif yargılama anlayışı sadece faşizm dönemlerine aittir. Burada kolektif yargılama vardır. Bir kez daha söyleyeyim soruşturmamızı kendisi FETÖ’den yargılanan bir savcı tarafından hazırlandı. Acaba size olsanız ne düşünürdünüz? Empati yapmanızı istiyor ve soruyorum. Haksız ve hukuksuz olarak özgürlüğümüzden 3 yıl çalındı. Bu davadan ben ve bir kısım arkadaşım toplam 13,5 ay hapis yattı. Bazısı 16, bazısı da 18 ay hapis yattı. Yargıtay kararındaki bazı değerlendirmeleri eksik ve yanlış buluyorum. Bunlar bir yana, mahkûmiyetin bozulmasını istedi. (Montesquieu alıntı yaparak) ‘Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yapılan tehdittir’. Yıllardır süren bu adaletsizliğe son verin. Adaletin olmadığı yerde hiçbir şey yoktur.”

Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi Önder Çelik, “Sadece ve sadece gazetecilik yaptık, bunlar suç teşkil etmiyor.”

Son sözler ardından mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere duruşmaya yaklaşık olarak bir saat ara verdi.


Mahkeme kararında, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı direnme kararı verdi. Direnme kararı ile birlikte tüm sanıklar hakkında verilen eski cezaları okudu. Dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilecek.

Kararla birlikte, Akın Atalay’a 7 yıl 13 ay 15 gün, Orhan Erinç’e 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu’ya 7 yıl 6 ay, Güray Tekin Öz’e 3 yıl 9 ay, Musa Kart’a 3 yıl 9 ay, Hakan Kara’ya 3 yıl 9 ay, Aydın Engin’e 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya’ya 6 yıl 3 ay, Ahmet Şık’a 7 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Mahkeme heyeti, Kadri Gürsel’in beraatine karar verdi.


Duruşma öncesi

Adliye girişinde gazeteciler ve yurttaşlar X-Ray cihazından geçirildi. Sanık ve gazeteciler, ana koridorda bekletildi. Duruşmanın görüldüğü salonunun bulunduğu koridordu. Ayrı noktada, girişleri engellemek için bariyerlerle kapatıldı. Avukatların geçişine izin verildi yalnızca.

Mahkeme salonu koşulları

Duruşma, adliyenin en büyük salonunda görüldü. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) için iki ayrı ekran kuruluydu. Duruşma salonunda sürekli olarak özel güvenlik bulundu. Duruşma salonunun dışında da sivil polis durdu.

Duruşmaya katılım

Duruşmayı, Cumhuriyet gazetesi eski çalışanları, gazetecilerin yakınları, DİSK-Basın İş, TGS, TGC, ÇGD, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), P24, milletvekilleri, uluslararası basın yayın organları, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Af Örgütü, RSF, Article 19, İstanbul Barosu izledi.

Gözlemler

Duruşmayı çok sayıda kişi izledi. Salonun dolması üzerine, dışarıda kalan gözlemci heyetler ve izleyiciler oldu. İzleyicilerin salona girebilmesi için içerdeki izleyiciler ve gözlemciler sıkışarak yer açtı. Açılan yerlerin dolması için güvenlik her seferinde “üç kişiyi gönder” diye, bariyerdeki güvenlik görevlisine bağırdı.

Her duruşma da çizerlerin salonda çizim yapmasına izin verilirken, bu duruşma izin verilmedi. Duruşma salonu görevlisi çizerlere, “ben ne diyorsam o olur burada” sözlerine gazeteciler tepki gösterdi.

Mahkeme heyetini sık sık duruşmada espri yapmak istemesi ve sanık gazetecilerle samimi bir dil kullanması dikkat çekti.

Karar arasında güvenlik görevlileri, gazetecileri koridordan çıkarmak istemesi üzerine tartışma yaşandı. Güvenlik görevlileri gazetecileri, “duruşmaya almayacağım” diyerek tehdit etti.

Cumhuriyet Newspaper Trial (Indictment)

Cumhuriyet Newspaper Trial (Reasoned Judgement)

Cumhuriyet Newspaper Trial (The Constitutional Court's Judgement)

Cumhuriyet Newspaper Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

Cumhuriyet Newspaper Trial (Notification of the Prosecutor's Office (CoC))

Cumhuriyet Newspaper Trial (The Court of Cassation's Judgement)

Cumhuriyet Newspaper Trial (The Court of Appeal's Judgement)